Podcast

157: Trend Spor: Süper Lig’de ilk hafta tamamlandı, Basketbol U18 Milli Takımı’ndan gurur veren sonuç, Formula 1’de koltuk kaosu

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

2.5 aylık futbol hasreti sona erdi. Süper Lig'de birbirinden heyecanlı mücadeleler yaşanırken dört büyüklerin hiçbirinin sahadan mağlup ayrılmaması dikkat çekti.
Haftanın öne çıkan diğer gündem maddeleriyse 18 Yaş Altı Basketbol Milli Takımı'nın, Avrupa ikinciliğine uzanması ve Formula 1'de Alpine ile Oscar Piastri arasındaki koltuk gerginliğiydi. Hazırsanız başlayalım!
Konuk: Mali Selışık



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.227 kelime · ~26 dk okuma

Selamlar herkese. Trendspor'da bu hafta 3 konu var gündemimizde. Bir tanesi süperlik başladı. 4 büyüklerin maçlarını ve son durumunu değerlendireceğim. Ardından basketbol U18 Avrupa şampiyonası vardı. Milli takımımız bu şampiyonada final oynadı. Finalde kaybetti. Biraz o turnuvaya dair anekdotlar aktaracağım. Ve son olarak da Formula 1'de Vettel'in emekliliğini konuşmuştuk geçtiğimiz hafta Ant'la birlikte.

Bu kez Mali bağlanacak ve Vettel'in ayrıldığı sonrasında koltuk savaşları yaşanıyor Formula 1'de. Çeşitli olaylar yaşanıyor. Mali onları bize güzelce özetledi. Tüm bunları konuşacağız.

İlk olarak süperlikle başlayalım. Fenerbahçe kendi sahasında Ümraniye Sporu ağırladı ve taraftarını biraz biraz değil belki fazlasıyla hayal kırıklığını uğratan bir performans sergilediler. 3-3 beraber bitti maç. Kündemin bir numaralı konusu yeni transfer Gustavo'nun yetersiz performansı. Fenerbahçe belki de daha doğrusu şöyle diyeyim. Geçtiğimiz günlerde ben bir tweet atmıştım ve Ali Koç'un en büyük hobisinin belki de Fenerbahçe değil de Stopper olabileceğini söylemiştim bu tweette. Geldiğinden beri son dört yılda inanılmaz sayıda bir Stopper transferi yaptı ve hali hazırda bu sezonda, bu yaz transfer döneminde de iki Stopper kattı kadrosuna. Dün ikisi de ilk on birdeydi. Biri Luan Pérez Solbeck oynadı, diğeri de Gustavo Saha Stopper oynadı.

Transkriptin tamamını oku

Bu transferle birlikte, bu iki transferden sonra mevcut Fenerbahçe kadrosunda 7 tane stoper var. Bunların 6 tanesi de yabancı. Atilla Zalai, Loan Pérez, Tisserand, Serdar Aziz, Kolker ve Lemos. Ve onlara da Gustavo eklendi ki Gustavo'nun performansı gerçekten taraftardan tepki çekti. Özellikle son dakikalarda Fenerbahçe gol ararken topu gelişi güzel bir şekilde taça vurması, tribünlere vurması tepki çekti.

Öte yandan aslında geçen sezonun sonunu oldukça formda bitiren ve ligi de bu sayede ikincilikle bitiren Konya Sporu geçen Fenerbahçe'nin çok fazla transfere ihtiyaç olmadığı 3-4 nokta atışla çok daha iyi olabileceği konuşulurken Fenerbahçe tam 12 transfer yaptı. Hadi bunlardan iki tanesi Thiago Çıkır ve Lamina Diak genç yatırımları ve kiralanacaklar. Fakat onları çıkardığımızda dahi 10 tane yeni transferden bahsedebiliriz. Sezon başı planlamayla ilgili konuşurken daha çok 5-6 transfer üzerinden konuşuluyordu ama transfer sayısı 10'u geçti şu anda. Planlamayla sizi de çok fazla göremiyoruz. Belki buranın sorusu değil ama Fenerbahçe'nin planlamasıyla ilgili bize bilgi verebilir misiniz? Forvet transferi son olacak kaç yabancıyı göndermek istiyor Fenerbahçe? En azından bu konularla ilgili böyle genel bilgi verebilir misiniz? Bizim planlama tamamen hocanın

arzu ve direktifle çerçevesine geldim. Buraya gelmeden önce 4-5 diyordu. Ama bir buçuk ay takımla geçirince ve bazı fırsatları çıkınca onları değerlendirmek istedim. Ama bizim camiamız öyle bir camia ki her şeyi hocaya bıraksan niye öyle yapıyorsun? Transfer yapıyor yönetimince niye yönetim yapıyor, hoca yapmıyor? Bunun bir orta yolu yok ne yazık ki. Ama ben hocamıza da, ekibine de, takımımıza da sonuna kadar güveniyorum. Panik yapacak hiçbir şey yok. Daha yolun çok başındayız. Ve dediğim gibi belki de hayırlı bir sonuç oldu.

Bir tanesi Pedro, ki sakat geldi. Lincoln, Millian Arao, Emre Mur, İrfan Can Eğribayat, Kaleci, Bruma, Jashua King ve Alijovski transferleri geldi ki bunlar da yetmiyor. Bir de hala gelmemiş olan bir Center Four takviyesi daha bekleniyor. Son transfer kaldı diyor neyse ki Ali Koç. 11 yeni transfere ihtiyaç var mıydı? Bu tabii ki çok tartışılacak.

Ama biz öncelikle biraz saha içine odaklanalım. Ne yapmaya çalıştı Jorge Jesus? Biraz bundan bahsedelim. Luan Pérez, bir 90'lık bir sol stoper, Marsilya'da ağırlıklı olarak üçlü savunmanın solunda oynayan Luan Pérez, Fenerbahçe'de bir dönemlerin Barcelona'lı Solbeck'i Abidal gibi uzun boyuyla Sol bek oynadı, Ferdi sağ bekteydi. Ferdi olabildiğince hücuma çıkan ve o hücuma çıktığında Luan Pérez de tıpkı o Barcelona'daki Abidal gibi savunmayı üçleyen bir modeldeydi. Yani Ferdi'yi o sezonlardaki Dani Alves'e benzetirsek hücuma çıkma anlamında. Luan Pérez de savunmayı o şekilde üçlemeye çalışıyordu. Kafada bu vardı ama ne kadar uygulanabildi? Neredeyse hiç. Bu üç savunma oyuncusu Gustavo, Zalai ve Luan Pérez'den oluşan üçü savunma oyuncusu çok uzun bir üçlü ve fakat olabildiğince de ağır bir üçlü. Bilhassa çabukluk konusunda da problem yaşıyorlar. Daha henüz 40. saniyede Del Valle'nin arabasında Geraldo Altay'la karşı karşıya kaldı.

Daha ilk sızma o zamandan başladı. Daha sonra üçüncü goldeki penaltı öncesinde bir sızma var. Birçok pozisyonda sızma oldu. 60. dakika gibi Betayip Ümraniye Spor Center 4 savunma arkasına sarktı. Çok klas bir vuruşla golü de attı ama küçük bir adımla offside'deydi. Yani maç boyunca o savunma arkasına sızmalara engel olunamadı ki bu savunma hattıyla oynandığı sürece Fenerbahçe'nin sezon boyunca bu sızmaları çok daha fazla yaşayacağı ortada.

Alınan Gustavo'nun hiç düşünülmeyen kolkerden nasıl bir fazlası var o da bir soru işareti. Fenerbahçe'de Ali Koç döneminden beri maalesef yaşanan problem şu. Yeni bir sürü oyuncu geliyor ama gelen oyuncuların mevcut kadrodaki oyunculardan daha iyi olduğuna kimse kendisini ikna edemiyor. Yani 10 yeni transfer var ama bu 10 yeni transferden kaç tanesi mevcut kadroda yoktu. Yani örneğin Lincoln geldi, güzel. Çok güzel 2 Durantop golü attı, Slovacko'ya Frick'in golünü attı, güzel işler yaptı. Ama İrfan Can'dan daha müsteviyede bir oyuncu tartışılıyor.

Atıyorum Joshua King geliyor, Bruma geliyor. Bunlar mesela Rossi'den daha mı iyi oyuncu Bruma? Veya Valencia'dan daha iyi bir oyuncu mu Joshua King? Bunlar hep soru işareti. Birbirine benzer kalitede birçok oyuncu transfer etmiş olmanın sıkıntısı yaşanıyor. Bir kadro enflasyonu yaratıyor bu durum. Ve bu 4 sezondur, Ali Kovç yönetimindeki 4. sezondur. Aynı şeyleri görüyoruz aslında. Bu da taraftarı biraz negatif anlamda tabii ki etkiliyor. Tabii bu savunmadaki sızmalardan bahsettim. Onlardan daha garip olanı sızmaları hadi bekliyorsunuz fizyolojik olarak bu kadar uzun boylu oyuncuların dönüşlerinin, çabukluk, kendi etrafındaki hamle hızlarının falan yavaş olmasını zaten bekliyorsunuz bu kadar uzun üç oyuncunun. Ama daha acı verici olan bu kadar uzun boylu bir savunmanın kornerde direkt orta ile kafa golü yemiş olması.

İlk golü Durantop'tan yedikten sonra ikinci golde de yay civarındaki George'u bomboş bırakmaları ve o kadar boştu ki oyuncu. Korner kullanılırken ben ekran karşısında fark ediyorum yani George'a pas atsalar çok net pozisyon olur diye içimden geçiriyorum. Oradaki 11 oyuncu uyuyor ve George'a gelen pas yavaş ve kötü verilmiş bir pas olsa dahi o kadar boş bıraktılar ki oyuncu çok kolaylıkla şutunu atabildi ve gol yaptı. Ümraniye Spor'un çok zayıf bir kadroyla sahada yer aldığını da söylememiz lazım. Bu tabii Fenerbahçe'nin üzüntüsünü daha da pekiştiren bir durum. Örneğin Stopper Gulumac, orta sahaları Mırsic ile Oğuz, sol kanatları Delvaye ve sağ bekleri Serkan Göksu geçen sene de Ümraniye Spor'un ilk on birindeki oyunculardı.

Sağ toperleri Alisson'u, ki kendisi ilk penaltıda smaç gibi bir harekete kalkışıp amatör bir penaltı yaptı. Onun dışında fena oynamadı ama o penaltıda yani çok amatör bir işti. Bandırmadan transfer. Sağ kanatları, Geraldo yine Ankara gücünden transfer. Aslında tam bir TFF birincilik karması kurmuş durumda Ümraniye Spor ve bunu süperlikte yaptılar. Birazdan bahsedeceğimiz İstanbul Spor gibi, Trabzon Spor'la oynadılar onlar da. Veya Giresun Spor gibi Haftaya Galatasaray'la oynayacaklar.

Bu takımların kadroları da çok zayıf. Bazı takımlar geçen sezonlara göre çok daha zayıf bir şekilde lige giriyorlar ve Ümraniye Spor bu kadar zayıf bir kadroya sahip olmasına rağmen de ilk hafta Fenerbahçe'den puan almayı hatta neredeyse galibiyet alıyordu. Son dakika golüyle Fenerbahçe puanı kurtardı. Bunu başardılar. Önemli bir başarı. Ama kadrolar zayıf. Şunu da söyleyeyim. Ümraniye Spor'un hocası Recep Uçar, eski bir Abdullah Avcıhan trenörüdür. Onun ekibinden. Gerçekten çok kaliteli bir teknik adam. İstanbul Spor'un hocası Osman Zeki Korkmaz çok kaliteli. Giresun Spor'un teknik direktörü Hakan Keleç zaten geçen sezonun bence en iyi teknik direktör performanslarında ilk 2'ye 3'e yazarım.

Bu sezon ligde belki oyuncu kalitesinden çok teknik adam kalitesini konuşacağız. Kayseri Spor'un teknik direktörü Çağdaş Atan, Kayseri Spor transfer yasağı yemiş olmasına rağmen ve neredeyse orta sahası olmamasına rağmen Beşiktaş'a karşı etkileyici bir oyun oynadı. Kaybetmiş olmasına rağmen son dakika golüyle. Öbür tarafta Alanya sporun başında Fariyoli 4 gollu bir galibiyetle başladı. Nuriye Hoca var Antalya sporun başında. Bu sene gerçekten güzel teknik direktör işleri izleyeceğiz. Recep Hoca da Ümraniye'nin başında bu kadar zayıf bir kadroyla az daha galip geliyordu. Haftanın sürprizine imza attılar net bir şekilde.

Onun dışında Joshua King yeni transfer 73 dakika boyunca sahada kaldı. Çok etkisizdi Fenerbahçe'de. Sadece bir tane şutu var. O da isabetsiz, isabetli şut atamadan maçı tamamladı. Şut pası da yok. Dribbling de yok. Ön tarafa sonradan Serdar Dursun girdi. Mesela Serdar Dursun'un fiziğiyle çok çok daha etkili olduğunu gördük ama Fenerbahçe'de hep yeni gelen transferler eldekilerden daha değerli oluyor. Ve hep eldekiler B planı olarak atılıyor. Fakat yeni gelenler de eldekilerden daha iyi olmuyor. Az önce söylemek istediğim buydu.

Valencia'da iki gol attı ama ona rağmen açıkçası o da biraz Joshua King'e benzer tipte bir forvet. Fenerbahçe'de şöyle bir sıkıntı gördüm. Topu alan herkes dikine gitmeyi zorluyor. Bu hazırlık maçlarından beri böyle devam ediyor. Hep de bireysel yetenekli oyuncular transfer edildi. Emre Mor gibi, Bruma gibi. ve topa her alan kendi başına bir şeyler üretmek istiyor ve takım oyunundan uzaklaşıyor. Geçen sezonun ikinci yarısındaki Fenerbahçe'nin en önemli özelliği takım oyunun iyi oynamasıydı ve takım oyununu mevcut Fenerbahçe kadrosunda en iyi işleten isimler aslında Miha Zaysk ve Mert Akan yandaş gibi isimler. Hadi Mert Akan sakat ama Miha Zaysk'a az başvuruyor Jorge Jesus. Sonra 3. sırada Zaysk ve Mert Akan'dan sonra Crespo derim ben. O da hiç tercih edilmiyor.

Tabi Arao'nun da bir takım oyuncusu olduğunu söylemek lazım ama bu isimler dışındakiler Emre Mor, Bruman, Joshua King, Valencia, Lincoln çok fazla bireysel yetenek üzerinden zorlayan ve takım oyunu bozan tipte oyuncular. Geçen sene Chris Pozais, Mert Hakan üçlüsü merkezde birlikte oynadığı zaman takım oyununun gücü çok yükseliyordu. Bu oyunculardan vazgeçilmesi veya Mert Hakan'ın sakat olması Fenerbahçe'nin takım oyununu ciddi anlamda aşağı çekti ve işte Emre Mur bu bireysel yetenekler arasında en yeteneklisi olduğu için Emre Mur böyle Saman Alevi gibi özel yetenek parlamaları yapıyor. Bazen Slavaçka maçındaki gibi golünü de atacaktır. İyi işler çıkarıyor, kendine iyi bakıyor bu ara ve çok yetenekli olduğu için fark yaratıyor ama takım halinde 3-4 organize pas

Göremiyorsunuz Fenerbahçe'de. Biraz halı saha takımına döndü iş. O da açıkçası geçen seneki takım oyununun ardından böyle bir bireysel oyun. O da biraz can sıkıyor. Tabi taraftar da biraz ilginçti bu arada. Takım 2-1 öndeyken bir telefonla ışık şovuna başlandı ve maçtan çok kopuldu. O kornerde Giorgi'nin bomboş bırakıldığı pozisyonda herkes telefonlarıyla ışık şov falan yapıyordu. Maçta daha 60. dakikalar, maç bitmemiş 2-1 oyun. Taraftar da sahadaki futbolcular da oyundan koptu ve Giorgi o yüzden çok boş bırakıldı.

Daha sonra da ama maç döndükten sonra bin spors kameralarının tribünde ağlayan bir Fenerbahçe taraftarını çektiğini gördük. Hani o da aslında psikolojik olarak Fenerbahçe taraftarının ne kadar yıprandığını gösteriyor. Daha sezonun ilk haftasından ağlayan, gözleri dolan bir Fenerbahçe taraftarı. Tabii üzücü. Fenerbahçe'de hep beklentiler yüksek oluyor ama daha ilk maçından bu kadar kırılgan ve bu kadar konsantrasyonu bozuk. Takım olmaktan uzak. Yeni yapılan stoperlerden sonra o Kim Min Jae'nin

Fenerbahçe savunmasının çok çok altında bir savunma performansı. Tabii ki Fenerbahçe için üzücü bir başlangıçtı. Umarız kısa dönemde toparlanır diyelim ve Antalya Spor Galatasaray maçına geçelim. İki iyi teknik adamın müsabakasıydı. Az önce de bahsettim bu sezon iyi teknik adamları göreceğiz diye.

Bu maçta onlardan bir tanesiydi ve zaten böyle biraz satranç gibi birbirlerine karşı hamleler yaptıklarını gördük. Nuri Şahin daha avantajlıydı. Zaten Nuri Şahin'in kendi iç sahasına kaybetmeme serisiyle gelmişti bu maça. Bu maçta da çok net avantajlıydı çünkü Antalya Spor'un ilk 11'indeki 9 oyuncu geçen sezondan yer alıyordu. Öbür tarafta Okan Hoca'nın ise elinde yeni kurulan bir takım vardı ve en önemli handikaplarından bir tanesi de şuydu ki hem az sağdaki Dubua hem de yedek sağdaki Omar ikisi birden sakattı ve

Yaz transfer dönemi öncesi takımdan ayrılmak isteyen ve o yüzden de kadro dışı kalan B takımla idman yapan Sashaboy apar topar A takıma çağrıldı ve büyük bir maç ritmi eksiği varken ilk 11'e geçti. Ama Okan hocadan mantıklı bir hamle gördük. Sashaboy'un önünde sağ tarafta savunma yardımı daha fazla olan Berkan'ı oynattı mesela. Sergio Olvera'yı sol tarafta oynattı. Bu biraz Saşaboy'un eksikliğini kapatma hamlesiydi. Olabildiğince de işe yaradığını düşünüyorum ama Abdülkerim için zor oldu bu. Çünkü Abdülkerim'in önünde oynayan Olivier'a savunmaya biraz daha az destek veren bir oyuncuydu ve Abdülkerim'in önünde çok büyük geniş boşluklar bulduk.

Sezonun ilk maçına, Hacı Rayt gibi ligin geniş alanda en fulleli Santrafor'una karşı oynamak ve Nelson'la daha yeni yeni bir ikiliye haline gelmek zaten zor bir challenge. Abdülkerim için çok zor bir başlangıçtı. Biraz da zorlandı tabii. Hacı Rayt kendisinden çok daha hızlı bir Santrafor çünkü. Ligde Hacı Rayt'ten daha hızlı Santrafor da çok çıkmayacak yani bir daha önüne. O yüzden zorlu bir başlangıçtı. Zaman zaman Nelson ile Abdülkerim arasına sızan Haji Wright'ın pozisyonlarına da Mustara'nın kalitesi engel oldu. Biraz Galatasaray'ı Mustara o sayede ayakta tuttu. Galatasaray'ın da Antalya Spor Solstoperi Kudriyaşov üzerinden bir hücum zorladığını görüyoruz. Kudriyaşov da çok ağır ve artık yaşlanan bir solstoper oyuncusu. Rus milli takımında da oynuyor ama orada da hep zayıf karnı oynuyor. Onu hem Emrak Baba'nın hem Yunus'un çabukluğuyla işleyebileceklerini düşünüyordum. İlk yarıda öyle pozisyonlar da oldu ama Emrak Baba'nın bitiriciliği eksik geldi. Hem final pasları vermekte veya final şutu atmakta eksik kaldı ki Emrak Baba'nın yerine Galatasaray Dreyse Mertens'i transfer etti ve Mertens'in de en önemli özelliği bu final pas ve şutları atması aslında. Belki Mertens bu maçı yetiştirmiş olsaydı Galatasaray için daha kolay bir Antalya Sporu maçı da olabilirdi. Belki son dakikaya, 90. dakikaya kalmazdı ama yine de ilk hafta için Galatasaraylılar tabii ki çok mutlu çünkü en zor deplasmanlardan bir tanesi. Çok sıcak hava, zor zemin, sakatlık da verilmemiş. Birçok açıdan Galatasaraylılar adına mutluluk vericiydi. Bunlardan en mutluluk verici olanlardan bir tanesi de Mischo'nun, yeni transfer Mischo'nun maçı çeviren isimlerden bir tanesi olması.

golün öncesinde hem yayda Antalya Spor'un şutunu engelliyor hem de ondan sonra 60 metre koşup asisti yapan oyuncu oluyor. Biliyorsunuz Michaud böyle taraftarlar tarafından çok büyük beklentilerle karşılanmadı Torreira ve Mertens gibi. Ama böyle hep sessiz sedasız gelen isimlerin iyi performanslar verdiğini hatırlarız. Michaud'e de benzer bir durum olabilir. Tam bir takım oyuncusu zaten ve 60. dakikada onun oyuna girmesi de aslında Okan Hoca'nın mantalitesini gösteren bir hamleydi. Okan Hoca yorulan Emrak Baba'yı çıkarıp Missio Berkan Oluviera ile daha sağlam bir merkeze geçebilirdi. Ama hem Oluviera'yı hem Emrak Baba'yı oyunda tutup sadece Missio'yu savunmaya ağırlıklı ortası olarak oynattı. Ve bu aslında Okan Hoca'nın temkinli bir anlayışa değil de yeri geldiği zaman cesur hamleler yapabilen bir teknik direktör olduğunu delalet eden bir değişiklikti. Nitekim bu değişiklik ortası ay sadece Missio'ya bırakmak ve yorgun

Yorulmuş Oliviera ile Emrak Baba'yı uzun süre oyunda tutmak riskliydi de bir Antalya spor golüyle de sonuçlanabilirdi. Risk aldı. Bu risk onun için şanslı bir şekilde sonuçlandı. Galibiyetle sonuçlandı ama risk almaktan çekinmeyen bir teknik direktör olduğunu da Okan hocanın görmüş olduk. Tabi Galatasaray'da her şey de toz pembe değildi. Sorunlar da devam ediyor.

İşte savunmanın merkezi Nenson'un ayrılma ihtimalinden bahsediliyor. Seviyan'ın Markow gibi ona da teklif verdiği hatta daha da fazlasını verdiği yazılıyor. Nenson satılırsa savunmada daha da büyük problemler olabilir. Fenerbahçe'nin Kim Ming'e'den sonra yaşadığı savunma zaafını görünce Marka üzerinden sonu da kaybederse Galatasaray hani rakibine bakıp, ezeli rakibine bakıp acaba Nelson'u satmaktan vaz mı geçse diye de düşünmüyor, değilim. Öte yandan daha bunlar adapte olacak, tabi Toreira'nın gelmesi Galatasaray'ı savunma anlamında çok daha iyileştirir. Bir şansı var Galatasaray'ın, önümüzdeki 2 hafta Giresun spor ve İmraniye spor gibi nispeten zayıf rakiplerle oynayacaklar ve Torreira gibi Mertens gibi yeni transferler oturana kadar, 4. haftadaki Trabzonspor maçına kadar 3 maçta 9 puanla başlama avantajı var. Genelde geç yapılan transferleri

Öncesinde puan kayıpları biraz can sıkabilir. Torreira'nın Mertensi Misio'nun ilk 11'e oturduğu Galatasaray kadrosuna kadar Galatasaray'ın puan kaybı yapmamış olması da Galatasaray için çok büyük bir avantaj olabilir. Bu Giresun Spor ve Ümraniye Spor maçlarında Fenerbahçe'nin yaptığı gibi bir rehavete kapılmaması gerektiğini düşünüyorum Galatasaray'ın. Biraz daha motive de görüyorum açıkçası Galatasaray'ı o açıdan Fenerbahçe'ye göre. İyi bir başlangıç oldu Galatasaray'la ve önümüzdeki haftalarda

neler olduğunu göreceğiz ama daha heyecanlı bir Galatasaray, daha hevesli bir Galatasaray'da gördüğümü söylemem lazım. Beşiktaş'a geçelim. Beşiktaş'ta bir dörtlüye dönme konusu var ki oldukça ilginç çünkü geçen sezonun Valerian İsmail geldikten sonra direkt üçlüye dönen bir Beşiktaş ve haftalarca üçlü oynayan bir Beşiktaş, sezonu o şekilde bitiren bir Beşiktaş, yaz kampı boyunca sürekli üçlü oynayan, hazırlık maçlarını üçlü oynayan bir Beşiktaş, son anda dörtlüye dönmeye karar verdi. Niye dörtlüye dönmeye karar verdiğine dair bazı fikirlerim var. Onlardan bir tanesi Rosier. Rosier, üçlünün kenar oyuncusu olduğu zaman, 3-4-2-1 ile 3-4-1-2'li sistemlerin dörtlünün kenar oyuncusu olduğu zaman, başlangıçta spor kamuoyunun düşüncesi, Rosier'in yetenekli bir oyuncu olduğu için, kaliteli bir oyuncu olduğu için hücumda daha çok yer alabileceği ve daha katkı sağlayabileceği, bu yeni sistemde daha verimli olabileceği yönündeydi.

Ben de açıkçası yarım alanda hem içeriye, merkeze doğru top sürebilen, hem çizgiye doğru top sürebilen Rosier'in, hücumda oldukça kaliteli işler yapabilen Rosier'in 3-4-2-1'li dizilişlerde daha da etkili olabileceğini düşünenlerdendim. Fakat atladığımız bir konu olmuş bence bu 3-4-1-2 gibi dizilişlerde kanat oyuncuları Aslında iki kişilik oynamaları gerekiyor yani hem savunma çizgisini hem hücum çizgisini kanadını bir oyuncu ile yapmanız gerekiyor bu sistemlerde fark yaratabilmeniz için. Yani sizi artı bir kişi gibi oynatmaya sağlayan bu üç dörtlü sistemlerin aslında olayı çok koşup çok mücadele edebilen çok dayanıklı kenar oyuncularına sahip olmak. Bu sayede sanki bir kişi fazla oynuyormuşsunuz gibi bir izlenim yaratıyor. Eğer çizgiyi boydan boya kullanabilecek dayanıklılıkta bir bekiniz varsa, atıyorum geçmiş yıllardan İbrahim Üzülmez gibi diyelim. Yetenekten önce aslında bir dayanıklılık ve devamlılık, o çizgiyi boydan boya kullanma devamlılığı gerektiriyor pozisyon. Fakat Rozier'de yetenek ve kalite fazlasıyla var olmasına rağmen o dayanıklılık ve fizik kalite maalesef yok.

Gittiği zaman dönmekte, döndüğü zaman gitmekte sorun yaşayabiliyordu. Geçen sezonda bu hazırlık maçlarında da Rosia'da böyle bir problem yaşandı. Hatta Rosia'yı son hazırlık maçlarında üçlü stoperin sağ stoperi olarak bile kullandı Valerian İsmail. Yani dörtlüyü oynamasından oldukça fikren uzaklaşmıştı. Yani dörtlü savunmanın sağ beki olduğu zaman önündeki bir oyuncu ile alverleri yapma ve hücuma birlikte katılma da iyi ama tek başına o çizgiyi boydan boya kullanmak da yapamıyor.

Eski Galatasaraylı Mariano da öyleydi mesela. Çok teknik, Brezilyalı, çok yetenekli back ama boydan boya kullanmak o eski Hakan Ünsal'lar gibi, İbrahim Üzülmeniz'ler gibi o dayanıklılık gerektiren bir şey. Ve Rozier'de bu yoktu. Rozier'den bu performansı alamadı Valerian İsmail. Sol taraftan

Rıdvan'dan alabiliyordu o performansı. Rıdvan'ın gerçekten çok dayanıklı, çok enerjisi yüksek bir oyuncu ve devamlı git-gel yapabilen bir oyuncu. Rıdvan'ı da kaybetti. Bu transferden tek mutlu olan benim demişti hatırlıyorsanız. Onu da kaybettikten sonra Umut Meraç kaldı elinde tek. Umut Meraç da o 4'lü yani 3-4, 1-2'li sistemlerin kenar kanat beki olmaya en son aday. Çünkü hücumda çok etkisiz bir oyuncu. Sadece 4'lü savunmanın beki olabilecek bir oyuncu. Yani iki kenar beki birden bu sisteme uymuyor. Öbür taraftan Gezal, başlangıçta 3-4-2-1 başlamıştı Beşiktaş ve ön taraftaki 2-10 numaradan sağ 10 numara gibi oynuyordu Gezal. Ve o pozisyonda biraz kotarabiliyordu çünkü merkezde konumlanıyor yeri geldiği zaman. Yeri geldiği zaman da markacıdan kaçmak isteyen bir oyuncu Gezal. Çünkü çok çabuk bir oyuncu değil. Daralana rakip kümelendiği zaman

Gezal biraz ezilebiliyordu ama kendisini o dar alandan, kümelenilen alandan, çizgiye doğru boşa attığı zaman topu daha rahat alıp ününü açtığı zaman daha etkili olan bir oyuncu. O yüzden 2-10 numaradan birini oynadığı zaman yine kendisini taç çizgisine doğru atabiliyordu. Ama sonradan nedense Larimbaç Şuayi ikilisine geçip arkada tek 10 numaraya dönmeye başlamıştı Valerian İsmail ve Gezal'ı tek 10 numara yaptığınız zaman çok fazla merkeze koyuyorsunuz. O zaman kanada açılma ihtimali çok azalıyor.

Ve merkezde de oyuncu boğuluyor. Yani hem Roziye'yi bu 3-4-2-1'li sistemde, 3-4-1-2'li sistemde bozmuş oluyorsunuz. Roziyelerden faydalanamamış oluyorsunuz. Hem Gezal'dan faydalanamamış oluyorsunuz. Hem Rıdvan'ı kaybettiniz. Tüm bu oyuncuları bozan durumlar, Valerian İsmail'i son anda sisteminden vazgeçmeye zorladı diye düşünüyorum ben açıkçası. Bir de tabii Josef sakatlandı. Üstüne Emirhan da ayrıldı. Merkezde,

İlk hazırlık maçlarında hiç süre bile almayan neredeyse Kartal, birden Salih'le birlikte kendisini ilk 11'de buldu. Bu 4-3-3'ü yapacaksa eğer Beşiktaş'ın, o zaman Kartal yerine daha belki daha böyle Josef gibi, tabi Josef de sakatlıktan sonra iyileşecek ve toparlayacaktır ama daha fizik gücü yüksek, daha kesici özellikleri iyi olan bir ortasa belki gerekiyor veya Salih yerine. Hem Salih hem Kartal ikisi de oyun kurucular ve fakat Valerian İsmail'in oyun kurmak gibi bir derdi yok zaten. Aslında bu merkez üçlüdedeki oyuncular da Valerian İsmail'in oyun yapısındaki oyun aklına uygun orta sahalar değil. Mulyaka bu sefer yine 4-3-3'ün kenar oyuncusu olmayı çok isteyen bir oyuncu değil ki Kasımpaşa'da da Umut Bozok'la oynadıkları zaman Umut'u kesmişti zaten o da hani o zaman da sol kenar forvet veya sağ kenar forvet oynamayı çok istemiyordu. Hani şimdi 4-3-3 yaptığınızda da orta sahanın merkezi problem oluyor. Veya Muleka'yı Forvet'teki kadar etkili kullanamıyorsunuz. 3-4-2-1, 3-4-1-2 yaptığınızda az önce bahsettiğim gibi Rozia Gezal problemleri oluyor. Bir türlü yani bu kadro hem dörtlüye de çok uymuyor, hem üçlüye de çok uymuyor. Zaten Stopper'de bir problem var. E şimdi birden dörtlüye döndünüz, 2 milyon euro verdiğiniz Emrecan yedek başladı. Hani dörtlüye dönülecekse mesela 2 milyon euro verilmezdi Emrecan'a. Öyle de bir durum var. O alındı, Emrecan tabi 2.8 milyon euro Abdülkerim'e verilmedi, çok bulundu. Hem Ali Koç tarafından hem Beşiktaş yönetimi tarafından. Sonra şimdi iki takım da Abdülkerim gibi bir oyuncuyu arıyor aslında. Öyle bir konu da var ama bir yandan da Beşiktaş'ta çok kaliteli isimler de var. Onlardan bir tanesi Vegos, bir tanesi Gezal ve bu ikilinin birlikteliğinden kalitesinden 90 artı 5'te gelen gol doğdu ve Beşiktaş kalitesiyle 3 puanı aldı. Bu kaliteye Jetson da ekleniyor. Sais gibi nihayet kaliteli bir stoperi var Beşiktaş'ın. Bunu da söyleyebiliyoruz. Geçen sezon yoktu bence. Erosia gibi kaliteli bir beki var. Aslında birkaç doğru takviye ile dörtlü savunma sistemine uygun bir iki merkez orta sahayla bu problemler de çözülebilir gibi geliyor. Yani çok da enseyi karartacak bir durum da yok bence. Son olarak Trabzon'a geçelim.

Trabzonspor'a çok uzun değinmeyeceğim çünkü Trabzonspor için yeni bir şey olmadı. Çok kendinden emin bir şekilde çıktı İstanbul Spor karşısına ve İstanbul Spor'da da yine Osman Zeki Hoca daha önce saydığım teknik direktörler gibi oyuncu kalitesi düşük olmasına rağmen çok disiplinli ve istikrarlı bir oyun oynatmaya çalışıyor. Ellerinden geleni yaptılar fakat Trabzonspor'un kadro kalitesi çok üstün geldi. Geçen sezon İstanbul Spor Duran Top'tan çok az gol yiyen bir takımken iki tane korner golüyle 2-0 kaybettiler. Cornelius Süper Kupa'dan sonra yine golle başladı. Hani İtalya'da sadece bir gol atıp gelen Cornelius burada artık açıldı tamamen ve bol gol atan, kolay gol atan bir futbolcuya dönüştü. Çok da bu sezona da iyi başladı. Cornelius'un ayrıca goller dışında 5 tane hava topu kazanması var ki takımı önde tutmakta, öne taşımakta bu hava topları üstünlüğü çok fark ediyor. Öbür tarafta Abdülkadir'in 4 dribblingle takımı öne taşıması da yine Cornelius'un hava topları Abdülkadir'in de top taşımaları fark yarattı. Viscian'ın şu 4 shoot pasıyla öne çıktığını görüyoruz ve daha da önemlisi geçen sene bir türlü çözüm bulunamayan sol back pozisyonunda Eren çabuk bir uyum yakaladı ve beğeniliyor taraftar tarafından. Gayet iyi maçlar oynuyor. Hem Sivas spor maçı hem İstanbul spor maçında hiç fena değildi. Sivas maçında hatta çok iyi oynadı. Larsen de aynı şekilde sağ bekte. İkibeki de Trabzonspor'un iyi başladı. Bir haber var. Berat'a Arabistan'dan teklif var ve Trabzonspor sürpriz bir bonservis geliri elde edebilir. Trabzonspor için iyi bir haber bu. Çünkü Berat geldiğinden sonra

Yarım dönem çok iyiydi, ilk geldiği yarım dönem. Ama geçen sezon takım şampiyon olurken geriye giden çok az oyuncudan bir tanesi Berat'tı. Herkes ileri giderken Berat geri gidiyordu. Geçen sezonu kötü geçirmiş Berat'ın oynadığı pozisyonda hem Siopis var, hem Doğucan alındı yeni. Hem de Dorukhan şu an sağ stopere oynuyor ama sağ stopere takviye geldiğinde Dorukhan da orada oynayacak. Zaten 3 tane pozisyon var 6 numarada. O yüzden Berat'a ve Berat'a geri giderken böyle iyi bir bon servis gelmesi Trabzon Sporu için bir şans oldu. Belki oradan gelecek para sağ stopere yapılacak yatırımı da karşılayabilir Trabzon için. Bu iyi oldu ve Trabzon için tabi İstanbul Spor Maçı biraz ölçü değildi. İstanbul zayıf bir rakipti Trabzon'a. Ama yine de mesela Fenerbahçe gibi rehavet içinde değillerdi. Biraz ikinci viteste, üçüncü viteste oynayıp galibiyet almayı bildiler. Sivas maçından sonra Trabzonspor yine aslında kendisini çok zorlamadan üçüncü viteste galibiyetlerine devam ediyor. Kalitesini konuşturmaya devam ediyor. İlk hafta biraz böyleydi. Biraz andolu maçlarına da değineyim. Karagümrük ile Alanya Sporu arasında İtalyanların maçı vardı. İki İtalyan teknik direktörün maçında Farioli'nin ekibi galip geldi. Farioli'den yine ilginç geriden oyun kurma atakları gördük. Kalesinde Edirne Spor'dan yeni bir kaleci var, genç bir kaleci var. Üçüncü ligde bu arada Edirne Spor ki ben de

Lilleburgazlıyım. Edirne, Lilleburgaz bizim oralar. Muhtemelen Edirne halkının yarısından çoğu Edirne sporun varlığından haberdar değildir. Yani böyle bir takımdan gelip direkt Süper Lig'de bu geriden oyun kurma oyunuyla tanışmak çok marjinal. Stoperi Menemen'den geldi, TFF 1. Lig'den. Kalecisi 3. Lig'den geldi. Yani 4 Alt Lig'den geldi.

Bu tip transferlerle yani bu kadar genç ve düşük seviye transferlerle bu kadar geriden oyun kurma, zor bir oyunu oynatması Farioli adına gerçekten ilginç bir durum. Dört gollü bir galibiyet aldılar. Başakşehir'de dört golle Kasımpaşa'yı yendi. Onlar da üstün bir sonuç almayı bildi. Süperlik de ilk hafta bu şekilde sonuçlandı.

Şimdi basketbola geçelim. İzmir'de 18 yaş altı Avrupa Basketbol Şampiyonası oynandı ve milli takımımız finalde İspanya'yı 68-61 kaybederek turnuvayı ikinci sırada tamamladı. Tabii çok önemli bir başarı. Türk basketbolu adına çok önemli bir başarı çünkü gelecekte de bu oyuncuların yine böyle büyük turnuvalarda bize tıpkı şimdiki gibi gururlar yaşatabileceğini görmüş olduk.

Yine bu turnuvada da bir milli takımın geri dönüşleriyle kendisinden söz ettirdiğini görüyoruz. Çeyrek finalde Litvanya'ya, yarı finalde de Slovenya'ya karşı yaptığımız geri dönüşlerle maçları çevirdik. Bu artık bizim milli takımlar için bir ritüel haline geldi. Biz bitti demeden bitmez sözü biliyorsunuz milli futbol takımı için de söyleniyor. Geçmişte milli basketbol takımında da bu tip galibiyetler alınmıştı. 18 yaş aldı, milli takımda aynı tarifi uygulamış. Turnuvanın ilk beşine seçilen bir ismimiz var. O da Tofaş'ta oynayan Berke Büyüktüncel'di. Turnuvanın en değerli oyuncusu da şampiyon İspanyol'un forveti İzan Almansa oldu. Tabii bu finalde kaybetmek şanssızlık. Yani bir yandan üzülüyorsunuz, bir yandan ama gururlanıyorsunuz da bunu çok yaşamaya başladık maalesef. Biliyorsunuz basketbolda majör turnuvalardan ele alacak olursak Euro Basket 2001'de

ve 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nda finalde kaybeden bir milli takım vardı. Kadın voleybol takımımız 2017'de yine Türkiye'de düzenlenen Avrupa Şampiyonası'na finalde Sırbistan'a mağlup olmuştu. Yani şanssızlık veya talihsizlik diye açıklamak bilmiyorum ne kadar doğru olur ama şu final işini bir türlü yapamadık ve ikinci olduk bu turnuvalarda. Son olarak bir de Formula 1'e değinelim yine. Geçtiğimiz hafta aslında Sebastian Vettel'in emeklilik kararını Ant'la güzel güzel konuşmuştuk, anlatmaya çalışmıştık. Fakat bu emeklilik kararı ortalığı karıştırdı. Bu sefer hem e-sport'un hem de YouTube'da Digital Racing kanalının Formula 1 yorumcusu Malice Alicia'ya soracağız. Vettel'in ayrılığı sonrası Fernando Alonso Alpi'nden ayrılıp

Vettel'in koltuğuna Aston Martin'e geçti. Onun ayrılığı sonrası Alpine'de işler karıştı. Piastri'ye koltuğu verdiler ancak Piastri bunu istemedi. Piastri'nin başka bir takıma gitmesi söz konusu. McLaren'e anlaşılacağı söyleniyor. Yani Formula 1'de tam olarak bu koltuklar değiştokuş ediliyor gibi. Ve bu konuları Mali'yle konuşacağız. Mali selamlar, hoş geldin. Merhaba, hoş bulduk. Geçtiğimiz hafta Sebastian Vettel'in emeklilik kararını açıklamasının ardından Ant konuya değinmişti. Ondan sonra ortalık baya bir karışmış. Senden kısa bir özet almak istiyorum öncelikle.

Evet, yani gerçekten FETEL'in emekliliğinin açıklamasıyla başlayan süreç diyebileceğimiz bir durum ortaya çıktı. Sebastian FETEL'in emekliliğinin açıklamasından sonra, pazartesi günü, Ağustos'un 1'inde, Fernando Alonso, biz artık tamam, yaz arasına girdik işte, Sports Digital Racing'de. Yaz arasına giriyoruz artık, son Macarest'ten Grand Prix videosunu kaydettik. İşte gittik, Castle Media'da o hastaları kaydettik. Bir sonraki günde bizim için son viraj vardı Esport'ta. Onları da toparlayacağız ve 2-3 hafta biraz daha böyle

Rahat bir 3 hafta geçiririz diye tahmin ederken Fernando Alonso bombayı patlattı Ağustos'un 1'inde, Aston Martin'e geçeceğini açıkladı. Ağustos'un 1'inde diye tekrar etmemin sebebi şu, bundan bir kere zaten ne Alp'in takım patronu Otmar Saffnauer'ın ne de Alp'in tarafında herhangi birinin haberi varmış. Bu bir kere zaten oldukça ilginçti. Bundan haberi olmadığını söylediler.

Sonrasında tamam dedik Alonso Aston Martin'e gidiyorsa Oscar Piastri'nin de böylece F2 şampiyonunu yani geçtiğimiz yılın bu sene kenarda duran Alpin ona koltuk bulamadığı için F2 şampiyonu Oscar Piastri de tamam Alpin'e geçecek böylece en azından ona bir koltuk bulmuş olacaklar dedik. Tamam bu da doğal. Piastri'yi de o ara açıklarlar diye düşünüyorduk. Biz işte salı günü Esport'ta programa başladık. Sevgili Serhan Necer ve Serha Kaynak programı sunuyorlar. Programın içerisinde ben ilk defa bir son dakika haberi girdim. O KJ'ye beraber girdik daha doğrusu ekiple.

Son dakika Alp'in Oscar Piastri'yi açıkladı diye. Fakat orada yayın sırasında Serhan abi de söyledi. Sosyal medyasında hiçbir şey yok Piastri'nin. Piastri'nin herhangi bir açıklaması da yok ki bu normalde basın bültenlerinde yer verilir. İşte çok mutluyum, süper oldu, şahane oldu falan filan. Onların hiçbiri yok ve yani promote edildi, terfi etti. Oscar Piastri gibi böyle biraz garip bir tweet vardı orada. Orada bir şeyler vardı. Programı bitirdik, dönüyoruz yolda. Serhan abiyle aynı otomobil içerisindeydik.

Bu sefer Oscar Piastri'den bir açıklama geldi 2023'te. Tweet attı sanırım. Evet tweet attı. Hatta galiba İnstagram'a da paylaştı emin değilim ama ben de tweet üzerinden gördüm. Bombayı patlattı dedi ki 2023'te ben Alpin'le yarışmayacağım. Bana sormadan bu şekilde böyle bir açıklama yapmışlar ama bu doğru değil dedi. Eyvah dedik peki niye böyle bu? Ardından Otmar Safnaver'ın açıklamaları vardı. İşte Alonso'ya da ulaşamadık, haberimiz de yoktu. Herhalde o Yunan adalarında tatilde bildiğim kadarıyla falan diye. Alonso memleketine gitmiş Oviedo'ya. Oradan böyle bir story paylaşmış. Thumbs up falan yapıyor böyle. Ya bu kaosu uzaktan izliyorum gibi. Orada böyle bir yavaş yavaş parçalar birleşmeye başladı. Şöyle ki iddia ediliyor tabii ki bu kontratı bilmiyoruz ama herhalde ortaya çıkacaktır yaz arasında. Birazcık durulacak herhalde döndükten sonra diye tahmin ediyorum.

Oscar Piastri, Avustralyalı menajeri, eski Formula 1 pilotu, eski Red Bull pilotu Mark Webber. Ve Oscar Piastri'nin önümüzdeki yıl Alpine'de veya işte Alpine'de ona bir koltuk bulması gerekiyordu. Williams'de olur, orada olur, burada olur. Bir F1 koltuğu bulması gerekiyordu. Yoksa serbest kalacaktı diye bir madde olduğu söyleniyor. Ve o serbest kalma maddesi için, serbest kaldığı sürenin Temmuz'un sonu olduğu, Ağustos 1'den itibaren Oscar Piastri'nin farklı takımlarla görüşüp anlaşabileceğine dair bir durum.

Ve Alonso'yla Weber'in bir ara araları iyiydi, sonra ne oldu bilmiyorum ama yani eğer aralarında hala iletişim varsa Alonso bilerek Alpin'i zor durumda bırakmak için bunu da açalım. Hep bir yıllık anlaşmalar sunmak istiyordu Alpin ona ki Alonso gitsin de piyastra'yı yarıştıralım diye. Alonso'nun böyle bir mastermindlik yapmış olma ihtimali var gibi görünüyor. Dolayısıyla 1 Ağustos'tan itibaren Piastri serbest kaldığı için, yine rivayete göre, Alonso da 1 Ağustos'ta açıklayarak hem kendisi gidiyor hem de Piastri'nin başka yerlerle görüşebilmesiyle Alpi'nin elini boşa çıkartıyor. İnanılmaz bir Arap saçı, inanılmaz bir drama. Yaz arasının ilk günlerinde ben böyle bir şey beklemiyordum.

Onun dışında tabii şimdi Ricardo'yu da McLaren'ın istemediği ayuka çıkmış oldu. Çünkü nereye gidecek? Muhtemelen çok büyük ihtimalle McLaren'a gidecek. İşte belki hani Alfa Tauri'ye gider mi falan gibi söylentiler de çıktı. Ortalık bir anda beklemediğimiz şekilde de karışabilir. Ama mantıklı olan Oscar Piastri'nin McLaren'a gitmesi. Çünkü Alpin eğer McLaren'ın pilotlarından biri yarışamazsa, sene başında böyle bir durum olmuş. İşte Oscar Piastri'yi biz onlara sunabiliriz gibi bir şey söylemişti. Dolayısıyla onların arasında bir teması olduğunu da tahmin ediyoruz. Onun dışında tabii burası gerçekten Arap saçına döndü dediğim gibi. Ve Alonso'nun tabii işte Aston Martin'e gitmesi üzerinden biraz bir şeyler konuşacağız diye zannediyorduk. Hani iyi karar mı, kötü karar mı, o nasıl bir kumar? İşte tavanı nedir, tabanı nedir bu kararın gibi. Ama bir anda Piastri böyle bir dramanın içerisinde daha F1'e girmeden kendini buldu. Mali çok teşekkür ederim. Rica ederim. Ara ara seni yine konuk etmek isterim açıkçası. Tabii ki. Ne zaman drama olursa ben gelir açıklarım. Anlayabildiğim kadarıyla tabii ki. Çok heyecanlı anlattım bu arada. Tam senlik olaylar anladım. Pembe dizi gibi çünkü. İnanılmaz bir şey. Brezilya dizisi gibi bir süreç izledik 3 gün içerisinde ve diyorum ya artık yaz arasına doğru kafaca girdiğimiz bir noktada bu şey olunca böyle bir yakalaması daha da zor oldu. Formula 1'ü Netflix'e alışmış diyebiliriz herhalde. Diyebiliriz Arşad. Mali'ye çok teşekkür ediyorum. Bu haftada hem Süper Ligi hem 18 yaş altı Avrupa Basketbol Şampiyonası'nı hem de Formula 1'deki olayları değerlendirdik. Gelecek hafta yine Trendspor'da haftanın spor gündemini konuşacağız. Görüşmek üzere, hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)