Podcast

196: Trend Spor: İngiltere Farka Koştu, Milli Takım-Guidetti Ayrılığı, Formula 1'de Sezon Değerlendirmesi

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Katar'da düzenlenmesi sebebiyle büyük tartışmalara neden olan Dünya Kupası sonunda başladı. Saha içi ve saha dışı gelişmelerle hareketli iki günü geride bırakırken Türkiye'nin voleybol gündemi de karışıktı. 2017'den beri Filenin Sultanları'nı çalıştıran Giovanni Guidetti ile yollar ayrıldı.
Formula 1'e geldiğimizdeyse 21 yarışlık devasa 2022 sezonu sona erdi. Sezonun panoramasını motor sporları spikeri Barkın Kızıl'la yaptık. Trend Spor başlıyor!




Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.610 kelime · ~23 dk okuma

Trenspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta Dünya Kupası başladı. Hızlı da başladı, özellikle İngilizler için. Dünya Kupası'nı konuşacağız. Ayrıca voleybol kadın milli takımımızda baş antrenör Giovanni Guidetti ile yollar ayrıldı. Buna dair gelişmeleri değerlendireceğiz ve son olarak da sevgili Barkın Kızıl ile birlikte Formula 1'de 2022 sezonunu değerlendireceğiz. Hadi başlayalım.

Dünya Kupası'ndan haberlerle başlayalım sonra maçlara da değiniriz. Van Lau kaptanlık pazubandı. Bildiğiniz üzere turnuva boyunca takmak yasaklandı FIFA tarafından ve takana sarı kart cezası veriliyor. Birkaç gün önce de maç esnasında alkol barındırdığı için bira içmek de yasaklanmıştı. Katara turnuvayı para için sattıktan sonra her konuda özgürlükçü ve eşit olduğunu iddia eden FIFA

Bu yasaklarla birlikte ikiyüzlülüğünü bir kez daha göstermiş oldu. Ekvator taraftarları Katar'ı yendikleri maçın devre arasında İspanyolca olarak bire istiyoruz diye tezahüratlar yaptılar. Bu haberlerin ardından İngiliz eski futbolcu ve şimdinin yorumcusu Gerineval da açıklamalarda bulundu. Fifa çok güzel bir oyun olan futbolun ne hale geldiğinin zavallı bir temsilidir dedi. Gerineval'ın sert açıklamalarını biliyoruz. Bu da onlardan bir tanesi oldu. Öte yandan İranlı futbolcular ülkelerinde yaşanan durumu protesto etmek için İran Milli Marşını okumadılar. Bu da oldukça çarpıcı ve cesur bir hareketti. Tebrik ederim kendilerini.

Transkriptin tamamını oku

Ve bizim arkadaşların whatsapp grubunda geçen bir tartışma bu bölüme yansıtmak istedim. Bir arkadaşımın eşi dünya kupasını izlerken şöyle bir soru soruyor. Antrenörler neden o ülkelerin vatandaşı olmak zorunda değil? Çok futbolla ilgili biri değil arkadaşımın eşi ama böyle dışarıdan baktığınız zaman son derece mantıklı ve evet ya neden değil soruları sorabilen birinin olması güzel ufuk açıyor.

Bu sorunun ardından WhatsApp'ta biz kendi aramızda biraz tartıştık. Ben dedim ki oyunun gelişimi için yabancı hocanın özgür bırakılma ihtimali vardır. Çünkü işte bundan 100 yıl önce İngilizler tarafından Avrupa'ya, Güney Amerika'ya vs. bütün dünyaya yavaş yavaş yayılmış bir spor bu ve daha gelişmiş olan ülkelerden antrenörlerin oyunun gelişimini yaymak için başka ülkelerde antrenörlük yapması öne açılmıştır diye düşündüm. Benim bu tezime arkadaşlar dedi ki öyle olursa o ülkelerdeki

Hocaların gelişimi de sekteye uğrar. Çünkü siz her önemli turnuvada, her büyük turnuvada kendi vatandaşınıza güvenip antrenör yaptırmazsanız, hep başka ülkenin, gelişmiş ülkelerin antrenörlerinden faydalanırsanız o zaman sizin antrenörleriniz de yarışmacı olamaz, gelişemez. Eh mantıklı. Bir diğer arkadaş dedi ki oyunun özü oyuncular, antrenörler o kadar önemli değil, o yüzden yasaklanmamıştır dedi.

Bu belki başlangıçta böyle olsa da bugün itibariyle hiç öyle değil. Hatta bugün ana faktör antrenörler oldu. Ben antrenörlerin skorlara ve oyunun kalitesine oyunculardan daha fazla etki ettiğini düşünüyorum. Messi ve Ronaldo'dan dahi Jurgen Klopp'un Pep Guardiola'nın daha etkili olduğunu düşünüyorum. Yani atıyorum Paris St. Germain 222 milyon euro verip Neymar'ı aldı ama Pep Guardiola'nın Manchester City'ye verdiği etkiyi Neymar Paris St. Germain'e veremedi.

Hala da bu konuda antrenörler verdikleri katkının çok daha azında maaş alıyorlar. Örneğin futbolcular, yıldız futbolcular, büyük futbolcular 50-60 milyon euro bandında maaşlar alırken daha 2-3 yıl öncesine kadar en iyi teknik direktörlerin maaşı 10-20 milyon euro aralığında kalıyordu ki bence onlar çok daha belirleyici başarı konusunda. Ama son dönemde onların da maaşı ciddi anlamda artıyor. Yani oyunun özü oyuncular. O yüzden oyuncular önemli, antrenörler önemli değil kısmına çok katılmıyorum. Son dönemde bence antrenörler oyunculardan da öne çıktı. Öbür tarafta biz bu konuyu tartışıyoruz. Tartıştıkça da araştırdık. Biraz da işin nereden geldiğini de öğrendik. Şimdi şöyle olmuş. İlk başta sömürge ülkelere ayıp olmasın diye işte Fransız hocaların Afrika ülkelerini çalıştırmasına izin verilmiş.

Benzeri İngilizler için de geçerli tabii. Ama yakın tarihte özellikle yerel kişiler bu konudan epey şikayetçi görünüyor. Afrika futbolunun çoğunda Avrupalı, beyaz teknik adamların futbolu bir yere ilerletmeden normalden çok daha fazla para kazanması eleştiri konusu olmuş. Özellikle Sven-Garon Ericsson ve fildişi sahilleri konusunda. Fildişi sahillerinin o altın jenerasyonu başarılı olamamıştı Ericsson döneminde. Orada baya bir eleştiri konusu olmuş bu.

Çünkü FIFA nezdinde antrenör böyle federasyonun yani kulübün işçisi ve futbolculardan farklı kanuna tabi tutuluyorlar. Ama bu da geçen seneden beri değiştirmeye başlanmış ve futbolcu gibi kontrat güvencesi almaya başlıyormuş yakında antrenörler. Federasyonlar kendi gelirlerini düşünerek büyük turnuvalarda başarılı olmayı amaçlamışlar ve bu yüzden ülkeyi Dünya Kupası'na götüren yerel bir hoca yerine turnuvayı yabancı hocayla oynamak son dönemde baya tartışılır bir konu olmuş ve insanlar artık bunu ırkçılık boyutunda algılıyor Afrika'da ve bir beyaz hocayı getirelim de turnuvada bir şey yapsın da para kazanalım diye düşünülmesinin son derece yanlış olduğunu savunuyorlar Afrika'da. Bu arada Ersen Wenger için de 2016 yılında İngiltere iddiaları biliyorsunuz ortaya atılmıştı ama kendisi yabancı dan milli takım hocası olmaz Fransa ile oynarsak garip olur diyerek bu teklifi reddetmişti. Yabancı hocaya sıcak bakmadığını söylemişti. Ben de biraz Ersen Wenger'e katılıyorum açıkçası. Ama şu anda Dünya Kupası'nda yabancı hocayla oynayan takımlara baktığımızda da hepsi hocaların devraldığından daha iyi bir FIFA sıralamasında. Öyle de bir ilginç durum söz konusu. Bu konuya girmişken son olarak Amerika-Galler maçında da ilginç bir gelişme vardı. Amerika adına gole atan Timothy Weah, efsanevi golcü George Weah'ın oğlu. George Weah'ı yaşı 30 üzeri olanlar bilir. Kendisi çok çok büyük bir golcüydü.

oğlundan da umarım oğlu onu geçer tabii de yani gerçekten çok büyük bir golcüydü. 1995 yılında Ballon d'Or'u almış bir golcüydü yani dünyanın en iyi futbolcusu seçilmiş bir golcüydü. Fransa Lig 1'de şampiyonluğu var Paris St. Germain'le birlikte 90'larda. Milan'la iki tane İtalya şampiyonluğu var 96 ve 99'da. Daha sonra Chelsea'ye gidiyor. Chelsea'de Lig kupası almış. 90'lara damga vurmuş. Zaten Milan-Galatasaray eşleşmelerinde ne kadar sağlam bir center forward olduğunu canlı olarak da izlemiştik o yıllarda. Ve George Villa şu anda Liberia'nın devlet başkanı. Ama oğlu da Amerika milli takımı için oynuyor. Bu da çarpıcı. Liberyalı, milliyetçi vatandaşlar bu konu hakkında ne düşünüyor onu da merak ettim maçı izlerken.

Şimdi sondan başlayarak maçları da konuşalım. Madem Amerika'yla başladık, Timothy Veyah'la başladık. Amerika-Gallier maçı böyle tecrübeyle gençliğin çarpışması gibiydi. Gallier'ın hocası Robert Page takımı ile birlikte en uzun süre geçiren hocalardan bir tanesi. Bir uyum var orada.

Paige 2017'den 2019'a kadar Galler'in 6 yaş milli takımlarını çalıştırmış. Sonra asistan menajer olmuş, sonra da hoca olmuş. Gerrit Bale takımın yıldızı, o 33 yaşındaki Gerrit Bale için kulüp takımlarında, mesela Real Madrid'de falan, zaman zaman sorumluluktan kaçtığı yönünde eleştiriler olduğu, hiçbir zaman o beklenen lider, beklenen büyük yıldız olma ile ilgili tam tatmin yaratamadığı, Zaman zaman çok iyi sezonlar oldu ama böyle işte Ronaldo'lar gibi, Cristiano Ronaldo'lar gibi takımı sırtlayan adam olmakta hep zorlandı Gareth Bale. Ama Galler'de öyle değil. Milli takımda başka bir liderlik gösteriyor. Hatta bu maçta da dikkat ettiyseniz bir top kaybı yaptı ve ondan sonra kendi yarı sahasına kadar yaptığı top kaybını kovaladı ve tekrar rakibin kontra hatanı keserek, top kazanarak takım savunmasına çok iyi bir yardım etmişti.

Penaltıyı aldı ve penaltıyı da çok iyi bir şekilde kullanarak takımına beraberliği de getirdi. Ve çok çok değerli bir beraberlik çünkü muhtemelen İngiltere'nin ardından ikincilik için Amerika ve Galler çekişecektir ve bu maçı kaybetseler de Amerika çok çok daha şanslı olacaktı bu konuda. Geret Beale dışında Aaron Ramsey var, o da 31 yaşında. Kalecileri Hanise'yi var, 35 yaşında.

Ve Tottenham'ın stoperi Ben Davies var. O da 29 yaşında. Genç oyuncular da var tabi ama bu tecrübeli iskeletin yanlarına serpiştirilmiş gençler bunlar. Hatta ikinci yanının başında giren Kiefer Moore çok uzun boylu bir centrifor. Bence çok etkili. Euro 2020'de de bence çok etkiliydi. O da 30 yaşında bu arada. İkinci yara o girdikten sonra Galler çok daha etkili oldu. Daha çok uzun top kullandılar ve Moore'dan sekenlerle pozisyonlara girdiler. Amerika'da böyle tam tersi bir şekilde çok genç ve hızlı bir takım ve Moore girdikten sonra uzun toplarla pek baş edemediler, taktik açıdan baş edemediler. Ve ilk yaradaki o fiziksel üstünlüklerini de kaybettiler. Tabi Timothy ve Yahya'yı söyledim ama işte Adams var. Yunus Musah var Valencia'dan, Juventus'tan McKennie var, Surgent var şampiyon şipte 9 gol attı. Çok atletik, genç ve dinamik oyuncular bunlar. Biraz tecrübesizlikten dolayı aslında aldıkları maçı ellerinde tutamadılar. Çok amatör bir penaltı yaptılar ve maç beraber sonuçlandı.

19 seansına gelirsek Senegal ile Hollanda karşı karşıya geldi. Bence tam bir beraberlik maçıydı. Ama çok basit bir hata sonucu burada da. Amerikalı Stopper'in yaptığı gibi burada da Mendy'nin hatası sonucunda Hollanda maçı kazandı.

Afrika ülkelerinde biliyorsunuz senelerdir bir kaleci sorunu var. İşte çok büyük yıldızların olduğu drogbalı fildişilerde bile kaleci işte Fransa'nın naltliklerinde falan oynuyordu. Afrika ülkelerinde böyle kaleci çok çıkmıyordu maalesef. Afrika'da son yıllarda çıkmış en kariyerli kaleci Mendy. Düne kadar işte Chelsea'nin birinci kalecisiydi. Fakat çok kötü bir hata yaptı. ve o hata sonucunda da maç Hollanda'ya döndü. Aslında ortadaydı maç yani. Hatta Hollanda'nın gol öncesinde Senegal'in 3. bölgeye kadar topu getirdiği ama son pası ve son şutu atamadığı pozisyonlar var. Aslında biraz da Franky de Jong'un yaptığı o ortayı yapamamak da yani biraz teknik eksiklik de Senegal'in bu mağlubiyetinde rol oynadı. Senegal ile Hollanda arasında zaten öyle bir fark var. Yani Senegal belki fiziksel olarak toplamda daha iyi ama teknik olarak

Bu ölçüşemiyor. Hollanda gibi teknik oyunculara sahip değil. Hollanda o yüzden daha zengin. Yani hem Dan Fries gibi Senegalliler gibi fizik kaliteye sahip bir oyuncusu da var ama hem de Frenkie De Jong gibi bir oyun kurucusu da var. Senegal'in en iyi oyun kurucusu Gana Gea'ydı. O da net bir pozisyon yakaladı ama gole çeviremedi.

Hollanda pek etkili olamadan kazandı. En azından İngilizler gibi bir etki bırakamadılar. İngilizler 16 seansında müthiş bir galibiyet aldı ve İran'a 6-2 yendiler. Harry Maguire biliyorsunuz çok eleştiriliyor Premier League'de. Ama Southgate bence onu oldukça iyi kullanıyor. Son olarak Euro 2020'de de finalde kaybetmişlerdi biliyorsunuz. Bence o turnuvada da çok çok iyiydi. Hatta yarı finale kadar gol yememişlerdi. Bu maçta da onu kullandılar. Lukášov'un iyi ortalarını kullanıyorlar. Lukášov'un kornerlerinde Maguire'in kafalarıyla başladı. Bir kafası direkten döndü. Sonra Sakai'ye indirdi. Asist yapmış oldu. İkinci golü öyle attılar. İlk golde yine Lukášov'un kaliteli ortasını görüyoruz. Jude Bellingham kafayla perdeyi açıyor. Jude Bellingham'da zaten yok yok bu arada tabii. Hem kafa var hem fizik kalite var hem teknik var. Tam bir komple orta sahincisi.

Ona geliriz ama iki Beck'ine de değinelim, Shove'a değinmişken. Sağ Beck'indeki Trippier de oldukça iyi ortacı. İki tane iyi ortacı Beck'i var İngilizlerin ve hem Harry Kane hem Merkez Orta Sağdan gönderdikleri Jude Bellingham'la kenar ortalara oldukça iyi vuran bir takım. Bellingham tabi bu sezona da fırtına gibi başlamıştı Borussia Dortmund'da. Henüz 19 yaşında ve Orhan Oluca geçtiğimiz programlarda da onu konuk etmiştim biliyorsunuz. Bunda İstiklal'i Türkiye'de en çok takip eden, en iyi yorumlayan yorumcu bana göre. Onun için Neymar'ın transfer rekorunu kırabilecek tek isim olarak söylüyor. 19 yaşında olmasına rağmen Borussia Dortmund formasıyla 100 resmi maçı devirmişti geçtiğimiz günlerde ve henüz 19 yaşında olmasına rağmen kaptanda yaptılar kendisini. Birmingham'dan gitmişti oraya ve Birmingham'dayken de 10 numarayı istiyor hocasından. Ve hocası da sen sadece 10 numara değilsin, aynı zamanda çok çok iyi bir 8 numarasın ve hatta 4 numarasın diyor. O yüzden 10 artı 8 artı 4 senin numaran 22 olsun diyor. Ve Hugh Bellingham o yüzden 22 numarayı giyiyor.

17 yaşında Birmingham'dan ayrılırken de formasını da emekli ediyorlar. Öyle de etkisi var, çok genç yaşında olmasına rağmen. Tabii kenar oyuncuları Saka ve Sterling'in de hakkını verelim. Çok güzel goller attılar, çok çabuk oyuncular. Markayı dilememeleri, rakipleri delik deşik etmekte çok çok önemli bir rol oynuyor. Sterling'i de zaten senelerdir çok beğeniyorum ben açıkçası. Zaman zaman eleştirilse de gerçekten müthiş bir tehdit. Son olarak da açılış maçını konuşalım.

Ekvator çok rahat kazandı. Bu kadar da rahat kazanmasını beklemiyordum. Arada çok büyük bir kalite farkı var. Asya şampiyonu olmuştu Katar geçtiğimiz yıllarda. Bu kadar fark olmasını beklemiyordum. Belki kendi ülkelerinde diye çok heyecanlandılar mı? Bu kadar kötü bir Katar beklemiyordum.

Ama bir yandan ekvatoru da beğendim. Sanki ekvatorun fizik kalitesi de biraz Katar'ı ezmiş gibi geldi bana. Yani ekvator da boşu boşuna işte Kolombiya gibi Paraguay gibi oldukça kaliteli futbol ülkelerini geride bırakıp Güney Amerika'dan bilet alan ülke boşu boşuna olmamış yani. Özellikle altı numaraların da Mendez'i çok beğendim.

Çok garanti oynadı, tam bir süpürücüydü ve %98'lik pas isabet oranıyla oynadı. Yani sıfır top kaybı ve hep doğru oyun, hep garanti oyun. Oldukça iyi yani. Galatasaray'daki Torreira'yı andıran bir kısa boyu ve çok çabuk tam bir yangın söndürücüydü. Sağ bekleri çok iyiydi ama zaten gank kapmış onu Belçika'dan. Sağ kanatları etkiliydi. Ona da baktım o da La Liga'daymış zaten. Valladolid'de oynuyormuş.

Zaten baya iyi takımlar yani. Golcuları da Süper Ligin gol kralı Valencia. O da formunu sürdürdü. Hatta o sayılmayan gol tam bir Süper Lig golüydü aslında. Tam bir Ener Bahçe golüydü. Ener Valencia'nın enleriyle Fenerbahçe'yi birleştiriyorlar ya böyle Ener Bahçe diyorlar. Tam öyle bir goldü. Offside'dan sayılmayan gol. Jorges'un duran top taktiği bu. İşte topun dibine böyle bir tokat atıyor. Arka direğe iki tane uzun boylu oyuncuyu gönderiyor.

O uzun boylu oyuncuların indirdiği topa da Ener Valencia cesaretle sokuyor kafayı ve gol geliyor. Zaten o pozisyona da dikkat ederseniz biraz tekmeye yine kafasını sokuyor. Tabi bu Valencia için kolay ama çok daha tehlikeli pozisyonlara kafasını sokmuşluğu var. Bana biraz bu Valencia'nın bu kadar çok sakatlanmasında bu durumun da etkisi var gibi geliyor açıkçası. Çok cesur bir oyuncu çünkü.

Hatta belki gençler hatırlamaz, Harry Kiwell vardı Galatasaray'da. O da böyleydi. O da böyle rakibin tekmesine, sert girişine hep kafayı, ayağını vs. sokardı ve darbeye bağlı o da çok sakatlık yaşardı. Tabi Kiwell'ın fizik

Şeyi de bu kadar böyle güçlü, kaslı, sert bir vücudu olmadığı için, biraz da yumuşak bir vücudu olduğu için Kivill'in sakatlıkları çok daha ağır olmuştu ve o da kariyerinde o sakatlıkları yaşamasaydı zaten çok büyük ihtimalle Premier Ligi'n bile büyük futbolcularından bir tanesi olarak noktalayacaktı kariyerini. Biraz Valencia ve Kivill'in yüksek cesareti ve bu tip karambollerden gol çıkarma yüzdesi birbirlerine benziyorlar. Bu arada bu maçın ardından ilk kez ev sahibi takım turnuvanın açılış maçında mağlup olmuş oldu Dünya Kupası'nda. Tabii turnuva düzenliyor diye turnuvaya direkt katılım hakkı elde etmek de hiç mantıklı değil. Böyle mahalle maçı kuralları gibi uyduruk kurallar. Sonuçta 1930'larda değiliz yani Dünya Kupası'nın ilk düzenlendiği senelerde değiliz. Böyle bir gelenek varsa bile bu geleneklerin de yani bir mantığı kalmıyorsa terk etmek konusunda çok da tutucu olmamak gerek bence. Yani hak edip turnuvaya katılma bileti almıyorsa sırf düzenliyor diye katılmasın yani bir ülke. Katar illa düzenleyecek diyorsanız yine düzenlesin ama Katar milli takımı illa orada olmak zorunda değil bence yani. Oraya katılmayı hak eden başka bir Asya takımı, başka bir Afrika takımı varsa o katılsın. Yani bu bazen zamanın ruhuna aykırı oluyor bazı gelenek diye tutturduğumuz şeyler. Şu anki zamanın ruhunda bu kadar büyük bir rekabet varken, bu Dünya Kupası biletini almak için takımlar bu kadar kıyasaya bir çarpışma içindeyken, sırf turnuvayı düzenliyor diye Katar'ın orada çok daha kalitesiz bir oyun sergilemesinin ne turnuvaya bir faydası var ne Katar'a bir faydası var. Saçma sapan bir uygulama.

Bu bölümün başında değindiğim yabancı hoca konusu da benzer aslında biraz buna. Yani geçmişte 100 yıl önce, 80-90 yıl önce Afrika ülkelerinde veya bazı Asya ülkelerinde futbol gelişmediği için Avrupa'dan bir teknik adamı getirmek ve oyunu öğretmek bir mantığı anlaşılıyor. Senegal'in 2002 Dünya Kupası'nda çeyrek final oynamış bir sürü futbolcusu var. O futbolcular daha sonra İnter'de falan oynadı 2000'li yıllarda. Inter seviyesinde işte Avrupa seviyesinde antrenmanları da gördü, teknik adamlığı da gördü. Onlar artık üst düzey futbol eğitimi ve antrenmanları yaptırabilir düzeydeler zaten yani 1930-40'larda değiller yani. İşte birçok Liberyan devlet başkanı George W. H. de yani siz de. Diğer Afrika ülkelerinde de böyle çok büyük futbolcular vardı. İlla hala o ülkelere İngiltere'den, Fransa'dan teknik adam getirmek şart değil bence. 80'lerden, 90'lardan birçok eski futbolcu gayet üst düzey. Antrenmanı da gördü.

En üst düzey futbolu da gördü işte. Ceycei Okoço'lar. Barsizer Germen'de oynadı Nijerya'nın. Gidip de 90'lardan Okoço gibi bir Amokachi gibi büyük yıldızlarına antrenör yapabilir, teknik adam yapabilir. İlla gidip de Fransa'dan, İngiltere'den, Orlanda'dan hoca almak zorunda değiller bence artık. Zamanın ruhuyla bazı şeylerin değişmesi bana mantıklı geliyor diyeyim ve Guidette diye geçelim.

Türkiye Voleybol Federasyonu'nun resmi internet sitesinden bir açıklama yapıldı ve denildi ki 2017 yılından bu yana milli kadın voleybol takımımızda baş antrenör olarak görev yapan Giovanni Guidetti ile yapılan görüşme sonrasında karşılıklı olarak yolların ayrılmasına karar verilmiştir. Guidetti yönetiminde biliyorsunuz büyük başarılar elde etti milli voleybol takımımız ve beklentiler de yükselmişti ama son turnuvalarda hep benzer şekilde elenmemiz, karar setlerinden hep eli boş ayrılmamız bu yolculuğun sonunu hazırlamış gibi görünüyordu zaten. Son 3 yıllık süre zarfında yaptığı seçimler de oldukça tartışılıyordu Guidetti'nin. Bildiğiniz üzere Fenerbahçe Opet'in başarılı liberosu Gizem Örge, bir dönem hem vakıf bankta hem de milli takımda Guydetti ile çalışmıştı ve ikisinin arasının kötü olduğu biliniyordu ve milli takıma seçilmiyordu. Guydetti ayrıldıktan sonra ilk röportajda görev gelmesi halinde seve seve milli takıma katılacağını söyledi.

Vakıfbank'la birlikte çalıştıracağı milli takımın da İtalya olmasına kesin gözle bakılıyor şimdi. İtalyanların Mazzotti ile yolları ayıracağı düşünülüyor ve Guidetti'nin de oraya gideceğine dair söylentiler yükseldi. Milli takımın başına kimin geçeceği de şu an belli olmasa da iki isim öne çıkıyor. Bunlardan ilki İtalya'dan Davide Mazzotti.

Mazzotti İtalya'dan ayrılırsa milli takımın başına geçebilir. Yani Guidetti ile bir yer değişimi söz konusu olabilir. Diğer aday da Eczacıbaşı'nın koçluğunu yapan, aynı zamanda Hırvatistan'ı da çalıştıran Ferhat Akbaş. Ferhat Akbaş da bir milli takımın başına geçerse Hırvatistan'daki görevinden de ayrılmak zorunda kalacak.

Guideddin'in milli takım karnesinde iki tane Avrupa üçüncülüğü var, bir tane FİVA Milletler Ligi ikinciliği var, bir tane FİVA Milletler Ligi üçüncülüğü, bir de yine FİVA Milletler Ligi dördüncülüğü bulunuyor. Aynı zamanda 2020 Tokyo Olimpiyatlarında da çeyrek final oynamıştık Guideddin ile birlikte. Son olarak Formula 1'de 2022 sezonu tamamlandı. Zaten şampiyon da belliydi. Takımlar da şampiyon da belliydi. Sezon içinde de konuşmuştuk zaman zaman Mali'yle. Şimdi Barkın'la genel bir sezon değerlendirmesi yapacağız. Barkın Kızıl hem Esports hem de Eurosports'ta motorsporları spikeri olarak görev yapıyor. Aynı zamanda Digital Racing YouTube kanalının da Formula 1 yorumcusu kendisi. Barkın selamlar, hoş geldin. Selamlar, hoş bulduk. Seni ilk defa konuk ediyoruz. Çok teşekkürler öncelikle. Direkt giriyorum konuya. Formula 1'de sezonu noktalamış olduk. Açıkçası şampiyon haftalar öncesinden belliydi. 2022 sezonu senin hafızanda ne şekilde yer edecek? İlk sorum bu. Hoş buldum öncelikle. Teşekkür ederim davet ettiğin için. Geçtiğimiz yılın o acayip adrenalin dolu bize verdiği o imajdan sonra nispeten daha sakin bir sezon olduğunu söyleyebiliriz bunun. Bu sezonu daha çok Max Verstappen'in üst üste ikinci şampiyonluğuyla ve acaba bu iş bir hanedanlık kurmaya doğru mu gidiyor mesajını bize verdiği sezon olarak hatırlayacağız.

Belki uzun böyle 5-6 yıllık bir dominasyon dönemininde hani o başlangıcından sonraki ikinci temel taşına atan o temele bir kat çıkan sezonu olarak hatırlayacağımız bir sene olduğunu söyleyebiliriz. Bir yandan Mercedes'in tabii çok uzun zamandır buraların hakim olduğunu ifade etmek lazım. Geçtiğimiz yıl sürücüler şampiyonasını kaybetseler de takımlarda şampiyon olmuşlardı. Onlar hiç ortada yoktu. Sezonun çok büyük bir kısmı onların geri dönüp dönemeyeceği üzerine de

Geçti. Herhalde bu iki günden başlığı bu sezon şöyle bir geriye dönüp baktığımızda hatırlarda kalanlar olacak gibi gözüküyor. Sezon başında sürpriz denebilecek sanırım Ferrari galibiyetleri vardı. Fakat sonradan işler biraz yokuş aşağı gitmeye başladı onlar için. Sence sezonun kırılma noktası neydi Ferrari için? Abi şöyle, Ferrari'nin başındaki o üst akıl diyebileceğimiz Mattia Binotto çok enteresan bir adam. Bir süredir takım gerçekten korkunç gidiyor. Hatta çok uzun bir süredir, öyle söylemek lazım. Ama biraz böyle arkasında ev yanarken o camdan dışarı bakıyor gibi. Ferrari'nin mücadeleci olmak gibi bir hedefi olduğunu düşünüyor. Şampiyonluk gibi bir hedef. Sanki Ferrari koymuyormuş gibi davranıyor.

Bu bence aslında hani baştan sona Ferrari'nin neden şampiyon olmadığını anlatıyor. Öte yandan şöyle de bir enteresan bilgi var. Yanlış hatırlamıyorsam 2017'den beri olması lazım. Sezonun ilk yarışını kazanan hiçbir sürücü şampiyon olmamış.

Ferrari'de de Sherlockler kazanarak açmıştı sezonu. Bu sezonun sonunda da yine Max Verstappen'in şampiyonluğuyla bitmiş oldu. Ferrari için kırılma ne zaman oldu diye sorarsan, biraz aslında bir noktadan sonra lastikleri iyi idare edememeye başladılar ve böyle peş peşe çok farklı noktalardan hata yaptıkları bir dönem var. Bir işte araçlarda mekanik problemler yaşadıklarını gördük. Pit stoplarda, stratejilerde büyük saçmaladıklarını gördük.

Öyle bir dönemden geçtikten sonra da tekrar zaten yukarıya dönemediler. Verstappen'i biraz zirvede yalnız bıraktılar. Bir de bu süreçte Mercedes toparlandı. Neredeyse de Ferrari'den ikinciliği de alacaktı ama sezon yetmedi ona. Güzel. Ben de biraz Mercedes'le ilgili soracaktım.

Ya iki sezon önce işte o efsane sezonda Lewis Hamilton neredeyse şampiyon olacakken geçtiğimiz sezonu yarış kazanamadan tamamladı. Bu bir kere bana benim gibi biraz uzaktan takip edenlere çok acayip geliyor. Ama George Russell'la bir zafer kazanmayı başardılar son anda ve sezon başındaki görüntüden ziyade sezonu bitirdiğimiz noktada bir gelişim de söz konusu Mercedes'te. Seneye tekrar böyle bir şampiyonluk mücadelesi verebilecekleri umudu oluşmaya başladı mı izleyicilerde ne dersin? Mutlaka oluştu. Zaten mesele Mercedes olduğu zaman onların üstünü hiçbir zaman çizemiyorsunuz. Bu sezon yani neredeyse ilk üçün dışında kalmaya yakın görüntülerde sergiledikleri oldu. Ama kimse sezon sonunda Mercedes buralarda olur ya da daha aşağılarda sürünür diyemedi. Herkesin beklentisi

ne zaman geri dönecekleri yönündeydi. O soru işaretini kafalarda yaratıyordu Mercedes ne kadar kötü durumda olursa olsun. Sen zaten bahsettin Hamilton'la alakalı. Kariyerinde ilk kez bir sezonu yarış kazanamadan bitirmiş oldu ve bu sezonda takım arkadaşı Mercedes'e yeni katılan Hamilton'a göre çok daha genç. Her ne kadar Formula 1 tecrübesi olsa da Hamilton'la kıyas kabul edemeyecek bir seviyede tecrübesi bulunan George Russell'ın da hem yarış kazandığını hem Hamilton'ı bu anda geride bıraktığını gördük. Yani Russell Hamilton'ı yendi bu sezon. Bu işte çok önceden kestirilebilecek bir durum değildi açıkçası. Eşit şartlarda çok çok uzun süre sonra takım arkadaşına yenilen bir Lewis Hamilton vardı. En son bu yenilgiyi tattığında takım arkadaşı Nico Rosberg şampiyon olmuştu.

Sonra da bir daha ben bu Hamilton'la uğraşamam diyerek tamamen Formula 1'i bırakmıştı. Ama çok şey dramatik bir kırılma değil mi bu? Bu sezon bekleniyor muydu böyle bir şey? Normal mi ya da? Yok. Önceden kestirmek hiç mümkün değildi. Sezon açıldığında zaten büyük bir şok oldu. Sezonun açıldığındaki gördüğümüz resim Ferrari en hızlı, Red Bull onlara yakın ama yarım adım kadar geride ve dayanıklılık problemleri yaşıyor.

Mercedes ise bu sene dalgalanma problemi diye tabir ettiğimiz, otobülin düzlüklerde özellikle dışarıdan baktığınızda net bir şekilde gözüken bir zıplama sorununu doruklarda yaşadığını gördük. Bu çok etkiledi Mercedes'i. Diğer bütün takımları etkiledi ama Mercedes için daha da büyük bir unsurdu. Bir de otobül tasarımında çok radikal bir seçime gitti Mercedes. Side pot dediğimiz otobülin kenarındaki, iki kenarındaki tasarımı neredeyse sıfıra indirdiler.

Bu çok uzun süredir görülmemiş bir şeydi ve Mercedes'e neler getireceğini kestirmek de çok mümkün değildi. Aynı şekilde takımda, mühendislerde piste otobili çıkarmadan her ne kadar rüzgar tünelinde testler yapsa da böyle bir sorunun bu denli bir yük olacağını öngörememişlerdi. Zaten biraz da sezon hikayesi buradan çıktı Mercedes için. Bütün bunun getirdiği o dezavantajı, o problemleri önce sıfırlayıp sonra işte tekrardan hız kazanmak ve öndeki ikiliyle başa çıkmak üzerine bir maceraya atılmış oldular. Ama bunu kesinlikle önden görmek ve Mercedes'in üstünü çizmek açıkçası mümkün değildi. Herhalde kimse Mercedes'in şampiyonluk mücadelesinde olmamasını beklemiyordur sezon başlarken. Sezen'un en unutulmaz iki yarışını seç desem hangileri geliyor aklına?

Çok zor bir soru sordun şu anda. Beni ciddi bir şekilde yakaladın. Hemen şöyle bir düşünelim. O kadar çok kırılma noktası oldu ki sezonda. Şimdi aralarından seçim yapması çok kolay değil. Herhalde bir tanesi için son yarıştan

bir önceki mücadele olan Brezilya'yı söyleyebiliriz. Çünkü sürpriz bir Mercedes galibiyeti geldi işte. Hani bu Mercedes galibiyetinin sürpriz olmasının aslında yarattığı etkiyi de biraz gösteriyor. George Russell yarış kazanmış oldu. Bu önemli bir yarıştı ve bu yarışın hikayelerinden bir tanesi de Fersapen'in takım arkadaşı Perez'in şampiyona ikinciliğine oynarken Fersapen tarafından yardım görmemesiydi.

Ve telsiz mesajlarında Ferstapen'e, aslında Perez'e yol vermesi söylendi. Bunu biz de duyduk izleyici olarak. Ferstapen ise ben bu yolu veremem, pozisyonu vermememin sebebini de yazın, size anlatmıştım, daha fazla sormayın demesi çok acayip soruları beraberinde getirdi. Perez'in Monaco'daki sıralama turlarında Ferstapen'in ilk sırayı alacakken yaptığı kazanın bilinçli olup olmadığı dedikodularını gündeme getirdi. Oradan veriler ortaya çıktı.

Çok büyük bir ihtimalle Perez'in gerçekten bilerek kendisini duvara vurduğu ve seansı bitirdiği gibi bir çok kuvvetli söylenti ortaya çıktı ve Red Bull'un çalkalandığı dedikoduları bir anda tabii ki peyda oldu. Bu enteresan bir yarıştı açıkçası. Dönüp uzun zaman sonra hatırlayacağımız bir yarış oldu diyebilirim. Evet biraz entrikalarla dolu bir gerçekten yarış oldu. O anlamda bu yarışı unutmak çok kolay olmaz. Bir diğer yarış şöyle bir düşünelim hangisini seçelim. Ya açıkçası ben biraz sezon başına da gitmek istiyorum. İlk yarışta o Red Bull'un olmama şokunu seçeceğim galiba Bahrain'de. Her ne kadar sezon çok daha yeni başlamış olsa da geçtiğimiz yıl tabii ki ve hatta ondan önceki yılları da belki biraz katabiliriz. Red Bull'un iki otomobille yarışı bitiremeyeceğini ve Ferrari'nin duble ile başlayacağını birisi söyleseydi biraz inanmazdık. Hani en kibar tabirle öyle söyleyeyim. Çünkü şey oldu, sezon açıldı. İki Red Bull aracında da peş peşe problemler ortaya çıktı. İlk yarışta

Yani dedi ki ne oluyor? Red Bull iki otobüyle birden bu problemi yaşıyorsa bu kronik bir problem olabilir. Çok kısa bir süreçte de çözmezlerse de her ne kadar sezon uzun olsa da acayip bir dezavantaj elde edebilirler. Tamamen böyle bir tablo ortaya çıkmıştı Ferrari'nin de hızıyla beraber. O yüzden hani sezonda bizi neyin beklediğini de gösteren bir yarış olarak ben açılış yarışını Bahreyn Grand Prix'sine seçeceğim. Güzel seçimler, güzel de açıkladın. Son olarak o zaman ağzına sağlık. Sebastian Vettel ile bitirelim. Efsane bu sezon kariyerini noktaladı. Onun hakkında söylemek istediğin neler var? 4 kez şampiyon tabii ki. İstatistiksel olarak tarihin en büyüklerinden bir tanesi. Onun da dışında bu 20 sürücülük

grid'in en özel isimlerinden bir tanesi olduğunu da ifade etmek lazım. Özellikle de kariyerinin son dönemlerinde biraz daha aslında pistin üstünde yaptıklarıyla ve yarışçılığıyla konuşulmaktan ziyade Formula 1 sürücüsü olma kimliğinin ona verdiği tanınırlıkla, görünürlükle neler yaptığını konuşmamız lazım. sürekli olarak dünya üstündeki birçok probleme dikkat çekti. İşte çevreden adalet anlayışına, eşitliğe bunların hepsinin önde gelen savunucularından bir tanesi oldu ki gerçekten sorusunu beraberinde getiriyor. Madem çevreyi korumak istiyorsun neden Formula 1 gibi çevreye en çok zarar veren spor dallarından bir tanesinin içindesin sorusunu beraberinde getirebiliyor.

Buna çok güzel bir cevabı var. Yani o olmasa burada zaten başkası onun yerinde olacak. Fakat Fether buradayken kendi mesajını milyonların önünde çok güçlü bir şekilde verebiliyordu. Bu görünürlük önemliydi. Bir yandan sosyal medya kullanmıyor böyle bir çağda. İlk sosyal medya hesabını Instagram'da emeklilik videosunu atmak için oluşturdu.

Bu da böyle enteresan bir noktaydı bence Fethel için. Aile yaşantısı hep genelde basından uzak tutmaya çalıştığı bir yönü oldu. Zaten emeklilikte biraz ailesiyle ve büyümekte olan çocuklarıyla vakit geçirme isteği de muhtemelen etkili olmuştur. Bir de o da bir Ferrari aşığıydı pek çokları gibi. Ve o da bu Ferrari aşkından dolayı aslında kariyerinde biraz düşe uğradı. Yani bunu söylemek lazım. Red Bull'da üst üste 4 yıl şampiyon olduktan sonra idolü Mihal Schumacher gibi o da Ferrari'ye gelip orada şampiyon olmak istedi. Orada şampiyonlukları kovalamak istedi. Ama bir türlü Ferrari birlikteliğinden bir şampiyonluk çıkmadı. Hatta Ferrari'den ayrılırken de biraz ötekileştirilmiş, yalnızlaştırılmış ve küsmüş bir Fetel vardı. Zaten sezon içindeki performansları da çok fazla hatayla beraber gitmeye başlamıştı. Son bir zar attı Aston Martin takımına katılarak. Orada da çok istediği gibi bir otomobil bulamadı kendisine, kafaya oynayamadı.

ve çok parlak bir kariyeri nispeten de olsa ortalarda belki biraz aşağıya yakın bir şekilde bitirmiş oldu ama her zaman çok özel bir isim olarak hatırlayacağız. Hatta pek çok emekli olan ismin arasında da onun vedasını muhtemelen daha uzun yıllar hafızalarımızda tutmaya devam edeceğiz gibi gözüküyor. Teşekkürler, teşekkürler. Bu bizim en iyi röportajımızdı. Ama çok teşekkürler. Çok iyi iki yıl, çok iyi bir çoğu insan. Ve çok daha iyi bir araba istiyorum. İki yılın en iyisiyle. Teşekkürler. İki özel insanı teşekkür etmek istiyorum. Antti. Bu yıllar için teşekkürler.

En iyi şekilde olabilir. Sana ve Britta'ya teşekkürler. Benim yanımda olduğun için teşekkürler. Bu yıllar için. Teşekkürler. Teşekkürler.

Çok teşekkür ederim Barkın'cığım. Ben teşekkür ederim. Bu sezonda noktalamış olduk. Formula 1'de bir takvim yılına bir sezonun sığmasını seviyorum. Direkt 2022 sezonu diyebiliyoruz. Futbol, basketbol gibi diğer sporlara benzer. Evet ama 35 yarış olacak neredeyse. Onu ne kadar seviyoruz? Tabii o tartışma konusu. O sizin probleminiz.

2023 takvim yılındaki sezonda seni yine ağırlamak isteriz. Tabii, seni sevgilerim ben de. Çok teşekkür ederim. Barkın'a da teşekkür ediyoruz. Bu arada bu bölümde burnum tıkalıydı. Kusura bakmayın, sesim kötü çıkmış olabilir. Gelecek hafta umarım daha sağlıklı bir sesle karşınızda olurum. Dünya Kupası'nda da daha renkli maçları geride bırakmış oluruz. Muhtemelen yarış ve gruplardaki durum kızışır. Gelecek hafta görüşmek üzere diyorum. Dinlediğiniz için teşekkürler. Hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)