
7.444 kelime · ~37 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta son derece yoğun bir hafta. Neredeyse tüm spor dallarında. Önemli olaylar var bunların hepsini konuşacağız. Süper Lig'de bu haftanın metası hem bozuk zeminler hem de Avrupa'da oynayan takımların düşüşü oldu. Trabzonspor ve Başakşehir puan kaybederken Fenerbahçe'de zayıf rakibi karşısında sahasında galibiyeti son dakika golüyle buldu. Bu hafta sonunda iki lider var. Süper Lig'de aynı puan averaj ve gol sayısına sahip olan Adana Demirspor ve Beşiktaş lider durumdalar.
Hatta 3. sıradaki Konya Spor'da 18 puanla sahip. Onlar gibi avracıları da eşit ama onlar daha az atıp daha az yiyen bir takım. O yüzden 3. sıradalar. Fenerbahçe, Başakşehir, Galatasaray ve Trabzonspor ise 17 şer puanla 4. sırayı paylaşıyorlar.
Geçen hafta liderlik yarışı kızışacak demiştik. İlk 7 sıra arasında sadece 1 puanlık fark var bu hafta itibariyle. Trabzonspor eğer Kasımpaşa karşısında son dakikalarda bir gol bulsaydı lider olacaktı. Golü bulamayınca 7. oldular. Üstte yandan bu hafta Almanya'da Der Klassiker'i konuşacağız sevgili Orhan Uluca ile birlikte. Orhan Uluca benim senelerdir en çok program yaptığım meslektaşlarımdan bir tanesi ve Türkiye'de Alman futbolunu en iyi bilen kişi bana göre. Der Klassiker dışında bu sezona kötü bir başlangıç yapan Jurgen Klopp'u ve Liverpool'u da
Ona soracağım. Onlar da bu hafta Arsenal'e 3-2 kaybetmişlerdi. O da büyük bir maçtı Premier League'te. Ampute Futbol Dünya Kupası'nda sevindirici bir haber. Milli takımımız ülkemizde düzenlenen Dünya Kupası'nı kazandı. Kadınlar Voleybol Dünya Kupası'nda da milli takımımız yine yoluna devam ediyor. Formula 1'de Max Verstappen ağırlarda ikinci şampiyonluğunu bitime dört yarış kala ilan etti ve bunu da Esports Spiker'i ve Digital Racing yorumcusu Malice Işık'la birlikte konuşacağız.
NBA'de de gündem var. Golden State Warriors'ın antrenmanında yaşanan yumruk olayı büyük bir gündem oldu. Euroleague'de de bu hafta başladı ve temsilcilerimiz sezona galibiyetle başladılar. Tüm bunları konuşmaya çalışacağız. Gündem yoğun ve hızlıca başlayalım.
Süper Lig'in iki tane teması var dedim bu hafta. Bir tanesi Avrupa'da oynayan takımların Ekim ve Kasım aylarında ciddi anlamda bir yorgunluk handikabı yaşamaları ve puan kaybetmeleri. Geçen sezonlarda bunu çok kez görmüştük. Bu sezonda benzer bir durumu yaşamaya başladık Ekim ayıyla birlikte. Trabzonspor pazartesi o akşama oynanan maçta Kasımpaşa'ya karşı galip gelemedi. Maça üstünlüğünü de yansıtamadı. Yeterince dinamik, yeterince güçlü ve tempolu bir oyun oynayamadı ve maç sıfır sıfır bitti.
Sürpriz olabilir ama ben Kasım Paşa'nın son Gaziantep maçını statta yerinde izlemiştim. Ve sezona çok kötü başlamış olmasına rağmen Kasım Paşa'nın bu haftalarda toparlanmaya başladığını o maçta görmüştüm. O yüzden bu sonuç beni şaşırtmadı. Trabzonspor'un 20 şutu var. Sadece 3'ü isabetli olmuş. Kasım Paşa'nın da 7 şutundan 1 isabetli olmuş. Yani 27 şutun 4'ünde isabet sağlandığı, bitiriciliğin de oldukça kötü olduğu bir maç görüyoruz. Yavan bir maçtı.
Bence maçın hakkı beraberlikti. Biraz daha Trabzonspor'un daha çok şut attığını ve topa daha çok sahip olduğunu falan görüyoruz ama o baskınlığı ve gücü sahaya yansıtamadılar ve galip de gelemediler. Biraz taraftarlarından da protesto vardı açıkçası. Son şampiyon hem de böyle büyük puan farkıyla şampiyon olan, Süper Kupa'da da fark atıp şampiyon olan Trabzonspor'a karşı tahammülün sadece 2-3 ay sürmesi de biraz sıkıntılı bir şey bence. Yani humurdanmalar, tepkiler bu kadar da değişmiş kabuk değişimine girmiş bir takım için Trabzonspor'un biraz sabra ve zamana ihtiyacı var diye düşünüyorum. Öte yandan Başakşehir'de aynı akşam pazartesi akşamı kendi sahasında ağırladığı Sivas Spor'a karşı 2-0 mağlup oldu. Sivas Spor ilk galibiyetini aldı. Onlar da çok zor durumdaydılar. Onlar da Avrupa oynuyor ki Başakşehir hafta arasında da zayıf rakibi karşısında Avrupa'da da
Galip gelememişti. Hem de rakibi 10 kişi kalmıştı maçın son bölümünde. Yine de galibiyet golü gelmemişti Konferans Ligi maçında. Serdar orta imkanı arıyor. Jato onu kapattı. Şimdi orta denizden. Arka direk Traore son anda müdahale.
Traore soluna aldı, yaptı ortayı. Yine savunma, uzaktan vuruş, son anda kaleci. Traore boşluk arıyor, bir çalım daha. Traore çevirdi topu, OKK atamadı. İnanılmaz, boş kaleye atamadı OKK. Deniz attı çalımı, döndü. Deniz, Deniz geriye. Şut, son anda kaleci. Yine kazanamadılar, yine gol atamadılar. Bundan 2-3 hafta önce Karagümrük karşısında sağlarında oynadıkları maç da 0-0 beraber bitmişti. O maçta da bir kısırlık yaşamışlardı. Emre Belizeoğlu futbolunun böyle dönem dönem 3-5 maçlık kısırlık dönemleri olabiliyor. Bu geçen sezon da bu şekildeydi.
Geçen sezona da Aykut Kocaman'dan sonra Emre Belezoğlu gelmişti göreve Başakşehir'de ve ilk 10 maçta 8 galibiyet 2 beraberlik müthiş bir başlangıç yapmışlardı. Ama sonra Arlar'da 4 maçı da kazanamamışlardı. 2 beraberlik 2 mağlubiyet almışlardı. Sonra yeniden toparlandılar. Yeniden 4 maç üst üste kazandılar. Sonraki 4 maçta ise 3 mağlubiyet 1 beraberlik aldılar. Ve sonra son düzlükte 8 maçta da 5 galibiyet 3 beraberlik bir finiş yaptılar. Yani bir iyi bir kötü gitmiyor Başakşehir, Emre Belazoğlu'nun Başakşehir'i. İyi gidiyor 8-10 maç, sonra bir düşüyor 3-4 maç, sonra tekrar toparlanıyor 4-5-10 maç neyse. Sonra tekrar düşüyor gibi bir Emre Belazoğlu kariyeri var. Sanki geçen sene onun bir benzeri bu sene de başladı. Çok iyi başladılar 8-10 maçlık serileri. Şimdi 3-4 maçtır bir düşüş var beraberlikler, mağlubiyetler falan. Bakalım bu düşüş tekrar, geçen seneki Başakşehir gibi tekrar toparlanıp pozitife çevirebilecekler mi? Esas sorun o. Çünkü geçen sene tek kulvarda devam ediyorlardı. Düştükleri yerden kalkmaları kolay oluyordu. Ama şimdi bir de Avrupa mücadelesi onları yoracak. Mesut Özil de biliyorsunuz bir türlü futbola dönemedi, sakatlığı devam etti falan. Hatta futbolu bırakacağı düşünülüyor. Öyle çok derin bir rotasyonda yok aslında Başakşehir'in. Ama Emre Belözoğlu olabildiğince rotasyonu da yapmaya çalışıyor. Kadrosundaki tüm oyuncuları da kullanmaya çalışıyor. Yine de bu yorgunluk ciddi anlamda yansıdı. Peki Sivas Spor'da Avrupa maçı oynadı. Hem de Balkani gibi çok zevk bir rakipten 4 gol yiyerek mağlup oldular. Onlar nasıl etkilenmedi gibi bir yorum gelebilir. Aslında onlar da etkilenmiş gözüküyor. Kötü bir maç geçti. Ama iki yorgun takımın maçında daha avantajlı olan her zaman savunma yapandır. Sivas Spor'un böyle bir avantajı bu maçlık yaşadığında söylemek lazım. Zaten diğer maçlarda bunu hiç gösteremediler. İlk galibiyetlerini aldılar onlar da. Avrupa'dan etkilenen bir diğer takım da Fenerbahçe bence. Ve Karagümrük karşısında galibiyet golünü uzatma dakikalarında bulabildiler. Bacuayi'ye nefis top! Bacuayi! Kontrol! BACUAYI!
Ki Karagümrük'te Ümraniye'den sonra sondan ikinci sırada yer alıyor. Oldukça zayıf bir rakip aslında. Savunmada da yine ciddi problemleri vardı ama hücumda kaliteli ayakları var yani. Borini olsun her ne kadar bu maçta büyük problemler yaşatsa da Caner Erkin savunmada işte gollerde büyük problemler yaşatsa da 4 asist yapan bir Caner Erkin'e sahipler.
Cagne bu maçta sonradan girdi ama onda 4 golü bir asisti vardı. Hücumda kaliteli ayakları var bu sayede goller bulabilen bir takım. Karagümrük ama savunması gerçekten çok sıkıntılı. Ve tam 5-4 bir maça gitti bu da. Tabi biliyorsunuz Jorgessus'un da böyle çok hücum oynatan bir yapısı var. Hatta gol rekorunu kırabileceği falan söyleniyor ki işte 25. gollerine atmış oldular. Şimdiden yani 8 maçta 25 gol gerçekten çok çarpıcı gözüküyor.
Bitiricilik de fark yaratıyor Fenerbahçe ama Fenerbahçe'nin de savunmada ciddi problemleri göze çarptı. Şimdi rakip bu kadar sıkıntılı, Karagümrük stat full, herkes moralli ama bu galibiyetin son dakika golüyle alınmış olması gelecek için de bence bir sinyal. Bir kere Salahiye'nin çok yorgun olduğu ve arda arda maçlarda sürekli oynadığı hocanın da söylediği bir şey ve milli takımla da gidiyor bu oyuncu. Milli takımda da öyle bir grupta yer alıyor ki İtalya, İngiltere, Almanya falan hep sürekli zor maçlar oynuyor.
Zalai bir türlü dinlenemiyor. O yüzden böyle bu kadar kötü bir maç oynamasını bir derece anlayabiliyorum açıkçası. Esas anlayamadığım şey Serdar'ın bir türlü iyileşmek bilmemesi. Serdar Aziz biraz iyileşse o stoperde en azından biraz rotasyon da yapılabilir. Çünkü bence Gustavo da kendi standardın üzerinde bir sorumluluk ve yüklemeye maruz kalıyor. O da bence çok aksadı bu arada. Ki bazen üçlü savunma kullanıyor Jorgessus. Ona rağmen elinde sadece 4 stoperi var. Bir tanesi Luan Perez zaten sakatlandı. Sonra Solbeck'in de Alijovski dışında bir Solbeck yok ki aslında Alijovski de kariyerinin ilk ve orta dönemlerinde genelde sol açık hatta sol forward gibi bile oynamış bir oyuncu İsviçre'de. Hani o da aslında kariyerin 25-26 yaşlarından sonra Solbeck'e evrilmiş bir oyuncu. Çok Solbeck'te değil aslında o.
Yani takımın bir Solbeck'i yok. Zaten Lincoln oynadı. Yani 10 numara özellikli bir oyuncu Solbeck oynadı bu maçta da. Yani hücumda çok zengin bir rotasyonu var belki Fenerbahçe'nin ama savunmada oldukça zayıf bir rotasyonu var. Ve Crespo yine çok iyiydi. Batshuayi de yine kilidi açan isim oldu. Geçen sezon biliyorsunuz Batshuayi Beşiktaş'ta çok gol kaçırıyordu. Bu yüzden çok eleştiriliyordu. Her ne kadar 16 tane gol atmış olsa bile çok eleştiriliyordu ama
Geçen sezon Beşiktaş Batuşoay'ı biraz fazla yoruyordu. Hem pres yaptırıyordu hem sırtı dönük oynatmaya çalışıyordu. Çok boğuşuyordu Batuşoay'ı ve son vuruş anında bence çok yorgun kalıyordu Batuşoay'ı, yıpranmış oluyordu. Ve Jorgjesus'un onu kullandığı tarza dikkat ederseniz çok daha dinamik ve çok daha idareli kullanıyor kendisini. Sonradan oyunu alıyor veya işte hafta arasında Avrupa maçını oynattıysa bu maçta hazır olmasa bile Pedro'yu kullanıyor. Ve sonradan oyuna giren Bas Çuvayi çok daha güçlü bir şekilde yakaladığı pozisyonlarda çok daha net vuruşlar yapıyor. Bunu Avrupa Ligi'nde iki kez yaptı ve iki tane galibiyet getirmiş oldu. Ligde sonradan girdi yine bir galibiyet getiren golü attı. Çok da kritik golleri attı Bas Çuvayi. O yüzden Onur Jorgesson'un kullanım tarzından dolayı da bir avantaj yaşadığını söyleyebilirim ben. Şimdi yorgunluk ve Avrupa Kupaları temasını kapatıp Giresun Spor Beşiktaş maçı ile birlikte de Bozuk Zemin ve Boş Tribün temasına geçelim. Bu hafta benim canımı sıkan hadise buydu.
İlk kere Beşiktaş sürüklese etti Gires'in sporu. Gires'in sporu kısa bir takım stoperleri 1'i 1.82 1'i 1.80 boy ortalamaları 1.81 ve 1.97'lik Vegos'ta karşı oynadılar. Üstelik Beşiktaş başka uzun oyunculara da sahip olan ve duran toplarda en çok x'i üreten takımdı bu haftaya kadar ve bu haftada da yine duran top golüyle
maçı almasını bildiler Tayyip Talha'nın golüyle. Veşiktaş hem uzun hem duran toplarda çok etkili ve çok kısa bir Giresun Spor'u bulunca hem fiziksel olarak ezdi hem duran toplarda ezdi. Ama Giresun Spor'un ezilmesine de Giresun Spor yönetimi biraz yardımcı oluyor. Çünkü basın toplantısında maç sonunda Hakan Hoca kendi stadının zemininden yakınıyor.
Kaybettiğimiz için üzgünüz ama kazanacak da bir futbol oynadığımızı düşünmüyorum. Özellikle ilk yarı kötü bir oyun sergiledik. Bunun da biraz da zeminden de kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü rakip de çok zeminden şikayet etti. Bizim oyuncularımız da zeminden çok şikayet etti. Biz daha çok pas yapan, daha iyi pas yapan bir takımız. Pas hataları biraz problem yarattı. Geriden oyun kurarken biraz zorluklar çektik. Şimdi Süper Lig'de Giresun Spor gibi, Alanya Spor gibi, Konya Spor gibi bazı takımlar senelerdir alışık olduğumuz üzere Dandun ileriye vurarak bir ezberi tekrar etmek istemiyorlar. Onun yerinde gelişmek, öğrenmek isteyen takımlar ve hocalar bunlar. Ve o yüzden de Hakan Hoca da işte daha kısa stoperler kullanıyor. Aldığı önlü Bero Campuzon'a kısa oyuncu, işte kanat oyuncusu Borja Sainz kısa bir oyuncu. Ve daha böyle top yapmaya çalışan, daha böyle oyun oynamaya çalışan bir takım kurdu Giresun Spor.
Ve fakat oyun oynamaya çalışan takımın zemini tarla, içler acısı. Şimdi böyle olduğunda Beşiktaş size karşı ön alan baskısı yaptığında bir de siz pas yapamadığınızda çıkamadığınızda Beşiktaş'ın ekmeğine yağ sürmüş oluyorsunuz ve Beşiktaş sizin takımınızı eziyor ilk yerde. Bu maçın çok benzerini hangi maçta görmüştük? Alanya Spor yine sahasından topla çıkmaya çalışıp Beşiktaş'a karşı ilk kere de 3 tane gol yemişti. Beşiktaş'ın ön alan baskısına bir de zemin tuz biber ekmişti. Sonra benzer bir takım Konya Spor. Hatırlarsanız geçtiğimiz bölümlerden birinde uzun uzun anlatmıştım. İsviçre 2. Lig takımına Vaduz'a elenmişlerdi.
ve kendi sahaları tam olarak tarlaydı. Çünkü İslami dayanışma oyunları yüzünden Konya Sporu zemini harap edilmişti. Üzerine stand vs. kurulmuştu ve Konya Sporu'nun 1 yıl boyunca uğraştığı Avrupa'ya gitme hedefinden saçma sapan bir organizasyon yüzünden elenilmişti ve zemin mahvolmuştu ve haftalarca da Eskişehir'de falan oynamak zorunda kaldı Konya Spor.
saçmalık yüzünden. Şimdi böyle gelişmek isteyen, öğrenmek isteyen Anadolu takımlarının da öğrenmemesini sağlayacak şekilde zeminleri berbat durumda. Ve Hamit Altıptop biliyorsunuz Türkiye'de futbolun gelişmesinden sorumlu yönetici olarak göreve getirildiği futbol direktörü. Kendisinin göreve gelmesi Mart 2020. Yani iki buçuk sene olmuş ve geçtiğimiz günlerdeki milli maçtan sonra Van'daki çocuğa kendisini ve projesini inandırmaktan bahsediyordu.
Bence önce kendisinin inanması lazım. Zira Giresun'daki çocuk bile inanmıyor. Bomboş statları, zeminleri bozuk, altyapı tesisleri yok. Beşiktaş geliyor şehirlerine, iki yıldır Süper Lig oynuyor Giresun'daki çocuğun takımı ve stada gitmeyi düşünmüyor. Hem ekonomik zorluklar var tabii ki ülkedeki ama hem de Giresun'da bir hafta sonunda Beşiktaş-Giresun spor maçını izlemekten daha iyi bir aktivite var mı onu da bilmiyorum ama ona rağmen stat dolmuyor. Şimdi bırakın Van'daki çocuğu, Giresun'daki çocuğu bile, yani Süper Lig'de takımı olan çocuğu bile bu sisteme inandırmanız mümkün değil. Çünkü geleli iki buçuk sene olmuş, daha zeminlerinizi düzeltmekten acizsiniz. Bu kadar kötü zeminlerin sahiplerinin, bu kulüplerin, bu yöneticilerinin hiçbir ceza almaması sizin yüzünüzden. Almanya'da gördüğünüz, senelerce oynadığınız Bayern Münihte vesaire gördüğünüz altyapı tesislerinin hiçbiri bizim ülkemizde yok. Ve buna rağmen biz mesela milli maçlarda, milli takımlarda en çok prim veren milli futbolculara ülke biziz. Milli takım teknik direktörlerine en yüksek maaş, İngilizlerden bile falan çok maaş veren neredeyse
Ülke biziz, yani altyapımız bozuk, sahalarımızın zeminleri bozuk ama üzüntündeki tüye milyon eurolar harcayabiliyoruz. Yani pastanın üzerine diktiğimiz tüye milyon eurolar harcıyoruz ama pastanın tabanını yapmıyoruz mesela. Sonra da Hamit Altıntop iki buçuk yıl sonra çıkıp diyor ki ben Van'daki çocuğu inandıracağım falan diyor. Yani kimsenin hiçbir şeye inanacağı da yok. Ben iki hafta önce Kasımpaşa Gaziantep maçına gittim mesela. Tek tek saydım böyle Anteplileri. 20-30 arası Antepli vardı. Deplasman tribününde. Bu hafta da Ümraniye Spor Kayseri maçına gittim Olimpiyat stadında. Onu da böyle çok uzaktan biliyorsunuz Olimpiyat stadı uzak. Basın tribününden deplasman tribünü saymak zor. Onları da saymaya çalıştım böyle. 40 civarı Kayseri'li vardı. Şimdi 40'ta Ümraniye'li olsa toplam 80 kişiyi 80 bin kapasiteli Olimpiyat stadına getiriyorsunuz.
Muhtemelen 250-300 tane de güvenlik görevlisi var. Yani güvenlik görevlileri taraftarın 3 katı fazla. Hepsine ödeme falan yapıyorsunuz. Full zarar zaten. Ama merak ettim, araştırdım. TÜİK verilerine göre 2022 yılında İstanbul'da 92.568 Antepli varmış. Bu 92.568 Anteplinin 30 tanesi Kasımpaşa maçına gitmeyi tercih etmiş. Gaziantep Sporu maçına.
ki hadi olimpiyat stadına gitmezsiniz işte ulaşımı zor vs. Kasımpaşa stadı müthiş yani. Taksim'in hemen dibi. Harika bir atmosferi var. Gidip izlemesi çok keyifli falan. Ama tercih edilmiyor. Kayserili sayısıysa, İstanbul'da yaşayan Kayserili sayısıysa yine TÜİK verilerine göre
163.910. Bunların da 40 tanesi bu maça gitmeyi tercih etmiş ki galiba anladığım kadarıyla bu 40 kişi de aslında Kayseri'den gelmiş. Yani İstanbul'dan bu maça gitmeyi düşünen Kayserili yok. Şimdi tabi bunu şey olarak da yorumlayabiliriz yani insanların canı burnunda kiralarını ödeyemiyorlar.
borç büyük bir sıkıntı insanlar için ekonomi çok kötü durumda yani bu parasızlıkta 100 lira verip de gidip de işte pazar gününde olimpiyat stadına kadar trafik çekilir mi falan diyebilir insanlar pek hala ama böyle bir durumda bile zaten borç vatanda olan kulüpler senin benim vergimle niye mesela yaşatılıyor o zaman her transfer döneminde 20 tane oyuncu alıyorlar sahada 15-20 tane yabancı oyuncu var yani bizim işte Van'daki çocuk da oynamıyor Giresun'daki çocuk da oynamıyor zaten atıyorum bilmem nerenin Almanya'nın 3. liginden gurbetçileri topluyoruz veya işte Afrika liginden yabancı oyuncular falan geliyor. Yani o zaman niye bu parayı harcıyoruz? Yani inanılmaz da bir para harcanıyor bu organizasyona ve kimse de izlemiyor. 40 kişi izliyor. Yani 163 bin Kayserili'den 40'i izliyor ki onlar da Kayseri'den geliyor. E o zaman harcamayalım bu büyük paraları. Yani devlet desteklemeyi bıraksın bizim boşa vergimiz buraya akmasın bari. Yani zaten çok düşük bir kalitede ligimiz. 19. 20. sıralara kadar geriledi.
2000'lerin başında yani bundan 20 yıl önce Türkiye Ligi'nin, Süper Ligi'nin seviyesi 6. sıradaydı. 5 Büyük Ligi'nin hemen ardından Türkiye geliyordu ki işte Dünya 3.sü olmuştu, Galatasaray UEFA Kupası'nı almıştı falan. Malatya'sıdır, Gaziantep'idir, Denizli Sporu'dur. Bunların hepsi Avrupa Ligi'nde Gençler Birliği, Avrupa Ligi'nde başarılı işler yapmışlardı. Şimdi çok gerideyiz yani 20 sene sonra. İşte Balkani'ye eleniyor takımlarımız, Kosova takımı. Balkani'ye yenildi Sivas Spor. 4 tane yedi kendisi aslında. O zaman bu kadar para harcamayalım. Sivas Spor 10 tane falan yabancı oyuncu transfer etti. Yapmayalım zaten. Kimse izlemiyor. Bir sürü transfer yapıyoruz, bir sürü para gidiyor. Ve Balkani'ye yeniliyoruz bir yandan da. Böyle bir problem var. Ama neyse, buradan iyi tarafa geçelim. Türk futbolu için güzel bir habere geçelim. Ampite Dünya Kupası'nda şampiyon olduk. 18-0!
Hücum! 30 Eylül 9 Ekim tarihleri arasında Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşti Amputed Futbol Dünya Kupası ve finalde Angola'yı 4-1 yenerek şampiyonluğa ulaştık. 2018'de de Dünya Kupası'nda finalde yine Angola ile karşılaşmıştık ve o maç penaltılara gitmişti. Penaltıları da 5-4 kaybetmiştik. O maçta penaltıyı kaçıran Osman Çakmak 2022'deki şampiyonluğa ulaşan takımımızın teknik direktörü oldu. Güzel bir hikaye bu. İnşallah Allah nasip ederse Angola'da 2018'de penaltı kaçırmıştım. Bir ufak hesabımız var. 70 dakika boyunca gol atamadık. Penaltılar da kaybettik. Angolayla finaldeyiz. Nefarenada ay yıldızlı bayraklar dalgalanacak. Gruptan çıktıktan sonra da baktığınız zaman maçlarda net bir milli takım üstünlüğü var. Son 16 turunda Meksika'yı 5-0 yendik. Çeyrek finalde Fas'ı 4-1 yendik. Yarı finalde biraz zorlandık. Özbekistan'ı 1-0 yendik ve
Finalde de Angolayı 4-1 yenip şampiyon olduk. Ampute milli takımımızı dünya şampiyonluğundan dolayı kutluyorum. Şimdi bir diğer güzel milli takıma geçelim. Kadın voleybol milli takımımız. Onlar da dünya kupasında yoluna devam ediyor. 2. tur grupları da sona erdi ve filenin sultanları bulunduğu grupta 3. sırada yer alarak aynı grubu 2. sırada bitiren ABD ile eşleşmiş oldu.
Bu eşleşme bizim için biraz daha zor geçecek çünkü favori biraz daha ABD. Bizim grubun lideri Sırbistan oldu ve grubu 4. bitiren ev sahibi Polonya ile eşleştiler. Aynı zamanda Sırbistan turnuvanın namalüp tek takımı olarak yoluna devam ediyor. Diğer grupta İtalya ve Brezilya fırtınası esiyor. İtalya grubu lider olarak tamamladı. Rakibi de 4. olan Çin oldu. Brezilya ise Avarajda 2. sırada bulundu ve Japonya ile eşleşti. Çeyrek final karşılaşmaların tamamı 11 Ekim Salı günü yani bugün oynanacak. Bu kayıt yayına alındığında bizim milli maçta yeni yeni başlıyor olacak muhtemelen. Saat 18.30'da Polonya'nın Gilgitse şehrinde filenin sultanları Amerika Birleşik Devletleri ile karşı karşıya gelecek. Evet Orhan Uluca ile birlikteyiz. Orhan abi hoş geldin.
Hoş bulduk Sinan. Seni Türkiye'de Alman futbolunu en iyi bilen kişi olarak tanıttım. Der Klasiker vardı. Borussia Dortmund, Bayern Münih. Senin çok uzun yıllardır takip ettiğin iki takım. Ve 2-2 beraber sonuçlandı. Çok epik bir final. Dortmund 2-0'dan 2-2 döndü, geri döndü. Şaşırttı mı seni bu sonuç?
Tabii ki. Şu açıdan şaşırttı. Bir kere sadece şu bile şaşırtıcı bir şey. Bayern Münih 2-0 önde giriyor son 16 dakikaya ve bu maçı, çok önemli bir maçı kazanamıyor Dortmund karşısında. Aslında bu mental açıdan, hani maçın sonunda Edin Terzic daha çok mental güce vurgu yaptı. Çünkü bu en çok Dortmund'un eleştirilen tarafı en fazla da Bayern Münih'in övülen tarafıdır. Mesela ben hiç unutmuyorum belki yoruma yansımadı ama 2-2 gidiyordu. Pandemideki şeyi yorumlamıştım. 4000 Bayern Münih maçının pandemiden sonra. 86'dan sonra Bayern Münih'in dakikaları geliyor demiştim. 89'da da Lewandowski ile 3-2 maç almışlardı mesela. Orada da 2-0 öne geçmişlerdi. Orada 2-0 Dortmund öne geçmişti Haaland ile mesela. Demek istediğim şu, böyle bir şey bir kere bu açıdan. Bu maç 2-0 Dortmund önde olsa ve Bayern Münih arkadan geliyorsa olağan bir süreç. Yine Bayern Münih kaybetmedi, yine 2-0'u koruyamadı. Klasik Dortmund, klasik Bayern Münih olacaktı. Burada işler çok ters. O açıdan bence... genel algıyı tersine çevirecek ölçüde enteresan bir maç oldu. Şu etkili olabilir mi? Geçen senelerde Bayern Münih'in Lewandowski simülleri, böyle çok tecrübeli ve winner hücumcuları fişi çekebiliyordu. Sanki bir kabuk değişimi, Lewandowski de ayrıldı, Sané'ler var zaten, Musiala da ekleniyor. Genç ve daha belki potansiyelli ama henüz o tecrübeye erişmemiş oyuncularla bir değişim süreci sanki. Onun biraz yansıması oldu gibi geliyor bana. Ne dersin?
Bir yerde haklısın, bir yerde tam değil. Aslında sorunun tam bir cevabı Lewandowski. Kesinlikle Lewandowski. Bu sadece bu maç üzerinde değil. Genel anlamda Lewandowski. 9 numara eksik. Bayağı minik. Çok uzun süre sonra bu kadar kötü liga başlangıç yaptı. Şimdi bu 5. beraberliği oldu. 9 maç. Çok fazla beraberlik. En son 10-15 yıl önce yaşamıştır bunu. 2009'da falan yaşadı. O yılı hatırlıyorum. 2008-2009 sezonu. Wolfsburg'un şampiyon olduğu sezon. Düşün. Sonunda şampiyon daha olamadı. Öyle bir dönemde yaşadı. Şimdi burada mesela birinci yarı, aslına bakarsak ilk yarı klasik bir Bayern Münih Dortmund olabilir. Dortmund iyi oynadı. Bence etkili oldu. Ama iki tane uzaktan gol. Biraz da tabii ki yedek kaleci var biliyorsun. Mayer var orada. Onun da biraz hatalarıyla. O yüzden şey oldu. Alexander Mahe'yi de biraz vurabiliriz. Yedek kaleci sonuçta. Kölbül yoktu. İşle yeni geldi daha. Ama bir şekilde iyi oynayan tarafı atamadı. Bayağı müzik sıfırına geçti. İkinci yarı ise aksine tabii ki özellikle ikinci yarıda Kim Mihin girmesi, Davis'in sakatlanması tabii ki üzücü oldu. Daha doğrusu kalbinde bir şey olduğu için. Daha önceden biliyorsun problem yaşamıştı. Kontrol amaçlı çıkarıldı.
Kimmick zaten oyuna girer girmez Bayern Münih oyunun gücünü eline aldı ve oldukça etkili oldu aslında. Ama bu zamanda maçı koparamadı. Çünkü Lewandowski yok. Yani ben ikinci yarı eğer ki sadece bu maç üzerinde değil, lig maçlarında özellikle mesela Gladbach karşısında beraber kaldığım maçlar olsun, diğer maçlar olsun, hemen hepsinde fişi çoktan çekeceğini düşünüyorum. Eminim yani eğer Lewandowski olsaydı.
olmadığı için daha öncedenki maçlarda nasıl iyi oynayıp sonuç alamadıysa burada da en azından maçın ikinci yarısı iyi oynayıp sonuç alamadı. Bence asıl problem Bayern Münih'in bitmiş değil çünkü. Bak ben bundan bahsederken çok kısa bir maçın dışında şöyle bir şey söyleyeyim. Inter maçı vardı mesela ben o maçta Bayern Münih'in kazanacağını düşündüm. Keza o maçta 6-7-0 olması gerekirken 2-0 bitti. Barcelona maçında da aynı şeyi söyledim. Aynı denk güçler olduğu zaman geçişte daha farklı oyuncular öne çıkıyor geçiş oyununda ve haliyle sırtı
Üstünlük 9, klasik 9 eksikliğini hissetmiyor ama bu tarz böyle bir tarafın yüklendiği bir tek kaleye çevirdiği maçlarda çok daha fazla bu hissediliyor. Özellikle maçı koparma anında ciddi problem yaşıyor. Kaçırdıkları goller, atamadıkları, ettikleri hepsini topladığında net bir 9 problemi sezon başından bu yana. Şey yapıyor ki Ulu Hönes de bunun üzerinde durdu maç sonu. Yani bir de şunu da söyledi yani işte şu kadarı para harcayalım dedi ki haklı.
Yani bir de şunu da anlamıyorum. Sezon başında Haaland için uğraştılar. Yüzde elli, yüzde elliye kadar geldi. City'yi seçti en sonunda. Yüzde elli şansı vardı. Ama Haaland'ın yerine bir oyuncu almadılar mesela. Şimdi Kane'i alacaklarını düşünüyorlar. Seneye belki öyle bir şey var. Öyle bir belki düşünce olduğu için bıraktılar. Çünkü Kane de tam Studio 9 değil, Lagerstam'ın tam istediği bir oyuncu aslında. Ama ben geçen sene Liverpool'un, City'nin iyi oynayıp da kaybettiği Şampiyonlar Ligi maçlarını düşününce buradan
bir klasik dokuzu ne kadar önemli olduğunu hepimiz görüyoruz. Dolayısıyla bence Nagy Ersman devlet arasında bir çözüm bulmalı buna, Bayer Münih. Çünkü bu sorun gerçekten başa bela atacak gibi böyle giderse ciddi problem yaşayacak Bayer Münih. Der Klassiker de beraber kalmak onları liderin 4 puan arkasına düşürdü. 4'er puan. Yine de onlar için çok büyük bir şey değil Union Berlin'in 4 puan gerisinde olmak. Gelecek haftalarda daha lig çok uzun maraton. Toparlayıp şampiyonluk ipini göğüsleyebilecek durumları var ama söylediğin özellikle Bayern Münih'teki Center for problemi başından beri devam ediyor ve daha çok şampiyonlar liginde de ilerleyen turlarda falan da kendini gösterebilir. Bu arada Harry Kane'in transfer olma ihtimali şu açıdan da ilginç geldi bana. Bu sezona kadar hep Premier League Bundesliga'nın iyi oyuncularını transfer ediyordu. Bu sezon Mane ile birlikte bir de üzerine Harry Kane gelirse hani Bundesliga Premier League'in Gözde ve Yıldız oyuncularından iki tanesini kendi bünyesine katabilmesi açısından da farklı bir durum oluşturabilir diye düşünüyorum ben açıkçası.
yaptığın yorumu, Mane transferi sonrası çok konuşuldu. Hani oradan bile yıldız çalmak kolay bir şey değil sonuçta. Ama bu Bayern Münih sonuçta ait olduğu lig başka bir lig. Yani Bayern Münih dediğin zaman yanına Real Madrid, Barcelona ve Manchester United koyabiliyordun yıllar yılı. Daha sonra şimdi City, Liverpool ve Paris Saint-Germain gelmeye başladı. Çok iyi oyuncuyu mesela Paris Saint-Germain de alabiliyor biliyorsun. Seviye açısından farklı bir seviyede de var artık bu takımlar.
kendilerine ait bir link olsa dahi en üstünde duruyorlar. Onun bir çıkıcılığı var, Bayerbini'nin iş bitiriciliği var ama başka bir açıdan bakarsak eğer bence biraz günümüzde sosyal medyanın girmesi, teknolojinin ilerlemesi, her ligdeki oyuncuların artık daha görünür olmasıyla beraber ki ben bunu çok yaşadım, anlatmıştım sana hala konusunda. Aslında belki bir Haaland-Bayern Munich geçişi, tıpkı 9 yıl önce Lewandowski Dortmund'dan Bayern Munich'e geçişi gibi olağan bir süreç olacaktı ve Bayern Munich ambargo koyacaktı Haaland'la beraber, her şey yolunda gidecekti ama bu sefer araya silki girdi. Peki, son olarak seni adadaki bir Alman'a götüreceğim. Jurgen Klopp, o da biraz sıkıntılı günler geçiriyor. Bu sezon Darwin-Nunez transferine rağmen çok iyi bir başlangıç yapamadılar. Son olarak da Arteta'nın Arsenal'ine karşı mağlup oldular. Neden işler iyi gitmiyor Jurgen Klopp için? Ve onun bir uğursuz sezonu var, yedinci sezon. Onu mu yaşıyorlar? Onu biraz bize anlatırsan seviniriz.
Şimdi maçtan başlayayım. Maça şaşırdım. Yani biliyorsun 4-3-1'i çok oynadı Klopp ama bu tabii ki takımı çok güçlü değildi. Topa sahip olma oyunu değildi. Daha çok Dortmund'daki sezonu Liverpool'da da ara ara dönem dönem ama 4-3-1'in topa sahip olma ve büyük takım futboluyla beraber uzun süre kullandığı bir sistem. Üçlü orta sağ özellikle. Burada dört üçüncü kullandı. Yani Salah, Jota, Diaz, Nunez. Üstelik
Arkada da Jordan Henderson'ın yanında Thiago Alcantara var. Thiago dünyanın en iyi pasörlerinden birisi biliyorsun. Koşu mesafesi de yüksek çıkabilir ama ne olursa olsun bütün iyi pasörler, teknik kapasitesi yüksek oyuncular gibi savunması sıkıntılı bir oyuncu. Neredeyse tek başına Jordan Henderson'a. Tiago Alcantara'nın saha parselajat sınıfları çok dağınıktır. Birkaç pozisyon var. George Anderson tek başına duruyor merkezde, orta sahada. Bir de çizgi defans uyguladılar. İkisi de birbirine karşı yüksekte kurdular. Çok fazla offside de oldu vesaire. Garip garip görüntüler ortaya çıktı. Benim bu şaşırdığım, bu bir plandı tabii ki Liverpool'un. Ama bunun her zaman şeyi şudur. Mesela şimdi geçişleri görüp daha maçın başında çok iyi bir geçiş oldu. Ve Odegaard'ın pasında Martinelli zaten maçın adamıydı bana göre. Oyunu hemen skora, Odegaard'ın pasında çok güzel bir golle bir skorunda başladı. Bu geçiş dahi tek başına aslında bir seçimin Liverpool'lu Jurgen Klopp'un seçiminin sonucu. Neden kötü dersen bu sene, bu maçın dışında konuşacak olursak, bence çok net orta saha problemi. Yani Wijnaldum gitti, anlatabiliyor muyum? Oraya Wijnaldum varken daha hiç sakatlıklardan dolayı sürekli problem yaşıyorsun. İşte Chamberlain sürekli sakat, o sakat, bu sakat, Naby Keita hep sakat. Leipzig'de de sakattı, burada da. Curtis Jones da sakattı.
baktığın zaman oraya daha net bir isim alabilirdi Arthur Meloza'nın ziyade. O da sakatlık yaşadı, yeni aldı. Yani oynamayan net bir oyuncu almaması... Neden anlamıyorum? Çünkü parası neden yok bu konuda? Liverpool'un net harcaması çok fazla olmayan bir kulüp. Şimdi Haaland ucuz değil. Öbür tarafta Calvin Phelps'i alıyorlar, daha fazla para. Tamam, o değil. Manchester United'a baktığımda bile inanılmaz transferler yapıyor. Son dönem o kadar şey olmasa. hafta işçisinden Liverpool'un CEO'sunun röportajını okudum. Diyor ki şimdi tam 7 yıl oldu Jurgen Klopp geleli işte Ekim'de gelmişti. 330 milyon euro ödü, 336 milyon euro ödü bizim yıllık gelirimiz. Şimdi 700 milyon diyor.
Ve bunda Klopp'un payı her türlü çok fazla. Hem başarılarla, her türlü kupayı aldılar biliyorsun, kazandılar. Televizyon girilir, hem de oyuncu satışlarıyla. Ama Klopp'a daha iyi bir orta saha sunmak zorundaydılar. Biraz da seçimlerdi. Thiago, Keita, biraz teknik kapasitesi iyi ama sakatlığı çok bol olan oyuncular üst üste geldi. Altyapıdan çıkanları bir kenara bırakırsak. Milner, şuraya Giotta yerine Milner'ı koysan ki Giotta maçın iyilerinden de her şeye rağmen yani çok çok şey olmasın. Kötü değildi. Baktığın zaman daha farklı bir şey olur. Böyle geçişler, bu kadar çok geçiş olmayabilirdi. Şakalın mesela derin attığı pastalara koşular gerçekleştiren kenardan. Tabii ki burada bir Trent olayı da var. Trent kötü gözüktü savunmada. Zaten sıkıntılandı. İkinci yarısı Gomez'e bıraktı. O da biraz daha iyiydi. Zaten kolay değil. Arsenal'i Arteta'yla inanılmaz çıkış yapmış Arsenal'i tutmak.
Ama bana biraz cesur bir 11 geldi Jurgen Klopp tarafından. Bunu şöyle bir şey olabilirdi. Ben bu 11 çıktığımdan itibaren daha fazla geride konumlanıp hızlı kontroller de olabilirdi. Böyle de olmadı. Mesela ilk yarım maçı baya baya ortaklaş oynadılar. Özellikle 1-0'dan sonra geldi 1-1 yakaladı. 2-0'dan 2-2'yi yakaladı. Ama 3-2'deki o penaltı pozisyonu bir kenara bırak inanılmaz bir arsenal baskısı vardı ve bu baskıdan pozisyon dönetemedi çok fazla. Ben buradaki ilk 11 ayrı bir konu. çözülmemiş orta sahaya Melo'yu almayı, Arthur'u almayı pek anlamadım. Sakatlıktan dolayı değil, net oyuncu alması gerekiyordu. Yani şöyle bir şey, bir büyük takım, bu Bayern Münih'de böyledir, benim lider bir savunmacıya ihtiyacım var der Bayern Münih. Tabii ki genç alıyorlar herkes, genelde bu tarz yüksek paralar, büyük paralar gençlere. Gitti Matthias Deligli, Juventus'u da çekip aldı. benim bir tane her bir santrofon çok gönüllü oyuncuya ihtiyacım var dersen money alırsın. ne kadar çok daha henüz kendini gösterememiş olursa olsun net bir oyuncu alınır. liverpool'un orta sahaya nasıl ki nunez net bir santroforsa onun da tabii ki biraz uyum sorunu var. artık yeter yani james minder, jordi renderson'la, weinaldum'la gitti bu orta saha. bu üçlük çok önemlidir klubda.
O yüzden ben burada sanki daha net bir orta saha eksikliğinin de bugünlere gelişimi işe yapıyorum. Bir de, sanırım daha önceden bunu konuştuk mu bilmiyorum, Liverpool'un düşüşü için söyleyeceğim. Belki normal bir teknik direktörde süre 3 yıldır, biraz teknik direktör iyiyse, biraz da değişim fazlaysa 5-6 yıla sürebilir. Ama bir süre sonra, kesinlikle bir değişiklik yapmak durumundasınızdır. Yani motivasyon için, Liverpool'ı tek bir şeye motive etmek aynı hocayla aynı oyuncularla kolay bir şey değil. İlişkiler yıpranıyor Sinan. Ve mesela 2016'dan bu yana City'de sadece 2004 oyuna kaldı. Hepsi değişti. Ne kadar Gabriel Jusl iyi olursa olsun, bence değişmesi, Haaland'ın gelmesi ayrı bir konu. Bambaşka bir hava veriyor. Arada bir değişim, belli bir süre sonra bence kaçınılmaz. Zaten şeyin ünlü sözüdür bu, Guardiola'nın. 3 yıl sonra ya beni değiştirin ya takımın 4'te 3'ünü değiştirin demişti.
sürekli zorluyorsun değil mi? oyuncuların maksimumunu alıyorsun ve bir yerden sonra ilişki yıpranıyor yani istesemez tabii ki birikiyor bir şeyler mesela istesemez yani 3 yıl sonra neden teknik direktörü çekersin de takım işleri iyiye gitmeye başlar? aslında orada gerçek sonuçlu teknik direktör değildir ama sen takımın 15 kişisini çekemezsin aynı anda yine 15 kişi koyamazsın kolaya kaçıyorsun Çünkü ilişkiler yıprandı. Bunu düzeltmenin tek yönü ayırmak. Ayırdığın zaman da tıkır tıkır ayırıyorsun. O da gidiyor başka takımda başarılı oluyor mesela. Mesela başları sızdık kadar başları da ilişkileri yıpratır. Anlatmıştım. Mesela Eden Hazar'ın bir şeyi vardı. Biz şampiyon olduk Morinio'yla. O ben diyor göbekli geldim tatilden diyor. O öyle yaptı.
Herkes de tabii şeyi var, başarı kazanmış, bir borcu varmış ki Bolu'ya teknik döktüğünü anlatabiliyor muyum? Tabi ki başarıyı yönetmek de, başarısızlık da tabi ki ekstradan bir. Sürekli kavga, sürekli dövüş. İster istemez oyuncularla ilişkiyi bozuyor. Dolayısıyla o işi dengede götürmek çok kolay bir şey değildir. Gerçekten çok zordur. Zaten o yüzden dünya futbol tarihinde sürekli zirvede kalan Alex Ferguson'dan başka bir şey bulamaz. O da nesil değiştirdi her seferinde. 12 yaşında buldu oyuncularını. Onlarla gitti başarı kazandı. Beckhamlarla, şunlarla falan. Yani 2-3 nesili güzel bir doğru bir zamanda değiştirdi. Yoksa çok zor yani. 4-5 yıl sonra artık birileri bir yerlere gitmek...
İlişkin biter. Yani hiç bitmeyeni görmedim üniversite hayatım boyunca. Herkes birileriyle eve çıktı, çöz onu bitireni yani. İstisnadır. Ağzına sağlık abi. Abi ben çok teşekkür ederim. En yakın zamanda tekrardan görüşmek üzere diyorum Sinan'cığım. Teşekkür ederiz. Seni böyle özellikle Almanya ve Bundesliga gündemimiz olduğu zaman yine ağırlamayı çok isteriz biz de. Her zaman.
Şimdi buradan pistlere uzanalım ve Max Verstappen'in ikinci şampiyonluğunu sevgili Mali Selişık'la konuşalım. Mali Selişık, Digital Racing YouTube kanalının yorumcusu ve e-sport kanalında da yarış spikerliği yapıyor. Kendisine Verstappen'in ikinci şampiyonluğunu konuşacağız. Selamlar Mali. Max Verstappen arda arda ikinci şampiyonluğunu kazandı. Bu hafta itibariyle. Beklentini karşıladı mı bu sezon veya bu yarış? Ne dersin?
Bu sezon beklentilerimizi aslında karşıladı. Çünkü çok özel bir pilottan çok özel bir performans gördük. Tabii ki şampiyonluğun son yarışa kadar gidiyor olması bizim genellikle temennimiz oluyor. Çünkü heyecan katıyor. Ama onun dışında yani tek bir pilotun dominasyonu belli bir yerden sonra özellikle ortaya çıktı diye de bu sezon beklentilerimi karşılamadı diyemem. Gerçekten çok dediğim gibi Ferslapen zaten çok nadir gelen yeteneklerden birisi Formula 1'e. Dönemsel yeteneklerden bir tanesi.
O yüzden onun gerçekten tam potansiyelini piste yansıtabildiği bir sezon görmek de bana keyif verdi. Bu yarış birazcık garip bir yarıştı. Böyle bir şampiyonluk yarışı beni tatmin ettiğime emin değilim. Şampiyonluğun ilan edildiği yarış olarak biraz kafa karışıklığı vardı herkeste.
Yani bütün basında, pilotlarda, takımda herkes yarışın içerisindeki o puanlama sisteminin hangisinin uygulanacağına dair bir soru işareti vardı. Çünkü geçen sene Belçika 2021'de yarışılmadı aslında ama yarışılmış gibi yarım puanlar verildi. Bu sene dediler ki ya tamam geçen sene biz bir karışıklık yarattık, bu sene o karışıklık olmasın diye. İşte yarışın %25'i olursa şu kadar puan, %25'iyle 50'si arası olursa daha doğrusu şu kadar puan, %50 ile 75 arası koşulursa mesafe şu kadar puan, 75'ten sonra da tam puan vereceğiz gibi bir şeye girdiler.
Biz de bekliyoruz ki tamam evet yani yarış uzun süre başlamadı. Daha doğrusu başladı durdu. Sonra çok kısa süreli bir yani sprint yarışı gibi bir yarış oldu. %50 mesafeyi zor tutturduk. Biz de ona göre tam puanlar verilmeyecek diye bekliyorduk. Fakat FIA'nın kuralları içerisinde yarıda kalan yarış diyormuş. Ben sekteye uğrayan gibi aklımda kalmıştı. Öyle de lanse edildi muhtemelen.
Charles'a 5 saniye penaltı aldı, Sergio'yla yarıştan sonra. İyi bir şampiyon. Well, what can I say? Incredible, of course. Yeah, very special also to do it here in front of all the Honda people, all the Japanese fans. Incredible. Yeah, but what a year though. It's been a real battle. He's off.
Sonra yok dediler, o grafiği geri aldılar falan. Ondan sonra kuliste işte o su içtikleri yerde, podyum öncesinde, şampiyon musun diye sorduğunda yok ya falan dedi. Sonra bir onu şampiyon odası gibi bir şey hazırlamışlar, oraya oturttular falan. World Champions. Ama ben değilim. Ne? Tamam, teşekkürler. Ama ben değilim. Hayır. Evet, sen. Emin misin? Evet. Çünkü insanlar bana bunu yapabilir.
Böyle bir şey oldu. Tam %100 işte yani normalde takım telsinde çizgiye geçtikten sonra bu %100 bilinir ve takımdan pilota bu bilgi geçilir. Ona göre kutlamasını yapar, sevincini yapar falan gibi bir şey. Öyle biraz havada kaldı, biraz garip oldu. Kural anlamında aslında FIA yanlış bir uygulama yapmamış anladığım kadarıyla. Ama bunu bize yansıtmakta biraz eksik kalmışlar gibi duruyor. Çünkü hiç kimse o puanların tam puan verileceğini tahmin etmiyordu.
Yani yarış kontrol dışında kimse de şey yapmıyordu. O yüzden orada bir garip bir şey oldu. Birkaç gün böyle bir sindirmek gerekecek böyle. Tamam Max Verstappen şampiyon oldu demek için. Ama bir taraftan da çok önemli değil. Yani tabii ki burada Honda'nın evinde şampiyon olması, Honda güç ünitesi şu anda Red Bull ismiyle olsa da... O ekip için güzel oldu Japonya Grand Prix'sinde. Ama diğer taraftan da yani bu hafta olmasa bir sonraki hafta Amerika Birleşik Devletleri'nde iki hafta sonra veya Meksika'da hiç olmasa bir yerde şampiyonunu ilan edecektim. Max Verstappen'in zaten şampiyon olacağı çok uzun zamandır belirdi. Yaz arasından sonra artık bu iş bitmiş diyorduk. Hatta yaz arası öncesinde bile buradan dönmesi çok zor bir ihtimal diyorduk. Onun üstüne de koymaya devam etti. 18 yarışın 12'sini kazandı ve 4 yarış kala şampiyon oldu. Tabii bu kadar dominant bir şampiyonluğu daha net ve coşkulu bir kutlama olmaması üzücü onun için de hani şampiyon oldun olmadın vs. Yine de böyle tarihe geçecek şampiyonluklardan yani ezici şampiyonluklardan bir tanesi herhalde var mı? Daha önce tarihte böyle bu kadar dominant dediğin hangi şampiyonluklar geliyor aklına?
Yani zaten Sebastian Vettel ve Mia Schumacher'in bir sezon içerisinde en çok yarış kazanma rekoru var. 13'er galibiyetle. Max Verstappen bir yarış daha kazanırsa onu eşitleyecek. Tabii ki bunu kendisi de söylüyor. Bir sezonda yarış sayısının artmasıyla o yüzde de birazcık artıyor. Mia Schumacher 17 yarışın 13'ünü kazanmıştı.
Ama yani tabii çok erkenden o da şampiyonunu ilan etmişti. En son işte Sebastian Vettel dört yarışkala şampiyonunu ilan etmişti. Hatta yine Suzuka'da bir 9 Ekim günü bir yine ikinci şampiyonunu ilan etmişti. Baya böyle şey güzel paralellikler var onunla da alakalı.
Yani şu anda kalan dört yarışın rahatlıkla ikisini kazanabilir ve o rekoru kırabilir gibi görünüyor. Ki iki derken bir taraftan tutucu da davranıyoruz. Kalan dört yarışın dördünü de kazanabilir. Çünkü çok güçlü, çok hızlı. Hem Red Bull hem de First Japan. Lastik yönetiminde de çok iyi görünüyorlar. Birlikte iyi çalışıyorlar. Çok az strateji hatası yapıyorlar. Belki işte Singapur'daki sıralama turlarındaki o yakıtı az koymaları ya da yakıt hesabını yapmaları nedeniyle belki bir galibiyetten daha oldular. Galibiyet serisi belki hiç bozulmamış bir şekilde devam ediyor olacaktı Ferstapen'in. O yüzden sezon başladığında Ferrari'yle, daha doğrusu Lokler'le Ferstapen'in kran krana kapışacağı %50-%50 gidebilecekleri bir yıl bekliyorduk ama bir yerden sonra inanılmaz bir şekilde kopardılar. Bunda tabii ki Ferrari'nin strateji hatalarının, dayanıklık sorunlarının, pilot hatalarının çok etkisi var. Ama diğer taraftan da en ufak bir fırsat verdiklerinde o fırsattan maksimumu çıkartmak için hazır bekleyen bir Red Bull'e Ferstapen vardı.
Ki bunlar sadece birkaç yarış haline geldi. Sonrasında zaten bütün sezonun gidişatını kendileri dikte ettirdiler. Yani öyle fırsatçı bir şekilde aldılar. Bu kazalar veya işte bu puan kayıpları olmasaydı Ferrari çok daha önde olurdu diyebileceğim bir şey de yok. Sorunsuz haftalarında bile Ferrari son dönemde Max Verstappen'in yanına dahi yaklaşamadı. Gerilerden kalktı kazandı. Her şeyi yaptı. Yapılması gereken her şeyi yaptı gerçekten. O yüzden çok çok özel bir performans olduğunu düşünüyorum. Peki yani geçen sezon kıl payıyla kazanılmış bir şampiyonluk vardı aslında ama bu sezon büyük bir dominasyon ve sanırım Max Verstappen dönemine de girmiş olduk gibi bir durum anlıyorum senin söylediklerinden. Peki gelecek dönemlerde bu adamı durdurabilecek bir pilot veya bir takım görebiliyor musun? Hani olan şüpheli olarak kimlerden bahsedersin?
Yani olan şüphe olarak aslında FIA'dan bahsetmek lazım. Çünkü onlar pek dominasyon sevmiyorlar ve üst üste şampiyonluk geldiğinde büyük kural değişikliklerine gidiliyor. Genellikle o şekilde bitiyor, o şekilde sonlanıyor. İşte Miel Schumer döneminde de böyleydi. Sonrasında Sebastian Vettel döneminde de böyleydi. Mercedes-Felix Hamilton döneminde de biraz böyle oldu.
Şu anki kural değişiklikleri ama tabi birinciye ket vurmaktan ziyade birinciyle sonuncu arasını kapatabilmek ve pist üstünde daha fazla rekabet ortamını arttırabilmek, geçişi arttırabilmek için geldi. O yüzden son kural değişiklikleri belki biraz daha farklı bir yerde korumlandırılabilir. Ama yani yeni kurallara bu kadar güçlü başladıysa Red Bull ve First Topen önümüzdeki yıllarda Eğer Mercedes ve Hamilton, hatta Hamilton-Russell ikisini birlikte söylemek lazım, önümüzdeki yıl otomobili çözebilirlerse, o pürüzlerine giderip hazır bir şekilde getirebilirlerse, üzerine Ferrari kendi operasyonel problemlerini çözebilirse, tabii ki biraz daha zorlanabilir. Buradan sonra bu sezon çok iyiydi, bundan sonrasında inanılmaz gider diye bir şey söylemek de çok mümkün değil.
Ama diğer taraftan bakıldığında da hem Red Bull bir ekip olarak, bir takım olarak hem de Max Verstappen bir pilot olarak çok komple duruyorlar. O yüzden gerçekten onu oradan indirebilmek için de çok çok özel bir şeyler gerekiyor ve bunu bütün sezona, çok uzun da bir sezona yaymak gerekiyor. Önümüzdeki sezonun 24 yarışı sonuçta. Son bir sorum var. 8 yıl önce bu pistte ve benzer hava koşullarında Bianchi hayatını kaybetmişti. Ve yarış öncesinde de FIA'nın yaptığı büyük bir hata vardı. Bu olayı da bir anlatıp yorumlarsan sevinirim.
Yani çok çok büyük bir rezalet ve bu yani pilotlar da bu konuda çok rahatsızlar zaten. Hemen şöyle bir özetleyelim. Jules Bianchi güvenlik aracı arkasında çift sarı bayraklar varken konvaya yetişmek için yağmur altında otomobilini kullanıyordu. Normalde güvenlik aracı arkasında olabileceğinizden daha yüksek bir hızda. Ama zaten o dönem o konvaya yetişmek için şimdi bile yapıyorsunuz bunu. Ve pistin dış kısmında kaza yapmış bir otomobile müdahale eden bir kurtarıcı araç vardı.
Viyanki aracısının kontrolünü kaybedip, aşağı yukarı onun kafasının hizasında bir şekilde kurtarıcı aracı şarpitti. Ardından neredeyse yaklaşık bir yıl komada kaldıktan sonra, bir sonraki yılı Macaristan Grand Prix'si öncesinde yani işte, Ağustos civarında. Tam tarihini hatırlamıyorum, kusura bakmayın. Hayatını kaybetti. Formula 1'in son ölümlü kazası ve bunun üzerine pist üstünde artık kurtarıcı araçlar olmaması gerektiğine dair çok net bir şekilde bir anlaşmaya varıldı. Çünkü yani gerçekten biraz daha sonra gerekirse kırmızı bayrak çıkarıp gerekirse işte sanal güvenlik aracı diye bir mefhum geldi. O da Dünya Denetlik Şampiyonası'ndan Code 60 denilen bit limitörünü açıp çok daha yavaş bir şekilde bir bölgeden geçilmesi. O da mesela herkese olduğu yerde yavaşlatıyor. Dolayısıyla konvoya katılmak için hızlanmıyorsunuz.
Neyse ya, bu tarz önlemler getirildi ama yani bu hafta sonu gördüğümüz şey, yarış başladıktan hemen bir tur sonra, o tur içerisinde Carlos Sainz'in kazasına müdahale etmek için asfalt üzerinden, yarış çizgisinden ters yöne doğru gelen bir kurtarıcı araç. Güvenlik aracı arkasında güya. İşte kırmızı bayrak çıkmış ama araçlar hala oradalar. Yani kırmızı bayrağı da çekiyorsun madem.
O zaman bütün otomobillerin pit'e gelmesini bekledikten sonra o kurtarıcı aracın pist'e gelmesi çok daha mantıklı iken Pierre Gaze çok hızlı bir şekilde yanından geçiyor. Ve ciddi anlamda korkmuş. God! What is this tractor? What is this tractor on track?
Hepimiz 8 yıl önce çok iyi bir arkadaşımızı kaybettik. Hepimiz Jules'i seviyoruz. Hepimiz çok acıda yaşadık. 8 yıl sonra neden bu traktörü bu traktörde, bu durumlarda görmeliyiz bilmiyorum. Sonrasında da pit'e gelirken hız, yani güvenlik aracı arkasında gitmeniz gereken hızı da aşıyor. Belki o birazcık işte moral bozukluğu veya işte korkunun etkisi de var yine cezada aldı ama
Yani gerçekten bugün hiç kimseye bir şey olmamış olması hatta bir olay yaşanmamış olması çok büyük şans. Ama ona rağmen hiç kimseye bir şey olmamış veya herhangi birisi tehlikeli bir şekilde aracın kontrolünü ufak da olsa kaybetmemiş olsa dahi olabilecekleri pilotlar bildikleri için kırmızı bayrak sırasında tweet atanlar da oldu. Sonrasında konuşanlar oldu. Genellikle pilotların gündemi buydu ve bir daha kesinlikle aktif bir pist üzerinde, araçların olduğu bir pist üzerinde kurtarıcı aracı, hele ki asfaltta dediğim gibi yanda falan da değil ki öyle bile olsa kabul edilemez. Çünkü yağmur şartlarında görüşün çok az olduğu, ciddi anlamda spreyden dolayı lastiklerin havaya attığı su damlacıklarından dolayı görüşün çok az olduğu bir yerde. Yani böyle bir durumun ortaya çıkması gerçekten buna bir şekilde izin veriliyor olması. Yani çünkü iki ihtimal var ya buna izin verdiği yarış kontrol ya da birisi izinsiz bir şekilde ya da işte bir şekilde telaş yapıp veya bir şekilde o emir komuta zinciri içerisinde bir halka kırıldı. O da çok kötü çünkü bu sefer de pistin ve görevlilerin kontrolü yarış kontrolü değil gibi oluyor.
Yani iki türlü de çok acayip bir durum. Tabii bununla ilgili kendi içinde bir soruşturma başlattı FİA ama biz kendimizi araştırdık. Herhangi bir yanlış bulmadık gibi bir şeye de varabilirler. Bazen öyle oluyor çünkü.
Ağzına sağlık Mali. Hem Verstappen'in şampiyonluğunu kutluyorum hem de pilotlara geçmiş olsun diyorum bu son yarıştaki olaylardan dolayı. Yeni sezonda artık yeni heyecanlarda seni de bağlarız podcastimize. Ağzına sağlık. Son olarak basketbola geçiyoruz. Basketbolda gündem yoğun. NBA'de son şampiyon Golden State Warriors'ın çok önemli iki oyuncusu sezon öncesi antrenmanında birbirine girdi. NBA'de yeni sezon
18 Ekim'i 19 Ekim'e bağlayan gece Türkiye saatiyle 0-2-30'da Philadelphia ile Boston arasında oynanacak maçla başlıyor. Golden State'de aynı gece saat 0-5'te Los Angeles Lakers'la karşı karşıya gelecek ve takımlar antrenmanlara başladılar ve o antrenmanlarda da büyük bir olay patladı. Şimdi hem saha içi hem de saha dışındaki agresif ve sert tavırlarıyla tanınan Draymond Green, geçen sezonki şampiyonluğun önemli isimlerinden biri olan Jordan Paul'a Antrenmanda çok şiddetli bir yumruk attı ve bu yumruğun görüntüleri de basına sızdı. Takımın genel menajeri Bob Myers olayı görüntüler çıkmadan önce doğrulamıştı zaten ve Draymond'ın olayın akşamı Jordan Paul'dan ve takımdan özür dilediğini söylemişti. Ertesi gün antrenmanlarını iptal etti Golden State Warriors ve Draymond Green çok pişman olduğunu ve fazla reaksiyon verdiğini kabul etmişti.
Draymond Green'e bir ceza verilmeyeceği söylenmişti başlangıçta ama medya baskısı ve takım içindeki dengelerini zarar görebilme ihtimaline karşın sezonu başlamadan önce kendisine bir yaptırım gelebileceği de tahmin ediliyor. Şimdi Draymond Green'in bu olaydan önce 2018-19 sezonunda da normal sezonda da ilk maçlardan biriydi ve Los Angeles Clippers karşısında Takımının Süper Yılız Kevin Durant ile sözlü bir tartışmaya girdiğini ve sezon sonunda da Durant'ın takımdan ayrılmasına neden olduğunu hatırlıyoruz. Kendi takım arkadaşları haricinde de en unutulmaz olayı 2016 konferans finallerinde oklağıma Stander pivotu Steven Adams'ın kasıklarına farklı maçlarda attığı tekme ve dizler hatırlanıyor. Maç içinde pozisyon almaya çalışırken yaşanmıştı bunlar şeklinde bir açıklaması olmuştu Draymond'ın. Ama kendisinin agresif tavrı bilindiği için NBA yönetimi de bir maçtan men etmişti basketbolcuyu. Bu olayın yansımaları gelecek haftalarda nasıl olur bunları da konuşuruz. NBA'de normal sezon bu yumruk olayıyla birlikte gündem olarak başlıyor gibi görünüyor.
Avrupa'da da Avrupa Basketbolu'nun zirvesi Euroleague geçtiğimiz hafta başladı ve temsilcilerimizin ikisi de maçlarını kazanmayı bildi. Son iki sezonun şampiyonu Anadolu Efes kendi sahasını ağırladığı Kızıl Yıldız'ı rahat bir skorla geçti. Will Clyburn sayesinde kadro ağırlığı hissedildi ve 72-59'luk net bir galibiyet aldık. Fenerbahçe Beko ise yeni koçu Dimitris Itoudis ile ilk maçtan Munich'de plasmanda Bayern'i sürkülese ederek 74-62 kazanmayı bildi. Maçın bitimine 4 dakika kalaya kadar fark 20 sayı bandındaydı ve Fenerbahçe'nin yeni transferleri Jekir ve Niki Kalates maçın hem skorda hem de performans istatistiklerinde ön plana çıkan oyuncularıydı.
Haftanın şaşırtan sonuçlarının başında Barcelona'nın kendi sahasında aldığı Olympiakos mağlubiyeti geliyor. Maç boyunca rakibe direnç göstermekte zorlanan Barcelona, Olympiakos'un özellikle hücumda yapmak istediklerine karşı koyamadı. Fenerbahçeden ayrıldıktan sonra ilk kez bu sezon Eurolig'e Partizan'la dönen Obradovic ise ilk maçında Alva Bern'in karşısında 184'lük bir mağlubiyet yaşadı. Eurolig'de ilk haftanın MVP'si Baskonya'nın pivotu Mayik Kotsar oldu.
Takımının Valencia'yı 81-71 yendiği maçta 21 sayı 9 ribantlık performansıyla bu ödülü almayı hak etti. Gelecek hafta aslında biliyorsunuz Ali Konovic'den geçen hafta için bir söz almıştım. Hem Euroligi konuşuruz demiştik. Eurolig başlıyor.
Ama bu hafta hem Bundesliga'da Der Klassiker vardı, hem klubu konuşmak için Orhan Hoca'yı bağladık, hem Verstappen'in şampiyonluğu geldiği Mali'yle konuştuk vs. derken Ali'den aldığım sözü bu hafta harcamayayım dedim. Gelecek haftalarda basketbolda başka gündemler olduğu zaman da Ali'yi de konuk ederiz. Yoğun bir haftaydı. Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Gelecek hafta görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.