
5.185 kelime · ~26 dk okuma
Trenspor'dan herkese merhabalar. Süper Lig'de üçüncü hafta maçları da sonuçlandı ve yeni lider Fenerbahçe oldu. Hem Fenerbahçe'nin maçını ve liderliğini ve dört büyüklerin maçlarını değerlendireceğiz. Hem Göztepe'nin artık yeni bir sahibi var. Dani Markalı bir sahibi var. Onu konuşacağız. Dünya Arsiklet Boks Şampiyonası'nda kemer koruma maçı vardı ve Jusic kemerini korudu. Bunu konuşacağız. Bu konuyu Yücel'le de sevgili Yücel Tuan'la da değerlendireceğiz. Ve son olarak da bisiklette. Sezonun son büyük turu La Buelta. Başlıyor. Onu da değerlendireceğiz. Vakit kaybetmeden Fenerbahçe Adana Demir Spor Maçı ile başlayalım.
Fenerbahçe 323 gün sonra lider oldu. Yani geçen sezonun başında da liderlik koltuğuna oturmuşlardı. Bir başka Portekizli teknik adam Vitor Pereira ile ilk 7-8 haftada liderlerdi. Geçen sezon bu liderlik korunamadı ama bakalım bu sefer Jorge Jesus'la bu liderlik korunabilecek mi? Gelecek haftalarda göreceğiz. Şimdi iki hafta önce hatırlarsanız Trendspor'un ikinci bölümünde bir Fenerbahçe taraftarının gözyaşlarının objektiflere yakalandığından bahsetmiştim. Ki bir öndeyken Ümraniye karşısında birden 3-2 yenik duruma düşünce Fenerbahçe tribündeki bir kadın taraftarın ağladığını görmüştük. Daha birinci haftadan bu kadar ağlamaya, gözyaşı dökmeye hiç gerek yok diyorduk hatta. Ama Türkiye'de her şeyin iki haftada çok çabuk bir şekilde değişebildiğini
En çok da Fenerbahçe'de görüyoruz. Fenerbahçe aslında Türk futbolunun en net özeti diyebilirim ben kendi adıma. Şahsi bir yorum bu. Geçen 2 haftada Kasımpaşa, Avusturya Wien ve Adana Demir Sporu atılan 12 gol sonrasında tribünler bu kez sadece işte 2 hafta sonra en büyük Fener, şampiyon Fener alkışlayın diye devam eden o tezahüratı söylüyorlardı. Şimdi Fenerbahçe ile ilgili az önce bahsettiğim işte 12 gol. Ümraniye'ye de 3 tane atılmıştı. İşte kısa bir sürede 15 tane gol attı Fenerbahçe.
Ama Fenerbahçe'nin derdi Santrafor olarak addediliyor. Likteki 3 haftada 13 gol atmış, kalesinde ise 5 gol görmüş bu takım. Hücumdaki etkinliğe ve savunmadaki problemlere bakınca ben Santrafor'dan çok daha fazla stoper ihtiyacı varmış gibi görüyorum aslında. Tabi geçen sezondan dillendiriliyor bu Santrafor, Santrafor ihtiyacı. ama öbür yanda Onyekuru sürekli olarak sızıp Fenerbahçe'nin sağ savunmasını resmen dağıttı ve aynı şeyi göstere göstere dakikalarca yapması da Fenerbahçe için bence yeterince büyük bir sinyal olmalı. Tıpkı Galatasaray'da oynadığı dönemde Jailson'dan aldığı penaltı gibi bir penaltıyı bu kez Zalai'den aldı. Zalai hem penaltı pozisyonda hem de ikinci golde topu kötü uzaklaştırarak iki golde de hatalıydı ki savunmada en güvenilen isim aslında. İkinci golde ama Lemoş'un yediği çalım tam evlere şenlikti. O artık hatayı da geçiyor. Bir yetersizlik göstergesiydi bence.
Valencia ise bence zaten sakatlanmadığı sürece, fiziksel olarak hazır olduğu sürece ligin en komple forvetlerinden bir tanesi. Hem sırtı dönük oyunu yapabilir, hem savunma arkası koşu atabilir, hem agresif pres yapabilir, hem uzaktan şutlu güçlü, hem boyuna göre çok iyi sıçrar. Ve Valencia uzun süredir de sakatlanmıyor neyse ki Fenerbahçe adına. Ve bu sayede de fizik kalitesini ortaya koyuyor. İlk devredeki fizik gücüyle Adana Demir savunmasını dağıttı. Samet'in hatta kırmızı kartla atılmasını falan bekliyordum. Valencia'ya karşı direnmekte çok zorlandı. Serdar da ona biraz eşlik edince, Serdar Dursun da ilk yarıda
Adana Demir Spor oyunu oynamaya çalıştı ama Fenerbahçe hücum sertliğine direnemediler. Burada tabi Avusturya'ya onu götürmeyip dinlendiren Jorge Jesus'un doğru bir karar verdiğini de söylememiz lazım ama ikinci yarıda Valencia'ya biraz yoruldu. Artık tabi Valencia'da yaşlanıyor. Şimdi Pedro ilk 11'e girince biliyorsunuz yeni transferi Fenerbahçe'nin ciddi de bir yatırım yapıldı. Ona rağmen hala bir 9 numara yatırımı yapılması düşünülüyor.
Pedro ilk 11'e girdiği zaman yanına ben Valencia ve King'in dönüşümlü olarak kullanılacağını düşünüyorum. Hem Joshua King hem de Valencia benzer tipte forvetler. Kanallara deplase olan, yerinde durmayan ve güçlü, hızlı, fiziksel olarak üstün forvetler. Bu iki boğasını, biliyorsunuz Fenerbahçe'de boğa önemli bir figür. Ve hem Valencia'nın hem de Joshua King'in oyunları da boğayı andırıyor gerçekten. Bu iki boğasını değişimli olarak, dönüşümlü olarak kullanabilir diye düşünüyorum hocanın. Hem 3 günde bir arayla maç yapılacak, hem işte hafta arası Avrupa olacak, hafta sonu Lig olacak. Hem 3 gün arayla bir King, bir Valencia gibi bir rotasyona sokulabilir. Hem de maçın ilk 45 dakikasında kendi limitlerini zorlayarak oynayacak bu ikiliden. Ki artık King de zaten 30'lu yaşlarına geliyor. O da eski gücünde olmayabilir.
Maç içinde de dakikaları da bölüşebilirler. Yani ilk 11 başlayan 2. yarı yerini diğerine bırakabilir diye düşünüyorum açıkçası Pedro ilk 11'e dahil olduktan sonra. Fenerbahçe'de ilk yarıda iki tane duran topta dikkatimi çekti. 14. ve 23. dakikalarda etkili duran toplardı bunlar. İyi çalışıldığını gösteriyordu. Golle sonuçlanmadı ama pozisyon oldu ve son olarak da
Alioski, Andres Santos'u hatırlatan kaliteli bir vuruşla fişi çekmiş oldu. Alioski'den önce Lincoln sol kenar back olarak oynuyordu. Bu kullanım da Jesus adına garipti ama üçlü savunmanın solunda en sağlam duran isim de Luan Perez'di ki sanırım Luan Perez'in Bu sağlam görüntüsü Jorge Jesus'u da link oyunu oraya çekme konusunda biraz daha cesaretlendirilmiş olmalı. Fenerbahçe savunmasının ciddi anlamda problemli olduğundan bahsettim ama Luan Pérez hiç fena görünmedi. Savunmanın sol tarafı daha iyiydi. Yusuf Sarı'nın ikinci yere girdikten sonra 1-2 tane şutu var etkili olabildiği ama onun dışında çok bir etki olmadı. Onun haricinde hep diğer taraftan gelindi, hep Onyekuru üzerinden gelindi. Tabi ilk yarıda Akintoğlan'ın da berbat bir futbol oynadığından bahsetmek lazım. Bu da Luan Pérez'in işini çok kolaylaştırdı tabi ki.
Üçüncü golde Zeiss'in bitiriciliğine değinmezsek olmaz. Bence Fenerbahçe kadrosundaki en iyi bitirici Miha Zeiss, bir orta saha öncüsü olmasına rağmen ve o pozisyonda o kadar hızla merkeze... Bence şuttu o hatta, ortada değildi. O kadar hızla merkeze çevrilmiş topu hemen ayağını çevirerek ağlara gönderebilmek çok ciddi bir bitiricilik kalitesi. Bence ilk maçlarda Miha Zeiss'i daha çok kullansaydı Jorge Jesús belki Dinamo Kiev'i de eleyecekti Fenerbahçe. Bu konuda da bir
eleştirimi yapayım, Mihaj Zays'ın bitiriciliğinden daha çok faydalanılmalıydı ilk maçlarda. Son olarak toparlarsak Fenerbahçe'yi, Tisserand ayrıldı takımdan ama onun ayrıldığı noktada yerine geride kalanlar Lamos, Gustavo ve Kolker üçünü toplasam bence bir Tisserand etmez. Tabii ki Serdar Aziz gelince orası daha iyi olacaktır ama Serdar da sakatlık açısından çok güvenilir bir isim değil. Bence Fenerbahçe'nin 9 numaradan çok iyi bir stopere ihtiyacı var.
Beşiktaş bölümüne geçelim. Taraftar tepkisinden bahsetmişken Beşiktaş maçında da dikkatimi çeken bir tezahürat oldu ve maçın ikinci yarısında Beşiktaş biraz güçten düştüğünde taraftarlar İsmail baksana, değişiklik yapsana diye bağırıyorlardı. Biraz yabancı teknik direktörlere karşı tahammül seviyemizin maalesef daha düşük olduğunu, orada biraz ön yargılı yaklaşıldığını düşünüyorum. Orada da Beşiktaş maçında da fişi çeken bir diğer back oldu. Yani Fenerbahçe'de Alijovski dördüncü golü atıp fişi çekmişti. Takımını rahatlatmıştı. O küçük çaplı stresten kurtarmıştı. Maçı döner mi? Hani 3-0'dan 3-2 olmuş vs. Alijovski Fenerbahçe'yi rahatlatmıştı. Beşiktaş'ta da o Alanya maçında 3-0'dan 3-3 olduktan sonra küçük bir stres vardı. Fenerbahçe'deki gibi. 3-1'den 3-3 olmuştu. Hatta net bir gol kaçırdılar 85. dakikada. Ersin'in üzerine vurmuştu karı gümrüklü oyuncu.
Oradan sonra Beşiktaş'ın da bu kez sağ bek'i. Yani Solbek-Aliovski'nin aksine Beşiktaş'ta da sağ bek Roziye ceza sahasına gitti ve soğukkanlılığıyla o da iyi bir bitirici bence. Hem soğukkanlı hem de teknik kapasitesi iyi olan bir oyuncu. Roziye belki kariyerinin erken döneminde hücum oyuncusu olsa da skorer ve etkili bir hücum oyuncusu olabilirmiş diye düşünüyorum. Çünkü ceza sahasında topla buluştuğu zaman çoğu hücum oyuncusundan daha iyi bitiriyor. O da dördüncü golü attı ve Beşiktaş'ı rahatlattı. Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin beklerinden kat kaldığı bir hafta olarak bunu söyleyebiliriz. Tabii İsmail'in oyuncu değişikliği yapmaması konuşulacak. Ben de birazdan değineceğim ama Cenk Tosun girdi son dakikada oyuna ve Beşiktaşlı muhabirlerin söylediğine göre çok geç girdiği için çok sinirlendi. Maç sonu kutlamalara vesaire katılmadı ve stadı da
sinirlenerek terk etti. Hiç soyunma odasına falan girmeden biraz trip atarak ayrılmış. En önemli konu oynadığımız oyun. Maçın geneli. Cenk bizim için çok önemli bir futbolcu. Sezon uzun. Takımın ona ihtiyacı olduğu anlarda da hazır olacaktır. Henüz daha üçüncü maçımız oynuyoruz. Çok fazla maç var. Oynayacak ve goller atacak. Bu noktada sabır göstermemiz gerekiyor. Şimdi orayı ben çok anlayamadım çünkü Wood ve Ghost takımın en güçlü oyuncusu ve çok da yorulmayan bir oyuncu. Fizik kalitesi çok yüksek bir oyuncu. Mesela Enkudu çok yorulurken, diğer oyuncular çok yorulurken ve Ghost yine de ayakta kalabilen bir oyuncuydu. Ve Ghost ayakta kalabiliyorken, gol de atmışken ve kalitesi de ortadayken Jank'in ne ara ve nasıl sokacaktınız oyuna? Mesela bence o haksız bir tavır Jank'in yaptığı. Öte yandan şuradan eleştiririm ben İsmail'i. Enkudu ilk yarıyı müthiş oynamıştı ama ikinci yarı çok yoruldu. Çok yoruldu hatta hani Salih dursun bile hücuma çıkmaya başladı. Çünkü Enkudu artık hiç tehdit edemiyordu, geri dönemiyordu. Pirlo'da 60. dakikada sağ kanadını değiştirdikten sonra sağ kanattan çok kolay gelebilen bir kare gümrük vardı. Ve oraya Enkudu yerine Kenan Karaman oyuna girse
orayı daha erkenden toparlayabilirdi bence Beşiktaş. Kenan Karaman tabi ki Enkudu'ya göre hücum özellikleri bakımından daha sönük bir isim olarak düşünülebilir ama Kenan Karaman tam bir çalışkan, kanat oyuncusu, tam skor tutma oyuncusu. O yüzden Kenan Karaman'ın o dakikalarda 60-70. dakikalarda Enkudu yerine oyuna dahil olmaması da bence ilginç bir karardı. Bence hatalı da bir karardı. Çünkü maç 3-1, 85. dakikada o çok net pozisyon, gol olsa 3-2 belki Alanya maçındaki kriz gibi birden maç 3-3'e falan da dönebilirdi. Sonuçta geçen hafta bu yaşandı. Geçen hafta erken ve çok oyuncu değişikliği etkisizdi. Beşiktaş adına kötü sonuç verdi.
Bu haftada bence hiç değiştirmemek, çok geç değiştirmek olumsuz sonuç verdi. Valerian İsmail bakalım bunun dengesini bulabilecek mi? İki haftada çok uç noktalarda iki farklı karar verdi birbirinden oyuncu değişiklikleriyle ilgili olarak. Beşiktaş yine duran toplar da etkiliydi bu arada.
Fenerbahçe'nin 2 etkili duran topu var diye. Beşiktaş'ta da yine duran toplarda etkili olunduğunu görüldü. İşte Alanya maçında da çok güzel bir duran top golü atılmıştı. Enkuduyla çalışılmış bir işti. Bu maçın da ilk yarısında duran toplardan net pozisyonlar doğdu. Üçüncü golleri de kornerden attılar ama golü de kornerden yediler ve ilk hazırlık maçlarında da bu yaz dönemi. Beşiktaş'ın rakip kornerleri çok kötü savunduğunu görmüştüm. Çok pozisyon verilmişti. Aynı şekilde de ilk gol yendi. Valerian İsmail duran toplara çok önem veren bir teknik direktör olarak Beşiktaş'ın savunma kornerlerinde, savunma duran toplarında çok ciddi problemler yaşadığını düşünüyorum. Bu muhtemelen çok çalışılan bir şey ama çalışılmasına rağmen Beşiktaş bu konuda sıkıntılar yaşıyor. Tabi ilk yarıda Salih Uçan ve Enkudu yine nefis futbol oynadılar. Alanya maçının ilk yarısında olduğu gibi. Ama ikinci yarıda bu kez sahada kalmış olmalarına rağmen, Alanya maçında oyundan çıkmışlardı. Bu kez sahada kalmış olmalarına rağmen yine etkinlikleri kaybedildi. Bence bunda tabii Salih'in 6 numaraya çekilmesi Salih'i sindirdi. Enkudu'nun da enerjisini 90 dakikaya yayamaması, ikinci yarı yorulması bir problem oldu. Tabi bu Enkudu özelliğindeki problem aslında takımın geneli içinde söylenebilecek bir problem. Hem Alanya maçında hem de Karagümrük maçlarında Beşiktaş'ın ikinci yarılarda enerjisini koruyamadığını, ilk yarılara çok yüksek tempolu girdiğini ama bu enerjiyi 90 dakikaya yayamadığını ve ikinci yarılarda oyundan düştüğünü görmüş olduk. Karagümrük maçında bunun sıkıntısı yaşanmadı ama önümüzdeki haftalarda bu durum problem haline gelebilir diyelim ve Ümraniye Spor'un Galatasaray'la oynadığı maça geçelim.
Şimdi kalitesi düşük bir maçtı. Çok fazla top kontrol ve basit bas hataları vardı ki Okan Hoca da bundan yakındı. Aslında çok net bir gol pozisyonuyla başladık. Yani bir sıfırı yapsak belki özgüven anlamında bize çok daha farklı bir şekilde oyun anlamında yansıyacaktı. Geçen haftanın üzerimizde bıraktığı etkiyi maçın başındaki pozisyona belki galip başlasaydık üzerimizden atacaktık ama
Devamı benim için bir kabus gibiydi aslında. Yani ilk yarının son dakikasına kadar belki hiç görmediğim kadar. Pas hatası, top kaybı, ayaktan kaçırma, yanlış tercihler. Bu kadar kötü oynarken de aslında 3-4 tane gol pozisyonuna girdik. Ben
bu durumu hem yeni kurulmuş bir Galatasaray'a bağlıyorum Ciddi bir uyumsuzluk var. İlk defa Torreira ilk 11'de sahaya çıkıyor. Mertens daha ilk 11 olamadı. Sonradan oyuna giriyor. Dibuğa geldi sakatlığından dolayı oynayamıyor. Saşaboy takımla birlikte kamp yapmadı. Kadro dışıydı. Şimdi direkt 11 oyuncusu oldu. Ciddi anlamda bir dönüşüm dönemi Galatasaray adına. Hem bu takımın uyumunu biraz bozuyor hem de
Okan Hoca, Başakşehir'de olduğu gibi, Akisar'da ve Rize'de olduğu gibi ön alan baskısını arttırmak istiyor geçen sezonun aksine. Geçen sezon Galatasaray bu konuyu yapamıyordu. Bu sezon daha çok önde basan, daha çok top kazanmaya çalışan bir takım yaratmaya çalışıyor ve hem takım yeni yeni uyum yakalarken, ilk 11 yeni otururken Hem de böyle oyunculardan fazlasını istemek hem de Ağustos ayında bu sıcaklarda ve bu nemde bunu istemek tabii ki işleri zorlaştırıyor. Yani bu basit kontrol ve pas hataları tempoyu yavaşlatırsanız düşük tempoda oynarsanız bu kadar zaten olmaz. Baskıyı ve tempoyu arttırmaya çalıştığınız yerde takımla uyum yakalayamamışsa nabız yükselir ve nabız yükseldiğinde de basit hata sayısı artar. Bu tüm takım sporlarında böyle yani basketbolda da böyle diğer takım sporlarında da böyle. baskı ve tempolu oynama arzusu biraz bu basit hataları arttırdı diye düşünüyorum ben. Galatasaray ilk arada 12 top kazanırken rakibi Ümraniye Spor'un 2 top kazandığını görüyoruz. Yani Ümraniye Spor bekliyor, Galatasaray ise bastırıyor, atlıyor. Maç sonuna baktığımız zaman Ümraniye Spor'un 6, Galatasaray'ın 20 top kazanması vardı opta verilerine göre. Öte yandan instat verilerine göre de Galatasaray Antalya Spor'dan sonra en şiddetli baskı yapan 2. takım konumunda.
Tabi Torreira'nın ilk maçı, Michio'da en çok baskıyı yapan oyuncu olarak, baskı işindeki bir numaralı isim olarak daha ilk 11'e girmişken sakatlanması, bu maçta oynayamaması, Oliveira'nın ağır ve fizik kalite olarak biraz düşük seviyede bir oyuncusu da yapmayı çalıştığınız, hedeflediğiniz şeylerin biraz tabi zor hale gelmesine sebep oluyor. Tüm bunlardan yapacağım çıkarım Galatasaray'ın zamana ihtiyacı olduğu yönünde ama Türk futbolunda zaman en az verilen şey. Para verilir ama zaman verilmez birçok futbolcu ve teknik direktöre. O yüzden hafta sonu da Trabzonspor maçı varken Okan hocayı kolay günler beklemiyor. Bakalım Galatasaray kamuoyu veya spor kamuoyu Galatasaray'a o zamanı verecek mi göreceğiz diyelim ve Trabzonspor'a geçelim.
Antalya Spor Trabzonspor maçı belki de haftanın en keyifli maçıydı ve Antalya Spor 5-2 kazandı ama 90 artı 3'te Trezeghen'in kafası önce Boffen ardından da üst direkten döndü. O pozisyon gol olsa 3-3 de bitebilirdi. Yani çok kırılmalı, gitgelli bir maç oldu açıkçası. Trabzonspor, Abdullah Avcı yönetiminde ilk kez bir maçta 5 gol yedi ama dediğim gibi yani biraz 3-3 de bitebilirdi bu maç ve biraz her vurduğu direkt dibine gitmesi gibi bir durum da oldu. Trabzonspor'un biraz şanssız bir maç çıkardığını da savunma anlamında söylemem lazım. İşte Gökdeniz'in attığı ilk golde top savunmadan dönüp Gökdeniz'in önüne düştü. Hacı Rahit'in attığı 5. golde top savunmadan sekip üst direkt dibinle aşırtma gol oldu. Fernando'nun uzaktan şutu tam direkt dibinden harika bir şekilde gol oldu.
Hani biraz her vurduğu Antalya Spor'un golü olduğu gibi bir durumda söz konusu. Tabii Antalya Spor'da bir vuruş kalitesi de var özellikle Fernando'da. Fernando bu gollerden çok atabiliyor, onu da söylemek lazım ama biraz Trabzonspor şanssızdı. Abdullah Ağacı'nın bugüne kadar teknik direktör olarak Nuri Şahin'e karşı çıktığı hiçbir maçı kazanamadığı da dikkat çeken bir detay. Nuri Şahin ikinci galibiyetini aldı ve bir maçla beraber etti. Bu geçen sezondan beri oynadıkları üçüncü maçtı.
Çok keyifli bir maçtı ama ben bu maçtan ziyade bu bölümde biraz Ennis Bardi ile olan hikayemi anlatmak istiyorum. Türkiye'deki scouting'i de anlatmak istiyorum. Zira bana bir spor gazetecisi olarak, yorumcusu olarak da çok soran oluyor. Bu scout olabilir miyim ben? Kulüplerde çalışabilir miyim ben? Şeklinde sorular çok geliyor genç arkadaşlardan. Benim de büyük bir hayalimdi bu. Saha içinde görev yapabilmek, scout olabilmek veya analist olabilmek. ve ben de bu hayalimde çok ısrar ettim ama orada ciddi zorluklar yaşadım. O zorlukların en belirgin olanı da Ennis Bardi'ydi. Bu bölümde hazır Ennis Bardi'de iki tane çok güzel gol atmışken ilk maçında böyle damga vurmuşken bu bölümde onu biraz anlatmak istiyorum. Hem de bölümü dinleyen, beni dinleyen birçok arkadaş da aklından geçiriyordur. Ben de futbolla ilgili bir şey yapsam, saha içiyle ilgili bir şey yapsam diye bir hayali vardır. Birçok görüştüğüm arkadaş işte mesela mühendis, öğretmen
bu meslekleri bırakıp saha içiyle ilgili futbolla ilgili bir iş yapabilir miyim diye çok soruyor. Kendilerine biraz bunun cevabını vermeye çalışacağım. Şimdi ben ilk olarak 2010 yılında üniversiteden yeni mezun bir genç olarak, o dönem asgari ücretin bile altındaydı galiba, asgari ücret tutarında, editör olarak medyaya girdim 22 yaşında. ekonomik olarak hani mühendis arkadaşlar bile futbolla ilgili iş yapmak istedikleri için söylüyorum bu maaş skalası olayını. Çünkü önemli bence. Editör olarak görev yaptıktan sonra tabii hayalim futbolun saha içinde de olabilmek. O dönem röportajlar için teknik direktörlerle konuşuyorum ve teknik direktörler saha içine olan ilgimi gördüğü için böyle bir diyaloğumuz da gelişti.
Sonra ben bir başka Anadolu takımında 2016-17 yılları falan olması lazım görev yapmaya başladım. Orada da yine başka bir teknik direktörün güvendiği ekibinde scout olarak görmek istediği bir ismim ve bana güveniyorlar. Ben hatta sordum hangi pozisyona ne tip oyuncu bakayım vesaire şeklinde. Sen bildiğin liglerden bak bize raporlarsın denildi ve ben yine bir 5 ay 6 ay boyunca yine bir ilk devre boyunca Herhalde 15-16 ya da 16-17 sezonun ilk devresi boyunca. Bu yine Balkan liglerine odaklandım. Çünkü bizim Anadolu takımlarının uygun maliyetle transfer yapabileceği ligler Balkan ligleri. Şimdi scouting yapmak isteyen, yapan arkadaşlar varsa da bir tavsiye. Ben bu Balkan liglerinin işte Arnavutluk olsun, Makedonya olsun, Bosna Ersek olsun, U19 ve U21 takımlarını çok izledim. Çünkü orada hem ucuz hem de potansiyelli gençler çıkabiliyor. Hem de bu oyuncuların kültürel olarak da Türkiye'ye adaptasyonları çok daha kuvvetli oluyor. Hem dilleri yakın, hem yemekleri, hem yaşam tarzları falan yakın. O yüzden adaptasyon da iyi oluyor. Şimdi orada Makedonya Ümit Milli Maçlarını izlerken Ennis Bardi adında bir oyuncuya hayran kalmıştım. Ve Ennis Bardi gerçekten çok büyük fark yaratıyordu. Ve Macaristan Liginde oynuyordu.
Macaristan liginde de 300-500 bin euro değerinde bir değeri vardı. O dönem ben U21 Ümit Milli maçlarda ve Macaristan liginde çok maçını izledim. Ve o dönem daha böyle patlama da yapmamıştı. Çok ucuzdu işte. 300 bin euro civarında bir şeydi. Ve 2016 devre arası herhalde. O çalıştığım Anadolu takımın şehrine gittim ve böyle bir 15-20 dakikam var. Teknik direktörle görüşeceğiz. Teknik direktöre oyuncuları listeyi göstereceğim. Bilgisayar başındayız teknik direktörle birlikte.
Çok zamanım yok. O da dedi ki zaten Sinan en iyi oyuncu kimse izlediğin en beğendiğin oyuncu kimse bana onu izlet dedi. Ve ben de Ennis Bardi izlettim. Çünkü gerçekten hayrandım yani. Ve çok da uygun, çok genç, çok potansiyelli. Türkiye'ye gelirse yeni Emre Belezoğlu olur gibi bir cümle kurduğumu da hatırlıyorum yani. O kadar iddialıyım. Hatta o dönemde İspanya'yla A milli seviyesine de çıktı. İspanya'yla da bir milli maç falan da oynadılar diye hatırlıyorum. Çok da iyi oynadı o maçta. İzledi teknik direktör ve o dönemde altyapıdan çıkan ve sonra kariyeri boyunca da Anadolu takımlarında rotasyon oyuncusu olacak olan bir oyuncunun Ennis Bardi'den ne fark olduğunu sordu bana. Yani daha mı iyi dedi bu Ennis Bardi? Ben de evet çok daha iyi olduğunu anlatmaya çalışmıştım. ama dinlemediler o dönemde o transferde enis bardi transferde bakasetas da olduğu gibi gerçekleşmedi açıkçası yani bakasetasın gerçekleşmemesine üzülmüştüm ama enis bardi den beklendiğim çok çok daha büyüktü enis bardi de çok üzülmüştüm yani o transfer olmadıktan sonra
Macaristan ligindeki takımında da, Uypes'te de bir oyuncu sakatlandı. 10 numara veya 2. forvet gibi oynayan bir oyuncu sakatlandı ve Ennis Bardi'yi daha önde kullanmaya başladılar. Ennis Bardi daha sonra, daha önde oynadığı sezonda 12 gol 7 asistlik çıkışını da gerçekleştirdi. Ve bir dönem sonra da bu golleri vs. sıraladıktan sonra 1,5 milyon euro karşılığında Levante'ye transfer olmuştu. Yani ben Macaristan liginde bile çıkış yapmadan çok daha ucuz haldeyken
önermiştim bu Anadolu klübüne ve sonrasında Levante'de yani La Liga'da 5 sezon boyunca ağırlıklı olarak ilk 11 oynayabildiği bir kariyer geçirdi. En iyi dönemini Levante'de La Liga'da oynadı. La Liga sonuçta Premier League ile birlikte dünyanın en büyük 2 liginden bir tanesi ve Levante gibi bir takımda yani La Liga'nın orta altı sıra takımlarında bir sezon oynamak belki çok büyük bir iş değildir ama 5 sezon boyunca devamlı oynayabilmek gerçekten büyük bir iştir. Ennis Bardi de Macar Liginden gidip de La Liga'da 5 sezon boyunca ilk 11 oynayabildi. Şimdi de Trabzonspor'a geldi ve Trabzonspor'da da Bakasetas'la birlikte ikisi partner oldular, oynuyorlar. Onlar adına tabii ki çok mutluyum. Bardi'nin gelişiminden ve işte La Liga'da 5 yıl oynamasından, şimdi Trabzonspor'da büyük paralar kazanan bir yıldız transferi olarak gelmesinden dolayı çok mutluyum ama
Bu hikaye, bu kariyer Türkiye'de Scouting'in ne kadar yalan dolan bir iş olduğunu da bana gösteriyordu ve Ennis Bardi'nin olmamasından sonra da biraz daha zorladım o hayali. Ama olmayacağını anladıktan sonra da daha çok medya sektörüne odaklandım ve açıkçası ondan sonra da medyadaki kariyerim de ciddi anlamda yükselişe geçti. Çünkü ben 2015-16'larda editör olarak çalışıyordum ve akşam editörüydüm yani akşam 5 ile gece 1 arası çalıştığım bir mesaim vardı ve gece 1'den sonra bu saha içiyle ilgili scoutingle ilgili hayalimi gerçekleştirebilmek için gece 1'den sonra oturup sabah 6'lara 7'lere kadar maçlar izlediğim ve işte 6'da 7'de tekrar yatıp öğlen 2'de 3'te kalktığım ve sonra tekrar 5'te bilgisayar başına editör olarak mesaiye oturduğum 2-3 yıl geçti yani Bu kadar yoğun bir 2-3 yıl tabii bu ülkenin ekonomisiyle de alakalı ki hani bu dönemlerde 2015-2016'larda bu kadar da kötü değildi şimdi daha da kötü. Şimdi bir gencin hayalinin peşinden koşabilmesi çok çok daha zor artık. Tüm bu sebeplerden biraz anlatıyorum. Yani ülkede hayalinin peşinden koşabilmek artık çok daha zor bir hale geldi.
Ve birçok arkadaş bana soruyor. Bu podcast da benim için önemli. Buradan bu Ennis Bardi konusu üzerinden hayalinin peşinde koşmak isteyen arkadaşlara gerçekçi bir perspektif sunmak istiyorum. Ben de koştum. Belki ben başaramamışımdır. Başka arkadaşlar da başarabilir tabii ki. O ayrı bir konu ama sadece bunu anlatmak istedim. Bardi ya da Trabzonspor kariyerinde başarılar dileyip bir başka Türk futbolu haberi olan Göztepe'nin hisselerinin devredilmesi haberine geçelim. Bu önemli bir haber çünkü.
Mehmet Sepil kendisine ait hisselerin %70'ini Londra merkezli Danimarkalı Sport Republic'e sattı. Sport Republic kulübün sadece futbol branşında söz sahibi olacak. Sepil kulübün kalan %30 hissesini satmadı ve amatör branşları kendisinin kontrol edip yöneteceğini söyledi. Sport Republic birkaç sene önce kurulmuş bir şirket ve Göztepe hisselerini aldıkları ikinci kulüp oldu.
İlki de Premier Lig'in köklü takımlarından Southampton'da. Scott Republic'in Danimarkalı ortaklarından Rasmus Ankersen, zamanında Danimarka temsilcisi Mithunen'de çalışmış ve çalıştığı dönemde çok özel işler gerçekleştirmişlerdi. Mithunen küçük bir kulüpten büyük bir kulübe onlarla birlikte yükselmişlerdi. Şampiyonlar Ligi'nde bile oynayabilmişlerdi.
Bu şirket kurulmadan önce de Brentford'da da şampiyon şipten Premier Lig'e yükselmişlerdi. Yani bir vizyon hamlesi olarak da düşünebiliriz bunu. Bakalım Göztepe ile Ankerse'nin birleşiminden neler çıkacak? Göztepe tekrar Süper Lig'e belki daha güçlü bir şekilde çıkabilecek mi? Miculen'de ve Brentford'da olduğu gibi Göztepe'de de
güzel işler başarılabilecek mi? Bunu merakla bekliyorum. Tabii orada Göztepe taraftarının da yeni sahiplerle nasıl bir bağ kuracağı bence önemli. Çünkü Göztepe'nin en büyük güçlerinden bir tanesi taraftarı. Köklü bir kulüp geçmişi. Takım küme düşerken bile taraftarlar stadı doldurabiliyordu. Zaten Mehmet Sepil'in de bu kulübe yatırım yapması hem de amatöre kadar düşmüşken yatırım yapmasında tabii ki taraftar faktörü rol oynuyordu.
Şimdi buradan Bursa Sporla ilgili bir haber okudum hafta içinde sevgili Dilek Atlı'nın haberiydi t24 haber kanalında haber 60. yılını kutlamaya hazırlanan Bursa Spor'un kısa süre önce Süper Lig'de şampiyon olduktan sonra TFF 2. Ligi'ye kadar düşmesini konu alıyordu ve burada Bursa Atatürk Stadyum'unun Eski AKP'li belediye başkanı Recep Altepe'nin girişimleriyle yıkılması ve Bursa Spor'un maçlarının Bursa Büyükşehir Belediye Stadyumunda oynanmaya başlaması konu alınmıştı. Bu haberde taraftar ile güçlü olan bağların nasıl zayıflatıldığına değiniliyordu.
Biliyorsunuz baştan yeni stad için Timsah Arena dendi, sonra Büyükşehir Belediye Stadı olarak anıldı. Stad başta maketinde Timsah'a benziyordu ve çok şık görünüyordu ama o Timsah maketinin tamamlanılması yıllar sürdü. Stad'ın zemini yine berbattı biliyorsunuz AKP döneminde. Son 10 yılda çok büyük Stad'lar yapıldı. %10'u %15'i bile dolmayan Stad'lar ama zeminleri hepsinin tarla gibiydi. Malum mevcut hükümet beton yapmayı iyi biliyor ama ağaçla ve yeşille ilgili problemleri var. Bu Stad'lara da bu şekilde yansıyordu. Takımın hatta genç yıldız adaylarından Emre Taşdemir daha sonra işte Milli Liga oldu Galatasaray'da da
Oynamaya çalıştı, oynayamadı. Emre Taşdemir şimdi A2 takımla maçlara çıkıyor. Emre Taşdemir'in o zeminde bileğinin çok ağır bir şekilde sakatlandığını hatırlıyorum. Daha 20'lerin başındaydı, çok iyi gidiyordu. Ve çok ağır bir sakatlıkla kariyeri heba oldu belki de. Bir daha hiçbir zaman o seviyeye de geri dönemedi. Onda da mesela bu yeni stadın zemini maalesef başrol oynamıştı. Şu an Atatürk Stadı'nın yerinde Millet Bahçesi var Bursa'da ve Atatürk Stadı kent merkezindeydi. Taraftarla da bağları çok kuvvetliydi. 92 yıllık bir tarihi vardı bu stadın. Şampiyonluk kazanılmış bir staddı bu. Trabzonspor'dan sonra Anadolu'da kupa şampiyonluk kazanılan ikinci staddı ve o 92 yıllık tarih aslında silindi ve Büyükşehir Belediye Stadı'yla
O bağlar da koparılmış oldu. Birçok Bursa Spor taraftarına göre felaket dönemi o stat değişimiyle başladı. Yani şimdi bu taraftar gücüyle bu değişimlerde bağların sağlam kalabilmesi gerçekten önemli. Bakalım yeni sahiplerle Göztepe taraftarının ilişkisi nasıl olacak? Eğer Göztepe taraftarının coşkusuyla yeni sahiplerin vizyonu birleşirse Göztepe'de
Güzel bir gelecekte görebiliriz. Pozitif beklenti bu yönde. Umarız bu gerçekleşir. Futbola bir ara verelim. Bağlantımızı da yapacağımız dünya ağır siklet şampiyonluk maçına değinelim. Kısaca özetleyeyim. Cumartesi gecesi milyonları ekran başına kitleyen bir müsabaka.
oynandı Dünya Arsiklet şampiyonluk maçında. Ukraynalı Oleksandr Yusek kemer koruma maçına çıktı. Anteno ve Joshua karşısında. Söğüt-i Arabistan'da Cidde'de gerçekleşti bu maç. İkili ilk olarak geçtiğimiz Eylül ayında karşılaşmıştı ve Yusek, Joshua'yı 12 round sonunda 3 hakemin ortak kararıyla mağlup etmişti. Bu maçta da 3 hakemden ikisi Yusek lehine karar verdi ve Ukraynalı boksör kemerini korumayı başardı.
Kızıldeniz'deki öfke adıyla anılan dünya arsiklet şampiyonluğu rövanş maçıydı bu. Aslında Yusik ile Joshua arasındaki maç daha önce gerçekleşecekti ama Ukraynalı Yusik ülkesini savunmak için cepheye gitmişti ve maç bu sebeple ertelenmişti. Joshua da kariyerinde Yusik'e karşı kaybettiği iki maç haricinde sadece bir kez ringten ayrılmış bir boksördü. Joshua Yusik'i yenmeyi başarsaydı Muhammed Ali'nin üç kez ağır siklet şampiyonluğu başarısını da egale edecekti. Maçı kazanan ve şampiyonluğunu koruyan Yusik, Furin'in emekli olmadığını biliyorum, benimle dövüşmek istediğine eminim. Eğer Furin gelip benimle dövüşmezse ben de kimseyle dövüşmeyeceğim şeklinde bir açıklama yaptı ve Tyson Furin'e de meydan okumuş oldu. Şimdi Esports Spiker'i ve Fight Digital YouTube kanalı yorumcusu Yücel Tuan'a bağlanacağız ve hem maçı hem de gelişmeleri konuşacağız kendisiyle.
Abi selamlar. Katıldığın için çok teşekkür ediyorum. Selamlar. Önemli bir maç vardı cumartesi akşamı. Ve Oleksandr Usik kemeri korumasını bildi. Nasıl bir maçtı? Beklentilerini karşıladı mı? Beklentilerimi karşıladı. Açıkçası Sinan revançta tabii ki. İlk maçtakine kıyasla daha iyi bir Anthony Joshua'yı gördük. Ama Oleksandr Usik teknik manada ve dövüş zekası manasında o kadar üstün bir boksör ki burada Anthony Joshua bir yere kadar götürebildi maçı. Sonrasında Oleksandr Usik çözdü rakibini açıkçası. Yine de geri dönebildi. En son Joshua 8. ve 9. rantlarda ama 10. ranttaki özellikle reaksiyonu, Oleksandr Usik'in çok etkileyiciydi. Bir anda hızını arttırdı bir açıdan. Ve tabii 9. rantta nakalt etmek için çıktığı için, bütün gücünü bir mana daha harcadığı için, büyük bir gücünü diyelim, büyük bir parçasını, Joshua biraz da yorulduğunu düşünüyorum ben. 10. rantta beraber yine kontrolü eline aldı. Oleksandr Usik ve bana kalırsa 8-4 rantları kazandı. Ama hakemler pek biraz farklı karar verdiler açıkçası. O konuya değinelim. Futbolda çünkü Ukrayna'daki yaşanan savaştan dolayı pozitif ayrımcılık yapıldığına dair iddialar oluyordu. Futbolda hakemlerin mesela Ukrayna takımlarına biraz daha pozitif ayrımcılık yaptığına dair yorumlar oluyordu. Fakat bu maçta öyle bir durum olmadı sanırım. Üç hakemden iki tanesi Ukraynalı boksörden yana oy verirken bir tanesi de Joshua'yı önde görmüş. Senin düşüncen nasıldı?
Yani burada tabii biri kayrıldıysa bu Ukraynalı Usyk değil açık konuşmak gerekirse. Anthony Joshua pek çokları da bu manada puanları eleştirdi. Bence de öyle. Ben işte az önce söylediğim gibi 8-4 yani 8 round'u Usyk'e veriyorum. 4 round'u da Usyk'e Joshua'ya veriyorum. Yani ama puanlar veriyorum. yakın geldi. Özellikle bir hakem Joshua'ya vermesi bir manada skandal. Yani şu maçı nasıl Joshua'ya veriyorsun diye sorabiliriz. Teddy Attas mesela çok önemli bir boks koçu ve yorumcusu, analizcisi. O mesela bu hakemi hemen lisansını elinden alın, bir daha skor kartına yaklaşmasın bu hakem diye tweet attı. Ben de üç aşağı beş yukarı Teddy Attas'ın dediğine katılıyorum. Peki Joshua'nın performansı seni tatmin etti mi? Nasıl buldun? Joshua ilk maça kıyasla çok daha iyiydi. Robert Garcia ile çalışmaya başladı. Koçunu değiştirdi ve özellikle daha kompakt bir boks yapmaya çalıştı. Dizlerden kırıldı. Vuruş alanını biraz daha daralttı. Rakibin üzerine gitmeye çalıştı. Usi'nin yani boksu ona götürmeye çalıştı. Usi'ye karşı reaksiyonel bir bokstansa ilk maçta yaptı. Kendisi aktör olmaya çalıştı. Bu manada bence pozitif gelişimler kaydetti. Zaten maçın kendisi de. Genel olarak baktığımız, hani puanla yenilmiş olmasına rağmen
pozitif Joshua'ya kıyasla performansı açısından. Ama Oleksandr Usyk tabi ki o kadar zeki bir boksör ki ve çok hareketli. Alt sikletten gelmesine rağmen alt siklete o boks tekniğini ve yeteneğini taşıdı. Elleri hızlı, kontrolleri çok iyiydi. Giriş çıkışları çok iyi yaptı. Rakibi boşa çok iyi aldı. Dolayısıyla bir yere kadar hani Joshua gelişimin kaydettiğini gördük Joshua'nın. Ama bir yerden sonra yine dövüş zekasıyla Usyk maçı aldı götürdü.
Olası bir Tyson Fury ve Oleksandr Usyk eşleşmesi görünüyor ufukta. Bu eşleşme hakkındaki düşünceni alalım bir de. Bu süper olacak. Umarım olacak ve bana olacak gibi geliyor. Çünkü Tyson Fury'de WBC kemeri var. Diğer üç kemerde, işte Oleksandr Usyk'te dört kemer birleştirilecek. Ars Eklet'te tarihinde dört kemer hiç birleştirilmedi. Bu manada çok özel bir maç olacak. Tyson Fury ama emekli olduğunu söyledi. Dionty Wilder maçının ardından. Sonra... Ama buna inanmadık açıkçası Fury'yi biraz tanıdığımız için. Emekli olduğunu ben de düşünmüyorum.
Kaldı ki bu maçın ardından da ikisini aynı gecede yenerim ben diye bir video paylaştı. Ve karar vermesi gerekiyor Tyson Fury'nun. Ağustos ayının sonunda Ring Magazine kemeri ondan alındı emekliliğinin açıkladığı için. Ama WBC kemerini vermek durumunda kalacak. O Ağustos ayının sonunda eğer ben bu kemeri savunacağım demezse. Dolayısıyla Ağustos ayının sonu kritik. Bence dönecek Fury. Zaten Usyk ile maç yapmak için bu maçı göreceğiz. Artık Aralık ayında mı olur? Diğer yılda mı? Gelecek yıl mı olur bilmiyorum. Ve son dönemin en büyük maçı olacak. Dediğim gibi dört kemerin birleştirilmesi açısından. Son olarak bir Türk boksörü sormak istiyorum sana. Ali Eren Demirezen. Yaşanan durumlardan dolayı önü açılır mı? Onun ağır sikletteki geleceğini nasıl görüyorsun?
Ali Eren Demirezen adam Kolnatski'yi yendi. En son kariyerinin en büyük garibiyeti. İsimli bir boksör Kolnatski ve çok iyi bir performans ortaya koyduk. Zaten hani son dönemde Amerika'da dövüşüyor. Dolayısıyla Amerika'da dövüşmesi önemli. Dövüş boksun merkezi olduğu için. Ve buradaki gösterdiği performanslar iyi. Bu saydığımız isimler işte Fury'di, Joshua'ydı, Wilder'dı, Usyk'ti hani bunların dışındaki alt taraftan hiçbir eksiği yok Ali Eren Demirezen'in. Hani bunları bir tarafa koyarsak bu boksörleri daha yıldız statüsü açısından.
Daha alttakilerden bir eksiği olduğunu düşünmüyorum. Yani Türkiye boksu için eğlenceli günler bizleri bekliyor. O seviyeye çıkabilirim peki? Yani belli olmaz. Döviz sporları diğer sporlar gibi değil. Gününüzdeyseniz rakibin performansına da bağlı. O seviyeye çıkması kolay değil açıkçası. Ama dediğim gibi boksu düşünürsek o maça çıkabilir. O maçlara eğer alttakileri yenerse, dünya şampiyonluk maçına çıkma ihtimali bana kalırsa var. Çıktığı zaman kiminle karşılaştığına göre değişir. O gün, günündeyse.
Böyle bir ihtimal hep var dövüş sporlarında, boksta. Dünya şampiyonluk ihtimali favori olmayan taraf olsanız bile var. Neden olmasın diyeyim. Ağzına sağlık. Teşekkür ediyorum. Ara ara önemli maçlardan sonra seni yine konuk etmek isterim. Seve seve. Yücel Tuan'a tekrar teşekkür ediyorum ve son olarak da İspanya bisiklet turuna değinelim.
Üst düzey eforla oynanan bir diğer spor branşı bu, bisiklette. Ağır bisikletten bisiklete geçmiş olduk. Sezonun son büyük turu La Voelta, Cuma günü Hollanda topraklarında takım zamana karşı etapı ile başladı. Birinci ve üçüncü günlerde Sam Bennett fırtınası esti. Bora takımının İrlandalı sporcusu iki sprint etapını da Danimarkalı eski dünya şampiyonu Mads Pedersen'in hemen önünde bitirerek İspanya bisiklet turunda double ile başlamış oldu. Salı günü İspanya topraklarına dönecek olan tur 3 hafta sürecek ve 11 Eylül'de Madrid'de sona erecek. Bisiklet sporunu takip eden arkadaşlarıma sordum izlemeye değer etaplar hangileri olacak diye. Bilbao'dan başlayan dağlık 6. etabı ve 14, 15 ve 18. etapları söylediler. Bunlar da dağlık etaplar. Aynı zamanda kazanını belirleyecek etaplar olarak öngörülüyor. Eğer turnuvayı takip etmek istiyorsanız bu etaplara bir göz atın diyelim ve
Bu haftalık da benden bu kadar. Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Gelecek hafta yine gündemi değerlendireceğiz. Görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.