
6.057 kelime · ~30 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta Süper Lig'de ikinci hafta maçları oynandı. Fenerbahçe'nin 6-0'luk bir Kasımpaşa galibiyeti var. Trabzonspor 2-2 yaptı, Hatay'ı yendi. Galatasaray bir kriz yaşadı, küçük çaplı bir kriz yaşadı. Ve çok büyük bir beklenti içinde olduğu Giresun Spor karşısında kendi sahasında mağlup oldu. Beşiktaş da 3-0 öne geçtiği maçta puan kaybetti. Ve 3-3 beraber sonuçlandı Alanya Spor maçı. Bu dört maçı konuşacağız. Ayrıca İslami dayanışma oyunları vardı.
Konya'da düzenlendi, Konya'da açılışı yapıldı ve Konya stadına verilen zarar yüzünden bence Konya spor Avrupa'dan, Konferans Ligi'nden elendi. Biraz bunu subjektif bir yorum bence dedim ama biraz detaylandıracağım. Bu İslami dayanışma oyunlarının önemi üzerine Alp Rulagay'ı da davet ettik bu bölüme ve sevgili Alp Rulagay da bizi bu açıdan bu konuda bilgilendirecek. Öte yandan Premier League'de Manchester United'ın sezona inanılmaz derecede kötü bir girişi var. Onu da biraz konuşacağız. Ve son olarak da milli erkek basketbol takımımızın hazırlık maçları vardı. Bu hazırlık maçlarıyla ilgili de ve Ömer Faruk'un milli takımdan ayrılma, milli takımla Eurobasket'te yer almama kararı ile ilgili de konuşacağız. Vakit kaybetmeden başlayalım.
Kasımpaşa-Fenerbahçe son maç ligin 2. haftasının kapanış maçı ve Fenerbahçe sürkülesi etti rakibini 6 gollü müthiş bir galibiyet ama bu maçı öncelikle Kasımpaşa üzerinden okumazsak yanlış bir okuma yapmış oluruz çünkü Kasımpaşa maalesef sezona en kötü giren açık farkla en kötü giren takım Fenerbahçe 6 yemeden önce de Başakşehir'den dört tane yemişlerdi. İki maçta toplam on gol yediler ve Trabzonspor'a giden ayrılan Eren kadar bence daha da fazlasıyla Doğucan'ın yerini dolduramadılar. Doğucan zaten geçen sezon Eyserik ve Hayredinoviç gibi iki tane on numara karakterli iki sekiz numaranın arkasında neredeyse hamallık yapıyordu tek başına koşturarak. Onun yerine
Aytaç'ı aldılar ki, Aytaç'ı 6 numara kullanıyorlar ama Aytaç da bir 8 numara aslında. Hatta Kasımpaşa'dan ayrılmadan önce, Galatasaray'a gitmeden önce de Kasımpaşa'da da 8 numara oynuyordu. Aytaç da 6 numara için oldukça ağır bir oyuncu. Hem bu merkezde orta saha bu kadar yumuşak ve ağırken, bu kadar savunma açısından problemliyken, stoper problemlerini de çözemedikleri gibi daha da büyük bir problem oldu. Dong'la da anlaşamadılar. İlk hafta TFF 2. Lig'den transfer ettikleri Recep oynuyordu. Bu hafta TFF 3. Lig'den bir genç oyuncuyla başladılar ve o da kırmızı kartla maçın başında oyundan atıldı. O da skoru arttıran sebeplerden oldu. Orta sahabe savunmada bu kadar büyük problemler varken ön tarafta da geçen sezonun 2. yarısında fark yaratan Muleka takımdan ayrıldı. Geçen sezonun gol kralı Umut Bozok da takımdan ayrıldı.
Bence çok kilit bir rol oynayan ve bence ligin en underrated oyuncularından bir tanesi olan Ben Younes de bu maçta yoktu. Bu kadar eksik bir Kasımpaşa karşısında da Fenerbahçe fırsatı hiç kaçırmadı. Bilhassa oynadıkça form tutmaya başlayan Joshua King'in fizik kalitesinin bir premierlik oyuncusu olduğunu gösterdiği maç bu oldu ve golüyle asistiyle Joshua King Fenerbahçe'ye merhaba demiş oldu. İlk Fenerbahçe taraftarıyla kucaklaştığı maç olarak bu maçı söyleyebiliriz. Öte yandan Valencia'da aslında sakatlanmadan 4-5 maç çıkarınca yani form tutup maç ritmini yakalayınca bu ligin yine üzerinde bir kaliteye sahip olduğunu bu maçta gösterdi. Bu tip oyuncular var ligimizde. Fiziksel olarak yani sakatlık problemleri olmasa arda arda maç yapıp ritim ve tempo yakaladıkları zaman ligin üzerine çıkıyorlar. Mesela eskiden Harry Keevil vardı Galatasaray'da. Eski Kasımpaşa'lı Fodekoyta vardı. Bu oyuncular çok sık sakatlanıyordu ama sakatlanmayıp 5-6 maç form tutunca da ligin üzerine çıkacak performans sergiliyorlardı. Valencia'da tam öyle bir oyuncu ve 4-5 maçı arda arda oynayınca bu sezona da gollerle başladı. Umarız bu podcast'ta kendisine uğursuzluk getirmem ve bu performansına devam eder. Tabi bu kadar dağınık bir Kasımpaşa karşısında son derece çabuk ve bu dönemde formda olan Emre Morda, Joshua King ve Valencia'ya katıldı. Bu üçlü Kasımpaşa savunmasını dağıttı ve farkı dörde çıkarmıştı ki bir de bu üçlüye Arda Güler sonradan dahil oldu.
Ki Arda gibi bu tip böyle hem zeki, hem yetenekli, kaliteli, hem de iştahlı genç oyuncular böyle skoru uçmuş kopmuş maçlarda sonradan oyuna girdikleri zaman skoru arttırmada da çok işe yararlar genelde. Arda da tam bunu yaptı ve 4-0'u 6-0'a taşıyan bireysel yeteneğini gösterdi. Son 15 dakikada güzel bir Arda Güler performansı da izlemiş olduk. Fenerbahçe'yi tebrik ediyorum. Kasımpaşa'yı da
Bu sanırım 4. sezon olacak. Arda arda 4 sezondur. Sezonun ilk yarılarına çok kötü giriyorlar. Ve geçmiş 3 sezonda devre arasında yaptıkları nokta atış transferlerle bir şekilde ligde kalıyorlar. Hatta daha da yüksek seviyelere çıkıp ligi orta sıralarda bitiriyorlardı.
Aynı dizinin 4. sezonuna geçmiş gibi hissediyorum kendimi Kasımpaşa'yı izlerken. Yine sezona çok kötü başlayan, stoper transferi yapmayan, orta sahası çok zayıf olan ve yine çok kötü bir başlangıç yapan Kasımpaşa. Bakalım bu sefer devre arasında işleri kurtarabilecekler mi diyelim ve Alanya Spor Beşiktaş maçına geçelim.
Alanya spor Beşiktaş maçı son derece farklı bir maçtı. İlk 30 dakikada 3-0 oldu. Beşiktaş 3-0 öne geçti Alanya deplasmanında. Alanya normalde son derece zor bir deplasman. Hatta geçen sezon ligde puan rekorlarını da kırdılar ve 5. oldular. Ancak Trabzon Spor Türkiye Kupası'ndan elendiği için Avrupa biletlerini alamamışlardı. Sivas Spor gitti Avrupa'ya. Fakat Farioli ile Alanya Spor geçen sene kendi rekorlarını, puan rekorlarını kırmış olsalar bile Geçen sezonda hem Fenerbahçe'den 5 yemişlerdi kendi sahalarında Hem Trabzonspor'a karşı böyle sürklase oldukları bir ilk devre oynayıp fark yemişlerdi Hem Valerian İsmail'in ilk maçlarından bir tanesini Beşiktaş'a karşı oynamışlardı Ve yine 4 yedikleri bir maç oynamışlardı, fark yemişlerdi Ama 4 büyüklere karşı böyle fark yiyip Diğer rakip oldukları Anadolu takımlarını kendi düzeylerinde veya kendilerinden düşük seviyede olan takımlara puan kaybetmeyerek
Bir puan rekoru kırmışlardı, başarılı olmuşlardı. Yine aynı şeyi gördük. Yine Farioli'nin çok ofansif ve dört büyüklere karşı son derece temkinsiz, son derece cesur bir kadro çıkardığını gördük. Belki yine fark yiyebilirdi. Puan alamayıp 3-0, 5-0'a da gidebilirdi. Bu bence yine Alanya Sporu için problem olmazdı. Bence Alanya Sporu için daha büyük problem bu zeminin hali. Geçen sezonların aksine Alanya Sporu zemini son derece kötüydü. Ve pas oyununu 1 numaralı hatta 0 numaralı kuralı haline getiren Farioli için de zemin olmazsa olmaz. O yüzden 4 büyüklerden fark yemek Farioli'yi etkilemez ama zeminin bu hali Farioli'yi ipe götürebilir önümüzdeki haftalarda. Bu uyarıyı yapalım ve Alanya Spor Zemini'nin bir an önce düzelmesi temennisinde bulunalım. Öte yandan Farioli ne yaptı da temkinli değildi de ilk 30 dakikadan 3 tane gol yedi derseniz, bir kere Enkudu gibi geniş alanları çok iyi kullanan, çok çabuk, çok süratli bir oyuncunun karşısına Kandeyaş gibi bir hücum oyuncusunu ve savunması zayıf bir hücum oyuncusunu
Üçlü savunmanın sağ kenar oyuncusu yaparak bir temkinsizlik ortaya koydu. Bir de Üçlü Satoper'in sağına da Fatih Aksoy gibi yine ağır bir oyuncuyu koyunca Enkudu ilk 30 dakikada o alanı çok iyi işledi. Salih o alana çok iyi uzun çapraz toplar attı ki bir gol o şekilde geldi. Salih'in uzun pası arttı Enkudu'nun sürüklediği atakla geldi. Ve ilk 30 dakikada 3-0 olduktan sonra da
Dörtlüye döndü Farioli, Tayfur'u oraya çekti. Biraz geç görülmüş bir hamleydi. 3-0'dan sonra yapılması geç oldu. Açıkçası 30. dakikada maç bitti derken bir kırmızı kart ve uzatma dakikalarında 45 artı ilk yarının son dakikalarında bir free kickten gelen golle 3-1 oldu ve devreye öyle gidildi. Devrede de Valerian İsmail'den son derece flash 3 değişiklik geldi.
3 golü de atan Gezal, Enkudu ve Salih Uçan 3'ü birden oyundan çıkarıldı. Valerian İsmail'e bunu sordular ve Gezal'ın sakatlıktan çıktığını söyledi. Tabi bu okey, hadi Gezal'ın bir sakatlığı vardı zaten maç öncesi. Taraftarlar bunu anlıyor. Fakat ilk yarıda müthiş oynayan, çok etkili olan Enkudu da çıktı. Ve belki de kariyerinin en iyi maçını oynayan Salih de oyundan çıktı. Hadi Enkudu'yu da sarı kartı var diye çıktı diyelim bir derece. Ama niye Enkudu yerine yine onun gibi savunma arkasına koşular atabilecek süratli bir Mulaka girmedi diye soruyor Beşiktaşlı taraftarlar. Herhalde benim tahminim Mulaka'nın savunmasına ve oyun disiplinine çok inanmıyor olabilir Valeria İsmail. Galiba o yüzden almadı ve bunu da biraz şu şekilde ifade etti. İlk yarının sonuna doğru rakip özellikle merkezden gelmeye çalıştığı zamanlarda biz merkezi kapatıp rakibi kenarlara yönlendirdik. Kenar ortalarıyla bu sefer bir şeyler yapmaya çalışacaktı tabii rakip. Önce merkezi kapatıp ortaları engelleme durumuna geçmemiz gerekiyordu o anda. İkinci yarıdaki değişikliklerde 8 numaraya koyduğumuz arkadaşlarımız daha koşu özelliği olan oyunculardı. Arkaya atılacak toplarda etkili olmaya çalıştık. Değişiklikleri bu bakış açısıyla yaptık. Burada merkezden 8 numaralı oyunculardan yani merkez oyuncularından savunma arkasında koşu beklediğini söylemesi aslında bunu yapabilecek Jetson var. Jetson gerçekten çok hızlı bir oyuncu. Sanırım Vegos'tun gölgesinde Jetson'dan o kontra atak koşularını bekledi 2. yarıda. Ama Cesso'nun çok hızlı bir, çok çabuk bir oyuncu olmasına rağmen kariyeri boyunca ne zaman savunma arkasına koşu attığını gördünüz derseniz ben hiç görmedim. Hem Benfica döneminde hem Tottenham'da izlediğim az oynadı gerçi orada ama az oynadığı maçlarda hem de Galatasaray döneminde, Rize döneminde. savunma arkasına koşu atan bir Jetson hiç görmedim. Valerian İsmail'in bu maçta Jetson'dan bu kontra atak koşullarını atmasını beklemesi de o yüzden bana biraz hatalı bir beklenti olarak görünüyor. Ben açıkçası Gezel'ın sakatlık yüzünden çıkmış olabileceğini anlıyorum, Enkudu'nun sarı kart sebebiyle çıkmış olabileceğini anlıyorum ama ilk yarıda olağanüstü bir futbol oynayan, mükemmel bir futbol oynayan Salih Uça'nın çıkma sebebini hiçbir şekilde anlayamıyorum açıkçası.
Öte yandan Beşiktaş'ta anlayamadığım ve bence bu maçtaki puan kaybına sebep olan bir numaralı hadisede 6 numarasızlık konusu. Anlayamadığım şu, Josef de Souza sakatlandı. Josef de Souza dışında takımda 6 numara yok. Necip var belki ama Necip de uzun süredir stopere evrilmiş durumda ve kalitesi yeterliliği tartışılıyor 6 numara için. Ve Tolga Ciğerci gibi, geçen sezonun Crespo ile birlikte en iyi performansını sergileyen 6 numaraydı Tolga Ciğerci Başakşehir'de. Böyle bir oyuncu da serbest ve Josef de uzun süredir sakat. Daha da bir sürede sakat olacağını biliyorsunuz. Ve Tolga Ciğerci boştayken de alternatif olarak da onu düşünmedi Beşiktaş. Ayrıca Jetson'da oldukça çabuk bir oyuncu, oldukça Box to Box denen o gitgelli oyunu oynamayı bilen bir oyuncu olmasına rağmen bir pozisyon tutucu hiçbir zaman olamadı. Benfica'da da Galatasaray'da da pozisyonunu tutan, sabırlı, sakin oynayan ve rakibi karşılamayı bilen bir oyuncu olmadı. Bu rakibi karşılamayı bilmemesi ve hep hamleli oynama arzusu, ona hem ilk goldeki gereksiz freekiyi yaptırdı hem de üçüncü goldeki gereksiz penaltıyı ve o penaltıda hiç sokmaması gereken ayağını oraya sokmayı beraberinde getirdi. Aslında iyi pozisyon tutan bir 6 numara, her iki pozisyonda da faal yapmaz ve rakibini oyalar, rakibini engeller, merkezi delmesine izin vermez ve pası belki sağa sola atmasına sebep olur. Ama Jenson o oyunu oynamayı bilmiyor. Salih yerine Berkay'ı oyunda tuttu hoca. Berkay da çok genç bir oyuncu. Açıkçası Alanya Spor ikinci yarıda isabetli şut atamadan iki tane, yani doğru düzgün isabetli şut atamadan iki tane gol attı ve 3-0'dan 3-3'e döndü maç. Fario ile açıkçası çok şanslıydı. Valerian İsmail de bir o kadar şanssızdı. Tamam oyuncu değişikliklerini
biraz eleştiriyorum ama bu maç 3-0'dan 3-3'e dönecek bir maçta dönmesi için futbolun saha içinde doğrularının alanya spor adına doğrularının oynandığı bir maçta değildi yani valerian ismail'in son derece şanssız olduğunu normal şartlar altında bu maçın 3-3'e dönmemesi gerektiğini söyleyebiliriz açıkçası fm gibi oyunlarda eskiden bu olurdu böyle hani tam böyle çıldırtan mouse monitör falan kırmalık Bir maç açıkçası Valerian İsmail için çok şanssız bir akşamdı ve daha ikinci haftadan açıkçası Şenol Güneş isimleri, Sergen Yalçın isimleri de sosyal medyada görülüyor. Bu tip yabancı teknik adamlarında böyle bir handikapı var maalesef. Kendilerine verilen kredi son derece az oluyor Türkiye'de. Kolay gelsin diyorum kendisine ve Galatasaray Giresu spor maçına geçelim.
Galatasaray çok uzun bir aradır görmediğim kadar hevesli ve heyecanlı bir şekilde maça çıkıyordu. Ben de maça gittim. Maçtan önce de stadın çevresinde, o vadi İstanbul'un etrafındaki bütün kafeler ağzına kadar doluydu. Arkadaşlarla oturacak bir yer bile bulamadık. Maça saatler kala gitmemize rağmen çok kalabalıktı, stad fulldü. Ama buna rağmen mesela Giresun sporlu taraftarlarla Galatasaraylı taraftarlar maça birlikte gidiyordu. Ve hiç de bir problem olmuyordu. O da çok güzel bir şeydi. Çok güzel bir görüntüydü. Lafı gelmişken söyleyeyim. Böyle bir heyecan vardı. Güzel bir heyecan vardı. Stad doluydu. Bu heyecanın da olmasını anlıyorum. Geçen sezon çok başarısız geçmiş.
Bu sezonda oldukça popüler transferler yapılmış, beklentiyi yükselten transferler yapılmış. İlk maç Antalya Spor gibi çok zor bir deplasmanda kazanılmış ve içeride de Giresun Spor'a karşı şahane bir açılış maçı. O yüzden stat dolu, herkes çok heyecanlı. Fakat bu heyecan Galatasaray'a zarar verdi. Giresun Spor bu heyecanı dizginleme konusunda çok doğru oynadı, çok sabırlı oynadı. Bu heyecanı olabildiğince söndürmeye çalıştı, oyunu olabildiğince durdurmaya çalıştı, tempoyu düşürmeye çalıştı. Ellerinden gelebildikleri kadar yaptılar. Galatasaray ise bu heyecanı kendisine negatif yansıyacak şekilde kullandı. Çok tempolu hücum etmeye çalıştı bu heyecanın getirisi olarak. Çok hızlı hücum etmeye çalıştı. Ama çok hızlı hücum edebilecek kadar organizasyona oturmuş bir takım değil Galatasaray. Çok yeni bir takım. 2 haftalık bir takım. Transferleri daha antrenmana çıkmadan maça çıkmaya falan başlıyor. Yani çok yeni bir ekip ve Giresun spor ne kadar kalite olarak eksik olursa olsun Hakan Keleş ile 3. sezonuna çıkan bir takım.
oynayan futbolcular ne kadar kalitesiz olursa olsun çoğu geçen sezondan devam eden futbolcular birlikte defalarca antrenman yapmış futbolcular ve orada bir kalite noksanlığı olsa da bir disiplin ve bir birliktelik avantajı var Galatasaray'da ise hem bir uyum ve birliktelik olarak eksiklik söz konusu daha ikinci haftadasınız hem de bunu bu kadar böyle beklentiyle coşturunca bu kadar tempo yapınca tabi çok fazla top kaybı da oldu ve Galatasaray ilk yarıdan çok yoruldu haliyle çok tempo yaptığı için Yani iki pas yaptıktan sonra hemen arkaya, savunmanın arkasına böyle bir kilit pas zorlaması, bir uzun top zorlaması. Burada Galatasaray'da tabii topa basan beyler sakin olun diyecek takım arkadaşlarına. Lider oyuncu eksikliğini biraz gördüm. Bunu bir tek Oliviera yapmaya çalıştı ki Oliviera da fizik olarak hiç hazır değildi. Seferovic'in mesela biraz daha tecrübesini katması ve takım arkadaşlarını belki sakinleştirmesi gerekirdi ama yine de Kerem gibi, Yunus gibi genç oyuncuları da var Galatasaray'ın öte yandan.
Ama tecrübeli oyuncuların biraz daha bu oyunu dizginleyip, biraz daha tempoyu ayarlayıp, biraz daha vites düşürüp, daha az yorularak, daha garanti bir oyunla maçı almasını beklerdim. Fakat Okan Hoca da bence tıpkı bu genç oyuncuların yaptığı gibi denebilir. Belki bir genç teknik adam gibi. Oyunculardan fazla heyecanlandı sanki. Ve ikinci yarının başında zaten yorulan takımın üzerine bir de
Orta sahadan oyuncu eksiltip bir de Gomis'i attı oyuna ki bu yorulmuş takımı daha da yoran, daha da bozan bir hamle oldu. Hatta bunu maç sonunda basın toplantısında Gireşspor Teknik Direktörü Hakan Keleş de söyledi. Çift santrali dönmek bazen orta sahayı kaybettiriyor. Ama gerekli önlemleri aldığımızı düşünüyorum. İki tanenin tabii ki inanılmaz bir ofansif gücü var. Orta sahası müthiş. Ona karşı dediğim gibi oyuncuların alanları iyi kapattılar. Çok fazla pozisyon verdiğimizi düşünmüyorum. Bu kadar da normal. İkinci forvetin girdikten sonra Galatasaray orta sahasının düştüğü herkesin malumuydu. Herkes bunu konuştu. Bence Okan hocanın saha içindeki heyecanı mağlubiyete getiren sebeplerden bir tanesi olduğu kadar basın toplantısında da bana biraz heyecanlı gözüktü. Biraz açıklaması hatalıydı. Mağlubiyeti Abdülkerim'in yaptığı hataya biraz fazla bağladı. Onun dışında bir mazeret sunmadı mesela.
Özellikle kanatlardan üçüncü bölgeye girdiğimizde daha kaliteli işler yapabilirdik. Burada bu kaliteyi ortaya koyamadık. Daha net pozisyonları yakalayabilirdik. Oyuna hükmetsek de, rakip yarı sağda oynasak da, rakibin gol atamayacağı gibi bir maç gitse de Breisselatöy'le de maçı kaybettik. Yani bu hata tabii ki mağlubiyette çok önemli bir rol oynadı ama aslında gol de 77. dakikada geldi ve uzatmalarla birlikte daha 15-20 dakikanız daha var. Ama ne uzatmalardan yani o 77'den sonra 1-0'dan sonra ne de 77'den önceki o uzun dönemde Galatasaray'ın Abdülkerim'in hatasını telafi edebilecek. oyun istikrarını sergileyemediğini de görüyoruz. O yüzden mağlubiyetin tek sorumlusu olarak Abdülkerim'in ön plana çıkarılıyor olması ve biraz buna Okan Hoca'nın da buna engel olan taraf olması gerekirken biraz bunu doğrulayan tipte konuşması benim çok hoşuma gitmedi açıkçası. Maçla ilgili son noktada bence yine önemli bir konu bu. Sashaboy'la Patrik Van Anolt'un iki bekin. Orta kalitesinin çok düşük kalması. Bunlar yani büyük takım beki olma konusunda sıkıntılı oyuncular. Zaten Sashaboy
Fransa Ligi'nin 20.sinden açık puan farkıyla küme düşen takımdan gelmiş bir savunma bekiydi. Yine ikili mücadelelerde güçlü bir bek ama 3.bölgeye gittiği zaman final pas ve final ortalarda eksik. Patik Fanonov da bence transfer edilirken göz ardı edilen bir noktaydı bu. Patik Fanonov da 30 küsur yaşına gelene kadar hep Crystal Palace gibi orta sıra takımlarında görev yapmış, bir geçiş takımında oynamış, set hücumu yapan bir takımda oynamamış ve bu açıdan da 3.bölgede final orta ve final paslarda
Yeterince deneyimleyememiş bu işleri bir oyuncu, eksik bir oyuncu. O yüzden Okan Hoca'nın basın toplantısında da belirttiği şu konu. Özellikle orta kalitemiz çok düşüktü. Yani gittik oraya. Orta kalitemizin düşük olması. Biz de tabii ki belki bazen rakibin müdahalesinden çok bomboş topları dışarı attığımız da oldu. O yüzden orta kalitemizin düşmesi, rakibin oraları bizi açması aslında bizim de oralara doğru gitmemiz. Ama orada arkadaşlarımızı buluşturamadık.
O yüzden özellikle ben ikinci araya belki Gomis'te başlama nedenlerimden biri de bir ikinci forveti cezasını içerisine sokmak. Çünkü oralara gidiyoruz, bir ikinci forveti sokarsak orada oyuncuları da daha net buluştururuz. Ama bu da çok gerçekleşmedi. Bu konu geçen sezonda yaşanan bir konuydu. Herkesin malumi olan bir konu. Ve bundan orta kalitesinde eksik kaldık söylentisi zaten eksik kalınacağı belli bir konu. Yani gelecekte de bu bekler çok iyi orta kesmeyecek. Onu nasıl çözebilirsiniz? Esas ona değinmek lazım. Şimdi esas sahabek Dibua. Dibua daha iyi final top atabilen, daha topu hücumda doğru kullanabilen, daha teknik ve daha tecrübeli bir ayak. Dibua geldiği zaman biraz problemler çözülebilir. Ama Domenech Torrent, Fanonolt tarafını biraz farklı bir şekilde çözmüştü. Fatih Hoca ve Okan Hoca, Patik Fanonolt'u hızını da kullansın diye çok fazla çizgiye indiriyor, çok hücuma katıyor. Fakat Fanonolt bu hücumalara iyi çıkmasına, iyi katılmasına rağmen kötü ortalar keserken Domenech Torrent kendisini merkezde konumlandırıyordu ve bir oyun kurucu
rol istiyordu Fanonalt'tan ve Torrent'in geçen sezonki döneminde, kısa döneminde en verim aldığı oyuncu da Fanonalt olmuştu. Fanonalt'un eski takımında da böyle bir rol oynadığını, daha merkeze gelerek oyun kurduğunu söyleyebiliriz. Abdullah Avcı da zaman zaman beklerinden bunu istiyor. Açıkçası ben Fanonalt'un bu şekilde kullanılmasının Galatasaray'ın iyiliğini olabileceğini düşünüyorum. Ayrıca Oliviera'nın arkasında merkezde bir oyuncuyu daha konumlandırmak, yani sol iç oynayan Oliviera'nın da savunması eksik. Fanon olduğu da biraz daha merkeze çekmek. O savunma problemini de çözmek de işe yarayabilir diye düşünüyorum. Biraz teknik girdim. O yüzden bunu burada tamamlayıp Trabzonspor-Hatay maçına geçelim.
Az önce Galatasaray için söylediğim aslında daha temkinli oynasa daha sakin oynasa daha soğukkanlı oynasa kazanabileceği bir maçtı dediğim yorum aslında tamamen Trabzonspor için yapılmış bir maç olarak geçerli. Aslında Trabzonspor da Hatay Sporla Galatasaray İngilizce Spor'a karşı oynadığı gibi bir maç oynadı. Hatay olabildiğince direnip kontra ataklarla maçı götürmeye çalışıyordu. Olabildikçe kapanıyordu ve 0-0'u olabildiğince uzatmaya çalışıyordu. İlerleyen dakikalara 0-0'da belki bir kontra atak golüyle belki 1-0'a götürmeye çalışan bir oyundu. Trabzonspor Galatasaray'ın yaptığının aksine daha temkinli ve güvenli oynadı. Tabi Trabzonspor'da Abdullah Hoca ile 2.5 sezondur var. Okan Hoca'ya gibi ikinci resmi maçına çıkmıyor. O avantaj tabii ki var. Ve daha kendilerinden emin oynadılar. Ve Abdullah Hoca da Okan Hoca'nın aksine devre arasında Canini'yi de Cornelius'un yanına atayım, ikinci center four atayım demedi. Orta sağdaki Doğucan'ı çıkarıp Abdülkadir'i aldı. Yani orta sağ çıkarıp orta sağ aldı. Orta sağ çıkarıp center four almadı.
ve oyuna sonradan soktuğu Abdülkadir'in attığı gol ile de maçı kazanmayı bildiler. Maçla ilgili Erce tabi Trabzonspor'un eski kalecisi Hatay'ın yeni kalecisi onun üzerinde yan top denediklerini gördüm. Erce'nin yan topları sıkıntılı olduğu için sürekli kale sahasından Erce'nin üzerine Ortalar kestiklerini gördüm ve ayrıca bazılarını orada kaçırdı. Böyle bir oyun planı vardı. Öte yandan Trabzonspor'da tabii Eren ve Larsen gibi iki bekin iyi performansla ilgilemesi taraftarı çok sevindiriyor. Geçen sezon Solbek sezon boyunca çözülememişti. Puan farkıyla şampiyon olmasına rağmen bir küçük bir nazar boncuğu olarak Solbek pozisyonu duruyordu. Eren orayı gayet iyi götürüyor. Hem de bir genç ve gelecek vadeden transfer olarak. Öte yandan Bartra ve Bardi transferleri de kadroyu güçlendirmek için yapıldı. Tabii ki Viscia'nın sakatlığı taraftarları üzdü ama bu Bartra ve Bardi transferleri sonrasında umarım daha da güçlenerek Trabzonspor yoluna devam eder.
Tabii Süper Lig'de bir de bir hakem krizi var, ona da bir değinmem lazım. Her sezon için biz hakemler çok kötü çok kötü diyoruz ama bu sezon en kötü sezon olabilir. Çünkü geçen sezon itibariyle Fırat Aydınus gibi, Cüneyt Çakır gibi Lig'in en kariyerli, en tecrübeli hakemleri hakem liglerini bıraktılar, emekliye ayırdılar. Ve an itibariyle Süper Lig'de maçı yönetme lisansına sahip 19 tane hakem kaldı.
Bu hakemlerden bir tanesi de Galatasaray maçının hakemi Kadir Sağlam. Maçın ortalarında sakatlandı ve ne kadar sağlardan uzak kalacağı da bilinmiyor. Kadir Sağlam'a Galatasaray maçı öncesi bir baktım. Çünkü tanıdığım bir isim değildi. O da yeni hakemlerden bir tanesi. 10 yıl boyunca hep alt liklerde çalışmış bir teknik adam ve sadece geçen sezonun 2. devresinde Süper Lig'de 8 lik maçına çıkmış. Yani geçen sezonun 2. devresine kadar 10 yıldır alt liklerde çalışan bir hakem. Bu tip yeni hakemlerin tabi yukarıya çıkması, tecrübe ve deneyim eksiği de bariz bir şekilde
ortada. Öte yandan mesela Alanya Spor Beşiktaş maçının hakemi Yasin Kol da tartışmalı kararlardan ziyade toptan ve topun olduğu bölgelerdeki aksiyondan oldukça uzakta konumlanmasıyla dikkat çekti. Yani bir kondisyon problemi de vardı sanki. Tabii Kadir Sağlam'ın sakatlığının ardından toplam maç yönetebilecek hakem sayısı da 18'e düştü. Her hafta 9 maç oynandığını düşünürsek böyle bir rotasyon problemi olabilir. Önümüzdeki haftalarda hakemlerle ilgili neler yaşanacağını göreceğiz. Beklentimiz biraz
Geçen haftayla ilgili üzücü bir gelişme daha oldu. Geçen sezonun flash takımı Konya Spor, İslami dayanışma oyunları yüzünden saha zeminlerinin harap olmasından dolayı Lüxemburg takımı Vaduz'a elenerek Avrupa'ya veda etti. Konya Spor benim geçen sezon itibariyle çok saygı duyduğum bir takım. Çünkü ekonomik olarak rakiplerinden çok daha düşük bütçelere rağmen müthiş bir emek sergilediler ve geçen sezonu 3. bitirdiler.
Hem İlhan Hoca hem de öğrencileri büyük bir saygıyı hak ediyorlar. Hatta biliyorsunuz Ahmet Çalık vefat etti sezon oynanırken stoperi ve yerine bile transfer yapamadılar. İşte Abdülkerim çıktı Galatasaray'a transfer oldu falan böyle hani bir orada peri masalı yazdılar aslında küçük çapta. ve o peri masalının ardından, o bir yıllık emeğin ardından Avrupa'ya katılmışken, konferans liginde mücadele ediyorken, bir de baktık ki Vaduz maçında sahanın zemini içler acısı. Tabii ki bunun hemen İslami dayanışma oyunlarının açılış günü sonrası bu hale geldiğini görmüş olduk. İslami dayanışma oyunları tabii ki tartışıldı. Çünkü İslami dayanışma oyunları mı önemli?
yoksa Konya sporun Avrupa kupaları mı daha önemli? Bu da tabii ki bir tartışma konusu. Şimdi İslami dayanışma oyunları nedir diye bir baktığınız zaman tarihçesi çok uzun değil zaten. Beşincisi düzenleniyor. 2005 yılında ilk defa Suudi Arabistan'da Mekke'de gerçekleşmiş. 5 yıl sonra İran'ın başkenti Tahran'da
gerçekleştirilmeye çalışılmış ancak bir takım siyasi gerginlikler sebebiyle iptal edilmiş. Sonra 2013'te Endonezya'da düzenlenmiş, 2017'de Bakü'de düzenlenmiş ve 5.de Türkiye'de düzenlendi. Tabi ilk günü açılış günü Konya'da işte böyle büyük şov işte siyasiler çıkıp konuşmalar yaptı, açıklamalar işte İşte danslar, gösteriler vs. Tribüne bakıyorsunuz büyük boşluklar var. Kimsenin bu ekonomik buhranda dayanışma oyununu falan izleyecek durumu da yok. Ama olan Konya Spor'un zeminini oldu açıkçası. Bu İslami dayanışma oyunlarının açılış gününü izlerken, bu arada bütün televizyon kanallarından canlı yayın, bütün işte gazeteciler, televizyonlar falan orada. Sanki müthiş bir olay, sanki olimpiyatlar açılıyormuş gibi bir açılış.
ve aramızdaki dayanışmayı kurtarmak için hep birlikte yüreğimizin derinliklerinden gelen sesimizle tüm İslam alemine Türkiye'ye hoş geldiniz diyoruz. Fakat o açılış konuşması yapıldıktan sonra, siyasiler kendi şovunu yaptıktan sonra da hiçbir spor gazetecisi takip etmiyor. Bir yerde yayınlandığını da görmüyoruz, haberde olmuyor. Bu bana tabii ki Trend Topik'in 150. bölümünü hatırlattı. Sevgili Ozan Gündoğdu'nun 150. bölümde Anka Park'ta konu aldığı bölüm hatırlarsınız. Melih Gökçe'yi ve Eser siyasetin çöküşünü anlatmıştı. Bir türlü çökemedi bu siyaset. Konya'ya sirayet etti son olarak ve yine böyle bir
İslami dayanışma oyunlarının kaş yapayım derken göz çıkardığını ve Konya'nın zeminini harap edip olan Konya Spor'un geçen sezonki emeğini oldu ve Vaduz'a eğlendik. Şimdi Vaduz eğlenirken de insanlar şunu diyor tabi ki bir takım insanlar Vaduz başka bir zeminde mi oynadı? Zemin kötüyse Vaduz'a da kötü diyor. Bu tabi işin iç yüzünü bilmeyen insanların söyleyebileceği bir yorum. Kötü zemin topu rakibe bırakmak isteyen, kapanan, oyunu yapan değil bozan takıma yarar her zaman. ve Vaduz'un kapanıp kontra atak arayacağı çok bariz ortada. Konya sporunda geriden gerekirse oyun kuracağı, topu olabildiğince sahip olacağı, baskı kuracağı herkesin malumu. Bu tip bozuk zeminler topu oynamak isteyen takımları bozar. Konya sporu da tam öyle oldu. Hatta gollerden bir tanesini zemin yüzünden direkt oyun kurarken yedi takım. Ve Konya Spor, Başakşehir ile oynadığı lig maçında Eskişehir stadında oynadı. Yani demek ki Eskişehir'de oynanıyormuş. Veyahut bu İslami dayanışma oyunlarının açılışı Mersin'de, Afyon'da. Oralarda da yeni stadlar yapıldı. Oralarda da düzenlenebilirdi. Yani yakın coğrafya, yakın şehir. Öyle çok da uzağa da gidilmiş olmazdı. Hani Konya'nın Avrupa maçı varken bu İslami dayanışma şovunu başka bir stadda da yapabilirdi aslında siyasiler. Ama açıkçası orada biz tüm bu İslam devletlerinin, İslam ülkelerinin ağabeyiyiz şovunu yapmak bana sanırım daha cezbedici geliyor. Konya Spor'un Avrupa'da başarılı olmasından veya geçen sezon harcadıkları muhteşem emektense siyasilerin şovu maalesef yine daha cezbedici geldi bazıları için.
ve olan Konya sporunun emeğini oldu. Bu tabi beni üzüyor çünkü Mustafa Kemal'in yüzümüzü batıya dönmeliyiz önerisinin aksine Avrupa kupası maçı varken yüzümüzü doğuya dönüp lüzumsuz ya da ne lüzumu olduğu bilinmeyen İslami dayanışma oyunlarına çeviren, doğuya çeviren bir spor anlayışı söz konusu. Tabi ben bu konularda önyargılı mıyım diye kendimden de çok Emin olamıyorum, spora karşı ilgim var ama ağırlıklı olarak futbolla ilgilenen bir spor gazetesiyim. Benden çok daha iyi bir spor gazetecisi olan, çok daha tecrübesine ve bilgisine inandığım Alp Ulagaya da bu konuyu sormak istedim. Gelin birlikte İslami dayanışma oyunları nedir, ne değildir bir de Alp abiden dinleyelim.
Evet Alp Ulagay ile birlikteyiz. Alp abi teşekkür ediyorum yayına geldiğin için, katıldığın için. Ben teşekkür ederim davet ettiğin için. Şimdi ilginç bir konu var gündemde. İslami dayanışma oyunları adı altında beşincisi düzenleniyor ve fakat bu beşinci düzenlenen turnuva biraz Konya sporu Avrupa kupalarının dışına da etmiş oldu. Ben biraz futbol boyutundan anlattım zaten senden önce ama sana biraz da bu
Oyunların ne kadar önemli olup olmadığını sormak istiyorum. Çünkü sen gazetecilik kariyerinde 1984 olimpiyat oyunlarından beri bu futbol dışı branşları da spor branşlarının tamamını takip eden birisin. Bu turnuvada ne kadar önemli sporcu vardı? Ne kadar büyük bir turnuva? Bu turnuvanın ölçeği nedir? Gerekli bir turnuva mı sence? Ne düşünüyorsun? Gazeteci olarak demeyelim tabii. 1984'ten beri izleyici olarak takip ediyorum. Yoksa 60'larımda falan olmam lazım. O kadar yaşlı değilim.
Gazeteci olarak da çok uzak bir tarih değildir ama yani. Evet yani herhalde 96 olimpiyatlarıyla ilgili ondan sonra bir şeyler yazdım yani olimpiyatlar olduğu zaman yaz ve kış. Şöyle bu tip çoklu spor organizasyonlarının bir zirve noktası var. Nedir? Yaz ve kış olimpiyatları mesela. Bir de bunların hani kıta versiyonları var. Şu anda Münih'te mesela Avrupa şampiyonları devam ediyor. Bir sürü spor dalında yüzlerce sporcu Avrupa'nın en iyisi olmak için kapışıyorlar. Atletizm de var mesela bunların arasında.
Ama böyle bölgesel ya da ülkelerin belli kategoride yarıştığı çoklu spor organizasyonlarının ciddi bir sıkıntısı var. Mesela bunların belki en prestijlisi Commonwealth oyunları, belki duymuşsundur. Yani işte İngiliz Milletler Topluluğu oyunları diye geçiyor. 10 gün önce sona erdi. Belki en en prestijlisi bu. Orada bile sıkıntı var ki mesela orada bütün Büyük Britanya ülkeleri, İngiltere, İskoçya falan. Bunun dışında Avustralya, Kanada, Hindistan, Güney Afrika, Kenya, Jamaica, Yeni Zelanda falan var. Ona rağmen ev sahibi bulmakta zorlanıyorlar. Hala bir şey ifade ediyor mu bu oyunlar? 1936'dan beri yapılmasına rağmen böyle tartışmalar var. Mesela Akdeniz oynanı biliyorsun. 1951'den bu yana devam ediyor galiba. Onun mesela ev sahibi bulmakta zorlandığını biliyorum. Eğer böyle zirve ülkelerin olduğu bir çoklu spor organizasyonu değilse bence artık bir ciddi anlamı yok. Hele İslami spor oyunları, İslami dayanışma oyunları adı altına düzenliyorsanız durum daha da felaket çünkü olimpiyat listesine bakınca madalya sıralamasında da bunu görürsünüz. Dünyada İslam'ın ağırlıkta olduğu ülkelerde spor zaten önde gelen bir konu değil. Yani Türkiye bütün bu ülkeler arasında en iyi spor ülkesi. Yani Türkiye bir spor ülkesi mi? Bence değil ama buraya katılan 55 ülke arasında bence açık ara bir numara ki işte Kuzey Afrika ülkeleri, İran var mesela falan hani belli dallarda başarı elde etmiş ülkeler de var belki bu ülkeler arasında ama hiçbiri spor ülkesi değil ve Türkiye'nin kendini kıyaslaması gereken ülkeler de değil açıkçası.
Türkiye'nin spor ülkesi olmadığına dair yorumunu destekleyen şöyle bir hadise yaşandı. Oyunların açılış gününü yani siyasilerin şov yapma gününü bütün televizyon kanalları aynı anda canlı yayınladı ve oldukça işte primetime'dan yayınladılar çokça yer verdiler. Siyasiler konuştu, iş bitti birinci günden sonra. İkinci günle birlikte oyunlar başladı. Oyunlar başladıktan sonra hiçbir spor gazetecisi oyunları takip etmedi. Neredeyse hiçbiri. Hiçbir yayın organı da, yayınlarını da görmüyoruz. Yani hiçbir demeyeyim de. Oldukça sınırlı. Yani aslında işin neden yapıldığı boyutu da biraz. O yüzden şüpheye tabi benim açımdan. Yani sanki siyasilerin şov yapması için düzenlenen bir organizasyon mu? Yoksa İslam ülkelerinin spor yapması için düzenlenen bir organizasyon
mu? Görüntü itibariyle bana bir şeyler anlatıyordu. Açılış gününe gösterilen ehemmiyet ve sonrasında sporlara gösterilmeyen ehemmiyet. O açıdan da beni şüpheye düşürdü açıkçası.
Ben tabi biraz uzaktayım hani izleyemiyorum televizyon yayını var zannedersem ama öyle bir iki tribün görüntüsü gördüm. Herhalde tribünde de izleyen yok pek. Oyunları öyle zannediyorum ki hani bu tip... Eğer prestijine inanıyorsanız bu tip bir organizasyonda mesela iyi bilet fiyatından biletle satmanız lazım, o testleri doldurmanız lazım. Böyle bir durum da söz konusu değil galiba. Çünkü spor izleyicisi bence hem Türkiye'de hem dünyada şunu artık çok iyi öğrendi son 20 yılda. Dünyanın her köşesindeki, her türlü spor dalındaki, her kategorideki etkinliğe artık erişebiliyorsunuz. Dijital yollarla ya da diğer yollarla bunları izleyebiliyorsunuz. Ve kaliteli spor içeriğine ulaşmak artık çok kolay. Yani ya kendi ülke kanalınızdan ya da dediğim gibi stream yoluyla izleyebiliyorsunuz. Ve kaliteli spor organizasyonu nerede? Çok kolay ulaşmak. Çünkü ben çocukken durum şöyleydi. Türkiye'de hele bir ya da iki kanallı TRT vardı. Mesela Balkan Şampiyonası'nı çok önemserdi Türkiye. Biz de önemli bir şey zannederdik. Çünkü başka yayınlan bir şey yok, alternatifi yoktu yani elimizde. Ama bugün öyle değil. Türkiye'deki spor seyircisi de bence kendine kaliteli içerik sunulduğunda bunu çok iyi anlıyor. Yani mesela Kadınlar Voleybolu'da bunu çok iyi görüyorum ben. Sadece Türkiye'nin iddialı kadın voleybolun ilk takımı değil, Türkiye'nin olmadığı günlerin maçları da mesela bu son Nations League'te tıklım tıklım doldu. Biletler çok önceden satıldı. 10 bin kişi işte Tayland, İtalya, Sırbistan falan diğer ülkelerin maçlarını izledi. Yani kaliteli olup olmadığını spor seyircisi çok iyi anlıyor. Burada zaten bu İslami dayanışma onlarında üst düzey kaliteli belki parmakla sayılacak birkaç sporcu vardır atletizmde falan. Ama iyi bir içerik olmadığını çok iyi farkındalar. Bence ekran başında da pek kimse izlemiyordur. Herhalde bilet alıp giden bilet satılıyorsa bilmiyorum. Statta salonda izleyen de pek kimse yok. Yani ne seyirciyi eğlendirir böyle bir organizasyon ne prestij kazandırır. Ne de gördüğümüz kadarıyla organizasyondaki skandal bir takım olaylar sebebiyle dereceniz geçerli sayılır. Çünkü belki sen de görmüşsündür, atletizmde ilk 3 gündeki dereceler kablolamadaki bir takım hatalar sebebiyle geçersiz sayılacak. İlk defa böyle bir şey şahit oluyor. Hani bir yaşta belki olur ama ilk 3 günün tümünün geçersiz sayılması bence akla hala sığabilecek bir şey değil yani. Bir de voleybol maçında Katarlı sporcunun boğaz kesme hareketi yapması da gündeme geldi. Genelde spor dışındaki hadiselerle gündeme geliyor. Konya sporcu stadının zeminini harap etmesi, işte boğaz kesme hareketi veya kablolamadaki problemler gibi maalesef oyunlarla ilgili gündem olamadı. Bir de açılışta stadın boş olması, siyasilerin şov yapma girişimi gibi bir takım olaylarla gündeme geldi. Son bir şey eklememe müsaade et. Türkiye Avrupa'nın tam anlamda bir parçası değil. Bir takım kültürel yakınlıklar var ama değil mi? Avrupa Birliği belki de bu yüzden almıyor ama spor da Türkiye 60 yılları aşağı yukarı Avrupa'daki kurumların parçası.
FIBA Europe, Avrupa Yüzme Birliği değil mi? Avrupa'daki elemelerde mücadele ediyoruz. Türkiye'nin Türk sporunun da kendini ölçme alanı Avrupa şampiyonları olmalı mesela. Avrupa'daki kulüp ve mil takım müsabakaları. Aslında normalde böyledir. Burada hazırlanacak turnuva tabii ki bu Münih'te yapılan Avrupa şampiyonları olması lazım. Ya da İtalya'da devam eden Avrupa su sporları ya da yüzme şampiyonası diyebiliriz. Orası olması lazım. Mesela oradaki yüzücüleri Konya'ya getirip İslami dayanışma oyunlarında yarıştırıyorlar ya da yarışması için teşvik ediyorlar çünkü para ödülü var falan. Yani hiç kimsenin hiç dünyada kimsenin umursamayacağı bir anlamsız oyun bu gerçekten. Bilmiyorum bir sonraki nerede yapılacak ev sahibi var mı? Belki 10 yıl sonra hatırlanmayacak bile yani devam etmeyecek bile. Dediğim gibi bu tip bölgesel oyunlar ya da belli ülkelerin katılabildiği oyunlar ev sahibi olmakta zorlanıyor. Anlamsız bir turnuva ve organizasyon bence.
Alp abiye teşekkür ediyorum. Aslında onu bağlamışken bir de şu Manchester United'ın halini sormak lazımdı. Kendisi İngiltere'de yaşıyor. Muhtemelen daha yakından da takip ediyordur. Alp abiyi tabii Adasahilleri podcast serisinden de biliyorsunuz. Orada Premier League'i de konuşuyorlardı. Ve Premier League'in en köklü takımlarından, en büyük takımlarından Manchester United içler acısı bir durumda. Ona biraz değinelim.
Sir Alex Ferguson dönemi sonrasında zaten çok uzun zamandır işler acısı durumdalar ama bu sezonun başlangıcı da tam bir felaket oldu. Biraz Jose Mourinho dönemi başkaldırır gibi olmuşlardı ama o dönem de açıkçası Manchester United'ları tatmin etmiyordu. Manchester United taraftarı olan arkadaşlarımla geçen konuştuğumuzda da şöyle bir cümle kurmuştu bir tanesi. Biz Mourinho döneminde adamın neler yaptığının farkında değilmişiz. Aslında çok başarılıymış diyor ki
Jose Mourinho'da tam böyle bir cümle kurmuştu. Kupalarla dolu bir kariyeri var kendisinin. Porto'dan Real Madrid'e oradan Inter'e kadar neredeyse her kulüpte büyük başarılar elde etmiş bir teknik direktör olarak yaptığı başarılı olduğu en zor iş sorulduğunda Manchester United'i ikinci yapmak demişti. Gerçekten de sonraki halini görünce Manchester United'taki durumları görünce şimdi şimdi hak veriyoruz kendisine.
Bu sezonun başında tabi Ajax'tan Eric'ten Hague'ı getirdiler. Ve fakat sanki bir Türk takımı gibi daha 2. haftadan ten Hague'ın da istifası konuşuluyor. Çok absürt bir durum tabi. Ama açılış maçında da kendi sahalarında Brighton'a kaybettiler 2-1. Ve son olarak 1938 yılında mağlup oldukları Brentford'dan ilk yarıda 4 tane gol yediler ligin 2. haftasında. United tarihinde ilk yarıda 4 gol ve üstü yiyerek kaybettikleri 3. maç oldu bu Brentford maçı. İlki Tottenham'a karşı ikincisi de Liverpool'a karşıymış. Tabi bu yaz transfer dönemi de onlar için çok sıkıntılı geçti. Franky De Jong'un transferi Arap saçına dönmüştü. Sonra hazırlık dönemine katılmayan ve üstüne ilk yarısında çıkarıldığı bir hazırlık maçından sonra stadyumu terk eden Ronaldo büyük bir krizdi. İlk Brighton'a karşı da zaten yedek başladı sonradan oyuna girdi ama son maçta Ronaldo da oyundaydı ve hiçbir şey değişmedi açıkçası. Geçen sezon geçici olarak göreve gelen Ralf Langnick'de bir açıklama yapmıştı hemen akılları o geliyor. Tekrar onu hatırlatmak istiyorum. Problemlerin nerede olduğunu anlamak için gözlük takmanıza gerek yok demişti Ragnick. Şu an onları nasıl çözeceğimizi düşünüyoruz. Bence ufak birkaç değişiklik yapmak, ufak şeyleri değiştirmek, ufak tefek problemlerimiz var demek yeterli değil. Bu çok net, çözüm bu değil diyordu.
Yani ufak tefek değişiklikler Manchester United'ın hiçbir şeyini değiştirmez. Çok köklü ve büyük değişiklikler yapılması gerektiğini söylüyordu ama hiç büyük değişiklik yapılmadı. Son derece küçük değişiklikler yapıldı. Mesela Ronaldo'yla bile yollar ayrılamadı ki Ronaldo'nun artık Manchester United'da miadını doldurduğunu herkes hemen hemen herkes söylüyor. Fakat onunla bile yollar ayrılamadı ve sanki Rangnick'in söylediğinin tam aksine en küçük değişikliklerden bir tanesi olarak Adrian Rabiot'un orta saha problemini çözebileceğini düşünmek söylenebilir. Maalesef Manchester United krizden çıkabilecek hiçbir şey yapamıyor. Eli kolu bağlı kalmış gibi bir görüntü içerisindeler. Kendilerine ve Manchester United taraftarlarına önümüzdeki sezonda sabırlar diliyorum ve basketbola geçiyorum. Basketbolu bu 3. haftaya kadar çok konuşmamıştık. Önümüzdeki haftalarda daha çok konuşmak istiyoruz. Biraz Anıl'a sordum bu bölüm öncesi. A.Milli basketbol takımımız hem Euro Basket Turnuvası hem de Dünya Kupası Eyleme Penceresi maçları öncesinde İstanbul'da 3 tane hazırlık maçı yaptı. Bu maçları nasıl bulduğunu biraz Anıl'a sordum ondan biraz yorumlar aldım. Biraz onları anlatacağım size. Tabi sırasıyla Ukrayna, Slovenya ve Polonya ile karşılaştık. Ukrayna'yı 96-70, Polonya'yı da 94-78'lik skorlarla mağlup ettik. Ama buna karşın Luka Doncic ve Goran Dragic gibi yıldızların İstanbul'a geldiği maçta Slovenya'ya 104-103 mağlup olduk. Bu 3 hazırlık maçını ve Ömer Faruk Yurtseve'nin milli takımda olmama kararını Anıl'a sordum. Milli takım iyi bir hazırlık dönemi geçirdi dedi ama bazı problemlerin de devam ettiğini söyledi. Hem Larkin'in olmadığı senaryoda net bir oyun kurucu, oyun yönlendirici eksiği olduğundan bahsetti. Hem de Ömer Faruk'u biraz değerlendirdi. Ömer Faruk, Eurobasket'te takımla birlikte olmayacağını açıklamıştı. Gelecek sezon kendisi adına çok önemli olduğunu ve Miami Heat ile yeni sezona hazırlanmak için hem Ağustos ayındaki hazırlık dünya kupası elemesinde hem de Eurobasket'te olmayacağını belirtmişti. Bu konuyla ilgili Ergin Ataman da Ömer'in teknik ekibin aramalarına çıkmadığını ve menajerine yönlendirdiğini söyledi.
Anıl'a göre de hazırlık maçlarında Ömer'in yokluğu hissedildi, reboundlarda ve pot altında bazı eşleşmelerde problem yaşadık dedi. Ömer'in farklı bir profilde özellikle rebound üstünlüğünde ve hücumdaki hava hareketlerinde savunmada ya da daha farklı uzunlarla eşleşebilmesinde bazı özgürlükler getirdiğini Yerini oynayan isimlerle bunun sağlanamadığını söyledi. Önümüzdeki haftalarda Dünya Kupası Elleme Penceresi maçlarından sonra Anıl'ı da direkt bağlayacağım ve kendisinden direkt yorumlar alacağım. Ama bu 3 hazırlık maçı ve Ömer Faruk'la ilgili kendisinin kısa bir yorumunu aldım. Basketbola da küçük bir değinmiş olalım. Önümüzdeki haftalarda daha çok yer vereceğimizin sözünü de vermiş olalım. Bu bölümü de bu şekilde tamamlıyoruz. Hem Mençit Tünelatı'na değindik hem İslami dayanışma oyunlarına değindik hem
Süper Lig'de ikinci haftanın maçlarını hem de basketbol milli takım maçlarını konuşmaya çalıştık. Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Gelecek hafta görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.