Podcast

186: Trend Spor: Lider Fenerbahçe, Galatasaray-Alanya maçına hakem damga vurdu, Ballon d’or Benzema’nın

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Trend Spor'da bu hafta futbol gündemi çok yoğundu. Fenerbahçe, kendi sahasında ligin güçlü ekiplerinden Başakşehir'i yenip maç eksiğine rağmen zirveye yükselirken Galatasaray-Alanyaspor maçı hakem tartışmalarının merkezinde yer aldı. Avrupa'ya gelirken Karim Benzema Ballon d'or'u kazanarak büyük bir başarıya imza attı.
Formula 1'de önceki yarışta Max Verstappen ile pilotlar şampiyonluğunu kazanan Red Bull, Amerika'da takımlar şampiyonluğunu kazanarak 9 yıllık hasreti sonlandırdı.
Hepsi ve çok daha fazlası Trend Spor'da!




Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.198 kelime · ~26 dk okuma

Trendspor'dan herkese merhabalar. Gündemden satır başlarını veriyorum ve sonra detaylara ineceğiz. Süperligin 11. haftasının lideri bir maç eksiğine rağmen Fenerbahçe oldu. Kendi sağlarında Başakşehir'i tek golle geçmişlerdi. Cumartesi akşamı tek golle kazanan bir diğer takım aynı gün Trabzonspor oldu. Sivas Sporu yendiler ve onlar da kazanarak Ardard'ı 3. sıraya kadar tırmandılar. Bir ara yara almışlardı sezonun başında hatırlıyorsunuz.

Anadolu'nun en iyi takımları Adana Demir Spor ve Konya Spor adlarına yakışır bir maç oynayıp beraber kaldılar ve İstanbul'un 3 büyüklerinden ikisi de yer aldı Beşiktaş ve Galatasaray. Beşiktaş ilk yarım saat gayet iyi oynadığı bir Hatay maçından mağlubiyetle ayrıldı ve Galatasaray da ilk yarım saatini çok iyi oynadığı Alanya Spor'a karşı puan kaybetti. Tabi Galatasaray'ın puan kaybında hakem faktörünün de rolü biraz fazlaydı buna da değineceğiz. İstanbul Spor'da Osman Zeki korkmaz istifa etti. Haftanın en flash, en beklenmedik gelişmelerinden bir tanesiydi bu. Beklenen gelişme ise 2022'nin Balondor'un Benzema'ya verilmesiydi. Zaten ondan o kadar hak edilmiş bir Balondor senesiydi ki Benzema her şeyi yapmıştı 2022 yılında. Tabi Benzema'nın Balondor'u almasıyla ilgili Kurtua'nın da bir açıklaması var ve bu açıklama dikkat çeken bir açıklama oldu. Kurtua zaten böyle beklenmedik çıkışlar yapan veya sert çıkışlar yapan bir futbolcu, kaleci.

Onu da birazdan detaylandıracağım. Formula 1'de Red Bull takımı 9 yıllar ardından şampiyon oldu. Geçen yarışta zaten Max Verstappen şampiyonluğunu ilan etmişti. Tekrar kazandı. Bu sefer de takımını şampiyon yaptı. Ve bu hafta okuduğum ilginç bir satranç haberi vardı. Satrançta hile yapıldığı yönünde bir haberdi bu. O haberle birlikte de gündemimizi tamamlayacağız. Fenerbahçe-Başakşehir maçıyla başlayalım.

Transkriptin tamamını oku

Kaliteli bir maçtı. Jorge Jesus'ta zaten maçtan sonra Avrupa'nın üst seviyeliklerindeki bir maç gibiydi dedi. Hemen o açıklamayı bir dinleyelim. Ligin en iyi pas yapan takımı ile ligin en iyi pres yapan takımı karşılaştı.

En iyi pas yapan Başakşehir, aynı zamanda en az gol yiyen takımdı. En iyi pres yapan Fenerbahçe'de en çok gol atan takımdı. Bence maçın hakkı da en azından beraberlikte. Hatta 0.5'tan Başakşehir'e de böyle yarım puan daha önde gibiydi. Traore'nin kaçırdıkları. Ama Fenerbahçe maçı hiçbir zaman bırakmadı. Hatta böyle penaltı isyanı olan pozisyonlar da vardı. Ona rağmen maçtan çekilmediler. Jorge Jesus'un karakteri tamamen Fenerbahçe'ye sirayet etmiş durumda.

Maçta kırılmadılar ve son dakikalarda son çeyrekte attıkları golle de kazandılar. Mesela birazdan Beşiktaş'ı konuşurken veya Galatasaray'ı konuşurken işler iyi gitmediği zaman kırılabilen veya motivasyonları düşebilen yani çok iyi başladıkları maçta zikzaklar yaşayabilen takımlar rakipleri Fenerbahçe'nin. Fenerbahçe'de ise Jesus'un disiplini %100'le sahaya yansıyor. İşler iyi gitmediğinde de aynı oyunu oynamaya çalışıyorlar. Çok iyi gittiğinde, 3 attıklarında, 4 attıklarında da 5. gol öncesi yine bir şevkle oynamaya devam ediyorlar.

Burada haklarını vermek gerekir. Ama ilk yarı Başakşehir'in daha net pozisyonları vardı ve bence yedek kulübesiyle taraftar gücü maçı Fenerbahçe'ye doğru çevirdi. Şimdi Jorge Jesus, Emre Moru, Willian Araoui ve Rossi'yi oyuna dahil etti son 20 dakikada. Öbür taraftaysa işte yeni Malatya spor loküme düşmüş Münir girdi. İşte çok yetenekli bir oyuncu ama yani Rossi kalibresine Uruguay milli takım oyuncusu değil henüz yani.

Kenny girdi. Kenny biliyorsunuz TFF birincilikten bandırmadan yani ikincilik oyuncusu. İşte Alex Hitch falan girdi. Öbür tarafta girenlerin daha zengin bir kadrosu olduğunu düşünüyorum. Ve maç öncesi yakın arkadaşıma Whatsapp'tan şey yazmıştım. Tam böyle Volkan Babacan'ın bir hata yapıp da şike imasına kurban edileceği bir maç yazmıştım. Ve Volkan Babacan'ın uzaklaştıramadığı ya da zayıf vurduğu topu Villenara çok iyi kontrol etti. Devamında da golü yediler. Bence zayıf bir kalecisi var Başakşehir'in.

Bu kadar zayıf bir kaleciyle en az gol yiyen takım olmaları da aslında takım savunmasını çok iyi yapmalarıyla alakalı. En nihayetinde yine de Volkan Babacan'ın bir hatası sanki içime doğmuş gibi demeyeyim de zaten Volkan Babacan bu sezon o şeyi izlenimi veriyordu. Ben maç sonrasında Emre Belezoğlu'na basın toplantısında bu kadro farkını sordum. Benim iyi bir kadrom olduğunu düşünüyorum ve biz 20 maçlık periyotta en çok toplayan takımız yani biz iki tane lig maçı kaybettik. Baktığınızda çocuklar geçen seneden bir 9 maçı da kattığınızda 30 maça yakın süreçte bir iki tane mağlubiyetimiz var. Yani bizim takımız aslında

çok önemli iş çıkarıyor. Gerçekçi olmak lazım Fenerbahçe'nin bütçesiyle. Fenerbahçe'nin oyuncu kalitesiyle bizim bütçemiz ve oyuncu kalitemiz aynı değil. Bunu da kabul etmek gerekiyor. Ama oyunsal anlamda çok güçlü oyunlarda oynadık biz. Yani bugünkü de oyun içinde bence doğru giderken işler. Sizin de söylediğiniz gibi Beşiktaş maçında da hamleleri yaptıktan sonra oyunun geriye gittiği dönemlerde yaşadık. Bu maçta da bence aynısı oldu. Ama

Kadro değerlendirmesini yapmak başka bir takımın, şu an için benim görevim değil ama ben kendi oyuncu grubumdan ve vücuttan, rotasyon kelimesini çok kullanmadım hiçbir zaman. Elimizden gelince 4 gün, 3 günde bir maç oynadık. Oyuncular da bu ritme alıştılar. Kim oynarsa oynasın elinden gelen her şeyi yaptılar. Avrupa kıvalırında çok iyi gidiyor. Ligde bence takım iyi gidiyor. Yani ben elimde güçlü bir kadro olduğunu düşünüyorum. Hamlelerimde sadece birkaç tane oyuncumuzun sakatlığı özellikle defans bölgesinde bizi etkiledi. Orada Mahmut'u biraz daha merkezde kullanabilirdik, stoper vergüsünde kullandık. Onun dışında hemen hemen her oyuncudan istediğimizi tek maç özelinde değerlendirmiyorum. Büyük fotoğrafta geniş 20 maçlık periyotu aldığımızı düşünüyorum ben. Emre Belizeoğlu'nun genel olarak şikayet etmeme durumundan ben çok memnunum bir futbol sever olarak. Hatta geçtiğimiz haftalarda Sivas Spor'a kaybettiler. Kendi sahalarında kaybetmişlerdi.

Ve o maçın ilk yarısının son dakikalarında bir penaltı verildi Başakşehir aleyhine. Bence penaltıyla uzaktan yakından alakası yoktu o pozisyonun. Ve Emre Belözoğlu maç sonunda hiç itiraz etmedi buna. O penaltıdan sonra 1-0 oldu, devreye yenik girdiler. E tabi yenik devreye girdiğiniz zaman ikinci yarı çok daha baskılı oynamanız gerekiyor, arkada daha çok alan veriyorsunuz ki. O sebeple de son dakikalarda bir tane daha yiyip 2-0 kaybetmişlerdi zaten. Bütün planları bozmuştu aslında o penaltı kararı ve bence Var'ın da devreye girmemesi bir şeydi, fiyas koydu. Ama Emre Belizoğlu o maçın ardından da hiç bundan bahsetmedi, çok kötü oynadık dedi. Düşüşteydik zaten, bekliyordum da böyle bir şey dedi mesela. Burada da mesela Kadro şeyinden dem vurmadı. Çünkü Emre Mor girdikten sonra, Wilyan Arau girdikten sonra, Rossi girdikten sonra Fenerbahçe'nin etkinliği çok net arttı. Ve Başakşehir yedek kulübesiyle ona karşılık veremedi aslında. Ama bundan şikayet etmedi Emre Belözoğlu. Şikayet etmeden, mazeret üretmeden işini yapmaya ve geliştirmeye çalışan bir teknik direktör izlenimi yarattığı için kendisini tebrik ediyorum. Öte yandan bu maçla ilgili Hikmet Karaman'la bazı programlar yapıyoruz SporSiştel'de.

O programlardan birinde Fenerbahçe'nin baskısını çok iyi anlatan bir şey vardı Hikmet Hoca'nın, bir sekans vardı. Hem Serdar Aziz, rakip 8 numaralardan Başakşehir'in sol 8 numarası olan Berkay'a kadar pres yapıyor. Kendi yani rakip yaralanının ortalarına kadar basıyor. Yani Başakşehir'in ilk 30 metresine kadar Serdar Aziz baskı yapıyor stoperi, Fenerbahçe'nin stoperi. Öbür tarafta Gustavo'da diğer 8 numaraya, işte Deniz Türüç'e, sonradan da işte Alexiç'e baskı yapıyor. Yine Başakşehir'in yaralanına kadar, kendi 30 metresine kadar.

Stoperlerin bu kadar ileriye çıkması gerçekten çok özel, çok farklı bir şey. Ve sol stoper olan Zalai çıkmıyor, aksine Gustavo çıkıyor mesela merkez stoper olan. Ve sol stoper Zalai hem merkezdeki Okaka'yı hem de kenardaki süratli Traore'yi de kontrol ediyor. Yani Zalai biraz daha geride konumlanan şekilde. Çok iyi bir detay bu. Bir stoperin rakip yaralana kadar prese gitmesi çok çok az görülen. İşte biliyorsunuz zaten stoper attığı hep orta sahada Fenerbahçenin. Savunma arkasına da toplar atılıyor Fenerbahçenin ama genelde offside'a düşürmeyi de biliyorlar.

Presi çok yüksek, şiddetli. 11'e 11 neredeyse yapıyor. Yani 10'a 10 diyeyim en sonunda kalecide arkayı süpürüyor yani. O kadar yüksek bir pres var Fenerbahçe'de. Çok da başarılı uyguluyorlar bunları. Ve stoperlerin maç bittiğinde Fenerbahçe'nin en çok koşan 5 oyuncusundan 2 tanesi stoper çıkıyor. Bu da mesela hiç görmediğimiz, normalde takımlarda görmediğimiz bir detay.

Bu da çok ekstra. Stoperler normalde 10 km'nin altında koşar. Fenerbahçe'ninkiler 11 km'lere kadar yaklaşan istatistiklere çıkıyorlar. Çünkü işte rakip yara alanının ortalarına kadar basıkaya gidip geliyorlar yani sürekli. Açıkçası Jorges'un takımında stoper olmak çok zor. Birazdan Beşiktaş'ın yediği ilk goldeki pozisyon ve yerleşim hatasını da örneklendireceğim.

Fenerbahçe'deki 3 stoperin sürekli çizgi halinde kalabilme kabiliyeti, çok geniş alanda oynayabilme ve aksine de yani Gustavo gibi ağır bir stoperle bunu uygulayabilme konusunda çok muntazam ve disiplinli bir iş başardıklarını da söylemek lazım. Maçı kaybetselerdi de kazansalardı da bu konudaki yorumum değişmezdi. Son olarak bana göre maçın adamıyla da bitireyim bu maçı. Ferdi Kadoğlu mükemmel bir maç çıkardı bence. Maçın adamıydı çünkü Serdar Gürler çok etkili bir oyuncu. Sol kanatta oynadı.

İlk 60-70 dakika oynadı, hiçbir varlık gösteremedi. Sonra Minor Shu'ya girdi işte. Sezonun iyi oyuncularından çok yetenekli bir oyuncu. Minor Shu'ya da etkisiz kaldı. İki tane çok yetenekli oyuncuyu sahadan sildi Ferdi Kadoğlu. 90 dakika boyunca müthiş bir oyun oynadı. Çok dayanıklı bir oyuncu. 3 günde bir sürekli oynuyor ve sürekli bu sorumluluğu, disiplini gösteriyor.

Çok iyi bir maç çıkardı. Başakşehir'de de Deniz Turuç'un gayet iyi oynadığını söylemek lazım. Biglia'nın çok iyi oynadığını söylemek lazım. İlk yarıda bir pozisyonda Valencia arka direkte bomboş kafayı vurup golü atıyordu Boşkale'ye. Biglia o kadar hızlı bir şekilde olayı çözdü ki. Hızlı düşünerek hemen o kademeye girdi ve Valencia'nın kafasını blokladı. İkisi birden kafaya çıktılar ve Biglian'ın kafasından top kornere çıktı. Orada bir an geç kalsa, geç okusa olayı Boşkale'ye, Fenerbahçe gole atacaktı ilk yarıda. Biglian'ın da çok iyi oynadığını söylemek lazım. Veteran bir oyuncu olmasına rağmen Emre Belezoğlu kendi futboluna ve kendi hedeflerine Biglia gibi birçok şey başarmış, aslında doymuş denebilecek bir oyuncuyu inandırabilmiş ki Biglia bugün 20 yaşında bir genç gibi hevesle, dikkatle bu sistemi uygulayabiliyor. İki takımı da, iki hocayı da tebrik ederim. Oldukça iyi bir maçtı. Jorge Jesus'a katılıyorum. Çok üst seviye bir... Yani üst seviyeliklerden birinin maçıymış gibi bir maç oynamayı başardı bu iki takım. Umarım bu kalitede maçlar oynamaya da devam ederler diyeyim ve Hatay Spor Beşiktaş maçına geçelim.

Şimdi Beşiktaş'ta ne olduğunu kimsenin anlamadığı bir durum yaşanıyor. İlk 60 dakika çok iyi bir oyun var sahada. İşte gol attı Beşiktaş, bir penaltı böyle kılpayı offside'dan dolayı takıldığı penaltı olabilirdi. İlk 10-20 dakika 2-0-3 sıfırlara gidebilirdi. Bir tane verilmeyen bir gol var. Yani çok emin değilim o pozisyondan. İlk 30 dakika herhal yukarıda çok iyi bir Beşiktaş. Sonra bir düşüş var ve ikinci yarıda daha da düşüş devam ediyor ve Işıktaş kaybediyor. Şimdi fizik kalite üzerine bu kadar yoğunlaşan bir teknik adamın takımının ikinci yarıda böyle dakika dakika düşüş yaşaması bir kere normal değil. Fizik kalite diyen bir teknik adamın elinde ligin en tempolu oyuncusu Jetson varken hem Jetson'u oynatmaması normal değil. Hem Jetson'un oynadığında da etkisiz olması ve bireysel olarak kendi kalitesinin çok altında performans vermesi normal değil.

Hem de fizik kaliteye bu kadar önem veren bir teknik adamın inatla Dellali'yi bu kadar oynatması, bu kadar süre vermesi hiçbir halükarda normal değil. Öte yandan kariyeri boyunca stoper olarak görev yapmış bir teknik direktörün takımının ilk goldeki yerleşimi, savunma yerleşimi de hiç normal değil. Yani öyle garip bir pozisyon ki ilk golü izleme ihtimaliniz varsa tekrar izleyin. Kamil Ahmet Çörekçi topu kontrol ediyor ama hatalı bir kontrol, çok kötü bir kontrol ediyor. Top Masu Akko'nun önüne doğru açılıyor ve Masu Akko bekliyor.

Çok garip bir bekleyiş o. Sonra Kamil Ahmet topu tekrar geri alıyor. Eksene etrafında dönüyor. Sanki pardon pardon bu olmadı bir daha deneyeceğim der gibi. Ve Masuaku da ona izin veriyor. Sonra Kamil Ahmet ortaya kesiyor arka direğe. Ve tüm bu dakikalar boyunca Masuaku beklediği gibi stoperler ve Josef de bekliyor. Josef stoperlerin arasına girmiyor.

Stoperler önünde ve arkasındaki oyuncuları daha sıkı markaj yapmak için hareket etmiyorlar ve Kamil Ahmet'in arka direğe doğru kestiği ortada bomboş şekilde yükselen Zerluis kafayı vuruyor ve Beşiktaş'ın kalesine gelen neredeyse her topun gol olması gibi bu topta gol oluyor. Bu maçta da biliyorsunuz her hafta söylüyorum Beşiktaş'ın kalesine şu kadar şut atıldı, şu kadar gol oldu diye. Neredeyse her şut gol oluyor. O istatistik de hani normalde böyle devam etmez dedik ama 11. haftaya kadar devam etmeye devam ediyor. Bu maçta da 3 şut atıldı kaleyi bulan, ikisi gol oldu. Bu arada bir ilk yarıda çok iyi bir asist yapan Mulekka da 45. dakikada oyundan çıkarıldı ve Redmond girdi. Mesela Redmond da hala kendi seviyesini bulabilmiş değil. Redmond da Enkudu da çizgiye basan, Dribbling'de top taşımaya çalışan bir oyuncu. Mulekka aslında 2. forvet olabilen bir oyuncu.

Hani tarz olarak da değiştiriyor hoca o değişiklikle birlikte. Hadi Mulekadan memnun kalmadınız o zaman Cenk gibi yine başka bir ikinci forvet de alabilirdi. Zaten 50'de golü yedikten sonra bu sefer Salih ve Delali çıkıp Jetson ve Cenk girdi. Çift forvet yaptı. Orta sahadan adam eksiltti. Direnç daha da düştü orta sahadan adam eksiltince ve son dakikada da Kaan'ın golü geldi. Genel olarak işte maç sonunda hocanın da açıklamaları oldu. Valerian İsmail'in ve oyuncuların Beşiktaş'ın büyüklüğünü bilmesi lazım. Beşiktaş'ın

Beşiktaş'ta futbol oynadığının farkına varması lazım gibi bir açıklaması oldu. Aslında bu biraz oyuncularla hoca arasındaki bağda kopma noktasında olduğunu gösteren bir açıklama. Bu sezon lig aslında 2 kez oynanacak gibi bir durum var. 3 hafta kaldı dünya kupasına.

Üç hafta daha oynayacak takımlar ve ondan sonra da bir aylık bir dünya kupası arası var. Ondan sonra da zaten transfer dönemi falan başlıyor. Tekrar hani şu anda işlerin iyi gitmediğini düşünen bir takım için teknik direktör değişimi adına ideal bir dönem. Yani en azından üç hafta sonrasına.

İdeal bir aylık büyük takımla birlikte kamp yapabilir, hoca takımını tanıyabilir ve çok büyük bir puan farkı açılmamışsa sezonun ikinci yarısına o şekilde girebilir. Yani bu sezon tarihte ilk defa yaşanacak olan bir sezon ve şu andan ön görülmesi, nasıl gerçekleşeceği ön görülmesi çok zor. Dünya Kupası'na mesela çok iyi bir takım vardır, diyelim Fenerbahçe mesela şu ara çok iyi. Dünya Kupası'na çok oyuncu gönderir. O oyuncular sakatlanır, bir şey olur. İkinci yarı belki de o performansı gösteremeyebilir veya çok kötü bir takım vardır. Doğru hamlelerle, iyi bir hazırlık kampıyla Dünya Kupası'na da çok oyuncu göndermezler. Tekrar iyi bir kamp yapıp fizik yükleme yaparlar. İkinci yarıda belki bambaşka bir top oynayabilir o takım. O yüzden sezonun ikinci yarısı da aslında çok çok fazla yeni şeye gebe. Yani şu an itibariyle hiçbir şey bitmiş değil. Takımlar için her şey çok erken. Ama tabii bunu hissetmeyen takımlar var. Çünkü çok dramatik şeyler yaşayan takımlar var. Onlardan bir tanesi de Galatasaray oldu.

Şimdi Galatasaray ilk 30 dakika Beşiktaş çok iyi oynadı da sonra nasıl oyun döndü anlaşılmadı dedim ama Galatasaray'ın ilk 30 dakikası çok çok çok iyiydi yani. İlk 30 dakikada 4-5-0 olabilecek kadar iyi bir maçtı. Fakat sonra olaylar acayip bir şekilde gelişti yani. Hakemin vücut dili de çok garipti ve öfke biraz oyunun önüne geçti. En nihayetinde Galatasaray inanılmaz bir şekilde 5 atacağı maçtan 2-2'lik beraberlikle ayrıldı. Bize yol gösterecek bir oyunu ortaya koyduk. İnşallah bundan sonraki haftalarda da hakem atamaları Galatasaray'ın aleyhine olmaz. Tabii ki burada bir inatlaşma var net bir şekilde. Galatasaray'ın istemediği hakemleri her hafta veriyorlar. Buradaki inatlaşma nereye kadar gidecek? Kime fayda verecek? Türkiye futboluna ne fayda verecek?

Bunu hiç bilmiyoruz. Dediğim gibi sadece yani kırmızı kart üzerinde değerlendirmiyorum. Oyun içerisindeki birçok pozisyonda maalesef Galatasaray seyircisinin sinirleriyle oynamak için her şey yapıldı bugün. Bunu geçen haftalarda da görmüştük. Yani geçen hafta herkes tabii şey diyordu. Ya siz ne oynadınız ki konuşuyorsunuz. Yani birinci dakikada penaltınız verilmiyor. Maça golle başlasanız çok farklı bir oyun olacak. Sonra diyorlar ki ne oynadınız ki yani. Benim ne oynayıp oynamadığım çok önemli değil. Birinci dakika penaltı oluyorsa

Vardaki arkadaşlar uyumayacak, o penaltıyı verecekler. Ben maça golle başlayacağım, belki çok iyi oynayacağım. Ya bu kimseyi ilgilendirmez. Sen benim emeğimin karşılığını vereceksin. Galatasaray'ın Gaziantep maçında da benzer bir şey oldu aslında. Maç 1-1'di ve ilk yarının son dakikalarında Abdülkerim Bardakçı'nın faal olup olmadığı bile tartışılacak pozisyonla sarı kart çıktı ve ikinci sarı kart da bu. Ki ikinci sarı kartlar aslında zor çıkması gerektiği söylenir. Çok kolay çıktı böyle hışımla çıktı yine. Hakemin böyle hani bir şey yakaladım der gibi bir davranış içindeydi. Ve Abdülkerim Bardakçı o maçta Gaziantep maçında atılmıştı ilk yarının sonlarında. Tıpkı Sashaboy'un ilk yarının işte 31-32 dakikalarda atılması gibi. Ya bir 10 dakika 15 dakika sonra atıldı.

ve Galatasaray'da bu maçta boy atıldığında skor 2-0. O maçta ise skor 1-1 ve ikinci yaralara birinde 2-0 birinde 1-1 giriyorsunuz Gaziantep maçında. Gaziantep maçının ikinci yarısında çok iyi oynayan bir Galatasaray var. Penaltı bulan bir Galatasaray var. Penaltıyı kaçıran bir Galatasaray var. Penaltı kaçırdığı halde tekrar baskısını arttıran bir Galatasaray ve golü bulup kazanan bir Galatasaray var 2-1 Gaziantep maçında. Bu maçta ise

2-0'dan sonra da, yani 2-0'dan sonra da ilk kere bitene kadar goller kaçırmıştı. İkinci yarımda da bir Kerem'le birlikte karşı karşıya kaçırdığı var. Icardi'nin orta sahadan alıp gidemediği, şu tattığı var. Yani iki tane de bu maçta da kaçırdı. Ama bu maçın 30 dakikasındaysa Gaziantep maçının tam aksine geri çekilen bir Galatasaray var. Ve iki de gol yedi. İki gol dışında Balkovic'in bir tane 90'a giden topunu Mustera çıkardı. Bir tane korner dönüşü, Ferinçutu'nu ayağıyla çıkardı Mustera.

Başka pozisyonlar da verildi yani. Burada da Okan Hoca'ya bir sormak lazım yani. Eylül başında bir buçuk ay önce Gazantep maçında bu takım 10 kişiyken üstün oynayıp alamadığı skoru aldı yani birbirden maç kazandı. Burada ise kırmızı kartlı oyuncusu tamam işte hakem her türlü şeyi yaptı ve hakikaten 5-0 alacağı bir maçtı. Okan Hoca'ya da bir şey demek istemiyorum bu maçla ilgili ama bu maçtaki oyuncu değişiklikleri sürekli takımı daha geri götürdü ve Misio Berkan Toreira orta içlüsünün oyuna girdiğinde hem Misio hem Berkan pozisyon tutan değil de

önde basmaya çalışan tipte oyuncular. Ama Galatasaray skor koruyor o sırada. Ve bu değişiklik mesela hiç iyi yansımadı ama bunun iyi yansımadığını daha önceden görmesi gerekirdi Okan hocanın. Çünkü bunu daha önce de yaptı. Konya spor maçında 86. dakikalarda hem Misio'yu hem Berkan'ı aynı anda oyuna sokmuştu. Torayran'ı sağına ve soluna. Misio'yu sağına, Berkan'ı da soluna alıp ortayı üçlemişti. Ve o Konya spor maçında da Galatasaray 2-1 öndeydi, skor koruyordu. Tıpkı bu maçtaki gibi. Bu maçın da son dakikalarına 2-1 önde giren Bilgat Saray vardı aynı skorla. Ve o maçın 90. dakikasında Kaleci Seyitçi de itirazdan kırmızı karda görmüştü ve hem kalecisiz bir şekilde oyuncu değişikliği hakkı da dolmuştu Konya'nın. Kalecisiz bir şekilde 10 kişi oynadılar ve 10 dakikada uzatma verilmişti.

86'dan 100'e kadar olan bölümde, 14 dakika Galatasaray kalecisiz ve 10 kişi olan Konya Spor'a karşı baya kötü oynadı. Bir iki pozisyon da verdi, gol olmadı. Ve mis şöyle Berkan oyuna girdikten sonra orta sahada hani biraz karambol oldu, ne yaptığını bilmeyen bir Galatasaray oldu. Bu maçta da aynısı oldu.

Bu maçta da sürekli değişiklikler Galatasaray'ı panik haline soktu. Yani Sergio Oliveira mesela çok tecrübeli bir oyuncu. Böyle 2-0 alınmış maçlarda ayağında top tutar, oyunu soğutur, zaman geçirir, tempoyu düşürür. Bunları yapabilecek bir oyuncu değil. Bunu oyundan çıkarıyorsunuz. Mertens 45'e kadar 6 tane şut atmış, 4 isabetli golü var. Çok etkili bir oyuncu. Icardi henüz tam hazır değil. Icardi'yi devrede çıkarıp Mertens'i öne atmak bir çözüm olabilirdi. E bunu da yapmadı Okan Hoca.

Ve sürekli sol back değişti. Yani Gazımcan sakatlandı, Berkan girdi sol back'e. 5 dakika sonra Berkan orta sahaya geçti, Abdülkerim girdi sol back'e. Emin stopere geçmişti. O da olmadı, 5 dakika sonra Kerem sol back'e geçti, Abdülkerim sol stopere geçti. Emin sağ stopere, Nelson merkez stopere oldu. Beşliyle oynadı Galatasaray. Bunların hepsi olabilir bu arada. Bütün sistemler okey. Ama bu 3 sistemi birden 5 dakika arayla yapmak zaten Galatasaray'ı çorbaya çeviriyor.

Yani 3'ü de olurdu bence yani. Ama 3'ünü birden 5 dakika arayla denemek en kötüsü oluyor ve savunma allak bullak oluyor ki 5 dakika arayla değişen sol taraftan en sonunda, devamlı oradan geldi zaten Allianz Spor'da, en sonunda oradan yaptıkları bir ortada Ahmet Aslan golü attı Nelson'ın önünden ayağını soktu ve gole attı. Galatasaray'da açıkçası sürekli bir şeyler değişiyor ve zengin kadronun bence bunda bir rolü var. Yani zengin kadro tek kulvarda oynayan takımlar için bazen bir handikap da olabiliyor. Mesela Rashid ise ilk 30 dakika çok iyi oynadı. Ama Reşit Seyda'yı ilk defa ilk 11'de görüyoruz ligde. Ve ligde 11. haftadayız. Yani ligin 3'te 1'i bitti neredeyse. Ve Galatasaray'ın hala yeni transferleri ilk 11'e adapte olmaya çalışıyor. Bu da Galatasaray'ı yoran bir şey. Yani 3 kuluvarda gitseniz hani oyuncuların geniş kadro oturur. Bir de tek kulvarda giden takımların transferlerini bence Temmuz ayında falan bitirmesi lazım ki kadro otursun birlikte oynasınlar birlikte bir oynamanın uyumu gelsin ama hem tek kulvarda giden takım hem de lig ortasına neredeyse işte Eylül'ün ortasında falan bizde transfer niyeyse çok geç bitiyor. Orada transferlerini yapınca zaten o sistemi uyumu yakalamak çok zor oluyor haliyle.

Öte yandan Farioli de basın toplantısında da ilk kez lisansını almış, hayırlı olsun. Yine aynı golleri yedi maçın başlangıcında. Ya şimdi futbol bir tez ve antitez oyunu, herkes böyle söyler. Ben de Farioli'yi farklı şeyler yapmaya çalıştığından dolayı takdir ediyorum. Farklı insanlar hep bir zenginlik kazandırır bulundukları coğrafyaya. Farklı düşünen, farklı hareket edebilen insanlar. Ben de farklı insanı severim açıkçası. Farioli'nde farklı inatları bir zenginlik kazandırıyor geriden oyun kurmayla ilgili. En azından takımlara ön alan baskısını öğretiyor. Çünkü Farioli'ye karşı iyi ön alan baskısı yaptığınız zaman net bir şekilde sonuç alıyorsunuz. Hele taraftarınızla birlikte bunu yaptığınızda. İşte Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, herkes bunu yapmaya çalışıyor. Geçen sene Beşiktaş yapmıştı, 4 atmıştı. Trabzonspor 5 atmıştı.

Ama şimdi artık Farioli geçen sene onu ilk defa yapmaya çalıştığı zaman, o da mesela Başakşehir'i 4-0 yenmişti kendi sahasında Aykut Kocaman'ın Başakşehir'ini. Hatay'ı 6-0 yenmişti. Takımlar henüz onun bu kadar farklı bir oyun kurma anlayışına, bu kadar net bir oyun kurma anlayışına hazır değildi. Ve onun faydasını görerek o da çok iyi sonuçlar aldı. Geçen sene Alanya Sporlu'ya lig rekoru kırdılar, puan rekoru kırdılar. Başarılı sonuçlar aldılar. Karagümrük'te de iyi işler yaptılar. Ama artık rakipler onu ezberledi ve şimdi herkes onun ne yapacağını bildiği halde bunu bile bile oynamak ona çok net bir dezavantaj yaratıyor ve bu dezavantajla da sırt çevirmiyor. Yine de bunu yapmaya çalışıyor. Gelecek haftalarda ne olacak merak ediyorum ama bu sene kadroları da o kadar iyi değil bence.

Yine de Beşiktaş'a karşı 3-0'dan 3-3 döndüler. Bu maçı 2-0'dan 2-2 döndüler. Maçın son 30 dakikasında daha dinç olan, daha ayakta kalan takım Alanya'ydı. Hakkını da vermek lazım. Mesela Gaziantep'de 10 kişilik Galatasaray'a karşı oynayıp mağlup duruma düşmüştü işte bir buçuk ay önce. Alanya ise bir şekilde ayakta kalmayı başardı ama burada hakem faktöründe Galatasaray aleyhine söylememiz lazım. Açıkçası işte hafta arasında Erden Timur'un açıklamaları oldu ve ben de stattaydım.

Hakem Ali Palabıyık'ın, ki hakem konuşmayı sevmiyorum biliyorsunuz ama tavır ve davranışları da sanki şey gibiydi yani, tamam bu açıklamayı yaptınız biz de sizden öc alacağız gibi bir tavırdaydı, inatlaşıyordu yani Galatasaray'la hakem. Bu da çok saçma bir durum açıkçası. Hatta ilk yarının sonunda şöyle bir durum oldu. Biliyorsunuz kontra hata çıkarken Galatasaray maçı bitirdi Ali Palabıyık ve sonra soyunma odasına doğru giderken ben de tam basıntı tribününde oradaydım yani tam hemen bizim bulunduğumuz basıntı tribünün hemen altında soyunma odalarına giriş koridoru.

Hemen önümdeydi o yüzden gelişme. Ali Palabıyık koridora doğru giderken işte üçlü durdular koridorun önünde. O ana kadar sadece biri su şişesi atmıştı ki bu da bardak sular oluyor ya hani işte otobüslerde falan verilir. Yani pet şişede değil yani bardak su. Sadece bir tane bardak su atılmıştı.

Ve onun için durdu, çevik kuvveti çağırdı falan böyle. Bir gövde gösterisi yaptı yani. Ve onu gören insanlar... O ana kadar sadece bir kişinin attığı bardak su vardı. Onun dışında da kızgınlık, yazıklar olsun gibi şeyler var ama köfürler, toplu halde çıldırmalar falan yoktu.

Öyle durduktan sonra tribüne karşı bir gözde gösterisi yaptıktan sonra tabi insanlar çıldırdı işte herkes küfürler elinde bir şey olan gerçi sadece su var bardak su var yani böyle şey yatan falan yok hiç öyle görmedim taştır sopadır falan zaten son yıllarda öyle statlara girmiyor neyse ki öyle yabancı maddeler. Yani o kadar şey eskisi gibi girmiyor diyeyim ya da yani yine giren vardır da İstanbul'un üç büyüklerinde işte Trabzon'da falan artık neyse ki biraz daha medeni yaklaşıyoruz yani eskiden taşlar sopalar falan ben çocukken çok olurdu. Şimdi onlar çok azaldı zaten işte en fazla bardak su falan o da olmasın tabii ki ama burada bir tiyatro da vardı yani. Anormal olan oydu ve bir hakem hatası olarak o yüzden yorumlayamıyorum. Sanki böyle bir inatlaşma, jestleşme, bir art niyet var gibiydi. Bu da tabii Türk futbolu adına konuşmayı zorlaştıran günlerden bir tanesiydi diyeyim ve güzel bir maça geçelim. Adana Demir Spor'la Konya Spor'un maçı oynandı.

Adana Demir Spor çok baskılı taraftarı ile birlikte fark yaratan bir takım örneği sergiliyor. Geçen sezondan beri bunu devam ediyorlar. Eskiden yani 1980'lerde Eskişehir Spor hatta belki 70'ler 60'lar da olabilir. Fırtına gibi esen bir Eskişehir Spor'dan bahsedilir. İşte taraftarının stadı ful doldurduğu ve cehennem gibi İstanbul takımlarına olan bir Anadolu takımının varlığı hep anlatılır.

Tabi başarılı Anadolu takımları da var hep son yıllarda da var ama statlarını doldurmakta zorlanıyorlardı. Mesela 3 senedir Sivas Spor Avrupa'ya gidiyor ama statı bomboş. Kimsenin umurunda değil Sivas Spor'un başarısı. Ama Adana Demir Spor öyle değil. Yani Adanalılar statı dolduruyor ve 3 büyükler gibi 4 büyükler gibi ciddi bir baskı altına alabiliyor rakip takımları. Bu Adana Demir Spor'un geleceği için de önemli bir durum. Çok baskılı ve etkili bir oyun oynadılar. Ama Konya Spor'da çok akıllı bir takım. Gol buldu, iyi savunma yaptı ve bir puan çıkarmayı bildi. Ama Adana Demir Spor'da gelecek Adana'ya umut veren bir maç oynadı. Çok sayıda gol kaçırdılar. Biraz bitiriciliklerini de geliştirmeleri lazım.

Haftanın en garip olayı İstanbul Sporu'da Osman Zeki Korkmaz istifa etti. Kendi isteğiyle görevden ayrıldı Osman Zeki Korkmaz ki işte Antalya Sporu deplasmanında bu hafta son nakka golüyle kaybettiler. Çok da talihsiz bir mağlubiyetti aslında. Onunla birlikte 8 puanla kaldılar. Yani düşme potasının 2 puan gerisindeler sadece. Ve kadro kalitesi olarak da bence bu ligde tutunmaları zaten mucize gibi bir kadroları var. Bence o kadro TFF 1. lig için bile zayıftı. Ve o zayıf olan kadronun en iyi oyuncularından biri Emre Can'da Beşiktaş'a gitti. Onun yerine de çok büyük bir transfer, bir şey yapmadılar yani. Geçen sene kadroyu zayıflayarak Süper Lig'e çıktılar. Millet 1. Lig'den, alt Lig'den çıkardığı kadroyu 15 transfer falan yapıyor güçlenebilmek için. Bunlar daha da zayıflayarak çıktılar çok daha güçlü bir Lig'e. 2 Lig arasında çok fark var. Ve fena da gitmiyorlardı bence. 8 puan topladılar 10 haftada. Daha fazla toplayan çıkar mıydı? Bence çıkmazdı. Mesela Ümraniye Spor kendilerine çok benzer bir kulüp. 3 puanları var. Ümraniye'deki bence kendi standartının üzerinde puan topluyor. Yani bu iki takım hem İstanbul Spor hem Ümraniye Spor lig standartının çok çok altında kadrolara sahipler. Ve en nihayetinde İstanbul Spor'da hoca kendi isteğiyle istifa etmiş. Herhalde yani bu Yeldeğirmenlerine savaş açmanın çok da mantıklı olmadığını gören bir Doinkişot gibi evine geri dönmüş olabilir.

Yani şu anda bırakmak onun için de doğru olabilir hakikaten. Çünkü bugüne kadar yaptıkları çok ekstra işlerdi ve bundan sonra daha yukarlardan teknik direktörüyle vedalaşan bir takım Osman Zeki Korkmaz'a direkt teklif yapabilir. Onun kariyeri için mantıklı bir karar olabilir ama İstanbul Sporu için hiç mantıklı bir iş olmadı bu bence. İşler zorlaştı, devre arasında tabii yapacakları transferlere göre durumlar değişebilir ama İstanbul Sporu'nun kadrosunun çok yetersiz olduğunu tekrar söylemem lazım.

Biraz Avrupa'ya geçelim. Avrupa'da bu seneki balonların sahibi Real Madrid'i Şampiyonlar Ligi zaferine taşıyan Fransız golcü Karim Benzem oldu. Benim çok sevdiğim bir center forward. Açıkçası ben bu Cristiano Ronaldo dönemlerinde tabii Ronaldo süper yıldız olduğu için bütün ödüller, bütün başarılar, bütün övgüler hep Ronaldo'ya at edilirdi. Ben de bir Real Madrid sempatizanıyım Zidane'dan dolayı. Zidane futbol oynarken çok estetik geliyordu. Benim en sevdiğim futbolcuydu. En sevdiğim yabancı futbolcuydu diyeyim. Ya da Avrupa futbolunda en sevdiğim oyuncuydu diyeyim.

Zidane'dan dolayı da Real Madrid sempatizanlığım var. 20 yıldır falan hep izlemeye çalışıyorum Real Madrid'i. Ronaldo döneminde mesela Modric müthişti, yine Kroos müthişti. Kroos'un prime dönemi. Sergio Ramos'un aynı döneminde müthişti. Bu oyuncuların biraz hakkı verilmiyordu. Casemiro yine aynı şekilde. Marcelo bir dönem, Marcelo damga vurmuştu. Bu oyuncular biraz geri plana atılıyordu hep Ronaldo hep Ronaldo ve Benzema tabi ki. Ben Benzema'ya çok üzülürdüm çünkü Benzema Ronaldo'nun bu kadar çok gol atmasında en önemli faktörlerden biri olurdu. Kendi golcülüğünden çok asistçiliğe evrilmişti ve Ronaldo gittikten sonra bu takımın aslında çok çok güçlü bir takım olduğunu, bir takım olduğunu, bu oyuncuların çok özel oyuncular olduğunu

tekrar o kupaları kaldırmaya devam ederek gösterirler. Bu da tabi onlar adına beni sevindiriyor. Yani mesela Benzema, Ronaldo gidene kadar asistçi olan Benzema, Ronaldo gittikten sonra ne kadar büyük bir golcü olduğunu da gösterdi. Ve bu yaşında bu Balon d'Or'u alması, kariyerinin son döneminde yılanmış şarap gibi bir performans sergilemesi de çok değerliydi. Karim Benzema'dan önce de bu Balon d'Or'u kazanan son Fransız 1998 yılında Zinedine Zidane'dı. Zidane biliyorsunuz o yıl Dünya Akbası'nı da getirmişti Fransa'ya. İki kafa golü atmıştı Brezilya'ya Dünya Akbası finalinde, 98 finalinde. ve 24 yıllık aranın ardından tekrar bir Fransız Karim Benzema'nın bu ödülü aldığını görüyoruz. Tabi Benzema ile birlikte uzun yıllar takım arkadaşlığı yapan az önce de bahsettiğim Cristiano Ronaldo 5 kez balon d'or almıştı ve Manchester United'a imza attığı 2004'ten bu yana ilk kez balon d'or oylamasında yer almadı Cristiano Ronaldo. O da önemli. Gecenin ilginç olayı ise Kurtuğa'nın açıklamalarıydı. Kurtuğa zaten böyle sivri çıkışlarıyla meşhur bir kaleci. La Liga'da şampiyon oldunuz, Şampiyonlar Ligi'ni kazandınız, takımınız kurtarıcılarınız sayesinde birinci oldu ve siz sadece yedinci olabiliyorsunuz dedi.

Gerçek şu ki bir kalecinin bu ödülü kazanmasını imkansız görüyorum. İlkonda tek bir savunma oyuncusu dahi yoktu. En azından bu yıl en iyi kaleci ödülünü icat ettiler. Demiş Kurtuğa. Haklı bence. Yani haklı olduğu taraflar var en azından. Yedinci olmamalıydı. Daha üst seviyelerde olmalıydı bence. Çünkü Kurtuğa müthiş bir sezon geçirdi geçen sezon. Yani Benzema olağanüstü bir sezon geçirdi. Benzema hak ediyordu. Ama Kurtua da ilk 3'te olmayı hak ediyordu. Hatta bence geçen sene ilk 3'ü Benzema, ikincilik Kurtua ve Vinicius arasında gider. Vinicius da bence dünyanın en underrated futbolcularından bir tanesi. Çok hakkı verilmiyor ama müthiş bir performans sergiledi. Herkes işte Mbappe vs. konuşurken. Vinicius müthiş işler yaptı geçen sene. Viniciusu ve Courtois 2 ve 3 olurlar. Birini seçemiyorum. 4'te Modric olur zaten. Hani Real Madrid'de böyle bir şey vardı, dominasyon vardı. La Liga'yı, Şampiyonlar Ligi'ni aldılar zaten. Ve Courtois'ın da bu ödüllerde ilk 3'te olmasını beklerdim. Tabii başka takımlardan da giren olur da. Yine de Courtois'ın ilk 3 sırasında yer alması gerektiğini düşünüyorum ben açıkçası.

Bu arada Karim Benze ama seviye maçında oynayamadı son seviye maçında sakatlığından dolayı. Ve yine de o maç için statta yer aldı. 3-1 yendiler. Maçı kazandılar. Maç öncesinde Zidane ve Modric ile birlikte Balon d'Or'u taraftarlarıyla paylaştılar. Öyle bir şov da yapmışlardı.

Buradan Formula 1'e geçelim. Formula 1'de geçtiğimiz hafta sonunda Red Bull 9 sene sonra tekrar takımlar şampiyonluğuna ulaştı. Bir önceki yarışta pilotlar şampiyonluğuna zaten Max Verstappen ulaşmıştı ve Amerika'da aldığı bu galibiyetle de takımına da şampiyonluğu getirmiş oldu. Red Bull'un son şampiyonluğu 2013 yılında Vettel ve Weber ikilisiyle birlikte gelmişti. Arada geçen 2014-2021 yıllarının takımlar şampiyonu ise Mercedes olmuştu. Red Bull 9 yıllık aranın ardından tekrar şampiyonlukla tanıştı. Ve son olarak da satrançtaki hile davasına geçelim. Bu ilginç bir haber. Şimdi Amerikalı bir satranç ustası var Hans Nijmen. Henüz 19 yaşında bu Nijmen. Ve Nijmen 31 yaşındaki Magnus Carlsen'e ve internet sitesi chess.com'a en az 100 milyon dolarlık bir tazminat davası açtı. Şimdi 31 yaşındaki Carlsen

pek çokları tarafından tüm zamanların en iyi satranç oyuncusu olarak kabul ediliyor. Ancak Eylül ayında Naiman'a yenilmişti Carson ve Naiman'ı da hile yapmakla suçlamıştı Carson ve onun satranç dünyasındaki bu yükselişinin inanılmaz derecede hızlı olduğunu söylemişti. Naim'in ise Karsen'in yenilgiyi hazmedemediğini ve itibarını yerle bir etmek istediğini söyledi. Naim'in ayrıca 12 ve 16 yaşlarındayken gayri resmi oyunlarda hile yaptığını ama rekabetçi oyunlarda hile yapmadığını da söylemişti. Kendisi hakkında iddialar yöneten Karsen'e ve Chess.com'a 100 milyon dolarlık bir tazminat davası açmışlar. Bu ilgi çekici bir rekabet satranç dünyasındaki. Diyelim ve bu haftaki programımızın sonuna geldiğimizi söyleyelim. Gelecek hafta yine spor gündemiyle karşınızda olacağım. Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)