Podcast

173: Trend Spor: Fenerbahçe Şov Yaptı, Galatasaray Sonda Güldü, Beşiktaş'ın Savunma Zaafları

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Milli araya gitmeden önce başta Süper Lig olmak üzere Avrupa'daki futbol gündemi yoğundu. Avrupa'da mücadele eden dört temsilcimizin üçünün kazandığı, birinin ise berabere kalması ise tarihe önemli bir başarı olarak not düştü.
Basketbol tarafına gelecek olursak da Eurobasket'te şampiyon belli oldu. Sürprizlerin damga vurduğu Eurobasket'te mutlu sona ulaşan İspanya, Avrupa Basketbolu'nun en büyük gücü olduğunu bir kez daha ispat etti.
Hepsi ve daha fazlası Trend Spor'un bu bölümünde!
Konuk: Anıl Uysal



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

6.352 kelime · ~32 dk okuma

Selamlar herkese. Trendspor'da bu hafta futbol gündemi oldukça yoğun ve son olarak Eurobasket'te de şampiyon İspanya oldu. Eurobasket'in şampiyonu İspanya'yı, finali üçüncülük maçını, Eurobasket'in tüm detaylarını bir kez daha ve bu hafta son olarak sevgili Anıl Uysal'la programın sonunda detaylıca konuşacağız. Futbolla başlayalım. Futbolda hem milli takım kadrosu açıklandı. Hem Fatih Terim belgeseli Netflix'te yayınlandı. Bu gündem oldu. Hem haftanın maçları oynandı. Hepsine değineceğiz ve son olarak Fenerbahçe Alanya Sporu ezdi geçti. Son maçla birlikte her zaman olduğu gibi gündemden başlayalım.

Fenerbahçe Alanya sporu dağıttı. Ön alan baskısıyla rakibini sürklase etti. Açıkçası çok da beklenmeyen bir durum değildi. Bu geçtiğimiz sezon Fenerbahçe Alanya'ya karşı yine Farioli'nin olduğu Alanya'ya karşı deplasmanda 5 gollü kazanmıştı. Valerian İsmail'in Beşiktaş'ına karşı burada İstanbul'daki geçen sezonki maçı 4 golle kaybetmişlerdi.

Bu oynamak istedikleri oyun güçlü ön alan baskısına karşı bilhassa İstanbul'da oynadıklarında o 40.000-50.000 kişilik taraftarla birleştiğinde Farioli'nin takımları için oldukça zorlayıcı oluyor. Crespo'nun maçı olmasını bekliyordum açıkçası bu maçın çünkü Crespo ligin en iyi pres yapan orta sahayoncusu ve tam da öyle bir maç oldu. Crespo'da rakip orta sahayı savunmayı delik deşik etti.

Transkriptin tamamını oku

Fenerbahçe'nin zaten bu ön alan baskısı belli bir güce erişmişti. Çünkü Avrupa maçları da oynuyorlar, daha çok sayıda maça çıktılar, daha iyi bir uyum yakaladılar. Ve Farioli ise Alanya Spor'da bu yaz çok sayıda yeni transfere gitti, kadro değişimine gitti. Onların geriden oyun kurma kabiliyeti henüz yeterince gelişmemişken Fenerbahçe'nin ön alan baskı kabiliyeti çok daha gelişmişti. Ve bu iki oyun çarpıştığı zaman Fenerbahçe'nin lehine, bir de taraftarla vs. birleştiği zaman, bir de oyuncu kalitesiyle birleştiği zaman

İşin Fenerbahçe lehine dönmesi çok barizdi bence. Beklenen bir şeydi. Öte yandan sadece bu da değil, duran toplar da oldukça eksikti Alanya Spor'da ve geçtiğimiz sezon Francesco Farioli Socrates'e verdiği röportajda bu itirafı yapmıştı. Bazen akan oyuna çok çalışmak yüzünden duran topları yeterince çalışmaya zaman bulamıyoruz demişti. Ama artık bulmalılar bu duran topları çalışmaya zaman. Çünkü gerçekten çok kötü duran top savunması yapıyorlar ve bir gol yediler bir de Arao'nun bomboş kafası var. Çok net duran top problemleri yaşadılar ve Fenerbahçe sadece 4 oyuncu ile falan duran topta cornerlerde gidiyordu. Ona rağmen çok daha organize bir şekilde duran top kullandıkları için de başarılı oldular.

Fenerbahçe de bu arada Jorge Jesus'un da hakkını vereyim. Hem taçtan hem kornerlerden diğer maçlarda da zaten başarılılar. Bir de kötü duran top savunan Alanya ile karşılaşınca da gol ve net pozisyonlar ayrıca gelmiş oldu. Tabi bu maçı biraz da Farioli üzerinden okumak lazım. Zira Farioli ile ilgili ilginç bir durum var.

Hem Karagümrük'te hem de Alanya Spor'da Faryon'un ilk 10-15 maçı çok çok daha iyiydi. Hatta bu ilk 10-15 maçlık dönemlerde Karagümrük'ü çalıştırırken Başakşehir'i 4-0 yendikleri ve Aykut Kocaman'ın istifasına giden bir maç var mesela. Rakiplerini sürkülese etmişlerdi. Veya Alanya Spor'un başındayken çıktığı ilk maçlardan bir tanesinde Hatay Spor'u 6-0 yenmişlerdi.

İlginç bir şekilde Farioli göreve başladığı ilk 5-10 haftada çok çok daha iyi futbol oynatırken haftalar geçtikçe oyun gücünün yükselmesini beklerken aksine devamlı kendini tekrar eden geriden oyun kurma setleri rakipler tarafından ezberleniyor ve her iki takımda da günden güne oyun gücünü kaybeden bir Farioli görüyoruz. Bu benim için bir hayal kırıklığı oldu çünkü dediğim gibi hem Karagümrük'te hem Alanya Spor'un ilk döneminde çok güçlü oyunlar da vardı sahada ve çok genç bir teknik adamın çok güçlü oyunlarla aldığı bu galibiyetler Hatay geçen senenin Flash takımlarından 6 tane atıyorsunuz. Başakşehir ligin en güçlü takımlardan 4 tane atıyorsunuz. Hem de çok başka bir oyun oynayarak atıyorsunuz. O yüzden ben de açıkçası Forioli'ye karşı çok yükselmiştim ama bu yükseliş ilerlemek yerine aksine geri gidiyor. Öte yandan bu sezon yaz transfer döneminde de takviyeler açısından da çok kötü geçiren bir alanya sporu var. Bir tek kalecileri Runarsson çok iyi oldu. Marafonalardan falan çok daha iyi bir kaleci.

Ama onun dışında o Targen'i neler işte Zidane, Ferhat'lar falan çok bir etkileri olmadı. Yani ve merkez orta sahaya işte Dumbia'yı getirdi. Geçen sene gelen Fer vardı. Bunlar çok ağır oyuncular. Ben başka bir platformda maç oyunu yaptığım analizde bu ağır oyunculara karşı Crespo'nun baskı yaptığı zaman çok net üstünlük kurmasını bekliyordum diye bir cümlem var ve özellikle Fer'in çok ağır bir oyuncu olduğunu. ve merkez orta sahada geriden oyun kurmaya çalışan bir takımın merkez orta sahasında ağır bir oyuncunun oynamasının o baskıyı çok daha fazla üzerine çekmeye sebep olduğunu söyledim. Tam da böyle oldu. Fer arkasından gelen Crespo'yu fark edemedi. Fark edince de iş işten geçmiş oldu, ağır kaldı. Crespo geldi topu kazandı ve

Onun kazandığı topun devamında Rossi ile 1-0 öne geçti Fenerbahçe. Yani tam beklenenler oldu açıkçası ve bir genç hoca olarak Farioli'nin transferde de çok daha ince eleyip sık dokumasını, çok daha fazla çalışmasını ve kendi oyun sistemini karşılayacak çok daha çabuk oyun kurucu ve rejistalar transfer etmesini bekliyorsunuz. Madem geriden oyun kuracaksınız o zaman 6 numaranız bir dönem Galatasaray'da oynayan mesela Jean-Michel Seri gibi çok çabuk ekseni etrafına çok kolay dönen ve topun hızını çok arttırabilen bir altı numara olması gerekiyor Fer'in tam tersine ki baskı yediğinde top kaybı yapmasın da topu üçüncü bölgeye aktarabilsin hani mesela bir pozisyon var ilk yarıda nadiren olan Efkan'a iki kişilik baskı yaptı Fenerbahçe'den Efkan bir şekilde çalım atıp arkasının dönmeyi bildiği bir uzun top attı net bir pozisyona girdi Alanyaspor tek bir uzun topla bu geriden oyun kurmanın öyle bir şeyi var topu kaptırırsanız gol yiyorsunuz

bir şekilde kaptırmayıp üçüncü bölgeye aktarırsanız tehlikeli bir geçiş yapmış oluyorsunuz. Dediğim gibi Fenerbahçe'nin piresi Alanya Spor'un geriden oyun kurma kabiliyetinin çok daha organize, çok daha önünde olduğu için de hep Fenerbahçe'nin istedikleri oldu. Büyük ölçüde Fenerbahçe'nin istedikleri oldu. Birkaç geçişe Alanya Spor yapabildi, birkaç geçiş sağlayabildi ama onlar da gole gidemedi.

Özgüven de kırıldı tabii Alanya Spor'da. Fenerbahçe çok net bir galibiyet aldı. Georges Usta rotasyonunu da oldukça kuvvetli kullanıyor. Çok hak ettiği bir galibiyeti almış oldu Fenerbahçe. Dünün 17 seansındaki maçlarda Başakşehir'le Karagümrük karşılaştı ve Trabzonspor'da Gaziantep'le karşılaştı. Ben bu Başakşehir maçını gidip yerinde izlemek istedim. Çünkü Başakşehir bir rekorun eşiğinde. Konya Spor'da o rekorun eşiğindeydi ama bu hafta kaybetti.

Gol yedi daha doğrusu nedir o rekor derseniz 1959'dan itibaren sayılan Süper Lig'de hiçbir takım 7 maç üst üste gol yemeyerek sezona başlayamadı. 6 maçla hem Başakşehir hem Konya Spor bu rekoru egale etmiş oldular. Ama Konya Spor Galatasaray'a karşısında iki tane gol yedi ve rekoru kıramamış oldu. Başakşehir ise önümüzdeki haftada milyardan sonra da gol yemezse eğer bu rekoru kırabilir. 63-62 yıllık rekoru kırabilir. Bir hafta bayi geçtiler. 6 hafta üst üste gol yememiş oldular. Ama yorgunlardı ve topun hızını geçtiğimiz haftalara göre pek arttıramadılar. Daha hızlı hareket etmek, daha hızlı paslaşmak bu set oyununu daha engellenemez, önlenemez yapıyor.

Karagümrük de ilk haftalara göre biraz daha toparlanmış durumda. Yine ben çok beğenmedim ama biraz daha doğru savunma yapmayı bildiler. Ve Başakşehir'in de yorgunluğuyla birleşince bu sıfır sıfırlık bir beraberliğe gitti iş. Başakşehir'de ne eksik derseniz, orta sahanın merkezindeki rotasyon biraz dar kalıyor ve orada yorgunluk oluyor. Orası yorulunca da topun hızını arttırmak, pas hızını arttırmak, o set oyununu oynamak biraz zorlaşıyor. Zaten bakarsanız Avrupa ve ligde oynanan maçlarda iki Bekin'i birden rotasyona soktuğu oluyor.

İki kanadını birden rotasyona sokabiliyor. İşte Bertrand Traore'nin sağ kanata Patrick Şiş'le değişebildiğini, işte sol tarafta Minoşuia'nın Serdar Gürler'le değişebildiğini görüyorsunuz. Dört tane iyi kanadı var. Centerford'a Kenny var, Okaka var. Bu maçta Bertrand Traore de oynadı. Bunlar da değişebiliyor. Bazen bir stoperi yerine yeni, genç stoperi Tuba'yı oynatabiliyor. Hatta Kaleci de bile rotasyona gidiyor. Volkan Babacan ile Muhammed Şengezer arasında. Ama orta üçlü de Biglia'nın net bir alternatifi pek yok. Berkay'ı falan çekiyor oraya. Mahmut, Berkay, Biglia.

Normalde kanat oyuncusu olan Deniz Dürüç orada, Alexiç biraz ekleniyor. O 3 pozisyon için, 1-6 ve 2-8 numara için 5 rotasyonu var. Aslında Mesut da var ama Mesut çok devreye girebilecek durumda değil. 3 sıfırlık falan maçlarda son dakikalarda alabiliyor Mesut'u. Ya Mesut'u devre arasına kadar o bölgeye futbola döndürecek ve merkez orta sahasını 6 oyuncuya çıkaracak ki Mesut futbola dönse bile 8 numara olarak dönebilir mi?

Yani o 4-3-3'ün iç oyuncusundan bir tanesi olabilir. Ondan da çok emin değilim. Aleksic falan oluyor ama Mesut biraz daha zor. Ya da Mesut'u döndüremezse Ocak ayında yapacağı ilk transferi Merkez Ortasağı yapacağını düşünüyorum. Ya 6 ya 8 numaraya bir transfer daha gerekir diye düşünüyorum. Tabii Başakşehir Karagümrük maçını canlı izlediğim için Trabzonspor Gaziantep maçını kaçırmış oldum.

Trabzonspor'da 2-0'dan dönmüş, 3-2 kazanmışlar. Trezeghen'in yine gol attığını görüyoruz. Gaziantep'te de Maksim yine gol attığını görüyoruz. Çok özel bir oyuncu Maksim'de. Geldiğinden beri müthiş bir gol istikrarıyla oynuyor. Ama Gaziantep Galatasaray maçından sonra bir kez daha öne geçtiği bir büyük maçta skoru koruyamadı. Faul itirazlarından olan, işte golü izledim son olarak.

faaldir değildir vesaire ayrı bir konu hep eleştirdiğim Ertuğrul'un taçtan gelen topu penaltı noktasına doğru şişirmiş olması havaya kaldırmış olması son derece amatör bir iş Gaziantep skoru korumaya çalıştığı zaman Ertuğrul gibi kalitesiz savunmacılar sahip olduğu için böyle skoru koruyamaz yani Galatasaray'da da bunu yaşadı Trabzon deplasmanında da yaşadı geçtiğimiz haftalarda Prekazi'nin Erol Buluc'un söylediği bir söz var Tekrar maça dönüyorum. Neden? Çünkü hepsi kafamda geliyor. Bir antrenör, korkak antrenör bir şey yapamaz. Gaziantep'ten antrenör olacak. 11 kişiye rağmen ikinci dereye çıktılar, hep defans oynuyorlar. Kardeşim, sen bu maçı kazanmalısaydın. Fark etmez ki Galatasaray. 11 kişi varken 1-0 öndeydim. Ve sonra ne oldu? Korkak ya olmaz futbol. Futbol çıkacaksın saha içinde, oynayacaksın. Hiç önemli değil senden daha büyük takım mı, daha küçük takım mı.

Bu haftanın ilginç bir maçı daha var ona da değinmek istiyorum. Biraz daha Anadolu maçlarına da değinmiş oldum bu bölümde ama gerçekten hak ediyorlar bence. Antalya Sporu Adana Demir Spor maçı oynandı ve Adana Demir Spor kendisini liderliğe çıkaran bir galibiyet aldı. Antalya Sporu da Trabzonsporu yendikten sonra oynadığı 4 maçı da kaybetmiş oldu ve 13. sıraya kadar gerilediler.

Nuri Şahin'i de bekliyor. Sıradaki milli maç mesaisinden sonra Konya spor deplasmanı olacak rakibi Antalya sporu ve o maçta oldukça zorlu geçecek gibi görünüyor. Öte yandan geçen sene de Trabzonspor'u yenen tek takımlardı. Çok uzun bir süre ilk devre kazanmışlardı. Ve o maçı kazandıktan sonra da tam 8 maç üst üste kazanamamışlardı. 4 mağlubiyet 4 beraberlik almışlardı. Yine benzer bir senaryo. Trabzonspor'u 5 attılar kazandılar ve sonraki 4 maçı birden kaybettiler. Adana Demirspor'a da değinmek lazım lidere. Adana Demirspor geçen hafta oynadığı gibi 4-4-2-0. Bu şekilde telaffuz edeceğim bu pek bilinmeyen, oynanmayan sistemi. 4 Savunma, 4 Ortasa ve 2 On Numara yani 4 Wetsiz, 4-4-2-0 şeklinde bir düzen. Geçtiğimiz haftaki bölümde de bahsetmiştim onu 2020-2021 sezonunda.

Şampiyonlar Ligi yarı finalinde ve o sezon birçok maçta Pep Guardiola'da Manchester City'de oynatmıştı. 4 savunma, 4 orta sağ kanatta Mahret, sol kanatta Foden, merkez ikilide Fernandinho ve İlkay vardı. Ve onların önünde de 2-10 numara bu Paris St. Germain maçı Şampiyonlar Ligi yarı finali ilk 11'ini söylüyorum. Bu 4'lü orta sahanın önünde de 2-10 numara Kevin De Bruyne ve David Silva oynuyordu. Yani 2 sahte 9 gibi 2-10 numaradan kurulan

Hem 4 orta sağ oynuyorsunuz hem 2 forvet gibi oynayabiliyorsunuz. Bu düzeni Montella'nın Süperlig'e taşıdığını görmüştük. Geçtiğimiz hafta Trabzonspor'u yenmişlerdi bu düzende ve bu hafta da Antalya Sporu yendiler. Ama Adana Demir Sporu da geçtiğimiz hafta da rakitski çok aksamıştı, tecrübeli stoperleri. Kırmızı kart gördü ama ona rağmen Antalya Sporu'da da iki kırmızı kart var. Hele yeni transferleri Nakajima'nın oyuna girer girmez 30 saniye içinde kırmızı kart görmesi de oldukça ilginç bir sekansdı. Adana Demir Sporu tebrik ediyorum. Antalya Sporu da Nuri Hoca'yı da umarım toparlanırlar diyorum ve Beşiktaş maçına geçelim.

Beşiktaş'ta bu kaleye gelen şutların gol olma ilginçliği sürüyor. Geçen hafta itibariyle kaleye gelen 13 şutun 8'i gol olmuştu. Bu hafta itibariyle 15 şutun 10'u gol oldu. Normalde kaleye bulan şutların %30 civarı gol olur. Beşiktaş da şu anda bu sezonun 7. haftası itibariyle bu oran %67'lerde. Gerçekten iki kattan daha fazla yani kaleye giden gerçekten gol alıyor. Hatta daha ilginci kaleye gitmeyenler de gol alıyor yani şut olmayanlar da gol alıyor. Aslında bu İstanbul Spor Maçı'nda kaleye bulan iki şuttan bir tanesinin Ersin'in kucağında kaldı.

O şut belki hatırlarsınız ilk arada. Özetlere de girdi. 70 top halli savunmanın arkasına sarkıyor sayısın yanından ve bir aşırtma deniyor ama top kucağına gidiyor Ersin'in çok zayıf bir şekilde. O aslında isabetsiz bir şut. Fakat diğer ilk gol Ersin'in kendi kalesine attığı gol

Pardon, az önceki bahsettiğim Sayıs'ın yanından gelip de vurduğu top aslında isabetli bir şut. Fakat ilk gol, Ersin'in kendi kalesine attığı gol aslında isabetsiz bir şut. Yani direkten dönmüş, oyun alanına dönecekken Ersin'i sırtına çarpıyor ve gol oluyor. Bu aslında Alanya'da plasmanında da böyleydi. Alanya'da plasmanında da kaleyi bulan 3 şutun 3'ü de gol olmuş gibi gözüküyordu.

Aslında bir tanesini Ersin kurtardı. Bir de orada da biliyorsunuz başka bir kendi kalesine gol vardı. Takım arkadaşının kafayla dokunduğu top ağlara buluşmuştu. Yani iki tane kaleyi bulmayan şut da aslında kendi kalesine olarak Beşiktaş ağlarına gitti. Ciddi bir şanssızlık yaşıyorlar bir yandan. Ama bu maçta pek iyi oynamadıklarını da söylemek lazım. Bilhassa Valerian İsmail'in bir uygulaması çok dikkat çekici. Stopper ve Kale gibi birliktelik ve uyumun çok önemli olduğu pozisyonlarda çok sık rotasyona gidiyor Valerian İsmail ve ceza sistemi üzerinden gidiyor. Mesela bir önceki hafta Başakşehir maçında Necip hata yaptı ve 78-79. dakikalarda 1-0 mağlupken kendi evinde Başakşehir'e karşı Necip yerine Tayyip girdi oyuna. Tamam Necip hata yapmış olabilir de

Maçın bitmesine 12-13 dakika kalmış. Bir stoperi çıkarıp başka bir stoper almanın oyunun gidişatına çok bir etkisi olamaz yani. O sırada orta sahan değişebilir, kanatların değişebilir, forvetin değişebilir. Maçın sonucunu değiştirmeye çok daha müsait hamleler yapabilirsiniz Necip Tayyip değişikliğindense. Mesela o değişiklik gelmişti geçen hafta. Bu haftada Tayyip çıkmak durumunda kaldı 50. dakikada.

Yerine Necip girebilirdi direkt ama Necip'i sokmak istemedi hoca, Wellington'ı sokmak istedi. Necip ile Wellington arasında da öyle çok büyük bir kalite farkı da yok açıkçası. Ama yerli çıkarıp yabancı sokmak sizi başka bir değişikliğe zorladığı için yani yine bir yabancı çıkarıp yerli sokmanız gerekiyor başka bir pozisyonda. Bu yüzden Rosier ve Tayfur da değişmek durumunda kaldı. Hadi 1 stoper değişti, bir de Sabek de değişti. Bu çok değişiklikler Beşiktaş'ın oyun yapısını da bozuyor açıkçası. Geçtiğimiz haftalarda kaleciler değişti. Emre Bilgin geçti 2 hafta, o da hatalı goller yedi. Üzerine tekrar Ersin girdi. Genç kaleciler de bu sık rotasyondan, sık değişiklikten daha çok özgüven kaybetti. Stoperler de bir özgüven kaybı yaşıyor. Çünkü kendilerine güvenilmediği çok gösteriliyor açıkçası. Hani ben kale ve stoper pozisyonda uyumun ve devamlılığın çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Ama bu sürekli ceza verme anlayışı biraz stoperleri ve kalecileri konsantrasyon ve özgüven olarak geri plana itmiş gibi oldu. Öte yandan İstanbul Spor da bu sezon itibariyle 7 maçta sadece 4 gol attı. Ve 2 tanesi free kickten çok şık goller. 4 golün 4'ü de ceza sahası dışından. Bu 4 golün 3'ü sol çaprazdan hatta. Ve ilk 2 golü atan

Ethemi de aslında bu maçta oynamamıştı. Yeni uzaktan şu golleri kattılar hanelerine. Henüz ceza sahası içinden golleri yok ki geçen sene TFF 1. Ligin gol kralı İbrahim takımla birlikte devam ediyor ama süperlik seviyesinde ceza sahasında pek kolay kolay İbrahim'e alan ve zaman Bırakmıyorlar. İbrahim biraz ağır bir oyuncu ve çok fizikli bir oyuncu da değil. Onu biraz harcıyorlar açıkçası Super League seviyesinde. Tfv 1. Lig'de Super League arasındaki kalite farkı da biraz İbrahim üzerinden okunabiliyor diyebilirim. İstanbul Sporlu da son olarak şunu da söyleyeyim. Evet kadroları kalitesiz ama rakibi oynatmama konusunda da son derece dikkatliler ve son derece disiplinliler.

Bu 7 maçta sadece Konya'dan 4 gollü net bir mağlubiyet aldılar. Onun dışında her maç bozdular rakiplerini ve 1-0 kaybettiler. 2-0 kaybettikleri Trabzon maçında da 2. golü 85-86'da falan yediler. Yani 1-0 yenik duruma düşseler bile yine kendi 30 metresine kapanan ve hiç konsantrasyon bozmayan bir takım var. Aslında mesela 1-0 yenik duruma düşen bir takımın beraberlik için biraz açıldığını

görebilirsiniz ve bu açılma sonunda kalesinde daha net pozisyonlar verebilir ve daha farklı bir duruma gidebilir iş. Ama İstanbul Spor onu yapmıyor. 1-0 yenik duruma düştüklerinde bile temkinli ve yine kapanan bir oyunla devam ediyorlar. O yüzden aslında İstanbul Spor oynaması çok sıkıntılı bir takım. Çünkü kadroları kalitesiz bunu biliyorsunuz. Daha iyi oynamanız gerektiğini biliyorsunuz. Daha gollü, daha net bir galibiyet almanız gerektiğini biliyorsunuz ama adamlar inatla o disiplinle o kapanmayı devam ettiriyorlar.

O yüzden biraz çelik gibi sinirlere sahip olmak lazım İstanbul Spor'a karşı oynadığınızda ve şu an itibariyle de kadro kalitelerinin üzerinde puan toplamayı bildiler. Onları tebrik ediyorum. Türk futbolunun kurtuluşu için zarar etmeden ekonomik anlamda ayakta kalmaya çalışan İstanbul Spor gibi takımlara ihtiyaç var. O yüzden başarılarının devamını diliyorum. Galatasaray-Konya spor maçına geçiyorum son olarak. Haftanın ilk maçıydı. Kronolojik gidiyoruz.

Galatasaray bu sezon 80. dakikadan sonra attığı gollerle çok sayıda puan topladı ve 7 maçın 4'ünü 80'den sonra attığı gollerle kazandı. Hatırlayalım. Antalya spor maçı Gomis golü son dakika.

Ümraniye spor maçı yine Gomis golü son dakikalar. Gaziantep maçı kendi kalesine gol gaziantepte son dakika. Ve Konya spor maçında da galibiyeti getiren gol yine kendi kalesine 82. dakikada geldi. Ve

ilginç bir şekilde Okan Bruun yaptığı oyuncu değişikliklerinin de sonuca direkt yansımaları gözüküyor. Antalya spor maçında Mitsio ve Gomis girdi. Asist ve gol bu yeni oyuna giren isimlerden oldu. Ümraniye maçında yine sonradan oyuna giren Gomis golünü attı. Direkt etki etti.

Gaziantep maçında sonradan oyuna giren Seferovic'in yarattığı karambolden kendi kalelerine gol atmış oldular. Konya maçında da birebir aynısı oldu. Yine sonradan oyuna giren Dibuan'ın ortasında sonradan oyuna giren Icardi'nin yarattığı karambolden kendi kalelerine gol atmış oldular. Son 30 dakika yorulan Center 4 yerine yeni bir Center 4 almak hem Gaziantep hem de Konya spor maçında Galatasaray'ın işine yaradı. Birinde Seferovic diğerinde Icardi ile. Bunlar golleri atmamış olsalar bile savunmacılara kendi kalelerine gole attıran karambolu yarattılar, baskıyı yaptılar.

Hatta bence Trabzon maçında 0-0 beraber biten Trabzon spor maçında da Berkan'ın sonradan oyuna girmesi çok net katkı sağlamıştı. Hatta Kerem'e de al da at diye bir pas vermişti biliyorsunuz ama Kerem o golü atamamıştı. Hani orada da Berkan oyuncu değişikliği de yine pozitif yansımıştı. 7 maçın 5'inde teknik direktör değişikliklerinin çok net katkısının geldiğini görüyoruz. Ama bir hakkını da verelim Giresun spor maçı oyuncu değişiklikleri de beraberlik hatta galibiyete doğru giden maçı mağlubiyete çevirmişti.

O da kötüydü yani diğer 5 maç için oyuncu değişiklikleri gayet iyi sonuç verdi diyebiliriz Okan Hoca için. Ama bir Giresun maçı da Nazar Boncu olsun o da kötü sonuç verdi açıkçası mağlubiyete sebep oldu. Onu da söylemek lazım. Galatasaray kötü oynuyordu falan deniyor da açıkçası bence Galatasaray Kasımpaşa maçından pek farklı oynamadı.

Kasımpaşa maçında da yine rakibine çok fazla geçiş imkanı vermişti Galatasaray ama Kasımpaşa o kadar kaliteli bir takım değildi ve bu geçişleri değerlendiremedi. Fakat KSL'in en kaliteli takımlarından bir tanesi ve bu geçişleri gayet iyi değerlendirmeyi bildi. Öte yandan KSL'in en iyi uzaktan şut atan oyuncularına sahip takımı Bütici olsun, bu maç oynamadı ama Muric olsun, Amirad Zahmetovic olsun ve bilhassa en iyisi de Endri Çekici. Uzaktan şutlarda bu kadar iyi bir takıma karşı da pek çalışmadığını görüyoruz Galatasaray'ın bu yönüne. Rakibinin bu yönüne pek çalışmadığını görüyoruz ve kolay şutlar attırdılar. Çekici de iki tane önünü buldu, bir tanesini üst direğe vurdu, bir tanesine de ampul gibi golünü atmayı bildi. Bu açıdan Okan Hoca eleştirilebilir. Yine oyuncu değişiklikleri iyi sonuç verdi ama rakibin en güçlü silahı biraz fazla boş bırakıldı. Bir de Emin Bayram çok kötü bir maç çıkardı. Onunla ilgili daha önce şöyle bir yorum yapmıştım.

Emin Bayram 19 yaşında bir oyuncu. Boyu gayet iyi. Uzun boylu bir genç. Ve boyuna göre de en önemli avantajı yavaş değil. Boyuna göre gayet hızlı var. Bu önemli bir avantaj. Ama boyuna göre çok da güçsüz. Bu da çok önemli bir dezavantaj. Bu kadar boyu olan bir stoper bu kadar güçsüz olmaz. Kendisinden çok daha kısa Muhammed'e karşı ikili mücadeleleri hep kaybetti, hep devrildi. Sonradan giren Diyuf da çok yaşlı bir oyuncu olmasına rağmen yine devirdi onu. Emin'in spor salonundan çıkmaması lazım, güçlendirmesi lazım. Kendisine bu uyarıyı yapalım. Gelişmesi lazım. Bu maçta maalesef ikili mücadelelerde çok eksik kaldı diyelim ve 7. hafta maçlarını bu şekilde tamamlamış olalım.

Önümüzdeki hafta milli maçlar oynanacak. Ve bu milli maçlar öncesinde de milli takım kadrosu açıklandı. Kalede Uğurcan Çakır ve Altay Bayındır var. Trabzonspor ve Fenerbahçe'den. Beşiktaş'tan Ersin yok. Ren'den Doğan Alemdar var. Ren'de Doğan rotasyonda bazen oynuyor, bazen oynamıyor. Ve onunla ilgili olarak geçtiğimiz hafta Volkan Demirel Spor Digital'e konuk oldu ve bir yorumda bulundu. Onu da eklemek istiyorum. Ben Doğan Alemdar'ın

Çok iyi kaleci olduğunu düşünüyorum. Ben Doğan Alemdar'ı Kayseri Spor'dayken takip ediyorum. Abisi, aynı zamanda da menajerliği yapan Hakan Arkan, benim çok yakın arkadaşım. Onunla hep diyalog içerisindeydik ve çok da takip ettim. Şu an Rennes'e gitti zaten. Çok da iyi olacak, daha da iyi olacak. Yani çok iyi kalecilerimiz, Türk kalecilerimiz yetişiyor.

VOLKAN'IN YORUMU Kayseri DEĞERLİ Spor'un çok iyi geçen sezondan beri çok iyi performans gösteren sabeki Onur Bulut kadroya girdi. Bu bence güzel bir haber. Roma'nın sabeki Zeki Çelik Roma'da oynuyor. Bu güzel. Zeki oynar büyük ihtimalle. Onur da yedeği olur. Stopper'de Leicester'da çok uzun süredir oynayamayan Çağlar Söğüncü yine de kadroya girmiş. Muhtemelen onu zorlayacak bir Stopper performansı olsa Çağlar belki kadroya giremezdi.

Kaan Ayhan Sassoğlu da rotasyonda son maçlarda yeniden oynamaya başladı. Atalanda da Merih Demiral devamlı oynuyor ve Hoffenheim'de Ozan Kabak gayet iyi oynuyor. Ozan ve Merih ilk 11'de oynar diye tahmin ediyorum bugünkü form durumlarına göre. Sol bekte Eren Elmalı var. Trabzonspor'dan katıldı. O da yeni milli oyunculardan. Rangers'dan Rıdvan geliyor. Rıdvan'da yedek rotasyon ağırlıklı şu anda Rangers'da. Ve Fenerbahçe'den Ferdi Kadoğlu var. Yine ilk on birde Ferdi'yi bekliyorum. Orta sahada Cengiz Ünder var. Marsilya'dan oynuyor. Yunus Hakkün var. Galatasaray'da oynuyor. Kerem Akdürkoğlu var. Biraz formsuz ama oynuyor. Berkan Kutlu alındı. Berkan Kutlu'nun alınması eleştirildi. Çünkü takımında pek oynamayan bir oyuncuydu Berkan Kutlu. Kutlu ama İlli takımın orta sahasında Berkan Kutlu gibi presçi ve savunma özelliğiyle öne çıkan tempolu bir orta saha öncüsü de yoktu. Sanırım bu rotasyon eksiğini gidermek için Berkan Kutlu alınmıştır. O yüzden çok eleştirildi ama anlayabiliyorum bu tercihi.

İrfan Can Kahveci var Fenerbahçe'den, Orkun Kökçü var Feyenoord'tan, Serdar Gürler var çok formda Medibor-Başakşehir'den ve Salih Özcan vardı Boris Edortmut'tan ama Salih Özcan sakatlığından dolayı kadrodan çıkarıldı ve sonradan Tolga Ciğerci ile İsmail Yüksek eklendi Fenerbahçe'den İsmail Yüksek eklendi amili takım kadrosuna ve Salih Uçan ilk açıklanan kadroda olmadığı için bile haklı olarak çok tepki çekmişti. Sonradan iki kişi eklendi kadroya Salih Özcan çıktıktan sonra ama Salih Uçan yine de eklenmedi. ve net bir oyun kurucu da aslında Orkun Kökçü dışında yok yani Akan Çalanoğlu yok mesela. Bu koşulda dahi bir oyun kurucu olarak Salih Uçan'ın dahil edilmemesi biraz haksızlık gibi geldi bana çünkü Salih Uçan Beşiktaş'ın en formlu oyuncularından bir tanesi. Öte yandan hani nasıl Berkan Kutlu tipi bir presçi, savunmacı yok o yüzden alınması normal diyorum ama Salih Uçan gibi bir oyun kurucu da çok fazla yoktu, alternatif olarak en azından alınması gerekiyordu diye düşünüyorum. Center 4'da hem Burnley'deki Halil Dervişoğlu hem de Fenerbahçe'deki Serdar Dursun oynayamıyorlar pek. Yedekler, süre alamıyorlar. Neyse ki Enes Yunal Getafe'de yine bu sezonda oynuyor ve formda çok güzel goller atmaya devam ediyor. İlk 11'de yine o olur Center 4 pozisyonda diye bekliyorum ama Center 4 konusunda bir kriz yaşayabiliriz önümüzdeki dönemlerde. Enes Yunal eğer bir sakatlık yaşarsa veya bir form düşüklüğü yaşarsa devamlı oynayan Center 4'muz yok gibi bir şey.

Bu da milli takımla ilgili gelecek dönemlerde bir sıkıntı yaratabilir diye düşünüyorum. Gelecek hafta milli takım maçlarından sonra ayrıca milli takımı da değerlendiririz. Öte yandan bu hafta bir de Fatih Terim belgeseli biliyorsunuz vizyona girildi Netflix'te. Futbolcu Fatih Terim. Kaptan Fatih Terim. Hoca Fatih Terim.

Baba Fatih derim. Dede Fatih derim. İmparator Fatih derim. Sıralamaya geldiğin zaman zaten aşağı yukarı nereye geleceğimiz açık. Benim beklentim çok daha yüksekti. Birçok futbol severin beklentisi çok daha yüksektir. Ama beklentilerin biraz altında kalan bir belgesel oldu. Çok daha fazla kişinin konuşmasını beklerdim. Hadi bu FETÖ'den dolayı Hakan Şükürler'in ariflerin olmamasını anlıyorum. Onlar olsaydı belgeselde işi yani şeyinden çıkarabilirdi bu.

gündemi değiştirebilirdi belgeselin esas konuşulması gerekenlerden başka bir yere götürürdü ve hoş olmazdı tamam yani kabul ediyorum olmamasını anlayabiliyorum gayet ama Tugay Kerimoğlu yok mesela 96-2000 döneminin kaptanlarından bir tanesi Suat Kaya yok belgeselde. Hakan Ünsal yok. Ergün Pembe yok. Milli takımda 96'da çok önemli başarılar elde etmiş Alpay yok. Rüştü Reçber yok. Rüştü ile Fatih Hoca'nın arası biraz kötü. Herhalde ondan yoktur ama ne bileyim. Fatih Akyeller yok. Abdullah Ercan yok. Birçok önemli oyuncu. Milli takımda da Galatasaray'da da Fatih Hoca ile birlikte başarılar elde etmiş birçok oyuncu yok. Öte yandan mesela şehid döneminde, 3. dönemindeki başarılarında Elmander gibi bir oyuncu yok.

Bu kadar çok paranın harcandığı, bu kadar çok beklentinin olduğu bir belgeselde 4 tane futbolcu, 4 tane de yorumcu bulalım, gazeteci bulalım, onları konuşturalım. Yeterli olmamış. İtalya bölümü, Fiorentina ve Milan bölümü, 3. bölüm gayet iyi. Ama bu bölümlerde hem 2000'e kadar olan başarılar döneminde, hem 3. döneminde falan çok daha zengin bir belgesel, çok daha fazla kişinin konuştuğu bir belgesel yaratılabilirmiş diye düşünüyorum.

Bence en önemli esas başarı tabii ki UEFA Kupası ve 4 yıl üstünde şampiyon olmak çok büyük bir başarı ama bence en önemlisi aslında bir dördüncü torba ülkesi olan Türkiye'yi. O dönemlerde işte Azerbaycan'dan, Letonya'dan falan bir farkımız yoktu önümüze gelene yeniliyorduk. Öyle bir milli takımı, yazı turayla gittiğimiz 1954 Dünya Kupası'ndan sonra ilk kez 1996'da Avrupa Şampiyonası'na götürmek Fatih Hoca'nın aslında en büyük başarısı olabilir yani. UEFA Kupası nasıl işte 1'e 256 verilmişti o dönem bir mucizeyse Euro 96'ya katılmak da aşağı yukarı o kadar büyük bir mucizeydi ve o bölüm daha iyi anlatılabilirdi. O bölüm hatta belgeselin ya 3. ya 4. bölümünde falan anlatılıyor yani sonlarında anlatılıyor. Aslında bence onunla başlamalıydı. Çünkü insanlar orayı biraz fazla göz ardı ediyor. Orada daha destansı işler var. Rüştü'yü, Abdullah Ercan'ı, Alpay'ı alt liklerden, amatör liklerden falan almaları, bulmaları ve yukarılara çıkarmaları var. Onlar çok marjinal işler. Biraz değinilmiş ama o bölüm biraz eksik kalmış bence. Fiorentina dönemleri iyi anlatılmış demiştim ve bence

Fatih Hoca'nın ailesiyle ilişkisi güzel anlatılmış. Bilhassa o kitap bölümü, sevgili eşinin kendisi için hazırladığı 50. yaş günü bölümü ve orada o bölümde söylediği duygusal sözler etkileyiciydi. Bir baba olarak, bir eş olarak beni de çok etkiledi. Çok güzeldi.

Sevmeyi bilen bir adammış Fatih Selim, etrafındakilerini, ailesini, eşini ve çocuklarını ve bunu da çok net anlayabiliyorsunuz, hissediyorsunuz yani söylemlerinden. O bölümler o yüzden güzeldi, duygusal açıdan da güzeldi. Ama çok daha iyisi olabilirdi diye düşünüyorum. Yine de Türk futbolununa damga vurmuş bir ismin belgeselinin yapılmış olması güzel.

daha nicelerinin olmasını beklerim. Mesela bir Metin Oktay belgeseli olsa. Tabii bizde arşivler çok eksik olduğu için geçmişe dayalı belgeseller biraz yapılamıyor yetersizliğimizden dolayı, arşiv yetersizliğimizden dolayı. Ama bundan sonrası umarım Fatih Hoca ile başlar ve yine böyle büyük isimlere hakkını teslim edecek belgeseller. Tabii iyisi kötüsüyle de olabilir. Bu biraz sadece pozitif yanlarından ele alınmış bir belgesel. Belki tartışılan konulara da girilebilir. O zaman daha da ilgi çekici de olabilir.

Açıkçası ben Fatih Hoca'nın bu tartışılan konulara girmekten kaçacağını da çok düşünmüyorum. Ama yani belgesel çok girmemiş. Belki bunlar da olabilirdi. Mesela İsviçre ikinci maç anlatılıyor rövanş olarak ama mesela ilk maç anlatılmıyor. Fatih Hoca orada öz eleştiri yapacak mı? Öte yandan mesela o 2006'daki İsviçre maçında ilk maçta Fatih Hoca'ya ve milli takıma da yapılan çok haksızlık ve saygısızlıklar var. Belki bunlardan da bahsetmek isterdi hoca yani. Bunları da dinlemek isteyebilirdik. Ama biraz daha soft geçmiş o açıdan bu belgesel.

Geçtiğimiz hafta Avrupa'da ülkemizi temsil eden 4 takım da mağlup olmadı ve 3 galibiyet bir beraberlik aldık Avrupa Ligi ve Konferans Ligi maçlarında. Trabzonspor Kızıl Yıldız'ı 2-1 yendi. Fenerbahçe Rene karşı 2-0 yenik duruma düştü. Maçta 2-2 beraber kaldı. Başakşehir Fiorentina'yı 3-0 ile ezdi geçti. Çok iyi gidiyorlar. İskoç takımı Hersey'de 4-0 yenmişlerdi bir önceki hafta. Ve Sivasspor'da Kulujde plasmanından 1-0 galibiyetle ayrıldı. Ve bu pozitif sonuçlardan sonra 20. sıraya düşen, UEFA puanında 20. sıraya düşen Türkiye, Bu gecenin ardından 19. sıraya yükseldi ve Yunanistan'ı geçmeyi başardı. Bu tarihimizde ilk defa böyle bir gece yaşadık bu arada bu kadar başarılı. 3 galibiyet 1 beraberlik Avrupa'da ilk defa oldu. Daha öncesine biraz baktım. Daha önce 92-93'te eleme aşamasında 2 galibiyet 2 beraberliğimiz var. Beşiktaş kazanmış ama elenmişti. Bir de 93-94'te de 3 galibiyet 1 mağlubiyetimiz var.

93-94'ü geçmiş olduk. Kendi rekorumuzu kırdık. 4 maçta 3 galibiyet 1 beraberlikle. Umarım daha da güzelleri olur diyelim ve Eurobasket'e geçelim. Eurobasket'te yeniden Anadolu Sel'le birlikteyiz. Şampiyon İspanya oldu. Ondan yorumlarını alacağız. Anadolu Sel'e selamlar. Selamlar abi merhaba.

Nasıl buldun şampiyonayı? Yani tatmin ettim seni oynanan basketbolu. Bence son yılların en keyifli Euro basketlerinden birisi oldu. Özellikle sürprizlerden vs. dolayı ama tabi çok kötü diye adlandırılacağımız şeyler de oldu. Mesela hakem kararları, turnuva yönetimi, FİBA'nın bazı kararları hem Türkiye'nin aleyhinde o yaşadıklarımız grup aşamasında daha sonra yarı final finalde bazı hakem kararları vs. ama genel olarak bence keyifli bir turnuva geride kaldı.

Organizasyon problemleri çok dikkat çekti gerçekten. O saniyelerin unutulması falan eklenmesi gibi. Dün de oluyordu hatta. Sonradan fark ettiler vesaire toparladılar. Yani 2022 yılında bu tip çok bariz kararların yaşanması çok şey. Aslında turnuva tarihi itibariyle futbolun çok daha öncesinde başlamış. Yani 1937 ilk Avrupa Basketbol Şampiyonası. Futbol 1960.

İspanya'nın şampiyonluğuyla sonuçlandı. Seninle geçtiğimiz günlerde konuşmuştuk, sohbet ederken kim şampiyon olur diye sormuştum sana. Galiba son 16'daydı yani, son 8 takım kalmıştı. Sen de İspanya alır demiştin. Ben o zaman şaşırmıştım çünkü ilk turnuva öncesi konuştuğumuz zaman İspanya'nın çok eksiği olduğundan, önemli yıldızların olmadığından bahsetmiştin.

Niye fikrin değişti diye sormuştum sana. Sen de demiştin ki İspanya kendisini buralara atarsa şampiyonluğu alır. Böyle bir winner'lık söz konusu herhalde. Son 6 yıla baskette 4. şampiyon oldu İspanya'nın. Skaloğlu da bir altın madalya daha ekledi artık orada kariyerine. Çok başarılı bir koç zaten.

kazandığı Euro Basket şampiyonları var. Son 2019'da Dünya Şampiyonası'nı kazandılar. Rio'da bronz madalyesi var, Londra'da olimpiyatta yine gümüş madalyesi var vs. Yani bu kazanma kültürü ve ekol olmak İspanya'da gerçekleşen çok önemli bir şey ki sadece A takım seviyesinde değil, bu sezon 6 yaş kategorilerini de domine etti İspanya. Onu da şöyle söyleyeyim hatta, bu yaz U16 Avrupa Şampiyonası'nda mesela gümüş madalye kazandılar. U17 Dünya Kupası'nda da gümüş madalye kazandılar. U18 Avrupa Şampiyonası'na şampiyon oldular. U20 şampiyon oldular hatta finalde bizi yenmişlerdi. Çok gerçekten winner bir takım İspanya ve bu kadronun geçmiş İspanya kadrolarından çok ciddi farkı vardı. Yani oyuncu kalitesi olarak, kadro kalitesi olarak işte Gasol kardeşlerden sonra Helen Gomez kardeşler geldi o bayrağı devraldı vs. derken onlardan da çok özel bir generasyon ve turnuva oldu bence.

O kadar eksiğe rağmen şampiyonluk. Bu ara futbolda da İspanya dominasyonu, İspanya winner'lığından bahsedilebilir. Yani işte o 2010-12 biliyorsun 2008 Avrupa Şampiyonası'nda İspanyollar kazanmıştı futbolda da. Real Madrid winner'lıkla çok meşhur son yıllarda futbolda da İspanya hakimiyeti var. Basketbolda da İspanya hakimiyetinden söz edebiliriz herhalde. Kulüp takımlarını çok bilmiyorum ama milli takım konusunda şampiyonluğu eksik takımla bir çok önemli yıldızın olmadığı bir halde kazanmayı bildiler. Tebrik ederim onları.

Diğer sürprizlerde senin Almanya şeyin vardı, Placemi denir. Dark Horse demiştin sen değil mi Almanya için? Onlar da Bronze modayla kazandılar, üçüncülük oldular. Üçüncülük bekliyor muydun peki? Ya ben İspanya'ya elendikten sonra onlar muhtemelen artık üçüncü olurlar diye düşünmüştüm Polonya'ya karşı üçüncülük maçında ama genelde üçüncülük maçlarında şöyle bir şey oluyor, daha favori olan takımlar üçüncülük maçlarında genelde kaybediyorlar. Ama Almanya orada ev sahibi olması ve işte beklenseleri aşarak buraya gelmesiyle üçüncülük maçında daha iyi bir oyun oynayarak kazandılar ve bronze madalyayı aldılar. Yani maç sonuçlarına da baktım biraz öyle çok şansla falan açıklanacak sonuçlar değil yani baya net galibiyetler alınmış gibi gözüküyor. Turnuvanın en iyi oyuncusu?

Willy Hernan Gomez MVP ödülünü aldı ama bence Lorenzo Brown, İspanya'nın devşirmesi ki turnuvaya çok az bir süre kadar devşirmişti hatta işte Rudy Fernandez eleştirmişti bayağı İspanya'nın kaptanı bu kararı, devşirme kararını ki eskiden de Fenerbahçe'de oynamış bir oyuncu Lorenzo Brown. Aslında Fenerbahçe'de oynandığı dönem çok fazla beğenilmiyordu ne yalan söyleyeyim yani kamuoyunun böyle bir görüşü vardı ki ben Çok beğendim Lorenzo Brown'u. Eski hatta onunla ilgili paylaşımların vesaire de vardı. Bence MVP olmayı hak etti ki. Dün de 14-11 asistik bir performans sergiyedi. Eski 3-0'dan sonra bu ilkti. Yani 1 Euro basketiminin elinde 9 asistik geçmek. Bence çok ciddi bir performans sergiyedi. Yani MVP, benim MVP adayım Lorenzo Brown olurdu ama Willian Angomeze'de açıkcası hayır demem. İlk 5 yapsan peki? Bence Eurobasket'in kendi yaptığı ilk 5'te bir plase var. Orada ben Markanen'i mutlaka oraya dahil olmasını, olması gerektiğini düşünüyorum. Belki Rudi Gober'i oraya almayıp oraya Markanen'i alabilirim ki onların 5'i işte Lorenzo Buran, Wilier Nangomes, Yannis Antetokounmpo, Denis Rueder gibi 5'ti. Ya ben oraya muhtemelen Markanen'i ya Antetokounmpo ya da Rudi Gober'in yerine dahil olması gerektiğini düşünüyorum. Hayal kırıklığın Yunanistan oldu herhalde. Yunanistan niye başarılı olamadı? Bence en büyük ayak aralıkları Sırbistan. Çünkü onlar Top 16'da eğlendiler. NBA MVP ile yok işte gelip buraya. Bence sebebi biraz onların işin coaching tarafı. Pes için. Orada yaptığı bazı hatalar vesaire onların önüne geçti. Yunanistan'da benim şampiyonluk favorimdi. Çeyrek finalde eğlendiler. Hatta Almanya'ya eğlendiler.

O döneme kadar Yunanistan'ın hep favori görüyordum. Çeyrek finalde onlar eğlendikten sonra artık herhalde İspanya buradan götürür diye düşünmüştüm. Bence onların eğlenme sebepleri de biraz oyun yapısı diyebilirim ve Almanya onları gerçekten çok bozdu. Yanisinde aslında ilk yarı çok iyi oynamıştı ki Almanya o gün çok da ekstra şutlar sokmuştu. Belki öyle olmasa ilk yarı çifthaneye gidebilirdi maç. Ama Almanya çok inatçı bir takım. Bence Yunanistan'ın burada

İlk turlarda ki bundan abi yine bahsetmiştik daha önce. İlk turlarda bu kadar çekişmende rekabetçi maçlarla oynamadığınız zaman bazen size böyle ısıran takımlar ters gelebiliyor bu tek maçlık eliminasyon aşamasında. Sırbistan'da bence öyle takıldı. Yunanistan'da biraz sorunlu oldu ve tabi kadro yapısı değil de biraz sonunun öncesi olan sakatlıklar da bence Yunanistan'a orada etkiledi. Yani Papa Petru, Papayannis, Costa Santitocumpu.

Bu oyuncular işte turnuva öncesinde sakatlandı. Tabi Papayannis ile Papa Petro oynadı ama mesela Kostas Antetokounmpo bence kritik bir eksikti ki turnuvada çok fazla süre alamadı sakatlığından dolayı. Hem bu eksikler hem de bazı işte Almanya'nın vesaire o sertliği dediğim zaman işte Yunanistan'a biraz orada ters geldi ve tek maçlık eliminasyon sistemi de tabi ki bunları çok görüyoruz. Fransa'da bu arada son 16'da az daha bize eğleniyorlardı işte 10 saniyede döndü her şey. Şansla aslında turladılar ve finale kadar da yürüdüler. Bazen böyle takımlar, büyük takımlarda oluyor. Özellikle mesela futbol turnuvalarında İtalya'da çok oluyor. İlk turları, grupları falan çok düşük bir tempoda geçiyorlar ama ondan sonra bir bakıyorsunuz finale çıkmışlar. Fransa'da biraz böyle oldu herhalde.

Fransa, İtalya'yı çeyrek finalde de aynı şekilde elediler. Fontecchio orada son iki atışı kaçırdı İtalya'da. Sonra maçı uzatmaya gitti, iki say basıtışı kaçırdı. Uzatmaya gitti, Fransa yine öyle kazandı. Onların çok ciddi bir şansı vardı bu konuda ki. Fontecchio da İtalya'da mesela sezonun turnuva yeni geçen oyuncuydu ama mesela o da iki atışı kaçırabildi. Yani bu bahsettiğimiz Ceddo Osman örneğinde de hani konuşmuştuk. Böyle şeyler olabiliyor ne yazık ki. Ki Fransa aslında benim çok beklentim olmuyor bir takımda ne yalan söyleyeyim turnuva öncesinde ki çok da hala iyi bir oyun oynadıklarını düşünmüyorum. Finale çıkmış olmana rağmen. Ki mesela bence Wensen Kole'nin hataları olmasaydı Koç'un finali bile kazanabilirlerdi. Hiç belli olmazdı bu durum ki. Mesela yine o iki uzunda final maçı ne ısrar etti? Gruplardan sonra bu ısrarını bırakmıştı mesela Kole. Dün iki uzuna başvurduğu zaman İspanya'nın orada bir geri dönüşü yaptı vesaire. Özellikle kısalardan dolayı bazı planları tutmadı. 2-4 numarayı belki sahaya atabilirdi o alanı açmak için ama orada Kole'nin bence Koç'un stratejileri biraz açıkçası doğru değildi diyebilirim. Ama yine de Fransa'da tabii ne olursa olsun, yabusel önderliğinde finale kadar geldiler ki Thierry Tarpeh gibi bir oyuncuyu burada parlattılar. Le Mans'ta oynayan bir oyuncu, Euroleague'de oynamamış bir oyuncu. O Avrupa Basketbolu'na belki kazandırılmış oldu bu şekilde. Yine de onların adına bence beklentilerin üzerinde bir turnuvaydı diyebilirim. Tarpeh'i söylemişken son bir soru sorayım. Bu Avrupa Şampiyonası'ndan sonra, Avrupa Basketbolu'nun gelecek 10 yılında, 20 yılında öne çıkmasını beklediğin bir ülke var mı? Bondurkitleri, genç oyuncuları dikkat çeken bir ülke var mı?

Abi bence Finlandiya'yı da gelecek turnuvalarda yine üst sıralarda görebileceğimizi düşünüyorum. Özelkeşti, Mirolidl gibi orada kısalar vesaire geliyor. Yani sürpriz, gelecekte de sürpriz olabilecek takımlardan birisi Finlandiya. Ki burada şöyle de bir şey var aslında, bu turnuvalar hazır konusu açılmışken de söyleyeyim mesela, bizde hep şöyle bir algı var, Euroleague'de oynayan bir oyuncu, buradaki en değerli oyunculardan birisi olamayabiliyor bazen. Yani 5 dakika yürürlükte oynayan bir oyuncuyla Şampiyonlar Ligi'nde Euro Cup'ta 20 dakika 30 dakika oynamış oyuncuların farkını çok daha fazla görüyoruz bu turnuvalarda. Ki bence mesela İspanya buna çok iyi bir örnek. Alberto Díaz diye bir adam çıktı orada ve işte turnuvanın en kritik anlarında savunmadığı müthiş işler yaparak maçı kazandırabiliyor size. Ya da işte Jaime Fernández. Ya bu oyuncular şu an yürürlükte oynamıyorlar. Çoğu Şampiyonlar Ligi'nde oynuyorlar. 20 dakika 25 dakika oynuyorlar.

İspanya'da genç Jaime Pradilla mesela. Cesare Gonzalez'den Valencia 1 almıştı. Genç bir uzun. Cuhal Parra, EuroCup'da oynayan potansiyelli bir forvetoda mesela. Burada aslında gerçekten oynama alışkanlığının ne kadar etkili olduğunu bence bir kez daha görmüş olduk bu turnuvada. Biz de yaşadık mı bunu? NBA'de oynayan oyuncularımız belki devamlı oynamıyor. Onun eksiği yaşanmış olabilir mi? Bu bahsettiğine biraz benzer bir konu. Ben bunun kesinlikle yaşlandığını düşünüyorum bizim takımımızda. Özellikle mesela Onur Alp bitim önlerini burada verebiliriz. Onur Alp Euro Cup'un belki MVP'lerinden biriydi geçen sene. Avrupa'nın 2. turnuvasının en değerli 3-5 oyuncusundan biriydi. Finalde bile 30 dakika süre almış bir oyuncudan bahsediyoruz. Ama turnuvada ne yazık ki hiç süre alamadı diyebiliriz yani.

Burada oynama alışkanlığı olan oyuncuları sahaya atmak, turnuva içinde ısındırmak vs. bence çok önemliydi. İspanya da bunun karşılığını kesinlikle aldı. Bazen oynamayan çok kaliteli bir oyuncudansa, devamlı oynayan biraz daha az kaliteli oyuncunun ritmi daha verimli olabiliyor diyorsun. Bu futbol için de geçerli bu arada, basketbol için de geçerli senin yorumuna göre. %100 katılıyorum bu yoruma. Futboldan bildiğim kadarıyla %100 katılıyorum. Oynama alışkanlığını elde eden bir şey abi ben de derim. Kesinlikle öyle. Atıyorum Real Madrid'in yedek kulübesinde çok uzun süre oynamayan çok kaliteli bir oyuncudansa çok daha düşük seviyede olsa bile devamlı oynayan bir oyuncu gerçekten fark yaratabiliyor. Bu futbolda da böyle, basketbolda da herhalde öyle diyelim. Var mı eklemek istediğin bir şey?

Çok teşekkür ederim. Keyifli bir turnuva oldu. İnşallah podcastlerde de keyifli olmuştur. Umarım öyledir dinleyenlerimiz. Seni de merak ediyorlar bu arada. Hep 4 hafta boyunca seninle programlarımızı yaptık. Anıl benim SporCGTL'den aynı zamanda mesai arkadaşım Anıl Uysal. Genç bir basketbol yorumcusu ve kendisinin de çok iyi yerlere geleceğini düşünüyorum açıkçası. Bu turnuvada da bizimle birlikte olduğun için teşekkür ederiz. Ben teşekkür ederim abi. Ağzınıza sağlık.

Anıl'a çok teşekkür ediyorum. Dinlediğiniz için de sizlere de çok teşekkürler. Bu hafta futbol ağırlıklı bir bölüm oldu ve Eurobasket'i de sonlandırmış olduk. Gelecek hafta milli maçlar var. Farklı farklı gündemlerimiz yine olur. Bizi takip etmeyi unutmayın. Gelecek hafta görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)