
3.223 kelime · ~16 dk okuma
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 28 Ekim'de Türkiye'nin 100 yılı başlığıyla bir vizyon belgesi açıklayacak. Denilen o ki, AKP lideri gelecek 100 yıla ilişkin vizyonunu ortaya koyacak. Bu adımla seçim startı da verilmiş olacak. Sunumun yapılacağı etkinliğe eleştiren gazetecilerin de davet edilmesi, son 2-3 gündür konuşulan konuların başında geliyor. Öte yandan Erdoğan, kendi vizyonuna ilişkin bir ipucunu da geçen hafta verdi.
Güçlü millet için dedi. Güçlü aile lazım. Güçlü ailede de dedi. LGBT olmaz. Böyle diyerek evlada eşcinsel olan aileleri güçlü olmamakla itham etmiş oldu. Biz de Erdoğan'a göre güçsüz, tırnak içinde söylüyorum, güçsüz ailelere ulaştık.
Çocukları eşcinsel olan aileler ne yaşıyorlar? Endişeleri ne boyutta? Neler düşünüyorlar? Bu bölümde bir konuğumuz olacak. Lezbiyen, gay, biseksüel, trans, interseks artı aileleri ve yakınları derneği. Yani kısa adıyla Leastag'ın başkanı Tülay Savaş bizlere eşlik edecek. Uzatmayayım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
Seçimler yaklaşıyor ve 20 yıllık uzatmalı iktidar kaybetmeye ilk kez bu kadar yakın. Kaybedecek mi, kazanacak mı bilmiyoruz ama kaybetmeye ilk kez bu kadar yakın olduğuna katılırsınız sanırım. Halbuki öyle olunca siyasal iktidar kazanmak için oldukça yaratıcı yöntemleri uygulamaya koymaya başladı. Hedefte kim var? Hedefte eşcinseller var. Yani
siz doğru durursanız evladınız heteroseksüel olur diyorlar. Ben uzatmayayım. Siz önce Erdoğan'ın 23 Ekim'de yaptığı şu konuşmaya bir kulak verin. Güçlü aile...
Güçlü millet demektir. Eğer aile zayıfsa millet o da zayıftır. İşte şu anda Türkiye genelinde görüyorsunuz LGBT diyorlar. Güçlü bir ailede LGBT diye bir şey olabilir mi? Olamaz. Bunun kimlerle nasıl iş tuttuğunu zaten biliyorsunuz. Hangi siyasi partiler bunlarla iş tutuyor? Bunları da biliyorsunuz. Ama AK Parti'nin böyle bir derdi yok.
Biz de güçlü aile lazım. Çünkü güçlü millete biz ayağı kaldıracağız. Bu gündemi takip ettiniz mi bilmiyorum. Siyasal iktidarın yetkili koltukları son 1-2 yıldır ara sıra LGBT'yi bireylere hedefine koyuyordu.
Burada başı çeken isim İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ydu. Soylu'ya göre hepimizi cinsiyetsiz yapacak şeytani bir plan devrede. Dolayısıyla dinimize, imanımıza sahip çıkalım ki heteroseksüel yaşamaya devam edelim. Hatta Süleyman Bey bazı konuşmalarında o kadar ileri gidiyor ki siyasi hasımlarına LGBT çocuğu bile diyor. Dinleyelim.
Bize kızıyorlar. Ne demişiz? Polisimiz, jandarmamız, askerimiz. Operasyona çıkarken AYTL kürsülerle çıksınlar. Abdesti gitsinler diye. Buradan onlara kabahat bulanlara, laf yetiştirenlere soruyorum. Biz sizin gibi LGBT çocuğu değiliz. Biz AYTL kürsünün çocuğuyuz.
Süleyman Soylu'nun bu konu hakkında sayısız konuşması var. Fakat bu Ayetel Kürsi çocuğu olma konuşmasının bağlamını sevdiğim için seçtim ben. Yani çünkü bu konuşmada teşhir oluyor vaziyet. İktidar meseleyi din soslu pazarlıyor. Karşımızda LGBTİ çocukları var, biz de Ayetel Kürsi çocuğuyuz diyor.
Gerçekten yani elinizde kullanabileceğiniz din ve millet gibi siyasi aparatlar varsa bu memlekette siyaset yapmaktan daha kolay hiçbir şey yok. İşte Ayetel Kürsi çocuğuyuz diyorsunuz, tamam işte daha ne olsun. Şimdi bunlar soylunun bir mitingde sarf ettiği, kitlesini coşturmak için söylediği kullanışlı ifadeler. Eskiden yani 3-4 yıl öncesine kadar böyle ifadelere rastlamıyorduk.
Daha net tespit edelim. Aslında ilginç olan bu. Daha net tespit edelim. Türkiye'de ilk kez bu seçimlerde LGBTİ topluluğu bir seçim malzemesi oluyor. Daha önce hiç yaşanmamıştı. Önceki seçimlerde hiçbir zaman karşı taraf LGBTİ savunucusu, biz de Ayetel Kürsi'yi savunuyoruz gibi bir ikilik konmamıştı toplumun karşısına.
Bunun verimli bir siyaset sahası olduğu açık. Peki, neden daha önce değildi şimdi? Bu sorunun bana kalırsa iki temel nedeni var. İlki, başta da söylediğimiz gibi, iktidarın kaybetmeye ilk kez bu kadar yakın olması.
LGBTİ topluluğuna hedef almak da bu ortamda son derece kullanışlı. Üstelik sadece Türkiye'de değil, dünyada da neofaşist iktidarların deneyip kazandığı bir yöntem bu. İşte Macaristan'da Orman, belki takip etmişsinizdir, ülkedeki başkanlık seçimiyle LGBTİ karşıtı bir referandumu aynı güne koydu Orman. Ve kazandı. Kampanyasında önemli bir yer işgal ediyordu, LGBTİ topluluğu.
İkincisi de şu, dünyada yükselen 3. nesil feminist dalga nedeniyle LGBTİ hareketi daha görünür oldu. Sadece LGBTİ bireylerin görünürlüğünden bahsetmiyorum, 3. nesil feminist hareketin sözü daha duyulur olmaya başladı. Bu dalganın etki alanı iktidar tabanına ulaşmadı ama demokratik muhalefet bu meseleye daha duyarlı hale geldi.
Soylu'ya da fırsat doğdu. Böylece Soylu da bu dalganın farkında ve bu dalgaya karşı çıkmanın işlevsel bir siyaset alanı olduğunu bilincine vardı. Süleyman Soylu'nun bir yıl kadar önce Haber Global'de Candaş Tolga Işık'a verdiği demeç bu şekilde. Bu topraklarda LGBT diye bir şey var mı? Bunun toplumsallaşması diye bir şey söz konusu mu? Belki böyle eğilimleri olanlar olabilir. Ama bunun toplumsallaşması diye bir şey söz konusu mu? Var mıydı? Avrupa'da olabilir. Bakın, bu cereyan Avrupa'dan Türkiye'ye, Amerika'dan Türkiye'ye pazarlanmaya çalışılan bir cereyandır. Bunun toplumsallaşması bizim ahlak değerlerimiz ve bu topraklarda ayakta durmamızı sağlayan en önemli değerimiz olan aile yapımızı ortadan kaldıracak. Eşcinselliğin toplumsallaşmasından bahsediyor Süleyman Soylu. Yani miting konuşmasının yanı sıra biraz daha derinlikle ele aldığı mesele bu şekilde. Anlattığı hikayeye göre eşcinsel taleplerin görülür olması halinde bir bulaşıcı hastalık gibi.
heteroseksüel doğanlar ilerleyen yaşlarında LGBT'yi topluluğuna girebilirler. Tabii Erdoğan ya da soylu gibi tabanıyla güçlü ilişkileri olan siyasetçiler bu söylemi kullanınca toplum da buna reaksiyon veriyor. Henüz Eylül ayında Büyük Aile Buluşması başlığıyla LGBT'yi hareket eden karşı bir miting düzenlendi, hatırlarsınız belki. Bu mitinge katılan bir yurttaş medyaskopa mitinge neden katıldığınızı şöyle açıklamış.
Çocuklarımızın geleceği için, çocuklarımız için buradayız. Çocuklarımızın cinsiyetine müdahale kesip de karşıyayız. Dinimiz de buna karşı. Buna karşı diktörü sergilemek için buradayız. Çocuklarının cinsiyetinin değiştirilmesinden korkuyor kalabalıklar. Buradan doğru, dinden imandan da çıkılabiliyor. Peki, çocukları heteroseksüel olmayan aileler? Onlar ne diyor? Girizgâhı daha fazla uzatmadan sözü Listak başkanı Tülay Savaş'a bırakayım.
Tülay Hanım'ın bir kızı lezbiyen. Kendisi de Lezbiyen Gay Biseksüel Trans İnterseks Artı Aileleri ve Yakınları Derneği yani kısa adıyla Listag'ın başkanı. Kendisine son dönemde artan nefret söylemenin yarattığı endişeyi sorduk. Kendilerini savunacak kadar kalabalık değiller, savunacak güçleri, savunacak bir toplumsal yapı da yok. Dolayısıyla tümüyle güvencesizler. Devlet de bu haliyle onların karşısına geçmiş durumda. Peki onlar ne düşünüyor? Endişeleri ne boyutta?
Endişeli olmamak mümkün değil aslında. Yani LGBT'yi olmak veya annesi olmaktan da öte, Türkiye'nin şartlarını zaten hepimiz biliyoruz. Hükümetten farklı ses çıkaranların başına neler geldiğini biliyoruz. Yani bu nedenle zaten endişeliyiz ama biz tabii iki kat daha endişeli oluyoruz bu durumda.
Çünkü direkt uzun yıllar, aslında birkaç yıldır çocuklarımıza karşı bir söylem var hükümet tarafından. Bu son zamanlarda biraz daha arttı. Hatta yani aile yürüyüşü adı altında bir nefret yürüyüşü bence yapıldı. Bu söylemler devam ediyor hala. Tabii ki endişeliyim. Bütün çocuklar için endişeliyim.
Ya şöyle bir şey şimdi bunu bu söylemlerden etkilenerek çocuğum yolda yürürken ya da işte okula giderken, otobüste işte toplu taşımada birisi bir şey der mi, sataşır mı? Ben yine şanslı ailelerdenim. Yani nispeten daha korunaklı alanlardayız bizler. Farklı semtlerde, farklı insanların olduğu yerlerde çok daha kötü olabiliyor. Hani eğitim seviyesinin daha düşük olduğu yerlerde biraz daha tehlikeli çocuklar. Yani bunu da göz ardı etmemek gerekiyor.
Lütfen empati yapın. Milyonlarca insanın her söylediğine inandığı bir lider Erdoğan. Ve bu kişi güçlü ailede LGBT'yi olmaz diyor. Aynı düzenin İçişleri Bakanı hepimizi cinsiyetsiz yapacaklar diyor. Biraz önce dinlediğiniz yurttaş çocuğunun cinsiyetinin değiştirilebileceğini düşünüyor. Bu nefret ikliminde siz eşcinsel olsanız endişeli olmaz mıydınız? Şimdi bir de Tülay Hanım'la empati yapalım. Evladınız eşcinsel olsa tedirgin olmaz mıydınız?
Şimdi benim iki çocuğum var. Bir heteroseksüel, bir de lezbiyen beyanı, bu şekilde. İkisini de ben büyüttüm. İkisi de aynı ailede büyüdü. Benim korumam altında, benim bakımım sayesinde ve o şekilde ben büyüttüm.
bir aile çocuğunu nasıl daha iyi eder, nasıl çok iyi eğitim aldırır, onun mutlu olması için uğraşır. Aynı herkes gibi ben de bu şekilde ikisini de büyüttüm. Kızım bana söylediğinde yani çok kale almamayı tercih ettim. Şimdi şöyle dernekte de deneyimlerim şu şekilde gelişiyor. Yani ailelerin
çeşitli tepkileri oluyor bunu duyduklarında ya da kendileri fark ettiklerinde. Ailenin yapısına göre bu çok fark ediyor. Yani coğrafyaya göre, eğitim düzeyine göre çok fark ediyor. Aslında eğitim düzeyi yüksek olanlar belki biraz daha endişeli oluyor. Çevrelerine karşı biraz baskı hissediyorlar çevrelerden. Yani şöyle bir şey, bunu duyan, öğrenen bir anne diyelim hiçbir zaman ne kadar da iyi bir haber verdin demiyor. Yani bu bir gerçek aslında çünkü
Toplumda hep ötekileştirilen kişiler çünkü bunlar. O yüzden de böyle bir tepki her zaman oluyor. Benim kendi özelimde tabii ki çok endişelendim. İlk sözüm de şu oldu, kızım bu toplumda nasıl yaşayacaksın? Hep sorun yaşayacaksın, zorluk çekeceksin. Ben senin böyle yaşamana üzülürüm. Böyle olmasını istemem dedim. Bu şekilde oldu ama dediğim gibi yani ben derneğimizin danışma hattına da bakıyorum zaman zaman. Orada birebir çok görüştüğüm insan oluyor. Yani orada LGBTİ'ler de arıyor ve çok şeyler söylüyorlar. Yani işte ailem zorla doktora götürüyor. İşte iyileştireceğini söyleyen doktorlar var. Onlara götürüyor. Test yaptıracak. Ne yapayım diye yana yakılı arayan bireylerden tutun da
Aileler zaten arıyorlar. Nasıl düzeltirim diye soruyorlar. Hangi doktora götüreyim? Yani bunun o kadar bilgisizlik çok yaygın toplumda. Tülay Hanım'ın ilk tepkisi oldukça insani. Ne diyor? Kızım, bu toplumda nasıl yaşayacaksın? Gerçekten zor. Kişisel bir anımı anlatayım, izin verin. 2013 yılında yazın bir ay kadar çeşmede bir restoranda muhasebe elemanı olarak çalıştım. O zaman öğrenciydim.
Bir gün kasada oturuyorum. İçeri bir kadın girdi. Doğrudan benim yanıma gelerek cam kenarındaki masada oturmak isteyen bir izin aldı. ''Bu şekilde orada oturabilir miyim?'' dedi. Şaşırdım yani çünkü müşteri dediğiniz boş masaya oturur. Niye izin istesin? ''Ama elbette oturabilirsiniz.'' dedim. İşletmenin müdürü daha sonra yanıma gelince durumu kendisiyle paylaştım. ''Ya hanımefendi oturmak için benden izin istedi. Nedenini anlamadım.'' dedim.
Müdüre hanım daha dikkatli bakınca durumu fark etti. Benden izin isteyen hanımefendi bir transeksüeldi. Peki neden izin istiyordu? Çünkü mekanın görünür bir yerinde oturduğunda bir polis memuru mekana genel ahlaka mugayyir davranıştan ceza kesebiliyordu. Varoluşunuz nedeniyle cezalandırılıyorsunuz. Başıma gelen bu hadise kendi adıma transları olan bakır açımı çok etkiledi. Oldukça zor bir hayat.
Çocuğunuz size heteroseksüel olmadığını söylediğinde de endişelenmeniz bu nedenle olağan. Tülay Hanım'ın verdiği, ''Kızım bu toplumda nasıl yaşayacaksın?'' tepkisi de son derece insani. Peki her aile böyle mi tepki veriyor? Hayır. Ama burada kısa bir ara vereceğiz. Döndüğümüzde tekrar birlikteyiz.
Aradan önce dediğimiz gibi, her aile yalnızca evladın için endişelenmekle kalmıyor. Çok daha ileri gidenler var. Tülay Hanım'la sohbetimize geri dönelim. Şöyle deneyimlere tanık olmuşsunuzdur. Çocuğun beyanından sonra aile tedavi ettirmeye çalışıyor. Tabii. Böyle deneyimler nasıl sonuçlanıyor? Tırnak içinde söylüyorum, tedavi oluyorlar mı yani? Yok, öyle bir şeyin tedavi olmadığını, daha doğrusu hastalık olmadığını çok iyi biliyoruz. Dünya Sağlık Örgütü de bu konuda kesin olarak açıklamalar yaptı. Yani hasta olmayan bir kişiyi doktora tedavi ettirmenin de bir mantığı yok tabii. Ama bunu yaptığını iddia eden bayağı ünlü bir de kişiler var.
Ben birebir tanık oldum buna. Yani beni bir genç aradı ve yarın beni işte görüyorlar, bana ne yapacaklar bilmiyorum. Sesi titriyordu, korkuyordu. Ne yapabilirim diye yani çok tedirgindi. Ben ona şey dedim, onu sakinleştirmeye çalıştım. Dedim 18 artı bir kişisiniz.
bir kere istemediğiniz bir şey imza atmayın ve mümkün olduğu kadar sakin olmaya çalışın dedim. Hatta sonrasında da arayıp bir bilgilendirir misiniz dedim yani ne oluyor oralarda. Aradı birkaç gün sonra işte dedi testler yaptılar. Yani öyle ilginç ki benimle birebir doktor konuştuğunda ben biliyorum bu durumun değişmeyeceğini.
dedi, diyor arkadaşımız. Ama aileyle birlikte olduğunda, aile böyle o kadar çok inanmış ki iyileşeceğine, aileyle birlikte olduğunda işte biraz daha seans yapalım, bir 10 seans daha yapalım, düzeltiriz, düzeltmeye çalışırız gibi şeyler söylendi, duydum ben. Yani bu biraz da maddi, duygusal diyorum ben açıkçası. Öyle bir şey yok yani. İyileşme diye bir durum yok. İlk tepki bu işten nasıl kurtulduğunuz oluyor ve doğrusu aslında çocuklarını psikiyatra veya doktora götürüyorlar. Bakın çocuğunuzu doktora götürüyorsanız türlü travmalar yaşatıyorsunuz. Doktor bu hastalık değil diyor ama siz ısrar ediyorsunuz. Aileler için kabullenmesi çok zor bir durum. Hele ki toplum baskısı.
kızın neden erkek gibiler, neden evlenmiyorlar diye sormalar, oğlun neden böyle giyiniyor diye sormalar, tahmin edebileceğiniz onlarca yargılayıcı ifadeye maruz kalıyorsunuz. Fakat Tülay Hanım'la sohbetimizden anladığım kadarıyla bu durum çekirdek aile içindeki dayanışma bağlarını güçlendiriyor. Yani geniş ailenin tacizine karşı çekirdek aile daha güçlü hale geliyor. Yani Erdoğan'ın dediğinin aksine, çocuğu heteroseksüel olmayan aileler, çok daha güçlü aileler. Tabii ki çocuklarına sahip çıkıyorlarsa. Bir de çıkmayanlar var. Onlar ne yapıyor? Armağan Çağlayan, transseksüel sanatçı Akış Kağ ile röportajında aile meselesini soruyor ve şöyle cevap alıyor. Aileniz Zonguldak'ta mı yaşıyor? Evet. Kısa kestiniz.
Yani kendi ailem aslında beraber yaşıyorum onlarla yani. Yani? Seçilmiş ailemle beraber yaşıyorum. Kendi seçtiğim ailemle. Bu nasıl bir şey? Hiç bildiğim bir şey değil. Seçilmiş aile derken? Bir biyolojik veya atanmış halimiz oluyor. İşte doğduğumuzda doğduğumuz bir halimiz oluyor.
Bu birincisi. Bir de sizin kendi seçtiğiniz bir aileniz oluyor. Dayanıştığınız, birbirinizin eksiklerine koştuğunuz, birbirinizi tamamladığınız bir aileniz oluyor. Bu da seçilmiş hali oluyor. Görüldüğü üzere toplumdan bu derece tecrit edilince son derece yaratıcı hayatta kalma metotları geliştiriyorsunuz.
LGBTİ topluluğunun genel olarak biyolojik ailesi ile ilişkisi oldukça zorlu geçiyor. Onlar da kendilerine başka aileler seçiyorlar. Seçilmiş aile diyorlar buna. Çok ilginç bir sosyolojik vaka. Heteroseksüellere yabancı bir kavram, zira herkes listak aileleri gibi olgunlukla karşılamıyor durumu. Bu durumun en temel nedeni, bizdeki en temel nedeni diyelim daha doğrusu, Lut kavmi efsanesi üzerinden yürüyen dini söylemler.
toplum kendi içinde azınlık da olsa eşcinsellerin olması halinde helak olacağını düşünüyor. Bu çok kuvvetli bir korku. Bu korku derinleştiğinde de dolayısıyla nefrete dönüşüyor. Korkuyla yaşamak zor. Onu nefrete dönüştürmeniz gerekir. Gerçekten helak olacaklarına inanıyorlar mı emin değilim bu arada. Fakat bir de eşcinselliğin Süleyman Soylu gibi bulaşıcı olduğunu inananlar var. Yani toplumsallaşacak bu vaka deniyor. Listak Başkanı Tülay Savaş'a, ''Eşcinseller normal karşılandığında insanların çocukları eşcinsel olur mu?'' diye de sordu.
Kesinlikle olmaz. Yani bunun bulaşıcı olmadığını zaten herkes itiraf eder herhalde. Bu bir hastalık değil, bulaşıcı da değil, özenmeyle olan da bir şey değil ki. Genelde toplumda bu özentiyle olabileceği konusu yaygın olarak görüyoruz biz bunu. Netflix dizileri, eğitimleri etkiliyor. Bunu da çok söyleyen oldu.
Öyle bir şey olmadı. Artık bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Yani birbirine bakarak olacak bir şey değil bu. Bir de insanlar dediğim gibi bilmediği şeyler hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyor. Başka ne diyebilirim ben? Öyle bir şey yok. Evladı eşcinsel olan aileler güçsüz aileler mi? Erdoğan öyle diyor. Güçlü ailede LGBT'yi olmaz diyor. Peki Tülay Hanım bir anne olarak kızıyla ilgili ne düşünüyor? Güçlü aile ona göre ne demek?
Daha önce de ben bir yerde söylemiştim. Yani aslında biz gerçekten güçlü bir aileyiz. Çünkü toplumun değerlerini değiştirmeye çalışıyoruz diyeyim. Olumlu yönde değiştirmeye çalışıyoruz. Aile dediğimiz şey, birbirinin kan bağıyla bağlı olan ve birbirini seven, koruyan, kollayan insanlardan oluşan bir birim. Şimdi ben bugün de düşündüm aslında. Ben de bu iki çocuğumu büyütürken
hem anne hem babalık yaptım. Ve gerçekten onları güzel okullarda okuttum. Emek verdim, onları korudum, kolladım, büyüttüm. Bu durumda ben iyi bir anneyim yani. İyi bir aile bizim ailemiz. Birbirinizi seven, sayan, insanlardan oluşan bir aile. Çocuğunu da koşulsuz seven. Yani bizim Türk ailenin içinde çok fazla çocuklara baskı yapılıyor. Yani demokratik bir ortam yok. Ailelerde genellikle babanın dedeği olur. Ülkemizin durumu neyse, ailelerde genellikle diyorum, çoğunlukla diyorum, hepsi değil tabii ki ama yani babanın dedeği oluyor. Şu okula gideceksin, okuyacaksın, okumayacaksın. Birçok yerde hala, evliliklerde bile ailenin çok etkisi oluyor.
yani kendi seçmelerine birçok şey, okulu olsun, başka konularda da olsun, yani bu izin verilmiyor. Böyle aile çok, şimdi o ailede yetişen, yani o aile güçlü derken ne anlamda? Hani işte vurdum kafasına oturttum, o güçlü aile mi oluyor? Yoksa bizimki gibi çocuklarının kendi gelecekleriyle ilgili kararlarda onları hak sanayım, onların tercihlerine olanak sağlayan aileler mi güçlü? Yani biz çok güçlü aileler olduğumuzu düşünüyorum.
ve de sevgi dolu ailelerimiziz. Geniş toplum kesimleri LGBTİ topluluğunun hak mücadelesini eşcinsellik propagandası olarak görüyor. Halbuki onlar kendi insan hakları mücadelesini veriyorlar. Propaganda yani sizleri de eşcinsel yapmak istiyorlarmış gibi ifade ediliyor.
Halbuki onlar, kardeşim bırakın kafamıza göre yaşayalım diyor. İşe girerken zorlanmamak, herkes gibi yaşayıp gitmek istiyorlar. Buna karşı muhafazakâr halk kesimlerinin iddiası şu. Ya diyorlar, biz zaten karışmıyoruz ama toplumda görünür olmasınlar. Kendi evlerinde nasıl yaşarlarsa yaşasınlar. Çocuklarımıza kötü örnek oluyorlar. Şimdi Tülay Hanım'a sorduk. Eşinsel kimliği gizleyerek yaşamak mümkün mü? Ya da mümkün olsa bile bu ne tip sorunlar doğuruyor?
Şöyle bir şey, bir insanın olduğundan farklı görünmesini ya da davranmasını istemek bu. Kendi gibi olmaması demek. Bu da tabii ki insan haklarına aykırı diye düşünüyorum ben doğal olarak. Çünkü herkes nasılsa öyle yaşıyorsa niye o yaşamasın? Yani görünmesin derken ne yapsın? Yok mu olsun? Ve şöyle bir istatistik var aslında, toplumlarda genellikle eşcinselliğin %10 olduğu, Hollanda'da da serbest olmasına rağmen aşağı yukarı aynı, İran'da da aynı aslında.
Homofobiye kötü haber. Yani toplum zaten eşcinselliği baskılıyor ve çoğu eşcinsel kimliğini zaten gizliyor. Yani etrafınızda heteroseksüel zannettiğiniz çok fazla eşcinsel var. Çevrenizde eşcinsellerden nefret ediyor gibi görünen tipler de eşcinsel olabilirler yani. Çok tuhaf değil mi?
Peki ya Listak? Neler yapıyorlar? Neden bir araya gelmeye ihtiyacı duyuyorlar? Aslında cevabı açık. Bu kadar baskı altında olan bir topluluğun anne babaları olarak dayanışmaya ihtiyaç duyuyorlar. Ama Tülay Hanım genellikle annelerin sürecinin sorumluluğunu aldığını söylüyor. Yani anlaşılan o ki babalar için süreç daha zorlu ilerliyor. Ya da babalar bu süreçte daha geri planda kalıyor.
Tülay Hanım'a son süreçte lista gabaş vuranların ya da arayanların sayısı arttı mı diye sorduk. Çünkü bir nefret kampanyası organize ediliyor. Dolayısıyla daha çok insanın araması gerekir diye düşündüm. Genelde anneler arıyor diyor Tülay Hanım.
Bizim derneğimiz 2008 yılında birkaç tane annenin bir araya gelmesiyle oluşmuş ve bir danışma hakta edinilmiş. O danışma hakta 2008 yılından beri açık. Pazar hariç her gün açık. Zaten şöyle, biz çocukların LGBTİ olan ve bunu öğrenmiş olan ailelere destek vermek üzere kurulmuş bir dernek. Akran dayanışması yapıyoruz ve genel hep mutlaka bir anne bakar telefona. Genelde arayanlar da anneler oluyor çünkü. Ve arayan kişi karşısındaki kişinin de kendi gibi devrelerden geçtiğini, aynı şeyleri yaşadığını öğrendiğinde ya ipey bir sakinleşiyor diyeyim yani ağlayarak arayan da oluyor. Çocuğuma nasıl destek olabilirim diye arayanlar da oluyor tabii ki. Yani bu şekilde biz ailelere destek oluyoruz. Bu durumda hani ailelere destek olarak aslında çocuklara da destek olmuş oluyoruz. Yani aileyle çocuğu böyle bir arayı düzeltmek gibi bir
durum oluşuyor. Bu şekilde bir de dediğim gibi CETAT toplantılarımız var. Artı üniversitelerden, derneklerden, her yerden, şirketlerden. Benim Çocuğum belgeselimiz var, 2013 yılında çekilen. Yedi ailenin katılımıyla çekilen bir... O bize çok işimize yarıyor, şöyle yarıyor. Çünkü bir anne bu durumu kabul etmiyorsa ya da çok zorlanıyorsa, mesela o belgeseli bir izleyin diyoruz. Orada çünkü aileler var. Nasıl öğrendi, ne yaptılar, onları anlatıyorlar. Onun da çok etkisi oluyor.
Ve bu bilim gösterimi yapılıyor birçok yerde. Onun sonrasında deneyim paylaşılıyor. Yani mümkün olduğu kadar toplum bu konuda bilgilensin. Ve şimdi hükümette olan insanlar kızacak ama hani ben normalleşsin diyeceğim burada. Yani şöyle, ötekileştirilmesin bu çocuklar. Herkes gibi sağlıklı bir şekilde bu toplum içinde yaşasınlar. Yani liste atmanı istiyor. Çok özel bir azınlık konumunda LGBTİ topluluğu. Onları özel yapan, aileleri içinde de azınlık olmaları. Varoluşları gereği bu ayrımcılığı yaşıyorlar ama sadece toplumda değil, aile içinde de azınlıklar. Anne baba heteroseksüel ama çocuk eşcinsel. Bayram ziyaretleri, geniş ailenin toplandığı misafirlikler büyük bir zulme dönüşüyor. LGBTİ topluluğu da inatla bizim haklarımız insan haklarıdır diyor.
Siyaset ise bu derin soruna ağır romandaki gafdici fethi sığlığıyla yaklaşıyor. Zafer Algöz'ün canlandırdığı gafdici fethiyi hatırladınız mı? Oğlunuzu ibni olmaktan nasıl kurtarırsınız? Evet, oğlunuzun ibni olmasını istemiyorsanız bu kıymet tesiri muhakkak okuyun. Aferin bana. İşte gaftici fetih gibi siyasetçilerimiz üretti. Bir tarafta hayatından endişe eden halk kesimleri, diğer tarafta çoğunluğun rızasını alabilmek için bu insanlara dönük nefret kampanyasını örgütleyen iktidar. İnsanın koltuğunuz batsın diyesi geliyor tabii. Bu bölümde sizlere olumlu olanı, daha doğrusu olması gerekeni yapan aileleri tanıtmaya çalıştık.
Ama şunu da söyleyeyim. Türkiye'de nefret cinayetlerin bir numaralı hedefinde LGBT'li topluluğu var. 2009 yılında Ahmet Yıldız sadece gay olduğu için öldürüldü. Onu öldüren kimdi biliyor musunuz? Babasıydı. Alın size güçlü aile. Siz seçin. Hangisi güçlü? Listak aileleri mi yoksa Ahmet Yıldız'ın ailesi mi? Alın size Türkiye vizyonu. Gelecek yüzyılı bu vizyonla inşa edeceğiz. Trendtopiyi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar halk dalgavu siyasetçilerin zihninizi manipüle etmediği günler dilerim. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.