Podcast

190: Mahir Ünal'ın İstifası ve Siyasal İslamcılığın Çıkmazı

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Harf Devrimi hakkında söylediği sözler nedeniyle tepki çekmişti. Muhalefetin eleştirilerine, Bahçeli de katıldı ve Mahir Ünal görevden affını istedi. Bu bölümde, MHP'nin iktidar içerisindeki payını ve Siyasal İslamcılığın meşru söylem üretmedeki girdiği çıkmazı inceliyoruz.




Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.031 kelime · ~15 dk okuma

AKP Grup Başkan Vekili Mayrunal 31 Ekim akşamı kendi sosyal medya hesabından görevinden affını istediğini açıkladı. Biliyorsunuz yepyeni Türkiye'de istifa kurma artık yok. Yöneticilerimiz en büyük yöneticiden affını istiyor. Mahir Ünal da bu şekilde affını istemiş, af talebi de kabul edilmiş. Mahir Ünal'ın görevden el çektirilmesi neden olan şey, dil devrimi üzerine yaptığı bir konuşma. Özetle, köklerimizden koptuk, bu dille düşünce üretemeyiz diyordu Mahir Bey. Bu bölümde Mahir Bey'in konuşmasını, partisinin ideolojisi ve lideri Erdoğan'ı çözümleyeceğiz. Elbette MHP'yi de konuşacağız. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Türkiye'de gün geçmiyor ki yeni bir gündem oluşmasın. Yaz aylarında trend topik konusu bulmak zorlu bir işti. Fakat seçim satına girildikçe konulardan konu beğenmeye başladık. Togu mu konuşsak, Bolsonaro'ymı derken önümüze bir de Mayrunal düştü. AKP Grup Başkan Vekili Mayrunal, 31 Ekim akşamı sosyal medya hesabından şu mesajı paylaştı.

Gündemi takip etmeyeniniz varsa bu istifanın nedenini merak etmiş olabilirsiniz. Son birkaç gündür çok büyük olmasa da kendi çapında bir yer işgal etti Mahir Ünal. Nasıl mı? Yaptığı bir konuşmayla. Ünal, 21 Ekim'de memleketi Kahramanmaraş'ta düzenlenen kitap fuarında bir etkinliğe konuşmacı olarak katıldı. Konuşmasının gündeminde de dil devrimi vardı. Bu bağlamda dil devrimine ilişkin eleştirilerini sundu,

Transkriptin tamamını oku

Bu dille düşüncü olmaz dedi. Önce bir konuşmayı dinleyelim. Bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hasılı, bütün düşünme setlerimizi yok etmiştir. Tarihteki en sert kültürel devrim Türkiye'de yaşanmıştır.

Mesela Fransız devrimi her şeyi yıkmıştır ama lugate dokunmamıştır. Şimdi biz nasıl düşünce üreteceğiz? Hangi kelimelerle üreteceğiz düşünceyi? Bu konuşmanın ardından tabii muhalefetten tepi gecikmedi. İyi Parti lideri Melal Akşener grup toplantısındaki konuşmasında Mahir Ünal'ın bu konuşmasına uzun bir süre ayırdı. Keza CHP grup başkan vekillerinden de Mahir Ünal'a tepi yükseldi. Bunlar eşyanın tabiatına uygun reaksiyonlardı. Müsaadenizle uzun uzun o bunu dedi, bu bunu dedi fastını geçiyorum. Elbette muhalefetten tepki yükselebilir. Zaten böyle çok dikkat çekici bir reaksiyon da yok ortada. İşte yani gündelik hayatın akışına uygun reaksiyonlar. Muhalefetten yükselen tepkileri bertaraf etmede de iktidar cephesi oldukça başarılı biliyorsunuz. Ama tepki gösterenlerden biri de iktidar ortağıydı. MP lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında Mahir Ünal hakkında şu ifadeleri kullandı.

Türkiye Cumhuriyeti binlerce yıllık Türk tarihinin ana güzergahından kategorik bir kopuş, kesif bir ayrılış, keskin bir sapış olarak görülemeyecek, asla gösterilemeyecektir. Yani Cumhuriyet şerefli geçmişimizin bir antitati değildir. Cumhuriyet'in Türk kültürüne, Türk diline, düşünme setlerimize zarar verdiğini iddia edenler, talihsiz, tarifsiz ve temelsiz yanlışın bencesindedirler. Devlet Bahçeli'nin bu konuşmasının ardından gözler Mahir Ünal'a çevrildi. Araya Cumhuriyet Bayramı girdi, gündem değişti. Mahir Ünal bu süre içinde açıklama yapmadı ama 30 Ekim'de sözlerini düzeltmek adına bir açıklama yayınladı. Yazılı bir açıklama. Derdim cumhuriyet değil, dil devrimiydi imasında bulundu. Açıklamayı Halk TV'den İpek Özbey'in sesiyle dinleyelim. Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu Türkiye 100 yılı vizyonu, cumhuriyetimizi tarihin içinden akıp gelen coşkun ve bereketli bir nehir olarak kabul eden ve bunu dost düşman tüm dünyaya haykıran bir manifestodur.

Binlerce yıllık devlet geleneğimiz, kültürel değerlerimiz ve gelecek hedeflerimiz bizi tanımlar. Ben bu tanımın bir parçası olmaktan gurur duyuyorum diyor Mahir Ünal ve sözünü o halde yaşasın cumhuriyetimiz ve onun fikri hür, vicdanı hür nesilleri diye bitiriyor. Daha önce Can Yücel'in yaşasın cumhuriyet şiirini paylaşmıştık sizle. Sünnet değil, farzdır cumhuriyet diyordu Can Yücel. O hesap, Mahir Ünal da yaşasın cumhuriyet diye bitirmiş açıklamasını. Ancak belli ki bu U dönüşü de Mahir Ünal'ı kurtarmaya yetmemiş olacak ki, bu açıklamasının ertesi günü koltuğuna veda etti Mahir Ünal. Bunun bir istifa olmadığı, aslında Mahir Ünal'ın bir nevi görevler alındığı ortada.

Zira AKP'de biliyorsunuz istifa diye bir kurum yok. Bunu alaya almak için söylemiyorum. Yanlış anlaşılmasın. Ham hakikat bu. İstifa kurumuna karşı bir mekanizma bu. Bu partinin anlayışında istifa çalışmıyor. Af talep ediliyor ve o talep kabul ediliyor. Daha önce gördüğümüz şekilde af talebinin kabul edilmediği de oluyor. Dolayısıyla Mahir Ünal için görevden alınmıştır demek yanlış olmaz.

yerine de Özlem Zengin atanıyor. Yani aftale bir hikaye. Çünkü Mahir Ünal 31 Ekim akşamı görevden affını istediğini açıkladı. Biz de zannediyoruz ki Mahir Bey istifa ediyor ve boşalan koltuğa Özlem Zengin atanıyor. Halbuki aynı günün öğleninde Özlem Zengin'in yeni grup başkan vekili olduğu belliydi.

Yani Mahir Ünal henüz affını istemeden önce ya da daha doğrusu bunu sosyal medyadan duyurmadan önce görevden çekilip yerine Özlem Zengin'in atanacağını AKP MK'si biliyordu. Barış Terkoğlu'na kulak verelim. Kendisi Özlem Zengin'le konuşmuş. Kendisinden dinleyelim. Ne demiş Özlem Zengin Terkoğlu'na? Cumhurbaşkanımız bir kadının bu göreve getirilmesi iyi olur dedi. Yani Cumhurbaşkanı'nın MHK toplantısında bir kadın vekilin bu göreve getirilmesi iyi olur demiş ve bu da Özlem Zengin'e, daha önce de biliyorsunuz Özlem Zengin grup başkan vekilliği görevini yapmıştı, getirilmesini önermiş ve bu gerçekleşmiş. Yani zaten MHK toplantısında Mahir Ünal'ın görevden çekileceği belli.

O halde Mahir Ünal neden istifa etti diye değil, Mahir Ünal neden görevden alındı diye sormak daha doğru. Son 20 yıldır uykuda olsak ve uyansak, ardından Mahir Ünal'ın bu konuşmasını dinlesek, neden görevden alındığına şaşırmayız. Adam dil devrimine hedef almış. Görevden alınmasını olan karşılayabilirdik.

Fakat 20 yıldır uymuyoruz. Mahir B.'ye de kişisel kanaatim haksızlık yapıldı. Neden mi? Çünkü kendisi partisinin grup başkan vekiliydi. Yani grup başkanı sıfatını taşıyan Erdoğan'ın meclisteki sözcüsü konumundaydı. Peki, Mahir Ünal'ın bu sözlerini Erdoğan benimsemiyor muydu?

Sizce Erdoğan, Mahir Ünal'ın konuşmasına katılmıyor muydu? Yok canım, Erdoğan Mahir Ünal'a katılmıyordur diyenleriniz varsa, hadi gelin zamanı 4,5 yıl geriye saralım ve 15 Mart 2018'e, liseliler destan yazıyor şiir ve kompozisyon ödül törenine gidelim. Dil devrimi adı altında Türkçemiz tatsız, tuzsuz, ruhsuz, renksiz kelimelerin tasallutuna sokularak milletimizin kadim medeniyetiyle arasındaki bağ zayıflatılmaya hatta kopartılmaya çalışılmıştır. Yani bizim aslında damarlarımız kesilmiştir. Tarihten olan bağımız o damarlar kesilmiştir. Zaten bir milletin siz dil noktasında bu damarını kestiğiniz anda dedesiyle arasındaki bağı koparmış olursunuz. Bugün genç bir kardeşimizin

Fuzuli, Baki, Şeyh Galip Biryani, Mehmet Akif'i, Ömer Seyfettin'i ve Ahmet Haşim'i dahi anlayamıyor olması bu dönemde dilimize yapılan suikastın sonucudur. Dilimizin zenginliğini kendi elimizle yok etmeye çalıştığımız bu cinnet dönemini artık inşallah geride bıraktığımıza inanıyoruz. Erdoğan'ın bu açıklamasıyla Mahir Ünal'ın demin dinlediğiniz açıklama arasında herhangi bir fark var mı? Erdoğan bu haliyle o zaman Mahir Ünal'ı neden görevden almış olabilir? Bir teze göre, bu tip çıkışlar oy kaybıyla sonuçlanıyor. Dolayısıyla seçimler yaklaşırken Erdoğan cumhuriyetçi oldu.

Bu nedenle Mahir Ünal'ın söylediklerinin zamanlaması yanlış. İçeriği doğru da zamanlaması yanlış. O yüzden görevden aldılar. Seçime 7 ay kala böyle bir açıklama yapılınca Erdoğan da Mahir Ünal'ı görevinden aldı. Fakat bu tezi benimsemeden önce bir düşünelim. Biraz önce Erdoğan'ın sesiyle dinlediğiniz bu konuşma 15 Mart 2018'de yapılmıştı.

Yanisi şu, yani 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçiminden sadece 3 ay önce Erdoğan bu konuşmayı yapmıştı. Bu seçimde de Erdoğan %52'lik bir oy oranıyla seçimi ilk turda kazanmıştı. Mahir Ünal'ın söylediklerinin hemen hemen aynısını seçimlerden 3 ay önce söyleyebilmişti Erdoğan. O halde seçime gidiliyor, bu tip söylemleri Erdoğan doğru bulmuyor demenin dayanakları o kadar kuvvetli değil. Ha denebilir ki o öğrenleri düştü, Cumhuriyetçilerden doyalmak istiyor, o tartışılır ama bana kalırsa bu tartışma da çok derinlikli olmaz. Burada bir şeyin altını çizmek gerekiyor. Mahir Ünal'ın sözlerini kağıda yazsak, Erdoğan'ın önüne koysak, Erdoğan bu sözlerin altına imzasını rahatlıkla atar.

Sizlere Erdoğan'ın bu minvalde onlarca konuşmasını dinletebilirim ama uğraşmayalım bununla. Size bu iddiamı güçlendirecek daha güçlü bir dayanak sunayım. İslamcıların cumhuriyete dönük en popüler eleştirisi nedir diye sorsak emin olun ilk sıraları harf devrimi oluşturur. Atalarımızdan koparıldık ile başlayan Hezeyan, dedelerimizin mezar taşlarını okuyamıyoruz diye devam eder. Ya bilirsiniz bu çok popüler bir argümandır. Bu mezar taşları hikayesini duymuşsunuzdur. Gelin 6 yıl önce yani 2016'da gerçekleşen din şuurasında Erdoğan'ın bir diğer konuşmasına kulak verelim.

Diyor ki mezar taşlarının okunmasını mı diyor öğretici? Zaten sıkıntı burada. O mezar taşlarında bir tarih yatıyor, bir medeniyet yatıyor. Bir neslin kendi mezarında kimlerin yattığını bilmemesinden daha büyük cehalet olabilir mi? Daha büyük acz olabilir mi?

Şimdi ortada tuhaf bir vaka var. İslamcıların en popüler cumhuriyet eleştirisine Mahir Ünal dillendirdiği için kendisini görevden aldılar. Bu yüzden haksızlıktır diyorum. Yoksa Mahir Bey kendi çapında belli bir kalibresi olan, belli bir iktidarı olan birisi ama haksızlık yapılmış adama. Grup başkan vekili olarak grup başkanının söylediklerini tekrar etmekten başka bir suçu yoktu Mahir Ünal'ın.

Hatta benzer içerikli beyanlar sadece Erdoğan'a ait değil. Mesela 8 Aralık 2014'te Erdoğan'ın damadı ya. Damadı Selçuk Bayraktar şöyle bir tweet atmış. Böyle diyor. Düşünmeye vurulmuş en büyük darbedir. Damat böyle diyor. O halde Mahir Ünal'ın görevden el çektirilmesine bir başka gözle bakmak gerekir.

Erdoğan tümüyle katıldığı bir konuşma yaptığı için grup başkan vekilinin görevine son vermek zorunda kalmıştır. Vaka budur. Mahir Ünal partisinin görüşünün dışına çıkmış da değildir. Buna rağmen görevden alınmıştır. Yıllardır atalarımızın mezarını okuyamıyoruz edebiyatını dinleriz. Mahir Ünal da bu edebiyata uygun bir konuşma yapmıştır. Başka bir partide olsa Mahir Bey kendisini savunurdu.

Ama AKP'nin parti kültürü böyle bir tavrı hazmedemiyor. Ya genel başkan da aynı şeyi söylüyordu. Nedir benim suçum diyemiyor Mahir Ünal. Sessiz sedasız gidiyor. Ona koltuğunu bahşeden iradeye müteşekkir olarak. Şimdi burada bölüme kısa bir ara verelim. Döndüğümüzde Mahir Ünal'ın görevden alınmasının iktidarın yapısına dair neleri açığa çıkardığını konuşacağız.

Erdoğan elindeki yetkilerle tek başına devlet kuracak, tek başına devlet yıkacak bir koltukta oturuyor. İnanılmaz bir yetki. Dünyadaki en yetkili başkanlık sistemlerinden birinde yaşıyoruz. Ama buna rağmen tümüyle katıldığı bir konuşma nedeniyle grup başkan vekilini koltuktan almak zorunda kalıyor. Çünkü Erdoğan'ın koltuğu bir ittifak üzerinde duruyor. Gelin, ittifak İttifak üzerinde ortağı duruyor. Devlet Bahçeli'nin İttifak son üzerinde duruyor.

grup konuşmasına geri dönelim. Başını dinlemiştik, devamını dinleyelim. Ön yargılarının hükmüyle, ideolojik katılıklarla Cumhuriyet'in anlaşılması ve anlatılması mümkün değildir. Bugünkü Türkçemizde düşünce oluşturamayacağımızı söylemek, gerçekleri çarpıtmaktır. Nesnel gelişmelere aykırıdır, dilimizi karalamaktır. Nihayetinde özgüven eksikliğidir.

Bahçeli bu haliyle İslamcılığın cumhuriyete dönük en popüler eleştirisini karşısına alıyor ve kazanıyor. Mayrunalı görevden aldırabiliyor. Yüksek tondan tepki gösterdikten sonra AKP Grup Başkan Vekilinin görevden alınmasını sağlayabiliyor. Ancak benzer tepkiyi Erdoğan'ın geçmişte yaptığı konuşmalara göstermeyince ortaya kocaman bir MHP çelişkisi çıkıyor.

Kimi çevrelerde Devlet Bahçeli'nin Erdoğan'ın neden bu denli arkasında olduğu sorgulanıp duruyor. MHP'yi Atatürkçü bir parti zanneden, milliyetçi olduğu için İslamcılara mesafeli olacağını düşünen bu anlayışa göre bizim bilmediğimiz bir şey var. O yüzden Devlet Bahçeli bir siyasi esir gibi, bunun altını çizelim, bir siyasi esir gibi Erdoğan'ın her dediğini onay veriyor. Hatta Bahçeli'nin kaseti falan mı var diye soranları da duyuyor. Halbuki bu testümüyle yanlış.

Mahir Ünal'ın görevden el çektirilmesi olayı bize esaretin çift taraflı olduğunu gösteriyor. Bahçeli, %6'lık 7'lik oy oranıyla AKP ile eşitler düzleminde bir ittifakın parçası olabiliyor. Bu haliyle bana kalırsa büyük bir siyasi başarı. Eğer ki buna siyasi başarı dersek. Beğenmediği bir grup başkan vekilinin görevden alınmasını sağlayabiliyor. Ya da beğendiği bir İçişleri Bakanı'nın görevde kalmasına neden olabiliyor.

Bilhassa terörle mücadele alanında ismini altın harflerle yazdıracak İçişleri Bakanımız, Sayın Süleyman Soylu'ya yapılan itibar suikastlarını, siyasi linç girişimlerini, zulme varan isnatları kaygıyla izlediğimizi, asla ama asla kabul etmediğimizi tarihe not olarak düşmek istiyorum. AKP ve MHP hemen hemen eşitler düzleminde bir ittifak kuruyor. Fakat bu ittifak ideolojiler zemininde de kuruluyor mu? Yani bir siyasi partiler ittifakı olarak AKP ve MHP bir araya geliyor da bu siyasi partilerin ideolojileri olan İslamcılık ve milliyetçilik de uyum içinde çalışıyor mu?

İşte Mahir Ünal'ın konuşması bir çatlak oluşturuyor gibi düşünülebilir. Ama pürüzlere odaklanıp milliyetçilik ve islamcılık ortaklaşamıyor demek bana kalırsa doğru olmaz. Belli pürüzler olsa da bu birliktelik evet çalışıyor. Yaklaşık 50 yıldır çalışıyor hem de. Türkiye islamcılığı tohumunu milliyetçiliğin tarlasına 1950'lerde attı, Soğuk Savaş döneminde. Milliyetçiliğin tarlasında filizlendi islamcılık.

Türk Milliyetçiliği Derneği, Milli Türk Talebe Birliği, Komünizmle Mücadele Dernekleri, milliyetçilerle islamcıların bir arada oldukları yarı resmi sivil toplum örgütleriydi. 50'li 60'lı yıllarda siyasal islamcılık denmez, mukaddesatçı sağ denirdi. MHP çizgisine milliyetçi sağ, Demirel'in lideri olduğu Adalet Partisi'ne de merkez sağ ifadesi kullanılırdı. İşte Türk sağının üç M'si, milliyetçi, mukaddesatçı ve merkez sağ.

Bu 3M koalisyonu 1970'li yıllarda iki kez hükümet kurmuş, bu hükümetlere de milliyetçi cephe hükümetleri adı verilmişti. Bu haliyle mukaddesatçı sağı temsil eden İslamcılık hiçbir zaman müessesizamın dışında konumlanmamıştı. Her zaman düzenin egemen bir unsuruydu. Türk sağının 3M'sinin bir aradalığını bugün Cumhur İttifakı'nda yeniden gözlüyoruz.

AKP, hem merkezi hem de mukaddesatçı sağı tutma iddiasındaydı bu zamana kadar, merkezden biraz uzaklaşıyor. MHP ise milliyetçi sağı domini etmek istiyor. Böylece Cumhur İttifakı, Türk sağını tümüyle konsolide etmek isteyen yeni bir kurucu değerler seti inşa etmeye çabalıyor. Fakat Mahir Ünal'ın görevinden el çektirilmesi bu bağlamda bir başka meseleyi de teşhir ediyor. Bugünlerdeki adıyla siyasal islamcılık, geçmişteki adıyla mukaddesatçı sağ, ideolojik bir kriz yaşıyor. Topluma vaat ettiği yeni bir vizyon oluşturamıyor. Geçmişte var mıydı?

Beğenin ya da beğenmeyin vardı. Laikliğin yeniden yorumlanması, TSK'nın düzen içindeki tavrına ilişkin eleştirisi, bir dizi sembolik talep, işte Gezi Parkı'na topçuk ışılası yapmak, Taksim'e cami yapmak, Ayasofya'yı açmak gibi buna benzer bir dizi sembolik talep, İslamcılığın kitle tabanıyla rasyonel bir ilişki kurulmasını sağlıyordu. İslamcılar konuştuğunda, düzene ilişkin değişiklik taleplerini ilettiklerinde, toplumun önemli bir kesimi, haklısın diyordu. Buyurun işte, başörtüsü sorunu böyle bir sorundu. Evladının yemin törenine katılamayan başörtülü kadının hakkı, son derece meşru bir talepti. Kamusal anlamda söylüyorum tabii bu meşruiyeti. Hal böyle olunca, bu talebi dillendirenler, toplumla rasyonel, yani akılcı bir ilişki kuruyordu.

Fakat artık böyle bir rasyonel ilişkiden bahsedemiyoruz. Hangi toplumsal talebe bulunuyor İslamcıların? Mesela Mahir Ünal'ın dediği üzerinden eski alfabeye geri mi dönelim mesela? Size tuhaf gelebilir ama bu kriz bana kalırsa Ayasofya'nın ibadete açılmasından sonra başladı. Ne alaka diyebilirsiniz. Önce Ayasofya'nın açılmasından bir yıl kadar önce Erdoğan'ın bu talebe ilişkin cevabını dinleyelim.

Sultanahmet'i bir doldurun, ondan sonra ona bakarız. Bak, şimdi Büyük Şamca Camii'ni yaptık. 4 tane, 5 tane Ayasofya'yı eder. O kadar büyük. 60 bin kişiyi alabilecek kapasitede. Ve Anadolu yakasında tüm İstanbul'da ve Türkiye'de. En büyük camii olur. Buyurun. Mesele o değil. Bu işin bir siyasi boyutu var. Yanı var. Yan tarafta Sultanahmet'i doldurmayacaksın, Ayasofya'yı dolduralım diyorsun. Ne diyor Erdoğan? Bir daha vurgulayalım orayı.

Meselenin siyasi boyutu. Prompter yokken böyle verimli konuşmalar karşımıza çıkabiliyor. Bu ifadeler genellikle uluslararası ilişkiler bağlamında el alındı. Ortodoks dünyası ne der? İşte Rusya var, Yunanistan var. Ne der diye böyle ifadeler kullanıldı. Halbuki uluslararası boyutunun yanında bir de ulusal boyutu vardı meselenin.

Neydi o? Ayasofya, Türkiye İslamcılığının toplumsal meşruiyeti olan son talebiydi. Son. Türkiye İslamcılığının son talebi demedim. Yanlış anlamayın. Toplumsal meşruiyeti olan son talebi dedim. Yoksa hilafetle getirmek istiyor olabilirler ama toplumun ekseriyetinin böyle bir talebi yok. Vay bizim halifemiz gibi ahvah etmiyor toplum.

Fakat Ayasofya öyle değildi. İslamcılık fikrinin icat ettiği, dindar toplum kesimlerinin de satın aldığı son talep Ayasofya'ydı. O da açılsa her şey berrak hale gelecekti. Düzene ilişki muhalefet tümüyle bitecekti. Ayasofya talebinin karşılanması halinde eski adıyla mukaddesatçı sağın bir arzu nesnesi kalmıyor, mukaddesatçı sağın düzen karşısı söylemi tümüyle boşa düşüyordu. Tümüyle iktidar olduklarını eşe dosta duyurmuş oluyorlardı. Başörtüsü serbestliği, Taksim'e cami, TSK'nın restorasyonu, Ayasofya'nın açılması ne kaldı?

Türkiye İslamcılığının bu düzene ilişkin herhangi bir eleştirisi kaldı mı? Ne istiyorlar artık? Her şey yolunda değil mi? Daha doğrusu, istekleri bitmez de bu toplumun kabul edebileceği neyi istiyorlar? Ne yapalım? Arap haflene geri mi dönelim? Saltanatı geri mi getirelim? Fes mi takalım? Halifelik mi gelsin? Ne istiyorlar? Artık herhangi bir talepte, bu düzene ilişkin herhangi bir eleştiride kalmadı.

Ortada kocaman bir sıfır var. Fakat, düzene dair eleştirisini kaybeden İslamcılık, entelektüel kabiliyetini de yitirdi. Türkiye'de İslami hareketin ilk ciddi yükselişine tanıklık ettiğimiz 1980 ortalarından itibaren, gerçekten yeni bir İslami entelektüeller grubunun ortaya çıktığına tanık olduk. Çünkü düzene ilişkin bir eleştirileri bulunuyordu. Bu eleştiri kültürü, İslamcıların politik derinliğinin sigortasıydı. Şu anda düşünmeden biat ediyorlar. Düzene ilişkin bir eleştirileri kalmadı çünkü düzenin kendisi oldular. Herhangi bir eleştirileri kalmadı ama kendi yarattıkları düzen de eskisinden kötü bir hayatı dayatıyor. Fakat

fanatik kitleler mutluymuş gibi yapıyorlar. Yanıldıklarını itiraf edemiyorlar. Böyle olunca bu siyasi vasat tabana da yansıyor. İktidara oy vermeye kararlı toplum kesinleri giderek irrasyonelleşiyor. Talep kalmayınca rasyonel akıl da gidiyor. Akıldan uzaklaşılıyor. Faşizmin kitle tabanına dönüşüyorlar. Tehlikeli olan da bu. Nasıl fiyatlar? Ya şimdi tabii ister istemez biraz yükseklik var. Evet. O da kimin elinde?

Bunları Tayyip Erdoğan yapmıyor, doğru mu? Kim yapıyor abi? Sence kim yapıyor? Dış güçler. Babana rahmet. 2023'ü kazanmamak için de elinden geleni yapıyorlar. 2023 bizim neyimiz biliyor musun? Sigortamız. Kurtuluşumuzdur. Altını çıkaramıyoruz, gümüşü çıkaramıyoruz, petrolü çıkaramıyoruz, onu çıkaramıyoruz çünkü anlaşma var.

Bu Lozan'daki gizli anlaşmalar engel oluyor. Evet şükürler olsun. Yüz seneyi tamamlıyoruz. Bu yüz sene bittiği an zaten ondan sonra dış güçler elini çekecek. Bizimle uğraşamayacaklar. Aynen. Aynen. Bugün bu altınımızı bulduk, gümüşü bulduk, boru bulduk, işleyemiyoruz. Niye? Çıkaramıyor. Çıkaramıyor. Yasak anlaşma var. İsmet İnönü imza atmış. Musul ve Kerkük bizimdir. Iki bin yirmi üçte biz alıyoruz onu geri. Tekrar geri. Entelektüel derinlik dağılınca partinin kitle tabanı biatçı bir kalabalığa dönüşüyor. Bir taşra partisi haline geliyorlar. Entelektüel çevreler AKP'nin gidişatını tehlikeli görüyor. Muhalif bir seçmenseniz bu gelişmeye belki sevinebilirsiniz. Aa entelektüeller sevmiyormuş AKP'yi diyebilirsiniz. Ama aslında daha tehlikeli olan şey de bu. Entelektüel derinlik azalıyor ama Erdoğan'ın hala %40'ı bulan ve fanatik bir seçmen kitlesi var.

Ve bu kitleyi Erdoğan'dan vazgeçirecek bir skandal yok artık. Her türlü skandalı, rüşveti, adam kayırmayı, hukuksuzluğu kabullenen bir seçmen tabanına sahipler. Her skandalda bir eşiği atladılar. İstanbul seçimlerinin iptal edilmesiyle birlikte sandığa bile saygı duymayan bir kitleye dönüştüler.

Ama bu tehlikeli gidişatın ideolojide yarattığı bir tahribat da var. Artık kendilerinin yıllarca dillendirdiği harf devrimi yüzünden bir gecede cahil kaldık argümanını savunan grup başkan vekilini bile sahiplenemiyorlar. Çünkü Bu takatte bir politik derinlikleri kalmadı, bu takatte bir ideolojileri kalmadı. Bu yüzden Mahir Ünal'ın görevden alınması İslamcılığın iflası anlamına geliyor. Argümanı savunacak değerler seti çöktü çünkü. Nedeni de belli. İktidara yaklaştıkça düzeni eleştirme kabiliyetleri azaldı, düzeni eleştiremedikçe entelektüel derinlikleri dağıldı.

Fikren yolunu bulamayan İslamcılık tıpkı 50'lerde, 60'lar ve 70'lerde olduğu gibi çaresizce güvenli limana sığınıyor. O zamanlar daha bebeklerdi. O yüzden milliyetçiliğin ana rahminde büyüdüler, milliyetçiliğin kucağında büyüdüler. Şimdi de çok yaşlılar ve takatleri kalmadı. Yine milliyetçiliğe sığınıyorlar.

İdeolojik olarak iflas eden İslamcılık giderek milliyetçileşiyor. MHP tipi bir devletperestlik toplumun tüm katmanlarına hakim hale geliyor. MHP bu toplumda sadece %6'lık 7'lik oy oranıyla değil, ideolojik referansıyla Türkiye'nin düzenine yön veriyor. Türk Sağı'nın 3M'si yine milliyetçilik başlığında bir araya geliyor. Cumhur İttifakı böylece 3. Milliyetçi Cephe Hükümeti'ne dönüşüyor. İlk ikisi 70'lerdeydi. Yani kendi ifadeleriyle eski Türkiye'nin bir sağ koalisyonundan farksız hale geliyorlar.

Bunun karşısında konumlanan altılı masada ise bütünlüklü bir kurucu anlayış gelişebilmiş değil. Orada da ideolojik yenilenmeyi gerektirecek entelektüel derinlik kalmış değil. AKP'yi eleştirmek kolay ama yeni bir kurucu felsefeyi oluşturamıyorlar. Türkiye bu nedenle Araf'ta sıkışmış vaziyette. Bakalım önümüzdeki günder nelere gebe.

Mahir Unal'a geçmiş olsun dileklerimizle finale gelelim. Ola ki Mahir Bey'in önüne bu bölüm düşerse sesimizi ona da iletelim. Sizin bir suçunuz yok Mahir Beyciğim. Siz genel başkanınızın vekili olarak yanlış bir laf etmediniz. Çaresizliğiniz ideolojinizin iflasından kaynaklıdır. Size geçmiş

Tren Topiği podbimedia ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar görevinizden istifa edebileceğiniz onurlu kurumlarda çalışmanızı dilerim. Hoşçakalın. olsun.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)