Podcast

202: Trend Spor: Dünya Kupası'nda Son 8, Galatasaray ve Fenerbahçe İkinci Yarıya Hazır, Alperen Şengün'den rekor

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Dünya Kupası'nın sadece spor izleyicisine değil, birçok kitleye hitap edebilme gücü; spor gündeminin temelinde yer almasını da sağlıyor. Dünya Kupası'nda çeyrek final eşleşmeleri belli olurken favori ülkeler ayrıştı.
Süper Lig'in favorileriyse bu boşlukta yaptığı kamplar ve maçlarla sezonun gidişatına odaklanırken Fenerbahçe maçlarından galip ayrıldı; ezeli rakibi Galatasaray ise iki maçını da kaybetti. Hepsi ve daha fazlası Trend Spor'da! Keyifli dinlemeler!




Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

6.783 kelime · ~34 dk okuma

Trendspor'dan herkese merhabalar. Dünya Kupası'nda çeyrek finalistler belli oldu. Son 16 turu maçları oynandı. Sürpriz sadece FAS'tan geldi. Onun dışında genel olarak favori takımlar kazandı. Dünya Kupası dışında süperlik ekiplerinin de, tabi diğer kulüplerin de hazırlık maçları devam ediyor. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın hazırlık maçlarına bakmaya çalıştım. Galatasaray'ın maçlarını canlı da izledim stat'tan. Onlara da değineceğim. Aynı zamanda Katar 2036'da olimpiyatlara da aday oldu.

Öncelikle bizim takımların hazırlık maçlarıyla başlayayım. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın bu dönemdeki hazırlık maçlarını izlemeye çalıştım. Galatasaray'ın maçlarını Stad'tan izledim. Önce Galatasaray ile başlayayım. Fenerbahçe'nin de oynadığı maçlara bakmaya çalıştım. Beşiktaş'a da baktım aynı şekilde. Galatasaray ve Fenerbahçe, İspanyol ekipleri Rayo Vallecano ve Villarreal ile birlikte küçük bir mini turnuva düzenlediler. Ve işte Galatasaray'ın sahası Neft Stadyumunda ve Fenerbahçe'nin stadında oynanan, ülkeler arasında oynanan maçlardan sonra Fenerbahçe'nin iki galibiyet aldığını görüyoruz. Galatasaray ise iki mağlubiyet yaşadı. Galatasaray'da tabii önemli eksikler vardı. Merkez orta sahasında işte Sergio Oliveira sakat, Místio'de grip oldu, hasta. O da oynamadı iki maçta. Torreira Dünya Kupası'nda yok, Mertens Dünya Kupası'nda yok. Merkez orta sahadaki önemli isimler, yani ilk 3 oyuncu, Torreira, Oliveira ve Mertens direkt ilk 11 oyuncuları yok. Onların ilk 7'i Mitsio da yok. İlk 4 oyuncu olmayınca Galatasaray ciddi bir düşüş yaşadı. Tabi Santrfour, Ricciardi de sakat. O da yok. Seferovic de Dünya Kupası'nda. Santrfour'da Gomis de bir yere kadar. 90 dakika çıkarma konusunda ciddi problemli zaten, onu hep konuşuyorduk.

O da yok. Kanat oyuncusu Rashid ise de sakattı vs. Nelson da stoperdi Dünya Kupası'nda. Muslera da yok derken son Başakşehir maçında ilk 11'de başlayan isimlerden sadece Abdülkerim Bardakçı mesela Raya Bayoka'nın maçında oynamıştı. Bu kısmen Villarreal maçında da böyle oldu zaten. Ve Galatasaray her iki maçta da ilk 20 dakikalarda

Transkriptin tamamını oku

Reyvay Cano'ya karşı da Vildarella karşı da. İyi başladı, baskılı başladı. Ama ne olursa olsun o baskının karşılığını oyuncu kalitesi olarak vermekte zorlandı. Yedek ağırlıklı ve genç ağırlıklı kadro. Sonuç itibariyle sonuçta La Liga takımına karşı oynuyorsunuz. Rakibin rotasyonu biraz daha kuvvetli. Sizin kadar sakat ve Dünya Kupası oyuncusu vermediği için. Ve sonuç itibariyle her iki maçta da ilk 20 dakikalardan sonra rakipler o baskıyı kırmayı başardı ve kazanmayı bildiler. Tabii bu orta sahadaki önemli eksiklere

Aslında şöyle bir durum ekleniyor. Mata ve Gomis hamle oyuncusu. Yani iyi hamle oyuncuları. Son 30 dakika girdikleri zaman iyi sorunlar çözdüler. İşte Mata'nın Başakşehir maçında girdi asist yaptı. Karagümrük maçında girdi gol attı. Güzel. Ama mesela Mata ilk 11 başladığı Kayseri maçında kötüydü. Çünkü ilk 11'i çıkarmak için iyi değil. Gomis daha da güzellerini yaptı. Sezon başında hatırlarsanız. Antalya maçında galibiyeti getirdi sonradan girerek. Ümraniye maçını yine sonradan girerek galibiyeti getirdi ama Gomis de ilk 11 başladığı maçlarda yetersizdi. Çünkü her iki oyuncu da 1'e 37 yaşında 1'e 34 yaşında 90 dakika oynayabilecek güçte gözükmüyorlar. Bu tabi şimdi ön alan baskısına da yansıyor.

Şiddetli ön alan baskısını bir Raşit Zayla yapması var Başakşehir'e karşı. E bir Gomis'le Matay'la yapması var. Arada tabii fark oluyor. Yine de ilk 20 dakika bunu başarıyorlar. Hocaların istediği gibi ama 20'den sonra takım düşüyor. Galatasaray her iki maçta da mesela geriden oyun kurarken hatalar yapıp goller yedi. Biliyorsunuz geçen sene Galatasaray'ın en çok yediği gol çeşidiydi bu. Geriden oyun kurarken yapılan hatalardan yenen goller. Hatta Taylan, Antalyalı ve Berkan bu yüzden çok eleştiriliyordu biliyorsunuz.

Bu iki hazırlık maçında da bunları gördük. Atik Feneroltu'nun hatasından Villarreal maçında gol yendi. Berkan'ın hatasından Raya Vallecano maçındaki gol yendi. Tabii ben bunu Vallecano maçından sonra basın toplantısında Okan Hoca'ya sordum. Takımın ön alan baskısı iyi, güzel ama geriden oyun kurarken hatalar yapılıyor. Vallecano maçında gol dışında rakibe verilen en net pozisyonda da kaleci Okan'ın geriden oyun kurarken bir hatası vardı. Onun dönüşünde karşı karşıya pozisyon oldu, kaçırdılar.

Bunu sordum yani geriden oyun kurarken problem neden kaynaklanıyor diye. Bu maçta oynattığımız orta saha oyuncuları Baran ve Berkan Kutlu geriden top istemeyi seven ve geriden oyun kurmak isteyen tipte oyuncular. Bu yüzden biraz daha oyun kurma odaklıydı takım dedi Okan Hoca ama Bu oyuncuların topu arkadaşlarıyla buluşturamama nedenlerinden bir tanesi de ön alandaki oyuncuların hareketsiz kalması dedi. Ön alandaki oyuncular dediği Bafetimi Gomis ve Juan Mata oluyor tabi ki. Orada bence doğru bir eleştiri. Bunu isim vermeden profesyonelce yaptı. Ama doğruydu. Bence bu iki hazırlık maçı Galatasaray için şunun da sinyalini verdi. Galatasaray için okuması gereken bir mesaj bu.

Eğer Icardi'nin sakatlığı uzun sürerse Seferovic'de satılacak mı, gidecek mi, gitmeyecek mi belli değil ki. Zaten o da formsuz. Böyle bir eksiklik var. Mertensize bir şey olsa falan ön tarafta Mata-Gomis Galatasaray'ı taşımakta zorlanabilir. Her iki maçta da hem Raiva'ya Kano'ya karşı hem de Villarreal'e karşı ikinci yarılarda Barış Alper Yılmaz mesela Center Forward'a oynadı. Zaten Gomis 90 dakikayı çıkaramıyor. Barış Alper de

Fizik kalite olarak çok daha iyi durumda olsa bile Center for Oyun bilgisinden biraz eksik gözüktü. Hatta bunu da basın toplantısında sormuşlardı Okan Hoca'ya. Okan Hoca biraz fazla kanatları açıldığını söylemişti Barış Alper'in. Barış Alper tabi biraz tecrübe açısından ve oyun zekası açısından biraz eksik kalabilen bir oyuncu. Galatasaray için bu iki hazırlık maçında öne çıkan isim ve en akılda kalacak isim Baran Aksak oldu tabi ki. Baran Aksak'a Galatasaray altyapısından yetişmiş bir oyuncu. Bu sezon başındaki hazırlık kampında da oynadığı oyuna dikkat çekiyordu Baran. Önümüzdeki ay 20. yaşını kutlayacak ve Baran bugüne kadar

Hiçbir resmi maçta ilkombir başlayamadı. Sadece iki resmi maçta Türkiye Kupası'nda sonradan oyuna girdi. Ve sadece 16 dakikası var Baran'ın. Hani bu kadar dikkat çekiyor, işte herkes bir şeyler söylüyor hakkında falan. Maçı yok çocuğun. Maalesef 18, 19, 17 yaşlarında da başka takımlara da kiralanamamış. Tabii o dönem pandemi dönemine de girdi. Ama tecrübesi çok eksik. Artık 20 yaşına gelmiş. Bir yandan Dünya Kupası'nı izliyoruz. Mesela Jude Bellingham'ı görüyoruz. 19 yaşında. Baran'dan 6 ay küçüktü Jude Bellingham. 200'ün üzerinde resmi bir maçı var. Borussia Dortmund'da. Yani Şampiyon Şip'ten Bundesliga'ya gitti. Şampiyon Şip, Bundesliga ve İngiltere Milli Takımı falan derken 200'ün üzerinde en üst klasmanda maça çıkmış Jude Bellingham.

Hadi diyebilirsiniz ki Jude Belling'in dünya yıldızı. Normal. Ross'a baktım mesela. Matthias Ross'a. Galatasaray'ın yaz döneminde Danimarka liginden transfer ettiği stoper Ross'a baktım. Ross 17 yaşından beri Danimarka'nın en üst liginde oynuyor. Ve geçen sene bu zaman 20 yaşındayken Baran gibi, Baran'la aynı yaştayken 100'ün üzerinde resmi maça çıkmıştı.

Biz maalesef genç oyuncularımızı hazırlamada, gençlerimize bir gelecek planlamada gerçekten çok eksik kalıyoruz. Bu tabi sadece futbolcuyla alakalı değil yani. Biz doktorumuzdan futbolcumuza, sporcumuza kadar tüm gençlerimize ihanet ediyoruz bence. 20 yaşına gelmiş bir genç oyuncunun hala resmi maçının olmaması ve hala kendisinden büyük potansiyel diye bahsediliyor olması ki ondan 6 ay küçük oyuncuların dünya pazarında coşuyor olması bizim adımıza felsefik açıdan bir problem yani işin temelinde bir problem yaşadığımız gözüküyor bence.

Baran pozitif anlamda öne çıkarken, negatif anlamda da öne çıkan isimler oldu tabi. Okan Koçuk çok hatalı goller yedi. Uzun zamandır oynamadıkça düşen bir kaleci Okan belli ki. Geçen sene Giresun'da devamlı oynarken iyi maçlar da çıkardı oluyordu. Fena değildi yani sezon geneline baktığımız zaman. Tabi ki hatalı goller de yemişti ama. Sezon geneline baktığımız zaman ortalama bir performans sergileyebilmişti. Ama ne yazık ki Okan oynamadıkça düşen tipte kalecilerden ve oynamadığı dönemde kötü goller yedi. Hatırlarsanız Galatasaray'ın daha önceki Milyarada oynadığı bir İstanbul Spor Hazırlık Maçı vardı. O maçta da Okan Koçuk çok hatalı bir gol yemişti. Mustara'nın ardından Galatasaray eldivenlerini almak için yetersiz olduğunu bir kez daha bence Okan gösterdi. Maçta da ıslıklandı. Ama henüz 20. 30. dakikada kaleciyi ıslıklamak çok iyi bir fikir değildi açıkçası. Tabii üzücü yani çok iyi hazırlık maçı. Çok erken bir dakikada protesto edilmesi. Bizim Okan'a hem çok güveniyoruz hem çok ihtiyacımız var. Ve Okan'dan beklentimiz yüksek. Biliyorsunuz kaleciler için çok zordur uzun zaman oynamayıp üst üste maçlar oynamak. Yani 3 günde 2 tane maç oynadı Okan. Bu tür şanssızlıklar olabilir. Her kalecinin başına gelen şeyler bunlar. Bizim yapacağımız yani her oyuncumuz olduğu gibi Okan'a da destek olmak. Ben saha içinde destek oldum. Taraftar'a da özellikler rica ettim kenardan. Yani Okan'a destek olmalarını istedim. İkinci yarıda da çok iyi bir oyun ortaya koydu Okan. Aslında yani Okan'ın burada bir meydan okuması da vardı. Yani ilk yarıda tamam hata yapabilir ama ikinci yarıda da aynı ciddiyet, aynı istekle çıktı. Çok iyi kurtarışlar yaptı. İlk maçta da Berkan ıslıklanmıştı. Onun da bir hatası olmuştu. Bu ıslık işi tabii benim hiç tasvip ettiğim bir şey değil. Mantıklı da değil bence. Takımı da düşüren bir şey çünkü.

Onun dışında Villarreal biraz fazla sertti ve Yunus Akgün ikinci yarının başında sakatlandı. Kapoe'de Kerem'e arkadan kasıtlı olarak sert girdi. Onu pek anlayamadım Villarreal niye bir hazırlık maçında bu kadar sert oynadı. Umarım Yunus'un sakatlığı ciddi değildir. Şöyle Yunus'la da konuştum. MR'a gidecek MR'dan sonra daha net belli olacak. Yani dizinde de ufak bir ağrı hissetti. Hani burada ne tür bir şey oldu. Bunu daha net bir şekilde MR'dan sonra bu akşam MR'ı çekecek.

Yani çok net, çok ciddi bir ağrısı yok ama bir şey hissettiğini söylüyor dizinde. Ama dediğim gibi MR'dan sonra net bir şekilde belli olur. İnşallah tabii ki önemli bir şey yoktur. Bu döneme biraz şanssız başladık. Üst üste gelen sakatlıklar bizi üzdü.

Kerem'in pozisyonda var olsa direkt kırmızı verilir çünkü kasten oyuncuyu arkadan basıyordu etiyen kapı. O yüzden o da bir hazırlık maçına biraz gölge düşürdü açıkçası. Çok anlayamadığım bir durumdu. Fenerbahçe'nin maçlarına biraz değineyim. Fenerbahçe'de ilk maçta Reyva'ya Kano maçında

Ferdi ve İsmail çok etkili gözüktüler. Herkes de ikinci yarının başında oyuna girdi ve takımın maçı çevirip galibiyet almasında önemli rol oynadılar. Serdar Dursun yeniden ilk 11'e dahil oldu. Jorge Jesus onu ilk 11'de oynattı ve çok süre verdi. Serdar Dursun da karşılığını verdi bence. İyi oynadı yani. Pedro çok kötü sakatlandı tabi. Joshua King'in kendisine çok iyi bir arapasına iyi hareketlendiği bir pozisyon oldu ve onda çok kötü sakatlandı ve sezonu kapatabilir. Tabi çok büyük bir ödem oluşmuş dizinde. O ödemin geçmesi ve işte ona bağlı olarak çekilecek MR'a göre durumu belli olacak. 2,5-3 ayı geçerse yani daha uzun bir sakatlık, sezonu kapatabileceği bir sakatlıkta

Bunun yabancı kuralından dolayı sözleşmesini dondurma durumu söz konusu. Sözleşmesini dondurursa tabii Fenerbahçe yeni bir santır formu alacak. Yoksa yabancı hakkını başka yerde mi kullanacak? Bunlar soru işaretiydi ki zaten fazladan iki yabancısı var. Başka takımlara da gönderemediği Bruma ve Lemos. Şimdi Bruma'nın kadroya tekrar dahil edilebileceği yönünde yorumlar vardı. Joshua King de Serdar Dursun demişken esas King çok iyi döndü tabi. Gollerle döndü. Çok da iyi döndü. Çok da etkiliydi. Şimdi Pedro'nun ayrılışı sonrası mesela sezon kapatması sonrası diyelim. King ve Serdar Dursun tekrar dahil olduğunda işte Joshua King, Serdar Dursun

Valencia var zaten, gol kralı ligin. Baçuay var, 4 tane forvetiniz var. Zaman zaman Rusya'da forvet oynayabiliyor. 4,5 diyelim. Hani 4,5 forveti var takımın zaten deyip stopere takviye yapmasının daha yüksek ihtimal olduğundan bahsediyordu sevgili Murat Zorlu SporSister'deki yayınında.

Açıkçası bana da daha makul geliyor. Çünkü forvet zaten Jorge Jesus'un oynatmak istediği oyun anlayışına yatkın forvetler var elinde Valencia, Joshua King ve Batshuayi. Hareketliliği olan ve statik olmayan forvetler Joshua King'de sağlam dönmüşken ve yabancı kuralından da dolayı stoper takviyesini önde görebilir gibi geliyor bana Jorge Jesus. Tabi bu iki hazırlık maçı şunu da gösterdi. Villarreal de yendi, Rabea Kanu'yu da yendi Fenerbahçe.

Fenerbahçe'nin Avrupa'da da grup lideri olmasını sağlayan daha geniş bir rotasyonu var. Ben hep sezonun başından beri yaptığımız podcastlerde de hep söylüyordum. Fenerbahçe'nin ilk 20-22 kişilik kadrosunun hazır olma seviyesi, fizik kalitesi ve genişliği diğer rakiplerinin önünde. Galatasaray'in falan önünde. Ama mesela Galatasaray'in de ilk 5-6 oyuncusunun kalitesi Fenerbahçe'nin önünde. Mesela Icardi kalitesinde bir center forward yok bence Fenerbahçe'nin. Mertens kalitesinde bir on numarası da yok. İşte Toreira'da mesela orta sahada net bir kalite, Beşiktaş'ta da aslında mesela Wegorst tipi Jetson vesaire kaliteli oyuncular var. Ama 20-22 kişilik ana kadroya baktığımız zaman, burada tabi George Jesus'un hakkını verelim, herkesin hazır olması ve herkesin katkı sağlaması konusunda Fenerbahçe'nin öne çıktığını görüyoruz. Ama tabii bu hazırlık maçlarında Galatasaray'da da çok sakat vardı. En çok Dünya Kupası'na oyuncu gönderen takım da 5 futbolcuyla Galatasaray'dı. Onların da yokluğu. Derken Galatasaray tabii çok yedek ağırlıklıydı. Fenerbahçe'nin daha güçlü rotasyonundan da bu hazırlık maçlarında yararlandığını görüyoruz. Tabii sezonun ikinci yarısı da Fenerbahçe bu açıdan yine avantajlı. Çünkü sezonun ikinci yarısında yani Dünya Kupası'ndan dönüşte birçok hafta çift maç haftası olacak. Fixture sıkışacak. Haftada iki maç oynayacak. Orada da bence Fenerbahçe'nin ilk 20-22 kişilik kadrosunun sağlamlığı ve formunda oluşu Fenerbahçe için sezonun ikinci yarısında da iyi bir avantaj olabilir. Jorge Jesus'un Fenerbahçe'si bu Dünya Kupası arasında iyi geçiriyor, görünüyor. Hatta Serdar Dursun'un yeniden kazanılması, King ve Mert Akan yandaşın sakatlıklardan sağlam dönmesi, goller ve asistler yapmış olmaları bunlar önemli.

İşte İsmail Yüksek'in tekrar iyi performansı. Ferdin'in bıraktığı gibi yine yüksek performansla oynaması. Fenerbahçe açısından güzel gelişmeler. Beşiktaş'ta bu arada Fatih Karagümrük'le bir hazırlık maçı yaptı. Bir bir beraber kaldılar. Genç oyuncusu Kerem Atakan Keskin ikinci yere oyuna girdi Beşiktaş'ın. O da golünü attı. Fenerbahçe'de İsmail gibi. Beşiktaş'ta da Kerem Atakan. Gençler iyi yani. Galatasaray'da da Baran dikkat çekti demiştim. Bu hazırlık maçlarından gençler pozitif faydalar çıkardılar. Üç büyüklerde de. Bugün de Belçika ekibi Şarlaroa'yla bu akşam oynayacak Beşiktaş. Aynı zamanda bir haber Fatih Karagümrük'te Caner Erkin serbest kaldı. Sözleşmesini feshetti. Bir sürpriz bir gelişme. Ve Beşiktaş'a gidebileceği düşünülüyordu ama Şenol Güneş bir açıklama yaptı geçtiğimiz gün ve Caner'le görüşmedim. Görüşseydim söylerdim dedi ama benim işimde değil dedi zaten görüşmek. Orada herhalde bir görüşmeler oluyordur çünkü Masuaku'dan da çok memnun değil Beşiktaş'a anladığım kadarıyla. Beşiktaş'a mı olur yoksa Caner Erkin Hatay'a Volkan Demirel'in yanına mı gider onu önümüzdeki günlerde göreceğiz herhalde. Öte yandan Salim Manav'ın haberi Fatih Karagümrük'te Burak Bekaroğlu da takımdan ayrıldı. Burak Bekeroğlu geçen sezonun ilk yarısında Farioli ile birlikte Hatay Spor'da güzel işler yapmıştı. Daha sonra Volkan Demirel ile birlikte de oynamıştı ama biraz düşüş yaşamıştı. Bu sene ise Pirlo ile pek anlaşamadılar. Son haftalarda yedekti de zaten. Pek iyi değildi sezonun ilk yarısında. O da serbest kaldı ve Salim Manav'ın haberine göre de Volkan Demirel'in yanına Hatay Spor'a o da transfer oldu. Açıkçası Caner Erkin'in de Hatay'a transferi beklenilebilir bir durum diyelim ve Dünya Kupası'na geçelim.

Dünya Kupası'nda çeyrek finaller belli oldu. Cuma günü Brezilya ile Hırvatistan 18'de oynayacak. 22'de de Arjantin-Hollanda maçı var. Cumartesi günü de yine 18'de FAS Portekiz. 22'de de İngiltere-Fransa. Bir çokları için erken final. Benim için de nispeten İngiltere-Fransa'nın

Bir tanesinin çeyrek finalde elenecek olması herhalükârda üzücü. Çünkü çeyrek finale kadar çok sağlam geldiler, dolu düzgün geldiler. Bir tanesi herhalükârda elenecek. Belki de çok hak etmeden erken elenmiş olacaklar. Oynadıkları oyun en azından yarı final görmeyi hak eden bir oyun olarak gözüküyordu. Güzel ayarlanmış fikstür. 18 maçları Brezilya, Hırvatistan ve FAS Portekiz biraz daha düşük beklenti ama

Arjantin, Hollanda, İngiltere, Fransa böyle en az yarı final kıvamında güçlü maçlar, 22 maçları. Cuma ve Cumartesi günü oynanacak bu maçlar. Biraz Son 16 turu maçlarına da değineyim. Hem gruplar hem Son 16 hızlı bir şekilde tamamlandı ara vermeden. İlk defa Dünya Kupası'nda iki günlük bir ara veriyoruz.

Açıkçası ben bugüne kadar ki maçlardan aldığım izlenim, formda isimlerin turnuvası oldu bu. Bunun da böyle olacağı zaten turnuva öncesinde hep konuşulan spor yorumcularının, yazarlarının hep söylediği bir şeydi. Çünkü ara yok ve Dünya Kupası'nda bir ara verilmiyor. Ülkeler bir hazırlık maçı dönemine falan girmiyor, yeni bir kamp yapmıyorlar. O yüzden bu turnuvaya formda oyuncularıyla giren ülkelerin başarılı olma ihtimalinin daha yüksek olacağı zaten tahmin ediliyordu. Yani atıyorum Portekizli oyuncular kendi kulüplerinde çok formda. gelecekler ve hemen bir hafta içinde başlayan maçlarla tekrar o formu yansıtabilecekler. Ama araya bir aylık bir hazırlık dönemi vesaire koysanız, sakatlıklar, tartışmalar, o formların tekrar düşme ihtimalleri falan o zaman çok daha fazla sürprize gebe oluyordu durumlar. Bu Dünya Kupası'nın hemen oynanıyor olması ve Kasım-Aralık ayı gibi tam böyle oyuncuların en form yakaladıkları, en güçlü oldukları dönemde yapılması bu turnuvadaki sürpriz oranını düşürdü.

Favori ülkeler çok da güçlü oldukları için hem kadro kalitesi olarak hem form düzeyi olarak çok fazla sürprizim yer vermeden kazanmaya devam ediyorlar. Tabi bu Kasım ayına kadar olan süreçte Avrupa Lig'lerinde iki takım çok ön plana çıkmıştı. Bir tanesi Benfica bir tanesi de Napoli. Burada Benfica'nın Dünya Kupası'na da ben küçük çaplı bir damga vurduğunu düşünüyorum.

Arjantin'de 21 yaşındaki orta savuncusu Enzo Fernandez ne zamanki böyle kadroya girmeye başladı o zaman Arjantin'in oyunu da bayağı iyileşti, gelişti. Öbür tarafta da Ramos da Portekiz'de ilk 11'e girdi ve İsviçre'ye karşı hat-trick yapıp şovunu yaptı. Tabi Ramos Ronaldo'yu kesip ilk 11'de oynadı ama bu Gonçalo Ramos bu sezon 21 maçta Benfica'da 14 gol 4 asislik oynuyordu tüm kuluvarlarda ve biliyorsunuz geçen sene Darwin Nunez'in yedeği gibiydi yani çok fazla süre bulamayabiliyordu yedekten vesaire giriyordu ve Darwin Nunez'i çok büyük paralara Liverpool'a gönderdikten sonra 20-21 yaşında Ramos'u koyup bu sene de ondan 21 maçta 14 gol 4 asislik performans almayı bildi Benfica klasik bir Benfica modeli Napoli'dekiler o kadar etkili olamadı maalesef. Benfica zaten hani klüp olarak müthiş işler yapıyordu. Oyuncuları da Dünya Kupası'na bu performanslarını yansıttılar. Napoli'dekiler öyle olmadı pek. Ama zaten hani İtalya Dünya Kupası'nda değil. O yüzden Napoli'deki İtalyanlar zaten oynayamadı. Orta sahada Angunista vardı, çok formda, çok etkili. Cameroon'da o kadar etkili olamadı. Hatta bu Sırbistan'la oynanan maçta onun bireysel hatası vardı. Kim Mijae'de Kore'nin durumuna çok mani olamadı Brezilya karşısında. Normal, gerçi son 16 turuna kalmış olmaları da bir başarı tabii ki. Napoli'yi öyle çok büyük etki edemedi belki ama Benfica'nın net bir Dünya Kupası'na yansıma yaptığını düşünüyorum. Biraz son 16 turu maçlarına da değineyim.

Hollanda Amerika maçıyla başlamıştı. Hollanda sürprize izin vermedi ki Amerika'da pekala sürpriz yapabilecek güçte bir takım. Genç, dinamik bir takımdı. Ama Dumfries damga vurdu. Blind de gol attı bu arada. Dumfries de hem gol hem asist. 2 Kanatbeck'i de yine 3-5-2'li bir düzende oynuyor Lewis Van Halen Hollandası. ve iki Kanatbek'i de gollerle damga vurdu. İşte birinin ortasına diğeri, diğerinin ortasına diğeri falan. Tam bir teknik direktör galibiyeti bu Hollanda için ve biraz Louis van Gaal'in hakkını da vermek lazım. Kadro kalitesi olarak mesela bir Arjantin, ne bileyim Portekiz, Fransa, İngiltere vs. değiller bence. Hollanda'nın en iyi dönemi değil. Çok çok daha iyi Hollanda kadroları hatırlıyorum ben geçmişte. Ama sağlam oynuyorlar, az şans veriyorlar rakiplerine ve net galibiyetler alıyorlar. Hep iki farklı net galibiyetler alıyorlar. Çok rakiplerine sürpriz yapma ihtimali vermiyorlar açıkçası. 71 yaşındaki Luis Van Halen'de son turnuvası bu bu arada. Last Dance. Tabii çok fazla Last Dance olduğu için işte Messi'nin son, Ronaldo'nun son falan. Luis Van Halen çok konuşulmuyor belki ama teknik direktörlük olarak bu Dünya Kupası'nda net farkını koyduğunu söyleyebilirim ben. Mesela Arjantin'de yendi Avustralya'yı. İkinci maç da onlarındı. Ama çok net sürükleseydi işte iki fark attıkları maçta 2-0'dan az daha turu tehlikeye sokuyorlardı. Aziz Beyic Messi'ye dönüştü biliyorsunuz bir pozisyonda. Sol kanatta gelişiyor Avustralya'da. Şimdi beraberlik arayışları. Aziz Beyic ceza sahası. Üst üste çalından gol pozisyonu. Son anda topluşlarda korner.

Geçen sene Giresun Spor'da oynayan ve senelerce de Süper Lig'de oynayan Aziz Beyic azdan müthiş bir gol atıp maçı Arjantinliler için krize sokmak üzereydi. Hani Hollanda kadar rakiplerini dizginleyemiyor Arjantin. Arjantin'in kadro kalitesi daha zengin, yapabilecekleri daha yüksek. Ve bu iki takım çeyrek finalde karşılaşacaklar. Ama bence Hollanda'nın teknik direktör etkisi orada daha net. Yani daha bir teknik direktör takımı Hollanda.

Ama Arjantin'de kadro kalitesi daha sağlam tabi. Bir de Arjantin'le ilgili şunu da düşünüyorum açıkçası. Turnuva yaşta Papu Gomez, Messi, Di Maria bütün tecrübeli 33-34-35 yaş yıldızlarıyla ön tarafta başladı Suudi Arabistan maçında Arjantin. Ama biraz ağır kaldı bu ön taraf ve Alvarez'in Manchester City'nin forveti, genç forveti Alvarez'in katılımı ile birlikte Arjantin çok daha etkili oldu. Mesela Lotharo Martinez'e göre Alvarez orada çok daha dengeleyici bir dinamizm katan yeri geldiği zaman Messi'nin, Di Maria'nın veya Messi ve Papu Gomez'in ikiliden bir tanesi oynuyor. Messi'nin yanında ya Di Maria ya da Papu Gomez. Bu iki kişiyi taşımak için yeri geldiği zaman bu genç forvet hamallık da yapıyor. Yani bir dış forvet gibi oluyor. Onlar yerine de koşuyor. Mesela Brezilya'da da bu konuyu birazdan konuşuruz. Neymar en mutlu olacağı kadroyu yaşıyor. Yani onun yerine de koşan çok ön alan oyuncusu var. Alvarez orada iyi dengeliyor. Alvarez biraz geç ilk 11'e dahil oldu. Ama iyi denge sağladı. Alvarez'den sonra Arjantin hücumu çok daha dengeli diyebilirim.

Fransa, Polonya'ya gelirsek Polonya zaten hani çok diş geçiremeyeceği belliydi. Arjantin'e karşı da çok etkisiz kalmışlardı. Çok net bir galibiyet tabii. Mbappe orada çok büyük oynuyor. Çok da eksiği vardı Fransa'nın. İşte Pogba sakattı. Kante yoktu. Benzema son anında sakatlandı falan. Aslında iskeletten Benzema, Pogba, Kante üçü birden eksik. Ama hep senelerdir diyoruz ya işte en geniş kadro, en zengin rotasyon. İşte futbolcu fışkırıyor diye Fransa'ya.

Onun avantajını yakaladılar. Ciro 36 yaşında olmasına rağmen tam böyle bir görev adamı ve Mbappé'yi parlatma konusunda da bir usta. Ve Mbappé de rüştünü ispatlıyor gerçekten. Müthiş bir oyun oynuyor.

Bu Fransa liginde olduğu için biraz göz ardında kalıyor bence ve 1-2 ay öncesine kadar Manchester City ile birlikte coşan Haaland onun çok önüne geçmişti. Nasıl işte Messi-Ronaldo rekabetinden söz ediyorsak gelecek 10 yılda da Haaland-Mbappe rekabetinden söz edeceğiz. ve bir iki ay önce Haaland sürekli her gün konuşulurken Mbappe pek konuşulmuyordu ama Dünya Kupası'nda yeniden vitrine çıkınca bu kez de Mbappe haklı olarak konuşuluyor. Ama burada tabi kariyer seçimleriyle ilgili de bir öz eleştiri yapması lazım bence Mbappe'nin. Bundesliga'da büyük bir lig ama Haaland mesela Bundesliga'da kalabilirdi, Bayern Münich'te kalabilirdi. Ama daha büyük bir vitrine, Manchester City'ye gitti bir challenge. Ve en çok izlenen maçlar ne olursa olsun Premier League. Ondan sonra da La Liga geliyor. Real Madrid veya Barcelona'da bir challenge. İngiltere'ye gitti Haaland ve hem de pas oyunuyla yatkın, daha önce İbrahimovic'in başarılı olamadığı Pep Guardiola'nın yerine gitti. Aslında riskli bir hamle yani. Tamam Manchester City müthiş bir takım ama Haaland'a uymayabileceği söylenen bir sistemle oynayan bir takımdı. Ve o challenge'ı kabul etti Haaland ve vitrine çıktı, parladı. Mbappe de çok özel bir oyuncu, çok kaliteli bir oyuncu. Yine Dünya Kupası'nda, yine vitrinde. 2018'de olduğu gibi yine parlıyor, müthiş işler yapıyor.

Bence bu lig bazında da artık kalitesini konuşturabileceği Premier Lig'lere transfer olsa fena olmazdı. Ama o konfor alanından pek çıkmıyor Mbappe. Yine de Dünya Kupası'na damga vuruyor. Hakkını verelim. İngiltere Senegal karşısında yine Fransa'nın Polonya'yı rahat yendiği gibi net bir galibiyet aldı. Ama burada Senegal de açık oynadı. Ve o yüzden de keyifli bir maç izledik. Hani Polonya kadar ezildiğini söyleyemem asla Senegal'in.

Fark olarak daha farklı yenilmiş oldular ama Senegal bence güzel bir veda yaptı. Kendilerini kutluyorum. Keyifli bir futbol ülkesi. Zaten son Afrika şampiyonu Senegal. Ve manede yoktu onlarda. Yapabildiklerini yaptılar. Güzel oynadılar. Kapalı oyunu çirkinleştirmediler. Olabildikleri kadar mücadele ettiler ve güzel bir veda oldu. İngilizler de dolu düzgün devam ediyor. Jude Bellingham orada müthiş işler yapıyor. Onda hakkını verelim.

Japonya-Hırvatistan maçına geçersek. Japonya en büyük sürprizi yapan takım oldu işte. Hem Almanya'yı yendi, elemiş oldu bir neviye. Hem İspanya'yı yendiler. Ama bu Dünya Kupası'nda tabii 3 günde bir maç olunca tabii bir yere kadar olabiliyor. Yani mesela 7-8 tane oyuncunuz var Bundesliga'da. Ve aslında iyi bir kadronuz var. Ama rotasyon da tabii çok önemli oluyor. Çünkü 3 günde bir maç yapıyorsunuz. O oyuncular yoruluyor haliyle. O sizi taşıyan 7-8 oyuncular. yoruluyor. O yorulan oyuncuları ikame edemediğinizde sürpriz bir yere kadar yani mesela Suudi Arabistan'da ilk maç Arjantin'e karşı tamam müthiş bir galibiyet aldılar ama devamı o kadar kolay olmayabiliyor. Japonya'da iki galibiyette evet Almanya ve İspanya ama üçüncü maç falan artık takım yoruluyor yani bir yerden sonra ve Hırvatistan'da ne olursa olsun güçlü bir kadro. Bir de tecrübeliler iş penaltılara kalınca çok daha sakin çok daha winner oyuncuları var ve aldılar bu maçı. Ama Japonya'nın gücü yetmedi, tükendiler en sonunda. Hırvatistan'a eğlendiler ama Hırvatistan'da bir sonraki maçı, mesela Brezilya. Ben çeyrek finallerde en net eşleşmenin, en favoriyle eşleşmenin o eşleşme olduğunu düşünüyorum Brezilya'dan dolayı. Brezilya, Hırvatistan'a karşı biraz güçlü gözüküyor ve Güney Kore'ye karşısında da öyleydiler. Sürklase ettiler.

Bence en güçlü oyunu da onlar oynuyor. Çünkü savunmayı da çok iyi yapıyorlar. Savunmayı en önden itibaren çok iyi yapıyorlar. Brezilya deyince hep şey diyorduk ya, yani bu çok yetenekli oyuncuları var ama işte ne kadar savunma yapıyorlar vesaire diye. Hatta ben 2006 Dünya Kupası'nı çok iyi hatırlıyorum. Kanal 1'de miydi neydi? Hatta düzenleniyordu. TRT1 dışında düzenlenen nadir Dünya Kupası belki bir tanedir. O Dünya Kupası'ydı. Bir özel kanalda yayınlanmıştı. O Dünya Kupası öncesinde şeyi hatırlıyorum.

O kanalda bir program vardı ve işte sokağa mı çıkıp sormuşlardı ya da spor yazarlarına sormuşlardı galiba. Böyle 10-15 kişiye turnuva öncesinde favoriyi sorulmuştu ve herkes Brezilya diyordu. İstisnasız. 15 yazarın 15'i birden falan Brezilya idi. Öyle Brezilya demişti. Öyle bir şeydi. Öyle bir video hatırlıyorum. Ama dünya genelinde de Brezilya çok favoriydi çünkü Kaka Milan'da 2006 yıllı Prime Kaka. 2007'de ve 2005'te mi şampiyon olmuşlar? Şampiyonlar Ligi şampiyonu oluyorlardı o yıllarda. İki defa üst üste mi olmuşlardı? 2005'te Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan yine Ronaldinho'ydu. Yine Prime Ronaldinho. Avrupa'nın hani top 3 oyuncusu varsa o dönem Ronaldinho, Kaká aynı kadrodaydılar. Robinho'nun Prime dönemi, Lyon'daki Juninho'nun işte Prime dönemi, Inter'deki Centrefour hani eski konsol oyunlarından hatırlarsınız işte o müthiş şutlar atan, Adriano İnter'deki

Prime dönemi ve bir yandan Ronaldo gibi, Roberto Carlos gibi, Lucio gibi tecrübeli oyuncuların da işte son dünya kupası. Kadro olarak müthiş bir kadroydu o Brezilya ve herkesin açık farkla kadro kalitesinden dolayı büyük favori dediği bir Brezilya idi. Ama Adriano mesela ne kadar formda olursa olsun, çok savunma yapmayı seven, çok kovalayan tipte bir center forward değildi. Tecrübeli Ronaldo da öyle, Ronaldinho da öyle, Kaka da öyle. Haliyle yani herkes yıldız. Hep söylediğim bir atasözü. Sen A, ben A, bu iğneyi kim sağa durumu? Futbolda çok şey yapar.

futbol tamamen bir dengi oyunudur ve bazı komutanları taşıyacak bazı askerler gerekir. Brezilya'da mesela şimdiki kadroda askerler de çok var. O kadroda herkes komutandı. İşte Zé Roberto'su, Ronaldinho'su, Kakas'ı, Juninho'su. Müthiş yetenekler ama az savunmacılar o dönemki kadro. Bu kadroysa çok güçlü askerler de barındırıyor ve Bilassa da ön hatta. Yani Richarlison

Hem iyi bir forvet hem de çok çalışkan bir forvet, çok güçlü bir forvet. Vinicius Junior ve Ralfinha, bir Real Madrid, bir Barcelona'nın genç yıldızı. Genç oldukları için, henüz böyle çok büyük yıldız mertebesine henüz ulaşmadıkları için, ki bence çok büyük yıldız, en azından Vinicius Junior çok büyük yıldız. Ama henüz o mertebede olmadıkları için yani 27-28 yaşlarına geldikleri zaman çok çok daha böyle Neymar havasında olacaklardır muhtemelen ama henüz 20'lerin başlarında oldukları için onlar çok asker oyuncular. Tabi Vinicius Junior da 18-19 yaşında La Liga'ya gelip işte Real Madrid'e geldiği için ona böyle Avrupa Futbolu da çok iyi aşılandı. Çok disiplinli, çok çalışkan oynuyor Vinicius Junior. Ve bu çalışkan oyuncular zaten ön hatta olduğu için Neymar çok rahat yani şu anda. Sağında Ralfinho, solunda Vinicius Junior, önde Richarlison. Canavar gibi koşturan, baskı yapan vesaire oyuncular ve Neymar şu an mesela çok rahat onları yönetme ve komutanlık yapma konusunda. Bir de çalışkan asker oyuncularınızın ön tarafta olması çok büyük avantaj. Çünkü arka taraftakiler zaten savunmacı. Yani zaten savunma ve önünde Casemiro, Paquete falan. Hani oradakiler zaten savunma yapmayı biliyor ama ön taraftaki oyuncularınız da asker olursa, onlar da savunma yaparsa işte bu Brezilya gibi yeteneğin yanına çok da iyi bir savunma ve güçlü bir presto koyabiliyorsunuz. Öyle olduğu için de Brezilya son derece komple bir kadro. Bu Brezilya bana biraz Daum'un Fenerbahçe'sini de hatırlatıyor. Mesela Daum'un Fenerbahçe'sinde Alex de Souza çok coşuyordu bildiğiniz üzere. Ama baktığınız zaman mesela Alex'in solunda canavar gibi koşturan Tuncay Şanlı oynuyordu. Sağ kanatta genç Serhat Akın, arkasında Apyah'ı Aurelio'su. Hani böyle bir Alex'i bir konfor çemberine almışlar ve her tarafındaki oyuncular saldırıyor. Aynı bu Brezilya gibi.

Ve 10 numarada da Alex çok daha rahat tabii ki oynuyor. Hani bu Hacı için de söylenir. İşte arkasında Okan, Suat, Emre. Önde Hakan sürekli pres yapan oyuncu. Hacı da mesela komutanlığını kolay yapmıştı o 96-2000 döneminde. Alex Theo Daum döneminde öyleydi. Neymar'da o komutanlık avantajını etrafında oynayan daha genç ve atlet ve çalışkan hücumcularla birlikte daha güzel sergileyebiliyor. Bu arada şeyde biraz şaşırtıcı tabi yani Brezilya'nın Santerfor'u, koskoca Brezilya'nın yani bence şu an için finalin en favorisi çünkü işte önleri açık.

o Brezilya'nın Center for Richarlison Tottenham'da yedek ağırlıklı kalıyor. Bunu da Dünya Kupası'nı izledikten sonra Premier League'i sürekli takip etmiyorum. Ara ara tabii izliyorum işimin olduğu için tabii ama devamlı takip etmiyorum. Premier League'i takip eden arkadaşlarıma sordum, bu Richarlison nasıl yedek kalıyor? Yani neyi eksikte yedek kalıyor diye. Biraz konteyle takışmış duyduğum kadarıyla. Biraz da birtakım sakatlıklar vesaire olmuş. O yüzden biraz sakatlık ve işte bu kontey durumundan dolayı yedek kalmış ama

Richarlison da gerçekten müthiş oynuyor ama yani dünya şampiyonu olacaklar belki. Dünya şampiyonu hem de Brezilya'nın forvetinin kulübünde yedek pozisyonda olması tabi biraz garip bir durum. FAS İspanya maçında son 16'nın tek sürprizi yaşandı ama FAS'ın kadrosunun da çok iyi olduğunu söylemek lazım. Sürpriz olmuyor zaten ama FAS'a da ne kadar sürprizlenir ondan da çok emin değilim. Çünkü sağ bekleri Eşref Hakimi, sol bekleri Mazraoui. Biri Paris St. Germain, biri Bayern Münih oyuncusu. Hakim Ziyeç oynuyor, Chelsea oyuncusu. Chelsea, Bayern Münih ve Paris St. Germain'den oyuncusu var adamların. Diğer yan roller de, mesela Sofiane Amrabat, Nordin Amrabat'ın kardeşi. Fiorentina'da merkez ortası alıyor. Çok da beğendim yani bu maçlarda izlediğimde. Kalecisi Bono, Sevilla'nın kalecisi. Center foru El Nesiri de Sevilla'nın center foru. Sonradan girenlere de baktım. İlk 11 zaten hep Premier League, Serie A ve La Liga. Bu 3 ligden ağırlıklı olarak. Sonradan girenlere de baktım, onlar da hep La Liga falan. Bayağı iyi kadro zaten FAS. FAS zaten 2018 Dünya Kupası'nda da oldukça iyi bir kadroya sahipti. Belhandalar vardı işte Galatasaray'dan, Fenerbahçe'den Dirar vardı. Bugün Marsilya'da olan Amin Harit var mesela. Sivas'tan hatırladığımız La Liga'da senelerce oynayan Faysal Fajr vardı o kadroda. Hatay'ı taşıyan, 2 sezondur taşıyan El-Kabi de o kadrodaydı. 2018 Dünya Kupası'ndaki kadrodaydı. Bugün Türkiye'deki oyuncu sayısı azaldı. Belhandalar falan yok artık. El-Kabi'yi de almamışlar ama yine aldıkları hep top 3'lik yani. Serie A, La Liga ağırlıklı ve İngiltere şampiyon şipten de var birkaç tane oyuncusu. Çok iyi kadroları var zaten Fas'ın. O yüzden çok büyük de sürpriz olduğunu söyleyemem. Tebrik ederim onları ve FAS bu arada Dünya Kupaları tarihinde çeyrek final gören 4. Afrika ülkesi oldu. 1990'da Cameroon, 2002'de Senegal ve 2010'da da Ghana. Afrika katasından katılıp çeyrek final yapan takımlardı. 2022'de de FAS bunu başardı. Kendilerini tebrik ediyorum.

Son olarak Portekiz-İsviçre maçı da çok etkileyiciydi. İsviçre'nin 6 tane yiyeceğini beklemiyordum. Hatta sürpriz yapmalarını bile bekliyordum. Çünkü İsviçre iyi bir takım, güçlü bir takım. Hatırlarsanız Euro 2000'de bu turda Fransa'yı elemişti adamlar. İsviçre hiç yabana atılacak bir ekip değil. Portekiz'de tabii Ronaldo yedek kaldı. Portekiz Ebola gazetesinde bir şey açılmıştı, anket açılmıştı. Tabii internet gazetesi. İnternet sitesinde açılan anket de %70'e yakın Portekizli Ronaldo oynasın mı oynamasın mı anketiydi bu. Ronaldo oynamasın seçeneğini tıklamıştı. Yani açıkçası yakından takip edenlerce işte 38 yaşına gelmiş Ronaldo'dan çok daha formda olan oyuncular olduğu ortadaydı. İşte o Benfica'lı Ramos az önce de bahsettiğim. Zaten müthiş formda işte Milan'dan Leao var zaten. Milan'ı geçen sene şampiyon yaptı adam o bile sonradan giriyor. Hani bu kadar iyi hücumcuların olduğu yerde illa Ronaldo'yu oynatacağız diye Dünya Kupası'nda hani sonuçta bir hazırlık turnuvası maçları değil bu yani Dünya Kupası. O yüzden Haked'in oynaması gerekiyor. Tabii ki geçmişi inanılmaz başarılarla dolu. Ronaldo'nun geçmişi bir numara yani.

Milli takımlar bazında bir numara. Ben Messi'yi öne koyarım futbol kalitesi olarak ama milli takımlar bazında Ronaldo'nun istatistiğine yaklaşabilmek bu dönemde imkansız yani. Pelelerin falan o işte bin gol attığı dönemler falan onlar başka tabii de hani son 20 yılda oynadığı milli maç sayısına oranla milli gol sayısı Ronaldo'nun inanılmaz gerçekten. Hani o yüzden Portekizliler ne kadar heykelin dikse azdır. Ama yedek bırakmanız gerekiyorsa da bırakmanız gerekiyor. Yani gerçekçi davranmanız gerekiyor. Sonuçta Ramos'a da haksızlık edemezsiniz. Yani sezonun bu bölümüne kadar olan performansı bambaşka. Daha üstte ise onunla oynaması gerekiyor. Lao için de aynı şeyi geçerli. Ben teknik direktörleri Fernando Santos'un

Hani bu tabii Ronaldo gibi bir oyuncuya sahip olmak ne kadar avantajsa bazı açılardan işte bu kadroyu kurmakla ilgili konulardan da bir o kadar da zorluk. Bu zorlukla ilgili bir sınav vereceğini düşünüyordum ki bir süredir veriyor zaten bu sınavı. Senelerdir veriyor değil mi hatta? 4-5 yıldır. Ve kritik bir eşikti bence Ronaldo'yu yedek bırakabilmek. Bunu da tabii 6 golli bir galibiyet gelince nispeten kazasız belasız atlattılar gibi gözüküyor. Bu küçük çaplı kriz yaratabilecek olayı.

Ve Ramos'un da tabii head trick yapması. Onlar adına çok iyi oldu. Şimdi eşleşmelere gelirsek son olarak. Hollanda-Arjantin eşleşmesi bana çok dengeli gibi geliyor. Hollanda'nın takım oyunu daha iyi oynadığını, teknik direktör katkısının daha net olduğunu söyledim ama Arjantin'de yıldız oyuncuları çok daha özel oyuncular bence. Kadro kalitesinden dolayı da Arjantin'in bir şeyi var. Ben çok ortadayım yani. Hiç sürpriz olmaz Hollanda'da, Arjantin'de.

Öbür tarafta Hırvatistan-Brezilya var. Bu bence en net eşleşme. Yani en favori ise en net olan eşleşme. Brezilya'nın yarı finale çıkacağını düşünüyorum Hırvatistan'ı eleyip. Hırvatistan zaten yeterince yıprandı, yoruldu. Brezilya'nı eleyeceğini düşünüyorum. Ve yarı final ya Arjantin-Brezilya ya Hollanda-Brezilya olacak gibi gözüküyor. Bence ikisi de çok keyifli olur. Daha önce 1998'de Hollanda-Brezilya yarı finalini hatırlıyoruz. Çok güzel bir maçtı o. Tafael'in penaltı kurtardı falan. Frank Deboer'lar vardı Hollanda'da. Onu hatırlıyorum. Çok güzel bir maçtı. Burada da yine Arjantin-Brezilya yarı finali de müthiş olur tabii. Ezeli rekabet. Hollanda-Brezilya yarı finali de çok güzel olur. Diğer tarafta İngiltere-Fransa ve Fasla-Portekiz'in eşleşmeleri var. Tabii bu taraf biraz daha Avrupa tarafı gibi. Diğer taraf biraz daha Güney Amerika tarafı gibi oldu. İngiltere-Fransa erken final. Kim elense üzüleceğim açıkçası. Ve çeyrek finalde elenmeyi hiç hak etmiyorlardı demiştim.

Diğer tarafta da Fass'la Portekiz'in eşleşmesini görüyoruz. Portekiz tabii kadro kalitesiyle de biraz daha formda gözüküyor ama Fass'ın oldukça sağlam savunma yapabildiğini gördük. Bakalım Portekiz'in hücum gücünü de pasifize edebilecekler mi? Biraz İspanya'ya karşı da bunu yaptılar, gruplarda da bunu yaptılar. Rakiplerini oynatmama konusunda Fass oldukça etkili. Portekiz'in o renkli ve güçlü hücumları ne kadar dizginleyebilecekler? Ne kadar oyunları kendi istedikleri seviyede oynatacaklar? Onu göreceğiz ama ben orada Portekiz'i biraz önde görüyorum açıkçası. Sanki İngiltere-Fransa maçını kazananın da bu taraftan finale yürüyeceğini düşünüyorum. Şimdi biraz Dünya Kupası haberlerine de değineyim. Güzel oluyor çünkü bu detaylara değinmek.

Öncelikle biraz Batı'nın ikiyüzlülüğüyle başlayalım yine. Son haftalarda hep gördük bunları. Şimdi daha önce Van Love konusunda Katar'ın kararına saygı duymaları gerektiğini söyleyen Fransız Futbol Federasyonu Başkanı vardı, Noelle Ogere. Bize bu güzel ortamı sunan Katarlı dostlarımızı üzmemeliyiz demiş.

Ama ülkemizde Van Love kol pazu bandının amatör maçlara kadar takılmasını rica ediyoruz demiş. Bu açıklama tam olarak onlar ne halt ederse etsin, biz kendimizi düzeltelim. Diğer ülkeler de ne yaparlarsa yapsınlar 200'lülüğünde. Hiçbir kapsayıcılığın olmadığı tam bir 200'lülük açıklaması. Tebrik ederim kendisini. Rusya'da Zenit forması giyen Lovran da yine şirin gözükmek için Ruslara sanırım. Rusya'nın Dünya Kupası'nda olmaması üzücü. Spor ve siyasetin ayrılması gerektiğini en iyi bilenlerdeniz. Bu ayrım burada da olmalıydı. Rusya halkı kesinlikle burada olmayı hak ediyordu demiş. O da bulunduğu lige oynadığı futbol ülkesine yaranma açısından açıklamalarda bulunmuş.

Ersenn Wenger maalesef hayal kırıklığına uğrattı beni ki Wenger artık 70'lerinde ve neden buna ihtiyaç duyuyor anlamak güç. Yaptığı açıklamada demiş ki Almanya milli takımı zihinsel olarak siyasi gösterilerden arınıp sağ içine odaklanmayı başaramadı bu yüzden elendiler. Fransa ve İngiltere çok daha sağdışı etmenleri düşünmüyor. Onlar kafalarını futbola veriyor. O yüzden başarılılar. Almanya ise sağdışına odaklandı. O yüzden elendi demiş. Yani sağdışına odaklandı dediği bir Almanların işte ellerini ağzına götürüp fotoğraf çekilmesi var. Yani bu ne kadar odaklanmış olabilirler? Onu da Wenger'e sormak lazım ama hayal kırıklığı bir açıklamaydı.

Bu açıklamalardan sonra tabii şunu da gördük. Gökkuşağı renkli pazubant takan Amerikalı bir seyirci stadyumdan çıkarılmış Amerika maçında. Bunların yansımaları da tribünlerde devam ediyor. Bilhassa bu ülkelerden açıklama yapan kişilerin kendi ülkelerinde böyle bir şeyi istemeyip, kendi ülkelerinde bu konulara hassasiyet gösterip, oraya giden vatandaşlarını korumuyor olmaları da beni ayrı bir şekilde şaşırtıyor diyeyim.

İran Amerika maçında başka gelişmeler de oldu tabi ki. Çok daha sert gelişmeler de oldu. İran Amerika'ya yenilince, İran'da bu durumu böyle coşkuyla kutlayan vatandaşlar da vardı. Bu gerçekten hani üzücü bir durum. Hani İran elendi, İran yenildiği için birçok İranlı vatandaş çıkıp Amerika'nın galibiyetini kutladı. Hani bir protesto tabii ki. Ve bu kutlamalarda İran polisi bir İran vatandaşını da başından vurarak öldürmüş. Ölen Mehran Samak aynı zamanda İran milli takım futbolcularından Said Ezzatollahi'nin de çocukluk arkadaşı çıkmış. aynı mahallede doğmuşlar ve çocukken aynı takımda oynamışlar. Ezzetollahi aynı takımda oynadıkları bir fotoğrafını paylaşmış ve bir gün maskeler düşer ve gerçekleri açığa çıkar. Gençlerimiz ve ulusumuz bunu hak etmiyor demiş çocukluk arkadaşınınla kendisinin fotoğrafını paylaşarak. Gerçekten çok üzücü ama biraz da pozitif haberlerden de bahsedeyim dünya kupasından.

Costa Rica-Almanya maçını Stephanie Frappard yönetti. Bu Frappard da Dünya Kupası'nda maç yöneten ilk kadın hakem ünvanını kazandırdı. Yardımcı hakemleriyle birlikte çok da iyi bir maç yönettiler. Biraz da açıklamalara geçelim. Szczesny Arjantin maçı sonrasında Polonya'nın gazetesi bir açıklamada bulundu. Messi'nin pozisyonda penaltı verilmişti biliyorsunuz. Hakem VAR'a gitmişti. O vara gidiş esnasında Messi'yle iddiaya girdiğini söylüyor. 100 Euro'ya iddiaya giriyorlar. Şezni hakemin penaltı çalmayacağını söylüyor. Messi de hakemin penaltı çalacağını söylüyor. Ve hakem penaltıyı çaldı. Ve Şezni de bu parayı Messi'ye ödemeyeceğini söylemiş. Herhalde çoktan Messi'nin de ihtiyacı yoktur o 100 Euro'ya.

Suárez bazı açıklamalarda bulundu. 2010 Dünya Kupası'nda hatırlarsınız Gana maçında işte Suárez eliyle penaltı yapmıştı, golü engellemişti ve sonra o penaltı kaçmıştı ve penaltılarla da Uruguay Gana'yı elemişti. Çok epik bir hikaye herkes biliyordur. Onunla ilgili bir soru sormuşlar ve Luis Suárez'e özür dilemek isteyip istemediği sorulmuş.

Suarez'de özür dilememe gerek yok. Bir oyuncuyu incitsem özür dilerim. Elimle topa dokundum, kırmızı kart gördüm ama penaltıyı ben kaçırmadım. Yaşananlar benim hatam değil demiş. Bence son derece haklı bu arada. Hatta Suarez işte bu Ghana'yı yendiler ama iki takım da iki ülke birden elendi. Ondan sonra da Suarez'le insanlar dalga geçti falan ama yani Suarez o pozisyonda kırmızı kart riskini aldı. Sonuçta kural dışında bir şey yapmadı yani. Kırmızı kart görmek kurallar dahilinde.

O riski aldı, kırmızı kart gördü ve penaltıyı da kaçırdı ganalı oyuncu. Yani orada Suárez yapması gereken şeyi yaptı aslında. Maç sonrası Suárez'in bir açıklaması daha vardı bu arada. Maç sonu sahada eşime ve çocuklarıma sarılmak istedim ancak FIFA'ya etkilileri araya girerek bunu engellediler diyor. Ki Suárez maç sonunda ağlıyordu yani baya duygusal bir an yaşıyordu elendikleri için. Geçen gün Fransız bir oyuncunun bunu yaptığını görmüştüm diyor. Fransa maçından sonra ailesine sarıldığını görmüş.

Demek ki Uruguay'ın bir medya ağırlığı olmalı ki çocuklarıma sarılabileyim. FIFA böyle bir şey demiş. Bu açıklamasında da haklı bence Luis Suarez. İki açıklamasında da son derece haklı buluyorum kendisini. Bu arada maçta da son derece etkiliydi bu yaşına rağmen. Galibiyetler rol oynamıştı ama Uruguay teknik direktörü biraz fazla ürkek ve son yıllarda gördüğüm takımını en durduran hocaydı açıkçası.

Bu arada tabii Uruguaylı oyuncular hakeme de büyük tepki gösterdi. Başta Muslera. Ama bence biraz haklıydılar da. Bence iki tane penaltısı verilmedi. Hatta yani VAR çağırdığı bir pozisyon için VAR'da gidip izleyip de penaltı kararı vermeyen bu turnuvadaki tek hakemdi. O yüzden biraz haklı bir tepkiydi açıkçası Uruguaylıların. Onun dışında da bir pozisyon vardı. Uruguaylı oyuncunun baldırına bir tekme gibi bir şey geliyordu. Belki istem dışıydı ama öndeki oyuncuya, baldırına vurulan bir hamleydi o. O pozisyonda ben penaltı olduğunu düşünüyorum açıkçası. İki penaltısı verilmemişti Uruguay'ın o maçta.

Bu arada Suudi Arabistan elendi ama Arjantin'i yendiler biliyorsunuz ve teknik direktörleri de yeniden ünlü oldu Herwin Reynald. Kendisi Beinsports Fransa'da yorumcu olarak kupaya devam edecekmiş. Yakışır diyelim. Fransa demişken Giroud Polonya maçında attığı gol sonrasında Fransa milli takım tarihinde 52 golle en çok gol atan oyuncu oldu.

Giro Henry'i geçmişti. 51 golü var Henry'nin. Antoine Griezmann'ın 42 golü var. 3. sırada Michel Platini'nin 41 golü var. Griezmann'ın da daha gollerini devam edebileceğini düşünüyorum. Griezmann da 31 yaşında. Biraz daha gol atabileceğini düşünüyorum açıkçası. 4. sırada Michel Platini var. 41 golle. 5. sırada Karim Benzema var. 37 gol. Bu biraz şaşırttı beni açıkçası. Yıllarca Fransa milli takımından aforoz edilmiş olmasına rağmen yine de 37 gol atmış olması Benzema'nın.

ne kadar büyük bir center forward olduğunu gösteriyor. 6. sırada 34 gollu David Trezega var. 7. sırada 33 gollu Mbappe bulunuyor. Mbappe henüz 24 yaşında ve çok büyük ihtimalle bu ciroların 52 gollu rekorlarını birkaç sene sonra silip süpürecek ve çok büyük ihtimalle çok uzun yıllar Fransa milli takımın en çok gol atan oyuncusu Mbappe olacak gibi gözüküyor.

8. Zidane'ın 31 golü varmış ve 9. sırayı da 2 oyuncu paylaşıyormuş. Papen ve Just Fontaine 30'ar golü varmış bu oyuncuların. Bu arada Katar demişken 2036 olimpiyat oyunlarına Katar'ın aday olduğunu görüyoruz yeniden. 2030 Asya oyunlarına da ev sahipliği yapacak Katar Doha kentiyle resmen aday oluyor 2036 olimpiyat oyunlarına.

Adaylılar arasında Türkiye'de bulunuyor. Türkiye, 2000, 2008, 2012 ve 2020'de de adaylık başvurusu yapmış ama hiçbirinden olumlu sonuç alamamıştı. En çok 2020'de yaklaşmıştık olimpiyatlara ama finalde Tokyo'ya 60-36'lık oy toplamıyla kaybetmiştik. İspanya'da Madrid'le birlikte 2036 adaylığını açıklamıştı ancak 2040 için çok daha net bir şansı olacağı yönünde öneri sebebiyle adaylıktan çekilmişti. Şu an için aday ülkeler Mısır, Güney Kore, Çin, Hindistan, Endonezya, Rusya, Katar, İtalya, İngiltere, Türkiye, Tel Aviv, Berlin ortak düşünülüyor. Ukrayna, Danimarka, Kanada ve Meksika şu an için aday olan ülkeler. Son haberimiz Alperen Şengül'den.

NBA'de 1000 sayı 200 asist sınırını geçen en genç pivot Alperen oldu. Bu gerçekten çok önemli bir başarı. Ve bu başarıya sadece 93 maç sonunda ulaştı Alperen Şengül. Bu sezon Houston Rockers'da çıktığı 21 maçta 14.9 sayı ve 8.6 rebound statistiğiyle oynuyor. Alperen'i kutluyoruz. Ve gelecek hafta yine sporun gündemiyle karşınızda olacağım. Dinlediğiniz için teşekkürler. Haftaya görüşürüz. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)