Podcast

171: Trend Spor: Şampiyon Trabzon Bunalımda, Haftanın ve Transferin En Mutlusu Galatasaray, EuroBasket’te hayal kırıklığı

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Son şampiyon Trabzonspor'un ve sezona iyi bir başlangıç yapan Beşiktaş'ın mağlup olduğu haftada galibiyete uzanan Galatasaray, hem saha içinde hem de saha dışında haftanın en mutlu takımıydı. Fenerbahçe ise bay geçtiği haftada dahi gündemde kendine yer bulmayı başardı.
Eurobasket'te ise son 16 tur maçları tamamlanırken 12 Dev Adam, Fransa'ya uzatmada çok dramatik bir şekilde kaybederken şampiyonluğun en büyük favorilerinden Sırbistan da turnuvaya veda etti. Keyifli dinlemeler!
Konuk: Anıl Uysal



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

6.364 kelime · ~32 dk okuma

Trenspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta transfer sezonu kapandı. 6. hafta maçları sonuçlandı ve artık süperlikte daha fazla sahanın içine bakacağız. Eurobasket'te maalesef milli takımımız elendi. Artık finaller başladı ve onun dışında da Amerika açıkta şampiyonlar belli oldu. Tüm bunları değerlendireceğiz. Basketbol konusunda yeniden Anıl bizimle birlikte olacak. Her şeyi konuşmaya çalışacağız. Vakit kaybetmeden başlayalım.

Trabzonspor son şampiyon bu sezona biraz sancılı bir giriş yaptı. Zor bir dönemden geçiyorlar ve yeni bir mağlubiyetle tanıştılar Adana Demir Sporlar'a karşı. 3-2 mağlup oldular son dakika golüyle. Açıkçası daha yedikleri ilk golden bir konsantrasyon problemi veya bir hırs problemi yaşadıkları çok açıktı. İki kişi kurdukları barajın ortası boştu ve oradan gelen bir şutla yenik duruma düşmüşlerdi.

Bu mağlubiyetle birlikte 6. haftada 2. mağlubiyetlerini aldılar. Bir de Galatasaray'a karşı beraberlikleri var. Ve 6 haftada 10 puanla 8. sırada kalmış oldular. Avrupa'da işleri daha da kötü gidiyor. Şampiyonlar Ligi'nden elendikleri gibi çok uzun süre 10 kişi oynayan Macar ekibi François Roche karşısında da hafta içi kaybetmişlerdi. Bu free kickten yedikleri gol, Barthel ve Bacassettas'ın barajıyla ait kurumasından

Transkriptin tamamını oku

Abdülkadir Ömür'ün gitmek istediğine dair açıklamalara, Uğurcan Çakır'ın menajeri ve abisi olan Necdet Çakır'ın açıklamalarına kadar birçok saha dışı etmen son haftalarda gözüme çarpıyor. Biliyorsunuz Necdet Çakır, Uğurcan'ın abisi geçtiğimiz haftalarda Aspor'a bağlanmıştı ve orada yaptığı açıklamada Uğurcan'ın 10-15 milyon euro bonservis gibi bir ücret gelebileceğini Uğurcan'a maksimum ve o paraya satılması gerektiğini falan söylemişti. Bundan dolayı da tepki çekiyordu. Üzerine bir de sakatlık, şimdi bir de sakatlık dönüşü. Belki çok tepki çekmeyeceği bir maçtan sonra şimdi Trabzonsporlulara biraz takip ediyorum. Bu maçtan sonra biraz Uğurcan da tepki çekiyor. Tabi işler kötü gittiği zaman tepkiler de büyüyor. Bence en büyük sorun Trabzonspor'da sezon başladıkça Sıkıntıdan sonra Omurgan'ın değişmesi oldu. Bu aslında Abdullah Özyürk'e kadar tecrübeli bir teknik direktörün yapmayacağı bir işti bence ama her nasılsa bu gerçekleşti ve Süper Kupa alarak girdi aslında Trabzon Spor Sezonu ve ligde de 2-2 ile başladı yani her şey aslında oldukça iyi gidiyordu ama

Stoper Bartra değişti zaten. O sağ stoperin geleceği belliydi ama o da çok geç geldi. Yani aslında geçen sene Edgar Ieğe'nin sakatlandığından beri, Şubat-Mant aylarından beri bir sağ stoper geleceği belliydi ve o sağ stoperin en geç yapılan transfer olması hem yönetim açısından hem teknik hayat açısından çok net bir eleştiri noktası. Stopper yeni gelmiş, önündeki 6 numara Siopis, Dorukan geçen senenin oyuncuları ama Siopis sezona kötü girdi diye birden silindi ve Gibama gibi hiç hazır olmayan yeni bir transfer geldi. Gibama kariyerli bir oyuncu olabilir, iyi bir oyuncu olabilir ama hiç hazır olmadığı da çok belli. 6 numara da bir sıkıntı. 8 numaraya Bardi geldi. Üzerine Cornelius durup dururken takımdan ayrıldı. Yerine 9 numaraya da Maxi Gomez geldi. Bu tam olarak omurga demek. Yani kaleci de sakatlanmıştı işte. Taha da genç kaleci, yeni oynuyordu falan şu French Warwash maçlarında.

Yani kaleden başlayarak Kalesi, Sağstoperi Bartrası, 6 numarası Gibamesi, 8 numarası Bardisi ve 9 numarası Gomezi ile birlikte tüm o murgayı sil baştan yapmış oldu Trabzonspor. Evisçe zaten sakatlandı sağ kanat, şimdi yeni bir sağ kanat var. En vakam en sol kanat tutulamadı, kanatlar da değişmiş oldu. Sabek'te sakatlık yaşanmıştı, Bruno Perez'de. Onun yerine Larsen alınmıştı. Solbek'te istendiği gibi gitmiyordu. Eren de oraya geldi. Bekler de yenilenmiş oldu. Yani şampiyon takım Silbaş'tan yenilendi birden. Ve bu maalesef Eylül ayında yapıldı. Yani Haziran ayında yapılsaydı, ya evet biz şampiyon olduk ama ligin son 10-15 haftasında bir düşüş yaşayarak şampiyon olduk. bir değişime gitmemiz lazım. Zaten birçok da sakatımız var deyip de bu transferler, bu değişim Haziran-Temmuz aylarında olsaydı şu anda ligde çok daha hazır bir Trabzonspor olurdu ve belki de Şampiyonlar Ligi'nden de elenmeyen bir Trabzon olurdu. Ama hem bu kadar köklü bir değişiklik yapmayıp yapmayıp hem de Eylül ayında yapmak işleri bence bu kadar sıkıntıya soktu. Bu arada Adana Demir Spor'un Solbecki Rodriguez 6. hafta itibariyle bu jeneriklik gollerin ikincisini atmış oldu.

daha önce de benzer bir golü Akan oyunda atmıştı. Yani aslında Trabzonspor'un bu oyuncunun çok iyi şutlar atabildiğini bilerek barajı kurdurması gerekirdi daha en başta ama öyle bir çalışma ve konsantrasyon eksiği çok bariz. Öbür tarafta Adana Demir Spor Savunmasında da Stoper Rakitski, en pahalı ve en büyük beklenti içinde olan isim, yaptığı bir amatör penaltı var. Üzerine ikinci golde de Rakibin önünü kapatmak yerine topu arkasını dönüyor. Yine çok amatör bir hareketle ve iki golde de hatalı. Belki o hataları yapmasa zaten Trabzonspor maça hiç ortak olamayacaktı. Çünkü Adana Demir Spor'un çok net üstünlüğü vardı. Rakitski de bu arada yani ilginç biraz kilolu da gözüküyor açıkçası. Gerçekten kötü bir maç çıkardı ama onun dışında Belhan'da mesela mükemmel oynadı. Şut organizasyonları, oyun içi hareketliliği gerçekten etkileyiciydi. Ve Montella bu maçta

Marjinal bir iş yaptı ve Center Forces çıktı, Juba'sız çıktı ve çift 10 numarasını 2 sahte 9 gibi oynattı. Yani hem Emrak Baba'yı hem de Belhanda'yı sırtı dönük 2 orta sahamcısını, 2 ofansif orta sahasını en önde 2 kişi olarak kullandı. Forvet gibi kullandı ve bunu 2 sene önce Pep Guardiola'nın Manchester City'de yaptırdığını hatırlıyorum. Bernardo Silva ve Kevin De Bruyne'u öndeki iki on numarasını iki forvet gibi kullanmıştı. O ikilinin arkasında da iki defensif ortasa, Fernandinho ve bir de belki oyun kurucu da denebilecek İlkay vardı. Sol kenarda Foden, sağ kenarda Mahrez. Bu ilk on bir Paris St. Germain'a karşı iki sene önce Şampiyonlar Ligi yarı finalinde çıkmış ve kazanmışlardı ve finale yükselmişlerdi. Chelsea'ye kaybetmişlerdi sonra hatırlarsınız.

Orada 2-10 numaranın 2 sahte 9 gibi kullanıldığını görmüştük. Bunu Montel'le Süper Lig'e taşımış oldu. Belhanda ve Emrak Baba'yı böyle kullandı. Belhanda bence çok iyi oynadı bu rolü. Oyun haklı çünkü çok üst düzey bir oyuncu. Tabi bu ikilinin arkasında Benjamin Stambouli ve Endiaye'nin de müthiş oynadıklarını söylemek lazım. Endiaye'nin ikinci golü de çok iyiydi. Adana Demir Spor galibiyeti hak etti. Çok pozisyon kaçırdılar. Son dakika golüyle de aldılar maçı.

İstanbul'u demişken bu arada kendisinin Salim Manav'a verdiği bir röportaj var. Anadolu Yataşı programında, bir radyo programında Salim Manav'ın konuğu olmuştu. Benjamin Stambouli ve Stambouli isminin anlamı İstanbullu demek. Aslında ailesinin kökeni İstanbul'a dayanıyormuş ve Cezayir'e gittikleri zaman da İstanbullu denilerek böyle bir soy isim almışlar. Yani Türkiye'de kalsa belki Bünyamin İstanbullu olacaktı. Benjamin Stambouli. Bu da ilginç bir detay olarak söyleyeyim dedim.

Bu arada ben hiç hakem konuşmam. Öyle bir prensibim var ama bu maçın hakemi benim bu prensibimi bozmama neden olacak. Maçın 79. dakikasında çok garip bir hakem kararı verildi. Belhanda Corner'ı kullandı ve takım arkadaşı topa dokundu. Belhanda topu alıp yay üzerinden bir şut atıp gol de

buldu ama şuttan önce hakem bir karar verdi bazıları offside kararı diyor bazıları da belhanda paslaştığında takım arkadaşı topa değmediği için belhanda korneri kullanıp sonra ilk defa topa değen yine kendisi olduğu için bir endirekt serbest duruş kararı verdi diyor her ikisi durumda da hem offside hem aynı o gerçekleşen durumda endirekt serbest duruş verileceği için Şu anda hakemin tam olarak neden oyunu durdurduğunu ve neden Adana Demir Spor'un golünü iptal ettiğini de kimse bilmiyor. Ama bence, benim tahminim, hakem orada offside kararı verdi. Offside kararı vermesinin de bir ezberle hareket etmesine bağlıyorum açıkçası. Kornerler pasla kullanıldığında, genelde korneri kullanan oyuncu offside'a düşer ya, bunu da hakemler böyle kodluyorlar kafalarında. Ezberliyorlar böyle bir olayı.

Ve offside ile aslında hiç alakası olmamasına rağmen bu oyun durduruldu. Ben genel olarak tüm mesleklerde ve hakemlerde aynı şekilde ezbere hareket etmeyi çok görüyorum Türkiye'de. Ve bunu da biraz eğitim sistemine bağlıyorum açıkçası. Çünkü bizde bu testle sınav çözme, bağımlılığı öyle bir hale getirildi ki herkes öğrenmiyor ve ezberliyor. İşini de ezberliyor insanlar. Ve sanki bizi bir robotlaştırıyor bu durum. Geçtiğimiz günlerde Şenez Erzik'in bir kitabı vardı, onu okuyordum. Ve Şenez Erzik kendi eğitim hayatından bir örnek veriyor. 60'lar falan olması lazım, 1960'lı yıllar. Ve Robert College'de okumuş. Herhalde ya college'deki bir sınavdan bahsediyordu ya da Robert College'e girmek için girdiği bir sınavdan bahsediyordu.

Orada kompozisyon sınavından bahsediyordu, bir yorum sınavından bahsediyordu. Şu anda öyle bir sınav sistemimiz yok mesela. Bir dersi geçmek için bir metin yazmamız gerekmiyor. Bir şeyler hakkında yorum yapmadığımızda, bir metin yazmadığımızda düşünemiyoruz. Düşünmeyi engelleyen ve sürekli ezberleten bir sistem var ve bu hakem de ezberlemiş onu. Corner kullanıldığında offside'e düşer diye bir ezber geliştirmiş.

Bu durum bizi düşünemeyen robotlar haline getiriyor. Yani akıllı robot değil, akılsız robotlar gibiyiz. Mesleklerimizi böyle icra ediyoruz nedense. Bu sadece hakemler değil, birçok işte böyle olduğunu düşünüyorum. Düşünmekten, akıl koymaktan, yorum yapmaktan

Uzak sadece ezber yani daha önceki koroneler hep offside diye bu da offside gibi düşünen bir zihin yapısı oluyor herkesin. Bu tabi benim iyi niyetli düşüncem çoğu insan kötü niyetli olarak da yorumluyor bu kararı çünkü gerçekten çok saçma bir karardı. Değinmeden edemedim. Bir hakem yorumu değil de genel böyle bir toplumsal bir yorum yapmak istedim. Bu arada Şeniz Ersin kitabı da güzel. Spor severlere onu da öneriyim. Kendisi uzun yıllar Uefa'da en üst seviyelerde görev yapmış bir kişi ve bir otobiyografi bu. Neler yaşadığını anlatıyor kitabında. Onu da lafı gelmişken söyleyeyim ve Beşiktaş-Başakşehir maçına geçelim.

Beşiktaş 1-0 mağlup oldu. Kalesine gördüğü tek isabetli şutta gol yedi. Gol öncesinde Necip Uysal'ın bir hatalı pası var ve o top bir Başakşehir hücumuna dönüşüyor ve Traore'de klas 1 son vuruşla topu ağlara gönderiyor. Ama Necip'in o pas hatası aslında ilk yerde de oluyor. Ve hemen hemen aynısı 25. dakikada oluyor.

Yine Necip, yine Solbeck'e doğru, Masuako'ya doğru attığı pasta yanlışlıkla topu Traore'ye atıyor ve Traore çok daha net bir pozisyonu bu sefer gole çeviremiyor. Zaten Başakşehir'in iki tane net pozisyonu var, ikisi de Traore ile ikisi de Necip'in dal pasası sonrasında gelen pozisyonlar. 70. dakikada Traore bu kez daha iyi bir vuruş yapıyor ve topu ağlara gönderiyor.

Öte yandan Enkudu'yla Beşiktaş'ın 3 tane pozisyonu var. Ama böyle 3'ü de çok anlık, 1-2 saniyede gelişmiş pozisyonlar ve nabız yükseldiği için bu tip baskı, hücum ve hızlı hücum oyunlarında bu tip gollerin kaçması, eğer çok iyi bitiricileriniz yoksa, kaçma ihtimali de artıyor bence. Enkudu bir tane baskıdan, ön alan baskısından kazandığı topla kaçırdı. Bir tane kenar ortası Muleka'nın orta tasına arka direkte vuruş yapamadı, engellendi şutu. Bir de Vegos'tun yarattığı bir karambolde üstten avuta çok kötü bir vuruş yaptı.

Onun dışında duran toplarla rakibini zorlayan bir Beşiktaş vardı. Bir tane Cenk'in Roboşatası var, bir tane Jetson'un şutu var ama bunlarda da önünde savunma oyuncuları vardı. Yani çok net de net pozisyonlar diyemem. Enkudu'nun 3 pozisyonu net derim ama onun dışındakiler de çok net diyemem. Zaten Beşiktaş'ın 21 tane şutu var. Sadece 2 tanesi isabetli. Bu biraz bitiricilikle ilgili sorun. Başakşehir'de 7 şuttan 1 isabet ve 1 gol bulmuş.

Beşiktaş'ta bu sezon aslında bu çok ciddi bir problem. Beşiktaş kalesine bu hafta itibariyle yani 6. hafta sonu itibariyle toplam 13 isabetli şut çekilmiş 8'i gol olmuş. Bu inanılmaz bir oran. Uzun vadede böyle olmayacaktır tabi de hani sezona çok sancılı bir kaleci performansıyla giriş aslında bu. Hemen hepsine baktım tek tek size de söyleyeyim. Başakşehir maçında Emre Bilgin vardı kalede genç kaleci bu da bir

Soru işareti bu arada, Ersin Destanoğlu niye yediğe çekildi ve niye Emre Bilgin oynuyor şeklinde eleştiriler de var. Başakşehir'in bir isabetli şutu var ve bir gol oldu. Bir önceki hafta Ankara gücü galibiyetinde de kalede Emre Bilgin vardı. Ankara gücün iki isabetli şutu, Gürcü oyuncunun attığı iki isabetli şut, ikisi de gol olmuştu. Sivas Spor maçında Ersin Destanoğlu vardı kalede, üç isabetli şutta bir gol buldu Sivas Spor. Karagümrük maçında yine Ersin Destanoğlu vardı, yine üç isabetli şutta bir gol.

Alanya Spor maçında yine Ersin Destanoğlu vardı. Alanya Spor 3 isabetli şut attı, 3 gol oldu. Hatta bir tanesi kendi kalesine, yani bir kurtarış yapmıştı Ersin orada. Kayseri Spor maçında da 1 isabetli şut atabilmişti sadece Kayseri Spor ve onu da yememişti Ersin. Yani toplamda 13 şut, 8 gol. Bu gerçekten pek kolay kolay görülemeyecek bir durum. Kalecilerle ilgili Beşiktaş adına bir şanssızlık mı diyelim yoksa kötü bir performans mı onu önümüzdeki haftalarda daha net yorumlayabiliriz.

Şimdi bir ilginç nokta daha. Geçtiğimiz haftalarda oyuncularının gereksiz itirazlarla atılmasına sistemde bulunan, eleştiren ve oyuncuların ceza alması gerektiğini söyleyen Valerian İsmail bu kez itirazdan kendisi atıldı. Bence kendisi de bir ceza yemeli. Zaten bu ceza 1-2 haftalık maaş gideri oluyor. Bence bu 1-2 haftalık cezasını kendi kendisine vermeli ve 1-2 haftalık maaşını kestirip oyuncularına da örnek almalı bu konuda.

Şimdi daha önce Cenk'in tutamadığı öfkesini bu sefer Valeria İsmail tutamamış oldu. Öfkesini kontrol edememiş oldu. Bu açıdan bence oyuncuların örnek olup kendisine de ceza verilmesini istemeli. Bunu yaparsa çok önemli bir davranış sergilemiş olur ki Valeria İsmail'in bunu yapabileceğini düşünüyorum. Bu karakterde biri.

Disiplini her şeyden çok önem veren biri ve kırmızı karttan sonra da hiç itiraz etmeden ayrıldı. O da hata yaptığının bence orada bilincindeydi. Başakşehir tarafına geçelim. Başakşehir Perşembe günü İskoç ekibi Hertzi 4-0 yendi Deplasman'da. Edinburgh'da, Town Castle Park'ta, Medipol Başakşehir, Konferans Liga grubunda mesajı çok net veriyor. Fars'ı Deplasman'da 4-0 mağlup ediyor ve liderliğe yükseliyor ilk haftada.

Ve 4 gün sonra da İnönü'ye bir başka deplasmana geldi ve yine gol yemeden kazandı. Evet biraz performansları düşmüştü, biraz yorgun gözüküyorlardı ama gerçekten çok iyi gidiyorlar. Geçtiğimiz haftaki bölümde de onlara değinmiştim. Ve aslında onlar da Volkan Babacan gibi refleksleri oldukça düşmüş, veteran bir kaleciyle çıkıyorlar. Ama az önce bahsettiğim gibi Beşiktaş da isabetli şut atamadı. Yani 21 şutun 19'unu karavanaya gönderdi. O yüzden Volkan Babacan'ın da düşük reflekslerinden çok faydalanamadılar açıkçası. Biraz kendi bitiricilerinde problem vardı.

Öte yandan Wegost'u şimdiye kadar en iyi durduran stoper bence Yusuf Endiyaşimi'ye oldu. Bence maçın adamıydı aynı zamanda. Duarte de ona eşlik etti ama Duarte'yi de hesaba katalım. Duarte ile de bol bol eşleştiler çünkü Wegost. İki stoper oldukça iyi savundu ve iki stoper de aslında Wegost'a göre oldukça da kısaydı. Endiyaşimi'nin istatistikleri de çarpıcı. 5 hava topu kazanmış, 10 pozisyon uzaklaştırmış, 1 top kapmış, 2 pas kesmiş, 1 de şut bloklamış ve bölgesine, kendi ceza sahasına son derece hakim bir görüntü sergiledi.

Maç sonu Wegost'un çok daha kısa stoperler tarafından etkisizleştirilmesini de Mehmet Ayan Emre Belezoğlu'na sordu basın toplantısında ve Emre Belezoğlu da bu konuda yorumunu yaptı. İki tane stoperimiz var mutlaka bir şekilde birinin eşleşmesi gerekiyor. Maç içinde baktığınızda bizim adımıza en iyi oyun oynayan iki oyuncuyu bence yine Leo ve Yusuf Tu. Yani boydan ziyade bizim Defansif bir organizasyonumuz var. Beşiktaş'ın da zaten direkt oyununa karşılık verebilecek arka paylaşımını, özellikle topa çıkan arkadaşımızın arka paylaşımını, ön blonun yaklaşma çalışmalarını yapmıştık. Bunu da karşılığını aldık aslında baktığınız gibi. Çok büyük bir bölümünde oyunun. Yorumun sonunda biz de Kenny'i kullandık. Çünkü Beşiktaş stoperlerini öne çıkarır diye düşündük. Kenny de yaklaşık 1.90 bir forvet ama aynı zamanda hızlı da, savunma arkası da koşabilen bir forvet diyor Emre Belözoğlu. Beşiktaş savunmasını öne çıkarır, biz de onu savunma arkasına kaçırabiliriz diye bir plan yapmıştık.

dedi. Bu Bandırma Spor'dan transfer ettikleri yani TFF 1. Lig'den transfer ettikleri Kenny genç bir oyuncu aynı zamanda. Hatta Beşiktaşçı'la anıldı Başakşehir'den önce. Beşiktaş alacaktı kendisini sonradan vazgeçti. Beşiktaş'ın almadığı Kenny Beşiktaş'a karşı çok iyi bir maç çıkardı. Asisti de yaptı. Belki maçın adamı Andy Ashmey'den sonra 2. sıraya da Kenny'de yazılabilir bence. Belki öne de yazılabilir. Gerçekten bayağı iyiydi. Biraz top kontrolleri sıkıntılıydı, tekniği biraz sıkıntılıydı ama hem fulleli hem sırtı dönük oyunu oynayabilmesi ciddi bir avantaj. Hani hem sırtı dönüyor hem süreti bu kadar iyi olan Center 4 kolay kolay bulamazsınız. O yüzden potansiyel tavanı yüksek olabilir. Bu top kontrol ve teknik işleri biraz geliştirebilirse birden ciddi sıçrama yapabilir. O yüzden potansiyel tavanı bana yüksek geldi. Öte yandan Emre Belezoğlu'nun BeinSports'a, yayıncı kuruluşa yaptığı bir açıklama da ilginçti. Beşiktaş'tan daha iyi takımlarla da maç yapmıştık zaten bu sezon dedi.

Bu Beşiktaş'a karşı hani şey algılanabilir, Beşiktaşlıların rahatsız olabileceği şekilde algılanabilir. Şimdi Başakşehir'in bu haftaya kadar oynadığı rakiplere de bakarsanız bir Konya sporu var. Beşiktaş ölçüsünde denebilecek. Bir de Belçika ekibi Antwerp var. Bu iki takım Beşiktaş'ın önünde miydi çok emin değilim ama

Emre Belözoğlu çok net bir şekilde önüne koymuş bu takımları. İsim de vermedi tabi ama Konya Spor ve Antwerp denebilir yani diğer takımları çok söyleyebileceğini zannetmiyorum. O yüzden çarpıcı bir açıklama. Hani Beşiktaş'la ilgili bir eleştiri noktası da almış olabiliriz Emre Belözoğlu'ndan. Sanki Beşiktaş o kadar beğenmiyormuş gibi bir açıklama yaptı.

Kasımpaşa Galatasaray maçına geçiyoruz. Galatasaray 3-2 kazandı. Direkten dönen şutları var. Çok kalabalık hücum eden bir Galatasaray var. Rakip ceza sahasında topla buluşma rekoru kırdılar. İlk yarı itibariyle bu sezonun en çok rakip ceza sahasında topla buluşan takımı olmuşlardı.

Kasımpaşa'da zaten çok güçlü ekiplerden bir tanesi de İllik'te ve Galatasaray'da gerçekten çok kalabalık hücum ediyor. Sergio Oliviara, Mertens, Yunus, Kerem, Gomis ileri beşli zaten çok hücumcu. Bekler de sürekli bindiriyor. Tempolu bekler. Hem Saşaboy hem Patik Fananolt çok bindiren bekler ama bu bekler biraz çok bindiriyor ama az bitiriyor. Az bitirici işleri yapabiliyor. Yani isabetleri düşük oluyor.

Böyle olunca da geri dönüşler de sıkıntılı oluyor. Biraz hem Sergio Oliveira'nın hem Mertens'in geri dönüşleri biraz problemli oluyor ve Torreira'ya çok yük bindiriyor. Maçın daha ilk dakikalarından itibaren iki stoper ve Torreira ile üç kişi savunma yaptığını ve rakibin daha kalabalık gelebildiğini gördük Kasımpaşa'nın. Ama Kasımpaşa hücumda çok organize olamadı ve Galatasaray'ın bu savunma problemlerini çok değerlendiremediler açıkçası. Melih Şabanoğlu T24'e bu konuda güzel bir yazı yazmış ve görsellerle bu olayı iyi anlatmış, onu da tavsiye edeyim. Hem hücuma katılırkenki tempo, çünkü Bechler'in o tempoyu desteklemesinden bahsetmiş, hem de savunmada bazen eksik yakalanmalardan, Sergio Oliveira'nın ve Mertens'in gelmediği pozisyonlardan, kadraja giremediği pozisyonlardan iyi örnekler almış.

Bu tabii takımın beş ileri beş geri gibi kırılmasına neden olabilir. Bunu Kasımpaşa değerlendiremedi. Galatasaray kalitesiyle çok net kazandı. İki takım arasında çok net bir oyuncu kalitesi farkı vardı. Ama gelecek hafta Konya Spor gibi bu tip eksik yakalanmaları çok daha iyi değerlendirebilecek, çok daha güçlü bir takımla oynayacak Galatasaray. Ve nasıl Başakşehir Beşiktaş'ı defolarıyla gösterebildiyse, Beşiktaş biliyorsunuz bu haftaya kadar çok daha net, çok daha üstün oynuyordu. Ligine en iyi takımı vs. gösteriliyordu.

Ama Başakşehir'e gelince defolar ortaya çıktı. Önümüzdeki hafta Konya Spor'da bunları Galatasaray'a gösterebilir, çok net bir şekilde. O yüzden bence belki de Galatasaray hücumdaki o dörtlüden, yani iki kanadı birden hem Kerem hem Yunus, artı Mertens, artı Santerfor, Gomis, Tense, o dörtlüyü 3'e düşürüp Orta sahaya Torreira ve Oliveira'ya bir tane daha Mistio'yu veya Berkan'ı eklerse Galatasaray orta sahası çok daha sağlam olabilir. Ve bu Galatasaray'ın çok daha güçlü, çok daha dengeli bir oyun oynayabilmesini de sağlayabilir bu durum. Sanki hücumda biraz fazla, orta sahada biraz az kişiyle oynuyor diye düşünüyorum Galatasaray. Açıkçası Mistio ve Berkan gibi bir oyuncunun eklenmesi merkez orta sahaya. Sergio Oliveira'yı da çok daha öne çıkarabilir diye düşünüyorum.

Ama Sergio Oliveira'nın bundan bağımsız olarak da son iki haftada yükselen bir performans içinde olduğunu da düşünüyorum. Ve altı hafta sonunda dördüncü şutu direkten döndü. Müthiş bir şut atmıştı yine Kasımpaşa maçında. Biraz da şanssız açıkçası. Ama onun dışında iki kanadı birden. Hem Kerem hem Yunus Galatasaray'da biri asist yaptı, diğeri de iki gol attı. Onlar için biraz iyileştirici bir maç oldu. Çünkü baskı altındalardı. Beş maç sonunda sıfır golü ve sıfır asistle oynuyorlardı. Onlar için çok verimli bir maç oldu.

Ama yine de ben Galatasaray'ın bu orta sahasını biraz daha kuvvetlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Veya Bekler bu kadar çok bindiriyorsa çok daha fazla isabetli iş yapmalı veya Bekler biraz daha kontrollü durmalı diye düşünüyorum. İki vekibirden çok fazla önde yakalanabiliyor. Yani gerideki emniyet olayını biraz daha arttırmak lazım ama bence orta sahada rakibi tutmak, orta sahada kaybedilen topları geri kazanma gücünü arttırmak daha iyi bir çözüm olabilir. Önümüzdeki haftalarda Galatasaray için böyle bir fikrim var. Gelecek hafta Konya spor maçında çok daha net görürüz bence bu durumun yansımalarını hem Okan hocanın ne yapacağını da.

görmüş oluruz. Gelecek hafta Galatasaray'la ilgili çok daha net konuşabiliriz. Tabi son olarak Bafetimi Gomis'in de kalitesini konuşturduğundan, profesyonelliğinden bahsetmek lazım. Gomis yorumumuzu da yapıp Galatasaray'ı da kapatalım.

Fenerbahçe bu haftayı bay geçiyor ama Dinamo Kiev'i yendiler geçtiğimiz Perşembe akşamı ve önümüzdeki Perşembe'de de Rennes ile oynayacaklar. Bu iki zorlu Avrupa mesaisi öncesindeki haftanın bay haftasına denk gelmesi de Fenerbahçe için güzel bir şans oldu. Kiev veren gibi iki güçlü rakip arasında maça çıkmamak gerçekten herkesin isteyeceği bir şeydir. Kiev karşısında Fenerbahçe baskıyla kazandı. Fizik güçle rakibini deviren bir Fenerbahçe vardı ve Taç ve Korner gibi duran top çalışmalarının ödülünü aldılar. Bu işlere çok iyi çalıştıkları belliydi. Taç'ta, Bilas'a, iki stoperiyle birlikte organizasyon ürettiler ve bir Taç sonucu da golü buldular. Bu çalışkanlığın ödülünü alabilmek açısından çok güzel bir şey tabii ki.

Ama öte yandan Arao ve Crespo merkeziyle oynadığınızda üretkenlikle ilgili bir takım problemler yaşanabileceğini gösteren de bir maç oldu. Biraz George Jesus'un önümüzdeki haftalarda bu konuya kafa yorması gerektiğini gösteren bir maç oldu bence. Bunlara tabii önümüzdeki haftalarda değiniriz Fenerbahçe maçlarını oynadıktan sonra daha net konuşuruz. Son maç üzerinden çok geçtiği için çok maç detayına girmek istemiyorum ama Fenerbahçe'de daha sıcak bir gündem var. O da yeni transfer Bruma'nın en pahalıya alınmış üçüncü oyuncu olan Bruma'nın kadro dışında olması gündemi var.

Tabii bu en pahalıya alınan 3. oyuncu olma durumunu zorunlu satın alma opsiyonuna bağlıyorum. 4 milyon euroluk bir zorunlu satın alma opsiyonundan bahsediyor herkes ama yönetim bunu açıklayamıyor. Yok da diyemiyor, var da diyemiyor. Var derse çünkü büyük tepki gelecek. Bir muallak var ama genel olarak bütün gazeteciler bunun zorunlu satın alma opsiyonu olduğunu söylüyor. Bütün demeyeyim de kayda değer birçok ciddi gazeteci bunu böyle söylüyor.

Şimdi orada şöyle bir konu var. Yönetim biraz topuğu hocaya atıyor. Tabi bunu açık açık söylemiyorlar ama Jorgesson'un istediği söyleniyor. Bruma'yı. Ama böyle olsa bile bu biraz ucuz bir kaçış olur. Çünkü Bruma transferini yapıp 2 ay sonra kadro dışı bırakmanız için sadece hocanın istemiş olması yeterli bir mazeret olmaz. Bir de şöyle gerçekleşiyor olay bence. Siz Bruma'yı Jorgessus'a öneriyor musunuz? Yani Bruma'yı alabiliriz sizce alalım mı? Şeklinde bir soru mu soruyorsunuz? Yoksa hoca illa bana Bruma'yı alın diye kendisi mi teklif getiriyor? Bence belirleyici olan konu bu. Çünkü ben açıkçası ikinci olduğunu pek zannetmiyorum. Yani Jorgessus'un gelip de ben illa Bruma'yı istiyorum deyip de transfer listesinin birinci sırasına Bruma'yı yazdığını zannetmiyorum.

Aksine o Brezilya'daki, Flamengo'daki eski sol kanat oyuncusunu istiyordu biliyorsunuz. Sonra sakatlandı o isimde. Ve Bruma geldi. Ben bunun açıkçası yönetimin tarafından önerildiğini düşünüyorum. Ya da daha doğrusu şöyle olabilir, menajerler Bruma önerisiyle gelmiş olabilir. Ve yönetimde Jorge Sousa, işte menajerler Bruma'yı öneriyor, siz de tanırsınız Portekizli kanat oyuncusu, alalım mı diye sormuş olabilir.

Ve Jorgjesus da zaten alın der. Ülkeyi ve ligi tanımayan bir teknik direktör yeni ve farklı çeşitli bir futbolcu transferine neden hayır desin ki? Ve yarın öbür gün diyelim ki Burma PSV'de veya başka gittiği bir takımda çok iyi oynadı. O zaman yönetim Jorgjesus'a biz sana bunu önermiştik, sen istemedin. almayın dedin diyebilir. Yani bu Rumayı alın der zaten. Bu bana Galatasaray'daki Roberto Mancini dönemini hatırlattı açıkçası. Biliyorsunuz Roberto Mancini bir devre arasında bir sürü oyuncu transfer etmişti. Salih Dursun'dan Antiveros'una kadar. Salih Dursun normalde Roberto Mancini'nin isteyeceği bir futbolcu kalitesinde değil. Koskoca Roberto Mancini yani. Hem futbolculuğu çok kaliteliydi hem de teknik adamlığı çok üst düzeydi. Ama bu oyuncu alalım mı derseniz her teknik direktör, ligi bilmeyen, ülkeyi bilmeyen her teknik direktör zaten alın der. Bana biraz böyle olmuş gibi geliyor ve bir Fenerbahçeli arkadaşımla konuştum ondan sonra. Diyor ki işte Sinan 2 sene önce kol kıraldılar, ortada hoca yoktu. O zaman eleştiriyordun hocaya sormadan transfer mi yapılır diye. Şimdi de Bruma'yı hoca istiyor. Şimdi de diyorsun ki hocanın istediği her oyuncu alınmaz diyorsun. Burada bir çelişki yok mu diye söylüyor. Bence yok. Bence her ikisi de doğru değil. Ne sadece kendi kafanıza göre hocaya hiç sormadan, daha hoca getirmeden futbolcu getirmeniz mantıklı. Bence bu da çok saçma. Colker da çok saçma. Ne de sadece hoca istiyor diye bir oyuncuyu transfer etmek mantıklı. Çünkü o hocaların ömrü 6 ay biliyorsunuz. Ortalaması 6 ay. Uzun vadeli zaten çalışmıyorlar. Gelen hocalar bir önceki hocanın getirdiğini zaten istemiyor. O yüzden sizin sadece hocanın istediği oyuncuları transfer etmek gibi bir stratejiniz de olamaz.

Bu işin mesela çok daha doğru yapıldığı kulüpler var. Bir tanesi Bayern Münih. Geçtiğimiz haftalarda Orhan Uluca anlatmıştı. Biliyorsunuz bunun eski konusunda çok hakim bir gazetecidir. Bayern Münih'in transfer sistemi şöyle işliyor. 4 adet kontrol mekanizması var. Bir tanesi sportif yönetim kurulu. Burada eski futbolcular oluyor. Oliver Kahn gibi işte. Bu sportif yönetim kurulunun başındaki kişinin bir oy hakkı var. Finansal konulara bakan bir departmanın, finans sorumlusunun bir yetkisi var transferde. Teknik heyetin, yani teknik direktörün bir yetkisi var. Ve bir de futbol direktörünün, Salihamidzic'in, ki scout ekibi de Salihamidzic'e ve o futbol direktörüne bağlı. Bir de onun yetkisi var.

Bu 4 kişi, yani Sportif Yönetim Kurulu Başkanı Oliver Kahn diyebiliyorum, Futbol Direktörü Hasan Salihamidzic, Finans Departmanının yöneticisi ve Teknik Direktörü. 4'ü birden bir transfere onay vermezse o transfer yapılmıyor. 4 kişiden 3'ü onay verip biri bile onay vermezse o transfer yapılmıyor mesela. Şimdi böyle bir denetleme sistemi yaptığınız zaman hatalı transfer yapma ihtimaliniz çok azalıyor. Ama siz zaten 3 ayda bir Sportif Direktörü değiştiriyorsunuz, 5 ayda bir Teknik Direktörü değiştiriyorsunuz.

Sonuçta yine hep sizin dediğiniz olmuş oluyor. O yüzden de bu Rumalarda aynı şeyler yaşanıyor. Bir sene kol kır oluyor. Bir sene sadece kendi bildiğinizi okuyorsunuz. O da hatalı oluyor. Öbür sene sadece hocanın dediğine inanıyorsunuz. O da hatalı oluyor. Bence ikisi de son derece zayıf sistemler.

İkisi de birbirinden 180 derece farklı olabilir ama ikisi de yanlış olabilir. Ya da yanlış demeyeyim de ikisi de idealden çok uzak olabilir. Bence bu transfer sisteminin ikisi de geçen yani Colker transfer döneminde, bu Burma transfer döneminde idealden çok uzak. Bir 21. yüzyıl futbol klübü için hiçbir şekilde örnek olamayacak transfer sistemleri.

Transfer ve Bruma demişken transfer deadline'a da değinelim. Süper Lig'de yine son hafta çok hareketli geçti. Biraz Iskarta'ya çıkmış Avrupalı futbolcuları transfer ediyoruz çünkü. Galatasaray Blas'ta son gün transferinde şov yaptı. Son iki günde diyebiliriz.

1-1-1! 1-1-1! Yusuf Demir, Matias Ros, Juan Mata, Mauro Icardi ve Milo Tracissa transferleri geldi. Tabi burada Yusuf Demir ve Matias Ros'u Iskarta'ya çıkmış deyiminden ayırmak lazım. Bunlar çok genç ve gelecek vaat eden isimler. Bilhassa Yusuf Demir. Trabzon'dan Fenerbahçe, Mişi Başvurayı transfer etti son günlerde. Beşiktaş, Redmond'u Southampton'dan kadrosuna kattı. Ve son günde Adana Demir Spor'dan Tayyip Sanuç'la, Alanya Spor'dan Tayfur Büngöl'ü kadrosuna kattı. Bu iki oyuncu da Başakşehir maçında sonradan oyuna girdiler. Hatta Redmond'la birlikte üçü birden sonradan oyuna girdi. Trabzon Spor'da son günlerde Yusuf Yazıcı ve Umut Bozok'u kadrosuna katmıştı. Umut da hemen gollerle başladı bu arada. Çok hızlı bir başlangıç yaptı ama çok Trabzon Spor'a

Merhem olabilmiş değil. Transferi de bu şekilde nokta aldıktan sonra şimdi basketbol tarafına geçelim. Basketbolda yine Anıl'la birlikte konuşacağız, değerlendireceğiz. Maalesef Anıl'ın söylediği çıktı ve milli takım son 16 turunda elendi. Yani Anıl'ın bu 2 hafta önceki, turnuva başlamadan önceki tahminiydi milli takımın gideceği yerle ilgili olarak.

Yine de biraz böyle beklentinin üzerinde bir şey de geçirdik yani Fransa maçı da geçirdik. Larkin'in sakatlığından dolayı ciddi anlamda dezavantajlı bir maç başlangıcı yapmıştık. İlk yarıyı da baya kötü oynadık ama 3. çeyrekte çok iyi bir savunma yaptık ve sadece 6 sayı atmalarına izin verdik.

Burak'ın çok öne çıktı. Üçlükleriyle farkı açtık hatta, onun üçlükleriyle. Ama maçın son dakikasında Cediye sportmanlık dışı faal yapıldı ve Cediye Osman'ın iki serbest atışı değerlendirememesi üzerine bir de topu oyuna sokamamadık. Ve uzatmalarda da rakibimize mağlup olduk. Çok acı bir mağlubiyetti. Hem bu mağlubiyeti hem kaçan serbest atışlar sonrasında pek istenmeyen bir gündem oluştu. Cedi Osman'la Burak'ın açıklamaları, Cedi Osman'ın kız arkadaşının ona cevap vermesi vs. yine biraz sahanın dışında kötü bir gündem oldu açıkçası. Biraz mağlubiyetin acısı da bunları tetiklemiş olabilir. Tüm bunları Anıl'la birlikte konuşalım. Selamlar abi merhaba.

Maalesef senin dediğin gerçekleşti. İki hafta önce yaptığımız bölümde... ...Milli takımın gruptan çok büyük ihtimalle çıkacağını... ...ama B grubundaki rakiplerin daha güçlü olduğunu... ...ve herhalde son 16 turu bizim için son olabilir demiştin... ...ve Fransa gibi güçlü bir rakip geldi aslında. Yine de elimizden kaçtılar aslında. Yani 12 saniye kala iki sayı öndeydik... ...ve Cedi Osman'ın kaçırdığı iki serbest atış sonrasında da kaybettik. Önce bir değerlendirme alayım senden... ...sonra Cedi'nin kaçırdığı serbest atışlar üzerinden konuşuruz tekrar zaten. Biz grubu ikinci sırada tamamladığımız zaman bence gelebilecek en iyi rakip gelmişti Fransa. Ki bu turnuvada da inanılmaz bir grafikleri yoktu. Bence mesela Finlandiya orada sonuncuydu ama bize daha ters gelebilecek bir takımdı özellikle takım yapısı itibariyle. Fransa kesinlikle elelenebilecek bir rakipti burada ki özellikle zaten ikinci yarıdaki geri dönüşümüz de buna bir işaret oldu abi.

Orada ilk yarıda bence özellikle maçın başında çok kötü bir performans maça başladı ki orada biraz lardişinin dolmaması bence moralleri bozmuştu. Çok takım da kendinden çok bir şey beklemiyor gibi geldi bana maçın başında ama daha sonraki ikinci yarı sonundaki 5 ve Ergen Ataba'nın ikinci yarıdaki tercihleri orada Ercan Osman'a, Alperen Şengü'ne dönmesi, savamadaki o üçgenler Toma Örtü ile sürekli forvetoyu yönlendirip üçgen savaması yapmamız vs. Oradaki işler çok başarılıydı sıkıştırmalarla birlikte. Dipten de sürekli mesela orada riske gelmiştik. Yani teknik anlamda ikinci yarı, özellikle üçüncü çeyrek çok başarılıydı bence.

Ama orada maçın sonunu getiremediğiniz zaman ve böyle çok trajik bir şekilde kaybettiğimiz zaman ki sadece normal sürenin sonunda değil uzatmanın sonunda da mağlup olduk. Orada son tapu kullanamadık. Çok gerçekten trajik bir son oldu bizim adımıza. İlk yarıyı dediğin gibi çok aslında kötü bitirdik ve Fransa net üstünlüğünü koyuyor gibiydi. Fakat sanki onlar da bir rehavete kapılmış gibiydi ve üçüncü çeyrekte tekrar bir toparlanıp öne geçme ve açıkçası böyle çok beklenti içinde olmadığımız oyuncuların da yüksek performansı, belki daha az süre alan oyuncuların da yüksek performansıyla galibiyete kadar getirdik işi ve o son iki serbest atış kaçtı. Yani ben açıkçası biraz baskı altında Atamama'ya biraz bağlıyorum. Herhalde o heyecanı karşılayamamakla ilgili olabilir ki. 2019'da da çok benzer senaryo Amerika karşısında gerçekleşmiş. Neden olabilir sence hani bu? Belki oyuncuların o baskıyı kaldıramamasıyla mı alakalıydı? Nedendi sence? Bunlar hemen özel bir... Az önce çok süre almayan oyunculara katkısı demiştim. Orada Buğra'nın tabi parantazı açmak lazım. Onu da tebrik ederim. Çok iyi bir performans saygıydı. Kıvılcım'ı da yakan oyuncu oydu orada.

Yani cyber satış konusuna tabi bu da Ceddin'in üstüne biraz çok fazla yüklenildi bana kalırsa ki cyber satış bu oyunun doğasında var ve kaçabiliyor ki maç içinde de Ceddin'in tabi kritik katkıları da olmuştu ama tabi iş biraz da o 4 noktasına geliyor artık orada 2'de 1 atsa belki Ceddo Osman tabi ki biz farklı bir senaryo konuşuyor olabilirdik ama yani dediğim gibi bu oyunun içinde olan bir şey yani en iyi yıldızlar da bu cyber satışı kaçırabiliyorlar ama tabi 4 konusu biraz ebi ritüel yani oyuncular adına. Orada herkesin bir ritüeli vardır, bir belirlediği bir şey vardır. Kafasında o şekilde gelir çizgiye ve aslında oradan sonrası biraz ezberdir çizgiden sonrası ama Cedi Osman'ın tabii özellikle kritik anlarda ya bu ikinci kere yaşanınca insanlar da biraz tabii sorgulayabiliyor bu noktada. Cedi Osman NBA'de oynayan, NBA'de de özellikle sonra geçen yılı belli bir rolde Clement'a iyi geçirmiş bir oyuncu olarak. Yani orada NBA'de kendine bu konuda bir koç tutması belki serbest atış konusunda gelecek adına yine. Orada

Bunun üzerine tabii eğilmesi gerekiyor ki zaten yüksek ihtimalle eğiliyordur NBA'de oynayan bir oyuncu ama bundan sonraki kararında tabii ki bu her zaman karşısına çıkacak bir yerde ve o da muhtemelen kendini bu noktada biraz daha geliştirmek için çaba gösterecektir. Öyle tabii, onun için de çok zor. Ben de katılıyorum sana. Tek bir an üzerinden bütün bir turnuvayı, bütün bir maçı değerlendirmek de çok şey değil. Biraz da fazla acımasız olabiliyor. Çok duygusalız her anlamda abi, dediğim gibi acımasızlık da oluyor. Sadece iki serbest atışa bağlamak bütün bir şeyi, turnuvayı ve oyuncuyu bitirebilecek kadar ağır eleştiriler vs. yapmak zaten bu tüm spor dallarında da böyle. Yani en yukarıya da bir şey başarıldığı zaman en yukarıya çıkarıyoruz. Sanki o sporun peygamberi gibi ilan ediyoruz. bir şeyler kötü gittiğinde de en dibe sokabiliyoruz ve bu dediğin gibi bütün turnuvayı sadece iki serbest atışına biraz acımasız oluyor. Ama oyuncular arasında da, oyuncunun eşi vs. arasındaki mesajlaşmalar, birbirlerine söyledikleri vs. de olayı biraz tırmandırdı. Oyuncular birbirine sahip çıkmazsa, eşleri veya yakındaki akrabaları vs. de, takım birbirine sahip çıkmazsa zaten

dışarıdan çok daha acımasız oluyor. O yüzden umarım takım olma yolunda da daha güçlü bir reaksiyon sergileyebilirler. Bilmiyorum, sen bu konuda bir şey söylemek ister misin? Şu an çok genç bir takım, 24 yaş ortalamasıyla oynayan bir takım. Gelecek 10 yılda belki bu oyuncuların birçoğu yine bu milli takım için hizmet etmeye, oynamaya devam edecekler. Buraya eklenenler olacak, tabii çıkarılanlar olacak ama bir iskelet kurduğumuz doğru burada. Ki ben artık sonunu getiremedik demeyi de çok hoşlanmıyorum artık. Çünkü sürekli başımıza gelen bir olay bu sonunu getirememe durumu ama

Çok acımasız eleştiriye de... Tabii ki seni de bahsettiğim gibi ben çok doğru bulmuyorum kendi adıma. Tabii ki daha yükseğe gidebilirdik bu turnuvada, daha ilerleyebilirdik. Sırbistan, İtalya elendi. Sırbistan'la elenmesiyle birlikte Fransa'nın rakibi İtalya oldu. Belki biz orada olsak Fransa yerine, burada yarı finali konuşabiliyor olacaktık. Ama turnuvada her şey maç maç ilerlediği için bazen de bu şekilde oluyor. Böyle trajik, dramatik şekilde sona eriyor.

Peki, o zaman turnuvadaki diğer takımlara geçelim. Senin sürpriz yapabileceğini düşündüğün Finlandiya ve Almanya, onlar da tur atladılar. Başarılı gidiyorlar. Bu turnuvada tahminlerin bayağı iyi gidiyor. Yunanistan şampiyonluk adayıdı, onlar da senin adayındı. Onlar da devam ediyor. Diğer takımlar ve diğer maçlarla ilgili yorumunu alayım.

Finlandiya'yla başlayalım abi öncelikle. Benim turnuvam öncesinde hep sürpriz olarak adlandırdığım bir takımdı. Gruptan ikinci sırada çıkmışlardı. Sonra 16'da Hrvatistan'ı yendiler. Ki çok sürpriz olarak adlandırıldı bu ama ben... Finlandiya'nın oyun yapısı, özellikle Hrvatistan'da hiçbir zaman bu turnuvalarda kadro kalitesini karşılamayan oyun oynaması sebebiyle Finlandiya'yı bir adım önde görüyordum ki öyle de oldu. Markanen tabii inanılmaz bir performans saygıydı. 43 sayıda gerçekten maça damga vurdu diyebiliriz.

İspanya'yla karşılaşacak Finlandiya'ya ve İspanya'da aslında Litvanya'ya diyerek geldiler buraya. Onlar da bir sürpriz yapmış oldu çünkü İspanya kadro kalitesi olarak alıştığımız İspanya'nın çok uzağında ki Finlandiya'da ne olursa olsun çok kaliteli bir kadrosu var ama orada İspanya geleneği bozmadı ve yine Çeyrekvene'ye kaldılar ki bu çok uzun bir süredir böyle. Bundan çok çok uzun bir turnuva önce İspanya Çeyrekvene'nin dışında kalmıştı. Orada İspanya'yla Finlandiya'ya eşleşecek.

Diğer tarafta Almanya grubu ikinci sırada tamamlamıştı ki bence müthiş oynuyorlar. Turnuvada en iyi oynayan takımlardan birisi ama onlar şimdi Yunanistan'la eşleştiler. Benim favorim Yunanistan'da. Burada yani gönlüm hangi takımdan yana ben de çok bilmiyorum ama... Kendi kadro kalitelerine göre müthiş oynuyorlar daha ziyade.

Ama Tunuva'da bence genel olarak en iyi oynayan 3-5 takımdan biri basketbol anlayışı ve kalite olarak. Orada Yunanistan çok zorlanmayan bir gruptan gelince, Çekki gibi bir takım bile onları aslında duvara çarptırabileceğini gösterdi. Son çeyrekli Yanis Antetokounmpo inanılmaz bir performans saygıydı. Larencakis devreye girdi belki orada. Yine bir sürprizden konuşuyor olabilirdik. Yunanistan da Tunuva'dan dışında kalabilirdi. Ama Almanya sürekli zaten orada underrated olmanın da verdiği bir etki var ki ev sahipleri Tunuva'da. Çok çok keyifli bir çeyrek final maçı olacak orada bence.

Slovanya-Polonya eşleşmesi var. Slovanya'da şampiyonluk adaylarından biri. Polonya, Ponitka önderliğinde çeyrek finale kadar geldi ama burada muhtemelen Slovanya çok ağır basar bir takım ve yeri finalde onları görmemiz muhtemeldir diye düşünüyorum ben. Fransa-İtalya eşleşmesi ise tabii bizi çok üzen bir eşleşme oldu burada. İtalya'nın bize imza atıp Sırbistan'a elemesi ki orada bence Posego'nun inanılmaz bir maç planı vardı. Yokuş üzerindeki savunma, o alan savunması temelli ama Yokuş geldiğinde sürekli ikili sıkıştırma yardımlarla. Ki koç Posego'da maç mesela atılmıştı.

Yardımcı Koç maçı tamamladı vs. Pozecko'nun orada maç sonundaki sevinci. Soyma Odası'nın yarın Santé de Compo'nun bile alakasız bir oyuncunun kucağına atlaması falan. Çok güzel görüntülerdi bence. Benim orada gönlüm İtalya'dan yana diyebiliriz. Biraz daha ki Fransa'nın oyun yapısı itibariyle Turnuva'yı ne kadar ilerleyebileceği bence biraz soru işareti.

Kaldeo kalitesi belli bir seviyede ama oyun olarak çok karşılığını verdiğini düşünmüyorum. Özellikle de kısaların orada efektif olmaması ya da olamaması belli noktalarda. Yani İtalya'da Nico Minion çok fazla devreye girmeyen bir oyuncu ama Minion, Payola gibi, Tunut gibi orada baskıcı. Rakip kısaları orada biraz da devreden çıkarabilecek kısalar var. Onların performansı orada çok belirleyici olacaktır bence. O konuda aslında gönlüm biraz da İtalya'ya yakın diyebiliyoruz o maçta. Peki son bir soru soracağım. İtalya'ya eşleşseydik belki yarı finali görecektik dedin. Hani bu kadar kıl payı kaçırdık belki önümüz çok açılabilirdi. Serbest atışlar yüzünden kaybettik bu maçı. Yorumu var herkesin ama serbest atışlar dışında bir hata yapmış olabilir miyiz yani? Koç Ergin Ataman üzerinde de olabilir, diğer oyuncular üzerinde de olabilir. Çünkü oyun psikolojik olarak da bize gelmişti. Yani öndeydik. Belki iyi bir savunmayla yine son saniyede yemeyip yine kazanabilirdik.

Oradaki oyuncu değişikliklerinde Ergin Ataman'ı hatalı buluyor musun? Veya diğer oyuncularda bir hata görüyor musun? Yani olsaydı dediğim bazı şeyler var burada maç üzerinde. Vadif derler ya Amerikalılar sürekli. Bence biz de mesela maç sonunda şeyimizi neden oyuna sokmadığımızı düşünüyorum savunma için. Orada Fournier'in çemberi hata anda Gobertip demişti, basket bulmuştu işte.

O top da belki şeyin bu sahada olsa ya da Ceddin'in kenardan çıkardığı bir top vardı. Orada başka bir oyuncu topu çıkarsa veya farklı bir senaryo, farklı bir oyun olsa. Mesela Melih Mahmutoğlu'nu maç sonunda sahada görebilseydik hücum anlamında vs. Burada bu keşkeler, what if'ler çok söylenebilir. Ama bence mesela Alperen Şengül'ün maç sonunda sahada kalması gerekiyordu.

Koç ona hiç dönmedi. Orada Sertaç oyuna devam etti. Bence mesela Alperen Şengü'nü orada sağlatabilseydik, farklı bir senaryo olabilirdi. Çünkü Rudi Gober üst üste 4 hıçmırı bandı almıştı orada. O bölümdeki Sertaç çok iyi bir maç geçirdi özellikle şut anlamında ama çok yorulmuştu. Orada Sertaç caydırıcı olamadı ribantlar konusuna ki Rudi Gober de 4 foul ile maçı tamamladı. Belki Alperen olsa ki Alperen dışarıdan çok fazla atak ettiğini de görmüştük maç içinde. Orada farklı bir senaryo olur muydu olmaz mıydı tabi bilemiyorum ama Alperen'i ben orada kesinlikle görmek isterdim sonunda.

Maalesef böyle acı bir eleniş olunca tekrar oraya döndük bitirmeden. Gelecek hafta şampiyonluk yolunu da konuşuruz yine. Umarım keyifli bir finaller izleriz. Çeyrek finaller, yarı finaller. Umarım keyifli bir şekilde devam eder Eurobasket. Gelecek hafta o zaman görüşmek üzere. Evet, anının ağzına sağlık. Son olarak da Amerika Aç'a gidelim. Onu da iki haftadır konuşuyoruz ve Amerika Aç'ı tamamlandı. Şampiyonlar belli oldu. Kadınlarda dünya bir numarası olan Polonyalı raket Iga Siviontek. Finalde dünya beş numarası Tunuslu raket Ons Jabir'ü 2-0 yenerek şampiyon oldu. Jabir bu sene Wimbledon'da da finale çıkmıştı ve kaybetmişti. Yine kaybetti. Şanssız bir dönem onun için.

Erkeklerde de finalde İspanyol raket Carlos Alcarez, Norveçli rakibi Kasper Rudu 3-1 ile geçti. İkinci set dışında tüm setler çok yakın geçti birbirine. Özellikle maçın üçüncü seti Amerika açık klasiklerinden biri olarak anılmaya şimdiden başladı. Nadal'ı eleyerek büyük şok yaratan Amerikalı tenisçi Tiafo'da 2006 sonrası bir Grand Slam'de yarı final gören ilk Amerikalı tenisçi olmuştu. Bu detayı da verelim.

Amerika Açık gündemini de bu şekilde tamamlamış olalım. Eurobasket'e değindik, Amerika Açığa değindik, Süper Lig'de dört büyük takıma değindik. Şampiyon Trabzonspor'un kan kaybına, Beşiktaş'ın mağlubiyetine, Galatasaray'ın transferlerine ve galibiyetine değindik. Fenerbahçe'de vurma konusuna değindik. Yine gündem oldukça doluydu. Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)