Podcast

194: Trend Spor: Galatasaray'dan Tarihi Fark, Kadıköy'de Giresun Şoku, 2022 Dünya Kupası

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Dünya Kupası arasına girmeden önce Galatasaray, kelimenin tam anlamıyla kükredi ve Başakşehir'i deplasmanda tarihi bir skorla mağlup etti. Galatasaray tarihi bir farkla araya girerken lider Fenerbahçe, kendi sahasında Giresunspor'a karşı 10 kişi kaldığı maçtan puansız ayrıldı. Futbol gündemini Süper Lig'in yanı sıra, tarihte ilk kez farklı mevsimde oynanacak Dünya Kupası ve Cristiano Ronaldo'nun şok açıklaması kapladı.
Hepsi ve daha fazlası Trend Spor'da!




Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.102 kelime · ~21 dk okuma

Trenspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta itibariyle Süper Lig'de son maçları, Dünya Kupası öncesi son maçları oynamış olduk. 14. hafta sonuçlandı ve çarpıcı maçlar da vardı. Galatasaray-Başakşehir-Deplasman'da 7 farklı yendi ve Fenerbahçe'de kendisi aslında Giresun Spor'a karşı kaybetti. Bu iki maça detaylı dayayacağız.

Aynı zamanda Dünya Kupası'na da değineceğiz tabii ki. Dünya Kupası başlıyor. Kupa öncesi gruplar, sakatlıklar nedeniyle Dünya Kupası'nı kaçıracak olan yıldızlar, Türkiye'den turnuvaya gidecek oyuncular, tüm bunları konuşacağız. Avrupa Futbolu'nda Cristiano Ronaldo'nun açıklamaları da gündemde geniş yer buldu. Manchester United'la ilgili oldukça çarpıcı açıklamalar yaptı The Sun'a. Ona da değineceğiz ve son olarak voleybolda iki şampiyonluk adayı Vakıf Bank ve Fenerbahçe karşı karşıya geldi. Voleybol'a da kısaca değinip bitireceğiz. Hadi başlayalım.

Efendim geçtiğimiz hafta sonu istikralde yaşanan patlama nedeniyle biliyorsunuz ülkede yine sıkıntılı, üzücü bir döneme girdik. Umarım tekrar benzeri olaylar, benzeri terör eylemleri yaşanmaz. Ülkecek başımız sağ olsun diyorum vefat eden vatandaşlarımız için. Ve bu olayı tabi ki lanetliyoruz. Bu durumdan dolayı Beşiktaş'ın Antalya Sporlu oynanacağı maç da ertelendi bildiğiniz üzere. Ve o yüzden geçtiğimiz hafta Süper Lig'de 8 maç oynandı ve Lig'de de 14. hafta sonuçlandı. 45 günlük bir Dünya Kupası arasına gidildi.

Transkriptin tamamını oku

14. hafta sonunda 14 maç oynamış sadece 4 takım bulunuyor bu arada. Antalya Spor'da ertelenen Beşiktaş maçı nedeniyle 12 maçta kaldı. 1 haftada bayı geçmişti tabi. Diğer takımlarında 13'er maçı bulunuyor. Fenerbahçe Giresun Spor ve Başakşehir Galatasaray maçlarına detaylıca değineceğim ama önce bir haftanın özetini geçeyim. Lider Fenerbahçe'nin 29 puanda olduğunu görüyoruz. 2. Galatasaray 27 puana yükseldi.

Üçüncü sırada 3 takım bulunuyor. Adana Demir Spor, Konya Spor ve Başakşehir. Konya Spor'un bir maç fazlası var ama 5 haftadır kazanamıyorlardı ve Kayseri Spor gibi, Çağdaş Hata'nın Kayseri Spor'u gibi zorlu bir deplasmandan galibiyet çıkarmayı başardılar. Geçtiğimiz haftada Trabzonspor'a karşı deplasmandan puan almayı bilmişlerdi. Onlar da Dünya Kupası arasına biraz moralli girecekler. Altıncı sırada Kayseri Spor var. Onlar da 14 maç oynadı. 23 puanda bulunuyorlar.

7. sırada Ankara gücü deplasmanında yine kazanamayan Trabzonspor var. 23 puandalar ve 8. sırada da 22 puanda Beşiktaş bulunuyor. Geçtiğimiz hafta ilk 8'den sonrası koptu demiştim. Bu hafta da ilk 8 dışındakiler kan kaybetmeye devam ediyor.

Bir maç fazlası olmasına rağmen yani 14 maç oynayan takımlardan biri olmasına rağmen Alanya Spor Beşiktaş'tan 5 puan geride yer alıyor ve düşme hattından sadece 4 puan ilerdeler. Düşme hattında Ümraniye Spor, İstanbul Spor ve Sivas Spor biraz sıkıntılı bölgede sonuç sırada kalıyorlar. Diğer takımlarsa 9. Alanya Spor'da dahil olmak üzere sadece 4 puanına sıkışmış durumdalar. Yani ilk 8 takım Avrupa Kupaları için 9 ve sonrası da düşmeme için Dünya Kupası sonrası planlamalarını yapacak gibi görünüyor diyelim ve Başakşehir Galatasaray maçına geçelim.

Bence bu maçın teması arzuydu. Yani şöyle, Başakşehir ve Fenerbahçe 12 tane Avrupa maçı oynadılar, 13 tane de lig maçı oynadılar. Geçtiğimiz hafta onları yine de buna rağmen ligde ilk 2 sırada kalmayı başardıkları için övmüştüm. Bu hafta kaybetmiş olmalarına rağmen yine de bunu anlayabiliyorum. Başakşehir yorgun bir şekilde bu maça çıkarken Galatasaray'da tam tersi son derece iştahlı bir şekilde bu maça çıktı. Bunun bazı nedenleri var, birazdan anlatacağım.

Galatasaray'ın ön alan baskısıyla başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Başakşehir'in ise Galatasaray'a basacak bir gücü yoktu ki Galatasaray'ın önemli eksiklerinden bir tanesi geriden oyun kurma aslında. Galatasaray geriden oyun kurarken Başakşehir o güce sahip değilken Başakşehir geriden oyun kurarken Galatasaray'ın son derece kompakt Belki de bu sezon ilk defa bu kadar kompak bir şekilde ve birlikte baskı yaptığını gördük. Bunu geliştirmeye başlamıştık Adısaray. Geçtiğimiz haftalarda da ön alan baskısı zaman zaman oldukça iyi gidiyordu. Ama bu maç 90 dakika boyunca çok çok daha iyi gitti ve bu maçta Abdülkerim Bardakçı'nın rolü oldukça kritikti. Şimdi geçtiğimiz hafta özellikle Beşiktaş maçında Jetson'un boş kaldığını 8 numaralarından bir tanesinin

Bu ön alan baskısında 4checking denen rakibi rakip yara alanda yani kendi yara alanda çıkarken karşılama oyununda 4-3-3 oynayan rakiplere karşı bir 8 numaranın boş kaldığından bahsetmiştim Galatasaray için. Çünkü Galatasaray 2 tane forvet gibi karşılıyor. Mertens ve Icardi 2 stopere ve 1 kaleciye. 3 kişiye 2 kişi gibi gidiyorlar. Kanat oyuncuları Rachissa ve Kerem 2 beck'i tutuyor. 8 numaralardan yani Galatasaray'ın 2-8 var 6 numarası yok Torreira veya Oliveira

Toreira, rakip 6 numaraya gidiyordu Joseph'e. Oliveira da diğer 8 numarayı tutuyordu. Rakibin, yani 3 orta sahayla oynayan rakipteki 2 8 numaradan bir tanesi Galatasaray'da bir stoperle eşleşmesi gerekiyordu. Yani boş kalıyordu. Nelson, Jetson'a çıkmaya çalışmıştı geçen Beşiktaş maçında ama çok muntazam olmamıştı bu. Çünkü Nelson daha çok reaktif bir stoper, yani pozisyon tutucu. beklemeyi önde basmaya göre daha çok seven bir stoper. Abdülkerim ise tam tersi proaktif. Abdülkerim önde basmayı seven, rakibe göre bekleyerek değil, rakibe göre kendi oyunu kabul ettirmek isteyerek oynayan tipte bir stoper. Ve bu maçtaki eşleşme geçen Beşiktaş maçına göre farklıydı. Geçen Beşiktaş maçında

Sağ iç pozisyonunda olan Torreira rakip 6 numaraya bastığı için Galatasaray'ın sağ içinde yani rakibin sol iç pozisyonunda Jadson boş kalıyordu ve ona da sağ stoper Nelson çıkmak zorunda kalıyordu. Ama Nelson az önce dediğim gibi reaktif bir stoper. Çok fazla önde basmayı ve pozisyonu bırakmayı sevmiyor. Pozisyon tutmayı seviyor. Öbür tarafta Abdülkerim ise daha özgür oynamayı seven, daha böyle pozisyon kaybetmeyi, daha agresif önde basmayı seven bir stoper. Ve bu maçta şunu gördüm çok farklı olarak Beşiktaş maçına. Toreira rakip 6 numaraya Biglia'ya gitmedi. Beşiktaş gibi Başakşehir'de 4-3-3 oynuyor. Yani onların da bir 6 numarası var Beşiktaş gibi. Bu maç Oliveira Biglia'ya gitti. Yani sol iç pozisyondaki 8 numara Biglia'ya gitti.

Toreira kendi 8 numarasını tutmaya devam etti. Yani Başakşehir'in sol iç pozisyondaki Berkay'ı tutmaya devam etti. Ve Başakşehir'in sağ iç pozisyonundaki Mahmut Tekdemir'i boşalttığını gördük. Yani Mahmut Tekdemir boştu. Ama Abdülkerim Bardakçı son derece aç bir şekilde her seferinde Mahmut Tekdemir'e kuvvetli bir baskı uyguladı. Sonuçta oraya basmak kolay değil. Yaklaşık 25-30 metre çıkmanız gerekiyor öne ve çok hızlı çıkmanız gerekiyor. Ama Abdülkerim Bardakçı çok agresif.

Bu rolü severek yaptı, mutlulukla yaptı belli ki. Çok da başarılı oldu. Galatasaray'ın ikinci golü de yani gol öncesi gelen penaltı da Abdülkerim'in baskısından doğdu aslında. Mahmut'u topla buluşturdu Başakşehir ama Mahmut topu aldığında sırtını Galatasaray kalesine dönemeden Abdülkerim'i hemen ensesinde hissetti.

Abdülkerim orada hissedince geri dönmek zorunda kaldı Biglia'ya. Biglia'dan hatalı bir pas çıktı Berkay'a ve Torreira çok çabuk bir şekilde o pası keserek devamında da bir berkaçla Mertenster'ı aldı. Topla penaltıya kadar uzadı. Orada Abdülkerim bardakçı geç kalmış olsa ve çıkmasa Mahmut Kale'ye sırtını dönecek, Galatasaray Kalesi'ne dönecek ve Başakşehir ucumu başlayacaktı. Ama Abdülkerim bardakçı Mahmut'un sırtını döndürmediği için tekrar geri dönmek zorunda kaldılar ve Hatayet zorladı Galatasaray rakibini ve oradan da penaltı doğdu.

Bunu çok daha iyi yapıyor bence Galatasaray. Ön alan baskısını bence geliştirdi Galatasaray. Ve geçtiğimiz hafta içinde Offspor'la oynanan Türkiye yuk bası maçından sonra ben Okan Hoca'ya basın toplantısında bunu biraz sormuştum. Takımın boyu yani stoper ile center foru arasındaki mesafe Galatasaray'da bazen uzun olabiliyor demiştim. Okan Hoca da buna kızmıştı biraz. Bu soruya alınmıştı.

Elinizde metre mi var, ölçtünüz mü?" gibi böyle ters bir cevap vermişti ama bence işe yaramış benim soru. İlk defa bu sezon Galatasaray çok daha kompakt, çok daha dar durdu. Takım boyu uzun değildi, kısaydı bu sefer. Stopper ile Centrefour arasındaki mesafe çok kısaydı. Ve bu da 7-0'luk tarihi bir sonuçla taçlanmış oldu. Hani benim çorbada tuzum var falan demiyorum tabii ki ama sanki bu çalışmayı belki de soru biraz daha kamçılamış olabilir. Son derece iyi bir ön alan baskısı vardı Galatasaray'in. Maç sonunda dikkatimi çeken Başakşehir'de Emre Belazoğlu'nun açıklamaları oldu.

Emre Belizoğlu seviyemizi gösterdiler tarzında açıklamalarda bulundu. Biraz sert gitti oyuncularına karşı. Belki biraz daha gevşetmesi gerek bu tutumunu. Çünkü ne olursa olsun oyuncular yoruldu ve ellerinden geleni de yapıyorlar olabildiğince. Onları daha iyisine teşvik etmek için belki bu kadar agresif ve sert söylemlerde bulunuyor olabilir ama

Bu kadar sert olmak da bazı oyuncuları da kırabilir. Sonuçta bu bir denge işi ve birkaç haftadır Emre Belizoğlu'nun oyuncularına karşı biraz fazla sert davrandığını düşünüyorum ben. Belki de bazı oyunculara biraz daha bunu yumuşatması gerekir diye düşünüyorum. Zira Başakşehir'le ilgili geçtiğimiz yıllarda aldığımız haberler de bu konuda biraz sıkıntılı bir takım olduğu yönündeydi.

Zira işte Okan Hoca'nın şampiyon yapmış olmasına rağmen ayrılması, oyuncular istemiyordu, oyuncularla arasındaki bağı koptu, ilişki koptu o yüzden gönderildiği gibi açıklamaları beraberinde getirmişti. Hatta son olarak Sabah Gazetesi Galatasaray muhabiri Mehmet Özcan söylemiş, Mahmut Tekdemir'in Okan Buru'nun ayrılması yönünde takım içinde yapılan oylamada ayrılsın yönünde oy kullandığını söylemiş mesela. Aykut Kocaman'ın gönderilmesinde de oyuncuların rol oynadığı söyleniyordu. Bir de geçmişte Kerem Akturkoğlu'nun açıklamaları da malum. İşte Başakşehir dönemindeyken kendisine altyapıda mobbing uygulandığına dair voley YouTube kanalına uzun uzun açıklamalarda bulunmuştu ve büyük bir gündem olmuştu Kerem Akturkoğlu'nun açıklamaları ve Galatasaray'ın o iştahlı oyununda Kerem Akturkoğlu'nun böyle bir geçmişi de vardı.

Ve müthiş bir oyun oynadı. 3 gol attı. Onun dışında ön alan baskısında da çok iyiydi. Topsuz oyunda, hareketlilikte de çok iyiydi. Müthiş bir oyun oynadı ve sanki adeta öcü aldı yani Başakşehir'den. İşte Okan Hoca'nın o takım boyuyla ilgili sorduğum soruya cevabı da biraz bu iştahı arttıran durumlardan bir tanesiydi. Az önce demiştim Galatasaray'ın neden bu kadar iştahlı olduğunu birazdan açacağım diye.

Hem Kerem'in kendi hesaplaşması var hem Okan Hoca'nın o takımdan ayrılışla ilgili yani kendi oyuncularının biraz gazabına uğramış olmasıyla ilgili bir haberler silsilesi var. Yani bir nevi Okan Hoca da aslında biraz öc almış gibi oldu. Tabii çok uzun yıllardır arkadaşı olduğu Emre Belizoğlu'na karşı böyle ağır bir galibiyet belki istemezdi. Emre Belizoğlu'nu böyle bir duruma sokmak. Ama onu takımda istemeyen oyunculara karşı Okan Hoca da son derece açtı. Ve Galatasaray'ın bu motive oyununda bu tip sebepler de vardı sanki diyelim ve Giresun Spor Fenerbahçe maçına geçelim.

Şimdi Fenerbahçe'de de bir yorgunluk vardı bariz bir şekilde ve aslında Avrupa oynayan 4 takımda da son 2 hafta maçlarında çok ciddi bir yorgunluk gördük. Sivas Spor, Trabzonspor, Başakşehir ve Fenerbahçe bundan 2.5 hafta önce hafta arasında son Avrupa maçlarında oynadılar ve son 2 haftada da 4 takımda aslında oldukça yorgun ve mental olarak sanki araya girmiş gibi gözüktüler. Sivas spor biliyorsunuz Fenerbahçe ve Ümraniye sporla oynadı. Kendisi aslında Ümraniye sporu da yenemedi Sivas ve düşme potasında kan kaybetmeye devam ediyor. Trabzonspor Avrupa maçından sonra hem Konya sporla hem de Ankara gücüyle oynadığı maçlarda galibiyet alamadı. Fenerbahçe o Sivas'ı işte zor yendi ama işte Sivas da Avrupa'da oynadığı için onlar da yorgundu ve Fenerbahçe bir şekilde iyi oynamadan o maçı kazandı ama Giresun spora kendisi aslında kaybetti.

Başakşehir'de Hatay ile 3-3 beraber kaldı. Galatasaray'dan da 7 gol yediler. En az gol yiyen takım olan Başakşehir ligin ilk yarısında son 2 haftada 10 tane gol yedi. Yani bu işte çok ciddi bir şekilde bir yorgunluk daha doğrusu mental yorgunluk yani fiziksel yorgunluktan çok bence mental yorgunluk devreye girmişti.

Bence bu yorgunluk işi de en çok böyle oyun kurma ve karşı reaksiyona yansıyor. Yani başlangıçta oyun kurmaya yansıyor. Mesela Başakşehir oyun kurarken bir sürü hata yaptı Galatasaray'a karşı. Fenerbahçe de çok hata yaptı geriden oyun kurarken. Zalain'in mesela 11 uzun pas denemesi var. 6 tanesi isabetli, 5 tanesi isabetsiz, yarı yarıya gibi. Serdar Aziz'in 6 tane uzun pas denemesi var. 3'ü isabetli, 3'ü isabetsiz. Geriden çok fazla uzun pas denediği zaman Fenerbahçe ve az isabet edince bunlar top kontrolü oldukça kayboluyor. Geriden oyun kurmayla ilgili Fenerbahçe'nin biraz sıkıntısı var bence. Öte yandan Araun'un da pas isabet oranı çok düştü bu kez. Geçen maç mesela Sivas Spor'a karşı %95'lerdeydi ve geçen maçın en yüksek pas isabet oranına sahip oyuncusuydu. Bu maç ise %73.3'e kadar düştü. Bu da bence Fenerbahçe'nin geriden oyun kurması ile ilgili sıkıntılardan biriydi.

Fenerbahçe ile ilgili Hikmet Hoca ile bir program yaptık. O programda söylediği güzel yorumlar var. Onlara da değinmek istiyorum. Birinci konu Ferdi'nin gelişimi tabii ki. Ferdi'yi tebrik ediyorum. Bir, şunu Ferdi diyelim. Burada bir mücadeleye girdi. Topu kazandı. İşte arkadaşını oynadı. Sonra o top kaptırıldı. Buraya geldi. Yani çok kısa bir süre olmasına rağmen bir daha mücadeleye girdi. Yani bazen oyuncularla birebir çalışma yaparsınız 25 saniye 35 saniye. Burada 35 saniyede iki ayrı oyuncuya birebir mücadeleye girmesi onun dayanıklılığının ne kadar üst düzey olduğunu gösteriyor. Bunu zaten konuşmuştuk. Ne yap Ferdi demiştik. Bu dayanıklılığı bu kadar üst düzey olan bir oyuncunun hücumda da etkili olup takıma katkısının daha çok olması gerektiğini söyledik. Evet bravo Ferdi tebrik ediyoruz.

Ferdi hem savunmada çok gelişti hem de hücuma çıkıp işte o 50 metre dribbling yaparak penaltı alıp takımını da öne geçiriyor. Hem hücumda İrfan'la bağlantıları çok iyi, uyumları çok iyi hem de savunma özelliklerini de çok geliştiriyordu. Mesela bu maçta 4 tane top kapması var. Hani hücum katkısının yanına savunmada da gelişerek böyle çift yönlü komple bir back oyuncusuna dönüştü. müthiş bir gelişim içerisinde belki ligdeki en ciddi gelişim içerisindeki oyuncu Ferdi. Ve 70'lere kadar da Ferdi ile İrfan'ın uyumu Fenerbahçe'nin sağ kanadını iyi kullanmasını sağlıyordu. Daha ziyade sadece sağ kanadını kullanmasını da sağlıyordu. Sol kanat işlemiyordu zaten.

Ama rakibin de en kuvvetli kanadı, sol kanadı Borja Sainz. Yani o kanatta oynayan Sainz. İspanya'yı 2. Liginden buldular onu da. Bu sezonun en iyi scout işlerinden bir tanesi. Giresun Spor Scout'unu da tanıyorum. Daha önce birlikte çalışmıştık 2015 yılında. Ve bu Sainz'da çok iyi bir scout işi. Galatasaray'a karşı da golünü atmıştı. Fenerbahçe'ye de iki gol attı. Ligde 21 yaşında ve ligdeki güzel işlerden bir tanesi.

Şimdi Jorgjesus orada irfanı çıkarınca sağ kanattan, Ferdi'yi de sol kanada çekince sağ taraf komple değişmiş oldu ve değişen sağ tarafından da Fenerbahçe'ye iki tane gol yedi ard arda ve kaybettiler. Orada Jorgjesus'un oyuncu değişikliklerinde bence bir sıkıntı yaşanıyor ve Hikmet Hoca da bunu vurgulamıştı. Güzel bir detaydı bu. İkinci konuda Fenerbahçe'nin savunma hattında kaleci Altay'la ilgili bir iletişim problemi yaşanıyor sürekli olarak. Yani işler iyi gitse de yaşanıyor bu. Kötü gitse de haftalardır devam ediyor. Bu Altay'ın iyi kaleci kötü kaleci veya stoperlerin iyi kötü olmasından ziyade

Birbirleriyle koçing yapmıyorlar diyor Hikmet Hoca. Yani birbirlerine koçluk etmiyorlar. Şu topu sen al, şuna çık, şu topu bırak vs. gibi konuşmuyorlar belli ki birbirleriyle. Bariz bir iletişim sorunu var. İlk golde hatırlarsanız Serdar Aziz kafasıyla topu rastgele uzaklaştırmaya çalıştı ve Bora Sainz'in önüne düştü top. Orada topa Serdar hiç vurmasa Altay'ın kucağına geliyor top. Orada mesela konuştular mı birbirleriyle? O bir problem.

İkinci golde yine Serdar Altay'a pas atmıyor, çekiniyor ve topu kaybediyor o yüzden ve yine bir gol yeniyor. Orada Altay söylüyor da mı duymuyor stoperler yoksa Altay konuşmuyor mu? Bu tabii ki bilmediğimiz için birini suçlamak çok kolay değil ama büyük bir iletişim problemi olduğu çok bariz. Bu iki gol dışında bir tane daha ciddi bir pozisyon var ki bunu her hafta görüyoruz. Şimdi Fenerbahçe'nin savunma arkasına top atılıyor. Çünkü Fenerbahçe stoperleri önde kuruyor, ön alan baskısı yapıyor ve Fenerbahçe'nin savunmasının arkasında her takım top deniyor zaten. Bunu Fenerbahçe zorluyor da. Ve o toplara çoğu zaman hızlı stoperleri Fenerbahçe'nin, başta Zalai, hızlı bir stoper yani Zalai. Gustavo ağır ama Zalai hızlı, Serdar da fena değil hızlı olarak. Bazen Zalai bunlara gayet iyi gidiyor, gayet iyi yetişiyor. Ve yetişmesine rağmen Altay'ın da çıktığını görüyoruz. Bu maçta da aynısı oldu. Zalai topa çok daha yakınken, savunma arkasına atılan topa Giresun forvetinden çok daha yakınken Zalai, Altay ceza sahası dışına kadar kalesini terk etti ve çıktı. Ve Zalai ile Altay az daha çarpışacak gibi oldu ve Altay topa kafasının üstüyle vurdu.

Karambol'e bir şekilde sekti ve Serdar Aziz'de kaldı. Eğer Giresun sporlu Forvet'in önünde kalsaydı yine bir gol olacaktı bu bariz bir şekilde. Yani yine abuk bir hata 6 aydan gördük. Ve aslında 3 tane de gollülük hata yapılmış oldu. Bunların 2 tanesini de Giresun değerlendirmiş oldu. 3. bir konu Hikmet Hoca'nın yorumlarıyla ilgili. O da güzeldi. Giresun sporla ilgiliydi o da. Galip açısından da bakmak lazım maça.

Hikmet Hoca, Hakan Keleş'i Giresun Spor Teknik Direktörü'nü merkezden en iyi çıkan takım olarak değerlendiriyor. Türkiye Ligi'nde merkez orta sahadan en iyi hucuma çıkan takım. Bakın merkez orta sahada. Bunu analizleri iyi yapmadığınız an rakibi küçük görürsünüz, tokadı yersiniz. Galatasaray da yendi bu sene. İki galibiyeti var, biri Galatasaray, biri Fener. Geçen sene de yendi. Geçen sene Beşiktaş'a dört attı. Değil mi? Yendi. Ve dikkat edin bu sene Beşiktaş-Girasun'daki maçta son uzatma dakika ve 10-15 dakika Beşiktaş'ı nasıl hapsetti? Sayılmayan gol var vs. Offside olan gol var. Ama bütün bunları enteresandır. Girasun Spor takımı merkeze girdiğinde dribleklen adam eksilden merkeze girip ve merkeze girdikten sonra da dışarıdan içeri oyuna sokan bir oyun yapısı var. Hatta onunla böyle baş başa konuştuk program dışında. Geçen sene ondan 4 puan almıştım diyor Kayseri'nin başındayken. Ama 4 puanı duran toplardan, yan toplardan bulduğumuz gollerle aldık diyor. Duran top savunmaları kötüydü diyor. Ama merkezden kanatlara doğru oyun kurma konusunda ne çalışıyorlar bilmiyorum ama çok iyi çalışıyorlar dedi.

Hatta bunu gidip Hakan Hoca'ya da söylemiş. Ne yapıyorsun bilmiyorum ama çok iyi yapıyorsun bu geriden oyun kurma merkezden kanatlara hücum işini demiş. Gerçekten de bu maçta da yine merkezden kanatlara doğru gerçekleşen hücumların başarısını gördük. Bu da güzel bir anekdottu. Giresun spor ayrıca 4 büyüklerin kendi sahasında oynadığı maçlara da tam bir bela konumuna geldi. 2 senedir 2 senedir süperlikteyler zaten ve 4 büyüklere karşı inanılmaz bir istatistikleri var.

büyüklere karşı 6 maç var. Bunlarda 4 galibiyet, 1 beraberlik, 1 mağlubiyet aldılar. Bu çok ekstra bir seri yani Bayis oynayanlar için 1'e kaç verir bilmiyorum ama çok verir yani. Ve aslında Giresun Spor'da ekonomik olarak da bir kriz var. Maaşları da doğru düzgün ödenmiyor falan ama. Giresun'un oyuncular bu dört büyüklere deplasmana gittiği zaman bir vitrin olduğunu bu maçların ciddi anlamda bilincinde ve her seferinde o vitrine iyi çıkmayı başarıyorlar. Hem geçen sene Galatasaray'ı hem bu sene yine Galatasaray'ı nefs tadında 1-0 yenmişlerdi. Geçen sene Beşiktaş'a 4 atmışlardı.

Trabzon sporla bir bir beraber kalmışlardı ki şampiyon Trabzon o zaman kendisi aslında neredeyse hiç puan kaybetmiyordu. Deplasmanda bile kaybetmiyordu da. Kendisi aslında Trabzon'dan puan alan çok az takımdan bir tanesi olmuşlardı. Sadece bu altı maçta Fenerbahçe'ye geçen sene 2-1 kaybetmişlerdi. Bu senede 2-1 kazanmış oldular. Giresun sporu da tebrik ediyoruz. Bir giant killer modundalar. Devleri kesiyorlar diyelim. Hem de kendi sahalarında yeniyorlar. Ve Süper Lig'de bu haftaya noktayı koyalım. Dünya Kupası heyecanı başlıyor. Dünya Kupası'na da geçelim. Efendim Dünya Kupası 20 Kasım'da Katar ile Ekvator arasında oynanacak maçla başlayacak. Ve 18 Aralık'ta sona erecek. Yerel Lig'lerde 25 Aralık haftasında başlayacak tüm Avrupa'da. Dünya Kupası gruplarına şöyle bir göz gezdirelim. İlk olarak A grubu Katar'ın işte bulunduğu bu Ekvator'la başlayacak grup.

Katar ve Ekvator dışında Senegal ve Hollanda'da var. B grubunda İngiltere, İran, Amerika Birleşik Devletleri ve Galleri görüyoruz. C grubunda Arjantin, Suudi Arabistan, Meksika ve Polonya var. D grubunda Fransa, Avustralya, Danimarka ve Tumus. E grubunda İspanya, Kosterika, Almanya ve Japonya. İspanya ve Almanya'nın grubu açısından bir grupta İspanya-Almanya maçı izleyecek olmak güzel olacak. F grubunda Belçika, Kanada, Fas ve Hırvatistan var. Belçika-Hırvatistan maçı da güzel olur diye tahmin ediyorum. G grubunda Brezilya, Sırbistan, İsviçre ve Kamerun var. ve H grubunda da Portekiz, Gana, Uruguay ve Kore var. En renkli grup hangisi olur? Son grup bana güç dengesi açısından renkli olur gibi geldi açıkçası. Turnuva'da sakatlıklarından ya da seçilmedikleri için olmayacak çok önemli yıldızlar var. Onlara da değinelim. İspanya'da Thiago Alcantara yok, David De Gea yok ve Sergio Ramos yok. Fransa'da Paul Pogba, Angolo Kante ve Milan'ın kalecisi ki geçen sene Serie A şampiyonluğunda başrol oynamıştı, Magnan yok. Almanya'da Timo Werner ve Florian Writz yok, Marco Reus da yok, Hummels de alınmadı, o da dikkat çekmişti.

Portekiz'de Jota yok, Hollanda'da Wijnaldum yok, Belçika'da Sala Marquez yok, İngiltere'de Chilwell ve Rhys James yok, aynı zamanda James Madison da yok. İran'da en önemli center for'larından takımın en önemli oyuncularından Serdar Azmum yok, Meksika'da Raul Jimenez yok. Galler'de hem Gerrit Bale yok hem Joel'ın yok ve Senegal'de de maalesef Sadio Mane büyük ihtimalle olmayacak. 26 kişilik kadroya alındı ama turnuva boyunca büyük ihtimalle sahaya çıkması zor gözüküyor. Mane ile ilgili aslında komik bir açıklama da geldi. Euro 1'e konuşan FIFA'nın Senegal'li genel sekreteri Fatma Samoura şöyle söyledi. Büyücüleri de devreye sokacağız. İşe yarar mı bilmiyorum ama onları yine de kullanacağız. Mucizelere ihtiyacımız var. Sadio Mane orada olmalı gibi bir açıklaması var. Büyücüleri devreye sokmak deyince tabi Dünya Kupası ile ilgili eski hatıralar geliyor aklıma. 1994 Dünya Kupası'nda Kolombiya'nın yıldız oyuncusu vardı Rincon. Napoli ve Real Madrid de oynamıştı Avrupa'da. Büyüklü oyuncuydu Rincon. Ve Kolombiya'da Güney Amerika elemelerinde lider çıkmışlardı. Hatta turnuva öncesi Arjantin'i 5-0 yenmişlerdi. Hem de Buenos Aires'te, Arjantin'in sahasında, başkentinde. Ve böyle en büyük favorilerinden bir tanesiyiz. İşte Valderrama'lısı vardı, Asprilla'sı vardı, çok iyi bir takımdı. Rincon turnuva öncesinde bir falcıya gidiyor ve falcıyla konuşmasında Rincon'a dikkat etmesini, Dünya Okupası'nda kendisini çok sakınmasını, çok ağır bir sakatlık geçireceğini falan söylüyor.

Rinkon berbat maçlar çıkarıyor ve Kolombiya o kadar büyük favori olarak gittiği turnuvada grup sonuncusu olmuştu. Bu fal ve büyü işlerine de çok inanmamak lazım tabii ki. Hiç inanmamak lazım da Fatma Hanım için böyle kibarca söyleyeyim dedim. Tabii ki umarım Mane oynar. Mane'nin oynamasını ben de çok isterim bir futbol sever olarak. Ama çok da ihtimal vermiyoruz tabii. Türkiye'den Dünya Kupası'na kimler katılıyor? Biraz da onlara değinelim. Belçika'da hem Galatasaray'dan hem Fenerbahçe'den iki oyuncu var. Dries Mertens ve Mishibah Şuayi oradalar. Uruguay'da Trabzonspor'un golcüsü Maxi Gomez var. Aynı zamanda Galatasaray'dan Torreira ve Fernando Muslera da var. Hollanda'da Wegors var Beşiktaş'tan. Amerika Birleşik Devletleri'nin forveti Antalya Spor'dan Haji Wright.

Cameroon'da Beşiktaş'tan enkudu bulunuyor. Danimarka'da Viktor Nelson var ve Trabzonspor'un sahibi Stryger Larsen var. İsviçre'de Haris Seferovic, FAS'ta Romain Saiz. Costa Rica'da Konya Spor'un başarılı stoperi Francisco Calvo var. Senegal'da Alanya Spor'un yedek forveti Dijou var. Ekvator'da Ener Valencia var. Kanada'da hem Beşiktaş'ın tecrübeli emektar ismi Atiba Hutchinson 39. yaşının son ayları bunlar, son günleri belki de.

Hem de Hatay'ın sol beki Adekukbe var. İran'da da Kayseri Spor'dan Ali Kerim'i ve Macit Hüseyni'yi görüyoruz. 4 büyüklerden en çok futbolcu Galatasaray'dan gidiyor. 5 futbolcu gidiyor Dünya Kupası'na. Beşiktaş'tan 4 isim gidiyor. Fenerbahçe ve Trabzonspor'dan da 2'şer futbolcu Dünya Kupası'na gidiyor. Gelecek hafta Dünya Kupası maçları da başlamış olacak. Onları da değerlendireceğiz. Umarım çok keyifli bir Dünya Kupası izleriz.

Avrupa futbolunda Cristiano Ronaldo Dünya Kupası arasında gündeme oturdu. Cristiano Ronaldo Manchester United'deki ikinci dönemiyle ilgili The Sun'a çok çarpıcı bir röportaj verdi. Evet, kandırdığımı hissettim. Onlar seni kurtarmaya çalışıyor gibi mi düşünüyorsun? Gerçekten, bunu söylememeliyim, bilmiyorum. Ama dinlemem lazım. İnsanlar doğruyu dinlemeliler. Evet, kandırdığımı hissettim. Ve bazı insanların beni buraya gitmesini istemediklerini hissettim. Bu yıl sadece değil, geçen yıl da.

Bilmiyorum ne olduğunu ama Sarı Alex Ferguson'ın gittiğinden beri klubun evrimi görmedim. Devamı 0'daydı. Mesela Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester Hiçbir United'ın olaylarına baktığınızda, Manchester United'ın olaylarına baktığınızda, şey Manchester United değişmedi, şaşırdım. Sadece deniz, jacuzzi, ev bile, bazı noktalar bile, teknoloji, kutu, şefler, ben çok sevdiğim kişiler, bir süre boyunca durdular. Bu beni çok şaşırttı. Düşündüm ki farklı şeyleri göreceğim, özellikle teknoloji, infrastürüktür. Ama maalesef 20,

21, 23 yaşında gördüğüm birçok şey gördüm. Teknik direktör Tan Haag'a saygı duymadığını söyledi çünkü kendisine Tan Haag'ın saygısının olmadığını söyledi. Manchester United bana ihanet etti dedi. Başarısızlıklar için tüm suç bana atıldı, günah keçisi ilan edildim dedi. Rooney'in kendisini kıskandığını söyledi ki Rooney hakikaten Ronaldo'yu ağır eleştiriyor.

Sadece teknik direktör değil, kulüp çevresindeki herkes benim kuyumu kazdı dedi. Manchester City'e gidecektim. Gitmek üzereyken Alex Ferguson bana City'e gidemezsin dedi. Ben de ona tamam patron dedim ve United'a geliyorum dedim." diyor. Söyleşinin tamamı çarşamba ve perşembe günleri de yayınlanacak. Ronaldo'nun Dünya Kupası dönüşünde Manchester United'de olmayacağına da kesin gözle bakılıyor bu açıklamalar zaten. Her şeyi ayan beyan ortaya serdiği açıklamalar olarak The Sun'da bütün hafta boyunca okuyacağız gibi gözüküyor. Ve son olarak voleybola da değinelim. Sezonun en büyük 2 şampiyonluk adayı karşı karşıya geldi. Ev sahibi Vakıfbank 3-1 ile kazandı bu müsabakayı. Vakıfbank ilk 2 sette Fenerbahçe'ye göre daha dominant bir oyun sergiledi.

Çok sayıda servis hatası yapmış olmalarına ve aslında oldukça dar bir rotasyon kullanmış olmalarına rağmen Egon'u ve Gabi Fenerbahçe'yi pasifize eden isimler oldu. 3. sete de aslında yine fırtına gibi başladı Vakıfbank. Setin başında skoru 6-1'e getirmişlerdi ama o noktadan sonra Fenerbahçe çok iyi bir reaksiyon gösterdi ve seti 25-23 kazandılar. Skoru da 2-1'e getirdiler ve daha ziyade Vakıfbank'ın pasör çaprazını ve orta oyuncu katkısını minimalize etmişlerdi.

Son sete de Fenerbahçe bu moralle oldukça güçlü girdi. Ancak hem Fenerbahçe'nin yorgunluğu hem de Vakıfbank'tan Egonu'nun nefis oyunu maçı Vakıfbank'a kazandırdı. Vakıfbank ligde henüz maç kaybetmedi. Fenerbahçe ise direkt rakibi olan iki ekibe hem Eczacı başına hem de Vakıfbank'a karşı mağlup olmuş oldu.

Öte yandan voleybolda İtalya'da lejyoner olarak kariyerini sürdüren Ebrar Karakurt Nova reforması giyiyor ve geride bıraktığımız sezonda da en çok ayın MVP'si seçilen oyuncuydu. Bu sezona da hızlı bir giriş yaptı Ebrar. 2022-2023 sezonunun ilk ayının MVP'si ödülü yeniden Ebrar'a gitti. Takımı 7 maçta 6 galibiyet 2 mağlubiyet aldı ve İtalya liginde 4. sırada yer alıyor.

Kutluyoruz. Gelecek hafta Dünya Kupası başlamış olacak. Hem Dünya Kupası maçlarını hem de haftanın spor gündemini değerlendireceğiz. Dinlediğiniz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)