
2.187 kelime · ~11 dk okuma
14 Ekim Cuma günü Barton'un Amas Recesi'nde bir maden ocağındaki patlama son yılların en büyük işçi katliamlarından birine neden oldu. 41 işçi hayatını kaybederken onlarca işçide yaralandı. Maden faciasının ardından yapılan açıklamalar ise Türkiye'nin siyasi rejimi hakkında fikir veren gelişmelerden oldu. Faciaya kader, alın yazısı dediler. Ölenler de şehit oluverdi.
İslamcılığın her boyutunu konuştuk Tren Topik'te de, demek ki bir de kapitalizmle ilişkisini konuşmak gerekiyor. Uzatmayayım, ben Ozan Gündoğdu, hadi başlayalım. Nereliyim şu anda? Tamam. X-350 kutundan bahsediyorlar. En az 50 kişinin çağda olduğundan bahsedildi. Sağlık konuları hakkında bilgimiz yok.
ulaşılmaya çalışıyor. Evet. Bir arkadaşımız çıkarıldı. Sağ salim çıkarıldı bir kişi. Inşallah. Bir kişi çıktı sıcak.
41 işçinin can verdiği facia, 14 Ekim'de saat 18.15'te meydana geldi. Yer Bartın Amasra. Saat 19 sularında, yani ana haberlerin yayınlandığı saatlerde, neredeyse tüm ülkenin katliamdan haberi olmuştu. İlk resmi açıklama Afat'tan geldi. Facianın nedeni, bir trafo patlamasıydı.
AFAD'ın sosyal medya hesabından trafo patlaması şeklinde paylaşım yapılınca tüm televizyon bültenlerinde facianın nedeni trafo olarak duyuruldu. Yani biz bu tür üzücü hadiseleri hep yaşıyoruz, önlemleri konuşuyoruz fakat şu bilgiyi de paylaşayım, trafo patlamasından oldu. Normalde hani hep akla ilk grizu patlaması gelir. O biraz daha çünkü göç yok dendi şu ana kadar. Bir trafo patlaması fakat bu
Bir grizu patlamasına dönecek mi, döndü mü ona dair henüz net bilgi yok. Fakat sonra AFAD'tan ilk yapılan açıklamanın Sehven yapıldığı açıklandı. Faciarın nedeni Trafo değil, grizu patlamasıydı. Bunun haberini de ilk olarak bölgeden bildiren maden mühendisleri paylaştı. Yani resmi hesaplardan önce maden mühendisleri zaten durumu teşhir etti.
Patlamanın yaşandığı yer Bartın Amasra'da, Türkiye Taşkömülü Genel Müdürlüğüne bağlı bir maden. Bundan henüz 3 hafta önce de Enerji Bakanı Fatih Dönmez, bu madeni ziyarette bulunmuş, orada önce iş güvenliği demiş. Ocağa inerken de bir daha Allah göstermesin, hani sevdiklerinizle bulaşabilir misiniz bulaşamaz mısınız? Bu düşüncelere de emin olabilirsiniz. Ama şunu direkt ilk baştan söyleyeyim. Önce güvenliği.
Sizin canınızın güvenliği bir distro tesisinin tabanına geçiyor. Onun için de ilk talimatımız, mühendiscilere atadığımızda genel müdürümüz de burada. Arkadaş üretimli bir garansiyonun bir problemidir, felaketimiz. Ama ilk işçimizin kılınan tırnağına zarar gelmesin. Onu kaldıramayız.
Bir işçimizin kılına tırnağına zarar gelmesin. Önce iş güvenliği diyordu Enerji Bakanı. Bu nutkun atıldığı maden 3 hafta sonra 41 işçiye mezar oldu. Bu sefer Enerji Bakanı dönmez yine ve bu sefer mecburiyetten kameralar karşısındaydı. Bakan dönmez bu seferki konuşmasında gözyaşlarını tutamadı. Tabii bizim için bir üzüntülü taraf da daha 3 hafta önce burada biz
Türk iş başkanımızla birlikteydik bu kardeşlerimizle. Helalleştik. Ama arkasını yediremedik. İnşallah bir daha böyle acıları Rabbim bize yaşatmaz.
Hiç yanlış anlaşılmak istemem. Enerji Bakanı Fatih Dönmez'in gerçekten üzüldüğünü düşünüyorum. İnsan 3 hafta önce ziyaret ettiği yerde onlarca işçinin can verdiğini idrak ettiğinde doğası gereği duygulanır, doğası gereği. Fatih Dönmez de insandır ve dolayısıyla duygulanmış. Fakat bu romantizm içimizi bayıyor. Sizi bilmem ama en azından ben bu romantizmden ifrit olmaya başladım. Burayı vurgulamak gerekir. Ateş düştüğü yeri yakıyor.
Biz bu konuyu en çok 3 gün konuşur önümüze bakarız. Sayın Bakan da belki hakikaten duygulanmıştır ama 3 gün sonra o da önüne bakar. Mesele üzülmek, üzülmemek meselesi değil. Değerler setimiz, hayata baktığımız yer yanlış. İşçi katliamlarına alışmasak, insan canına önem versek, sağlıklı bir toplumsal yapının içinde yaşasak, Barton'daki maden katliamına verilecek tepki ne olmalıydı?
Çok açık söyleyeyim mi? Sağlıklı bir çalışma rejiminde bugün sendikalar bir günlük genel grev ilan etmeliydi. En azından bugün madenlerde hayat durmalıydı. Maden işçileri ölen arkadaşları için iş yerlerinde törenler düzenlemeliydi.
Bakın ülkemizde 200 bin yer altı maden işçisinin olduğu tahmin ediliyor. Tahmin ediliyor diyorum çünkü kaçak madenlerde çalışan binlerce işçi var. Ya daha dün Barton'da yer altında kaç işçi olduğunu saatlerce tespit edemeyen bir sistemimiz var. Bunca işçi gözleri kulakları Barton'da olmasına rağmen iş başı yapmaya devam edecekler.
Göz yaşlarını Enerji Bakanı Fatih Dönmez'e emanet ettiler, Dönmez de bir damlasını akıttı 41 işçi için. O yüzden bu romantizme ifrit oluyorum diyorum. Gece boyunca 15 Ekim günü öğlen saatlerine kadar resmi bakanlar birbiriyle çelişen onlarca açıklama yaptı ve medyada dezenformasyon yasasından tedirgin olduğu için her açıklamayı vermek durumunda kaldı. Ne bir kriz masası kurulmuştu ne de bu krizin bir sözcüsü vardı. Önüne çıkan açıklama yaptı. Enerji Bakanı, Çalışma Bakanı ve İçişleri Bakanı oradaydı. Öğlen saatlerinde ölü sayısını İçişleri Bakanı Süleyman Soylu verdi. 07.30 itibariyle gece yaptığımız 26 şehidimizin açıklamasından sonra 14 şehidimize daha ulaştık. Yani 40 şehidimize ulaşmış olduk. Ve yine orada bir kısımda yangın olmasına rağmen kahraman madencilerimiz, arama kurtarmacılarımız, arkadaşlarını orada bırakmamak için büyük bir fedakarlık ortaya koyduk. Hepsine minnettarız. Ve 40 madencimizi, 40 şehidimizi çıkarıp buradan hastanelere ulaştırdık. Şehit!
Ölenler şehit oldu. Vatan sağ olsun dememiz bekleniyor belki ama, savaşta mıyız, hayırdır diye kimse sormuyor. Biz savaştaysak neden Almanya'da, ABD'de aynı savaşta değil diye sorulmuyor. Almanya'da son ölümlü maden kazası 1971 yılında, 51 yıl önce yaşanmış. O tarihten bugüne dek Türkiye'de onlarca maden faciası yaşandı. Bir kısmını sayayım size. 1983, Zonguldak-Armutçuk faciası. 103 ölü. 1990, Amasya faciası. 68 ölü. 1992, Kozlu faciası.
263 ölü. 1995, Yozgat-Sorgun faciası. 38 ölü. 2004, Kastamonu-Küre faciası. 19 ölü. 2009, Bursa-Mustafa Kemalpaşa. 19 ölü. 2010, Balıkestir, Zonguldak ve Edirne'de yaşanan 3 faciada toplam 50 ölü. 2014, Soma faciası.
301 ölü. Yine 2014. Ermenek faciası. 18 ölü. Arada saymadıklarım var. Ölü dedim ama Süleyman Soylu'ya göre şehit demek gerekirdi sanırım. Tabi madenci yakınları da şehitlik mertebesinden teselli buluyor. Ne yapsınlar? Bartın'da bir madencinin ablası Tayyip Erdoğan'a veryansın etmiş. Kardeşim diyor. Göz göre göre şehit oldu. Gel gel. Hoşgeldin.
15 gün önce burada gasp çağı var demiş, bizi yurtta patlatacaklar demiş. Hızlı imal oldu. Patlatacaklar bizi burada demiş. O 15 gün önce söyledi. Kardeşimin içine doğmuş. Kardeşim görmüyor. Yenilmiş bir yatağımız var.
Dedik ya ne yapsın. Ölü demek, öldü demek kanına dokunuyor halkımızın. Şehitlik moral veriyor. Kolay unutmamızı sağlıyor. Bunca maden şehidi verirken Almanya'da kaç madenci şehit oldu? Kocaman bir sıfır. O halde biz savaşta mıyız diye sormakta haksız mıyız? Dedik ya şehit mi gazi mi bu lafların neden edildiğini
Aklı çalışan insana anlatmak zul. Çalışmayana da anlatmak nafile. Ermenek'te göçük altındaki oğlunu bekleyen Tezcan Gökçen'in feryadı hala kulaklarımızda. Burada bölüme kısa bir ara verelim. Döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Bu arada ölenleri şehit ilan etme yarışına CHP de katıldı. CHP'nin sosyal medya hesabından yapılan taziye mesajı şöyle. Tüm dualarımız can kaybının artmaması için. Fakat bu mesaj beklenmedik bir tepkiyle de karşılaştı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, Twitter hesabından partisinin bu paylaşımına tepki gösterdi. Şöyle diyor Gökçen Hanım.
Bu bir cinayettir diyor Gökçe Gökçen. Dayanığa ise Sayıştay raporu. Ne diyor peki o rapor? Onu da CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuz Yılmaz'dan dinleyelim. 2019 yılı raporunda Sayıştay, Türkiye Taş Kömününün Amasra müessesesinde artık kömür üretiminin eksi 300 kotuna geldiğini yani yerin 300 metre altından kömür çıkarılacağını
Ve bu aşamadan itibaren yapılan ölçümlerde gaz içeriklerinin yüksek çıktığını belirtiyor. Ve grizu patlama riskinin de arttığını, yüksek olduğunu raporun bulgusunda ifade ediyor. Sayıştay'ın raporu paylaşılınca ben de raporun ilgili kısmını okumuş oldum. Sayıştay gerçekten de sadece gün vermemiş. Yani şu gün, şu saatte patlama olacak dememiş. Onun dışındaki bütün riskler raporlanmış. Bu arada büyük bir şey zannetmeyelim Sayıştay'ın yaptığını.
Herhangi bir maden mühendisi, grizu'nun neden patladığını bilir. Madendeki riskleri ölçmek, yüzyıllardır insanlığın yapabildiği bir şey. Grizu riski oluştuğu zaman, ölçüm cihazları zaten alarm vermeye başlıyor. Böyle bir durumda, madene düşen madeni kapatmak, bölgenin oksijenle temasını kesmek. Çünkü metan ve oksijen bir araya gelince, patlama oluşuyor.
Oksijeni kestikten sonra metan gazını tahliye ediyorsunuz ve çalışmaya devam ediyorsunuz. Fakat bu esnada kömür çıkaramıyor, fakat işçilere ödeme yapmaya devam ediyorsunuz ki bu da ilave maliyet anlamına geliyor. Hele ki rekolte yüksekse, yani işçilerin verimi yüksekse, mola vermek büyük bir maliyet demek. Soma davasının avukatlarından Selçuk Kozağaçlı, Soma'daki facianın adım adım nasıl geldiğini böyle anlatıyor.
Bu adam öyle bir rekolteye vurmuş durumda ki, öyle bir 23,5 dolar maliyetle kömür çıkartıyor. TK'nın 140 dolar maliyetle çıkardığı yerden 23,5 dolar maliyetle kömür çıkartıyor. 5T veriyor. Ve ne kadar çıkartırsa o kadar kazanıyor. Dolayısıyla öyle bir rekolteye vurmuş durumda ki, kömürün soğutulması ve söndürülmesi işini
Son derece açık. Savaşta falan değiliz aslında. İnsan canına paranızdan daha az değer verdiğinizde ya da kamu otoritesi işçi yerine patrona değer verdiğinde olan işçiye halka oluyor. Geriye de Tezcan teyze gibi evlat acısı yaşayanlar kalıyor. Soma davasının bir diğer avukatı Can Atalay da facianın nedenini kar hırsına bağlıyor.
Türkiye'de en ucuz maliyet kalemi işçi canı. Bu düzen böyle gitmez. İşçilerin canını hiçe sayarak bu ülkeyi kalkındıramazsınız. Sadece cebinizi dolduruyorsunuz. Bu ülkede kimse ekmeğini kazanırken öldürülmesin diyedir davamız. Sizi unutmadık.
Siz unutmadık, adalet önünde, adi bir şekilde hesap vereceksiniz. Türkiye'de en ucuz maliyet kalemi işçi canadır diye başladığı konuşmasına, adalet önünde hesap vereceksiniz diye bitiriyor avukat Can Atalay. Soma davasının iki avukatını dinlediniz. Neden Soma'yı anlattık? Çünkü Amasra'nın nedenleri Soma'da gizli.
Soma'da patron para kazanma hırsıyla üretimi iki buçuk kat arttırmıştı. Hiçbir iş güvenliği kuralına uymadan binlerce madenli çalıştırıyordu. Avukat Can Atalay ve meslektaşları bu katliamın sorumlularının cezalandırılması için mücadele etti. Yargılama sonucunda Yargıtay Dairesi patron Can Gürkan'ın olası kast suçundan yüzlerce yıl hapis cezasına karar verdi. Ama karar aylarca yerel mahkemeye gönderilmedi. Bunun yerine Yargıtay Dairesi'nin 5 üyesinden 3'ü değiştirildi, hep bürokrat kökenli üyeler atandı.
Yargıtay'ın 3 yeni üyesi daireden çıkan kararı değiştirdi ve suçu bilinçli taksile çevirip patron Can Gürkan'ı kurtardılar. Peki biraz önce konuşmasını dinlediğiniz Can Atalay'a ne oldu? Gezi davasından tutuklu yargılanıyor. 300 bir işçinin can verdiği Soma davasında tutuklu sanık kalmadı, 4 yıl yatıp çıktılar.
Davanın avukatı ise hapisteki bir yılını doldurmak üzere. Kader tabii bunlar. Bunlar ihmal falan değil, kazadır. Bu işlerin fıtratında bu ölümler var. Nitekim Erdoğan'ın o günkü açıklaması da böyleydi. Arkadaşlar, yani biz bir defa bu tür ocaklarda, kömür ocakları, madenlerde boğulanları lütfen buralarda hiç bu tür olaylar olmaz diye
Yorumlamayalım. Bunlar olağan şeyler. Bakın literatürde iş kazası denilen bir olay var. Bu sadece madenlerde olur diye bir şey yok. Başka işlerde de olur, iş kazası. Burada da olur. Ve bunun yapısında, fıtratında bunlar var.
İş kazası deyip geçeceksek, ölene neden şehit deriz? Şehit diyeceksek, bu katliamlara neden kaza deriz? Helal rızık için ölene şehit dendiği hadislerde varmış. Konumuz bu değil ama derdimi anlıyorsunuz değil mi? Ölen işçilere şehit diyenlerin romantizmindeki kurnazlığı farkındasınız değil mi?
İş cinayetlerinde ölenlere şehit diyorsak, İş Sağlığı İş Güvenliği Meclisi'nin verilene göre bu yılın ilk 9 ayında 1359 şehidimiz var. Hepsi helal rızık için öldüler. 82'si 16 yaşın altında. Ama bu açıklamaları durduracak tek bir şey var. Grev, grev, grev. Ama hangi sendikayla?
200 bin maden işçisi olduğu tahmin ediliyor demiştim. Bunların sadece yüzde 19'u yani 39 bini sendikalı. O sendikaların da durumu ortada. Bırakın bir genel grevi, madenlerde böyle bir facianın ardından bir günlük yaz ilan edemiyor işçi sınıfı. Yanlış anlaşılmasın, bu işçi sınıfının günahı değil elbette. Kader kader diyenler, kaderin üstünde kader var diyenler, o kaderi kendi elleriyle çizmekteler. Gelin Temmuz 2017'ye gidelim. Erdoğan'a kulak verelim.
olağanüstü hali biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum, iş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, bir aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde 15 sene önce Türkiye'de olağanüstü hal vardı. Ama bütün fabrikalar hep grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Ama şimdi böyle bir şey var mı? Tam aksine. Şimdi grev tehdidi olan yere biz o halden istifade ile anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki, hayır.
Burada greve müsaade etmiyoruz çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz o hali. Erdoğan o hali grevleri yasaklamak için kullana dursun, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu yani kısa adıyla İTÜK raporları içler acısı. İTÜK, her yıl işçiler için yaşanması en zor 10 ülkeyi derliyor. 2022 raporundaki en kötü 10 ülkeyi sizlere okuyayım. Belarus, Brezilya, Kolombiya, Mısır, Myanmar, Filipinler, Eswatini, Guatemala ve Türkiye.
Ne alaka sendika diyeniniz olabilir? İzah edeyim. İşçi örgütlü olursa grizu riskine rağmen onu madene sokamazsınız. Riski gören mühendis bunu işçiyle paylaşır. Sendika temsilcisi madenciyi toplar ve çıkıyoruz der. Maden terk edilir. Fakat işçi örgütsüzse, sendikasızsa, Mühendis durumu patronla paylaşır ve işçinin kaderi patronun iki dudağına hapsolur. İşçi durumdan habersizdir. Sonuç ise facia oluyor. Enerji Bakanı da gözyaşı döküyor. Çok üzüldü. Haklıdır üzülmekte. Hadi diyelim işçi sendikasız. Adalet sistemi de çalışmıyor. Cezasızlık diye bir sorun var. Dediğimiz gibi Soma davasında tutuklu sanık kalmadı. Ya bu devletin iş müfettişleri yok mu?
Bu madenler denetlenmiyor mu? Türkiye'nin de 2014'te imzaladığı İLO Sözleşmesi'ne göre, sanayileşmekte olan ülkelerde her 15 bin çalışana bir iş müfettişi düşmesi gerekiyor. Fakat Türkiye'de her 31 bin çalışana bir müfettiş düşüyor. Bizden iki kat daha fazla işi çalıştıran Almanya'da ise her 10 bin çalışana bir iş müfettişi düşüyor. Yani mesele bir anlayış meselesi arkadaşlar. Ya işçiden, emekçiden yana tavır alacağız ya da bu şehit kader edebiyatı bitmeyecek. Edebiyat diyorum kusura bakmayın ama hakikaten edebiyat bu. Bard'ın da yaşanan faciadan sonra kader edebiyatı devam etti.
Erdoğan, facianın ardından Diyarbakır gezisini iptal etti ve Bartın'a gitti. Tabii değerli arkadaşlar, birileri bununla dalgasını geçebilir ama önemli değil. Biz kader planına inanmış insanlarız. Kader planına da inandığımız için bunun ne dünü, ne bugünü, ne yarını hiçbir zaman ne yapmayacaktır, olmayacaktır. Bunlar her zaman olacaktır, bunu da bilmemiz lazım.
Ne kolay değil mi? Dinle, diyanetle siyaset yapma, kitleleri yönetmek ne kolay. Sağcılık ne kolay. Milliyetçilik, İslamcılık ne kolay. Hiç hesap vermiyorsunuz. Kader deyip geçebiliyorsunuz. Alın yazısı işte. Yapacak bir şey yok diyorsunuz. Geçiyorsunuz. Ve milyonlar da size hak veriyor. İşin acı tarafı da bu. Üç gün konuşuluyor ve unutuluyor. Bitirelim artık.
Trend Topik'i PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar hayata değer katan tek şeyin emek olduğu bilinciyle kalın. Hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.