Podcast

158: Mehmet Ali Çelebi ve Milli Bekacılık

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Eski CHP milletvekili, Ergenekon sanığı Mehmet Ali Çelebi'nin AKP'ye geçeceği dedikodusu ortaya çıktı. Çelebi büyük bir toplumsal tepkinin hedefi oldu. Bu bölümde yalnız Mehmet Ali Çelebi'yi değil, muhalefet içinden ayrılıp, iktidar diliyle muhalefet eleştirisine soyunan milli bekacılığı konuşacağız.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.949 kelime · ~15 dk okuma

Türkiye'de birkaç gündür siyasi bir tavır değişikliği tartışılıyor. CHP'nin eski İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi hakkında önce gazeteci Barış Yarkadaş, sonra İsmail Saymaz bir iddiada bulundu. İddia göre, Çelebi AKP'nin kuruluş yıl dönümü olan 14 Ağustos'ta AKP'ye katılacaktı ve Ekim ayında meclis açıldığında AKP saflarında mecliste oturacaktı. İddianın ardından Gözder Mehmet Ali Çelebi'ye çevrildi. O da iddiaları yalanlamadığı gibi sosyal medya hesabından Cumhur İttifakı'nı öven açıklamalar yaptı. Üstüne bir de geçmişte attığı Belkin Elvan'a ilişkin tweetlerini silince iddiaların dayanağı kuvvetlendi. Muhalif kamuoyu çok sert tepi gösterdi Çelebi'ye.

MKK teröristlerinin elebaşı Abdullah Öcalan'ın mektubunu cezaevinden alıp da getirip seçim uğruna meydanlarda okutan AKP genel başkanıydı. Sor bunları Mehmet Çelebi. Bu ülkede bizler gidip de kumpaslarda FETÖ diye bağırırken, bu ülkede onlara hoca diyen, cemaat veren, ne istedin de vermedik diyenler AKP genel başkanıydı. Sor bunları Mehmet Çelebi. Utanmadan gidiyorsan oradaki kumpas şehitlerinden, Bu bölümde uzun uzadıya bir bağımsız milletvekilinin iktidar partisiyle olan flörtünü incelemeyeceğiz. kumpas Fakat, Türkiye siyasetine etki etmeye başlayan yeni bir akımı, devlet perestliği, milli bekârcılığı ele alacağız. Bizim siyasi tarihimizde bu akımın iz düşümü nereye denk düşüyor onu konuşacağız. Teğmen Çelebi'nin AKP ile yaşadığı flörtün anlamını tartışacağız. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Konuyu hiç takip etmeyenleri gözeterek başlayalım ama meselenin detaylarında da boğulmayalım. Yani böyle uzun uza diye anlatmayacağım olayı. Hemen meselenin derinliklerine inmek istiyorum. Ben size odak olayımızı kısaca özetleyeyim. CHP'nin eskiz bir milletvekili, ergenekon davasında tutuklu yargılanan Teğmen Mehmet Ali Çelebi, 29 Ocak 2021'de Partisi CHP'den istifa etmiş ve

Transkriptin tamamını oku

Muharrem İnce'nin Memleket Partisi'ne geçmişti. İstifa gerekçelerinde ise politik bir çizgiyi takip ediyordu. CHP'nin Atatürkçü kimlinin aşındığını düşünüyordu. İstifa konuşmasına da şöyle başlıyordu Teğmen Çelebi.

Anadolu ve Rumali müdafaa hukuk cemiyetlerinden doğmuş, özgüveni yüksek Cumhuriyet Halk Partisi'nden, AKP'nin ve saray rejiminin miadı dolmuşken, kendi değerleri ve mücadelesiyle birinci parti olmaya çabalamayan, başka partileri parlatan ve siyasi sebil gibi besleyen, iktidarın çöplüğünde yeni dostlar ararken, partinin başarılı evlatlarını dışlayan CHP'ye geldik. Emperyalizme diş çöktürmüş CHP'den S-400, Mavi Vatan, Kıbrıs, Libya, Azerbaycan, Suriye gibi milli konularda kekeleyen yöneticilere. Hangi istiklal vardır ki yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir diyen Mustafa Kemal Atatürk'ten yabancılardan demokrasi dilenen yöneticilere. Değiştiğini düşündüğü CHP'yi sert şekilde eleştiriyordu Çelebi. Nitekim bu eleştirilerin tonunu, partisinden istifa edip Memleket Partisi'ne katıldıktan sonra da sertleştirdi. Fakat 25 Şubatı 2022'de de CHP'den sonra katıldığı Memleket Partisi'nden istifa etti.

Ancak bu seferki istifa gerekçesi politik değil, daha teknik meseleler olmuştu. Biz değil ben anlayışına karşı olduğu için ayrıldığını bir sosyal medya mesajıyla duyurdu Teğmen Çelebi. Partinin her üyesinin ailesi olduğunu söyleyerek istifa etmişti. Yani CHP'deki istifasından daha farklıydı bu seferki. CHP'nin her üyesi ailemdendir demiyordu. Yani belli ki Canan Kaftancıoğlu'na mesela tepkisi vardı Çelebi'nin.

Bunu şu yüzden vurguluyorum, bir politik çizgiyi takip ediyor Teğmen Çelebi. Taktik hataları olabilir, siyaseten yanlışa düşmüş olabilir ama siyaseten tutarsız değildi en azından son 3-4 yılını değerlendirdiğimiz zaman. Altılı Masa projesine karşıydı çünkü. Altılı Masa kurulduğu günden beri söz konusu bu masadan rahatsızdı. Partisi CHP'nin Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan ile aynı masada anılmasını hazmedemiyordu. Dışarıdan HDP'den destek almayı hazmedemiyordu.

25 Şubat'tan itibaren böylece bağımsız bir vekil olarak devam etti siyasi kariyerine. Peki spotlar Mehmet Ali Çelebi'nin üzerine ne zaman çevrildi? Kendisi, Ağustos ayının başından itibaren FETÖ ve PKK ile mücadelede Cumhur İttifakı'nın daha tutarlı olduğuna ilişkin tweetler atmaya başlayınca spotlar da artık Çelebi'ye doğru çevrildi. Tepkiler üzerine 15 Temmuz'da Erdoğan'ın hepimizi kurtardığını ifade etti.

Sosyal medya hesabından yaptığı bu paylaşımlar gündeme gelince, gazeteci Barış Yarkadaş, TV100'de katıldığı bir programda Mehmet Ali Çelebi'nin Ekim ayında meclis açıldığında AKP sıralarında oturacağını iddia etti. Tabii ismini veremeyeceğim AK Partili bir iş insanı bu. Söylediği şu, diyor ki Mehmet Ali Çelebi ile AK Parti Grup Başkan Vekillerinden biri ve AK Parti MKYK üyesi bir arkadaşımız, iş adamının söylemiyle söylüyorum. Bir temas kurdular, görüşmeler yaptılar ve Mehmet Ali Çelebi'nin Ekim ayından itibaren AK Parti sıralarında artık milletvekilliğine devam etmesi hususunda da anlaştılar ya. Barış Yarkadaş'ın bu iddiasına İsmail Saymaz da sürdürdü. Saymaz, Halk TV'ye bağlanarak Teğmen Çelebi'nin AKP'ye geçeceği iddialarını doğruladı. Geçen hafta içerisinde bir AK Parti grup başkan vekiliyle ve vekilin de beraberinde bulunduğu bir heyette görüştüm. Görüşme sonucunda Teğmen Çelebi AK Parti'ye katılmaya karar verdi. Zaten dün geceki

Tweetleri de vaziyeti doğruluyor ve bu tweetlerde Sayın Cumhurbaşkanı'nın 15 Temmuz müdahalesinin kendilerinin hayatını kurtardığını savunuyor. Doğal olarak gözler Mehmet Ali Çelebi'ye çevrildi. Çelebi ise iddiaları reddetmek yerine geçmişte Gezi direnişinde kaybedilen isimlere ilişkin tweetlerini silince muhalif kamuoyunda deyim yerinde ise kıyamet koptu. Muhalif kesimler ya da daha dar anlamda CHP tabanı diyelim, belki daha doğru olur. CHP tabanı, Gezi'ye ilişkin tweetlerin silinmesiyle tam olarak ihanete uğradıkları duygusuna kapılmıştı. Benim gözleyebildiğim kadarıyla çok özel bir lince maruz kaldı Teğmen Çelebi. Konu özellikle silinen tweetlerdi. Tele1'de Enver Aysever'in de gündemindeki mesele buydu. Soruyorum.

Berkin Elvan'ın tweetini niye sildin? Berkin ile Eren arasında yani biri muhafazakar bir ailenin çocuğu, biri Alevi solcu bir ailenin çocuğu diye mi ayrım yaptın? Bu ülkenin çocuklarını ayıran bir insan Cumhuriyeti nasıl savunacak? Atatürk'ü nasıl savunacak? Bana bir anlatır mısın? İki gün boyunca tren topuk oldu Mehmet Çelebi.

Çok sert bir sosyal tepkiye maruz kaldı ve sonunda iddiaları reddetti. Siyasi hayatına bağımsız milletvekili olarak devam edeceğini söyledi. Sosyal medya hesabını askıya aldı ve bir süre canlı yayınlara katılmayacağını açıkladı. Böylece konu kapandı. Şimdi, Mehmet Çelebi olayını detaylara boğmak istemedik. En iyi konu bu kadar işte. Bir CHP milletvekilinin AKP'ye katılma teşebbüsünün yol açtığı sosyal sonuçları gözledik bu süreçte. Ancak, CHP'den AKP'ye geçen ilk isim miydi Çelebi? Yok.

Mesela benim aklıma karşılaştırma yaparken tezimi kolaylaştırmak adına Savcı Sayan geliyor. Bugünlerde AKP'nin Ağrı Belediye Başkanı kendisi. Savcı Sayan da Deniz Baykal'ın bu arada CHP'nin Merkez Yürütme Kurulu'na soktuğu bir isim. Yani CHP MYK'dan bir isim Savcı Sayan. Deniz Baykal genel başkanlıktan istifa ettikten hemen sonra AKP'ye transfer olmuştu. Çelebi'ye gösterilen tepkinin yakınından bile geçmedi Savcı Sayan'a dönük tepki.

Evet bunda sosyal medyanın o dönem bugünkü kadar etkin ve yaygın olmamasının da payı var. Savrı Sayan'ın Teğmen Çelebi kadar tanınmamasının da payı var. Ama hepsinden de öte Savrı Sayan çizgisi olan bir siyasetçi değildi. Siyasette herhangi bir duruşu temsil etmiyordu. Bizim memleketin zehirli siyasi iklimindeki alelade bir siyasetçiydi o. Koltuk peşinde koşan, dünya görüşüyle gündem olmayan biriydi. Rüzgara göre şekil alan biriydi. Yani hissettiriyordu zaten bunu.

7 Haziran 2015 seçimlerinde de AKP'nin İzmir'den 7. sırada milletvekili adayı olmuş, onu da kazanamamıştı. Siyasette kapladığı alan da o kadardı. Meşhur olmak isteyen biriydi, seçim sürecinde AKP'nin eleştirdiği CNN Türk'e katılmış, yayında Mirgün Cabas'la tartışma çıkararak gündeme gelmeye çalışmıştı.

Siz bu yayın grubu olarak bugüne kadar Türkiye'nin birliği, beraberliği için hiçbir çaba sarf etmediniz ki. Ne zaman ki bir nifak sokmak için işinize bir şey geliyorsa onu değerlendiriyorsunuz. Beni de onun için çağırmışsınız ama ben o çağırdığınız insanlardan değilim. Gittiğim her yerde aynı konuşurum. Dolayısıyla ben gelirken bile Aydın Doğan grubunun beni çağırmasının sebebi benim çok sevdiklerimden değil.

tuttuğunuz ağırlık, siyasette kapladığınız ağırlık ülkede herhangi bir kişinin nifak sokması için işe yarayacak bir ağırlık değil. Öncelikle isterseniz bunun bir farkına varın da, siz yanaştığınız partide İstanbul'da İzmir'de 7. sıradan ada gösterilmiş bir insansınız. Yani eğer bu kadar makbul bir insan olsaydınız sizi 7. sıraya koymazlardı herhalde değil mi?

CHP'liler Savcı Sayan gibi bir siyasetçiyle hiç gurur duymadı, partide keşke olmasa denen isimlerden biriydi. O yüzden Savcı Sayan AKP'ye geçti diye karalar da bağlamadılar. Fakat Mehmet Ali Çelebi öyle değil. Ergenekon mağduru, Kemalist bir Türk subayı, CHP'lerin önemli bir kısmının partide görmekten son derece memnun olduğu bir isimdi. Savcı Sayan gibi dünya görüşü mulak bir de değildi, bir kimliği vardı. Mehmet Ali Çelebi'nin şahsında tartıştığımız bu kimliğin, altılı masa siyasetine genel olarak uzak baktığı ortada.

Yani sadece Mehmet Ali Çelebi değil, bir takım CHP'li seçmenlerden tutun da, Memleket ve Zafer Partisi tabanına kadar bir çemberi içine alan bir kimlikten bahsediyorum. Bu kimliğe bir isim bulmak zor. Akla gelen ilk ifade ulusalcılık oluyor. Hatta Teğmen Çelebi'yi de bu siyasi akımın içine yerleştirebiliriz, yani ulusalcıdır diyebiliriz. Ama bu ifadeyi Zafer Partililer reddediyor. Onlar kendilerini Türkçü olarak tanımlıyor.

Ulusalcılığın cumhuriyetten önceki Türk tarihine yeterince sahip çıkmadığı görüşündeler. Fakat altılı masa siyasisine uzak duran muhalif çizginin içinde Zafer Partisi de var. Bu nedenle, ulusalcılar altılı masaya uzak duruyor deyince, hakikate ulaşamıyoruz, Zafer Partisi'ni elemiş oluyoruz. O halde Atatürkçülük diyelim mesela. O zaman da CHP'nin içinde kendisini Atatürkçü olarak tanımlayanlara ne diyeceğiz? Atatürkçüler altınlı masa siyasetine uzak duruyor desek doğru olmaz. Kendisini Atatürkçü olarak tanımlayanların çok büyük çoğunluğu altınlı masadan umutlu. O halde Zafer Partisi, Memleket Partisi gibi partilerde cisimleşen, Mehmet Ali Çelebi örneğindeki gibi bir savrulma potansiyeli taşıyan bu siyasi çizgi ne demeliyiz? Ben en geniş çerçevede değerlendirebilmek adına milli bekarcılık veya devlet perestlik demeyi tercih ediyorum.

nasıl bir siyasi duruştan bahsettiğimi sanırım en azından işaretlerini verdim. Detaylandıralım. Bu anlamda Millet İttifakı AK Parti'yle veya AK Parti'nin bir bölümüyle ittifak yaparak AK Millet İttifakı'na dönüştürmüşlerdir bu ittifakı. Ama bu altınlar ittifakı değil, bu altı artı birler ittifakı. Bir kim artı bir, o da HDP.

Bu akım kendi içinde fraksiyonlara ayrılabilirse de ortak özellikleri altılı masaya, Atatürk'e referans vererek uzak durması. Fakat tabii referansı verirken Atatürk'ün özellikle milliyetçi karakterine vurgu var. Bu vurgudan hareketle, HDP'nin desteklediği bir oluşuma, içinde Deva ve Gelecek Partisi'nin olduğu bir masaya destek verilmez diyorlar. Bu mesafeli duruş Mehmet Ali Çelebi'de öyle bir noktaya geldi ki Çelebi AKP ile flört edecek kadar savruldu. Evet belki kişisel menfaatler de Çelebi'yi bu savrulmada motive etmiş olabilir fakat bu savrulmasına açıklama getirirken en azından ideolojisinden besleniyor Teğmen Çelebi. Bu haliyle CHP'ye de sert şekilde yükleniyor. Mesela Canan Kaftancıoğlu'nun İstanbul koşusuna 1919 göğüs numarasıyla katılması Mehmet Çelebi tarafından sert şekilde eleştiriliyor. Biz de yedik.

Hanımefendi atatürkçü oldu. Bir de ne mahsuru var derseniz, buradan yükselen bir direnç, muhalefetin içindeki kararsızların kararsız olarak kalmasına, motivasyonlarının azalmasına neden oluyor. Peki ne zamandan beri var bizim siyasi yelpazemizde bu akım? Yeni mi çıktı? Aslında tabii kökleri var, yani bir iz düşümünden bahsedebiliriz.

Yani şunu söyleyebiliriz, 1980'den önce bizim siyasi yelpazemizde böyle bir akım yoktu. Zaten soğuk savaş vardı, dış politikada merkez siyaset ABD bloğuna yakın dururdu, sol fraksiyonlardan bir kısmı 3. dünyacıydı ya da bağımsızlıkçıydı diyelim. Onlar da merkez siyasetle temsil edilmezdi.

Bir kısım sol fraksiyon da Çin ya da Sovyetler bloğuna yakındı. Yani böyle milli bekacı bir çizgiyi net bir şekilde tarif edemeyiz 1980'den önce ama illaki tabi ideolojik köklerini oralarda alıyor. 12 Eylül'den sonra Türkiye'nin sol siyaseti kendi içinde bir çatallaşma yaşadı. Bir tarafta solda Murat Belge'nin yönetimindeki Yeni Hayat dergisinde vücut bulan bir liberalleşme eğilimi gözlenirken, bunun karşısında Atatürk'e verilen referansın tonu artan bir sol milliyetçilik ortaya çıktı. Fakat bunlar büyük oranda sol içi ayrışmaydı.

Bu ayrışmanın tarafları da birbirlerinden nefret eder hale geldiler. Fakat aydınlar içindeki derinlikli tartışmalar, geniş halk kesimlerinde bir sosyal kamplaşmaya da neden oldu. Bu kamplaşma 12 Eylül 2010 referandumunda cisimleşti. Atatürkçü aydınların ve bir takım sosyalist grupların hayır tavrına karşılık, liberersi olarak ifade edilen bir grup, yetmez ama evet tavrıyla gündem oldu.

Türkiye, biz bu düzenden memnunuz, değiştirmeye gerek yok demiş olacak. Uzun bir süre daha sivil anayasa hayal olacak. 12 Eylül'de değişim için yetmez ama evet diyoruz. Anayasa değişikliğine yetmez ama evet diyoruz. Evetçi değiller, altını çiziyor. Yetmez ama evetçiler. Bu yetmez ama ifadesi, Bu grubun AKP ile olan farkını ortaya koyuyordu. Yetmez ama evetçiler o dönemde muhalif kamuoyu için oldukça antipatikti. Gerçekten ben de bu tavrı anlamaya çalışan bir üniversite öğrencisiydim o zamanlar ve yetmez ama evetçilerin argümanlarını oldukça hatalı buluyordum ve hayırı savunan bir üniversite öğrencisiydim. Aradan yıllar geçti ve hayırcıların iddialarının daha kuvvetli olduğu anlaşıldı.

Fakat bu durum, bir hayırcı olarak söylemem gerekir, geniş muhalif kesimlerin zihinlerinin manipüle edilmesine de yol açtı. Uğrumcular, Ahmet Taner Kışsalılar, İlhan Selçuklar, Atilla İlhanlar, bu ayrışmanın ikinci grubunu oluşturuyordu. Gördüğünüz gibi bir kısmı katledildi, bir kısmı ise hayatını kaybetti. Ama bir kuşak Atatürkçü Aydın, 2000'li yılların sonuna geldiğimizde son temsilcilerinin de hayatını kaybetmesiyle maalesef son buldu.

Bu aydın kuşağının belki de son temsilcisi, 21 Haziran 2010'da aramızdan ayrılan gazeteci İlhan Selçuk'tu. Bu aydınların takipçileri, 2010'lu yıllarda kendi içlerinden derinlikli bakış açıları olan yeni bir aydın kuşağı çıkaramadı. Yani, yetmez ama evet tavrının entelektüel, tarihselci, derinlikli bir eleştirisi de sunulamadı. Tamam, haklılardı hayırcılar ama, yetmez ama evet neydi tam olarak anlaşılamadı.

Durum böyle olunca, yetmez ama evetçilerin karşısında konulmanan herkes, muhalif kamuoyu tarafından muteber insan sayılmaya başladı. Hayırcı mısın, o zaman bizdensin. Yetmez ama evetçi misin, o zaman hainsin. Aydınsız kalan kesimler bu sığ analizlere hapsoldu. Yetmez ama evetçiler AKP'li miydi? Hayır. Muhafazakâr mıydı? Hayır. Peki nasıl oluyorlardı, evet diyorlardı. Demek ki haindi bunlar.

gözümüzün önünde cereyan eden hadiseyi nasıl göremiyorlardı? Demek ki birilerinden para alarak bu işi yapıyorlardı gibi bir algı oluştu. Yani meselenin entelektüel tartışmasına hiçbir eleştiri sunulmadı. Yetmez ama evetçiler de o yıllar içinde yaptıkları açıklamada mesele AKP değil, mesele demokrasi çizgisindeydi.

Bugün de 2010'daki yetmez ama evet çizgisinin içeriğini değil ama, yöntemini benimseyen bir akım olarak milli bekârcılık, devletperestlik ortaya çıkmış durumda. Söz konusu bu akım AKP'li mi? Hayır. Muhafazakâr mı? Hayır. Peki nasıl oluyor da AKP'ye zımnen destek veriyorlar? Yetmez ama evetçilere benzer biçimde, mesele AKP değil, milli bekâr diyerek. Birinci kuşak yetmez ama evetçiler, mesele AKP değil, demokrasi diyordu, bunlar demokrasiye de milli bekâr diyorlar.

Bu da onları objektif olarak ikinci bir yetmez ama evet dalgasına dönüştürüyor. Siyaset, kendi sözünüzü başkasına söyletebilme sanatıdır derler. Yetmez ama evetçiler bu yüzden AKP için çok önemli olmuşlardı. İkinci dalgadakiler de öyle.

Bugün milli bekarcılar, Cumhur İttifakı'ndan farklı bir şey söylemiyor. Altılı masaya dönük eleştirileri Cumhur İttifakı'yla aynı. Tümüyle evetçi değiller. Öncülleri gibi yetmez ama evetçiler. Yani doğrudan AKP'lidir diyemeyiz. Milli bekarcılık olarak zuhur eden ikinci dalga yetmez ama evetçilik, bu arada ilk dalga da nefret ediyor.

Zaten ilk dalkadaki pek çok ismin muhalif saflara katılmış olmasından da rahatsızlar. Yani geçmişte yetmez ama evet tavrı göstermiş isimlerin muhalefe saflarında olması onları kuşkulandırıyor, rahatsız ediyor. Onlarla aradaki farkı ortaya koymak istiyorlar. Mehmet Ali Çelebi de CHP'den istifası sonrası katıldığı tarafsız bölgede CHP'den ayrılaşını şöyle açıklıyor. 29 ekip ruhuna sahip olanlar Ahmet Altan'ı, Ilıca'yı kabul etmez.

Kupasçılarla ilgili övgü dolu sözlere milletvekili olmadan önce de milletvekili olduktan sonra da karşı çıkıyoruz. Hem Ahmet Altan hem Çelebi olmaz. Hem Nazlı Ilıcak hem Çelebi olmaz. İkisinden biri olur. İttifaklar siyasetinin netlik kazanması milli bekarcıların abdestlerinden şüphe duymalarına neden oluyor.

O varsa ben yokum, o varsa siz de hainsiniz tavrı aslında aksiyoner değil, reaksiyoner bir çizgiye işaret ediyor. Yani kurucu olmaktan çok tepkisel bir harekete dönüşmüş durumdalar. Siyaseten durdukları yeri, siyasi hasımlarının durduğu yer belirliyor. ve siyasi hasımları da Erdoğan'dan çok daha fazla yetmez ama evetçiler. Günün sonunda Erdoğan için ikinci dalga bir yetmez ama evetçiye dönüşüyorlar. Yetmez ama evetçilere dönük nefretleri üzerinden yaptıkları siyaset onları aynı zamanda Batı karşıtı, hatta demokrasi karşıtı bir çizgiye ittiriyor. O yüzden Erdoğan'dan o kadar da rahatsız değiller. Faşizan eğilimler onları rahatsız etmiyor.

Fakat söz konusu milli bekarcılığın ideolojik köklerin ağırlık merkezi Türkiye soluydu. Ne hale geldi yani baya sağ savruldular. 2000'li yıllarda ulusalcılar diyelim o yıllar için, milli bekarcılığı sonradan tanımladık. 2000'li yıllarda ulusalcıların içindeki sol ağırlık azalmış olsa da ulusalcı aydınların hemen hepsi ideolojik birikimlerine 60'lı 70'li yıllarda Marxist çerçevede edinmişti.

Halbuki bugünlerde, Saden esinlenen milliyetçi tonu çok daha yüksek bu hareketin milli bekacı sonuçlarının. Nitekim bir ülkücü fraksiyon olan Zafer Partisi ile gönül bağları son derece güçlü. Bunlar, Mustafa Kemal'i anlayacak kratta olmayan hastalıklı kafaların ve sefil ruhların önüdür. Kurduğu devlette, Onun sağladığı nimetlerden yararlananlar şimdi onu yargılamaya çalışıyor. Peki bundan sonra ne olacak? Kayda geçsin diye bu bölümde geleceğe ilişkin bazı öngörülerde bulunalım. Altılı Masa'nın adayı önümüzdeki seçimleri kazanacak. Böyle varsayalım. Bu süreçte milli bekâcılık açıktan Erdoğan'ı desteklemeyecek fakat kararsızlığı örgütleyecek. Erdoğan'ı açıktan desteklemelerine müsaade etmeyen bir tabanları var.

Çünkü Erdoğan açlıktan desteklemeye kalkan bir figür olarak Mehmet Ali Çelebi'nin nasıl linç edildiğini gördüler. Fakat Kılıçdaroğlu'nun aday olması durumunda, bu cenahtan yükselen sert bir Kılıçdaroğlu karşıtı kampanyayla karşılaşacağız. Bu haliyle Erdoğan için kullanışlı konumdalar. Muhalefetin motivasyonunu bozup kararsız muhaliflerin en azından bir kısmının sandığa gitmemelerine neden olacaklar. Yani muhalifler Erdoğan'a oy vermeyecek onlar yüzünden. Muhalifler sandığa gitmeyecek veya motivasyon bozacaklar seçim kampanyası sürecinde. Demokrasi karşıta akımlar veya faşizmden diyelim. Faşizmden çok daha önemli sorun onların çizdiği milliyetçilik anlayışının akamete uğraması.

Zira demokrasi ifadesi de yetmez ama emekçilerin çok vurguladığı bir ifade olduğu için demokrasi ve insan hakları gibi terimlerde mesafeliler. Bu terimlerin batı tarafından fonlanan bir takım sivil toplumcu dernekler tarafından uydurulduğunu düşünüyorlar. Buradan hareketle batıyla çarpık bir karşıtlık ilişkisi kuruyorlar. Şöyle ki, antikapitalist değiller. 1930'lardaki tonuyla bir devletçilik belki manevi olarak sahiplendikleri bir fikir ama antikapitalist değiller.

Kafalarında net bir ekonomik model yok ama anti-emperyalist olduklarını söylüyorlar. Bu tuhaf durum nedeniyle yani emperyalizmi, kapitalizme içkin bir şey olarak değil de tıpkı İslamcılar gibi kültür emperyalizmi olarak görüyorlar. Böylece emperyalizme karşı Türk kimliğini aşırı vurguluyorlar. Göktürk alfabesi kullanmanın, bol miktarda Türk demenin anti-emperyalist bir tutum olduğunu düşünüyorlar.

Peki Erdoğan'dan sonra ne olacak? Altılım Hasan'ın Cumhurbaşkanı'nın muhalifi olacaklar. Yani bu süreçte tarafsız kalacaklar, Erdoğan'ın karşısındaymış gibi görünecekler ama muhalefetin motivasyonunu bozacaklar. Fakat Erdoğan'dan sonra, sonraki iktidarın muhalefeti olacaklar. Yani bugün ve 2024'te muhalefette durmaya devam edecekler.

Bu açıdan bakıldığında muhalefette AKP ve MHP bloğu ile beraber pozisyon alacaklar. Hiçbir zaman İslamcı olmayacaklar, böyle bir şey demiyorum. Seküler tonları devam edecek. Fakat Erdoğan'dan sonra muhafazakarlar da politik taleplerinden taviz vereceği için muhafazakarlarla veya İslamcılarla milliyetçilikte dirsek teması halinde olacaklar.

Yetmez ama evetçiliğin entelektüel bir eleştirisini vermedikleri için yetmez ama evetçileri Erdoğan'dan daha tehlikeli gören bu hareket, bu siyasi hasımlık nedeniyle milliyetçi muhafazakar sağa doğru savrulacak. Zaten ana omurgaları eski askerlerden oluştuğu için güvenlikçi bakış açıları nedeniyle bu pek de zor olmayacak. Bunları tahmin edebilmek zor değil. Zaman gösterecek ama reaksiyoner ve aydın tabakası olmayan ideolojiler kendi periferindeki güçlü ideolojilerin uydusu olmak zorundalar. Milli bekâcı ikinci dalga yetmez ama evetçiler de milliyetçi muhafazakârların yanı başında duracak. Bekleyip göreceğiz. İleride bu hareketi daha uzun konuşacağımızı düşünüyorum. Ancak Mehmet Ali Çelebi olayı üzerinden Türkiye'de son 2-3 yıldır ortaya çıkan ve büyüyen bir siyasi akımı tanımlamanın önemli olduğu da ortada.

Artık sona gelelim. Tren topu podb media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar kendi fikrinize tapmadığınız günler dilerim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)