Podcast

170: 6'lı Masanın Gerginliği: Türkiye'nin Gerginliği

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

6'lı masa son dönemde bazı kara bulutları üzerine çekmiş görünüyor. Gerginliğin iki nedeni var: Adaylık tartışmaları ve Gürsel Tekin'in bir TV programına verdiği röportaj. Peki bu gerginliğin kökenini 6'lı masada mı aramak gerek, yoksa Türkiye'nin içinde bulunduğu gergin siyasal atmosferde mi?



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.545 kelime · ~18 dk okuma

Yaz sezonunun bitmesiyle birlikte sadece yeni sezon hazırlıkları değil, seçim hazırlıkları da başladı. Türkiye, tarihinin en gergin seçim satına girmiş görünüyor. En geç 9 ay içinde Türkiye'nin kaderini belirleyecek sandık halkın önüne gelecek. Rekabet de oldukça çetin. Bir tarafta son seçimde %52'yi oyalan AKP lideri Erdoğan var, peki diğer tarafta? İşte bu soru yönetilmesi zor bir gerginliğin konusu olmaya başladı. Erdoğan'ın karşısındaki aday kim bilmiyoruz. Son birkaç haftada CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun öne çıkması ise siyaset dizaynında çeşitli tartışmalar da yol açmış görünüyor. Takip edebildiniz mi bilmiyorum ama ortalık fena halde karışık.

Bu bölümde size altılı masanın adaylık tartışması etrafında yaşanan gerilimleri aktaracağız. Bu gerilimler önemli. Elbette bu tartışmaların bizlere resmettiği görüntüyü de anlatmaya çalışacağız. Lafı uzatmıyorum. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Altılı Masa'nın Cumhurbaşkanı adayı kim olacak? Bu soru herkesin dilinde. Aday belirlenemiyor mu? Hayır. Yani soru yanlış sanırım. Aday belirlenmiyor mu diye sormak daha doğru. Çünkü görünen o ki belirlenmeye çalışılmıyor. Altılı Masa üyesi liderlere bu soru her sorulduğunda aynı cevabı alıyor gazeteciler.

Transkriptin tamamını oku

Cumhurbaşkanı adayının isimleriyle alakalı. Şu isim olur veya bu isim olmaz diye henüz 6'lı masada isimleri konuşmaya başlamadık. Hiç konuşmadınız mı? Şu ana kadar hiçbir somut isim 6'lı masaya gelmedi. İkili bazda yaptığımız temaslarda tabii ki ara ara isimler gündeme geliyor ama 6'lı masanın beraberce oturduğu hiçbir toplantıda Cumhurbaşkanı adayı konuşulmadı bugüne kadar. Tabii sıradan vatandaşın en merak ettiği konu masanın adayının kim olacağı.

Herkes bu soruyu merak edince, üzerine çok konuşulan isimler de öne çıkıyor. Bu zamana kadar adaylık tartışması öne çıkan 3 aday zihinlere yerleşmiş durumda. Bu isimleri tekrar etmeme gerek bile yok. İşte Mansur Yavaş, Ekrem Emmoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu. Muhalefetin adayı çok büyük ihtimalle bu 3 isimden biri olacak. Fakat bu adaylık meselesi altılı masada hiç konuşulmuyor.

Sen de bunu yedin değil mi Ozan? diyebilirsiniz. Açık konuşayım yedim. Ben de bu sorunun peşine düştüm, ulaşabildiğim parti yöneticilerine sordum. Gerçekten bu zamana kadar hiç mi aday tartışılmadı dedim. Aldığım cevapların hepsi bu yöndeydi. Gerçekten adaylık meselesi altılı masanın bu zamana kadar gerçekleştirdiği 6 toplantıda yaklaşık 30 saat boyunca hiç tartışılmamıştı. Ben bu toplantılara bizzat iştirak etmiş değilim. Zaten bu 6 isimden başka iştirak eden de yok.

Hatta bu toplantılara bu 6 partinin lideri dışında iştirak eden olmayınca şahit de yok. O yüzden ne konuşuyor bu liderler sorusuna sadece öngörülerimizle cevap verebiliyoruz. O halde soralım. Ne konuşuyor bu liderler?

Bu soruya verilebilecek tek bir cevap var. Seçimden sonrasını konuşuyorlar. Az şey değil bu dediğim. Lütfen tarihi bir seçimin içinden geçtiğimizi unutmadan değerlendirin. 2018'den itibaren Türkiye'nin rejimi değişti, kuruluş kodları tahrip edildi, dış politik ekseni kaydı, kurumsal yapısı dönüştü, asker-sivil ilişkileri ve seçilmiş atanmış kadroların pozisyonları da farklılaştı.

Daha önce sistemin boşluğunu dolduran güç odakları yeni rejimde tümüyle Erdoğan'ın şahsında toplandı ve Erdoğan'ın iktidarı için tasarlanmış bir rejimi değiştirmeye niyet ediyor muhalefet. Bu bir restorasyon anlamına geliyor ki anayasanın değişmesinden yeni bir müesses nizam tesisine kadar onlarca konu başıyla cebelleşmek zorundalar. Yani alelade bir iktidar değişimine tanıklık etmeyeceğiz. Rejimi tartışacağız seçimden sonra. Fakat kamuoyu haklı olarak seçimden sonrasını bugünden tartışacak durumda değil. Herkes seçime odaklanmış durumda. Bu kesimler de haksız değil. Zira seçimin kaybedilmesi durumunda bu rejim değişikliği hayal ede suya düşecek. Üstelik ekonomik bunalım böylesine derinleşmişken kimsenin kafasını kaldıracak hali de kalmamış durumda.

Ablam şu maydanoz beş lira olur mu Allah aşkına? Şu maydanoz beş lira ya. Pahalı pahalı. Hiç ucuzlamadı. Biz dedik ki kışın pahalı yiyoruz. Pahalı yedik ama yazın ucuz yiyeceğiz dedik ama kıştan daha pahalı yazında. Olmaz. Olmaz bu ya. Hiç düzelmez. Bu enflasyon böyle giderse bu şekilde yürürse

Herkesin canı burnunda, kimse seçimden sonra ne olacak, ülkenin tarihsel yörüngesi nasıl belirlenecek gibi derinlikli konuları tartışacak durumda değil. Geniş kesimler aday etrafında dönen tartışmaları da bu nedenle anlamlandıramıyor. Kazanacak adayı gösterin kapansın konu kardeşim tepkileri üzerinde yoğunlaşılıyor. E şimdi 3 adayımız var, Meral Akşener'i saymıyorum. Kazanacak aday kim diye sorulduğunda da cevap belli.

Mansur Yavaş. Anketlere göre Mansur Yavaş, diğer adaylara göre Erdoğan karşısına daha iyi sonuç alıyor. İYİ Partili isimler de son günlerde Mansur Yavaş'ın ismini zikretmeye başladı. Önce 21 Ağustos'ta İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, Habertürk'te fitili ateşledi. Nagi Analcan'ın sorusu üzerine Buğra Kavuncu, sokak Mansur Yavaş diyor dedi.

Sayın İmamoğlu ya da Sayın Yavaş'ın aday gösterilme olasılığını hala kuvvetli görüyor musunuz? Ve ne düşünürsünüz mesela Ekrem Bey'den? Ya şimdi bizim düşüncemden çok ben o zaman bu sahada duyduklarımız üzerinden gideyim. En çok genel başkanımızın neden vazgeçtiği bizi soruluyor. Belki parti rozetini taşıdığımız için. Fakat en çok duyduğumuz isim de Mansur Başkan'ın ismi. Mansur Yavaş'ın. Sahada. Burak Abuncu'nun bu çıkışı çok tartışıldı. Hatta İyi Parti lideri Meral Akşener, Karar TV'de bu konu hakkında açıklama yapmak zorunda kaldı. Akşener özetle, Burak Abuncu burada sokaktaki izlenimlerini paylaşmıştır, İyi Parti'nin adayını değil, diye ifade etti kendisine. Fakat aradan biraz daha zaman geçti. Bu sefer 6 Eylül'de İYİ Parti'nin Yavuz Ağıraleoğlu yine Habertürk'te bu sefer Fatih Altaylı'nın konu oldu. Altaylı, Burak Kavuncu'nun sözlerini hatırlatarak Mansur Yavaş'ı bir daha sordu. Geçen gün Burak Kavuncu'nun, İstanbul İl Başkanı Burak Kavuncu'nun Mansur Yavaş adını sık sık duyuyoruz, arazide çok duyuyoruz demesi İYİ Parti açısından bir anlam ifade ediyor mu yoksa o... Şöyle bir süreç yönetiyoruz...

Yavuz Bey biraz uzattı ama sadede geldi. Ben Mansur Yavaş demiştim, o sizinle de ilgilendi. Dolayısıyla ben şöyle bakıyorum, Mansur Yavaş'ın isminin zikredilmesi, CHP'nin içişlerine karışmak gibi algılanmasından endişe ederek söylüyoruz ama bir taraftan da sahadaki hissiyatın duyulmasını istiyoruz. Böyle bir şey var, bunu duysun, duyalım. Çünkü nihayetinde seçmen kızabilir Fatih Bey. Bu kadar enflasyon yüksekken, bu kadar hayat çapları zordayken, muhalefetin iktidar imtihanından başarısız olmasına kızabilir. Dolayısıyla bu kızgınlığı da yönetmemiz lazım biz.

Yani Mansur Yavaşişmin'in zikrinde bence şöyle bir hassasiyet var. Bu görürsünüz. Saygısızlık gibi de algılanmasın. Efendim bizim belediye başkanımız niçin böyle sürecin içerisinde pişmiş haşa su kapıyorsunuz falan gibi algılanabilir. Ama bu öyle bir şey değil. Bu, bu kadar dezavantajlı şartlarda yaşamak zorunda bırakılan bir milletin buradan çıkış için beklediği bir takım ümit haberleri var. Bu ümitleri ben aday olacağım heveslerine kurban etmeyelim. Makul olan her şeyi sahaya getirelim. En makulü istişareyle yine bulalım. Millete soralım.

Bu konuşmalardan yola çıkarak İYİ Parti Mansur Yavaş'ı istiyor demek doğru olur mu emin değilim. Çünkü gözümüzün önünde olan ile arka planda olanı birlikte değerlendirmek gerekir. Birincisi, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu gerçekten sahadaki gözlemlerini paylaşıyor olabilir. Yayını takip ettim, o bağlamda bir konuşma o.

Buradan hareketle İYİ Parti Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığına resmen karşıdır demek doğru olmaz. Ayrıca Burak Abuncu'nun karşısına çıkan parti tabanının bu üç aday için de eski bir MHP'li olan Mansur Yavaş'ı zikretmesi de doğal bana kalırsa. İYİ Parti tabanının Mansur Yavaş'a daha sıcak baktığını söylemek de yanlış olmaz. Ya bu Zari Alioğlu'nun açıklamalarına gelelim. Bu açıklamalar daha sert tabii. Fakat bu kişinin söyledikleri İYİ Parti'yi ne kadar bağlar emin değilim. Zira Ağralıoğlu 30 Mart'ta partideki genel başkan yardımcılığı görevinden bizzat Akşener tarafından alınmıştı. Bu haliyle Ağralıoğlu'nun parti temsil sıfatı eskisi kadar güçlü değil. Bilmeyenler için belki söylemek gerekir, Yavuz Bey İYİ Parti'ye Büyük Birlik Partisi'nden gelen bir isim. Milliyetçi ama İslamcı tonu daha ile yüksek bir siyasetçi.

Onun genel başkan yardımcılığı görevinden alınması da Meral Akşener'in milliyetçi sağdan merkez sağ doğru manevra yapması olarak yorumlanmıştı ki bence de haklı bir değerlendirmeydi. Çünkü 30 Mart'ta sadece Yavuz Ağrıoğlu değil, eski MHP'li bakan ve ülkücü camia içinde önemli isimlerden biri olan bu Koray Aydın da aynı gün görevi değiştirdi. Koray Bey teşkilatların başındaki isimdi, siyasi işler başkanı yapıldı. Aslında bir tür tenzili rütbeydi bu kararlar.

İyi Parti zaten merkez sağ doğru yürüyen bir parti. Fakat bu atama kararlarının 6'lı masanın kurulduğu süreçte yaşanması da masadaki dengeler için fikir veriyordu. Hatırlayın, henüz 28 Şubat'ta 6 partinin liderleri güçlendirilmiş parlamenter sisteme ilişkin mutabakat metnini imzalamış ve toplantılar süreci böylece başlamıştı. O tarih için partiler bu mutabakat metninin iletişimini çok güçlü kurmaya çalışıyordu.

Bilkent Otel'de bir araya gelen 6 lider, o tarihte ilk kez bir arada fotoğraf verecekti. Henüz 6 ay önce. Bu tarihi sorumlulukta güçlendirilmiş parlamenter sisteminin birinci adabı. Mutabakat metni şimdi imzalanıyor 6 siyasi partinin genel başkanları tarafından. Muhteşem bir an, umut verici Türkiye için.

İşte 28 Şubat'ta gerçekleşen ve büyük umutlar vadeden bu toplantıdan bir ay sonra Meral Akşener partinin ülkücü kökenli iki yetkilisi Yavuz Araloğlu ve Koray Aydar'ın görevlerini değiştirdi. Burada biri stratejik, diğeri taktik anlamda iki hedef bulunuyordu. Stratejik, yani daha uzun vade hedefi açıklayalım. Erdoğan'ın iktidar koltuğunu bırakması halinde, AKP oylarında da büyük bir erime yaşanacak. Bunu tahmin edersiniz. Erdoğan sayesinde %30'luk bir bloğu elinde tutan AKP'de ikinci bir isim yok. Erdoğan giderse, AKP oylarında sert bir erime göreceğiz.

Peki bu %30 nereye gidecek? İşte siyasetin geleceği tartışırken kurduğu soru bu. Anketlere göre herkesin birinci partisi değil ama ikinci partisi İyi Parti. Bu nedenle İyi Parti, mevcut Türkiye siyasetinde potansiyeli en yüksek parti olarak göze çarpıyor.

Partinin oyu bugünlerde %12-17 arasına salınıyor. Çok daha yüksek gösterenler de var ama ben ana akımı en azından ele alıyorum. Fakat potansiyel oyu %50'ye yakın. Bu potansiyelin gerçekleşmesi ise partinin bir kimlik ya da ideoloji partisi olarak algılanmamasına bağlı. Eğer İyi Parti bölünen MHP oylarına talip bir ülkücü fraksiyon gibi davranırsa, %8'lik, 9'luk bir oy oranıyla potansiyelini eritecektir. Bu nedenle İYİ Parti için merkez-sağ yönelme bir tercihten çok zorunluluk. Akşener'in ben başbakan olacağım çıkışı da aynı minvalde değerlendirilmedi. Bu aziz milletin helal oylarıyla inşallah birinci parti çıkacağız. Hak edilmiş birinci çıkmış partisinin elbette hak edilmiş başbakanı olacağım inşallah.

Bu haliyle İYİ Parti'nin Türkiye siyasetinde doldurmayı hedeflediği boşluk gözümüzün önünde duruyor. İYİ Parti, milliyetçi geleneği temel alan bir merkez sağ parti olma yolunda ilerliyor. Akşener ise güçlendirilmiş parlamenter sistemin başbakanı olma hedefini taşıyor. taktik hedefine, yani daha kısa vadeli olan hedefine. Sadece seçimden sonra değil, seçim sürecinde de İYİ Parti'nin bir ülkücü fraksiyon gibi davranmaması, HDP tabanının altılı masaya desteğinin devam etmesi açısından kritik önemde. İYİ Parti, stratejik olarak Türkiye'nin yeni düzenindeki merkez sağ parti boşluğunu doldurmak istiyor. Fakat taktik manevrada, seçim sürecinde altılı masadaki dengeler açısından önem arz ediyor.

Masanın dengeleri düşünüldüğünde sadece stratejik olarak değil, taktik anlamda da İyi Parti'nin merkeze ilerlemesi bir tercih değil, zorunluluk. Aksi takdirde İyi Parti markası MHP'den ayrılan ülkücülerin kurduğu partiye eşitleniyor ve oy potansiyeli trajik biçimde düşüyor. Dahası, Kürt seçmenlerin tedirginliği de artıyor. İyi Parti bunun için ne yapıyor? Ekonomi kurmaylarını mümkün olduğunca ön planda tutuyor ki parti bir kimlik partisi halinde algılanmasın. İşte Bilge Yılmaz, Ümit Özdale... Bunlar çok önemli isimler.

Partinin ekonomi kurmaylarının iddialı isimlerden oluşması, bu taktik hedefi güçlendiren unsurlardan biri. İyi Parti'nin siyasal iletişimi de bu taktik ve stratejik hedeflere uygun. Partinin ''az kaldı'' sloganı ve bu slogan üzerine bina edilen şarkısı, öfkeli, milliyetçi bir dilden çok umut ve zenginleşme vaat eden bir dile sahip. Altyazı Böyle seçim şarkısı olan bir parti için eski MHP'lilerden oluşan bir parti demek biraz zor. Yani bir imaj değişikliği var. Şimdi bu haliyle iyi parti için istenmeyen şey, MHP eskilerinin partisi olarak anılmak. Dolayısıyla parti, milliyetçi kimliğinden taviz vermeden bir merkez parti olduğunu kanıtlamak durumunda. Dolayısıyla, M.K.

HDP ile sürekli gerilen bir görüntü parti için aslında iyi değil. Dost mu olsun? Tabii ki hayır. Bunu demiyorum. Ama iyi partinin gündemine ne zaman HDP girse partinin marka değeri eski ülkücülüğe indirgeniyor. Yani bir fay hattı var burada. Bu fay hattını herkese teşhir eden şey CHP'li Gürsel Tekin'in bir konuşması oldu.

Bağlamından koparmamak adına Tekin'in sözlerini biraz öncesinden veriyorum. Şimdi bir akıl tutulması yaşanıyor. Demokrasi diyoruz, millet iradesi diyoruz. Siyasi partiler yasalarımıza göre seçime girecek, millet de onlara oy verecek. Milletin oy verdiği bir siyasi partinin... O zaman seçime sokmayın kardeşim.

seçime sokmayın hatta mümkünse kürtlere de değil kardeşim siz oyununuzu aske aldım. Ne olacak şimdi mesela biz seçime girdik seçimde yarın ne çıkacağını hiçbirimiz bilmiyoruz. Bugün bizim hdp başkan vekili şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi başkan vekili yani Türkiye Büyük Millet Meclisi başkan olmayınca onu vekaleten hdp'li başkan yapıyor. Şimdi hdp'li o başkana Elimizi kaldırıyor muyuz Sayın Başkanım? Buna genel başkanlar dahil. Sayın Başkanım söz hakkı istiyorum. Şimdi buna hak sayacaksınız ama bu ülkeyi yönetmek için efendim bunu kabul olmaz. O zaman seçme sokmayın kardeşim. O zaman millet irazesi nerede kaldı yani? Bu seçmen yarın nasıl oy verecek kendi partisini? Siz diyorsunuz ki HDP'ye bakanlık verilebilir. Buradan bunu anladım. Elbette verilebilir. Her partiye verilebilir. O da seçime hak kazanmak... Aslında dinlediniz, Gürsel Tekin politik bir çıkış yapmıyor. Yani şöyle düzelteyim, HDP'ye bakanlık verilmelidir demiyor yani. Verelim de demiyor. O da bir yasal parti, siyasette karşılığı olursa HDP'ye de bakanlık verilebilir hukuken bir mahsuru yok anlamında konuşuyor. Ama böyle bir ortamda bu açıklama bile yeterince infiale neden olabiliyor tahmin edersiniz.

Bu demeç bir de medya tarafından şişirilince İYİ Parti hiç girmek istemediği bir alana girmek zorunda kalıyor. Zaten Yavuz Ağraloğlu da bu konuşmanın ardından Fatih Altaylı ile tek etek programına çıkıyor. Sayın Gürsel Tekin dedi ki HDP'ye bir bakanlık verebilir. Bu da sizin partinizi zıplattı. Niye bu kadar zıpladınız? Şimdi şöyle efendim, Türkiye'de

HDP ile ilgili hassasiyetlerimizi böyle zaman zaman butonlamada ifade etmemizin sebebi şu, siyasetin algıyla, ithamla, iftirayla yapıldığı bu alanda İYİ Parti, Türk siyasetinde makullün oluştuğu yeni bir iktidar, yeni bir cazibe alanı bulmaya gayret ediyor. Biliyorsunuz ki Türkiye'de bütün iktidarlar iktidara geliş sürecinde makuldürler. Makul iktidara gelir, marjinaldeşerek... marginalleşerek iddia ediyor. Bütün iktidarlar böyle olmuştur. Benim merkez sağ ve milliyetçi sağ diye ayırdığım çizgiyi Yavuz Aralioğlu makul ve marjinal olarak ayırıyor. Konuşmasının devamında da Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini HDP üzerinden eleştiriyor. Dinleyelim.

Bu tecrübe ettiğimiz, beğenmediğimiz ve değiştirme kursuna mutabık olduğumuz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, HDP'yi Türk siyaset hayatının demokrasi merkezinde şantajcısı yaptı. Yani hem Cumhur İttifakı'na hem Millet İttifakı'na dönüp, efendim bizim oyumuz olmazsa, bizim oyumuzu alamazsanız Cumhur İttifakı'na da Daha önce altılı masadaki fayatları teşhir oldu demiştim. Bu fayatlarının oluşma nedeni de belli aslında. O da şu. Altılı masadaki partilerin tümü Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine karşı güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunuyor. Fakat her bir çizginin bu savunmasındaki gerekçesi ayrı. Mesela dinlediniz, Yavuz Ağraloğlu çizgisi bu sistemde

HDP'nin %50 artı 1 yüzünden değerinin arttığını söylüyor ve bu nedenle şikayetçi. Bir başkası otoriterleşme ilimine karşı, bir başkası ekonominin bu yönetim altında düzelemeyeceğini söylüyor vs. vs. Burada kaldığımız yeri lütfen unutmayın. Dönüşte buradan devam ediyoruz.

Tabii Gürsel Tekin'in bu sözlerinin ardından büyük gürültü koptu. İYİ Parti Yozgat İl Başkanı Metin Özaçık istifa etti mesela. HDP'li bir bakan olabilir diyen bir partiyle aynı masada oturmayı kabul edemiyorum mealinde bir açıklama yaptı Yozgat İl Başkanı. İYİ Parti cenahından da HDP'ye dönük söylemin düzeyi sertleşince bu sefer de HDP'den cevap geldi. HDP sözcüsü Ebru Günay... Hiçbir partiyle bakanlık pazarlığı yapmadık, yapmayız.

diye başladığı konuşmasında önce uzun uzun HDP'nin içinde olduğu 3. İttifak'ı açıkladı ardından da Meral Akşener'e sert şekilde yüklenerek devam etti. Meral Akşener veya onun sözcülerin işi HDP'ye konum belirlemek değil. Bir kere halk seni Mehmet Ağar, Tansu Çiller ile çevirdiğin karanlık işlerden tanıyorlar. Hiç merak etme, senin bu ülkeye vaat ettiğin tek şey 90'ların karanlığıdır. Hiçbir HDP'li zaten senin olduğun masaya gelmez, hatta oturduğun kıraathanede çay içmez. Gürsel Tekin'in başlattığı tartışma, İYİ Parti ve HDP arasında bu şekilde sert polemiklerin nedeni oldu. Fakat yalnızca bu da değil. CHP ile İYİ Parti de bu nedenle gerildi. Burada gerilimi tırmandıran taraf, CHP'nin eski milletvekili, gazeteci Barış Yarkadaş oldu. Yarkadaş, TV100'de katıldığı programda e-stigürledi.

İyi Parti'ye de sert daldı. Diğer yerlerde birçok belediye başkanının seçilmesini sağlayan ve açıkça da tavır koyan kişiler. Şimdi siz HDP'lilerin yerel seçimde... HDP'li seçmenler mi? E tabii ki HDP'nin seçmeninin yerel seçimde oyunu alacaksınız. HDP'li seçmenlerin katkısıyla seçilen büyükşehir belediye başkanlıklarının dağıttığı dairelerin daire başkanları olacaksınız. Genel müdürleri olacaksınız. Yakın çevreniz büyükşehir belediyelerinden ihaleler alacak. Tek tek biliyorum, bana söyletmesinler. Konuşturmasınlar beni. İyi partiler mi? E tabi ki canım, HDP'lilerin verdiği oylarla, onların verdiği katkıyla belediye başkanları seçilecek, o belediye başkanlıklarının dairelerinde daire başkanlarınız oturacak, genel müdürleriniz olacak, ihaleler alınacak ve ondan sonra da diyeceksiniz ki efendim biz HDP'yi meşru saymıyoruz. HDP'yi meşru saymıyorsan kardeşim, o zaman HDP'lilerin verdiği katkıyla seçilen belediyelerde daire başkanlığı da yapmayacaksın, genel müdürlüğü de kabul etmeyeceksin.

Hayda, bu sefer de eski bir CHP'li milletvekili daldı mesele. Tabii İyi Partililer de arkadaşı çullandı, İyi Parti barış arkadaşa iftira davası açtı. Arkadaş da bir sonraki gün, İyi Partili Bedri Yaşar'ın, milletvekili kendisi, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nden 107 milyon TL'lik ihale aldığını açıkladı. İyi Parti'de Koray Aydın ve Yavuz Ağaralioğlu'na yakınlığıyla bilinen Samsun Milletvekili Bedir Yaşar sahibi olduğu Oğuz Ata Mimarlık Mühendislik firması aracılığıyla Ankara Büyükşehir Belediyesi'nden 107 milyon 29 bin TL'lik ihale almış.

2021 yılının Mart ayında. Bu da belgesi. Uzatmayayım. Kısacası bu HDP meselesi yüzünden ortalık fena halde karıştı. Tabii iktidar medyası tüm bu tartışmaları yakından takip etti. Altılı masa dağılıyor manşetleriyle parlatılan haberler, iktidar seçmenine moral vermek üzere kullanıldı. Tam bu noktada gazeteciler partilerin genel merkezlerinden kulis alabilmek adına yarış içine girdi. Gerçekten son 4-5 yıldır bu kadar kulisin yağdığı bir dönem ben şahsen hatırlamıyorum. Bazıları birbirine çelişiyor ama hepsini sizlerle paylaşamayacağım. Ama ben de kendi kaynaklarımdan durumu anlamaya çalıştım. Bir gerilim olduğu ortada, onu söyleyebiliriz.

Fakat böyle gerilim anlarında atılan adımlara da fazla anlam yükleniyor. Yani resmedildiği kadar da büyük bir gerilim böyle dağılmak üzere olan bir masada yok. Mesela İYİ Parti lideri Meral Akşener tüm bu tartışmaların ortasında Ekrem İmamoğlu'nu ziyaret edince tartışmalar daha da şiddetleniyor. Akşener tecrübeli bir siyasetçi. Böyle bir gerilimin ortasında bu ziyaret anlamsız da değil elbette. Fakat Akşener'in adayı İmamoğlu gibi laflar da pek iddialı oluyor bu atmosferde.

Şimdi, Eylül'ün ilk haftası böylece geçti. Ve sonra bu tartışmalar bitti. Ya da buzdolabına kaldırıldı diyelim. 9 Eylül sabahı kalkan muhalif halk kesimleri İzmir'deki Tarkan konserine kilitlendi. Yüz binlerce insan görkemli bir kutlamayla coştu. Orada olmayanlar da orayı takip etti. Tarkan'ın ilk şarkısının Yolla olması sosyal medyada gündem oldu.

Böylece, ağır bir moral bozukluğu altında geçen bir haftanın ardından bir Tarkan konseriyle moral buldu muhalefet. Altılı Masa'daki kriz de böylece soğumaya terk edildi. Trend Topik'te bir haber akışını bir bağlam içinde ele almaya çalışıyoruz. Şimdiye kadar haber akışını sizlere aktarmaya çalıştım. Konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm bir haberle finali bağlayalım. Tarkan konseri muhalif kesimlerde ciddi bir moral motivasyon etkisi yarattı. Fakat konserden önce İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer'in konuşmasından bir kesit, ağır bilince de konu oldu.

Önce Tuğsu Er'in ince konu olan konuşmasına bir kulak verelim. Yüzyıl önceydi bu toprakları yönetenler gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeydi. Gençleri, kadınları, çocukları geleceği hiç düşünmediler. Sadece ve sadece saraylarındaki saltanatı korumak için bütün bir milleti ateşe attılar.

Şimdi meseleyi hiç takip etmediyseniz, ne var bunda ya diyebilirsiniz. Eğer böyle diyorsanız, sizler iktidarın yarattığı alternatif hakikat evreninin içinde değilsiniz. Çünkü soyarım bu sözleri, şaşırabilirsiniz ama ecdata küfür kabiliğinden değerlendirildi. Mesela Devlet Bahçeli şöyle bir açıklama yaptı. AKP

Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuşsa şöyle dedi. Osmanlı'yı Cumhuriyet'ten ayıracak hiçbir şey yok. AKP sözcüsü Ömer Çelik de attığı tweetlerle Tutsuer'e tepi gösterdi. Tabii bu açıklamalar iktidar basınında köpürtülünce sosyal medyada manipüle oldu. Tutsuer hakkında Yunan dendi. Mesela AKP MKYK üyesi Şamil Tayyar

Tunç Söğer'in bu konuşması hakkında, Atina Belediye Başkanı Tunç Söğer'i izleyince bir kez daha anlıyoruz ki işgalcilerin tamamını denize dökememişiz diye tweet attı. Ya ne demişti Tunç Söğer? 100 yıl önce bu toprakları yönetenler gaflet ve delalet içindeydi. Burada tabii gaflet ve delalet içindeydi ifadesi gençliğe hitap eden de bir alıntı, oraya da bir atıf var.

saraylarında oturanlar millete ihanet etmişti diyor. Ne vardı bunda? Bu çok tuhaf bilinç değil mi? Mustafa Kemal Nutuk adı verilen 6 gün süren konuşmasına şu cümlelerle başlıyor. 1919 yılı Mayıs'ının 19. günü Samsun'a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyleydi. Osmanlı Devleti'nin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumi de mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir müterakename imzalanmış, büyük harbin uzun seneleri zarfında millet yorgun ve fakir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumi'ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten firar etmişler.

Saltanat ve hilafet mevkini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahil ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın riyasetindeki kabine, ikiz, haysiyetsiz, korkak, yalnızca padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı. Şimdi Tunç Soyer, Atatürk'ten çok daha kibar ifadeleri için linç ediliyor. Bu çok tuhaf bir tepki. Nedenleri üzerine uzun konuşmak gerekir ama saldırılan şey sadece Atatürk'te değil. Bu ülkenin kurucu efsanesi, kurucu miti, halklaşmış bir şeyden bahsediyoruz. Yani ideolojik olmaktan çok daha fazlası bu anlamda Mustafa Kemal. Halklaşmış bir değer. Buraya saldırmak gerçekten bir başka bütünlüğü bozuyor.

Ama buradan finale bağlayalım izin verirseniz. Daha önce de ifade etmiştim. Türkiye, 21. yüzyılı özgü açık faşizmle demokrasi arasında Araf'ta sıkışmış durumda. 2023 seçimlerinde bu sıkışma sona erecek. Öyle ya da böyle. Türkiye yönünü ya 21. yüzyıl faşizmine ya da ağır aksak da olsa demokrasiye çevirecek. Gülşen bölümünde ifade etmiştim. Altılı masayı faşizme karşı demokrasi masası olarak okumak gerekir.

her ne kadar 6 partinin 6'sı da aynı bilinçte olmasa da. Bu ifadeleri kullanmıştık. Türkiye, 1970'li yıllardan bu yana, hadi tarih verelim, 12 Mart 1971 askeri darbesinden bu yana, hakiki bir demokrasi değildi. Dolayısıyla, son 50 yılın eleştirisini veremeyen bir bakış açısıyla bir araya gelinince, haliyle derin fayatlarınız da oluşuyor. Yani, bütünlüklü bir bakış açınız yok faşizme karşı.

Seçimlere 9-10 ay kalmışken altlı masanın tarihi misyonunun sınırları böylece belli oldu. Sınırlarına geldi, sınırları anlaşıldı. Bu masa, Türkiye'yi faşizmin eşiğinden kurtarmaktan öteye geçebilecek mi? Tablo pek ümit var değil. Belki seçimi kazanacak ve mevcut gidişatı durduracak. Bu da önemli bir gelişme. Fakat...

21. yüzyıl faşizmine karşı 21. yüzyılda özgü bir demokrasi bu masayı inşa etmeyecek. Bu da belli oldu. Önümüzdeki 2-3 yıl boyunca Türkiye yeni bir demokrasiyi nasıl inşa edeceğini tartışacak. Kimliğini kaybetti, kurucu miti, kurucu efsanesi çok büyük oranda zarar gördü.

Önümüzdeki bölümlerde seçimlerden sonraki 2-3 yıl boyunca neler yaşayabileceğimiz üzerine daha fazla düşüneceğiz diyelim ve bitirelim. Trend Topiği PodB Media ile birlikte hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar tarihi değil yarınları düşünebildiğiniz günler dilerim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)