
2.304 kelime · ~12 dk okuma
Herkese merhaba, bölüme başlamadan önce PodBee Medya'nın sizinle paylaşmak istediği küçük bir duyuru var, onu size aktarayım. PodBee Medya, podcast mecrasının bilinirliğini arttırmak ve bu mecrayı büyütmek amacıyla 15 Ağustos'ta 3 animasyon filminin dijital ortamlarda yayınladı. Hatta İstanbul'da yaşıyorsanız şehir ekranları, Marmaray ve Modyo TV ekranlarında da bu PodBee filmlerini göreceksiniz. Şu an bu podcast bölümünü dinlediğinize göre siz zaten podcast'ı biliyorsunuz, bir podcast dinleyicisiniz. Fakat burada amaç, yeni medyada podcast içeriklerinin bilinirliğini arttırmak.
Sizler de bu kampanyanın bir parçası olmak isterseniz eşinize dostunuza podcastlerden bahsedebilirsiniz. Çünkü trafikte, metroda, ev işlerinde, tek başınıza bir yürüyüşte veya daha pek çok alanda podcastler size eşlik edebilir. Geniş yelpazedeki bu kocaman içerik havuzundan oluşturduğunuz favorilerinizle sadece duymak istediklerinizi seçebilirsiniz. İyi dinlemeler.
Enflasyonla mücadele mi edelim, büyümeye mi gaz verelim? 18 Ağustos'ta toplanan para politikası kurulu üyelerinin aklında bu soru vardı. Kanun, Merkez Bankası'nın temel hedefinin enflasyonla mücadele olduğunu söylüyordu fakat Cumhurbaşkanı'nın arzuları da ortada. Kanun mu daha güçlüydü yoksa Cumhurbaşkanı'nın arzuları mı? Sorunun cevabı sanırım açık. Normal şartlar altında ekonomik çerçevede bir fayda-maliyet analizi yapılması gerekirken aynı analiz siyasi çerçevede yapılıyor. Hızla seçimlere sürüklenen Türkiye'de siyasal iktidar ekonomik büyümeden taviz veremiyor. Ama gelecek için endişe verici bir patikaya girildi.
Herkes Merkez Bankası'nın politika faizini sabit bırakacağını zannediyordu. Fakat banka oldukça sürpriz bir kararla artık kimsenin ilgilenmediği politika faizini yeniden gündemimize soktu. Ağustos ayı para politikası kurulu toplantısında politika faizi yüzde 14'ten yüzde 13'e düşürüldü. Dolar 18 liranın üzerine çıktı. Ekonomistler kararı anlamlandırmaya çalışırken daha etkili yorumlar siyaset bilimcilerden gelmeye başladı. Peşrevi geçelim. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
Türkiye, tarihinin belki de en gergin seçimlerine doğru gidiyor. Gidişatın gösterdiği şu, seçimi belirleyecek olan en önemli değişken ekonomi olacak. Fakat tablo ortada. Enflasyonla birlikte gelen hayat pahalılığı halkın en temel gündemi. Son 2-3 gündür belki takip etmişsinizdir, tarım kredi marketlerindeki indirimi konuşan bir ülkenin vatandaşlarıyız biz. Düşünün, marketlerdeki indirimler kabine toplantısının konusu oluyor, market indirimlerini cumhurbaşkanı açıklıyor.
Marketlerde benim vatandaşımı dara sokanlar tarım kredi kooperatifleri talimatı aldı. Bundan böyle koyun kuzu etinde %25 indirim. Bunu başlattık. Ve bu sabah Tarım Kredi Kooperatifi başkanıyla da konuştum. Bakanım da zaten gerekenleri konuştu. Büyükbaş hayvanlarda da %30-35 gibi bir indirimle onların da satışına başlayacağız. Piyasaların dengesini bozanları da hizaya getirecek. Tabi 1300 tane Tarım Kredi Kooperatifinin marketi var. Tabi bunun yanında
Diğer özel sektöründe sayıları tabii çok çok fazla, binlerce. Onlar ne yapar bilmem. Ama biz tarım kredi olarak bu indirim yapacağız. Sadece ette mi? Kıymada kuşbaşı veze, bundan hayır. Tarım kredinin diğer ürünlerinde de. Şeker, buğday, un vs. aklınıza ne gelirse. Kamuya ait bir marketin indirim kampanyasının kabile toplantısının gündemine girdiği bu indirim kampanyasını da Cumhurbaşkanı'nın duyurduğu bir ülkede sanırım en önemli gündemlerden biri hayat pahalılığıdır desek yanlış olmaz. Buna karşın söz konusu hayat pahalılığını durdurmak için yetkili kurum Merkez Bankası bir süredir enflasyonu düşürme hedefinden uzaklaşmış görünüyor.
Ne kadar Cumhurbaşkanı'nın enflasyon ve faiz ilişkisine ilişkin yorumu bilinse de, sanırım artık bu yorumun yanlışlığı son 8-9 ayda kanıtlandı. Faizin neden enflasyonun netice olmadığını gören gözler farkında. Yani denemeye lüzum yok da ama faiz düşürülünce enflasyonun yükseldiğini yaşayarak öğrendik sanırım. Peki, Merkez Bankası'nın para politikası kurulu üyeleri bu ilişkiyi bilmiyorlar mıydı? Eğer bilmiyorlar diyeceksek hatalı yorum yaparız diye düşünüyorum. O halde neden enflasyonu bile bile azdıracak adımlar atıyorlardı? 18 Ağustos'ta açıklanan para politikası kurulu kararının gerekçelerinde bu sorunun izlerini bulmak mümkün.
Şöyle diyor Merkez Bankası, son dönemde belirgin şekilde açılan politika kredi faizi makasının parasal aktarımın etkinliğini azalttığı değerlendirilmektedir. Bu çerçevede kurul, makro ihtiyati politika setini parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini destekleyecek araçlarla daha da güçlendirmeye karar vermiştir. Ne demek bu? Ben tercüme etmeye çalışayım. Merkez Bankası diyor ki, biz politika faizini düşük tutuyoruz ama kredi faizleri yükseliyor. Bu nedenle büyümeye başlıyor. Büyümeyi ivmelendirmek için politika faizini yeniden düşürüyoruz. Aslında kararın ardından açıklanan basın duyurusundaki bu mesaj, Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu'nun İstanbul Sanayi Odası ve top üyeleriyle olan toplantılarında da dile gelmişti.
İSO üyeleri, yani İstanbul Sanayi Odası üyeleri, başkan Kavcıoğlu'na isyan etmiş, faizler yükseliyor diye veryansın etmişti. %15'le bankadan doğmuyorsunuz. 14. 14. Peki bu bankalar, bu aldıkları 36 ile 46'lı satarken
Alma abi alma. O bizde kalsın o bizde kalsın ama siz almayın. Almak zorunda o vermek zorunda kalacak. Tamam işte burada bizi destekliyoruz yani. Bakın bankacılık sektörüyle ilgili şunu söyleyeyim. Bu hesabı hepimizin iyi yapması lazım.
1 trilyon kredi kullandırılmış. 6 ayda. Tarihi rekor. Bu salonda kimse çıkıp kredi bulamıyorum diyemez. Bu kredi kedici yer mi siz? Nereye gitti? 3 kat, 4 kat. Yani 6 ayı kıyasladığında 4 kat artmış. Biz bundan çok rahatsızız. Bakın onun için kredileri durdurduk. Enflasyonla mücadele dediniz siz. Nasıl yapacağım ben enflasyonla mücadeleyi? Siz krediyi alıp döviz alırsanız, krediyi alıp gidip 3 tane araba alırsanız nasıl yapacağız bu mücadeleyi?
Henüz geçen hafta yaşanan bu gelişmenin ardından benzer tepkiler Top Başkanı Rıfat Sarcıklıoğlu'ndan da geldi. Merkez Bankası da Temmuz ayından itibaren başlayan büyümedeki yavaşlamayı gördü, sermayedarların ver yansımını işitti, böylece bankalara mesel niteliğinde bir kararla politika faizini 100 puan düşürdü. İyi de, Merkez Bankası'nın görevi büyümeyi ivmelendirmek sermayedarları memnun etmek miydi? Hayır tabii ki. Merkez Bankası eski baş ekonomisti Prof. Hakan Kara da Bloomberg HD'de faiz kararına ilişkin bunu söylüyor. Enflasyonla mücadele yerine ekonomik büyüme öncelikli hale getirildi diyor. Dinleyelim.
Parası aktarım mekanizmasının güçlendirilmesi kavramından bahsediliyor. Yani ben burada Merkez Bankası'nın faizleri düşük tutmak istediğini anlıyorum. Ama diğer taraftan da kredi faizlerine ilişkin çok ciddi bir sıkılaştırıcı, biliyorsunuz faiz dışı tedbirler var. Bir taraftan kredi faizlerindeki bu tedbirler devam ederken, diğer taraftan Merkez Bankası'nın faiz indirmesinin kendi içerisinde çok da anlamlı bir ilişkisi yok. Ama metnin içerisinde net olan bir şey var ki, Merkez Bankası büyümedeki yavaşlamadan rahatsız. Ve 3. çeyreğe ilişkin büyük ihtimalle öncü göstergelere bakıyorlar ve yıllık büyüme oranlarının 3. çeyrekte yaklaşık %2'lere, %3'lere düşeceğini görüyorlar. ve bu çerçevede ekonomiye bir destek verme ihtiyacı ortaya çıkmış durumda. Aslında bu metnin, uzun süredir de zaten teyit edilen bir olguyu iyice pekiştiriyor. Merkez Bankası şu anda enflasyonu ikinci planda düşünüyor. Önceliği büyümeye vermiş durumda. Ne olur canım, büyümeye öncelik versin, enflasyonu da bir süre daha yükseliversin diyebilirsiniz. Fakat işin aslı bu kadar basit değil. İki nedenle. Birincisi,
Merkez Bankası için hazırlanan kaonuna göre, Merkez Bankası'nın temel amacı fiyat istikrarı sağlamak. Yani enflasyon olduğu yerde dururken bankanın ben enflasyona değil büyümeye bakarım demesi kaonuna aykırı. İkincisi, bugün yaşanan enflasyon yarınki büyümeden çalmış oluyor. Yarın daha pahalı olacağı bilinen fiyatlar bugünden alınıyor, bugünden talep ediliyor. Yani talep erkene çekiliyor enflasyon nedeniyle.
Böylece gerçekçi olmayan balon bir büyüme ortaya çıkıyor. Evet enflasyon büyümeyi tahrik ediyor ama bu büyüme sürdürülebilir bir büyüme değil. Ya sürekli enflasyon yaratarak büyüyeceksiniz ya da geçmiş olsun aniden duracak bir ekonomiyle karşı karşıyasınız. Peki bunun tersi ne? Yani enflasyonda sert çekide mücadele etmek ne anlama geliyor? Tersi de çok fena. Yani daraltıcı veya sıkı para politikası da yüksek faiz anlamına geliyor ki bu da yatırımların ve dolayısıyla büyümenin düşmesi demek. Tümüyle serbest bırakılmış bir piyasada bu da işsizlik anlamına geliyor. Koç Üniversitesi'nden Prof. Selva Demiralp bu ilişkiyi şöyle açıklamış iki hafta önce.
Enflasyon için uygulanacak olan ilaç hep acı reçeti olarak bilinir. Çok tadı güzel olan bir ilaç değil o. Çünkü bugün faize arttırmak demek ekonominin biraz daralması demek. Birilerinin işini kaybetmesi demek. Ama orada da hani biz hep başında ne söyledik? İktisatçılar faydaları ve zararları iki kefeye koyup hangisi ağır basıyor ona göre karar verilir.
Sat dilimin bu kararı verirken yani bu reçeteyi hazırlarken enflasyon olduğu zaman siz faiz arttırın dediğin zaman o faiz arttırımının bedelini bir kefeye koyuyor bir de faiz arttırımı sonucunda gelecek fiyat istikrarını yarattığı refahı diğer kefeye koyuyor. Ve görüyor ki bu elde edilecek refah çok daha ağır basıyor. Geçtiğimiz hafta işte Avrupa Merkez Bankası'nın düzenlediği ECB forumda üç büyük merkez bankası başkanı FED Başkanı Powell, ECB Başkanı Lagarde ve İngiltere Merkez Bankası Başkanı Bey de bir araya gelmişti. Orada Powell'ın söylediği çok önemli bir söz var. Dedi ki, bakın enflasyonla mücadelenin bir bedeli var, doğru. Ama esas bedeli eğer enflasyonla mücadele edemeyip enflasyon kontrolden çıkarsa ödersiniz. Bu esas bizim gibi o enflasyonun gerçek anlamıyla kelimenin kontrolden çıktığı ülkeler için çok önemli bir mesele. Evet, enflasyonla mücadelenin bir acı reçetesi var. Bu arada Selva Hoca bu acı reçetenin halk kesimleri tarafından içilmek zorunda olduğu görüşünde. Alternatif bir görüş ise Prof. Erinç Yeldan'a ait. Erinç Hoca ise yine acı reçetenin zorunlu olduğunu söylüyor ama
Bu acı reçeteyi ücretli kesimlere kesmenin şart olmadığını ifade ediyor. Erinç Hoca ile Trend Tekonomi'nin sonraki bölümlerinde bu konuyu konuşacağımızı şimdiden söylemiş olalım. Burada bölüme kısa bir ara verelim. Döndüğümüzde şu meşhur acı reçeteyi konuşacağız.
Gelelim acı reçeteye. Enflasyon bu seviyeye geldikten sonra ya daha fazla enflasyon yaratacaksınız ya da acı reçeteyi kabulleneceksiniz. Her ikisi de son derece kötü senaryolar. Aslında olması gereken enflasyonu %80'lere çıkana kadar kontrol etmekti ama artık bu saatten sonra bir maliyetle karşı karşıyayız. Fakat Selva Hoca'nın yorumu şu anlamda yerinde. Bir fayda maliyet karşılaştırması yapmak zorundasınız.
Enflasyon size kısa vadede ekonomik büyüme olarak bir artı puan kazandırıyor ama yarattığı tahribat nedeniyle istikrarsız bir piyasanız oluyor. Üstelik büyüme de bu şekilde sürdürülebilir değil. Rasyonel olan enflasyonu ciddiye alıp mücadele etmek. Fakat bu, seçim ekonomisinin baskın olmadığı, kurumların işlevlerini kaybetmediği bir ülkede geçerli. Türkiye ise bu ülkelerden biri değil, farkındasınız. Dünyada en çok alıntı yapılan ilk 10 ekonomistten biri olan MIT'den Prof. Daran Acamoğlu, 18 Ağustos'ta katıldığı Medyascope programında bu durumu şöyle ifade ediyor.
Ekonominin sağlığı bir tek faiz politikasıyla belirlenmiyor. Kurumlar, ekonomik kurumlar, politik kurumlar, güven, yargı sistemini olan güven, eğitim bunlar çok önemli. çok çok büyük bir resesyon olmadığı sürece bir enflasyonun yani birdenbire %50'den %5'e %10'a düşmesi olası değil. Enflasyonun düşmesi yavaş bir süreç olacak. Enflasyon olduğu sürece de tabii işçi kesimine, memur kesimine bedeli olan bir şey. Bu bedeller bir süre daha devam edecek. Bir sene değil, daha uzun. Kurumların yeniden gelmesi 10 sene. Yani kurumlar
Organik olan gelecek şeyler, yani kurumları mahvetmek kolay. Yeniden kurmak, o güveni kurmak, o diyaloğu kurmak, o daha yavaş bir şey. 10 sene diyor Acemoğlu, 10 sene diyor. Bir kuşak aslında gençliğini kaybetti artık. Acı reçeteyi uygulamaya koyacak kurumların güvenilir bir noktaya gelmesi için 10 sene gerekiyor. İyi de Türkiye 10 ay içinde seçime gidiyor.
Haliyle iktidarın bir acı reçete uygulamasını gündeme almaya tahammülü falan yok. Bu nedenle enflasyona tam gaz devam ediyor. Ortaya çıkan tablo karşısında hemen her ekonomistin yorumu, 3 haneli enflasyonun artık kesinleştiği yöründe. Bunu düşürmek ise seçimden sonraya bırakılan bir kabus senaryosu olarak şimdilik rafta duruyor. Peki Merkez Bankası böyle bir kararı alırken, Döviz kurunu hiç mi önemsemiyor? Kararın ardından dolar kuru 18 liranın üzerine çıktı. Bu bir sürpriz değildi zaten. Biz bu kaydı yaparken 18-10 seviyesindeydi. Gelecek günlerde beklentiler artık 19 liranın üzerine çıkmış durumda. İstanbul Portföyü'den Tufan Demirer, Bloomberg HD'ye konuşmuş.
Tabi. Bunu tahmin etmek artık zor değil. Sokaktaki vatandaş da faiz düştüğünde artık dolar kurunun fırladığını fark etmiş durumda. Peki ekonomi yönetiminin bu duruma karşı aldığı bir önlem var mı? Evet var. Kur korumalı mevduatı güçlendirmek. Bunun için merkezin faiz kararını açıkladığı 18 Ağustos'ta BDDK'da bir karar aldı. Merkezin kararının gölgesinde kaldı ama bu karar da bir o kadar önemli. Dünya Gazetesi'nin KKM Teminatlı Ticari Kredi Dönemi başlıklı haberine göre şirketler döviz varlıklarını KKM'ye, KKM diyorum ama tabi kur korumalı mevduat yani,
KKM'ye çevirmesi durumunda bankalardan %14 ile %18 arasında faizle ticari kredi alabilecekler. Böylece faiz indiriminin yaratacağı artan döviz talebi KKM'nin teşvik edilmesiyle yumuşatılmış olacak. Şimdi %80 enflasyon olan bir ortamda %14 ile %18 arasında kredi almak demek resmen bedava para dağıtmak, para yaratmak demek. Fakat sanırım benim aklıma gelen sizin de aklınıza geliyor. Bu uygulama çok büyük bir servet transferi aynı zamanda. Yani sabit ücretli kesimin alım gücü enflasyon nedeniyle eriyor, elinde döviz tutabilen kişilere transfer ediliyor bu alım gücü. Türkiye'nin geliri ve servet dağılımı benzersiz biçimde bozuluyor bu politika yüzünden. Fakat
belli ki yoksullaşma yönetilebilir olduğu müddetçe siyasal iktidar için sorun değil. Tarım kredi marketlerin indirim kampanyaları, asgari ücrete zam gibi palyatif tedbirlerle yoksullaşmaya makyaj yapılıyor. Üstelik bu yoksullaşma politik olarak da kullanılabilir olduğu için belli ki iktidar bu durumu sorun etmiyor. Sizle bir haber daha paylaşayım. Haberin sahibi Diken.com.tr'den Altan Sancar. Başlık, memurlara Erdoğan imzalı mektupla ev ziyareti talimatı. Bu haber de 18 Ağustos'ta yayınlandı. Habere göre Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü aracılığıyla 81 ile gönderdiği yazıda şu talimatı verdi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü tarafından 81 ile bir yazı gönderiliyor. 9 Ağustos tarihli bir yazı. Şimdi bu yazıda sosyal yardımlar için evleri ziyaret edecek olan memurlara, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın mektubunun da verilmesi için talimat verildiği öğreniliyor. Yani bakanlığa bağlı memurlar kapı kapı gezecekler sosyal yardım alan aileleri, hem bu sosyal yardımla ilgili konuşacaklar ya da ne söylemeleri gerekirse söyleyecekler, hem de bizzat cumhurbaşkanının onlara yazdığı mektubu iletecekler. Ama o mektubun ne olduğu bilinmiyor. O mektup yazıldı mı onu da bilmiyoruz, içeriğini bilmiyoruz. Adına da ulusal ziyaret programı adı verilmiş.
Bir yanda tarım kredideki indirimler, diğer yanda ulusal ziyaret programı gibi uygulamalarla yoksullaşmanın oy kaybına neden olmaması arzulanıyor. Bir taraftan da uygulanan para politikasıyla eşsiz bir servet transferi gerçekleşiyor. Bu transfer sayesinde sürdürülebilir olmayan bir ekonomik büyüme yaratılıyor. Peki bunlar iktidarın arzu ettikleri. Yani servet transferi yoluyla ekonomik büyümeyi köpürtmek, bu esnada istihdamı korumak yani işsizliği arttırmamak ve yoksulluğu politik olarak yönetmek. İyi de gerçekçi hedefler mi bunlar? Görünen o ki değil. Zira son faiz kararıyla birlikte ekonomi yönetimi ekonomik büyüme için gözünü kararttığını resmen göstermiş oldu. Dolar kurunda yukarı yönlü hareketler,
kur korumalı mevduatın maliyetini giderek arttırıyor. Buraya dikkat. Mart ile Temmuz arasında kur korumalı mevduatın hazineye maliyeti 60.60 milyar TL oldu. Sadece Temmuz'da KKM'ye harcanan para 23 milyar. Bu, sadece Temmuz ayında tarıma verilen desteğin tam 10 katı. Gören gözler için bu uygulamanın sonsuza kadar sürdürülmeyeceği açık. Üstelik dolar yükseldikçe KKM maliyeti de artacak. Ekonomistlerin süreci yorumlamakta zorlandığı,
Siyaset bilimcilerin daha sağlıklı yorumlar yaptığı bir sürece giriyoruz. Seçimleri görmeyen her analiz çöpe dönüşüyor. Türkiye hem tam yol seçimlere hem de tam yol bir finansal krize sürükleniyor. Bedelini ise geniş halk kesimleri ödüyor. Diyelim ve sona gelelim. Trend ekonomiyi POBİ Medya ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar dolara endeksleyebileceğiniz liralarınız olsun. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.