Podcast

177: Neo-Faşizm İtalya'da Nasıl İktidara Geldi?

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İtalya'da geçen hafta yapılan seçimlerden aşırı sağ "İtalya'nın Erkek Kardeşleri" Partisi birinci çıktı. Önümüzdeki dönemde İtalya'yı aşırı sağın başını çektiği bir ittifak yönetecek. Partinin Mussolini dönemine verdiği referanslar ve azınlık karşıtı bir söylemleriyle öne çıkan lideri Giorgia Meloni'yi mercek altına alıyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.576 kelime · ~13 dk okuma

Pandemiden ağır yara alarak çıkan İtalya'da seçim yapıldı ve seçimleri faşizm sempatizanı İtalya'nın Erkek Kardeşleri Partisi kazandı. İtalya'nın kardeşleri diye çevriliyor ama erkek kardeş. Bu Brothers gibi. Fakat partinin başkanı bir kadın. Adı Giorgia Meloni. Böylece İtalya ilk kez bir kadın başbakan tarafından yönetilmiş olacak. Fakat ilginç bir gelişme, Meloni'nin konuşmalarından kırpılan kesitler Türkçe sosyal medya timeline'ına da düşmüş durumda.

Görebildiğim kadarıyla Türkiye'de bu faşist lider biraz sempatiyle karşılanıyor. Dediklerine hak veriliyor. Böylece üzerine konuşmaya değer hale geliyor İtalya'nın Erkek Kardeşleri Partisi ve onun kadın lideri Meloni. Nereden üredi? Neden tarihin bu döneminde ve bu coğrafyasında hortladı? Uzatmayalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Bundan tam 100 yıl önce 1922 yılının Ekim ayında İtalya'nın zayıf ve kavgacı bir koalisyon hükümeti tarafından yönetildiği siyasi ve anayasal bir krizin ortasında tarihin akışını değiştiren bir olay yaşandı. 24 Ekim 1922 tarihinde yani gerçekten 100 yıl önce İtalyan faşist lider Benito Mussolini ulusal faşist partinin Napoli kongresinde konuşuyor. Sayıları 60.000'i bulan faşist militanlar şöyle sesleniyordu. Programımız basittir. İtalya'yı yönetmek istiyoruz. Ve Benito Mussolini önderliğinde partinin paramilitar yapılanması olan kara gömlekliler bundan tam 100 yıl önce başkent Roma'ya yürüyüşe geçtiler.

Transkriptin tamamını oku

Başbakan Luigi Facta, sıkı yönetimi ilan edip Mussolini'yi durdurmak için Kral III. Vittorio Emanuele'nin onayını istedi, fakat kral bunu kabul etmedi. Luigi Facta, bunun üzerine görevinden istifa etti, olayların daha fazla büyümesini istemeyen, belki de içten içen Mussolini'nin ideolojisini destekleyen kral, başbakanlık koltuğunu Mussolini'ye verdi. Ve İtalya'da faşist dönem bu şekilde başladı. Faşizm tam 100 yıl önce, Roma'ya yürüyüşle tarihte ilk kez iktidara geldi.

1922'deki Roma yürüyüşünün 100. yıl dönümünde, İtalya'da yine faşizm rüzgarları esiyor. Mussolini'den bu yana ilk kez, başbakanlık koltuğuna oturacak aşırı sağcı bir lider var. Giorgia Maloni ve partisi İtalya'nın kardeşleri. Daha doğrusu İtalya'nın erkek kardeşleri. Dilerseniz hızlıca bir haber akışıyla başlayalım. 2021 Şubatından beri İtalya'yı Avrupa Merkez Bankası Başkanı, ekonomist ve teknokrat, Mario Draghi başkanlığındaki koalisyon hükümeti yönetiyordu.

Ama koalisyon, 2022 Temmuz'unda enerji krizi ve ekonomik kriz gibi bir dolu sert krize düştü ve hükümet için de ipler gerildi. Draghi hükümetine koalisyon ortağı üç partinin parlamentoda güven oyu vermemesi, Mario Draghi'nin istifasını getirdi. Şimdi İtalya'ya gideceğiz. Uzun bir süredir siyasi kriz hala aşılamadı demek mümkün. Ekonomi paketinde yeni adımlar atılacaktı. Başbakan Mario Draghi geçtiğimiz hafta istifasını verdi fakat Cumhurbaşkanı bu istifasını kabul etmedi. Daha üzerinden bir hafta geçmeden Draghi bir haftada ikinci kez yeniden istifa etti. Peki nedir İtalya'da yaşananlar? Hemen aktaralım. İtalya'da dün parlamentonun üst kanadı senatoda güven oyu arayan ve kılfayı güven oyu alan başbakanlara ki bu sabah parlamentonun alt kanadı temsilciler meclisindeki görüşmelere katıldı. Kısa bir konuşma yapan İtalyan Başbakan, dünkü oylamada üç partinin hükümetine desteğini çekmesini işaret etti. Dün akşam Senato'da ortaya çıkan sonuç ışığında, Cumhurbaşkanı'na kararlarımı iletmek üzere bu oturumun durdurulmasını talep ediyorum ifadesini kullandı. İtalya Başbakanı, Temsilciler Meclisi'nden ayrılarak Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na gitti ve istifasını verdi. Cumhurbaşkanı Serco Mattarella, Dıra giden yeni başbakan gelene kadar görevde kalmasını istedi ve bir kez daha siyasi belirsizliğin ortaya çıktığı İtalya'da erken seçimlerinde Eylül ayında yapılabileceği dile getiriliyor.

Ve sonunda İtalya 25 Eylül 2022 tarihinde sandık başına gitti. 50.8 milyon seçmenin oy kullanma hakkına sahip olduğu seçime katılım %63.9 oldu. Bu İtalya'daki genel seçim tarihindeki en düşük katılım oranı.

Giorgi Emero'nun liderliğindeki aşırı sağcı İtalya'nın Erkek Kardeşleri Partisi, %26.2'lik oyla seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Parlamento'da en fazla sandalyeye sahip parti oldu. Seçimlerden ikinci çıkan parti %19 ile Enrico Legda liderliğindeki Merkez Solunç Atı Partisi Demokratik Parti. Populist Beş Yıldız Hareketi %15'in üzerinde üçüncü, yine aşırı sağ eğilimleri olan Lig Partisi, eski adı Kuzey Lig Partisi idi.

4. ve eski başbakan Silvio Berlusconi'nin Merkez Sağ Partisi Haydi İtalya'sı 5. oldu. İtalya'nın kardeşleri Lig Partisi ve Haydi İtalya'dan oluşan sağ koalisyon hem Temsilciler Meclisi'ni hem de Senato'yu bundan sonra kontrol edecek.

İtalya'nın kardeşlerinin yükselişi oldukça hızlı oldu. Parti pazar günkü erken seçimlerde zirveye çıkmadan önce 2018'deki son genel seçimde %4,5 bandında bir oy alabiliyordu. Son genel seçimden bugünkü seçimlere %22'lik bir artıştan bahsediyoruz. İyi bir artış, önemli bir yükseliş var burada. Bu siyasal anlamda büyük bir başarı. Nasıl oldu da böylesi bir yükselişi yakalayabildiler sorusunu sormadan önce Meloni'nin kim olduğunu biraz konuşsak iyi olur.

İtalya seçimleri neden uluslararası kamuoyunda bu denli ilgi gördü? Bunu anlamak için hem Meloni'nin siyasi geçmişine, hem bugün kullandığı söyleme, hem de partisi İtalya'nın kardeşlerinin nasıl bir geleneğin sembolik mirasçısı olduğuna bakmak gerekiyor. Partinin neden neo-faşist olarak tanımlandığını anlayabilmek için bu şart. Partinin ve Meloni'nin geleneksel anlamda faşizmle bağlantısı, 2. Dünya Savaşı'na sonuna kadar uzanıyor. Mussolini'nin son hükümetinin kurmay başkanı olan Giorgia Mirante, 1946 yılında İtalyan Sosyal Hareketini kuruyor. İtalya'da faşist iktidar devrilipten sonraki dönemde, faşizm sempatisanları bu saflarda yer alıyor yani.

Aklınızı tutmanız için ufak bir bilgi. İtalyan Sosyal Hareketi'nin parti sembolü, İtalyan bayrağı renklerinden yani kırmızı, beyaz ve yeşilden oluşan dev bir alev sembolüydü. Yani faşistlerin, sonradan sonraki faşistlerin önemli bir sembolü bu alev sembolü. Bu sembolü tekrar karşımıza çıkacağı için belirtiyorum. 1950 ve 80'ler boyunca İtalyan Sosyal Hareketi küçük bir sağ parti olarak kaldı ve tek hanelerde oy toplayabildi. Ama faşist bir mirasın taşıyıcısı bir partinin, üstelik İtalya gibi faşizm deneyimi atlatmış bir ülkede yalnızca var olabilmesi bile bir kriz. İtalya'nın faşizmle ilişkisinden ileride tekrar değineceğiz, şimdilik İtalyan Sosyal Hareketi'nde ilerlemeye devam edelim.

Bugün, İtalya'da seçimleri kazanan Giorgio Meloni, faşizme mirasçısı İtalyan Sosyal Hareketi'nin gençlik kollarına daha 15 yaşındayken katıldı. İtalyan Sosyal Hareketi daha sonra Ulusal İttifak Partisi olarak kabuk değiştirdi. Meloni bu kez Ulusal İttifak saflarındaydı. Hatta bu dönemde Ulusal Birliği'nin gençlik örgütünün liderliğini yaptı. Yani İtalya için faşizm 100 yıl önce kapanmış, bitmiş bir mesele değil. Küçük de olsa partileriyle yaşayan bir ideoloji. Genç Meloni 1996 yılında kameralar karşısında yaptığı bir açıklamada, Mussolini iyi bir politikacıydı. Ne yaptıysa İtalya için yaptı diyordu. Bence Mussolini iyi bir politikacıydı. Yani her şeyi İtalya için yaptı.

Fakim eden süreçte Ulusal Birlik Partisi, Merkez Sağcı Silvia Berlusconi'nin Forza İtalya'sı ile birleşti. Faşist ideolojisini kenara bırakarak, Merkez Sağ denebilecek Özgürlük Halkı Partisi'ni kurdu. Bu gelişme Meloni'nin Ulusal Birlik'le ilişkisinin de sonu oldu. Ayrılan Meloni, 2012 yılında diğer iki siyasetçi ile İtalya'nın Erkek Kardeşleri Partisi'ni kurdu. 2014 yılında ise partinin başına geçti. Parti, aşırı sağ eğimlerini koruyan eski ulusal birlik parti üyelerinin çoğunu, bünyesinde toplamayı başardı. Yani bir geleneğin devamı olarak ortaya çıktılar.

İtalya'nın Kardeşleri Partisi, kuruluşu itibariyle İtalya'da faşizmin sembolik mirasız olacağını ortaya koyuyordu. Hatırlayın Mussolini'den hemen sonra kurulan İtalyan Sosyal Hareketi'nin logosu İtalyan bayrağı renkleriyle çizilmiş bir alevdi. Bu yıllar boyunca faşist geleneği mirasız olan partilerin sembolü oldu hep. Nitekim bugün, seçimleri kazanan İtalya'nın Kardeşleri Partisi'nin parti logosu da aynı sembolü taşıyor.

Yani öyle popülist falan diye yumuşatmak pek doğru değil. Karşımızda faşist geleneği basbayağı sahiplenen bir parti var. İtalya'da Mussolini'nin ve faşizminin bu kadar referans verilebiliyor oluşu kulağa şaşırtıcı gelebilir. Nasıl olur? Bir siyasal parti, Mussolini'ye ve faşizmin sembolüne nasıl bu kadar rahat yaslanabilir? Üstelik bununla da kalmıyor, bu parti seçimlerde en çok oyu alabiliyor.

Üstüne üstlük bir de kendilerine merkez sağ diyen partiler, açıkça faşizm sembolleri kullanan bu partiyle ittifak kurmaya yanaşabiliyorlar. Koalisyon hükümetlerinde görev paylaşımı yapabiliyorlar. Faşist partinin liderini ortak aday gösterebiliyorlar. Hakikaten nasıl oluyor bu? Burada bölüme kısa bir ara verelim, döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz.

1948'de yürürlüğe giren İtalyan anayasası kararlı bir şekilde antifaşistti aslında. Ama ülkenin siyasal kültürü ayrılıkçı geçmişiyle hiçbir zaman temiz bir kopuş yapamadı. Örneğin bir Alman dükkanının Adolf Hitler'i anan eşyalar satması şok edici ve yasa dışı olurdu. Oysa İtalya'da mağazalarda satılan Mussolini hatıralarının görüntüsü o kadar da sıra dışı değil.

Benzer şekilde ana akım Alman merkez partileri Almanya'nın faşist partileri ya da radikal sağcı, aşırılıkçı partilerinden uzak duruyorlar. İtalya'da kökleri faşizm olan partiler ise uzun yıllardır siyaset sahnesinin kabul görmüş bir parçası. Yani Almanya ile İtalya arasında böyle tipik bir farklılık var faşizme bakış açısında. Bunun en büyük nedeni, faşizmin bu iki ülkede nasıl devrildiği ile ilgili sanıyorum. Almanya'da faşizm, müttefik devletlerin Almanya'ya girişi ve kontrolü ele alışı ile devrildi. Ardındansa, milyonlarca insanı toplu infaz kamplarına gönderen nazi subaylarının ve üst düzey yetkililerinin yargılamaları gerçekleşti. Meşhur Nürnberg mahkemeleri. Bir açıklama yapmanız gerekiyor. İnanılmaz ya da inanılmaz. Beklenen insanların ankara'ya hiç çölde değil.

Bu mahkemelerde nazi rejiminin işlediği insanlık suçları, toplu kıyımlar, işkenceler, uluslararası kamuoyunun gözü önünde bir bir gözler önüne serildi. Bu, Alman tarihi için utanç anıydı. Ve Almanya, Nürnberg'ten sonra tarihin bu dönemini utançla birlikte okudu. Alman milliyetçiliği utançla birlikte yoğruldu. Bugün Almanya'nın herhangi bir kentine gidin, bir soykırım anıtına rastlamanız çok olası.

Bu, Alman milli tarihinin utançla birlikte nasıl bugünlere kadar taşındığını gösteren bir kanıt. Oysa İtalya'da Mussolini iktidarı içeriden bir ayaklanmayla alaşağı edildi. Ve ardından Mussolini idam edildi. İtalyan faşistleri, işledikleri suçlar nedeniyle uluslararası kamuoyu önünde yargılanmadılar.

Bu yüzden bu tarihle aralarına bir mesafe de koyamadılar. Bu durum, İtalyan aşırı sağ partilerinin 1950'lerden bu yana faşizmin sembollerini rahatça kullanmasına alan tanıdı. Ve Meloni'ye 1996 yılında kameralar karşısında, Mussolini ne yaptıysa İtalya'nın iyiliği için yaptı diyebilme alanını açtı. O halde asıl soruya gelelim. Faşist sembollere yaslanan ve aşırı sağ ve azınlık karşıtı bir siyasi propaganda yürüten bir parti, nasıl oldu da %26'lık oranıyla seçimlerden birini çıkabildi? Bunun birkaç nedeni var. Burada birinci neden herhalde düzensiz göç. Çünkü İtalya, düzensiz göçten en yoğun etkilenen ülkelerden biri. Özellikle Afrika'dan gelen göç dalgası, İtalya için demografik bir rahatsızlığa neden oluyor.

Zaten Meloni'nin en çok taraftar topladığı konulardan biri de bu, ülkedeki göçmen ve mülteci sorunu. Meloni, İtalyan ailelerin daha çok çocuk yapmasını istiyor. Ona göre demografik bağlamda ülke buzul çağını yaşıyor. Geçen sene İtalya'da 400 bin bebek dünyaya geldi. Ülkemiz demografik açıdan bir kara kış yaşıyor. Bu İtalya için resmen bir buzul çağı. Bu millet yok olmaya doğru ilerliyor ve ben bu milletin yok olmasını istemiyorum. Solcuların dediği gibi doğum oranının azalması sorunu mültecileri ülkeye kabul ederek çözülemez. Ben İtalyanların çocuk yapmasını istiyorum.

Meloni'nin bu sözleri destekleyenler tarafından büyük alkış alıyor veya başka bir seçim mitinginde şunları söylüyor. Benim adım Georgia, ben bir kadınım, bir anneyim, İtalyanım ve Hristiyanım. Bunları benden alamazsınız." diyor. Meloni, İslam ve göçmen ve LGBT karşıtlığını bu söylemsel hattın üzerine inşa ediyor. Asrolan bunun tam tersiyken, yani toplumsal cinsiyet rolleri ve kimlikleri yüzyıllar boyunca LGBT bireylerin varlıklarını hiçe saymışken, Meloni LGBT haklarını güvence altına alan sosyal politikaların kadınlığın, anneliğin ve Hristiyanlığın yok olması olarak yorumluyor.

tabloyu terse çeviriyor, kimlik üzerinden bir işgal söylemi üretiyor. Azınlıkların haklarını savunmak, Meloni'nin söyleminde İtalyan olmanın altını oyan, İtalya'yı toplumsal bir çürümenin içine fırlatan bir siyaset biçimi olarak konumlanıyor. Bir kültürel ve kimliksel işgal desteklemek oluyor yani. Bir başka neden ise İtalya'nın içine sürüklendiği ekonomik ve siyasal kriz. Özellikle pandemi ile beraber giderek derinleşen bir kriz yaşıyor İtalya. Son dönemde özellikle Ukrayna ve Rusya savaşıyla artık bardağı taşıran son damla da dökülmüş oluyor. Avrupa'yı saran enerji krizi İtalya'yı derinden sarsıyor.

30 Eylül tarihli habere göre, İtalya'da yılın son çeyreğinde elektrik ücretlerinin %59 artacağı bildiriliyor. Bir hane için 2021'de yaklaşık 632 avro tutan maliyetin bu yıl yaklaşık 1322 avroyu bulacağı ifade ediliyor. İtalya, Avrupa'nın en büyük ekonomilerinden biri olmasına rağmen aynı zamanda en borçlu ülkelerinden biri. Kamu borçları gayri saf yurt şahıslarının %150'sine dayanmış durumda. Bu haliyle AB içindeki Yunanistan'dan sonra en borçlu ülke İtalya. Ukrayna-Rusya savaşı sonrası AB'nin kemer sıkma politikaları da İtalya'daki işsizliği körüklemiş durumda. Özellikle genç işsizlik hayli yoğun.

Daha önce Gülsen'in tutuklanması bölümünde derinleşen krizlerin toplumları nasıl bir yol ayrımına sürüklediğini konuşmuştuk. İtalyan merkez siyaseti krizin ardındaki karmaşık sorunlara tatmin edici cevaplar veremiyor. Böyle olunca da İtalyan halkı bu yol ayrımında seçimini faşizmden yana kullanabiliyor. Çünkü faşizm karmaşık sorunlara Hakikati ifade etmese de toplumların anlayabileceği basitlikte duygusal cevaplar veriyor. Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Ayhan Kaya da katıldığı Habertürk yayınında durumu merkez siyasetin toplumun sorunlarına cevap üretememesi olarak değerlendiriyor. Geçtiğimiz 10 yıla özellikle 2008 yılındaki küresel finansal krizin, akabinde 2015 yılında yaşanan mülteci krizi, akabinde 2020 yılından itibaren yaşamakta olduğumuz pandemi ve son olarak da Ukrayna'nın Rusya tarafından işgali. Bütün bu süreçler özellikle son yıllarda insanların sağ popülist partilere doğru akışını, gidişini büyük oranda etkiledi. Çünkü dünya artık pek de anlam veremediğimiz bir yer haline geldi. Olup biteni anlamlandırmakta çok zorluk çekiyoruz. En entelektüellerimiz bile yanı başımızda olan konulara, sorunlara anlam bulmakta, anlam vermekte zorlanıyoruz. Ve sıradan insanların hayatlarına baktığımız zaman özellikle Avrupa bağlamında dikkat edin sağ popülist partilere nereden oy çıkıyor şeklindeki bir sorunun cevabı

Özellikle büyük kentlerin uzaklarında yaşayan, çeperlerinde yaşayan, başkentin çok uzaklarında yaşayan, geçmişte tarımsal üretimin yapıldığı, köylülerin daha çok egemen olduğu, işçi sınıfının zamanında egemen olduğu, sol partilere oy veren, insanların egemen olduğu yerlerde artık insanlar kendi sorunlarına, sosyoekonomik sorunlarına, dünyayı anlamaya çalışırken yaşadıkları yalnızlık gibi sorunlara cevap veremediğini görüyor egemen siyasal partilerin. Dolayısıyla asıl sorun merkezdeki siyasettir. Bu merkezdeki siyasetin çıkardığı, çözemediği sorunlar karşısında da insanlar giderek antisistemik, yani sistem karşıtı siyasal partilere doğru yönelme eğiliminde olduğunu Benzer bir analiz Sosyolog Sibel Özbudo'nun Görüş 21'de geçtiğimiz yıl yayınlanan ''Faşizmin Döl Yatağı'' başlıklı yazısında da mevcut. Şöyle diyor Sebel Hoca, ''Yerinden edilme, konumunu yitirme, işini kaybetme, yoksullaşma korkusu, geleceksizlik duygusu, eziklik, çaresizlik, neoliberal politikaların alt sınıflara yaydığı bu duygular değerimci, dönüştürücü bir kanala akıtılmazsa eğer, faşizmin malzemesi olacaktır.''

Kurtarıcı olarak ortaya çıkan karizmatik demagoglar, ırkçı, milliyetçi, dinci, kültürel, össelci çırtkanlıklarla halklarda biriken negatif enerjiyi kapitalizmden sahte düşmanlara yöneltir. Bu sahte düşmanlar Meloni'nin siyasa yolunda kolayca tespit edilebiliyor. Ancak Radikal Sağ'ın başını çektiği Sağ İttifakı'nın seçimlerden galip çıkmasının tek nedeni değil. Ama belki de en büyük nedeni, Sol partilerin aralarında bir birlik sağlayamamış olması. Seçimlerden önce gerçekleşen anketler, Sağ bloğun oy oranını %46 civarında, Sol ve Merkez Sol partilerin oy toplamını ise %47 oranında gösteriyordu. Ancak Demokrat Parti, Beş Yıldız Hareketi ve Reformist Arizona Italia Viva İttifakı

ittifak oluşturmak yerine birbirleriyle rekabete giriştiler. Sağ partiler ülke çapında ortak bir aday çıkarırken, sol, seçim bölgesi başına 3 ayrı aday çıkardı. Hatırlayın, seçimlere katılım %64 ile İtalya tarihinin en düşük oranıydı. Araştırmacılar bunu sol siyasisinin parçalı yapısının seçmende yarattığı ümitsizliğe bağlıyor. Bunun yanı sıra sosyal demokrasinin neoliberalizme karşı gerçek bir alternatif olarak yeni bir değerler seti yaratamamış olması da ciddi bir sorun. Durum böyle olunca yani sol fikren yeni bir şey söylemeyince İtalya'da da sağ sol yok tezleri hortluyor. Aslında sağ sol var da sol yok.

İtalya'da faşizmin yükselişi neden önemli? Başta da söyledik, faşizmi deneyimleyen iki ülke. Almanya'nın faşizme bakış açısıyla, İtalya'nın bakış açısı arasında farklılıklar var. Peki Türkiye, biz faşizmi deneyimledik mi? Deneyimlediysek neden faşizme karşı bir bilinç geliştiremiyoruz?

Aslında tuhaf bir soru. Bizim duruşumuz da Almanya'dan çok İtalya'ya biraz yakın. Bir Akdeniz ülkesi olmamız benzerliği arttırıyor. Faşistlerimiz faşist olduğunu kabul etmiyor bizde. 12 Eylül, 12 Mart gibi açık faşist deneyimler yer yer övülebiliyor. Bunun yanında bizde faşizm hep düzene içkindi. Düzene içkindi derken kastım şu. Yani düzenin dışından bir faşist partinin iktidara gelmesi biçiminde değil, düzenin bir kırmızı alarm modu biçiminde yaşanıyordu bizde faşizm.

12 Mart 1971'den itibaren o kırmızı alarm tuşu egemenlerin hep önüne kondu. Tuşa basıldığında faşist baskı mekanizması çalışıyor ve bir anda faali meçhul suikastler, paramiliter gençlik örgütleri, nefret kampanyaları, yolsuzluklar, yer yer basmalar, yer yer basmakla tehdit etmeler… Buradan hareketle faşizm yalnızca darbe dönemlerinde yaşanan bir şeydir demek yanlış olur. Türkiye'de görüyoruz ki sivil iktidarlar da faşizme oldukça teşne hale gelebiliyor. 12 Mart 1971 darbesinden bu yana son 50 yılımız gerçek bir demokrasi olamadı. Faşizmin ağırlık merkezi milliyetçilikten dinciliğe kayınca bunun değişim olduğu zannedildi. Halbuki o kırmızı tuş hala iktidarların önünde durabiliyor.

arzu ettikleri anda faşist baskı mekanizmasını harekete geçirebiliyorlar. Bu nedenle bizdeki faşistler iktidara gelmek için değil, varlıklarıyla, düzene ruh üflemek için operasyonel bir aparat olarak kullanılıyorlar. Operasyonel bir aparat. Bir sonraki bölümde Zafer Partisi'nin Türkiye siyasi yelpazesinde yarattığı değişimi konuşacağız. Bu dönem bir kitap çalışması nedeniyle Trend Topik'te biraz yavaşladım. Takipçiler kusura bakmasın. Çok şükür bitti ama artık geri döndük yani. Bundan sonra daha sık bir arada oluruz. Trend Topik'i PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar antifaşist olmasanız bile faşistlere hayran olmadığınız günler dilerim. Hoşçakalın.

Çeviri ve Altyazı M.K

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)