Podcast

168: Trend Spor: Beşiktaş Zirveyi Korudu, 12 Dev Adam’ın Başlangıcı, Serena Williams emekli oldu

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Süper Lig'de şampiyonluk adayı takımların tamamının sahadan galip ayrıldığı 5. hafta, 12 Dev Adam'ın Eurobasket başlangıcı ve Gürcistan maçında çıkan olaylar Trend Spor'un bu haftaki bölümünün gündem maddeleriydi.
Ayrıca Inter ile Milan arasındaki derbi ve Milan'ın yeni sahipleriyle, Amerika Açık'taki son gelişmelere de değinildi. Keyifli dinlemeler!
Konuklar: Bülent Kalafat, Anıl Uysal



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

6.524 kelime · ~33 dk okuma

Trendspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta Süper Lig'de Galatasaray son dakika galibiyetiyle kazandı ve 5. hafta maçları da sonuçlandı. Fenerbahçe'nin, Trabzonspor'un ve Beşiktaş'ın da hatta bir diğer şampiyonluk favorilerinden Başakşehir'in de kazandı. Bütün büyüklerin sevindiği bir hafta olarak bu haftayı değerlendirebiliriz. Bu haftadaki maçları konuşacağız. Ayrıca Inter derbisini kazanan Milan'ı ve Milan'ın yeni sahiplerini Bülent Calafat'la birlikte değerlendireceğiz. Aynı zamanda Beşiktaş'ı da Bülent Calafat'a

soracağım. Onun dışında milli mesaide yine Eurobasket'te milli erkek basketbol takımımızı geçtiğimiz hafta olduğu gibi yine Anıl'la birlikte konuşacağız ve son olarak da teniste Amerika açığı değinip bu haftayı tamamlayacağız. Vakit kaybetmeden başlayalım. Galatasaray evinde bence yara sarma maçını oynadı. Ben açıkçası maçın başlığını bu şekilde atardım. Yaraları sarma maçı olarak söylerdim. Çünkü bence bu maç Galatasaray adına rüzgarı tersine çevirebilecek bir galibiyet olabilir. Ne demek istiyorum derseniz bu rüzgarı tersine çevirme hadisesiyle ilgili. Şimdi psikolojik olarak geçen sezon 13. olan ve ciddi anlamda özgüven kaybeden Galatasaray'ın kendi taraftarı ile birlikte kendi sahasında böyle bir galibiyete ihtiyacı çok fazla.

Her geçen gün yükselen performansımız var. Maçın başı belki yine pozisyona girsek de ama özellikle ikinceri 11-10 olan oyunu değerlendirmem çok benim için önemli. Daha domine eden, topa sahip olan, rakibe baskı yapan, pozisyona giren, penaltı kaçıran. Ve son dakika golüyle maçı kazanan ve üstüne de pozisyonlar kaçıran bir takımdık bugün. Oyuncularımı bugün sahada emek veren, dışarıda bu sevince katılan oyuncularımı tebrik etmek istiyorum, teşekkür etmek istiyorum. Bunun yanında seyircimiz muhteşemdi. Bizle birlikte sahada inanılmaz bir mücadele verdi. Seyircimize de teşekkür etmek istiyorum. Bugün Galatasaray takımın birlikteliğini sahada gösterdik. 5 haftanın 3'ünü son dakika golleriyle kazandı Galatasaray ama 2 tanesini deplasmanlarda kazanmıştı ve Nefs stadında kendi sahasında taraftarıyla birlikte bütünleşerek maç çevirmesi ve maç kazanması geçen sene çok eksik kalmıştı. Geçen sene bu stadda bir Fenerbahçe derbisini son dakika golluyla kaybetti Galatasaray. Bir Trabzonspor derbisini yine son dakika golluyla kaybetmişti. Bir çok iyi oynadığı, bir çok şut attığı maçı da rakiplerine karşı üstünlük kurmasına rağmen yediği bir kontra atak golluyla vesaireyle

Transkriptin tamamını oku

kazanamadığını, kaybettiğini geçen sene çok fazla görmüştük. Ve bu durum hem taraftarlar üzerinde hem oyuncular üzerinde ciddi anlamda bir özgüven kaybına sebep olabiliyordu. Hatta bu maçta da Gaziantep Spor kontra ataktan ilk golünü attıktan sonra da hem taraftarlarda hem oyuncularda o hissiyatı ben tribündeydim ve hissettim. Fakat ikinci yarıda hem de ilk yarıda da bir reaksiyon verebildi Galatasaray. Birçok açıdan bu birçok oyuncunun özgüvenini geri getirebilme maçı olabilir. Bilhassa Emin Bayram gibi genç bir oyuncunun geride panik yapmayarak inadına oyun kurması ve o oyun kurduğu topun ileride penaltıya dönüşmesi ve Galatasaray'ın bu özgüvenden pozitif sonuç alması, geçen sezonun aksine bir son dakika golüyle iç sahada kazanması da ciddi anlamda pozitif geri dönüş yaratacaktır.

Geçen sezon hatırlarsanız Taylan, Antalyalı'nın, Berkan'ın işte geriden oyun kurarken pas almaya çalıştığı ve hani bir şey cesaret göstermeye çalıştığı, yapıcı olmaya çalıştığı pozisyonlarda Mustera'nın çok olmuştu yine keza. Top kayıpları ve sonrasında da kendi kalesinde Galatasaray'ın gördüğü goller görmüştük. Bu tabii özgüveni ve geriden top alma cesaretini de kırıyordu. Bugün Emin Bayram'ın o cesareti göstermesi ve gösterdiği cesaretten sonra Galatasaray'ın penaltı kazanmış olması da ciddi bir avantaj bu açıdan.

Ve en nihayetinde uzun süre 10 kişi oynadığın bir maçı, bir penaltı, bir sayılmayan gol Offside Seferovic'in golü, bir de ikinci golle birlikte çevirebilmek önemli bir başarı. Gaziantep kalesine yarısını 10 kişi oynadığın maçta 20 tane şut atmışsın ve 12 tanesi de isabetli olmuş ki Gaziantep'in ligin en iyi başlayan takımlarından bir tanesi olduğunda Söylemek lazım. Galatasaray 10 kişi oynamasına rağmen geçtiğimiz haftaki maçlarda olduğu gibi, geçen ilk 4 haftada olduğu gibi rakip ceza sahasına ciddi baskı götürdüğünü görüyoruz. Rakip ceza sahasına kadar baskısını sürdürüyor ve 1 kişi eksikken bunu yapabilmekte arka tarafta geniş boşluklar yaratacaktı. Ancak Gaziantep de o boşlukları iyi kullanamadı. Galatasaray'da Bilhassa merkezde Torreira ve Nelson'un oyun bilgisi sayesinde, pozisyon bilgisi sayesinde olabildiğince iyi kapattı bunları ve

Gaziantep'e bu geri dönüşü vermedi. Okan Hoca'nın Galatasaray'ı önde basmaya çalışan, rakip ceza sahasına kadar presini taşımaya çalışan bir takım ve bunun karşılığında da kontra atak, bu maçta da yenen ilk gol gibi kontra atak golleri yenecek. Ama ben bu presin de daha organize olmaya başladığını düşünüyorum ve oyun gücünün de arttığını düşünüyorum. Bu Gaziantep maçı bence böyle pozitif artılar getirdi. Ama eksiler de var Galatasaray'da bu sezon başından beri devam eden. O da bence bir numaralı eksik de takımın çok acele hücum etmesi. Hızlı oyunla acele hücumu birbirine karıştırıyor Galatasaray ve hızlı oynamaya çalışırken telaş yapıyor. Bu telaşın karşılığında da aşırı sayıda top kaybı doğuyor. Bu top kayıpları takımın yorulmasına da neden oluyor. Zaten Mertens gibi Gomis gibi yaşlı oyuncuları da var takımın. Ve takım haliyle yoruluyor. Bir de bu maçta eksik de oynadı Galatasaray. Bu panik ve telaşlı oyunun önümüzdeki haftalarda Galatasaray adına düzelmesi gerektiğini düşünüyorum. En önemli eksiğinin Galatasaray'ın bu olduğunu düşünüyorum. Bilhassa Kerem gibi, Yunus gibi bir şeyler göstermeye çalışan oyuncular çok fazla final işleniyor. Ve çok fazla final işlenemesi de tabii çok fazla top kaybıyla sonuçlanıyor. Biraz daha ayakları yere sağlam basan, biraz daha sabırlı, biraz daha bekleyen bir Galatasaray'ın çok daha iyi bir gelişim süreci yaşayabileceğini düşünüyorum açıkçası. İyi bir galibiyet oldu Galatasaray için.

Ve Fenerbahçe'ye geçelim. Fenerbahçe de kazandı ve önümüzdeki haftayı da bye geçecekler. Fenerbahçe ile ilgili şunu söylemek istiyorum. Yıllar sonra sahaya en doğru yerleşen, iyi bir takım görüntüsü veriyorlar. Bir kere burada Jorjessus'un hakkını vermem lazım. Geçmiş teknik direktörlere nazaran. Teknik direktör gücünü net bir şekilde hissettiriyor.

Bilhassa hazırlık kampında ve avrupa eleme maçlarında 4-1-3-2'yi başlangıçta uygulatmak istemişti ama 4-1-3-2'nin orta üçlüsünün sağ ve sol kenarı hem bir çizgi oyuncusu gibi hem de bir iç oyuncusu gibi oynayabilmeli. Bunu Fenerbahçe'nin o üçlüsünde oynayan kenar oyuncuları pek beceremedi. Hem Lincoln hem İrfan Can hem Emre Mor hem denediğinde Bruma Rossi ve bunda Jorge Jesus çok tecrübeli bir teknik adam olduğu için çok fazla ısrar etmedi ve 3-4-3'e döndü. Ve Alioski transferi de bu yeni üçlü düzeni zenginleştirmek adına, sol tarafı boydan boya kullanabilmesi adına önemli bir transfer oldu bence. Ve Hoxha'nın bu 4-1-3-2'sinde ısrar etmemesi Fenerbahçe'ye iyi geldi diye düşünüyorum. Ama Fenerbahçe'nin üçlü savunmasında iyi üç tane stoperi yok. Serdar Aziz geldikten sonra biraz daha iyi olabilir. Luan Perez'in ben fena götürmediğini düşünüyorum. Bir hata yaptı Kayseri maçının ikinci yarısında. Önemli bir hata yaptı. Gole de sebep olabilirdi. Altay olağanüstü kurtarıcılarla bu pozisyonu çıkardı ama o pozisyonu çıkarırsak Luan Perez'in oldukça iyi bir maç çıkardığını da söylemek lazım. Tabii Fenerbahçe ile ilgili en ilginç şey şu. Maçın çok böyle içine girmeden bu yorumu yapmak istiyorum bilhassa. Fenerbahçe bu sezon 10 üzerinden 7'lik 20 tane futbolcuya sahip kadrosunda. 10 üzerinden 8'lik, 10 üzerinden 9'lu futbolcu yok. Yani aklıma gelmiyor şu anda. Belki form tutan bir Valencia 10 üzerinden 8'lik diyebilirsiniz veya Aliovski için, Crespo için bunlar söylenebilir ama ağırlıklı olarak hep 10 üzerinden 7'lik. Yani Beşiktaş gibi bir Vegos'ta sahip değiller. Vegos kalitesinde bir center forwardları yok. Veya Gezel seviyesinde bir kenar oyuncuları da yok. Belki Said seviyesinde bile Stopper biraz düşündürür. Galatasaray'daki Torreira gibi bir merkez ortası o seviyede bence yok. Mertens seviyesinde bir forvetleri de yok. Ali Koç kadar para harcayıp, bu kadar hepsinden daha çok para harcayıp ve herkesten daha fazla sayıda, nicelik olarak da daha fazla sayıda transfer yapıp nasıl bir Gezal, Wegost, Mertens ve Torreira'ya hatta gelirse Icardi'ye sahip olamamak gerçekten böyle bir test konusu. Ben bu eleştiri yıllarca Aziz Yıldırım için yapardım.

Aziz Yıldırım 20 yıl boyunca herkesten 2 kat 3 kat daha fazla para harcadı ama daha az şampiyon oldu Galatasaray'dan ve Beşiktaş kadar şampiyon olabilmişti neredeyse aşağı yukarı. Herkesten kat ve kat daha fazla para harcayıp rakiplerinden daha az şampiyon olmayı başarmak gerçekten büyük bir başarısızlık. Ali Koç'un da benzer bir yol çizdiğini düşünüyorum. Herkesten daha fazla para harcayıp, herkesten daha fazla transfer yapıp, gün sonunda baktığın zaman Gezal kalitesine, Vegos kalitesine, Torreira kalitesine, Mertens kalitesine sahip olamamış olmak bir problem. Ama yine de João Pedro çok klas bir gol attı. Belki onun üzerinden 8'lik, 9'luk olan da teknik direktördür ve belki bu sefer bu şekilde sonuca gider Fenerbahçeli'lerde. Yani hep Fenerbahçe transferin şampiyonu olurdu ve hep böyle büyük yıldızlar gelirdi. Anelka'lar, Roberto Carlos'lar gibi. Ve teknik direktörü zayıf kalırdı birçok sezonda. Belki bu sefer teknik direktör gücü bu 20 tane 10 üzerinden 7'lik oyuncuyu çok doğru rotasyonlarla belki başarıya götürebilir diye düşünüyorum. Ve Jorge Sus açıkçası bu potansiyeli de oynattığı maçlarda gösteriyor. Bir tek Konya deplasmanında bunu gösterememişti geçtiğimiz hafta. Ama Kayseri maçında yine güçlü bir Fenerbahçe oyunu görebildik ve bu da Fenerbahçelileri umutlandırmıştır. Fenerbahçe demişken 5. haftaya kadar değinmediğim ve hakkını yemiş olduğum bu podcastta mutlaka yer vermem gerekirdi. Emre Belözoğlu'na da bir değinmek istiyorum. Biliyorsunuz teknik direktörlüğe Emre Belözoğlu Fenerbahçe'de başlamıştı ve bence haksız bir şekilde kendisiyle yola devam edilmedi.

Daha sonra Aykut Kocaman'ın devrettiği Başakşehir'i aldı ki Başakşehir artık Aykut Kocaman'dan sonra neredeyse düşme potasına kadar yaklaşmıştı ama Emre Belazoğlu'yla birlikte müthiş bir çıkış yakaladılar ve Avrupa'ya gittiler. Geçen sezon çok başarılıydı. Bu sezona yine çok başarılı bir şekilde girdi ve 4 maç sonunda gol yemedi Emre Belazoğlu'nun Başakşehir'i. Bir haftayı bay geçmişlerdi. Avrupa'da da toplam 6 tane playoff maç oynadılar gruplara kalmak için ve bu 6 maçtan da namalup bir şekilde çıktılar.

Avrupa'da da yollarına dolu dizgin devam ediyorlar. Bu arada da çok zengin bir rotasyonları yoktu çünkü Başakşehir bu yaz itibariyle biraz bütçe düşürdü. Bütçe düşürdükleri için de Trezege pahalı geldiği için Trezege ile sözleşmeyi yenileyemediler, devam edemediler. Geçen senenin bence Crespo ile birlikte en iyi altı numarası olan Tolga Ciğerci yüksek maaş istiyor diye Tolga Ciğerci ile devam edemediler. Ve mesela 4,5 milyon euroya Trezeguet'i alamayıp yeni Malatya Sporu'dan tanıdığımız 1,5 milyon euroya Minour Chouia'yı Fransa'dan kulübünden transfer ettiler. Daha düşük maliyetli bir transfer olmasına rağmen Minour Chouia'dan çok iyi bir performans alıyor Emre Berezoğlu. Son olarak Alanya maçında da Minour Chouia çok iyi bir katkı sağladı alıyor. ve sezonu bu kadar iyi giriş yapınca da herhalde Başakşehir yönetimi biraz kesenin ağzını açtı. Mesut Özil transferinden sonra Traore transferi de geldi ve son olarak Bandırma Spor'dan Kenny transferi de geldi ve bu ikilinin golüyle Alanya Spor'a son gol atıldı. Kenny'nin de bir çeşitlilik kazandıracağını düşünüyorum forvet hattına çünkü Okaka farklı tipte biraz pivot özelliklerini iyi kullanmayı bilen bir center for ama Kenny'de koşucu özelliklere sahip olan bir center for.

zengin bir takım yarattı aslında Emre Belözoğlu ve Emre Belözoğlu'nun Fenerbahçe dönemi sportif direktörlüğüyle ilgili de hep yapılan bir eleştiri vardı işte transferleri çok kötü yaptığına dair ama ben Munir Şuya'dan da şunu gördüğümüzü düşünüyorum. Emre Belözoğlu formda ve kendisinin oynatabileceğine inandığı oyuncuları Erol Ulut'a transfer etti. Aslında Sosa'lar, Novak'lar, Mert Hakan Yandaş'lar hepsi çok formdaydı Fenerbahçe'ye o yaz geldiklerinde. Ve fakat Erol Bulut bunlardan birçoğundan verim alamadı. Ama Erol Bulut da suçlu değildi. Bence orada Emre Belizoğlu'nun hatası şuydu. Sportif direktörlük yaparken kendi teknik direktörlük anlayışına göre Fenerbahçe'ye futbolculara transfer etti ve Erol Bulut'un futbol anlayışına hiç uymayan oyuncular da aldırdı. Ve Erol Bulut gittikten sonra son 10 hafta takım başına geçtiği zaman o transferlerle çok da iyi oyun oynattı Fenerbahçe'de. Zaten başarılı da oldu. Ama bir sportif direktörün teknik direktöre göre transfer yapması gerektiğini veya

Doğru teknik direktörü seçmesi gerektiğini, kendi futbol anlayışına uyan teknik direktörü seçmesi gerektiğini de Emre Belözoğlu Erol Bulut dönemi Fenerbahçe'sinden görmüş olduk. Başakşehir'e aldırdığı futbolcular ve onlardan aldığı performans net bir şekilde Emre Belözoğlu'nun. Çok iyi bu sezon. Emre Belizoğlu'nun teknik adamlığa başladığı dönemden bugüne kadar geçen süreçte de bence ligimizin en iyi teknik direktörlük performansını da o sergiliyor. Tabi Başakşehir her ne kadar İstanbul'da olsa veya havuz medyası tarafından ön plana çıkarılan bir bol bol haber haline gelen bir takım olsa bile aslında biraz gözden ırak, gönülden de ırak bir takım.

Bu yüzden de orada saldığınız başarılar biraz göz ardı edilebiliyor. Ama Emre Belezoğlu'nun gerçekten Başakşehir'de çok iyi işler yaptığını söylememiz lazım. Gol yemeden bu şekilde bir giriş yapmaları sezona, Avrupa'da çok ciddi bir başarı yakalamaları ve bence göreve geldiğinden beri ligimizin en iyi seti oynatan hocası da Emre Belezoğlu. Gerçekten sete yerleşme konusunda, rakip yer alanına topla geçme konusunda İki kanat oyuncusunu çizgiye bastırıp 8 numaraları Santrefour'un yanına gol koşulları attırma konusunda Mahmut Ubilas da bu konuda çok iyi kullanıyor. Berkay'ı bu konuda çok geliştirdi.

Emre Belazoğlu'nun set oyununu çok iyi uygulattığını düşünüyorum açıkçası. Buradan Trabzonspor'a geçelim. Trabzonspor bir dönüşüm içerisinde. Şampiyonlar Ligi'ne gidemeyince Cornelius ayrıldı, Yusuf geri geldi, Santer Forat'tı değişti, Umut Bozoklar, Maxi Gomezler ve bu dönüşüm içerisinde de Ümraniye Spor maçı oynandı, Kasımpaşa stadında.

Açıkçası bu dönemlerde bir ezber olarak Bakasetas şutlarına yönelmek, Trabzonspor için pozitif bir güç. Yani bir yedek, acil durumda düğmeye basınız gibi bir şey Bakasetas. Ve Bakasetas'ın bir ceza sahası dışı şutundan, Kaleci'nin sektirdiği topu da Trezegue'e gol yaptı. Biliyorsunuz Kopenhaga da yine bir Bakasetas şutundan gol gelmişti deplasmanındaki maçta. Bu uzaktan şutu ve bakasetası Trabzonspor takımı oturtana, oyunu oturtana kadar, hamsik oyunu geri dönene kadar iyi bir çözüm olabilir. Tabii takım değiştiği için birçok parçanın yeniden oturması biraz zaman alabilir. Ama Umut Bozok'un iyi bir ikinci yarı oynadığını düşünüyorum. Trezeghen'in gol atması değerliydi. Ve fakat maçın ilk yarısında Densville'in çok amatör bir penaltı yaptığını düşünüyorum. Hakem o şekilde değerlendirmedi, vara da gitmedi pozisyon.

ama Densil orada kendi tecrübesine yakışmayacak bir şekilde dirseğini açıyor ve net bir penaltı yapıyor. Burada da açıkçası Bülent Kalafat'ın bir yorumu geliyor aklıma. Kendisine birazdan bağlanacağım. Hem Beşiktaş'ı hem Milan'ı konuşacağız. Ama önce Trabzon'la ilgili onun bir yorumu vardı ve şunu diyordu. Bir sağ stoper alacak Trabzon Spor bu sezon. ama bir sağ stoper kadar aslında bir sol stopere de ihtiyaç var çünkü Vitor Hugo'nun düşüşünden aslında o kadar iyi oynamadığından hep bahsederdi Bülent Galafat ve Vitor Hugo bu sezona çok kötü bir giriş yaptı zaman zaman yedek de kalıyor işte onun yerine Densville'e de çok ciddi paralar da verildi Densville'de transfer edildi ama yine bir takım performans sıkıntısı var bilhassa sağ stopere Bartra Cuk oturdu orada çok iyi bir performans alınıyor

Ama bu sefer tıpkı Bülent Kalafatay'ın söylediği gibi sol stoper aksamaya başladı. Ama şampiyon da olunurken oranın aksayacağı gerçekten belliydi. Yani bu durum geliyorum diyordu. Ve bugün itibariyle Trabzonspor'un bence de bir sol stoper problemi var diyelim ve Ankara Gücü Beşiktaş maçını Bülent'le birlikte konuşalım.

Evet, Bülent Kalafat'la birlikteyiz. Hem Beşiktaş'ı konuşacağız, liderlik koltuğundaki Beşiktaş'ı, hem de Bülent'in takımı olan Milan'ın el değiştirmesini ve derbi galibiyetini de biraz değerlendirmek istiyoruz. Bülent selam. Merhabalar Sinan. Beşiktaş'la başlayalım. Valerian İsmail'le birlikte yeni bir dönem ve son olarak Ankara gücü galibiyeti de geldi. Ben şöyle bir yorumda bulunacağım genel, sonra pası sana atacağım. Bence şampiyonluk alameti olabilecek deplasman galibiyetlerinden bir tanesi bu. Çünkü

Bu tip maçlar bozuk zemin, taraftar full, rakip Ankara gücü küme düşme korkusundan dolayı çok arzulu, iştahlı. Tolga Ciğerci'yi yeni almış, o da aynı şekilde. Teknik direktörü yeni, o da aynı şekilde. Bu tip maçlar çok belirleyici oluyor. Aynı sertlik, aynı agresiflik düzeyinde karşılık veremezsen seni yıldırabiliyorlar ve ne kadar kaliteli olursan ol, puan kaybı yaşayabiliyorsun. Bunu en iyi Drogbalı Galatasaray'dan hatırlıyorum ben. Drogba'lı Galatasaray biliyorsun Juventus'lu Real Madrid'i gruptan çıktı. Ama Gaziantep deplasmanı, Karabük deplasmanı bir sürü deplasmanda puan kaybetti. Çünkü Drogba offside'da bile yürüyordu yani. Mesela bu Ankara gücü maçındaki Vegos gibi o kafaya çıksın, bu mücadeleye girsin falan öyle bir şey yoktu yani Drogba'da. Ve fakat bu tip deplasmanlarda aynı sertlik ve aynı agresiflikle cevap verebilmen çok çok önemli. Ve Beşiktaş'ın

bu cevabı verebilen bir takım haline getirilmesinde Valerian İsmail'in emeklerinin de değerli olduğunu düşünüyorum ve topu sana bırakıyorum. Kesinlikle öyle ve yani ben Valerian İsmail'in şu anda Beşiktaş'ta yapmaya çalıştığı ve yapmayı başardığı şeyi biraz şuna benzetiyorum. Hani bir hokkabazın önce elinde iki top vardır, onları havada tutar, o kolaydır. Sonra bir top daha atarsın oraya, onları da havada tutar. Sonra oraya bir top daha, bir top daha. 4-5 tane topu havada tutmaya başladığı zaman vay hakikaten falan bir şeyler yapıyor dersin. Şu anda onun yaptığı şey biraz buna benziyor. Neden dersen? Üçlü sisteme hakim bir teknik direktör olarak geldi Beşiktaş'a. Ama yaz transfer döneminde bu sistemi oynatması için ihtiyacı olan parçalar ona verilmedi. En önemlisinden 3 tane stoper verilmedi. Üstün üstlük kanat beke olarak en güvendiği, özellikle 8 artı 3'ün hala bulunduğu bir sistemde ilk 11'in değişmez parçalarından bir tanesi olacak Rıdvan'ı kaybetti.

Onun üzerine Emirhan'ı falan da kaybetti derken tamamen çorba oldu ve son hazırlık maçına kadar fena oynamadığı hazırlık maçları geride bırakmış olmasına rağmen mesela Wolverhampton'a 25 dakika boyunca çok etkili bir oyunla karşılık vermişti Beşiktaş ama şu pragmatizmi gösterdi. Benim 3 tane stoperim yok, bırak birer rotasyonla 6 stoperi. Ben 3 stoperli bir sistemi sezon boyunca kullanamam. A planım yapamam dedi. Elimde de Josef gibi bir parça var. Şampiyon olduğu sezon bu takımın 4-3-3'ünün tam ortasındaki 6 numara olarak ligi domine etmiş.

ben gene bu adamın üzerine bir takım inşa edeyim, 4.3'e döneyim dedi. Son derece de makul. Sampdoria maçında gayet iyi sonuçlar verdi. Lige de iyi başladı. Fakat, işte elini altıdan belki 3. ya da 4. top olarak Hokkabaz'ın, Dele Alli transferi çıktı. Dele Alli de, işte mevkisiz oyuncular vardır ya futbolda, biraz Taliska gibi, Dybala gibi, çok yetenekli. Ama mevkisi yok, Santrefour değil. 10 numara, işte belki en çok 10 numara.

Ama Modern League 10 numara değil. 8 değil. 6 hiç değil. Kanat değil falan. Nereye koysan yamalar yapman gereken bir oyuncu verildi kendisine. Ve ona en uygun olan sistemin 4-2-3-1 olduğu bir oyuncu. O da bir kere daha sistem değiştirmek istemedi belki ve Ali'nin gelişinden sonra iki maçta da 4-3-3'ü bozmadı. Delali'yi sol içe olarak kullandı. İşte orada ama gene mevkisi değişen oyuncular oldu. Salih bir iç oyuncusundan 6'ya dönüştü. Jetson bir sol içten bir sağ içe dönüştü ki Delali kendisini en ideal hissettiği yerde oynasın. Ve bunu da o kadar güçlü bir takım kurmuş ki yazın, bunu da kaldırabildi Beşiktaş. Ve Gezzal'ın olmadığı bir süreçte kaldırılemde, en iyi oyuncusunun olmadığı bir süreçte yeni gelen ve biraz ikili mücadelelerde falan eksiklik yaratan bir oyuncuyu taşıyabildi Beşiktaş. O yüzden kesinlikle İsmail'in hakkını ne kadar versek

Azdır ki netice itibariyle şu oldu, son 35 sezonda Beşiktaş'ın son 35 sezondaki bütün teknik direktörler arasında ilk 5 maçtan 13 veya daha fazla puan çıkarabilen 6 tane isim vardı. Valerian İsmail bunların yedincisi oldu. Onlar da işte Gordon Minler, Christoph Daum, Nevio Scala, Mircea Lucescu. Şenol Güneş Scala. Sonra Şenol Güneş, Sergen Yalçın ve Valerian İsmail Gordon min 2 kere yapmıştı bunu. Yani son 35 yılın en başarılı lig açılışlarından bir tanesine imza attı ki Alanya deplasmanında Alanya Sporu 2 tane isabet düşüttü, 3 tane gol bulmuş olmasaydı belki de o listede Down ve Luchescu ile tek başına zirvede yer alacaktı.

Öyle. Gerçekten güzel bir başlangıç. Gezal demişken şu vurguyu da yapmak lazım. Birkaç kişinin şöyle yorumları oldu. Beşiktaş fizik zorlamalarla ve Ghost'u bilhassa bu dönemde çok fazla kullanarak kilit açtı ama yarın öbür gün iç sahada set oynamak zorunda kaldığı maçlarda bu oyuncularla, Enkudu, Mulekka ve Ghost vs. ile ne kadar verimli olur? Jetson da dahil. Jetson da sette eksik kalabiliyor.

ne kadar verimli olur gibi yorumlar vardı. Gezal'ın katılımı da biraz onu çözebilir diye düşünüyorum. Gezal'ın değeri de sanki o maçlarda anlaşılacak. Gezalsızlıkta bu kadar iyi gidebilmek, te Beşiktaş için ciddi bir avantaj. İkinci olarak Salih'le ilgili şöyle bir düşüncem vardı benim, Bülent. Bence Beşiktaş'ın en önemli eksiklerinden bir tanesi yerli oyuncu sayısı. Bilhassa Emirhan ve Rıdvan'ı da kaybettikten sonra daha da ciddi bir sıkıntı yaşayabilirdi. Salih şapkadan tavşan olarak çıkmasaydı, daha büyük bir problem haline gelirdi.

Hatta ben şöyle ironi içeren bir tweet atmıştım. Yok mu 3 milyon euro'luk bir fırsat transferi Salih'in üzerine diye bir tweet atmıştım. Sanki o tweet'e cevap verecek şekilde Dellali'yi aldılar. Dellali'yi olabildiğince takım taşıdı ama Salih'i geri çeken 6 numaraya çeken ve Salih 6 numarada 8 numaraya göre daha rakip kaleden uzaklaştırılıyor ve yaratıcılığından veya işte Alanya Sporu attığı golden alamamayı sağlıyorsunuz. Yani içeriye koşu atamıyor artık çok daha geride pozisyon almak zorunda olduğu için. Biraz aslında Salih'i de zor duruma düşürebilecek bir hamleydi. Onun yerine mesela Ankara gücündeki asist yapan Tolga Ciğerci alınsaydı Salih yine önde kullanılabilirdi. Hem de yerli rotasyonu da zenginleştirilebilirdi ki Tellali'ye geçmiş olsun bir sakatlık da yaşamış.

Belki onun sakatlığında nasıl bir düzene geçilir bilmiyorum ama Salih Cezson'u 2-8 numara gibi kullanan ve 6 numarada Josef'in olduğu senaryo bana biraz daha, daha çok şey hayal ettiriyor açıkçası. Kesinlikle öyle. Özellikle Salih'in 18 koşuları atan bir oyuncuya dönüşmesi 19-20 sezonunda onun kariyerindeki en önemli eşik atlamalardan bir tanesi olmuştu ki biz bunu seninle o dönem yaptığımız YouTube yayınlarını da çok dile getiriyorduk. İstatistiklerle altını dolduruyorduk hatta.

hiç bu kadar fazla maç başına 18 içinde topla buluşan bir Salih olmamıştı diye. Valerian İsmail tekrar o Salih'i ortaya çıkardı. Ve enteresandır ki Salih'in 6 numaraya dönüştüğü 2. maçta Ankara gücü deplasmanında Beşiktaş'a galibiyeti getiren penaltının doğuşu Salih'in rakip ceza sahasına girip kafayla vurduğu topun Eren Derdiyok'un koluna çarpmasıyla oldu. Yani gene o yazılımın bir çıktısını alarak Beşiktaş galibiyete uzandı Ankara deplasmanında. Bu kritikti. Tabi orada Josef'in oyuna girmiş olmasının da önemli bir payı var. Josef oyuna girdiği anda bütün takım psikolojik olarak bir kere çok daha rahat rakip yarı sahaya gidiyor. Salih de özgürleşti. O yüzden arkasında Josef'in olduğu bir Salih-Jetson üçlüsü bir anda Beşiktaş'ın bu sezonun ideal üçlüsü olarak belirebilir ve bu da

Delali'nin olmadığı o ufak deney tübü, deney ortamı İsmail'in belki sezonun geri kalanında A planı olarak uygulayacağı bir düzenin ortaya çıkmasına sebep olabilir diye düşünüyorum. Ağzına sağlık. Buradan bir Milan'a geçelim. Derbiyi kazandınız son olarak. Geçen yılın serianın şampiyonu Milan. Aynı zamanda bir kez daha el değiştirdi kulüp. Zaten yakın geçmişte Çinli yeni bir sahibe satılmıştı diye hatırlıyorum. Ama bir kez daha böyle bir durum gerçekleşti sanırım. Evet, yani 2016 yazında Li Yonghong'un önderliğindeki bir Çin konsorsiyonuna satılmıştı Milan. %99.9'u hatta yani %100'ü değil de neredeyse tamamı. 520 milyon euro artı o sırada işte Milan'ın borcu olan 220 milyon euro gibi bir miktarda karşılanacak anlaşmasıyla yani 700-750 milyon euro arasında bir sorumluluğunun altına girmişti bu Çin şirketi. Sino Europe Sports Investment diye bir şirket.

Fakat bunu yaparken finansmanının bir kısmını Elite Management diye bir Amerikan şirketinden karşılamışlardı. Yaklaşık 300-450 milyon euro civarında bir finansman sağlamışlardı bu şirketten ve bunun ödeme taksitlerinde bir gecikme yaşadıkları zaman 2018 yılında Elliot Investment şirketinin Milan'ın yönetimine ele geçirme hakkı doğdu ve de facto olarak 3 yıldır da aslında Milan'ın sahibi olan bu şirketti. Fakat işte bundan 1 hafta önce Redbird adlı bir Amerikan yatırım şirketi yaklaşık 1.2 milyar sterlinlik bir yatırımla Milan'ın yeni sahibi oldu. %99.93'lük hissesini 1.2 milyar euro karşılığında aldı onlar. Aynen öyle. Ben 1.2 milyar Sterling diye okumuştum bir atletikte. O euroya vurunca herhalde 1.5 milyar euro falan yapıyor olabilir ama sen belki son olarak okuduysan belki rakamlara daha hakim olabilirsin. Ama neticeyi kelam 5-6 yıllık bir Çin Amerikan sürecinden sonra çok daha kalıcı bir Amerikan sahipliğine girmiş gibi gözüküyor Milan. Ki bunun benzer örnekleri Premier Lig'de de var yakın geçmişte. bazıları daha başarılı sonuçlar verdi. Bazıları taraftarlar tarafından daha fazla benimsendi ki ben Milan camiasında bunun benimsenme tarafının biraz daha ağırlıklı olduğunu gördüm. Son birkaç günde okuduklarım kadarıyla. Ki hani Milan'da şu anda çok çalkantılı bir dönemden biraz daha düzlüğe çıkmış. O düzlüğünün hatta ödülünü bir de şampiyonlukla almış bir takım konumunda. Yani çok yakın geçmişine bakarsak Ligliaları falan transfer eden bir takımdı Milan. Milan potansiyel yatırımı yani kulüp olarak komple. Öyle, o çalkantılı 16-17-18 dönemlerinden birkaç sene içinde Maldini'nin de çok isabetli, Rafael Leao gibi, Sandro Tonali gibi çok doğru isabetli transferlere de yönelmesiyle harcamasının, bütçesinin çok üzerinde kaliteye sahip olan bir takımdı Milan. Zaten geride kalan yıllarda. O yüzden de yatırımcılar için bence de çok bir an önce değerlendirmesi gereken bir fırsattı. Bu bakımdan Milan'ın aslında sağ içini iyi yönetmesinin karşılığını çok ciddi bir yatırım olarak kazandığını söyleyebilirim. Bu arada eski sahiplik şirketinin ortaklarından bir tanesi Lee Brown James'ti. Bir tanesi de Kanadalı rapçi Drake'ti. Onların grubu Redbird'e satmış oldu. O da bir detay olarak söyleyeyim. Sen de az önce Liao demişken buradan da bir Milan Inter maçına geçelim. Liao'nun damga vurduğu bir maç olarak söyleyebiliriz herhalde.

Yani kesinlikle attığı ilk gol harika. İkinci gol, yani üç tane rakip savunmacının arasındaki Inter takımının savunmacılarından bahsediyoruz. İşte Brozovic'ler, De Vrij'ler falan var. Çocuk parkında top oynayan bir yetişkin gibi çıktı onların arasından ve Andanoviç'in uzanamayacağı köşeye bıraktı. Leo, Leo, gol şansı. Leo çok rahat gitti, üç oldu. Neler yapıyor Rafael Leo? İki gol, bir asist. İlk gol desen tek dokunuş sol ayak, sola doğru açılırken sağ uzak direğe vuruyor. Yani gerçekten olağanüstü. Orada da biraz kendime pay biçmek istiyorum. Şöyle ki, baştan 10 gün önce yazdığım bir Milan yazısında, Leo'nun kendisine tanınan, tamam sen savunma yapma, sen bizim hücumcu kanatımızsın, biz savunma katkısını Messi yastan alıyoruz. Lüksünün karşılığını hücum olarak henüz veremediğini ve bunu bir an önce vermeye başlamasının, Milan'ın başarılı olması için elzem olacağını söylüyordum. Çünkü... Kulağını çekmişsin. Biraz kulağını çektim. Çünkü mesela Udinese maçı, sezonun ilk maçı ikinci dakikada Milan geri düşmüştü. O geri düşmesinde Leão'un önemli payı vardı, savunmaya dönmediği için Udinese bir korner kazanıp oradan gole atmıştık.

Ondan sonra oynanan maçlarda da biraz TH Hernandez'e binen savunma yükünü arttırdığını gördük ki TH Hernandez'e zaten çok hücumcu bir back. Bir bakıyorsunuz Santafor gibi Jiro'nun yanına gitmiş falan böyle bir back. O yüzden bu oyuncuların size sürekli olarak çok sabit bir hücum çıktısı vermesi lazım. Savunma vazifelerinin çok daha ötesinde hücum vazifeleri olduğu için. LAO da bunu en önemli maçta yaptı. İnter derbisi belki sezonun geri kalanını belirleyecek bir maç. Geride kalan iki sezonda bu iki takımın çekişmesi çok yakın geçti. Ve Milan geçtiğimiz sezon İnter'i ikinci yarıda kazandığı maçla mesela şampiyonluğa uzanmasında çok önemli bir adım atmıştı. Bunun da öyle olması muhtemel çünkü ben Juventus'u ve Roma'yı yine çok ciddi şampiyonluk adayları olarak görmüyorum. Her ne kadar ikisi de kadrolarına çok ciddi takviyeler yapmış olsalar da, Napoli'yi bu ikisinin yine önünde görüyorum ben açıkçası. Osi Menek tekrar kavuştu. Kim Mincay'ı aldılar savunmalarına ki Kim Mincay gene galibiyete götüren gollerden bir tanesini attı. İki gol, ikinci golü bir de.

Kvarac Skellige diye Gürcistan'dan buldukları bir süper yetenek ki bu aslında bizim de kulağımıza bir küpe bombalı. Gürcistan'daki yeteneği niye Napoli keşfediyor da biz keşfedemiyoruz. Ama Napoli geçen seneden kadrosunu kuvvetlendiren rakipleri arasında Milan ve Inter'in bence en ciddi aday ki geçen sezonda zaten o ikisine en çok yaklaşan onlardı. Scouting'in daha zor olduğu dönemlerde Gürcistan'ın en büyük yıldızı Şota'yı biz buluyorduk. Evet. Ama artık daha organize olunabildiği dönemlerde daha iyi organize olanları buluyorlar. Doğru, bu bizim için çok kritik bir detay. Kendi sularımızdan, kendi topraklarımızın, kendi coğrafyamızdan bile yetenekleri başkaları keşfediyor artık. O kadar geriyiz. Ama tekrar Serie A'daki şampiyonluk mücadelesine geri dönecek olursak, belki sadece Milan taraftarı olmanın verdiği bir şey var. Evet, bir iyimserlik var belki ama ben sezon başından beri ligin kadro dengeleri bakımından belki Inter'in gerisinde olsa da teknik direktör ve takım içi organizasyonu olarak Inter'in önünde bir takım olarak görüyorum Milan'ı. Bunu da zaten en son Derby'den, Madonnina'da gördük. Her şey, bazen kadro olmuyor. Mevki mevki baktığın zaman evet, Inter pek çok mevkide özellikle orta sahada kusursuza yakın bir kadroya sahip. Lukaku da geri geldi. Fakat bu her zaman yeterli olmuyor. En çok belirleyici olacak şey herhalde yine Şampiyonlar Ligi'nden bu iki takımın ne kadar yarı alarak çıkacakları olacak. Orada da Inter'in kadro zenginliği biraz daha onlara avantaj sağlıyor tabii. Bunu da unutmamak lazım. Yani Milan'ın gedek kulübesi.

Seninki kadar zengin değil ama belki Redbird'in sağladığı finansmanla devre arasında yapılacak bazı takviyeler Mina'nın Ocak ayından sonrasını yine geçen sezon olduğu gibi çok kuvvetli getirmesini sağlayabilir. Ağzına sağlık. Teşekkür ederim. Konuk ettiğin için. Önümüzdeki haftalarda ne demek? Önümüzdeki haftalarda Juventus'u, Roma'yı vesaireyi de sorarım yine bir seriye. Yorumu alırız senden. Süper Lig'ten de tabii ki yorumlarını alırız. Katıldığın için çok teşekkürler. Görüşmek üzere. Ben teşekkür ederim abi. Kolaylıklar dilerim. Bye bye. Bülent'e teşekkürler. Futbolu burada noktalayalım ve basketbola geçelim. Basketbolda geçtiğimiz hafta olduğu gibi Anıl'la birlikte Eurobasket'i değerlendireceğiz. Milli takım da maçlarını oynadı. Evet, Anıl Uysal'la birlikteyiz. Eurobasket'i bu hafta da değerlendireceğiz. Milli takım üçüncü maçını oynadı. Bu kayıttan önce, Belçika maçından önce alıyoruz kaydı. Karadağ ile Bulgaristan'a karşı net galibiyetler gelirken... Çok da tatmin etmeyen oyunlar vardı ama galiba.

Evet abi, ikisi de özellikle Bulgaristan maçının ilk yarısı çok ciddi soru işareti olmuştu. İkinci yarıdaki bazı müdahaleler, rotasyonu 7 kişiye indirme saygını atamadım. Biraz çözüm olurken tabi dünkü Gürcistan maçı. Hem sağ iç hem de sağ dışı bazı olaylar da maçın içine dahil oldu. Ve ilk mağlubiyetimizi de almış olduk böylece. Biraz Gürcistan maçı yorumunu alayım senden. Bir de 3 maçlık genel bir değerlendirme alayım. Hem Belçika maçı öncesi hem de takımın gidişatıyla ilgili genel bir yorumunu merak ediyorum.

Şöyle, şimdi turnuvaya Karadağ maçıyla başladığımızı düşünürsek ki... Kolay bir rakip değildi aslında Karadağ. O maçtaki galibiyet, işte devamındaki Bulgaristan maçı derken... Aslında biraz dün de özellikle İspanya'nın Belçika'yı yenilmesi sonucunda bize liderlik şansı doğmuştu. Çok ciddi şekilde. Yani Gürcistan'ı yensek ve devamını İspanya maçına kadar götürebilseydik muhtemelen lider çıkacaktık. Ki sen de geçen hafta liderlik ihtimalinden bahsetmiştin. Çünkü çaprazımızı düşünürsek ki ortada mesela şu an sürprizler var. Litvanya henüz galibiyetle tanışamadı. Bosna ilginç bir çıkış yaptı. Almanya çok iyi gidiyor derken. Yani liderlik şu an bizim için en önemli şeylerden bir tanesi olabilir bu grupta. Ama Yurdistan maçı bence özellikli mesela ilk çeyreğinden sonra

Gerçekten bazı müdahaleleri oldu. Ki bu müdahaleler başarılıydı. Özellikle Şelmadin'in üzerine kurguladığı hücum planı. Ama devamında İlyas Zoros'un cevabı, backup'ı boşanası, ikili oyunları yüksek switch yapması, hemen değiştirmesi vs. derken ona cevapsız kaldık ve efektif olamadık. İkinci çeyrekte oyunu kırdık Gürcistan ve oyunu çok sertleştiler gerçekten. Devamında da bizim cevabımız hiç istediğimiz şekilde olmadı. Tabi burada sağ dışı bazı olaylardan da bahsetmek gerekiyor. Özellikle mesela

22 saniyenin maçta gasp edilmesi çok eşine benzeyene rastlanmayan bir olay. Devamındaki işte bazı kavga durumları Furkan'ın atılması, Sanatis'in atılması derken konsantrasyon da bozuldu bir yanda ama maçın normal sürenin sonunda ve uzatmanın sonunda da artık millet ekibimizde kronik bir sıkıntısı var, foil atma. Vol atışında cevaplandırma. Yine o konuda biraz açıkçası sıkıntı yaşadık. Alperen 4'de 1 attı, yanlış hatırlamıyorsam. O kısımda Ceddin'in bir 2'de 1'i var. Yani maçı yine kırabilecek noktalar bize gelmişti. Kıramadık. Daha sonra Mahmuk Yaraşvili, Gürcistan'ın artık en yetenekli oyuncusu bu kadronun. Onun performansı tabii çok etkili oldu ve maçı kazandırdı.

Peki sen milli takımda genel olarak işlemeyen parçayı ne olarak görüyorsun? Mesela şöyle yorumlar var. 4 tane NBA oyuncusu olan bir takım Şengelyası da olmayan Gürcistan'a nasıl yenilir gibi eleştiriler var. Ayrıca Larkin'in kullanılmasıyla ilgili bir takım eleştiriler var. Larkin'den yeterince faydalanamadığı yönünde eleştiriler var. Bu konudaki eleştirilere ne dersin?

Yani tabii oyuncuların kalitesi vs. bunlar tartışılabilir ama şöyle de bir durum var. Neticede bu bir takım oyunu. Ve en doğru parçayı, en doğru rolleri dağıtmak gerekiyor. Bence bizim sıkıntımız biraz bu. Ve oyuncu profillerinin sıkışıklığı aslında benim fikrim bu. Çünkü mesela 4 numaradan istediğimiz katkıyı alamadık. Yani ne 2 uzunluğu alabildik ne de Cedi'yi 4 numaraya geçince tam olarak o katkıyı alabildik ki bu nedenden dolayı zaten Cedi Osman daha çok 4 numarada oynuyor. Burada Ergin Ataban'ın o ayrı işini de anlayabiliyorum. Aslında orada mantıklı denemeler yapıyor ama mesela Sadık Emir-Kabaca gibi bir uzun alternatif var bence de. Ve çok fazla kullanmadı Tunuva'da. Yalnızca Bulgaristan maçlarında kısa bir süre verdi. O tip denemeler de acaba olabilir mi? Özellikle de zorluk seviyesi daha düşük başlarda. Mesela Bulgaristan maçı bir ölçüydü. Tam bu tip denemeler maçıydı. Ama onlara da çok az gitti Ergin Ataban.

Yani bu tip denemeler yapılabilir diye düşünüyorum. Turmanın ilerleyen kısmında rotasyonu keskin bir şekilde değiştirmek çok kolay değildir. Ama en azından mesela Sheamus Hazir'in dün 4 dakika süre alması... ...bence daha fazla süre alması gerekiyordu Sheamus Hazir'in. Belçika maçından itibaren, Belçika'da... ...özellikle kısaları çok kısıtlayabilen bir takım o konuda... ...atletik özellikleri itibariyle... ...mesela Sheamus'un amaçtaki rolün çok da önemli olacağını düşünüyorum. Ve ona göre bir kullanım, daha farklı bir rotasyon belki... ...artık bir cevap, bir galibiyet gerekiyor yeniden.

Peki geçelim Gürcistan maçının uzatma dakikalarında yaşanan hadiselere. Gerçekten her şey oldu neredeyse. Furkan Korkmaz. İki oyuncuya da teknik faal geldi. Aman aman Furkan sakin, sakin, sakin. İki atış. Furkan Korkmaz teknik faal. Sanatse teknik faal. Diskalifiye. Furkan Korkmaz. Sanatze'de diskalifiye. Furkan'la Sanatze'nin tartışmasından iki oyuncu atıldı. 22 saniye yok edildi. Ergin Ataman da ihraç edildi. Tüm bu olaylar hakkında ne düşünüyorsun? Hakkımız yendi gibi görünüyor. Özellikle 22 saniye olayı. Şöyle, Sanatze-Furkan Korkmaz olayı maçın tamamen akışını değiştirdi diyebiliriz. O kısımda Sanatze-Furkan arasında bir gerginlik yaşandı. İkisi ihraç edildi maçtan. Daha sonra Furkan soyunma odasına giderken... ...Şengelle, Bitadze ve Sanadze üçlüsü... ...Benç'ten soyunma odasına gelip bizim... ...hem kondisyonerimiz hem de Furkan'ı orada darp ettiği söyleniyor. Daha sonra maçın ardından Gürcü polisleri, yanlış hatırlamıyorsam... ...orada yine bizim soyunma odamıza doğru bir darp durumu olduğu konuşuluyor. Tabii bu olaylar özellikle de FIBA turnuvası kapsamını düşünürsek... ...hem güvenlik zarfiyeti hem de gerçekten çok benzerini görmediğimiz olaylar. Ve milli takımımızın da hem Ömer Onan'ın açıklamaları vardı...

Bugün Koçay Genel Taban'a bazı açıklamalar oldu bu konuda. Yani bu işin de peşini bırakmayacağımızı açıkladılar. Maçın içinde gerginlik olabilir, maç kazanılır kaybedilir bunlar önemli değil. Bir kere iki oyuncu atıldı maçtan biliyorsunuz Furkan'la, Gürcistan'la oyuncu. Ama Furkan koridora yanında bir tane bizim kondisyonerle giderken bizim soyunma odamıza oynamayan oyuncuları, atılan oyuncu ve polislerle birlikte saldırdılar. Bir kere Furkan'ın oraya.

oyuncu ve soyunma odasına gelen bir saldırı olmaz. Maç bitti, kaybettik. Soyunma odasının önünde iki tarafımıza otuzar polis ittire ittire kavga çıktı ve bizle gerçekten fiziki yani Gürcistan'ın resmi polis fiziki bir kavgaya Şimdi buradan FİBA'ya sesleniyoruz, çok açık ve net. Ben FİBA'nın yetkililerine de söyledim. Kimse kendini de kandırmasın, aptal da kimseyi de akıllı şey yapmasınlar yani, kimseyi de aptal zannetmesinler. O koridordaki bütün kameraların dakika dakika, bir saniyesi eksik olmadan bizim önümüze getirecekler. Eğer getirmezlerse, ben Hidayet Başkan'la da konuştum şimdi, biz bu turnuvayı terk ederiz. Çünkü zaten abi 22 saniye o kural hatası tamamen. Çünkü normalde de FİBA kitapçığına göre maç eksik oynandıysa süre olarak bunun karşılığı tekrardır. Ama tabii ki nasıl bir karar alacak FİBA burada? Zekisürü de çok sıkışık olduğu için maç tekrarı da biraz zor sığdıramazsınız gibi bir durum da söz konusu herhalde değil mi? Yani tabii...

Bir boş gün var, oraya belki sıkıştırabilir. Aynı sekizli gibi olursa da o zaman olur. Başka türlü de zaten öyle bir ihtimal gözükmüyor. Ama kitapçığa göre tabii ki bu maçın tekrar edilmesi gerekiyor ki. Aslında dün Litvanya-Almanya maçında da yine talihsiz bir karar oldu. Mesela bir forward atışı gümbürtüye gitti. Teknik falan atışa atılmadı. Daha sonra Litvanya itiraz etti ama 60 dakikadan, maç süresinden sonra itiraz edildiği için, o yasal haktan sonra itiraz edildiği için kabul edilmedi. Bu tip kararlarla olduğu bir turnuva geçiniyoruz şu anda ve aslında o yönden eleştiriler de var FİBA'ya ki haksız da sayılmazlar.

Evet gerçekten ilginç bu kadar çok kural hatasının olması. Peki B grubuna biraz değinelim. Çünkü gruptan ilk dörtte yer alıp çıktığımız takdirde bir çapraz eşleşme olacak. Ve B grubundaki rakiplerin oldukça güçlü olduğunu söylüyordun sen geçtiğimiz hafta. B grubundaki rakipler, hatta Almanya'nın çok iyi gittiğini söyledin ki turnuvada da aynı şekilde bir giriş yaptılar. Çok iyi bir başlangıç yaptılar. Yine o B grubundaki rakipleri bizden üstte görüyor musun? Yani bizim yolumuz sanki son 16'da bitecek gibi görünüyor mu hala sana?

Herkes turnuvanın öncesi Almanya'nın bize en denk rekibi olabileceğini düşünüyordu ama ben Almanya'dan çok korkuyordum. Çünkü çok iyi hazırlık dönemi geçirdiler ve turnuvaya da 3-3 ile başladılar. 3-3 yaptıkları rekiplerde Litvanya'yı en son yendiler. Hatta çok görkemli bir galibiyet diyebiliriz orada. Bosna Hersey'in orada bir sürpriz yaptığını görüyoruz. Şu an ikinci sıradalar 3-2 ile ki dün de Slovenya'yı yendiler. Fransa şu an ve Litvanya zaten 3-0 ile gidiyorlar ama burada olası bir Bosna'nın biraz daha aşağı inme durumunda aslında Türkiye'nin

Belki rakiplerinden birisi olabilir çünkü biz normalde hayal ederken hep ilk dört takımda burada. Bosna'yı hariç tutuyorduk, Litvanya oraya dahil edip. Ama orada Bosna'nın kendini kurtarma durumu olmuş olabilir dünkü Suleymaniye galibiyetiyle. Belki Bosna Türkiye'ye eşleşmesi olabilir mi acaba diye düşünmüyor. Diyelim o noktada ki yani Suleymaniye ve Almanya'yı düşününce yani Fransa çok görkemli bir ekip. Özellikle kağıt üzerinde parçaları gördüğümüz zaman ama onların da belli sıkıntılar var. Bilhassa yarı sahada. Fransa veya Bosna-Hersek ihtimali bence Sudamerya veya Almanya ihtimalinden şu anda daha sağlıklı gözüküyor. Ama tabii turnuvanın daha geri kalanını da görmedik henüz. Daha maçta oynanacak. Şu an konuşmak erken olsa da ben o iki takımı, şu an Bosna ve Fransa'yı daha çok tercih etme durumundayım ve bunun için de tabii yine liderlik çok önemli bir şey olacak bizim için. Peki, son sorum. C ve D grubuna da biraz değinelim. Senin geçtiğimiz hafta şampiyonluk favorun Yunanistan'dı. Yunanistan'ı nasıl buldun ve C ve D grubundaki ülkelerin performansını nasıl buluyorsun? Sence turnuvada sürpriz yapan, öne çıkan veya senin beklentinin çok altında kalan ülkeler oldu mu?

Yunanistan'da başlayalım. Yunanistan ilk iki maçta iki galibiyetle başladı. Bir tanesi de İtalya galibiyetiydi. Ev sahibi İtalya karşısında önemli bir galibiyeti aldılar. Yunanistan'ın da maçı kapatma konusunda bence biraz sıkıntı yaşadıkları olsa da ki orada Yanis'e yönelendirme savunması yaptığında rakipler etrafını doldurmakla biraz zorluk çekiyor Yunanistan. Tyler Dorsey mesela çok ciddi bir katkı vermişti orada Yunanistan adına. Turnuvanın geri kalanı da onun performansı.

Özellikle FIBA yendisinin Middleton'a olmak konusunda Dorsey'nin performansı çok kritik olacak. Orada İtalya Pozekko'yla birlikte, ki biraz geçiş kadrosu diyebiliriz İtalyaların adına. Hem veteran isimler var, Datomeler, Melliler gibi. Maalesef Gallinari sakatlanmıştı orada, onun eksikliğini çok bence yaşıyorlar. Özellikle 5 dışarıda oynadıkları zaman onu Polonaro'nun ve Fontecchio'nun oradaki katkısı çok kritik oluyor orada.

Tabi o grubun, özellikle C grubunun sülükleyici takımları belli gibi gözüküyor. Tabi Ukrayna'da da 2-2 ile başladı ama biraz da tabi fikstür sayesinde böyle oldu. Oradaki ilk 4 takım aslında bir nebze belli gibi zaten. Yani muhtemelen Esto'ya ve İngiltere'ye dışarıda kalacaklar. D grubuna baktığımız zaman ise tabi orada Tunuva nevi kovalyelerden biri Sırbistan var. Sırbistan'da tabi 2-2 ile başladı. Onlar da hem Hollanda'yı yendiler, hem de işte Hollanda galibiyetinin bazı ölçüler de oldu maçta özellikle. Bir ara krize gidiyor gibi oldu maçta. Bir koç orada rotasyon yapınca daha sonra hemen Misic gibi bir tecrübe hemen maçı yeniden çözdü. Orada İsrail 2'de 2 ile gidiyor şu an ama bence şu anda aslında Polonya maçına oynuyorlar.

İsrail benim şu ana kadar beklentim biraz üstüne çıktı ama oyun olarak değil, sonuç olarak. Bence hala çok iyi bir oyun. Oynamıyorlar burada ama özellikle mesela Finlandiya'ya galibiyetleri bence etkileyiciydi. Çünkü benim bu turnuvadaki dar korslarımdan birisi Finlandiya'ydı. Özellikle koç Lassi Tuavi ile birlikte. Ki Finlandiya'nın orada biraz ben yine bir çıkış yapacağım ve Top 16'da aslında belki bir sürprize imza atabileceğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim Anıl. Gelecek hafta tekrar müsait olursan seni ağırlamak isteriz. Maçlar hızlı bir şekilde oynanmaya devam ediyor. Görüşmek üzere, hoşça kal. Görüşmek üzere abi, ben teşekkür ederim.

Son olarak teniste Amerika açığa değineceğiz. Geçtiğimiz haftada değinmiştik. Geçtiğimiz hafta sürpriz yapabilir dediğimiz Simona Halep ilk turda Siniguro'ya elendi. Öte yandan Serena Williams da kariyerinde toplam 33 Grand Slam finali oynayıp bunların 23'ünü kazanan Serena Williams da kadın tenisinin en başarılı sporcusu olarak veda etti. Veda konuşmasında da ablası Vanessa Williams'ın hakkını verdi.

Aman Tanrım, bu mutlu ağlamalar, sanırım. Bilmiyorum. Ve Venus olmasaydı, ben Serena olmazdım. O yüzden, teşekkürler Venus. Serena Williams'in asla var olmadığı tek sebebi o.

Serrana kariyerinin son Grand Slam'inde 3. turda Avustralyalı Tom Janovich'e 2-1 kaybederek tenise veda etmiş olduğu muhteşem bir kariyer. Gerçekten müthiş bir sporcu. Tom Janovich de Serrana'yı yendikten sonra 4. turda da galip geldi ve adını çeyrek finale yazdırdı. Aslında biraz favorilerin elendiği bir Amerika açık izliyoruz. Erkeklerde de dünya bir numarası Medvedev Krios'a karşı 3-1 mağlup oldu ve Krios çeyrek finale adını yazdırdı. Nadal'da dördüncü turda Amerikalı rakibi Thiafo'ya 3-1 kaybederek turnuvaya veda etti. Gelecek hafta Amerika açığı noktalamış olacağız. Son olarak Amerika açıkta ne olup bittiğine gelecek haftaki bölümde de değiniriz. Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)