Podcast

160: Suriye Bataklığından Çıkmanın Bedeli Ne Olacak?

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Türkiye ile Suriye'nin, daha doğrusu Erdoğan ile Esad'ın aynı masaya oturacağı konuşuluyor. Ama barışmak kolay değil, ortalık darmadağın. Bir yanda sığınmacı krizi bir yanda Özgür Suriye Ordusu. Bu denklemin içinden nasıl çıkılacak? İç Savaş'la tırmanan gerilimde Türkiye'nin sahiplendiği rolün, olası barış senaryosuna muhtemel etkilerini konuşuyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.054 kelime · ~15 dk okuma

Herkese merhaba. Biliyorsunuz Trend Topik'i PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bölüme başlamadan önce PodB Media'nın sizinle paylaşmak istediği küçük bir duyuru var. Onu size aktarayım. PodB Media, podcast mecrasının bilinirliğini arttırmak ve bu mecrayı büyütmek amacıyla 15 Ağustos'ta 3 animasyon filminin dijital ortamlarda yayınladı. Hatta İstanbul'da yaşıyorsanız şehir ekranları, Marmaray ve Modyo TV ekranlarında da bu PodB filmlerini göreceksiniz.

Şu an bu podcast bölümünü dinlediğinize göre siz zaten podcast'ı biliyorsunuz, bir podcast dinleyicisiniz. Fakat burada amaç, yeni medyada podcast içeriklerinin bilirliğini arttırmak. Sizler de bu kampanyanın bir parçası olmak isterseniz eşinize dostunuza podcastlerden bahsedebilirsiniz. Çünkü trafikte, metroda, ev işlerinde, tek başınıza bir yürüyüşte veya daha pek çok alanda podcastler size eşlik edebilir. Geniş yelpazedeki bu kocaman içerik havuzundan oluşturduğunuz favorilerinizle sadece duymak istediklerinizi seçebilirsiniz. İyi dinlemeler.

Suriye ve Türkiye. Aynı coğrafyayı paylaşan iki hasım. Yanlış anlamayın, bu hasımlık yalnızca son 10 yılda yaşanan Suriye iç savaşına Türkiye'nin de taraf olmasından kaynaklanmıyor. Çok daha eskilere. Hatay sorunundan tutun da Atatürk Barajı'nın Suriye'nin su kaynaklarına azaltması iddialarına, Bekaa Vadisi'ndeki PKK kamplarına kadar çok çeşitli ve gerilimli başlıklar olan iki ülkeden bahsediyoruz.

Transkriptin tamamını oku

Fakat hiçbir zaman iki ülke birbiriyle son 10 yılda olduğu kadar kanlı bıçaklı olmamıştı. Tarihimizde böyle bir şey yoktu. Dünyanın en kanlı iç savaşlarından birine sahne olan Suriye'de, Türkiye uzun yıllardır Beşar Esad'ın karşısında konumlanıyor. Fakat son günlerde Suriye iç savaşına ilişkin bir tutum değişikliği iddiaları dolaşmaya başladı. İddialara göre Suriye ile Türkiye'nin ya da daha doğru ifadeyle Erdoğan ile Esad'ın görüşeceği dedikodulara artık basın mensuplarına kadar ulaşmaya başlamıştı. Peki ne olmuştu? Bu bölümde konumuz Türkiye'nin Suriye ile sorumlu ilişkilerinin geçmişi bugünü ve geleceği olacak.

Erdoğan ile Esat barışır mı? Barışırsa ne olur? Ne kazanır, ne kaybeder? Ölse o ne olacak her şeyden önemlisi? Hepsi bu bölümde. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Aslında Türkiye'nin Suriye gündemi bundan 3 ay kadar önce 23 Mayıs'ta kabine toplantısı sonrasında Erdoğan'ın Suriye'ye 5. kara operasyonunu gerçekleştireceklerini söylemesiyle ısındı. Güney sınırlarımız boyunca 30 km derinliğinde güvenli bölgeler oluşturmak için başlattığımız çalışmaların eksik kalan kısımlarıyla ilgili yeni adımları da yakından atmaya başlıyoruz. Ülkemize ve güvenli bölgelerimize sık sık yapılan saldırıların, tacizlerin, tuzakların merkezi konumundaki alanlar harekat önceliğimizin başında yer almaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz

İstihbaratımız, emniyet güçlerimiz hazırlıklarını tamamlar tamamlamaz. İnşallah bu operasyonlar başlayacaktır. Aradan aylar geçti, operasyon başlamadı. Bu esnada bölgenin etkin güçleri Rusya ve İran'la üç kez bir araya gelen Erdoğan, bu ülkelerden beklediği yanıtı alamadı. Operasyonlar Rusya'da, İran'da karşı çıkıyordu. ABD'den de operasyona karşı açıklamalar geldi.

Fakat laf ağızdan bir kere çıkmıştı. Suriye operasyonunu buna rağmen buzdolabına kaldırıldı. Aradan aylar geçti. 5 Ağustos'ta Erdoğan ve Putin Soçi'de bir araya geldi. Ekonomiden Ukrayna-Rusya savaşına kadar pek çok başlığının ele alındığı zirvede elbette Suriye'de konuşuldu. Ne konuşulduğunu Erdoğan dönüş yolunda uçağına aldığı gazetecilere anlattı.

Buna göre Erdoğan Putin'e Suriye deyince Putin bunları Esad'la görüşün diyordu. Yani Putin Esad ile Erdoğan'ı görüştürmek istiyordu. Bu aynı zamanda Türkiye'nin meşru bir güç olarak Esad'ı tanıması anlamına geliyordu ki bu da Erdoğan için 11 yıllık Suriye politikasının iflası anlamına gelecekti. Erdoğan'ın tam olarak ifadesi şöyle.

Her zamankinden farklı bir açıklamaydı Erdoğan'ınki. Aslında Suriye politikası iflas etmişti ama bunu kabullenmek siyaseten oldukça zordu. Putin'in Erdoğan'a Esad'la görüş demesi iktidar medyası aracılığıyla alıştıra alıştıra sunuldu. Ardından bir Türkiye gazetesi haberiyle uyandık.

9 Ağustos'ta yayınlanan habere göre bir körfez ülkesi ve Afrika'daki bir Müslüman ülkenin ara buluculuğunda bir barış komisyonu kurulacak ve bu komisyonda Türkiye ve Suriye'den yetkililer bir masa etrafında bir araya gelecek. Hatta yakın zamanda Erdoğan ile Esad telefon düzeyinde görüşecek. Bu bağlamda Suriyeli sığınmacılarında geri gönderileceği söyleniyor. Haberin başlığı ise Suriye'de ateşi söndürecek adım.

Bu Suriye'ye harekat konusuna döneceğim çünkü bugün Türkiye Gazetesi'nin manşetindeki haber Yılmaz Bilgen imzalı Suriye Barış Komisyonu diyor ve sahada terör örgütünü bitirecek hamleler yapan Türkiye masada da geri dönüşün zeminini oluşturmaya çalışıyor ve yakın bir zamanda Erdoğan Esad görüşmesinin telefon düzeninde gerçekleşebileceğini iddia ediyor. İktidar medyasından sızdırılan bu haberi kimi gazeteciler ciddiye aldı, kimileri almadı. Ama bu haberin yayınlanmasından sadece 3 gün sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'ndan çarpıcı bir çıkış geldi. 13. Büyükelçiler Konferansı'nın sonunda bir basın toplantısı yapan Çavuşoğlu konuşmasında Suriye'deki muhalefetle rejimi barıştırmamız lazım dedi. Ve bu tüm dedikodulara doğruluk payesi vermiş oldu. Açıklama bomba etkisi yarattı. Şimdi

basın toplantısı bu konuşmayla başlayınca gazeteciler de heyecanlandı. Esad'la görüşülecek miydi? Türkiye'nin Suriye politikasına değişikliğe mi gidiliyordu? Bu sorular Çavuşoğlu'na yöneltildi. Şu anda böyle bir temas söz konusu değil. Cumhurbaşkanımız zaten o soruya cevap verdiler. Sonuçta uzun zamandır zaten Putin ve Rus yetkililer sizi rejimle görüştürelim. Esad'la Cumhurbaşkanımızı görüştürmek istediler. Cumhurbaşkanımız da istihbaratların görüşmesinin faydalı olacağını söylemişlerdi. Bir ara istihbaratlar arasında görüşmeler olmuştu geçmişte de biliyorsunuz hatırlayacaksınız.

Daha sonra bir kesinti oldu. Şimdi tekrar başladı. Liderler arası görüşme yok fakat istihbarat örgütlerinin görüşmeleri yeniden başladı diyordu Çavuşoğlu. Fakat cevabında bir bomba daha patlattı. Belgrad'daki bağlantısızlar toplantısında Suriye Dışişleri Bakanı ile ayaküstü, bu ayaküstüyü özellikle vurguluyor, ayaküstü görüştüklerini de söyledi.

Benim bu bağlantısızlar toplantısında Belgrad'da ayaküstü diğer bakanlarla sohbet ederken Suriye Dışişleri Bakanı ile de ayaküstü kısa bir sohbetim oldu o toplantı marjında yemekten önce. Sonuçta orada da bu biraz önce söylediğim bu ülkenin tek çıkar yolunun Türkiye uzun yıllardır Suriye iç savaşında Esad'ın muhatap alınmaması gerektiğini, Suriye'yi muhaliflerin temsil etmesi gerektiği tezini savunuyordu. Şimdi Dışişleri Bakanları ayaküstü görüşüyor. Liderlerin telefonla görüşeceği iddiaları iktidar basınında yazılıp çiziliyor. Yani nereden nereye demek lazım böyle bir duruma. Fakat madalyonun diğer yüzünde

Suriye'de Türkiye'nin hamiliğinde bulunan silahlı güçler de var. Asıl konuda zaten bu. Çavuşoğlu muhaliflerle Esad'ı görüştürelim diyor ama Suriye'deki muhalifler, bu muhalifleri tığnak içinde kullanıyorum, Suriye'deki muhalifler buna ne diyor? Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun muhalefetle Suriye'deki rejimi bir şekilde anlaştırmamız lazım yoksa kalıcı barış olmaz sözleri sonrasında Suriye'nin Türk Silahlı Kuvvetleri kontrolündeki bazı kentlerinde Türkiye'ye karşıtı gösteriler başladı. Rejimde anlaşmaya karşı çıkan ve Karkamış sınır kapısında toplanan göstericiler, Türk güvenlik güçlerinin engeliyle karşılaştı. Sınır kapısı gösteriler nedeniyle kapatıldı. Gerilimin dozu zaman zaman arttı. Türk dış işlerinden ise Türkiye'nin Suriye'de ateşkesin devamı için öncü rol oynadığı, muhalefete tam destek verdiği hatırlatılırken CHP İstanbul Milletvekili Ünal Çeviköz, Suriye'deki gösterilerde Türk bayrağı yakılmasını kınadı.

Çavuşoğlu'nun açıklamalarından sonra Kuzey Suriye'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kontrol ettiği bölgedeki Suriyeli muhalifler resmen ayaklandı. İktidar medyasında haberin verilme biçimi bu şekildeydi dinlediniz. Aslında olan şuydu. Çavuşoğlu'nun açıklamalarının ardından Azez ve Ceravuz'da toplanan muhalifler Türkiye'ye karşı sloganlar atmış ve bu gösterilerde Türk bayrakları da ateşe verilmişti. Türkiye'de sığınmacı sorunu yükselen milliiyetçilik nedeniyle sığınmacılara dönük öfkeyi derinleştirirken

Bölgede Türk bayrağının yakılması tedirginlik verici bir gelişmeydi. Bu nedenle Türk bayrağının yakılmasına ilişkin görüntüler infiale neden olabilirdi. Medya da belki de haklı olarak haberi dikkatli bir dille servis etti. Medyanın haberi dikkatli biçimde sunması anlaşılabilir. Ama hakikat de orta yerde duruyor. Suriye'de Türk Silahlı Kuvvetlerinin koruması altında bulunan muhalifler tarafından Türk bayraklarının yakıldığı sert protestolar yaşanıyor. Bu arada biz Suriyeli muhalifler diyoruz ama Suriye bu gruplara terörist diyor. Ya da

Türkiye'nin terörist dediğine Suriye ya da Rusya demeyebiliyor. Bu nedenle Çavuşoğlu'nun teröristlerden arındıralım muhaliflerle görüştürelim ifadesi karşı tarafta bizim anladığımız gibi anlaşılmıyor. Dolayısıyla kafası çalışan herkesin aklına ayrı soru düşüyor. Türkiye'nin himayesinde on binlerce silahlı milisten oluşan Suriye Milli Ordusu ya da eski adıyla Özgür Suriye Ordusu ne olacak?

Tarihin en kanlı iç savaş tecrübesinden geçmiş silahlı on binlerce militan nereye gidecek? Bu tedirginlik verici sorular iktidar yetkililerinden yanıt bekliyor. Fakat konu üzerine düşünen, tartışan, bölgeyi araştıran isimlerin de gündeme taşımaya çalıştığı soru bu. Çünkü tertemiz değil Çavuşoğlu'nun muhalif Suriyeliler olarak andığı gruplar. Nevşin Mengül'ün YouTube kanalına konuk olan, bölgeyi de yakından bilen ve gözleyen gazeteci Hediye Levent, bölgedeki savaş ağlarına dikkat çekiyor.

2011 başlarında Türkiye çok yüksek ideallerle, çok büyük hedeflerle, amaçlarla bu grupları desteklemeye başlamıştı. Öyle ki bu silahlı gruplar, işte Türkiye belki burayı Türkiye'ye bağlar toprak olarak hani toprak genişletir ya da Suriye içinde kalırız ama bizi Türkiye sürekli destekler, biz işte Türkiye'nin desteğiyle Suriye içinde üst düzey bir takım noktalara geliriz, parlamentoya gireriz vesaire gibi beklentileri de vardı. Şimdi bütün bu yıllar içinde bunlar güç kazandı, para kazandı. Çok çarpık bir zenginleşme ve güç kazanımı var özellikle ÖSO komutanları arasında. Kendi aralarında da tabii mesela Facebook sayfalarında falan deli gibi paylaşıyorlar. Böyle çok absürt klipler falan paylaşıyorlar. Yani 4x4'lerle böyle gün batımına karşı atların eskortluğunda yürüyen komutanların çocukları falan. Çok ciddi söylüyorum yani. Bu konuya özel bir parantez açmakta fayda var.

Özgür Suriye Ordusu 29 Temmuz 2011 yılında kuruluyor. Fakat bu örgütün Türkiye ile temaslanması, daha doğrusu organik ilişki kurması, 2014'te beraber başlıyor. 19 Şubat 2014'te, ABD ve Türkiye arasında imzalanan bir anlaşmayla, Aid Donat Projesi hayata geçiriliyor ve bu kapsamda 2 bin ÖSO militanı Türkiye'ye getiriliyor, Kırşehir'e. Bu 2000 kişinin sayısı sonraki dönemlerde artıyor. Burada yani Kırşehir'de askeri eğitimden geçirilip modern silahlarla donatılan ÖSO'cular Suriye'ye savaşmak için geri gönderiliyor. Fakat bu savaşçı militanların hemen hepsi Sünni Cihadçı milislerden oluşuyor.

Bölgede güç kazanan El Nusra ve IŞİD gibi örgütleri görünce birçoğu bu örgütlere transfer oluyor. Hal böyle olunca, ÖSO, Türkiye'nin etkin olduğu bölgelerde TSK ile. Türkiye'nin sıracık hedefi olmadığı bölgelerde, mesela Halep gibi bölgelerde, El Nusra gibi Selefi örgütlerle yan yana gelebiliyor. Mesela eski Erbil Başkonsolosu Aydın Selcan, 2016'da Medyaskop'ta katıldığı programda tam da bu konudan bahsediyor. Ayrı zaten geçerli olan şey şu ki, ÖSO denilen silahlı topluluk, ELBAP tarafında, bu sözünü ettiğimiz dörtgen içinde, Türk Silahlı Kuvveti'nin desteğiyle ilerleyebiliyor.

Suriye'nin kalan kısmında da el-Nusra olmadan zaten hiçbir adım atması söz konusu olmuyor. Yani Türkiye'de Suriyeli muhalifler olarak anılan ve biraz da yumuşatılan ÖSO, Suriye'de el-Nusra gibi selefi örgütlerle yan yana gelebilen bir örgüt. Yani kime terörist demeliyiz, çizgiyi nereden çekmeliyiz soruları biraz karışık sorular. Ösocuların Selefi cihatçılarla bu şekilde ilişki içinde girmesi, Eğit Donat projesinde Türkiye'nin ortağı olan ABD'yi rahatsız edince, ABD projeden çekiliyor. Pentagon, 2015 yılında Eğit Donat projesinin durdurduğunu açıklıyor. New York Times'e konuşan ve ismini vermeyen bir Pentagon yetkilisi, Eğit Donat projesiyle binlerce PYD'nin eğitilmesinin yanlış olduğunu,

Projenin kapsamının sadece hava saldırılarından kaçışı kapsaması gerektiğini söylüyor. Yani dar kapsamlı bir proje olarak düşünülmüş fakat binlerce milisin eğitilip donatılmasına dönüşmüştü proje. Ürdün, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerindeki eğit donat programının iptal edildiğini açıklayan Pentagon yetkilileri programın sadece Türkiye'de sürdürüleceğini ilan etti. Pentagon yetkilisi, Türkiye'de çok daha küçük bir eğitim merkezi kurulacak ve orada çoğunlukla muhalif liderlerden oluşan Küçük bir grup hava saldırılarına yol göstermek gibi operasyonel manevralar konusunda eğitilecek dedi. New York Times'a gizlilik kaydıyla konuşan bir başka üst düzey yetkili ise, binlerce piyadenin eğitilmesi doğru model değildi. Sanırım bu çok açık ortaya çıktı dedi. Bu çok açık ortaya çıkmıştı ama Türkiye silahlı militanları eğitmeye, para vermeye ve silahlandırmaya devam etti.

2016'tan itibaren konu iç kamuoyunda PKK ile mücadele başlığıyla sunulmaya başlandı. ÖSO başta ESA'da karşı mücadele eden bir örgüttü fakat sonradan PYD ile mücadeleye de girişmişti. Böylece Türkiye kamuoyuna ÖSO'cu komutanlar kahraman gibi anlatılmaya başlandı. Onlar PKK ile mücadele eden Mehmetçin yoldaşları olarak resmedildi.

Erdoğan, ÖSO komutanı Yasir Abdurrahim'den Nisan 2018'deki grup toplantısında bir kahraman gibi şöyle bahsediyor. Ameliyatla karnını aldılar dedi. Nasıl bir şey dedim ya? Bir açın bakayım, bir göreyim. Ve açtılar. Hakikaten tamamıyla bu kısım operasyondan geçmiş. Tabii sadece o değil. Omuzdan, kalçadan, her taraftan mermiler almış. Fakat

Sevgili kardeşlerim, durmamış. Ve daha sonra tekrar cepheye gitmiş ve şu anda yine cephede. Öyle dedi, böyle oldu kısımlarını geçelim. Belli ki biz bir halt yedik. Murat Yetkin'e göre Türkiye'nin Suriye politikasının dikişleri patlamış durumda. Ama bizi ilgilendiren bir şey var, o da şu. On binlerce olduğu söylenen ÖSOMİLİS'leri Türkiye'nin kontrolünden çıkarsa, ki çıkmaya başlamış görünüyor, ellerindeki silahları Türkiye'ye çevirebilirler mi? Normal şartlarda bundan 7-8 yıl önce belki bu soruya başka türlü cevap verebilirdik ama bugün, Hedye Levent'in uyarısı önem kazanıyor. Yıllardır büyük beklentilerle cephede yer alan, büyük idealleri olmayan, marş karşılığı savaşan, büyük ölçüde radikal İslamcı on binlerce erkekten bahsediyoruz.

İçlerinden savaş ağları çıkıyor. Bu adamlar 7-8 yıldır öyle ya da böyle ölüyor ve öldürüyor. Bu esnada giderek yozlaşıyorlar. Bir kısmı zenginleşiyor. Ve bunların maaşını da Türkiye veriyor. Peki böyle bir savaş gücüyle nasıl bir hukuki zeminde ilişki kuruluyor? Bu soru muallak. Hediye Element de bu sorunun üzerine düşünüyor. Birincisi bence Türkiye açısından en elzem olan ve kamuoyunun aslında yıllar önce tartışmaya başlaması gereken noktadan konuya girmek istiyorum. Türkiye ile ÖSÖ arasındaki ilişkinin kanuni dayanağı nedir? TSK hangi hukuki zemine dayanarak bu gruplara sürekli eğitim veriyor? Türkiye bunlara nasıl, hangi şartlarda, hangi çerçevede silah sağlıyor? Bunlara nasıl

Hangi şartlarda, hangi çerçevede, hangi kanunu uygulamalara göre daha doğrusu maaş ödeniyor? Bütün bunlar hala çok belirsiz. Buna el kastımda birkaç tane soru daha var. Türkiye kamuoyunu çok ilgilendiren, özellikle de memleketteki ekonomik gidişat düşünüldüğünde, şimdiye kadar bu gruplara ne kadar para aktarıldı? Yani sadece mesela Libya'ya gidenlerin maaşlarının 500 ile 2500 dolar arasında olduğunu biliyoruz. Libya'da da Suriye İnsan Hakları Gözleme Evi'nin son raporlarından birinde vardı. 8500'e yakın Suriyeli milis var Türkiye tarafından oraya gönderilen. Evet, soruyu tekrarlamakta fayda var. ÖSOMİLTAN'larıyla hangi hukuki zeminde ilişki kuruluyor ve bu zamana kadar onlara ne kadar para aktarıldı? Ben soruyu biraz daha derinleştireyim. Türkiye'de 10 ay içinde bir genel seçim olacak.

ÖSO militanları da bu seçimi yakından takip ediyor. Zira Erdoğan'ın kaybetmesi durumunda yeni iktidarın en büyük sorunlarından biri ÖSO olacak. Öte yandan finansmanın nasıl karşılandığı resmi kaynaklarca bilinmiyor. Yani bütçe harcamalarında ÖSO'ya şu kadar kalem aktarıldı diye bir şey söylenmiyor. Hali hazırda örtülü ödenek harcamaları da bu tip bir orduyu donatacak kadar büyük değil.

Gelecek iktidar ÖSO'yla ilişki kurmaya devam edecek mi? Etmeyecekse bunca silahlı militan ne yapacak? Silahlarını bırakıp Suriye'de çiftçilik mi yapacaklar? Dahası bu ÖSO'cuların bir kısmı Türkiye tarafından Libya'ya taşındı. Onlar ne yapacak?

Yani büyük bir kabusla karşı karşıyayız. İşin bir de ideolojik yönü var. Görünen o ki, 2010'da Tunus'ta başlayan, daha sonra Cezayir, Ürdün ve Mısır'a sıçrayan Arap Bağrı'yla birlikte Türkiye, yeni Osmanlıcı rüyalar alemine daldı. Fakat bu rüyalar Suriye'de kabusa dönüştü. Suriye bizim iç meselemizdir çizgisi, Çavuşoğlu'nun son çıkışlarıyla birlikte suya düşmüş görünüyor. Biz Suriye konusunu bir dış mesele olarak, bir dış sorun olarak görmüyoruz. Suriye meselesi bizim bir iç meselemizdir. Osmanlıcılığın iflası Türkiye açısından önemli bir gelişme.

Türkiye artık bu bakış açısıyla Suriye'de iç meselemiz Libya'da iç meselemiz diyerek oyun kurucu olamıyor. Osmanlıcılık dış politikada değil ama içeride hamasi milliyetçiliğin motoruna dönüşmüş durumda. Osmanlıcılık Türk dizilerinde iktidar tabanının motivasyonunu arttıran bir dizi senaryosundan ibaret hale geldi. Dışarıda ise katil Esed söylemleri artık yerini real politiğin acı gerçeklerine bırakmış durumda.

Türkiye'nin Suriye politikası büyük bir hüsrana dönüşüyor. Halbuki ne kadar öfkeli yedik Katil Esed'e. Sen bunların ahından nasıl kurtulacaksın? Tabii Suriye'ye ilişkin bunca laf edip Ahmet Davutoğlu'ndan bahsetmeden olmuyor. Hem dönemin Dışişleri Bakanı hem de Türkiye'nin Suriye politikasındaki en önemli aktörlerinden biriydi Davutoğlu. Kendisi 13 Ağustos'ta Medyaskop'ta Ruşen Çakır'ın konuğu oldu ve Suriye meselesiyle ilişkin önemli açıklamalar yaptı. Davutoğlu, Esad'la görüşülmesi ya da bu haliyle barışılması durumunda Türkiye'deki sığınmacıların Suriye'ye bir daha dönmeyeceklerini söylüyor.

Davutoğlu'nun önerisi Rusya ve Türkiye'nin garantörlüğünde Suriye'de bir geçiş hükümetinin kurulması. Bu geçiş hükümetinde Esad'ın da payı olabilir ama muhaliflerin de Masada olması gerekir. Böylece Türkiye'deki sığınmacıların Suriye'ye dönmesi önünde bir engel kalmaz. O zaman Rusya'ya şunu demek lazım. Sayın Putin, altında imzan olan Birleşim ve Dergüvenlik Konseyi 2254 sayılı kararı uygulasın Esad. Sen de bunun için Esad'a baskı yap. Ben de muhalifle bir oturtalım. Sen ve ben garanti olarak masaya oturalım. Biz de böyle Suriyelilerle masaya otururuz. Siz de muhaliflerle oturmuş olursunuz. Ve o zaman mültecilere şu denir. Bakın Sin temsilcileriniz de Şam'da hükümetin parçası.

Birleşmiş Milletler'in de teminatı var. Türkiye'den artık gitmelisiniz. O zaman gidilmesi söylendiğinde mülteciler, mülteciler de arkamda Türkiye var, arkamda Rusya'nın teminatı var, arkamda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı var ve Şam'da benim insanlarım da Şam'da yönetimin parçası. Çözüm burada. Evet, meselenin bir boyutu da bu. Biz ÖSÖ ne olacak, bunca silahlı adam nereye gidecek diye sorduk ama bir de yurtta sayısı milyonları bulan Suriyeli sığmacılar duruyor. Bu Suriyelilerin büyük kısmı rejime muhalif güçleri destekliyor.

Esad'ın devrilmesini istiyorlar. Dolayısıyla Esad, Suriye'deki Suriyelileri geri almak için pek istekli sayılmaz. Kendisine muhalif kitledir onlar çünkü. Türkiye'deki Suriyeliler de gitmek için pek hevesli değil. Basitçe Türkiye'de keyifleri yerinde deyip geçmeyelim. Bunlar aynı zamanda sünni İslamcı gruplara sempati besleyen insanlar.

Esad'dan bu nedenle de çekiniyorlar. Bölümün sonuna doğru yavaş yavaş gelelim. Bugünlerde gündemde olan bir diğer konu da 14 Ağustos 2022'nin AKP'nin 21. yıldönümü olması. Bu vesileyle bu 21 yılda Suriye'yi de ne hale getirdiğini hatırlatmalı diye düşünüyorum AKP'nin. Halbuki Erdoğan, 2010 yılında Esad'la kurdukları dostlukla övünüyordu.

ile Türkiye daha yedi buçuk yıl öncesine kadar birbirine husumetle bakıyordu. Sürekli gerginlikler yaşanıyor. Iki ülke zaman zaman savaşın eşiğine geliyordu. Biz geldik Esat kardeşimle oturduk. Iki ülke arasındaki meseleleri konuştuk. Istişare ettik, müsakere ettik ve

Türkiye ile Suriye'yi bölgenin iki kardeş, iki dost ülkesi haline getirdik mi? Her alanda iş birliğine gittik mi? Ekonomide, ticarette, dış politikada, kültürde, sanatta, ulaştırmada, bayıldırlıkta iş birliği anlaşmaları imzaladık mı? Suriye ile Türkiye arasındaki bayınları temizlemek için Adımlarımıza tıkma 21 yıl geride kaldı. Bu 21 yılda Erdoğan'ı en çok zorlayan konuları sıralarsak herhalde ilk üçte Suriye meselesi gelecektir. 21 yılın ardından ekonomideki iddialarını büyük ölçüde kaybetti AKP. İç politikada özellikle 15 Temmuz'dan sonra otoriter bir yönetim anlayışını benimsedi. Türkiye'nin köklü sorunlarının üzerine güvenlikçi bir anlayışla gidildi. Fakat Suriye meselesi dış politikada da iflas edildiğine ilişkin çok önemli bir kanıt oluşturuyor.

Bunca konuyu soğukkanlı konuşmaya da kendi adıma rahatsız edici bulduğumu söylemeliyim. Suriye'de 11 yılda yarım milyon insan hayatını kaybetti. Meselenin bu boyutu bu soğukkanlılık içerisinde önemsizleştiriliyor. Savaşın yan yana yaşayan insanları zorla taraf tutmaya yöneldiren bir doğası var. Ortadoğu ve Arap coğrafyasının en kozmopolit ülkesi Suriye. Bizim ülkemizin de müdahale olduğu bir iç savaşı 10 yıldır yaşıyorlar ve bu savaşı belki de 100 yıl daha unutmayacaklar.

İşleneceğini herkesin bildiği, ancak engel olmak için kimsenin kılını dahi kıpırdatmadığı bir cinayetin öyküsüydü Suriye. Tıpkı Marquez'in Kırmızı Pazartesi romanındaki gibi yaşandı her şey. Aralık 2010'da Tunus'ta patlayan gösteriler, kısa sürede Zeynel Abidin Binali'nin ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanmıştı. 14 Ocak'ta gösteriler Ürdün'e sıçradı. 17 Ocak'ta Sudan'a derken Şubat ayında Mısır'a sıçradı. Arap Bağrı adım adım Suriye'ye geliyor,

ve en kanlı savaşını da Suriye'de yaşatacağını belli ediyordu. Tüm dünya cinayetin gelişini izledi. İlk eylemler demokrasi ve ekonomi talepliydi. Ama kısa süre içerisinde Sünni radikal İslamcılar Suriye'deki eylemlere rengini vermeye başladı.

2011'in yazında Suriye'de, Hristiyanlar, Beyrut'a Aleviler mezara diye sloganlar atan gruplar ayaklanmaya başlamıştı bile. Ne Kolombiya'daki paramiliter güçler, ne Angola'daki sağcı gerillalar, ne Lübnan'daki falancistler... Hiçbiri Suriye'deki ciharcı çetelerle yarışamazdı. Kafa kesmeler, köy basmalar, kurşuna dizmeler, toplu katliamlar, tecavüzler, köle ticareti, intihar saldırıları ve çok daha fazlası. Bunca çilenin çekilmesinde Türkiye'nin Suriye politikasının da payı oldu. Bir vebal altındayız dersek yanlış olmaz sanır. 11 yılda Suriye kan gölle dönerken Türkiye'de bir sığınmacılar ülkesine dönüştü. Ve sonunda İslamcılar kaybetti. Fakat kazanan kim oldu?

Bu soru kocaman bir soru işaret. Bölümün artık sonuna gelelim. Tren topu Podbimeda ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar imparatorluk rüyaları görmediğiniz günler dilerim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)