
5.171 kelime · ~26 dk okuma
Trenspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta Süper Lig'de derbi haftasıydı. Beşiktaş ile Fenerbahçe yenişemediler. Öte yandan kadınlar voleybol dünya kupasında milli takımımız grubundan lider olarak çıktı ve yoluna devam ediyor. Basketbolda Euro League başlıyor erkek basketbolda ve kadın basketbolda da dünya kupası tamamlandı.
Bunları değerlendireceğiz. Kadınlar voleybol ve kadınlar basketbol Dünya Kupası'nı SporSichteyl editörlerinden Arda Kadoğlu ile birlikte konuşacağız. Ve Euroliga'da kısaca değineceğiz. Süper Lig'de derbi ve büyük maç haftasıydı dedim. Ancak daha fare doğurdu. İlk iki sırada yer alan Adana Demir Spor ile Galatasaray açık oyunda en çok x'ci üreten iki takımdı. Onların maçı da 0-0 beraber bitti. Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi de 0-0 beraber bitti.
Hafta, Kayseri'de yenik duruma düştüğü maçı çeviren Trabzonspor'a, Ankara gücü deplasmında kazanan Başakşehir'e ve Ümraniye'yi yine 1-0'la geçen Konya Spor'a yaradı. Likte yeni lider, maç eksiğine rağmen 17 puan toplayan ve sadece bir gol yiyen Başakşehir oldu. Ama onlarla birlikte Adana Demir Spor'un, Galatasaray'ın ve Konya Spor'un da 17 puanı var. 5. sırada Trabzonspor var, son şampiyon 16 puanla bulunuyor. 6. sırada Beşiktaş'ın 15, 7. sırada da Fenerbahçe'nin 14 puanı var. Ligde ilk 7 takım arasında sadece 3 puanlık bir fark görüyoruz yani zirvede sert bir yarış başlıyor. Gelecek haftalarda bu yarışı daha yoğun bir şekilde yaşayacağımızı düşünüyorum ve Beşiktaş Fenerbahçe derbisi ile başlayalım.
Şimdi ilk 70 dakika ve son 20 dakika olarak ayırıyor tüm spor yorumcuları da, teknik direktörler de maçı. Biraz daha 70 dakikası Fenerbahçe'nin daha istediği gibi oynanan ve genel olarak da biraz ortada geçen bir maçtı. Son 20 dakikada ise biraz oyuncu değişiklikleriyle birlikte maç Beşiktaş'a döndü ve Beşiktaş'ın son dakikalarda bir iki fırsatı var. Wegos'un kafa vuruşlarıyla birlikte. Ama bir tanesi direkten döndü, bir tanesi daha uta gitti ve maç berabere sonuçlandı. Bence maçın hakkı da açıkçası beraberlikti.
Georgesus son 20 dakikada oyuna giren 3 oyuncusunun yani ilk 3 değişikliğinin taktiksel kalitesini aşağı çektiğini söyledi çok net bir ifadeyle basın toplantısında hemen bu cümleye bir gidelim. Evet belirtmiş olduğunuz gibi bugünkü yaptığımız oyuncu değişiklikleri Daha önceki maçlara kıyasla beklediğimiz katkıyı veremedi. Normalde her maçta 5 oyuncu değişikliği yapıyorum. Ama bugün sonradan giren oyuncular, ilk 11'de başlayan oyuncularla aynı performansı, aynı seviyeyi gösteremedi. Ama Rossi'yi saymıyorum çünkü o son 5 dakikada girdi. Ama özellikle oyuna giren ilk 3 oyuncuya baktığımız zaman
Onlar girdikten sonra takım taktiksel kalitesini kaybetmeye başladı. Beşiktaş'ta oyuna giren oyuncular oyuna olumlu anlamda katkı sağladılar. Yaptıkları oyuncu değişikliklerinden sonra Beşiktaş topa daha fazla sahip olmaya başladı. Ama ilk 70 dakika boyunca biz rakibe topu vermemiştik. Top çoğunlukla bizdeydi. Bu çarpıcıydı ve geçtiğimiz haftalarda Bright Osai Samuel neden oynamıyor diye eleştiri geliyordu. Biraz Jorge Jesus taktik anlayış açısından Osai Samuel'i biraz eksik buluyor olabilir.
Diğer oyuna giren oyuncularda Mert Hakan Yandaş ve Mishiba Shuai'ydi. Son iki değişikliğini çok katmıyor hoca bunlara çünkü son 5 dakika girmişti onlar, Alyovski ve Rossi. Ama ilk 3 değişikliklerinden pek memnun değil ki oyunun gidişatı hakikaten Beşiktaş'a döndü. Ama Beşiktaş'ta da oyuna giren isimler Gezal'dı, Jetson'du, çok daha kaliteli isimler girdi. Bilhassa Gezal'ın kalitesi çok çarpıcı. Oyuna girdi 20 dakikada 8 tane pas atmış Gezal ve bunların dördü şut basına dönüşmüş. Direkt kaleye yönlenmiş yani.
4 kilit pasla 20 dakikada bütün iki takımın 90 dakika boyunca yapamadığını tek başına yapmış oldu. Gerçekten Gezal'ın kalitesi farklı. Fenerbahçe 3-4-3 olarak sahada yer alıyordu. Beşiktaş da 4-3-3 olarak sahada yer alıyordu. Fenerbahçe'nin rakip yara alana kadar çıkardığı savunma hattı bu maçta da dikkat çekiyordu ve hatta ilk yarı itibariyle Beşiktaş defalarca off-site'a düştü bu sebepten dolayı. Beşiktaş'ın 3 orta sahası Fenerbahçe'nin de 2 merkez orta sahası vardı aslında.
Buna karşın Beşiktaş nicelik olarak 3'e 2 üstün olmasına rağmen nitelik olarak sahaya bu üstünlüğünü yansıtamamıştı ilk 70 dakika boyunca ve sanki Delali'yi eğlendirme maçı gibi oynatıyordu bence. Sanki onun böyle bir jubilesi varmış da Delali böyle bir son derbisini oynuyormuş gibi. Son derece etkisiz ve güçsüz geçen 70 dakikanın ardından Cezson onun yerine oyuna girdikten sonra Beşiktaş üstünlüğü çok net bir şekilde aldı. Delali ile Beşiktaş orta sahasında Salih de yani bir oyun kurucu sonuçta, Josef de sakatlıklardan yeni dönen bir oyuncu, onun da tam maç ritmi yok. Böyle bir üçlüye karşı da Crespo ve Arao gayet iyi idare etti.
Valencia'da yeri geldiği takım savunmasına yardım olarak fizik gücüyle onlara katkı sağladı. Mesela daha orta saha dediğiniz İrfan Can Kahveci'nin hiç top kazanması yok. Sıfır defansif aksiyonları, pas kesme vs. de yok. Ama Valencia'nın 3 tane top kazanması var. O da çarpıcı. Ve Delali çıktıktan sonra daha tempolu, daha çift yönlü bir Cezson oyuna girdikten sonra bir de onunla birlikte Tayfur da girdikten sonra orta sahaya Beşiktaş'ın
aldığını görüyoruz ama Beşiktaş bunun için 70 dakika niye bekledi? Ve hatta Valerian İsmail oyuncu değişikliklerini yapabilmek için neden Jorge Jesus'un oyuncu değişikliklerini bekledi? O da ilginçti. Yani ilk 11'i böyle başlatsaydı Beşiktaş'ın çok daha iyi bir maç oynayacağını düşünüyordum ben açıkçası. Bilhassa rebound topları toplamada adam fazlalığından hiç fayda alınamadılar ve iki takım da zaten çok dikine ve uzun toplara da başvuruyor.
Oradan dönen toplar, seken toplar genelde Crespo ve Arao'dan kalıyordu. Onlardan oluşan orta sahada, Fenerbahçe orta sahasında kalıyordu. İki takım da hücum oyuncuları açısından kötü bir maç oynadı. Hem Redmond, Beşiktaş da kötüydü. Hem Delali çok kötüydü. Hatta son 15 dakikaya kadar Vegos'ta istediklerini yapamıyordu. Ve çıktığı 10 hava topunun sadece birini alabilmişti. Ama Vegos'ta kalitesini son 15 dakikada gösterdi. Pekala 2 golle tamamlayabilirdi. Biri direkten döndü, biri de direği sıyırdı. Gitti pozisyonların.
Diğer tarafa bakıyorsunuz Fenerbahçe'de João Pedro'da, İrfan Can'da çok silikti. Valencia'da çok zorladı. Fiziksel olarak yine çok güçlüydü. Ama 3-4 kişinin arasına girip kaptırdığı top sayısı çok fazlaydı. Yani çok fazla bireysel olarak zorladı Valencia. Birkaç verkaça girebilseydi, biraz daha topu paylaşmayı deneseydi, o fizik kalitesinden daha çok sonuç da çıkarabilirdi bence. Ben öyle düşünüyorum açıkçası.
Onun dışında derbiyle ilgili çok da fazla söylenecek bir şey yok. Bence dediğim gibi maçın hakkı beraberlikti ve o şekilde de sonuçlandı. Tabi Delali'nin oyundan çıkana kadar maçın en çok ilk yarının en çok koşan oyuncusuydu mesela. Maçın en çok koşan isimlerinden bir tanesi olması da bu hep söylüyoruz koşu mesafesi statistiklerinin yanıltıcı bir tarafı var. Özellikle serbest rol verdiğiniz, orta sahada serbest rol verdiğiniz oyuncular Delali gibi, geçen sezon Hamşik gibi
Pas almak için sahada sürekli gezdiği için ve pozisyon tutma görevleri olmadıkları için daha çok mesafe kat etmiş oluyorlar. Yani koşmadan sahada yürümeleri bile onların taksimetrisinin çalışmasını sağlıyor ve bu sayede de koşu mesafesi istatistiklerinde bu tip oyuncular serbest rolde oynayan orta saha oyuncular çok yüksek çıkıyor. Ama Akan oyunda baktığınız zaman Delali'nin yapması gereken savunma arkası koşullarının hiçbirini yapamadığını görüyoruz. Fenerbahçe'nin savunmasını orta sahaya kadar çıkardığı halde Delali'nin bir tane sadece savunma arkasına sarktığı bir pozisyon var. Onda da pas geldi, yine de geç kaldı ve pozisyonu değerlendiremediler. Vegos'un kayarak vurmaya çalıştığı bir pozisyon vardı ilk yarıda. Orada Delali yine etkisizdi. Yani istatistik olarak koşu mesafesinde Delali'nin önde çıkması onun son derece bitik bir oyun oynadığının tezatı bir durum oluşturmuyordu açıkçası. Bu koşu mesafesi istatistiklerinde bazı bug'lar var. İnsanlar hemen direkt bakıp
değerlendiriyor ama bir takım problemleri var o istatistiğin. Daha doğrusu tek başına ele alındığında çok anlamlı bir istatistik değil diyeyim ve Adana Demir Spor Galatasaray maçına geçeyim. Bu maçı da öncesiyle bir istatistikle tanımlayacağım. İki takım bu maç öncesinde Akan oyunda açık araya en çok xci üreten iki takımdı. Adana Demir Spor ve Galatasaray. Üçüncü sırada da Fenerbahçe geliyordu. Maç sonu itibariyle bu ikilinin ilk iki sıradaki yeri değişmedi ama sıralamaları değişti. Galatasaray maçın sonundan sonra ilk sekiz haftanın en çok x'ciyi üreten takımı oldu. İkinci sıraya Adana Demir Spor oldu ve üçüncü sırada da Fenerbahçe kaldı. Ama buna karşın Galatasaray sonuçlandırmada ciddi anlamda bir problem yaşıyor. Ve bu maçta da biraz da şanssız açıkçası Galatasaray bence. İki tane topu çizgiden çıkarıldı mesela. Kaleciği geçmişti. Bir tane Mata'nın vuruşu vardı. Mertens'in geriye doğru aşırtma loppası vardı hatırlarsanız.
Mata'nın volesi çizgiden çıkarıldı, bir tanesi de Yunus'un sağına çekip vurduğu top çizgiden çıkarılmıştı. Çok kalabalık bir şekilde savunmanın önündeydi. Kalecinin arkasındaydı Adana Demir sporlu oyuncular ve onu da çıkarmışlardı. Onun dışında Ertaç'ın iki tane jeneriklik kurtarışı var. Bir tanesi Mertens'in, bir tanesi de Torreira'nın olmak üzere direkt dibine çekilmiş şutlardı bunlar ve çok ekstra kurtarışlardı.
Bir tane Mertens'in Boşkale'ye kaçırdığı bir pozisyon var. Saşaboy'un orta şut karışımı vuruşunda ayağını soktu ve top üst direkten avuta gitti. Yani biraz bu maç özelliğinde Galatasaray'ın şanssız da olduğunu düşünüyorum. Yani bitiricilik evet eksik vs. diyoruz ama Galatasaray için bu maç biraz Ertaç'ın da hakkını yememekle birlikte biraz şanssızlık da olduğunu söylemek lazım.
Mertens'in Boşkale'ye kaçırdığı golden bahsettim ancak pozisyonlara baktığınız zaman maçın özetini bile tekrar izleseniz neredeyse bütün gol pozisyonlarında Mertens'in oyun zekasının ve kalitesinin başrolde olduğunu görüyorsunuz. O az önce bahsettiğim Mata'ya çıkardığı top mesela hem öndüreğe koşusu hem geriye lob şeklinde o topu kaldırarak geri çıkartması falan ekstra kaliteydi. Yandan Amut'a vurduğu, Dribbling'le girdiği bir pozisyon var. Ertaç'ın direkt dibinden çıkardığı var. Kazandırdığı free kickler var.
Orada çok net bir oyun zeka ve kalitesini kattığını görüyoruz Mertens'in. İlk 8 hafta itibariyle henüz gol ve asistle tanışamamış olması da biraz absürt bir durum. Anlamlandırması zor bir durum. Ama ilk 8 hafta gol ve asist yapmıyor diye Mertens'e faydasız demek de çok yanlış bir çıkarım olur bence. Aksine son derece faydalı oynuyor ama bu durum biraz şanssızlık. Biraz da kalecilerin de çok ekstra performansları. Mesela Gaziantep'te Günay da çok iyiydi. Bir Trabzon maçında karşı karşıya kaçırdığında Mertens belki kötü bir vuruş yaptı.
Ama onun dışında biraz şanssızlık, biraz da rakip kalecilerin, Galatasaray'ın rakibi olan kalecilerin. Mesela Ümraniye maçında Serkan Kırıntılı da çok iyiydi. Antep maçında Günay çok iyiydi. Bu maçta Ertaç çok iyiydi. Biraz rakip kalecilerin de yüksek performansla oynadığını söylemek lazım. Savunmada Galatasaray iyi işler yapıyor bence. Geçen sezona nazaran iyileşme devam ediyor.
Hem de Markaev'i kaybetmiş olmasına rağmen. Bu maç mesela Dibua ters ayakla sol back oynadı. Abdülkerim'le birlikte o tarafta ve önlerinde de Torreira vardı. Misyo biraz daha sağ iç gibi başlamıştı bu maça ve Abdülkerim, Dibua, Torreira üçlüsü Adana Demir Spor sağ kanadında hem Yusuf'un hem Emrak Baba'nın olduğu tarafı sürklase ettiler ve Emrak Baba ile Yusuf sağdan silindi.
Adana Demir Spor'un iki tane pozisyonu var ikisi de ilk yarıda. O pozisyonlarda Belhanda ve Onyekuru üzerinden üretilmiş iki pozisyondu. Onyekuru bir tane ceza sahası dışından çok iyi bir şut çekti. Muslera sağ eliyle çok iyi çıkardı. Bir tane de sol ayağına gelen Belhanda'nın kafayla verdiği çok iyi pasta. Sol ayağıyla vuruşu yapamadı ters ayağına geldiği için.
Orada da Muslera konturpiyede kalmayarak yine çok iyi çıkardı. Bence Muslera'yı da yere geliyor çok eleştiriyoruz ama yiğidi öldürü hakkını ver demişler. Bu sezon Muslera'da 1-2 hatası dışında, oyun kurma hatası dışında birçok maçta kalitesini çok net bir şekilde gösteriyor. Çok net kalite katan bir oyuncu daha vardı bence Galatasaray'da. O da Frederic Missio.
Bir sakatlık döneminden sonra tekrar ilk 11'e döndü. Oliveira'nın da ülkesinden geç gelmesi nedeniyle ilk 11'i deforma buldu ve Torreira'nın yanına geçmesiyle takım savunmasını net şekilde güçlendirdiğini düşünüyorum ve ön alan baskısını da güçlendirdiğini düşünüyorum. Galatasaray'ın oyun kalitesini genel olarak misyonu yükselttiğini düşünüyorum. Ve bence onun oyundan çıkarılması da bu maçta Okan Hoca'nın yaptığı önemli hatalardan bir tanesiydi. Benzer bir hatayı da Giresun spor maçında yapmıştı Okan Hoca. Yine orta sahayı boşaltmıştı ve 8 hafta itibariyle 3 puan kaybı var. Trabzon deplasmanını kenara koyarsak bu Giresun ve Adana Demir spor maçlarındaki puan kayıplarında merkez orta sahadan oyuncu çıkarıldığı ve forvete ekleme yapıldığı görülüyor. Bu da Okan Hoca için
Benim adıma önemli bir eleştiri noktası. Bunu yapmamalıydı. Daha sabırlı olmalıydı. Ama riskler aldı ve belki kontrol altıdan bu maçı mağlubiyete de sebep olabilirdi. Birkaç tane de geçişe izin verdi Galatasaray son 5-10 dakikada. Bence bir nokta daha var. Bu pandemi döneminden sonra 5 oyuncu değişikliği geldi futbola.
Ve işte senelerce bu oyunu biz 3 değişiklik üzerinden öğrendik. Senelerce bu şekilde izledik ve birçok futbolcu da senelerce 3 değişiklik üzerinden oynadı. Teknik adamlar da senelerce yüzlerce maçı 3 değişiklik üzerinden yaptılar ve 5 değişiklik geldikten sonra sanki bunu illa kullanmak gerekiyor refleksine sahip oluyorlar fakat 5 değişiklik bazen bozucu etki de edebiliyor. Oyunu soğutabiliyor, oyuna giren yeni oyuncuların terinin soğumasına sebep olabiliyor, konsantrasyonları bozabiliyor.
5 değişikliği arada arada 15-20 dakika içinde yapmak konsantrasyon ve oyun gücünü de azaltabiliyor. Dün bence Galatasaray'a bu oldu biraz. 5 değişiklik sonrası işte pozisyonlar, mevkiler değişti, Barış sola geçti, Raşit Sasağa geçti vs. derken bence oyun gücü biraz azaldı. Tabi bunda hakemin etkisini de çok net bir şekilde söylemek lazım.
Hakem Benjamin Stambouli'yi oyundan attıktan sonra oyunun aşırı derecede durmasına izin verdi ve son 30 dakika sanki oynanmadı gibi. İşte su molaları, krampon değişimleri, eldiven değişimleri, sakatlıklar, bacak çekmeleri, yerde yatanlar vs. ederken maç 9 dakika uzadı ama 9 dakikalık uzatmanın içinde bile 3-4 dakika aslında zaman geçmişti. Ve bu arda arda duran oyun da Galatasaray'ın bence hızını kesti.
Öte yandan Okan Hoca ayrıca zeminin de çok kötü olduğunu söyledi basın toplantısında. Bir Okan Hoca'yı dinleyelim. Yani kalitemizi biraz daha sahaya koymamız gerekiyordu. Saha derken sahada bugün inanılmaz kötüydü. Yani zemin belki bu zamana kadar oynadığımız zeminler içerisinde en kötü zemindi. İki takım da bundan çok etkilendi.
Bu haftaya kadar oynadığımız en kötü zemindi diyor. Yani ligin açık oyunda en çok pozisyon üreten en zengin hücumcu iki takımının bu zeminde futbol oynatılması da yine Türk futbolu adına bir problemdi. İlk 60 dakikada bu kadar üretken bir takımın oynadığı bir oyundan sonra ligin en iyi hakemlerinden denebilecek tabi Cüneyt Çakırlar, Fırat Aydın Usta gidince en iyi hakemlik rüştü biraz düştü ama Halil Umut Meler kendi temposu yetişemediği için son 30 dakikada maçı durdurdu. Yani bu kadar zengin iki kulübün yine son 30 dakikasının bu kadar durarak adeta oynanmayarak maçını tamamlamış olmak da yine Türk futbolu adına sıkıntılı bir durumdu diyeceğim. Ve son olarak da biraz Anadolu takımlarına değineceğim. Özellikle bu 7 takımın birden sadece 3 puanlık farkla zirveye oynamasından dolayı da Anadolu takımlarında bazı kulüplere değinilmesi gerektiğini düşündürüyor bana. Açıkçası Trabzonspor var tabi son şampiyon.
Yenik durumdan bir maçı çevirdi ve beşinci sıraya liderin sadece bir puan arkasına attı kendisini. Bir ara ciddi bir düşüşteydi ama toparlandılar. Tabi bu toparlanmalarda her hafta böyle bir hakem kararı konuşmak da biraz alışkanlık haline geliyor Trabzonspor'la ilgili. Ben hiç hakem yorumu yapmamaya çalışan biriyim. Burada da hakem yorumu yapmayacağım. Doğru veya yanlış demeyeceğim sadece. Trabzonspor'un kazandığı penaltının çok daha açık bir şekilde olanı sadece 3-4 hafta önce Ümraniye Spor Trabzonspor maçında yaşandı. Kasımpaşa stanında oynanmıştı o maç.
ve Densville hava topunda Umut Nayir'in suratına çok sert bir dirsek atmıştı. Fakat bu pozisyonda hakem görmedi, görmeyebilir. Ters açıda kalmış olabilir. Doğaldır. Bu Trezeghen'in pozisyonda da görmeyebilir dirseyi. Fakat VAR orada devreye girmedi o maçta ve o penaltı atlanmış oldu.
Burada VAR devreye girdi. Şimdi VAR ne zaman devreye girecek, ne zaman devreye girmeyecek? Hangi takıma devreye girecek, hangi takıma devreye girmeyecek gibi konularda çok büyük bir adalet problemimiz var. Ve hakem kararı tartışmıyorum, dikkat ederseniz. Herhangi bir yorumda bulunmuyorum. Penaltı veya değil demiyorum. Sadece iki tane birbirine çok yakın pozisyonun ki Ümraniye spor moçunda olan çok daha sert ve çok daha net. Bu iki pozisyondan ikisini de hakem görmüyor. Bir tanesinde VAR devreye giriyor.
Trabzon sporu olunca devreye giriyor, Ümraniye sporu olunca devreye girmiyor var hakemi. Bunun açıkçası bir alışkanlık haline gelmesi ilginç bir durum. Yani hakem kararları yanlış vesaire kararlar olabilir ama bir takım lehine hep pozitif kararların çıkıyor olması biraz fazla olduğu gibi geliyor bana açıkçası. ve maç sonunda da kayseri spor taraftarlar da tepki göstermişti. Öte yandan Umut Bozok yine gol attı çok formda ve sonra da oraya girdiği zaman da gollerine devam ediyor. Gomez de goller kaçırdı net fırsatlar da buldu. Trezegue de çok net fırsatlar kaçırdı. Yani maç Trabzonspor'un oyun gücü sayesinde de dönebilirdi pekala. Maçı Trabzonspor hakem sayesinde kazandı. Hakem olmasaydı Trabzonspor maç kazanamazdı demiyorum. Ama Trabzonspor'un son hafta maçlarında sürekli hakemin lehine verdiği kararlardan bahsediyoruz. Bu geçen sezon da açıkçası biraz böyleydi.
Bu sene de devam ediyor. Yani hakem konuşmak istemiyorum ama bu var kararının iki takım lehine bu kadar bariz olması da biraz konuşmadan geçtiğiniz zaman da kulağınızın üzerine yatmak gibi geliyor insana. Onu da söylemek istedim o yüzden. Öte yandan ligde bilhassa konuşmak istediğim iki takım var. Geçen senelerde iyi işler yapmış ve bu senede yükselmesini beklediğim iki takımdı bunlar. Ama aksine düşüş yaşadılar.
Bir tanesi Sivas Spor. 3 senedir Rıza Hoca'nın elinde. İstikrar var. Rıza Hoca hakimiyetini tamamen hissettiriyor. 3 sene üst üste takımını Avrupa'ya götürdü. 3 sene üst üste Avrupa'ya takım götürmek lig tarihinde 2-3 takıma kısmet olmuş. İşte bir Bursa Sporu var. Şampiyon oldular ve sonraki 2 sene falan gittiler. Bir İzmir takımları Göztepe veya Altay'ın vardı 80'lerde. Bir de Sivas Spor var. 2-3 hafta zaten geliyor ya. Yani işte şimdi
Anadolu'da yani Anadolu takımı olarak Avrupa'ya giden var mı şu anda? Yok. Ve Sivas Spor'da öyle çok büyük paralar harcayan, çok güçlü, işte taraftarı full stat dolduran bir takım değil. Buna rağmen bu takımı 3 sene üst üste Sivas'ı Avrupa'ya götürdü Rıza Hoca. İşte bir kupadan gittiler, kupayı alıp gittiler. 2 kere ilk 5'e girdiler, gittiler falan. Önemli bir başarı. Ve artık birkaç takviye ile ama 3 yıl üst üste Avrupa'ya gittiğin sezonun sonunda yani geçen sezonun sonunda ligin en yaşlı takımı yine de Sivas Spor'du. Ve takviyeler gerekiyordu ama takviyeler çok geç geldi ve yeni kurulan takım hiç adapte olamadı. Bu sezona da Sivas Spor'un çok kötü girdiğini görüyoruz. Neyse ki Kulücü deplasmanında Avrupa'da bir galibiyet aldılar ama ligde düşme potasında yer alıyor Sivas Spor.
8 haftada sadece 4 puanları var ve 3 yıldır takım başında olan Rıza hocanın bu takımı daha ileriye götürmesini beklerken maalesef kötü duruma geriye doğru giden bir Sivas Sporu görüyoruz. Bu üzücü bir durum. Bir diğer üzücü durum da Farioli'nin Alanya Sporu. Geçen sene hem Karagümrük'te bir dönem Farioli'nin oynattığı futbol oyun gücü çok ciddi anlamda ilgi çekiyordu. Çok beğeniyordum ben. Hem de Alanya Spor'a geçtikten sonra da çok iyi galibiyetler aldılar. Hatay'a 6 tane attıkları bir maç vardı mesela. 8. sırada almıştı geçen sene Alanya Spor'u ve 5. sırada bitirmişlerdi. Ama mesela Erol Bulut'la Alanya Spor'a göre
Erol Bulut'un Allianz Spor'u Avrupa'ya gitmiş olmasına rağmen Farioli'nin Allianz Spor'u Avrupa'ya gidemedi ama puan rekorunu Allianz Spor'un ligdeki puan rekorunu geçen sene Farioli ile birlikte kırmışlardı. Ama Sivas Spor kupayı alınca gidememişlerdi Avrupa'ya. Ona rağmen 8. ligden 5. lige çıkan Hatay'a 6 tane attıkları maçlar var, iyi oyunlar var. Geçen seneki hem Karagümrük hem Alanya macerası sonrası bu sene Alanya Sporu ayrıca Farioli'yi merak ediyordum. Onlar da transferleri çok sayıda ve son günlerde yaptılar tıpkı Sivas Spor gibi. Ve onların transferleri de oturmadı. Ve her iki takım da ciddi düşüş içerisinde.
Ve bu haftada her iki takımda benzer şekilde 10 kişi kalmış rakiplerine karşı çok uzun süre artı 1 kişi oynamalarına rağmen kazanamadılar. Sivas Spor kendi sahasında kaybetti, Alanya Spor da kendi sahasında beraberliği zor kurtardı. Belki galip tek edebilirlerdi gerçi Efkan falan çok kaçırdı ama yine de kaybedebilirlerdi de. Ve özellikle Alanya'nın maçında Giresun Spor ilk 5 dakikada kırmızı kart görmüştü yani. O yüzden hem Sivas Spor'un hem Alanya Spor'un düşüşü Türk futbolu için hayal kırıklığı. Çünkü takımların ileriye gitmesini beklerken iyi olan takımlar da geri gidiyor. Bu açıdan üzücü. Tabii Hatay Spor ve Giresun Spor'un da hakkını verelim. Hatay Spor Volkan Demirel ile ilk maçına çıktı ve ilk galibiyetini aldı. Hatay Spor da kadro kalitesine göre düşme potasında olmaması gereken bir takımdı. Mesela El-Kabi gibi bir golcüleri var. Ve El-Kabi Serkan Hoca ile birlikte en uca geçmişti. Geçen sene Ömer Hoca ile birlikte 2. forvet oynuyordu.
Volkan Demirel sonrası tekrar 2. forvet'e geçti. Berthoud'un yanında. Kenar forvet gibi oldu ve golüne kavuştu. Berthoud'a, genç Berthoud'u oynattı Volkan Demirel. İlk hamlesi olarak onu söyleyebiliriz. O da golünü attı ve Hatay Spor galibiyeti aldı. Giresun Spor'a da değinmek lazım. Henüz 3.-4. dakikada 10 kişi kaldılar. Ama az daha kazanıyorlardı. Penaltıdan öne de geçtiler fakat son dakikalarda yediler golü. Balkoviç'in golü de inanılmaz bir goldü. Belki sezonun gollerinden bir tanesiydi.
Görkem diye bir oyuncu almışlar Hollanda Liginden ki Hollanda Liginden transfer yapmaları beni şaşırtmadı çünkü uzun yıllar Hollanda'da yaşayan Oğuzhan Oğuz, onların scout şefi. Kendisiyle Rize Spor'dayken beraber de çalışmıştık bundan 7-8 yıl önce. Oğuzhan tanıdığım bir arkadaşım ve gerçekten Giresun Spor'da iyi scouting kişilerini görebiliyoruz. İşte Görkem Hollanda Liginden, Willem'den almışlar. Kolombiya liginden transferleri var. Kolombiyalı Campuzano da geçmişten bildiğim bir oyuncu, iyi bir oyuncu. Onu da transfer ettiler. İspanya ikinci liginden Sainz'ı aldılar. Fayda maliyet olarak tavan durumdalar bence. Çünkü çok ucuza transferler yapıyorlar ama iyi çıkıyor. Verdikleri paranın üzerinde çıkıyor performanslar. Ve hem scout ekibinin başarısı, Oğuzhan'ın ve artık ekibinin başarısı hem de Hakan Hoca'nın yüksek performansı, yüksek başarısı
Antrenör ekibi de bu oyunculardan çok disiplinli ve çok iyi savunma da yapabilen bir takım yaratıyorlar. Geçen sezon mesela bir dönem kalelerini şut attırmıyorlardı ve özellikle ilk yarıda ligin ilk devresinde en iyi savunma takımlarından bir tanesi Giresun'du ki kadro kalitesinin çok üzerinde iş yapıyorlar Giresun Spor. Bence bu ligin yani evet işte Farioli'nin Alanya'sı ve Rıza Hoca'nın Sivas Spor'u bir hayal kırıklığı ileriye gitmesini beklerken geriye giden takımlar ama Giresun Spor'da ve Konya Spor'da İlhan Hoca da öyle. Geçen sezonun devamını getiren, gelişmeye devam eden takımlar olarak dikkat çekiyor. Umarım Giresun Spor bu performansını katlayarak devam ettirir diyelim ve voleybola geçelim.
Evet, sevgili Arda Kadıoğlu'yla birlikteyiz. Arda, SporSisteel'in editörlerinden. Birlikte çalışıyoruz aynı zamanda. Mesai arkadaşım. Voleybola da hakim ve diğer branşlarla bisiklettir, tenistir, diğer spor dallarıyla da çok ilgili bir arkadaşımız. Hem kadın voleybolu Dünya Akbası'nı konuşacağız. Grup aşaması tamamlandı. Hem de kadın basketbol da oynandı. Ona da küçük bir değiniriz. Voleybol ile başlayalım. Voleybol ile ilgili Arda, önce şunu sorayım, milli maçlara ve turnuvaya girmeden önce.
Voleybol sever arkadaşlarımla konuştuğum zaman, voleybolun çok büyük bir yükselişte olduğunu Türkiye'de ve hatta bir şehre 3 branş, yani 3 spor dalında bir şehirde maç oynansa, voleybol, basketbol ve futbol olarak, en az futbolun dolacağı stadın, sonra basketbolun, en çok da voleybolun dolacağı yönünde bir iddiası bulunuyor ki bazı voleybol takımlarının maçlarının biletleri 5 dakika içerisinde tükeniyor. Tabii salon kapasitesi biraz farklı olabiliyor. İşte 10.000 kişilik falan herhalde salonlar.
Bu yükselişi nasıl değerlendiriyorsun? Nereye kadar devam eder bu yükseliş? Bu konuda bir yorum yapmak lazım önce sanki. Öncelikle Sinan abi beni aradığın için teşekkür ederek başlayayım. Burada ben bu söylemine kesinlikle katılıyorum. Özellikle Ankara'da bu durum çok ön plana çıkıyor. Ankara'da bir maç oynanacağı zaman Ankara Spor Salonu voleybolun başkenti haline geldi ve hem kadınlarda hem erkeklerde biz voleybol maçlarımızı Ankara'da oynadığımız zaman inanılmaz bir atmosfer oluşuyor ve inanılmaz bir şekilde rakiplere üstünlük sağlayabiliyoruz.
Kadın voleybol, voleybolun Türkiye'de ön plana çıkması konusunda gerçekten çok önemli bir yerde bulunuyor. Sen az önce bahsettin, biz bir voleybol ülkesi olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Bunda erkek voleybol da yavaş yavaş gelişmeye başladı. Yazın başında yapılan turnuvada erkeklerimiz de Dünya Kupası'nda son 16'ya kalma başarısı gösterdi ve Amerika'yı son anda 3-2 yenilerek turnuvaya veda etti.
Türkiye valeybolu açısından güzel bir dönemdeyiz. Kesinlikle bu yorumlarına katılıyorum. O zaman turnuvaya geçelim. Evet. Turnuvanın başlangıcında Tayland'a karşı bir mağlubiyetimiz var. Fakat sonraki galibiyetlerle lider olarak tamamladık ilk grup etabını. Şimdi ikinci gruplar başlayacak. Nasıldı takımın performansı? Önce onu sorayım.
Milli takımımız gerçekten bu turnuvaya yazın başında gerçekleştiren milletler liginde son 4 takım arasında kaldı ve dünyada en iyi 4 takımdan biri olma başarısı gösterdi. Ama tabii ki Tayland yenilgisi ilk başta bir soru işareti yaşattı. Sonuçta Tayland milli takımına baktığımız zaman boy ortalaması olarak bizimkilerden her pozisyonda 10 cm'lik bir dezavantaja sahipler. Ama hız olarak bizim milli takımımıza üstünlük kurdular. Ki aslında maçta da biz 2-1 öne geçmiştik setlerde. Daha sonrasında maalesef final setini 13-15 ile kaybederek maçı kaybetmiş olduk. Burada şu ön plana çıkıyor bence, seninle de daha önce konuşma fırsatı bulmuştuk. Biz eğer maç karar setinde kaldığı zaman mental anlamda biraz zayıf kalıyoruz. Yani Amerika'ya karşı bu yaz 3 defa bu sonuçla karşılaşmıştık. Ama daha sonra toparladık. İkinci maçta Güney Kore'ye karşı 3-0 sağdan galip ayrıldık. Burada Güney Kore, sen de bildiğin üzere olimpiyatlarda bizi mağlup etmişti ve çok büyük bir yara oluşturmuştu. Ama şöyle bir durum var. Güney Kore'nin en önemli oyuncusu Kim milli takımdan emekli oldu ve koçları da Polonya'nın başına geçti. Yani aslında Güney Kore bizim olimpiyatlarda kaybettiğimiz Güney Kore değildi. Daha sonra üçüncü maçta Dominik Cumhuriyeti ile karşılaştık. Dominik Cumhuriyeti ilk iki maçında 3-0 ve 3-0 ile sağdan galip ayrılmıştı.
Ben bu maçın kesinlikle bir kırılma maçı olduğunu düşünüyorum. Çünkü 5 sete giden mücadeleleri son setinde bu sefer biz üstünü kurduk. Ve o mental olarak kırılma anını yaşamış olduk bu turnuvada da. 4. maçta Hırvatistan'la karşılaştık. Hırvatistan'da Türk baş antrenör Ferhat Akbaş çalıştırıyor. Ki Hırvatistan'ın buraya çıkmasında kendisinin de çok önemli bir payı olduğunu düşünüyorum. Hırvatistan, voleybolda bir ekor olan bir ülke kesinlikle değil. Ferhat Akbaş da kendini geliştiren ve takıma önemli katkı yapan bir antrenör oldu.
Burada grubun son maçı çok önemliydi. Çünkü ev sahibi Polonya ile mücadele ettik. Cumartesi gecesi. Bu maçı kazanan grubu lider olarak tamamlayacaktı. Ki galibiyetlerin üst tura taşındığı senaryoda aslında bu maç ikinci açama maçı bile sayılabilir. Koreska, Volos, Stişak şimdi. Plastesi, Simge, tek ayakta Eda. Ve maç bitti. Maç bitti kazandı. Grup lider oluyoruz. Grup lider oluyoruz bu galibiyetle.
4 galibiyet almış oluyoruz. 5 maçta Polonya'yı ev sahibini mağlup ediyoruz. Çok kritik bir galibiyet. Çok önemli bir galibiyet. Ve gerçekten çok zor bir mücadele oldu bizim adımıza. Ev sahibiyle oynanan maçlar her zaman zordur. Ev sahibiyle 5 set oynamak gerçekten çok zordur. Yorucu da aynı zamanda.
Evet kesinlikle. Burada ilginç bir şekilde hani ben 5. sete gittiğimiz zaman kaybedeceğimizi düşünüyordum. Ama takım çok güzel reaksiyon gösterdi. Guidet de kadro seçimleri konusunda eleştirilen bir isim. Ona rağmen burada yaptığı smasher rotasyonu takımı diri tutmayı başardı ve 3-2 Polonya'yı mağlup ederek 2. etapta grup lideri olarak çıkmayı başardık.
Bu şekilde grup aşamasını özetleyebilirim. Az önce söylediğim mental kırılma son maçta farklı gelişti. Ayakta kalabildik. Evet. Ve bu mental problem deyince biliyorsun işte erkek basketbol milli takımı da son olarak Avrupa Şampiyonası'nda, Fransa maçında bunu çok yaşamıştı. Milli takımların genel böyle bir problemi var gibi görünüyor. Hatta futbol takımı da son olarak farayoldalarını falan kaybederken mental olarak sahada yok gibiydi.
Milli takımlarda böyle bir genel bir problem var ama Polonya karşısında onun kırılmış olması da değerli gerçekten. Guydettin'in tercihlerinden bahsettin az önce, onu soracaktım zaten. Bazı tercihler eleştiriliyor, alınan oyuncular, alınmayan oyuncular. Ne düşünüyorsun o konuda?
Şimdi ben burada üç ismi hakkında konuşacağım. İlk başta Nazaydemir Akyol milli takımı bıraktı. Hem ailesiyle hem çocuğuyla daha fazla geçebilme açısından yaşı da biraz yükselmişti. Ama Naz'ın pasör rotasyonda olması gerçekten hem Naz'ın hem de Cansu'nun oradaki performansını inanılmaz arttıran bir faktör. Naz'ı, yani Gugidettin'in kararı olarak görmüyoruz ama Naz'ın olmaması büyük bir eksik kesinlikle. İkna edebilir miydi peki? Dünya kupasından sonra bırakırsın gibi bir ikna? Orada ikna edilebilirdi ama şimdi şöyle bir durum da var... ...NAS, Eda Erdem'le arasının açık olduğu söyleniyor ki... ...NAS aynı zamanda bu yaz Fenerbahçe'nin ayrılarak Türk Hava Yolları'nın yolunu tuttu... ...yani aslında birazcık orada insanların birbirine karşı tahammülünün kalmadığını ben düşünüyorum. Ama Guidet'le cephesine geldiğimiz zaman burada iki tane önemli karar var. Bir, Libero pozisyonda Gizem Örge. Kendisi ciddi anlamda Guidet ile sorunları olduğu bilinen ve hani medyaya yansımış bir isim. Şu anda Libero tasarımıza baktığımız zaman Simge ve Aylin Sarıoğlu'nu görüyoruz. Yani Simge'nin performansı evet...
İnişle çıkışla olabiliyor. Simgenin bu iki Livero'dan biri olacağı kesin. Ama Gizem'in olduğu senaryoda Gizem kesinlikle Simge'yi çok iyi tamamlayabilecek. Rekabete girdikleri zaman ikisinin de performansının artacağını düşündüğüm bir oyuncu. Gizem'in olmaması bence üzücü. Gizem 2-3 senedir milli takıma alınmıyor. Burada Gizem'e benzer bir olay da Tuğba Şenol cephesinde gerçekleşti.
Tuğba Aşeneoğlu bu sezon Vakıfbank'ı biliyorsunuz 5 tane kupayı birden kazanmayı başardı. Dünya Kulüpler Şampiyonası, Volleybol Süper Ligi olmak üzere. Ortada kupa bırakmadı. Tuğba Aşeneoğlu da Türkiye Ligi'nde Fenerbahçe'ye karşı oynanan final serisinde... ...Vakıfbank maçlarda 2-1 gerideyken, setlerde 2-0 gerideyken oyuna girip... ...tamamen bu seriyi değiştirecek bir performans ortaya koyup... ...Vakıfbank'ı Türkiye Ligi'ni kazandıran isim oldu. Daha sonra Tuğba Aşeneoğlu... Japonya'yı transfer olma kararı alınca Guvedetti ile arasında bir açılma olduğu söyleniyordu. Ve şu anki Smacor rotasyonumuzda beş isim yer alıyor. Hande Balet'in dışındaki diğer dört isim değişimli olarak oynuyor. Tuğba'nın, ben bu isimlerin kesinlikle önünde olduğunu düşünüyorum ama Tuğba da bu kadroya alınmadı. Bu karar da biraz tartışmalı olarak görüyorum. Teşekkür ederim. Bu arada kadınlarda basketbolda da dünya şampiyonası vardı ve Amerika kazandı. O turnuvayı da küçük bir değerlendirirsen nasıl maçlar izledin?
Kadınlar Dünya Şampiyonası'nda şöyle bir sorun var. 6 takımlı 2 grupta oynanıyor. 12 katılımcı ülkeyi görebiliyoruz. Bu da ilginin azalması demek. Çünkü ne kadar fazla takım o kadar fazla izleyen demek oluyor. Burada Amerika'nın şampiyonluğu kesinlikle sürpriz değil. Çünkü kadın basketbolunda sezon şu şekilde ilerliyor. Oyuncular Ekim ve Mayıs arasında Avrupa'da oynuyorlar. Daha sonra Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında Amerika'da WNBA liginde mücadele ediyorlar. Şimdi turnuva ne zaman oynandı diye bakıyoruz. Eylül sonunda.
Yani ne demek bu? Amerika'da oynayan oyuncular en formlu olarak gelmiş oluyor. Ki bu formu da yansıttılar. Finalde hani sürpriz bir şekilde finalde çıkan Çin'i 83-61 ile mağlup ederek şampiyona ulaştılar. Burada Amerika'da ön plana çıkan isimler Fenerbahçe'nin bu sezon kadrosuna kattığı Brianna Stewart ve geçen sezon Galatasaray'da oynayan maddi yetersizlikler sebebiyle dervi arasında gönderilen Kelsey Plum oldu. Bizim milli takımımız katılamadı. Ne durumda görüyorsun bizim kadın basketbol takımımızı?
Bizim kadın basketbol takımımız 2016 olimpiyatlarında mücadele etmişti ama ondan sonra hem Nevriye'nin emekliliği, hem Birsel Vardarlı, Işıl Albayan gibi oyuncuların yaşlanması sebebiyle... Onların yerini doldurma konusunda ciddi bir soruna girdik ve şu anda gerçekten iyi gözükmüyor. Avrupa Şampiyonları'nda gruptan çıkamayan bir hale geldik diyebilirim. Jenerasyon olarak kötü bir döneme girdik sanki. Ağzına sağlık Arda'cığım. Yine bu tip gündemler geliştiğinde seni ağırlamak isteriz Trend Spor'da. Arda'ya teşekkür ediyoruz ve bir de Eurolye'ye değinelim.
Gelecek haftada Alikonovic'le konuştum esports spikeri. Onunla bu Euroligin ilk hafta maçlarını değerlendireceğiz. Yeni sezonu değerlendireceğiz. O konuya da bu haftadan küçük bir değinelim. Anadolu Efes'de Shane Larkin 3 ay kadar olamayacak en iyi ihtimalle. El sakatlığı yaşıyor. Hafta içinde 3 aylığına Larkin'in yerini dolduracak birinin alınması bekleniyor Anadolu Efes'te.
Larkin'in ne zaman döneceği tam olarak 15 Ekim'de Amerika'da ameliyatı yapan doktorla kontrolü var. Tam bir ay olmuş oluyor ameliyat sonrası. Ama bizim tahammülümüz özellikle Kasım ayının sonuna doğru ancak maç oynayacak duruma. gelebileceği yönünde. Bu aşamada bir transfer yapıp yapmayacağımız konusunda pazartesi günü yönetim kurulu toplantımız var. Orada bunu değerlendireceğiz. Biz şu anda bakıyoruz yani kim var boşta oyun kurucu olarak Lerkin'in boşluğunu dolduracak bir oyuncu bulursak 2-3 aylığına bunu değerlendirebiliriz. Ama tabii ki sonuçta ben yönetime raporumu vereceğim. Sonuçta kararı yönetim verecek. Efes'in en çok eleştirilen konularından bir tanesi uzun rotasyonuydu geçen sezon. Bu sezonda oraya Polanara transferi geldi ve iyi bir rotasyon kurdular gibi gözüküyor. Fenerbahçe sezona Efes'e karşı Cumhurbaşkanlığı kupasını kaybederek başladı. Geçen sezon Ceorcevic koçluğunda Fenerbahçe Türkiye Ligi'ni kazanmıştı ama hızlı oyundan uzak ve yarı sağda tıkanan bir görüntü çizmişlerdi. Bu yönde eleştiriler alıyordu ve bu sezon Fenerbahçe İtüdis gibi büyük bir koçu takımı başına geçirdi.
Bunları da gelecek hafta ayrıntılı olarak konuşacağız. Aynı zamanda Euroligin yayın hatları da Winsports'tan Esports'a geçti. Temsilcilerimizden Fenerbahçe-Beko sezonu Perşembe akşamı Bayern Münih deplasmanında çıkıyor. Son şampiyon Anadolu Efes ise Cuma akşamı 20.30'da Sinan Erdem Spor Salonu'nda Kızıldız'a karşı ilk maçına çıkacak ve Larkin dışında da ikisi bulunmuyor Efes'in.
Bu arada Anadolu Efes'in bu sezon için satışa çıkardığı tüm kombine biletlerin satıldığını da söylemek lazım. İlk haftanın Eurolig'de en merakla beklenen mücadelesi ise kapanış maçında yaşanacak. Olympiacos Barcelona'yı Cuma akşamı Türkiye saatiyle 21.30'da ağırlayacak. Gelecek hafta Eurolig'i de Ali Konovic'le birlikte detaylı olarak değerlendireceğiz. Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.