
5.262 kelime · ~26 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta Süper Lig'de lider Adana Demir Spor Kasımpaşa deplasmında kazandı. Fenerbahçe onları izliyor Ankara gücü deplasmından net bir galibiyet aldılar. Beşiktaş-Trabzonspor derbisi beraber sonuçlandı ve Galatasaray-Kayseri'de puan kaybettiği gibi kötü oyun nedeniyle bir küçük çaplı kaos da yaşanıyor Galatasaray'da. Bunlara değineceğiz.
Öte yandan NBA bu gece başlıyor. Basketbolun zirve turnuvası NBA. NBA'yi Esportspiker'i ve NBA Digital YouTube kanalı yorumcusu Ali Konovic ile birlikte konuşacağız. Son olarak da kadınlar voleybol dünya kupasını Sırbistan şampiyonu olarak tamamladı. Kadınlar voleybolundaki dünya kupasına da değinerek kapatacağız diyelim ve futbolla başlayalım.
Geçtiğimiz hafta bir meta belirlemiştim ve geçtiğimiz haftanın metasında bozuk zeminler vardı. Bu haftanın metası ise deplasman futbolu olacak. Süperlikte lider Adana Demir Spor, 4-4-2 sıfırlı yani 2-10 numarayı 2 forward gibi kullandığı Montella'nın ilginç sistemiyle çok az kullanılan işte daha önce Pep Guardiola'nın Manchester City'sinde gördüğümüz sistemle liderliğini devam ettiriyor. Belhanda, Onyekuru ve Badu Endiaye gibi eski Galatasaraylı oyuncuların Adana Demir Spor'da coştuğunu görüyoruz. 2018 Galatasaray'ını andıran bir Adana Demir Spor var ve liderler Kasımpaşa karşısında da üçü de coştu ve kazanmayı bildiler. Fenerbahçe'de maç eksiğine rağmen ikinci sırada
Aynı şekilde Başakşehir'in de Adana Demir Spor'dan bir maçı eksik ve onlar da aynı puandalar. Avarajlı 3. sıradalar onlarda ve bu iki takım gelecek hafta karşı karşıya gelecek. Bu hafta Başakşehir 2-0 kazanırken 2 golü de Stoper Endiaşimiye atmıştı ama gördüğü sarı kartla Fenerbahçe maçında cezalı duruma düştü. Gelecek hafta müthiş bir maç bizi bekliyor. Emre Belözoğlu, Jorge Jesus'un Fenerbahçe'siyle karşı karşıya gelecek.
Bu haftanın müthiş maçı Beşiktaş ile Trabzonspor arasında oynandı ve beraber bitti. Beşiktaş bu beraberlik sonrası 4. sırada kaldı. Konya spor kazanamadı 5. sıraya geriledi. Trabzonspor 6. sırada ve 1 maça eksik Galatasaray'da 7. sırada yer aldı. Fenerbahçe ile takımları detaylı analiz etmeye başlayalım.
Fenerbahçe bu sezon itibariyle çıktığı 19 resmi maçta 47 gol atmış oldu Ankara gücü maçı ile birlikte. Ve Fenerbahçe'nin oyununda oyuncu yeteneği, oyuncu kalitesi değil bir takım olma durumundan bahsetmek mümkün. Bir teknik direktör George Jesus'u öne çıkarmak çok daha adaletli olur diye düşünüyorum. Bir deplasman için gerekli olan azim ve ikili mücadeleyi bu maçta göstermesini bildiler.
Zira Perşembe günü Avrupa Ligi'nde önemli bir maça çıkmışlardı, bir deplasman maçı oynamışlardı ve o deplasman maçından gelip 4 gün sonra yine bir deplasman oynadılar ve Ankara gücü taraftarıyla kendisi aslında zorlu bir takım ve bu takıma karşı da galip gelmesini bildiler. Çok iyi oynamadılar, öyle çok ahım şahım bir Fenerbahçe oyunu yoktu. Hatta tutuk ve yorgundular ama ona rağmen kazanmayı bildiler ve deplasman maçlarında sizin teknik kaliteniz, işte sistem kaliteniz, bu Pep Guardiola ve Mikel Arteta'yı sürekli övdüğümüz o denklemler, işte algoritmalar, rakamlar üzerinden değil de ikili mücadelerle kazanılıyor bu deplasman maçları. Ve bu deplasman maçlarını biz özellikle spor medyasında biraz ıskalıyoruz bence. Futbolu anlatırken hep işin estetik tarafına dikkat etmeye çalışıyoruz. Hep bizim görsel olarak daha çok hoşumuza giden teknik kaliteyi anlatmaya çalışıyoruz. İşte bir plaza şutu, bir bacak arası çalımı konuşmayı seviyoruz. Ama deplasmanlar çata çat mücadele etmeden kazanılmıyor.
Ve işte Pep Guardiola'yı da anlatırken tiki takasını konuşuyoruz, tekniğini konuşuyoruz, taktiğini konuşuyoruz. Ama onlar da devre arası maç konuşmaları mesela yayınlanıyor İngiltere'de de. Son olarak Arteta'nın yayınladı. Onlar da çıldırıyor. Mesela dinleyelim Arteta'yı. Ne düşünüyorsun? İyi değil mi? Ne dediklerine göre ne dediklerine göre ne dediklerine göre ne dediklerine göre ne dediklerine göre ne ne dediklerine göre ne ne dediklerine göre ne ne dediklerine göre ne dediklerine göre
Sağ ol. Arteta bu konuşmasında yumuşaksınız diyor. Koşmak zorundasınız, topu kaybettiğiniz zaman koşacaksınız diye yırtınıyor. Sesini kaybetmiş artık, sesi de gitmiş. Bunun bir benzeri All or Nothing belgeselleri var. İşte Pep Guardiola'nın Manchester City'sini anlatan bir seriyi de var mesela. O seriyi de defalarca görüyorsunuz maç önü ve devre arası takım konuşmalarında. Oyuncularından maksimumunu almak için zorbalığa varacak kadar agresifleşiyor Pep Guardiola ve öyle beş bilinmeyenli denklemler falan çizmiyor tahtaya. Koşacaksınız, köpek gibi koşacaksınız diyor.
Bilhassa rakiplere bu şekilde karşılık verebilmek, cevap verebilmek bu tip deplasman maçlarının zorlu deplasmanların kazanılması için son derece önemli. Ama Ankara gücünde de bir talihsizlik de vardı açıkçası bir kaleci talihsizliği. Her iki golde de Gökhan Akkan çok büyük hatalı. Hem ilk golde Bahçuhai'nin topunda çıkmıyor, kalesini terk edemiyor. Kalenin neredeyse içine kadar giriyor, Bahçuhai'yi gole atıyor. Hem de ikinci golde zaten bacaklarının arasından büyük bir hata yapıyor. Gökhan Hakkan sadece iki hafta önce Başakşehir maçında da Okaka'nın attığı golde çok tıngır mıngır giden, çok yumuşak bir şutta ters köşeye yatmıştı, Kontrpiye'de kalmıştı. Ve Başakşehir maçından sonra da Emre Belezoğlu aslında o maçta çok kötü oynadıklarını ona rağmen kazandıklarını söylemişti. Ankara gücü kendi sahasında ağırladığı böyle güçlü rakiplerine karşı özellikle Fenerbahçe'yi yorgun yakalamışken, Başakşehir'i kötü gününde yakalamışken kaleci hatalarından dolayı puan alamazsa ligin ikinci yarısında düşme potasında da bir sıkıntı yaşar.
Ama burada zaten transfer ederken Gökhan Akkan tercihini biraz sorguluyorum açıkçası. Zira Gökhan Akkan senelerdir çok kötü durumda. Aslında 19-20 yaşında çıktığı zaman Gökhan Akkan potansiyelli bir kaleciydi, yetenekliydi, kıvırak bir kaleciydi, çevik bir kaleciydi. Ama gelişeceğine aksine hep geri gitti. Ve son yıllarda çok kötüydü. Hatta geçen sene Çaykuruz'e sporla birlikte zaten küme düştüler. Çaykuruz'e spor geçen sene işte Jetsons'ları aldı, Polşan, Palov'ları aldı. Bir sürü transfere dünyanın parasını harcadı Gökhan Gönüller vs. Ama mesela iyi bir kaleci almadığı için onlar da bir sürü maç kaybetmişti. Ve şimdi Ankara gücü bu sene lige çıkıyor, Süper Lige. Hedefi ligde kalmak ve geçen sene Rize Spor'la düşmüş, hatta takımın düşmesine sebep olmuş isimlerden bir tanesini alıyor kaleye. Bu da bir transfer ve strateji hatası.
Devre arasında mutlaka iyi bir kaleci almalarını gerektiğini düşünüyorum Ankara gücünün ve bu konuda biraz avantajlılar aslında hem Taylan hem Tolga var hem Emre Kılınç var yerli kontenjanı konusunda elleri rahat aslında iyi bir kaleci almaları gerektiğini düşünüyorum zira süper ligde veya herhalde bütün liglerde böyledir şampiyon olmaktan daha ziyade ligde kalmayı bence kaleci performansları çok çok belirliyor yani belki kaleciniz %30 %40 belirliyor sizin ligde kalmanızı çünkü küme düşme hattındaki takımların kalesine çok şut geliyor Çok mesai yapması gerekiyor o takımların kalecileri ve o takımların kalecileri kaliteli ise bir şekilde takımını suyun üstünde tutmayı başarabiliyor. Son yıllarda kalecisi oldukça iyi olmasına rağmen küme düşen takım bir işte 6 ayın lisi söyleyebilirim. Lisi de öyle ahım şahım bir kaleci değil ama bizim ligin ortalamasının üzerindeydi bence. Bir de herhalde Sehic ile birlikte Erzurum spor düşmüştü son yıllarda. Onun dışında öyle çok hatırlamıyorum. Kalecisi iyi olan takımlar ligde kalmak adına çok avantajlı oluyor.
Ankara gücünün de devre arasında mutlaka bu konuda bir takviye yapması gerektiğini düşünüyorum. Ama bu durum kaleci hataları Fenerbahçe'nin bu deplasmandaki ciddiyetini ve harcadığı emeği gölgelemez. Deplasmanda olması gerektiği kadar ciddi ve agresif bir Fenerbahçe vardı ve aslında tam buradan Galatasaray'a geçiş yapabiliriz. Galatasaray'da, Kayseri'de aslında yeterince ciddi ve agresif olamadığı için çok kötü bir oyun oynadı ve haklı bir mağlubiyet aldı. Tabi hakem kararları her iki maçta da tartışılır. Orada işte 28. dakikada Galatasaray'ın penaltısı verilmedi, burada şey oldu falan ama oyunun içine baktığımız zaman Galatasaray'ın bir deplasman maçında olması gereken azami agresiflik seviyesine sahip olmadığını, Fenerbahçe'de ise buna sahip olunduğunu görüyorsunuz ve hatta bu konuda da Jorgessos'un çok öne geçtiğini söyleyebilirim ben rahatlıkla.
Jorge Jesus geçtiğimiz haftalarda orta sahada öyle bir bağırdı ki Lincoln'e. Lincoln kendi avuç çizgisine kadar rakibini kovalayıp oradan korner yaptı ve pozisyonu engellemişti, savunma yapmıştı. Lincoln klasik bir Brezilyalı 10 numara. Geçen sene Portekiz'deki maçlarına da baktım, öyle çok çalışkan, agresif falan bir oyuncu değil aslında.
Ama Fenerbahçe'de Jorge Jesus'un egemenliğinde oyuncu dörtlünün sol beki bile oynadı. Ve ne kadar verebiliyorsa fazlasını veriyor ikili mücadele olarak, agresiflik olarak. Galatasaray'da ise Kayseri spor maçında Mertens onuru buldu, hiç takip edemedi. Zaten fiziksel olarak da takip etmesi zor ama bir de oraya Mata'yı da koyuyorsunuz. Mata bütün ikili mücadeleleri kaybetti Campanaro'ya karşı. Bir de Icardi'yi koyuyorsunuz. Icardi de hiç hazır değil, o da kaybetti.
Bu kadar ikili mücadeleyi kaybettiğiniz yerde istediğiniz kadar teknik olun, istediğiniz kadar dünya yıldızı olun. Futbol bir nevi ikili mücadele oyunu, koşu oyunu. Koşmak zorundasın, mücadele etmek zorundasın. Yoksa Arteta'yı çıldırtırsınız yani. Okan Hoca'nın, biraz ben burada bu konuda kaybettiğini düşünüyorum, Georgesus'un oyuncularına yakaladığı hakimiyeti. Okan Hoca'nın henüz yakalayamadığını, belki de yakalayamayacağı oyuncuları daha çok tercih ettiğini, yani sonuçta bu kadar yaş ortalaması yüksek, yani Icardi, Mata, Mertens hepsini birden oynatırsanız, Kayseri Spor'da dinamik bir takım, belki çok yetenekli bir takıma değil ama koşan, mücadele eden dinamik bir takım ve sizi de bozuyorlar. Yani deplasman oynamanın kuralı, kaidiyesi o agresifliğe cevap verebilmek ve Galatasaray'ın o agresifliğe cevap verebildiğini hiç göremedim ben açıkçası.
Galatasaray'la ilgili bir konu daha bence Galatasaray'ı biraz geniş rotasyonda bozdu. Şimdi son olarak Adana Demir Spor maçında, Kayseri Spor maçından önce oynanan Adana Demir Spor maçında Galatasaray 0-0 beraber kalmıştı rakibiyle ve çok kötü bir oyunu yoktu. Rakip 10 kişi kaldıktan sonra son 30 dakika Galatasaray iyi oynayamadı ama ilk 60 dakika 11-11 Adana Demir Spor gibi zor bir deplasmanda hiç fena oynamıyordu Galatasaray. Ertaç çok iyi toplar çıkardı.
işte Mertens Boşkale'yi kaçırdı falan. Olabildiğince iyi oynadı aslında ama daha iyi yapayım derken Okan Hoca 3 tane yeni ilk 11 koydu. Daha iyi yapayım derken yaptığı değişiklikler takımı daha kötüye götürdü. Icardi ilk defa ilk 11, Mata ilk defa ilk 11, Kazımcan ilk defa ilk 11. Ligin 9. haftasına geldiğimiz zaman hala bu kadar ilk defa ilk 11 denemeleri
Takımın uyumunu ciddi anlamda bozuyor. Daha iyi yapayım derken ilk 8 maçtaki Galatasaray'a göre çok daha kötü bir Galatasaray elde etmiş oldu. Aslında bu geniş rotasyona sahip olmasa, oyuncuların 1-2 maç kötü performansına istemeden de tahammül etse belki bu maç mesela çok daha iyi olabilirdi ki ilk 8 haftadaki Galatasaray olsa çok daha iyi bir performans izlerdik bence. Daha iyi yapayım derken daha kötü yapmak hocaların sık sık yapabildiği bir durum. Galatasaray'da da bunun yaşandığını düşünüyorum. Öte yandan geçtiğimiz hafta bir duran top hocası gelmişti ama Galatasaray'ın duran topları bu hafta daha kötü oldu. Galatasaray hücum duran toplarında etkili bir takım değildi ama savunma duran toplarında en az XG'ye izin veren ikinci takımdı Fenerbahçe'den sonra. Trabzonspor'la birlikte eşittiler bu konuda. Ve fakat bu maçta Kayserispor'un çok net kornerlerde kafa vuruşları yaptığını gördük. Bir tanesi Kemen'in penaltı noktası üzerinde bomboş kaldığı bir kafa vuruşuydu ve Muslera onu çok iyi çıkardı. Yani iyi olan duran top savunması gevşedi. Hücumda da yeterli olmayan ve yeterli olmaması da biraz takımın boy ortalamasının kısa olmasından dolayı olan hücum duran topları da çok etkilemedi.
Bir tane gol geldi sayılmayan işte koluna çarpan Barış Alper'in falan ama yine de öyle çok bir zenginlik göremedik. O 15 tane duran top kullandı. 15 tane korner kullandı Galatasaray Kayseri maçında ve bunlar da çok bir etki görmedim ben açıkçası. Burada duran top hocasının da aslında iyiye gitmesini beklerken duran topluların da kötüye gittiğini görüyoruz. Galatasaray'da iyiye gitilmesi beklenirken ilk 8 haftaya göre kötüye gidiş hakim. Ve buradan Beşiktaş-Trabzon spora geçelim.
Beşiktaş kendi sahasında bir derbiyi daha kazanamadı. Bence derbilere yanlış bir stratejiyle çıkıyor Valerian İsmail. İlk 60-70 dakika daha kontrollü bir kadro tercih ederken son 20 dakikadaki oyuncu değişiklikleriyle baskısını arttırıp kazanmayı hedefliyor. Ama rakipleri de direnmeyi bildi. Fenerbahçe'de, Trabzonspor'da kaybetmemeyi bildi. Aslında Beşiktaş'ın ilk 60-70 dakikayı deplasman takımı gibi değil de iç sahada 50.000 taraftarı ile birlikte ev sahibi takım gibi oynaması gerektiğini düşünüyorum.
Hani biraz Galatasaray'ın deplasman futbolunu oynayamaması gibi, Valerian İsmail de derbi oynatmayı pek bilmiyor gibi geldi bana. Derbideki taraftar coşkusunu yeterince kullanamadı. Hem Fenerbahçe derbisinde hem de Trabzonspor derbisinde iç sahada isteneni veremedi Beşiktaş. Ve Beşiktaş aslında Jetson gibi en tempolu orta sahamcısına sahiplikte. Ve Valerian İsmail de en çok fizik kaliteye önem veren, en tempolu oyunu oynatmak isteyen teknik direktör.
Şimdi en tempolu oynatmak isteyen teknik direktörün elinde en çok tempo yapabilen orta saha oyuncusu var Jetson. Ve Valerian İsmail derbilerde bu oyuncuyu oynatmıyor. Jetson'u oynatmıyor. Ve derbilerde aslında en çok tempo gerektiren maçlar. Bu çok garip bir durum ve inadına Dellali oynuyor. Dellali'nin de hiç hazır olmadığını da görüyoruz. Kötü de oynuyor. Hatta ıslıklandı da bu maçta çıkarken. Ve basın toplantısında da Ogün Şahinoğlu sordu. Sabah grubundan. Niye oynuyor Dellali Jetson yerine şeklinde.
Valerian İsmail'in ilginç bir açıklaması var. Kurallar ve kararlardan bahsediyor. Bunu bir dinleyelim. Dele hücuma dönük bir orta saha bizim için skor katkısı yapan bir oyuncu. Bu yüzden onu o pozisyonda düşünüyoruz. Tabi ki bazı kurallar var, bazı kararlar var. Kararları alıyoruz. Bu kararları almak tabi ki de kolay olmuyor bizim için. Futbolcularımıza da anlatıyoruz. Onlara da bu kararları neden aldığımızdan bahsediyoruz. Oyuna girdikleri zaman da fark yaratıyorlar.
Yani buradaki kurallar yerli kuralından da bahsediyor olabilir ama bazı gazeteciler Delali'nin sözleşmesinde zorunlu oynama gibi bir maddenin olduğundan da bahsediyor. Eğer böyle bir madde varsa Beşiktaş iki sene üst üste kendi ayağına sıkmıştır bence net olarak. Hatırlarsanız geçen senede Salih Uçanları falan alıp üzerine son gün Piyaniç transfer edilmişti ve Piyaniç temposunu kazanana kadar, Piyaniç futbola geri dönene kadar Beşiktaş düşmüştü, sezonu kaybetmişti. Şu anda da benzeri Dell'Ali'de yaşanıyor. Salih, Jetson, Josef'le Beşiktaş çata çat futbolunu oynayabilecek temposunu yapabilecek bir orta sahayı kurmuşken son günlerde bir Dell'Ali geldi ve Beşiktaş'ın oyun gücü de düştü Dell'Ali'yi kazanacağım derken. Bu gerçekten çok garip. Ben bunu eleştirmek için Ağustos ayında bir tweet atmıştım. Piyaniş tercihini geçen seneki. Yok mu şimdi bir de Salih'in üzerine 3.5 milyon euroluk bir fırsat transferi yapmaları demiştim.
Bunu ironi olsun diye söylemiştim. Hakikaten de yaptılar. Tellali'yi aldılar. Ama yerli kuralından dolayı Salih'i kesemiyorlar bu sefer. Jetson'u kesiyorlar. Bu daha kötü. Salih çünkü 30 yaşına geliyor artık. Jetson 22 yaşında. Jetson ligin, Süper Ligin belki en potansiyelli, gelecekte en pahalı satılabilecek oyuncusu. Yani Jetson bir tane müthiş sezon geçirse tekrar Premier Liglere, Yüksekliklere gitmesi, 10-15 milyon eurolar kazandırması işten değil.
ve Dell'Ali kazanacağız diye Jetson kaybediliyor. Oyun olarak da doğru düzgün bir oyun yok. Bence Josef de Souza'da bu sezon çok ciddi bir düşüş var. Ve bence Beşiktaş'ın sisteminde de dizilişinde de çok daha iyi oynanabileceğini düşündüğüm opsiyonlar var. Şu anda bir 4-2-3-1 oynanıyor. İşte Josef Salih önünde Dell'Ali 10 numara gibi bir diziliş var ama ben bu takımın çok daha iyi 4-3-3 veya çok daha iyi 4-4-2 oynayabileceğini düşünüyorum. 4-3-3'ü şöyle oynayabilir.
Josef Altunumara, Salih oyun kurucu iç oyuncusu. Jadson da Box to Box denen, işte iki ceza sahası içinde tempo yapan diğer iç oyuncusu. Bir kanatta Gezal gibi, Enkudu gibi, Redmond gibi oyun kurucu bir kanat olabilir. Öbür kanatta da Cenk Tosun veya Jackson Muleka gibi forvet kanat olabilir. Bunu işte Larin ile Sergen Yalçın çok iyi kullandı, şampiyon oldu.
Cenk Tosun'u Şenol Güneş o pozisyonda defalarca kullandığı şampiyon oldu. Bu 4-3-3 ile Beşiktaş'ın yakın dönemde çok şampiyonluğu var. İkinci forveti kanat yaptığınız 4-3-3 ile hem Şenol Hoca'nın hem Sergen Hoca'nın şampiyonlukları var. Ve şu anda da hem Cenk Tosun'la hem Muleka'yla bu sistem gayet iyi uygulanabilir. Ve hem Rozier hem Gezal hem Josef
Bu sisteme de çok yakın. Yani geçmişte bu sistemle şampiyonluk yaşadılar Sergen Hoca döneminde. O yüzden bu sisteme dönmesi takımın alıştığı bir oyuna dönmesini de sağlayabilir ve çok daha iyi oynayabilir bence. Yani bir dış kanadında forvet olan sisteme dönüş. B planı olarak ikinci bir plan. Eğer Josef bu şekilde kötü devam ederse bu plan benim kafamda var. Josef'i de kesmek Bellali ile birlikte. Ve 4-4-2'ye dönmek. Salih oyun kurucu Cezson da yanında. Salih Cezson orta ikilisi
Bir kanatta Gezal, öbür kanatta Enkudu veya Redmond. İki tane kanat ve ön tarafta da Vegos'la biraz daha arkasında gibi Cenk veya Muleka yine aynı şekilde. Öte yandan Beşiktaş'ın belki yabancı olduğu için söylenmiyor ama yaşı genç ve gelecekte satabileceği Jezson ve Muleka'ya süre vermeyip, şans vermeyip gidip de kiralık Dellali'lere süre vermesi de son derece mantıksız bence. Beşiktaş'la ilgili bunu da söylemem lazım. Trabzon'la ilgili çok fazla ekleyecek bir şeyim yok.
Abdullah Öca bir şekilde takım zor durumdayken bile toparlamayı başarıyor. Belki bu maçta son dakikalarda Umut Bozo'yu atmak ön tarafa onun işine yaramadı. Belki bir kontra atak koşucusu olsaydı bu maçı çevirebilirdi, alabilirdi. Bence maç Trabzonspor'a daha yakındı. Hem Enes Bardi'nin kaçırdığı pozisyon, maç 2-1 iken atsa 3-1 oluyor. Maç 1-0 iken Hamşi'nin yaydan bir tane şu duvar atsa 2-0 oluyor falan. Bence maç biraz daha Trabzonspor'a yakındı.
Trabzonspor biraz toparlanma emareleri gösteriyor hem Monaco maçı hem bu maç. Moral olarak da biraz toparlanıyorlar ama zor bir süreçten de geçiyorlar. Bir de bu sene kadroları da işte çok geç değişim yaşadı. Ağustos-Eylül aylarında. Bazı oyuncuların adaptasyonu uzun sürüyor ama yine de bu zorluklardan olabildiğince az puan kaybıyla geçmeyi başarıyorlar. Bu haftanın ilginç bir maçı var. Konya sporla Gaziantep spor arasında oynandı.
Açıkçası maç 5-0 bitermiş. Konya'nın inanılmaz golleri kaçmış. Daha doğrusu Günay inanılmaz kurtarışlar yapmış ki. Günay bu sezon şu ana kadar ligin en iyi kalecisi. Galatasaray maçı da vardı böyle müthiş kurtarışlar yaptığı. Birçok maçta inanılmaz kurtarışlar yapıyor. Ama ona rağmen Konya sporunun verilmeyen bir penaltısı var ki o penaltı ligde bazı takımlara çalınmasa şu anda lig tatil falan edilirdi. Yani o penaltının çalınmamasının aklına mantığa uygun bir tarafı yok. Onu da söylemeden geçemeyeceğim açıkçası.
Ve son olarak bu hafta yine dikkatimi çeken bir şey var. Bizim likte devre araları 15 dakika olması gerekirken 20 dakikalara kadar uzayabiliyor. Son derece lakayt, son derece özensiz, işte adına süper dediğiniz ama hiçbir tarafında süperlik bulamadığınız bir lik, süperlik. Galatasaray-Kayseri spor maçı 19 dakika sürmüş devre arası. Hani bir 30 saniye 1 dakika gecikmesini anlarım da 4 dakika gecikiyor.
Fenerbahçe Ankara gücü devre arası 19.5 dakika, 4.5 dakika gecikmiş. Yani bu özensizlik de insanı gerçekten sıkıyor çünkü futbol artık insanları tercih etmekten vazgeçmeye başladığı bir spor oldu. Çünkü 90 dakika insanlara biraz uzun geliyor. İnsanlar nasıl sinemadan uzaklaşıyorsa, diziye yöneliyorsa, daha kısa dizilere yöneliyorlarsa hatta,
Nasıl işte Instagram gibi işte sosyal medya platformlarında çok kısa bir dakikalık videolar, işte YouTube'da Shorts'lar, Instagram'da Reels'ler daha çok izleniyorsa, insanlar sürekli kısa şeyler tüketmek istiyorsa, tıpkı sinemanın kaybettiği gibi futbol da kaybediyor. Zaten 90 dakika uzun, bir de devre arasına 20 dakika çıkarıyorsunuz. İnsanlar çok soğuyor. Ve zaten seyir zevki de düşük Super League'te. Bir de üstüne bu kuralsızlık da tuz biber ekiyor. Onu da söylemeden geçemeyeceğim diyeyim ve Amerikalıların çok daha iyi başardığı bir organizasyona geçelim. Ali Konovic'le birlikte NBA'yi konuşalım. NBA bu gece başlıyor. Neler göreceğiz bu sezon? Ali Konovic'e kurak veriyoruz.
Evet, Esports Spiker'i ve NBA Dijitali YouTube kanalı yorumcusu Ali Konovic'le birlikteyiz. Ali hoş geldin. Hoş bulduk, merhaba. NBA bu gece başlıyor. Büyük bir heyecan ve aslında biraz olaylarla başlıyor. Geçen sezonun finalisti Boston Celtics'in koçu Udaka'nın staftan bir hanımefendiyle birlikte olduğu ve bunun birkaç kez yaşandığı için de takımdan uzaklaştırıldığı haberini okuduk. Geçtiğimiz hafta da Golden State'in yıldız oyuncusu Draymond Gray'in bir yumruk olayı vardı.
Bu iki olay son finalistleri nasıl etkiler? Önce bu soruyla başlayalım. Hakikaten çok enteresan bir olay. Bir kere Imei Yudoka, çaylak bir koç olarak takımını NBA finallerine götürdü ki Boston Celtics, NBA tarihinin en başarılı iki takımından, iki franşayzından biri olsa da yaklaşık 10 yıllık bir süreçte bu NBA finalini bekliyorlardı. Bunu başaran bir ismin tamamen basketbol dışı bir sebepten ötürü tam da kariyerinin çıkışa geçtiği bir dönemde görevinden uzak kalacak olması çok enteresan.
Emre Yudoka'nın başına gelen olay, NBA basketbolunda zaman zaman oyuncuların yaşadığı ama koç seviyesinde görmediğimiz bir olaydı. Boston tabii içeriden bir çözüm üretti ki Joe Mazul'la çok sevilen asistanlardan biri. Zaten Boston'ın yakın dönemde o staff içerisinde çok fazla asistan ürettiğini, değer ürettiğini biliyoruz. Hani bu anlamda belki de mirası sürdürebilecek bir isim ama nereden bakarsanız bakın garip bir olay. Ama diğer taraftaki Draymond Green'in imza attığı yumruk hadisesi daha da derinlemesine ve belki de Golden State'in gelecek sezonunu daha da derinden etkileyecek bir olay. Bir kere Draymond Green o takımın ruhani lideri, aynı zamanda Draymond Green, Klay Thompson ve Steph Curry geçmişten günümüze o Golden State hanedanlığını kuran üç isimden biri. Yumruğu attığı kişi ise o hanedanın hem gelecek jenerasyonundaki lideri olması beklenen, hem de hali hazırda zaten bu takımın yaşlanmakta olan çekirdeğine çok büyük destek veren ve şampiyonlukta da yaptığı çıkışta çok büyük katkısı olan bir Jordan Poole. İki jenerasyon birbirini yumruklamış gibi oldu Golden State için. Yaptıkları o uzun vadeli plana çok büyük bir köstek olduğunu söyleyebiliriz bunun.
İşin garibi hem Jordan Poole hem Andrew Wiggins hem de Draymond Green artık yeni kontrat istedikleri bir dönemdeler ve bu yumruk hadisesinin tam üstüne Jordan Poole ve Andrew Wiggins yeni kontratlarını aldı. Draymond Green'in o attığı yumruğun kendisine hem ceza anlamında maddi bir kayıp hem de alacağı kontratın süresi itibariyle maddi bir kayıp olarak geri döneceğini söyleyebiliriz. Birçok insanın kafasında şu soru var, öyle bir yumruktan sonra bu iki isim takım arkadaşı olabilir mi yeniden? Birlikte bir hazırlık maçı oynadılar. Hazırlık maçında da çok böyle garip bir görüntü oluşmadı. Yani birbirlerine normal takım arkadaşı gibi davrandılar. Draymond Print de özür dilemişti zaten hemen olayın ardından. Özür dilenmeyecek gibi değil zaten. Savunulacak bir tarafı olmadığının Draymond Green de farkında.
Ama uzun vadede, mesela işler kötü gittiğinde, bu yeniden karşısına çıkacak mı Golden State'in? Evet çıkacak ve bence Draymond Green günün sonunda çok büyük bir kriz yokmuş gibi davransalar da sanki NBA kariyerini Golden State'de tamamlamayacak gibi ve bunun iki sebebinden biri yumruk, diğer sebep de istediği uzun vadeli kontrat olacak. Boston'daki olay herhalde biraz daha hafif bir olay bu Golden State'deki olaya göre diyorsun. Birinci sebep zaten cezayı alan bir kişi orada ve park eden biri değil. Neticede bir koç. İkinci hafif letici sebep içeride dediğim gibi Boston'ın yerine koyabilecek, ikame edebilecek birilerine sahip olması. Ama Draymond Green krizi tabii Golden State'i daha derinden sarsacaktır bence.
Benim izlediğim dönemde, NBA'yi yoğun izlediğim dönemde Los Angeles Lakers fırtınası vardı. Kobe ve Shaquille'la. Hatta Robert Hurley'ler, Derek Fisher'lar falan çok iyi bir takımdı gerçekten. Hepsi şampiyon oluyorlardı o senelerde. Ondan sonra uzun bir ara verdim NBA'ye de. Los Angeles Lakers, Boston'la birlikte en büyük kulüplerden, en iyi takımlardan bir tanesi ama sanırım bu dönemde çok esameleri biraz okunmuyor eskisi kadar. Bir playoff yapabilirler mi? Playoff iddiaları olur mu? Ne dersin?
Elbette LeBron ve Davis ortaklığının tıpkı Kobe-Shock ortaklığı gibi, onları ya da Pau Gasol-Kobe Bryant ortaklığı gibi şampiyonluğa ulaştıracağına inanıyorlardı. Nitekim bu oldu. Pandeminin dönüş sezonunda, bubble sezonunda NBA şampiyonluğuna ulaştılar ama sonrasında Davis yine parkede kalamadı. Sakatlıklar anlamında çok büyük bir soru işareti Davis. Belki de NBA Süper Yıldızları içerisinde sakatlıktan yana en çok çeken, Ve en çok, acaba bu sezon Davis'den ne kadar katkı alabiliriz? Oynarsa da nasıl oynar? diyeceğiniz oyuncu Davis. Bu çok ciddi bir soru işareti olarak cepte. LeBron James'in yaşı cepte. Bu yıl içerisinde LeBron artık 39 yaşına gelecek. 84 doğumlu bir oyuncudan, artık oğlu NBA'ye gelmek üzere olan bir oyuncudan bahsediyoruz. Bu cepte. Bir de Russell Westbrook. Yani bugünün basketbolunu da nereye koyacağınızı bilemediğiniz,
nasıl verim alacağınızı bilemediğiniz bir oyuncu. Şimdi Darwin Hem'i koç olarak getirdiler. Ana motivasyon şu, Darwin Hem insan ilişkilerinde çok yetenekli bir isim. Oyunculardan verim almayı bilir ama ben bunu her zaman söylüyorum. Ya Russell Westbrook'tan verim almanın bir yolu yoksa? Çok yetenekli bir isim, tek çözüme belki ulaşabilir ama ortada bir çözüm yoksa bunu kimse yapamayabilir. Bu bir soru işareti.
Sezon öncesinde de öyle bir karamsar tablo var. Yılların birikimi, son iki yılın birikimi. İyi yönetilmeyen bir kulüp olduğu kesin. İşte Westbrook takımdan çok uzak, takımdan alakasız davranıyor. Hazırlık maçları öncesinde de bunu gördük. Westbrook'un gittiği senaryoda karşılığında ne alabilirler? İndiana'dan Myles Turner'ı Buddy Hill'da uzun süredir zaten almaya çalışıyorlar ama elleri çok dar. Takımlar nasıl Westbrook için masaya oturmak istemiyor.
Bunlar hep üst üste toplandığında, yaz transfer döneminde ekleme namına sadece Lonnie Walker'ı takviye edebildiler. Lonnie Walker da çok istikrarsız bir oyuncu. Dennis Schroeder, daha önce denedikleri yine verim alamadıkları bir oyuncu. Lakers da banco niteliğinde bu sezon ne oynayacağını biliyoruz. niteliğinde bir LeBron var. O da artık 39 yaşında olacak bir LeBron. Yani söz konusu kişi LeBron James olunca böyle insani normlar belki anlamını yitiriyor. Yaş, yorgunluk, fiziksel durum ama LeBron'un da geçtiğimiz sezon kariyerinin en uzun sakatlık problemini yaşadığını ve normal bir insan olarak kırkına giderken bunlara hakkı olduğunu hatırlamak lazım. Lakers için çok zor bir sezon olacağı aşikar. Ben play-in oynayacaklarını yani 7 ile 10 bandı arasında kalacaklarını ve play-off'a kalırlarsa da tur geçemeyeceklerini düşünüyorum.
Futbolda hep Ronaldo için diyorduk ki hani düşmeyecek herhalde falan diye ama bir yerden sonra gerçi de engel olmaya başlıyor haliyle. Süperlikte de Atiba için diyorduk ama bir yerden sonra haliyle bir düşüş olabiliyor. Destekleyici olsa belki tölere edebilir. Mesela Ronaldo siteye gitseydi, Haaland'ın attığı 20 golü atmayacaktı belki ama 14'üne kale sahasında vuracaktı. Lebron için de çevresine daha doğru. Mesela Anthony Davis %100'ünde olsa, sağlıklı olsa
Belki Lebron'un rough süresini 1-2 yıl daha uzatabilirdi. O da bir soru işareti olunca ister istemez buraya geliniyor yani. Şimdi bir sorum daha var. Bu biraz beni şaşırtan bir isim. Victor Vembanyama diye bir adamın videosunu izledim abi sosyal medyada ve inanamadım. Bu böyle şey mi falan hani videoda oynanmış mı editli mi falan diye böyle bir sordum bizimkilere Anıl'a falan. Gerçekmiş ama gerçek olduğuna inanamadım çünkü ben bu kadar uzun boylu bir insanın bu kadar kolay hareket edebilmesine çok şaşırdım bir kere. 2-22'lik boyla o kadar rahat bir atlet olması beni çok şaşırttı çünkü ben izlerken NBA'yi, Yao Ming falan vardı çok uzun. Adam hareket edemiyordu.
Bu çocuk çok esnek aynı zamanda. 3'lük falan atıyor 2-22'lik boyla. Yani basketbolun böyle şeyini değiştirebilir, oynanışını değiştirebilir gibi geldi bana. Biraz okudum, araştırdım. Sadece ben şaşırmamışım tabii ki. Birçok NBA takımının draft'ten kapmaya çalışacağı ve tanking ihtimallerinin de olabileceği düşünülüyor.
Ama bu da işte ligin rekabetçi yapısını etkiler mi? Bozar mı? Kasten mağlubiyetler olur mu? Gibi düşünceler de var. Ne diyorsun? Hem Van Ben Yama için hem de bu durum için.
Vembanyama ile başlayalım. Hakikaten senin de dediğin gibi, internetin erken döneminde garip videolar düşerdi, sonra oynanmış oldu ortaya çıkardı. Öyle bir basketbolcu. Ama zamanın ruhu diyebiliriz. Bugünün basketbolu böyle robotik, garip, daha önceye rastlamadığımız basketbolcuları çıkarıyor. Mesela yine Vembanyama'yı almaya hedefleyen takımlardan biri Thunder. Bu yaz Chad Holmgren diye bir oyuncu seçtiler. Vemban Yama'yı bayağı bayağı andırıyor. Yine bir önceki, iki yıl önce Alexey Pokushevski'yi tercih etmişlerdi. O da biraz benzer bir oyuncu. Yani 2.20'ye yakın bir oyun kurucu gibi oynayan, yetenekleri sınırsız. Ben çocukken şeyi hatırlıyorum. Shaquille O'Neal'in potayı kırdığı şeyler. Yani çok kalın ve atlet olması gibi böyle farklı bozucu bir etkisi vardı yani oyunu. Ve çok üstün geliyordu. Bunların da bu boyu ve bu kadar atlet olması, o da biraz benzer geldi biraz. Emre'nin eski o fizikselliğin çok tepede olduğu basketbolda şaka sahip olmak değerliydi. Şimdinin tempo basketbolunda hem basketbolun o temel doğrular işte boy, fizik, uzun kol ama bir de bugünün basketbolunda topu yere vursun, topu getirsin, adam geçsin. şut atsın, hepsi bunlar birleşince fen banyama zaten ortaya çıkıyor. Dediğim gibi bu sezon takımların maç kazanmak kadar, belli takımların özellikle maç kaybedip fen banyamayı kazanma mentalitesi olacaktır, oluşacaktır ister istemez. Houston aday takımlardan biri. Oklahoma City Thunder zaten hani Sam Preston'in, genel menajerin hayalindeki basketbolcu olduğu söyleniyor. Yani şöyle hayalindeki, draft sınıfına baktım bunu almayı hayal ediyorum diye gece uyuyunca rüyalarına giren
O robot basketbolcu. O tarz bir durum var. Sen Antonio belki de ona gidecek. Mümkün mertebe maç kaybedip. Ama tabii NBA'de rekabetçiliği kaybetmemek adına draft lotaryasının mantığını biraz değiştirdi. Sürekli kaybetmek size birinci sıradan seçme garantisi vermiyor. Fakat yine de maç kaybetmek sizi oraya aday yapıyor. Yani ne kadar doğasını değiştirirseniz değiştirin. Maç kaybetmek sizi Van Banyamay'a yakınlaştıracak. Bu noktada NBA'in çok uzun yıllardı zaten. Yaşı da ilerledi. Ünlü bir yorumcusu var. Hani yorumları çok sevilir sevilmez o tartışılır ama Bill Simmons şöyle dedi. Takımlar üç sezon üst üste ilk beşten seçmemeli.
En fazla 2 sezon ilk 5'den seçme hakları olmalı. Yani 3 sezon üst üste bilerek kaybetme, sürekli kaybetme hakları olmamalı." dedi. Bilmiyorum NBA buna cesaret edebilir mi? Sonuçta NBA'yi şöyle yapıyor. Kulüpler çok zenginler, çok güçlüler ve NBA'nin söz hakkı büyük oranda kulüplerde, franchise'larda, patronlarda. Ama mantıklı bir fikir, tabi ki bilerek kaybeden takımlar görmek izleyici olarak sizi rahatsız ediyor. Hatta belki de doğru kelime, irite ediyor. Mesela geçtiğimiz sezon Thunder biraz basketbol oynamaya başlamıştı. Biz ne yapıyoruz? Maç kazanıyoruz dediler. En iyi oyuncularını Park Eden çektiler, Gildris Alexander'ı. Ödüllü oldu, Holmgren'i draft'a, istedikleri bir oyuncuyu aldılar. Ama ben izleyici olarak... Bununla mağduriyet yaşadım. Ya da Huston yarın iyi başlamış bir sezonda, ya Alperen fazla iyi oynuyorsun, ya da Cebalesimiz fazla iyi oynuyorsun, çok maç kazanıyoruz derse, bu bir izleyici olarak bir mağduriyet ve rahatsızlık yaratışı. Peki bu Vemban Yama kadar büyük wonder kit son dönemde kim vardı? Draft'ten birinci seçilenler falan. Van Banyam'a kadar mı? O kadar yok. Zaten Van Banyam'a ligin yeni yüzü olması beklenen bu jenerasyon. Hani tabii ki Luca Don Cic de büyük bir havayla geldi. Trey Young çok büyük bir havayla geldi. Geçtiğimiz sezonun draft sınıfı çok zengin. Ama Jabari Smith bir Van Banyam'a kadar, Paulo Banqueiro bir Van Banyam'a kadar anomali bir oyuncu mu? Geçmişte de yok herhalde.
Tabii Lebron'a kadar gidersin. Bir Lebron'un herhalde lige gelmesi bu kadar bekleniyordu. Mesela şimdi Van Banyama'nın oynadığı lig Fransa'da ya da Avrupa'da, o liglerin bile izlenildiği çok arttı. Turneye gitti, NBA takımlarıyla maç yaptı. Yani bir oyuncunun bu kadar istim üstünde olduğu pek görülmemişti. Mesela draft sınıfının ikinci sırasında olması beklenen Scott Henderson, 10 tane drafta girse 9'unda birinci seçilir. Van Banyama'yla gireceği için çok muhtemelen ikinci sırada seçilecek. O da garip. Peki son sorularım. Şampiyonluk adayın sürpriz beklentinin içinde olduğunun daha küçük ölçekli takım ve hayal kırıklığı yaratacak takım.
Küçük ölçekli sürprizim... Yani şöyle, Washington'ın mesela daha iyi bir sezon geçireceğini düşünüyorum. Son yılların en başarısız takımlarından biri Washington'ın küçük ölçekli bir sürpriz yapacağını düşünüyorum. Şampiyonluk adayıma geleceksek... Cavalierler tam sezon oynarsa ben Clippers'ın şampiyon olabileceğini düşünüyorum. Bence çok iyi bir koç var orada. İşte Paul George geçtiğimiz sezonu iyi oynadı. Reggie Jackson o tarz bir mücadeleye hazır. Onlar olabilirler.
Mavericks'in olumsuz, hayal kırıklığı olacağını düşünüyorum. Geçtiğimiz sezon biraz fazladan sıçradı Mavericks. Çok iyi iş çıkardılar ama Ceylan Brunson'u da kaybettikleri için ben Mavericks'in bu sezon Playoff'larda tur geçmesinin dahi zor olacağını düşünüyorum. Şampiyonlukta sürpriz adayım kim diye soracak olursan Cemal Murray tüm sezonu oynarsa ben Denver'ın çok enteresan bir batı şampiyonluğu alıp NBA şampiyonu da olabileceğini düşünüyorum ama gerçekçi şampiyon adayları kim dersen Yine maalesef, maalesef diyorum çünkü ben üst üste aynı finalden hoşlanmam. Cleveland Golden State döneminden de ben çok hoşlanmamıştım. Hep aynı final beni biraz sıkıyor ama gerçekçi finali de ne dersen, yine Boston Golden State finali görme ihtimalimiz bence yüksek. Ağzına sağlık Ali, çok teşekkür ederim. Bu akşam NBA başlıyor. NBA'de heyecanlı geçen haftalarda, heyecanlı maçlardan sonra yine seni konuk etmek isteriz podcastimize. Çok sağ ol, ağzına sağlık. Ben teşekkür ederim.
Ali'ye teşekkür ediyorum ve kapanıştan önce de kadınlar voleybol Dünya Kupası'na bir değinelim diyorum. Turnuvanın galibi na mağlup olarak Sırbistan oldu. Şampiyon Sırbistan'ı tebrik ediyorum. Finalde Brezilya'ya set vermeden 3-0'luk bir üstünlük kurdular ve pasör çaprazları Tijana Bošković finalin en değerli oyuncusu oldu.
Lazoviç karşıladı. Boşkoviç! Uçum yaptı Boşkoviç! Ve maçı bitirdi Boşkoviç! Üst üste ikinci kez dünya şampiyonu oluyor Tijana Boşkoviç ve arkadaşları!
üst üste iki dünya şampiyonasında bu ödülü kazanan ikinci kadın voleybolcu oldu. Aynı zamanda ilki 1994 ve 1998'de bu ödülü kazanan Kübalı Torres'ti. Boşkoviç'te bu rekoru egale etmiş oldu. Aynı zamanda turnuvanın üçüncülüğünü Amerika'yı mağlup eden İtalya aldı. İtalya'nın süper yıldızı olan ve bu senede temsilcimiz Vakıfbank'ta izleyeceğimiz Paolo Egonu turnuva esnasında ülkesinden gelen ırkçı söylemlere maruz kaldığı için
Milli takım kariyerini sonlandırmaya düşündüğünü söyledi ve resmi kararını da yakında açıklayacağını ekledi. Maalesef bu cahillik bütün sporlarda gördüğümüz bir şey ve 2022 yılında bile hala görmeye devam ediyoruz. Öte yandan Türkiye'de çeyrek finalde Amerika karşısında maalesef etkisiz ve moralsiz bir görüntü sergileyerek sürklese olmuştu. Amerika Birleşik Devletleri bu maçı 3-0 kazanmıştı ve koç Giovanni Guidetti de kadro seçimleri nedeniyle çok eleştiri almıştı ve milli takımımız çeyrek finalde havlu atmıştı bu turnuvaya.
Dünya Kupası haricindeyse Kadınlar Voleybol Süper Ligi 30 Ekim'de başlıyor. Bunu da söyleyelim. Kadınlar Voleybol Süper Ligi'ne ilgi biliyorsunuz Türkiye'de giderek artıyor. Bu güzel oyunun, güzel sporun takip edilmesi açıkçası sevindirici. Erkekler Ligi'nin de başladığını söyleyelim. Erkekler Ligi'ne de ilgi, alaka artıyor ayrıca. Erkek milli takımına da aynı şekilde. Voleybol yükselerek Türkiye'de yoluna devam ediyor diyelim. Gelecek hafta görüşmek üzere. Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.