
2.633 kelime · ~13 dk okuma
ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin Tayvan'a yaptığı ziyaret, Çin ile ABD arasında büyük bir kriz yarattı. Bölgede ipler iyice gerilmiş durumda. Son dönemekte şiddeti artsa da aslında gerilim yeni değil. Pelosi'nin Pasifik gezisinden günler önce olası bir Tayvan ziyaretinin dedikoduları ortaya çıkmıştı. Başta Çin lideri Xi Jinping ardından Çin üst düzey yetkilileri olası ziyarete karşı sert uyarılar yaptı. Ziyaretten birkaç gün önce de Çin savaş uçakları Tayvan üzerinde tatbikat adı altında gözdağı verdi. Pelosi'nin ziyaretinin ardından da Çin'in bölgedeki baskısı iyice arttı.
Çin'le Tayvan arasındaki gerilime Amerika'nın dahil olması sonrası bölgede gerilim iyice tırmandı. Çin tatbikat adı altında ateşlediği füzelerle Tayvan boğazını hedef aldı. Boğaz Çin tarafından kapatıldı. Yeni bir savaş mı kapıda? Çin, Tayvan'ın kendi toprağı olduğunu iddia ediyor. Bu yüzden ABD'li üst düzey yetkililerin adaya yaptığı ziyaret, Çin için rahatsızlık verici.
Nancy Pelosi ise 25 yılın ardından Tayvan'a giden en üst düzey ABD'li. Tren Topik'in 155. bölümünde Tayvan krizini konuşacağız. Neler oluyor? Ukrayna'nın ardından bir savaş daha mı kapıda? Nancy Pelosi neden bir gerilimi körükleyicini bile bile Tayvan'a gitti?
Bu Biden yönetiminin kararı mıydı yoksa Pelosi kendi inisiyatifiyle mi böyle bir geziye çıktı? Çin ile Tayvan arasındaki gerginliğin nedeni ne? E bir de tabi ABD'nin bu konudaki çıkarı ne? Meraklanmayın hepsini konuşacağız. Ben Ozan Gündoğdu, hadi başlayalım.
ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi 31 Temmuz pazar günü dört Asya ülkesini kapsayan Pasifik turuna çıktı. Ofisinden pazar günü yapılan basın aşamasında mevzubahis dört ülkenin adı vardı. Singapur, Malezya, Güney Kore ve Japonya. Yani Tayvan yoktu. Ama gelin görün ki, 2 Ağustos akşamı Nancy Pelosi'yi taşıyan uçak, Çin'in haftalar öncesinden yaptığı tüm itirazlara ve uyarılara rağmen, Tayvan'ın başkenti Taipei'nin havalimanına iniş yaptı. Şu anda tekerler piste değdi, evet. Pelosi'yi taşıyan uçak, an itibariyle...
Ziyareti gerçekleştirenin Nancy Pelosi olması önemliydi. Çünkü Pelosi, temsilciler meclisinin sözcüsü. ABD'nin yasama organlarından birinin en önemli koltuğunda oturuyor ve son 25 yıldır Temsilciler Meclisi'nin sözcüsü Tayvan'ı ziyaret etmiş değil. Ama Pelosi, yalnızca bu yüzden değil, geçmişi nedeniyle de Çin için başlı başına sorunlu bir isim. Sizi 1991 yılından bir habere götüreyim. Kongres'in üç üyesi, kendilerinin
Çin'e gitmek için insan hakları hakkında otomistik oluyordu. Demokrasi Nancy Pelosi California ve Ben Jones Georgia Bundan 31 yıl önce, yani 1991 yılında, Çin'in Tiananmen Meydanı'nda 3 Amerikan Kongro üyesi, 1989'da Tiananmen Meydanı protestolarında hayatını kaybeden kimi kaynaklara göre, yüzler kimi kaynaklara göre binlerce gösterici için kameralar karşısına geçti. Ellerinde, Çin'de demokrasi adına ölenler için yazılı siyah bir kumaş açmışlardı. Güvenlik görevlileri olaya hızlıca müdahale etti ve gösteriyi sonlandırdı.
Bu 3 kongre üyesinden biri Nancy Pelosi idi. Pelosi 2 Ağustos'ta yani akşamında Tayvan Havalimanına indiği gün Washington Post'a ''Neden Tayvan'a giden kongre heyetine liderlik ediyorum'' başlıklı bir yazıyı kaleme aldı. Yazısında okuyucularına 30 yıl önce Tiananmen meydanına yaptığı geziyi de hatırlattı ve şöyle diyor Pelosi. O zamandan beri başkan Xi Jinping iktidarını güçlendirirken, Pekin'in berbat insan hakları sicili ve hukukun üstünlüğünü hiçe sayan tutumu devam ediyor.
Pelosi'nin Çin sicili oldukça kabarık, anlattıklarımız dışında da geçmişinde Çin'e karşı çıkışlarıyla bilinen bir kongre üyesi. Ama biz bugüne gelelim. Pelosi'nin Tayvan'daki ilk durağı Tayvan parlamentosu oldu, ardından Tayvan lideri Chai Ing-wen ile görüştü. Pelosi'nin bu görüşmeler sonrası basına yaptığı konuşma şöyle. Tayvan ile görüşmelerimiz, müttefimize verdiğimiz desteği doğrulamamıza ve ortak çıkarlarımızı desteklemeye odaklanacaktır.
ABD'nin Tayvan halkıyla dayanışması bugün her zamankinden daha önemlidir. Ziyaretimiz ABD'nin politikasıyla çelişmiyor. Peki gerçekten öyle mi? Gerçekten bu ziyaret ABD'nin politikasıyla çelişmiyor mu? Aslında pek öyle değil. Yani hem Amerika'nın Tayvan politikasının hem de Biden yönetiminin bu konuda kafası oldukça karışık.
Amerika'nın Tayvan politikasına ileride değineceğiz. Şimdilik Biden yönetiminin Tayvan ve ardından Pelosi'nin ziyareti konusundaki açıklamalarına bir bakalım, onları sunalım. Joe Biden, 23 Mayıs tarihinde bir gazetecinin kendisine sorduğu, olası bir Tayvan işgali durumunda Tayvan'ı savunmak için askeri olarak müdahale olacak mısınız? sorusuna, evet yanıtını vermişti. Tayvan'ı savunmak için militasyonla ilgilenmek istiyor musun? Evet. Sen misin? Bu bizim yaptığımız bir adım.
Biden, evet, bunun taahhüdünü veriyoruz. Çin'in tek Çin politikasını destekliyoruz. Bu konuda geçmişte yaptıklarımızın da raporları ortada. Ama bu, Çin'in Tayvan'a gidip güç kullanarak orayı işgal etme hakkı olduğu anlamına gelmiyor diyor. Çünkü biliyorsunuz, dünyanın jandarması ABD. Pek çok kesime göre Biden bu sert çıkışı, Rusya'nın Ukrayna'yı ilhak etmesinden sonra benzer bir eylemi Çin'in Tayvan'a karşı gerçekleştirmesinin önünü almak için yaptı.
Ama Tayvan konusunda sert çıkış yapan taraf yalnız Biden hükümeti değil. Takip edebildiniz mi bilmiyorum, Joe Biden ve Xi Jinping 28 Temmuz'da 2 saate aşan bir video görüşmesi yapmıştı. Bu konuşmada Pelosi'nin olası Tayvan ziyaretinin de konusu açılmıştı. Konu Tayvan olduğunda Xi Jinping'in ifadeleri oldukça sertti.
Çin halkının iradesine karşı gelenlerin ateşle oynadığını, ABD'den bu nedenle açık tutum sergilemesini istediğini söylemişti Biden'a. Ve ABD'yi tek Çin ilkesine saygı duymaya çağırmıştı. Biden'ın Şii'ye cevaben, ABD'nin Tayvan politikasının değişmediği, Tayvan boğazındaki statü koyu değiştirmeye yönelik çabalarının olmadığı yönünde yanıt vermişti. Nitekim Gönül Tol da medyaskopun transatlantik programında Biden hükümetinin Pelosi'nin ziyaretinden rahatsız olduğunu söylemiş.
Tabii Çin'in bir sonraki adımının ne olacağına bağlı. Bu ziyaret öyle bir zamanda geldi ki zaten dibe vurmuştu Amerika'nın Çin'le ilişkileri. Gerginlik had safhadaydı. Fakat mesela Biden ekibi desteklemedi bu ziyareti. Yani Pelosi'nin gitmesini istemedi çünkü Biden'i çok zor bir durumda bırakacaktı. Her ne kadar Biden, Trump'ın Çin'i bir rakip olarak değil, düşman olarak gören politikasını devam ettirmiş olsa da Biden yönetimi Çin'le tansiyonu yükseltmeyi hiç istemiyor. O nedenle de Pelosi'nin gitmesini istemedi.
İlginç bir tabloyla karşı karşıyayız. Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi Tayvan'ı ziyaret ediyor ama Biden bu ziyaretin kendi inisiyatifi dışında gerçekleştiğini düşüncesinde bu yüzden rahatsız ziyaretten. Gönüllü Tolun bu sözlerini doğrulamak aslında mümkün. Son günlerde gezi ile ilgili dedikodular arttıkça Biden'ın üst düzey sözcüleri Pelosi'nin net olarak hiçbir rota planlamadığını, Ya da planlarını detaylandırmadığını, yani sadece ziyaret edeceği ülkeleri bildirdiğini, bu işte ara duraklar konusunda hiçbir bilgi paylaşmadığını falan açıklıyorlar. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby Pelosi'nin ziyaretinin ardından şu açıklamayı yapıyor.
Tayvan'ın gezinin ara duraklarından biri olup olmadığını bilmediklerini, gezi planında olup olmadığını ne onaylayabileceklerini ne de inkar edebileceklerini bildiriyor güvenlik konsey sözcüsü. Ama olası bir ziyarete de hakkının olduğunu dile getiriyor. Aslında biraz diplomatik davranıyorlar. Tüm bunlar Pelosi'nin kararının Biden hükümetinin başına iş açtığını gösteriyor. Beyaz Saray haftalardır Pekin'i Pelosi'nin Tayvan ziyaretinin ABD'nin Çin veya Tayvan politikası hakkında hiçbir şey ifade etmediğini ikna etmeye çalışıyor.
edebilir mi tartışılır ben bilmiyorum. Çünkü kabul edersiniz ki Washington'daki parti içi veya hükümet içi bölünmeler dünyanın geri kalanını özellikle de Çin'i fiilen ilgilendirmiyor. Yani Çin için fiilen anlamsız bir tartışma bu. Çin demişken gelelim sorunun kökenine. Çin Pelosi'nin ziyaretini neden bu kadar büyütüyor? Tayvan Çin için ne anlama geliyor? Biraz bunlara bakalım.
Bugünkü gerilimi anlayabilmek için Tayvan ve Çin arasındaki ayrımın tarihsel kökenine bir inelim. Tayvan, Çin Halk Cumhuriyeti'nin hemen güneydoğu köşesinde ana karadan ayrı bir adalar topluluğu. Çin kayıtlarında bu adalardan ilk kez M.S. 239 yılında Çin İmparatoru'nun bir keşif ekibi yollamasının ardından söz ediliyor.
Şimdi bu önemsiz gibi görünen detayı şu yüzden belirtiyorum. Bu yazılı kayıtlar bugün Pekin'in yani Çin'in tarihsel olarak Tayvan'ın kendi topraklarının bir parçası olduğu iddiasının en önemli destekçisi. Yani bizim tarihimiz bir diyorlar. Burada Ukrayna Rusya gerilimine benzer bir bağlam söz konusu.
1624-1661 yılları arası bölgede Hollanda Krallığı etkin ve Tayvan Hollanda'nın bir sömürgesi. 1683'ten 1895'e kadarsa Çin'in Qing Hanedanı tarafından yönetiliyor Tayvan. Sonra 1895 yılında Japonya-Çin Savaşı başlıyor ve Japonya kazanıyor. Böylece Tayvan'ın yönetimi bu kez Japonya'ya geçiyor.
İkinci Dünya Savaşı'nda Japonya, Hiroşima ve Nagasaki'nin ardından savaştan çekilince, bölgenin kontrolü ABD ve İngiltere'nin onayıyla Çin Cumhuriyeti'ne bırakılıyor. Dikkat edin, Çin Cumhuriyeti diyorum. Henüz ortada Çin Halk Cumhuriyeti yok. Bu aşamada Tayvan ve Çin arasında günümüze kadar süren gerilimi doğuran kırılma noktası bir gelişmeden bahsetmemiz gerekir. 1920'lerin sonundan itibaren Çin'de Mao Zedong önderliğinde değerimci bir komünist hareket örgütleniyor. Çin Cumhuriyeti'nin yönetiminde ise Çangaşek'in lideri olduğu milliyetçi Komintang hükümeti var. İki hizip, 30'lardan itibaren sürekli bir çatışma halindeler.
Japonya'nın 1945'te teslim olmasının ardından bu hizipler Çin'de bir iç savaşın içine giriyor. Çangayşek birlikleri Mao'nun komünist askerlerine yeniliyor. Anakara'da bir komünist devrimle birlikte Çin Halk Cumhuriyeti kuruluyor. Yani Çin Cumhuriyeti'nin adı artık değişiyor. Çangayşek ise yaklaşık 1,5 milyon destekçisiyle 1949 yılında nereye gidiyor? Tayvan'a gidiyor.
Burada Milliyetçi Çin Cumhuriyeti adı altında kendi yönetimini kuruyor. Yaşamanın sonuna kadar da Çin'in meşru hükümetinin kendi hükümeti olduğunu savunuyor. Yani Tayvan ile Çin halk cumhuriyeti arasındaki husumet daha Tayvan'ın kuruluşundan beri var olan bir durum. Şimdi, Çin ile Tayvan arasındaki gerilimin kaynağı bu. Peki Tayvan konusu üzerinden ABD ile Çin arasında neden bir gerilim var? Yani ABD'ye ne Tayvan ile Çin arasındaki gerilimden? Anladık Çin ile Tayvan gergin de ABD'ye ne oluyor?
Bu noktada ABD ile Çin arasındaki Tayvan temelli gerginliği anlamak için, biraz Batı ile Tayvan'ın statüsü arasındaki ilişkinin tarihine değinmek gerek. Birleşmiş Milletler, 1971 yılına dek Tayvan'ı, yani Çin Cumhuriyeti'ni, Çin'in tek ve meşru hükümeti olarak tanıyordu. Soğuk Savaş'ın hala tüm şiddetli doruklarda yaşandığı bir dünyada, Batı, Çin halk cumhuriyetini değil, Tayvan'da kurulan Çin Cumhuriyeti'ni tanıyor yani. Haliyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Çin'in koltuğuna 1971 yılına dek Tayvan temsilcisi oturuyor. Böyle tuhaf bir durum var. Ama bu yıllarda Birleşmiş Milletler üyelerinin büyük bir kısmı, Taipei hükümetinin Çin anakarasında yaşayan yüz milyonlarca kişiyi temsil edemeyeceğini dile getirmeye başlıyor. 1971'de Birleşmiş Milletler Peki'ni diplomatik olarak tanıyor ve Çin Cumhuriyeti yani Taipei hükümeti ekarte ediliyor.
ABD'nin Tayvan ve Çin ile ilişkileri ise daha karışık. 1978'de Çin Halk Cumhuriyeti ekonomisini dışarıya açmaya başlıyor. İkili ticaret fırsatlarını gören ABD, Çin'le ilişkilerini geliştirmek istiyor ve 1979'da Pekin'le resmi diplomatik ilişkilerini başlatıyor. Tayvan'ın statüsü ise bundan sonra çok garip bir hal alıyor. ABD, Tayvan'ın resmi statüsü hakkında kesin açıklamalar yapmaktan kaçınıyor.
Yani keskin açıklamalarımız yok ABD olarak Tayvan hakkında. Tayvan'ın resmi statüsü hakkında stratejik bir belirsizlik politikası benimsemeye başlıyor ABD. Belirsizlik politikasının birkaç nedeni var. Bir yandan giderek büyüyen Çin'in Tayvan'a saldırmasından çekiniyorlar. Bu yüzden Tayvan'ı resmen tanımak tehlikeli olabilir. Ama Çin'le yeni kurulan ilişkiler nedeniyle resmen tanımak da olmaz.
Üstelik bir sebep daha var, ABD Tayvan'ın daha iddialı olmak ve bağımsızlık ilan etmek için Amerikan güvenlik şemsiyesini kullanmasından da en az Çin'in saldırısından çekindiği kadar çekiniyor. Bu yüzden olası bir savaş durumunda ABD'nin Tayvan'ı savunmaya gelip gelmeyeceğini belirsiz bırakarak bu olasılıklardan herhangi birini önlemeye çalışıyor. Yani ne yapacağın belli olmaz havası veriyor. Amerika bugün hala Tayvan konusunda bu stratejik belirsizlik politikasını sürdürme niyetinde. Zaten Pelosi ile Biden'ın ikicikli tutumları da bunun göstergesi. Ama Tayvan'da gerilim artıyor ve son 30 yılda bölgedeki dinamikler de büyük oranda değişti. Nedenle ne bir bakalım. Her şeyden önce Çin'den gelen tehdit görmezden gelinemeyecek kadar önemli hale gelmiş durumda.
Çin ordusu 1990'lardan bu yana muazzam bir şekilde büyüdü. Bugün Çin dünyanın en güçlü 2. askeri gücü. Tayvan ise bu gelişme karşısına tek taraflı bağımsızlık ilan etmesi ihtimali önemli ölçüde azaldı. Buna karşılık Tayvan'ın dünya ekonomisindeki rolü ve payı inanılmaz ölçüde arttı. Özellikle de batı ekonomisi içindeki rolünden bahsediyorum bu haliyle ABD'yi çok yakından ilgilendiriyor meselenin ekonomik boyutu.
Tayvan son 30 yılda dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinin birçoğunun tercih ettiği bir fason üreticisi olarak kendisini konumlandırmayı başardı. 2022 verilerine göre Tayvan, %66 pazar payıyla yarı iletken fason imalatçıları arasında birinci. Bakın %66 diyorum. İkinci sırada %17 ile Güney Kore var. Ardından da %8 ile Çin geliyor. Arada resmen bir uçurum var. Şimdi ne peki bu yarı iletken ürünler diye soruyorsanız,
Basitçe elektronik çip. Çip krizi, çip krizi denilen hikayenin tam ortasında duruyor Tayvan-Çin gerginliği. Son dönemde sıkça adı geçen çip krizinin varlığını da göz önüne alınca Tayvan'ın küresel ekonomideki payı iyice stratejik bir hal alıyor. Tayvan'ın bu konudaki en önemli şirketi TSMC, dünyanın en büyük çip ve teknoloji parça üreticisi. 2022'nin ilk çeyreğinin verileri duruma özetler cinsten.
2022 verilerine göre yarı iletken üreticilerin gelirleri karşılaştırıldığında ilk sırada 17.5 milyar dolarla TSMC geliyor. İkinci sıradaki Samsung'un ise geliri 5.4 milyar dolar. Şimdi Samsung'un adını duyduk, TSMC'yi duymadık diyenler için söylüyorum, duymamış olabilirsiniz ama Tayvanlı TSMC'nin gelirleri ikinci sıradaki Samsung'u bir de 3'e katlamış durumda.
İşin Amerika tarafından trajik tarafı, Amerikan borsasında işlem gören teknoloji firmalarının tamamının Tayvan'a tamamen bağımlı olması. Teknoloji yazarı ve yayıncısı Mesut Çevik, Tayvan'ın ve TSMC'nin önemi hakkında kendi kanalında şunları söylemiş. Bugün her şeyin akıllandığını görüyoruz. Saatlerden biberonlara, araçlara kadar birçok cihaz içerisinde işlemciye ihtiyaç duyuluyor ve bu işlemcilerin yüksek işlem gücünü düşük enerjiyle çözümleyebilmeleri adına da en son teknolojiyle üretilmeleri gerekli.
Bakın bugün TSMC olmasa Nvidia'nın, AMD'nin, Apple'un son teknoloji işlemcilerine bu kadar hızlı, kısa sürede ulaşamazdık. Üretim talebi karşılayamadığı için de bir kıtlık oluşurdu. TSMC öylesine kritik bir rol üstlenmiş durumda ki Amerika için olası bir Çin Savaşı'nda ilk kurtarılacaklar arasında yer alıyor. Apple'dan tutun HP'ye, Microsoft'tan tutun Google ve Amazon'a kadar pek çok teknoloji devi Tayvan'ın ürettiği çiplere muhtaç. Çünkü ABD bu çipleri kendisi üretmiyor ve yapay zekadan ileri teknoloji bilgi işlemlere, iletişimden askeri teçhizata kadar pek çok alanda bu çiplere ihtiyacı var. Peki bundan sonra ne olacak? Sanırım hepimizin merak ettiği esas soru bu. Tayvan'daki yerin bir savaşa dönüşür mü yoksa diplomatik yollarla yatıştırılabilir mi?
Çin bugün küresel ekonomiye en entegre ülkelerden birisi. Olası bir savaş durumu global bir ekonomik buhrana kapı aralayacak. Bu nedenle nesnel veriler üzerine analiz yaptığımızda ve rasyonel bir siyaset çizgisi beklentisiyle durumu değerlendirdiğimizde savaş durumu pek olası değil. Fakat emekli büyükelçi Selim Kuneralp, Çin'in Tayvan'ı işgal etme ihtimaline karşı Medyascope'un Core Diplomatik Programı'nda şu yorum yapmış. Böyle bir otoriter rejimlerde işte Rusya, Çin filan gibi
motoriter rejimlerde rasyonalite aramak her zaman mümkün olmuyor. Hatırlayacaksın 24 Şubat istilasından bir veya bir iki gün önce galiba bir program yapıyorduk. Bir bölgeyi, Rusya'yı, Ukrayna'yı çok iyi bilen bir arkadaşımızla o mesela istila olmayacağından ümitti. Yani Rusya'ya saldırmayacağından ümitti. Şimdi tabi rejim itibariyle Çin de Rusya'nın rejiminden çok fazla farkı değil.
Xi Jinping şey kadar güçlü, hatta belki daha güçlü, Putin'den daha güçlü ve önümüzde sonbaharda bir parti kongresi var. Bu uzunca bir süreden beri ilk defa olarak bir Çin lideri beş yıllık bir üçüncü dönem için göreve talip olacak. Ukrayna Savaşı'ndan yararlanaraktan, Batı'nın dikkatini oraya çekmiş olmasından yararlanaraktan, Xi Jinping bir şeyler yapmaya kalkar mı? Yani bu tabii rasyonel düşünecek olsak, Yapmaz. Ama demin de söylediğim gibi işte bu tür rejimlerde irasyonel kararlar alınabiliyor yani. Şimdi burada ufak bir itirafta bulunmak gerekir. Selim Bey'in sözlerini tren topuyu hazırlama sürecinde bizzat deneyimledik aslında biz.
Ukrayna savaşı henüz başlamamışken Rusya henüz sınırlı asker yığınağı yaptığı dönemde rasyonel bir perspektife yaslanarak gerilimin savaşa dönüşme ihtimalini zayıf bulmuştuk. Ancak Selim Bey'in dediği gibi otoriter rejimlerin kestirilmez kararlar alması her zaman ihtimaller dahilinde. Malum konunun öznesi Çin gibi politik kararlarını fazlasıyla kalın dualar ardında gerçekleştiren bir rejim. Biz de temkinli bir yorum yapalım. Ne olacağı belli olmaz diyelim. Yani savaş olmaz dedik ama rasyonellik varsayımı altında dedik bunu. O yüzden ne olacağı belli olmaz diye devam edelim. Özellikle Rusya'nın, Ukrayna'nın işgalinin ardından Tayvan yönetimi sivil savunma tatbikatlarına giderek daha fazla ağırlık vermeye başladı. Yani Tayvan da savaş ihtimalini o kadar küçümsemiyor. Mesela 25 Temmuz'da Tayvan'ın başkenti Taipei'de şu ses vardı.
Taypei'de siren sesleri bir süredir rutin hale gelmeye başladı. Sirenlerle birlikte vatandaşlar da sokakları terk edip metro istasyonlarına veya sığınaklara gidiyor. Muhtemel bir Çin saldırısına karşı halkı hazırlamak adına bir tatbikat bu. Bir başka önlemse Tayvan Ördüsü'nün Nisan ayında yayınladığı bir sivil savunma el kitabı. Kitabın amacı muhtemel bir savaş senaryosunda vatandaşlara hayatta kalma ve direniş rehberliği sağlamak. Dolayısıyla Tayvan'da savaşa psikolojik olarak hazırlık var.
ABD ise Tayvan'a silah tedarik etmeye ve Tayvan'ı önemli bir ekonomik ortak olarak görmeye devam ediyor. Özellikle Tayvan'ın çip üretiminde en önemli ülkelerden biri olması, pandemi ile beraber derinleşen çip krizle düşünüldüğünde Tayvan'ın önemini arttırıyor. Türkiye'den bakıldığında ise biraz rahatlamış gibiyiz. Kürelin ağırlık merkezi hep bizim de içinde bulunduğumuz coğrafyada şekilleniyordu. 2000'li yıllarda Orta Doğu, 2010'lu yıllarda Orta Asya, Gürcistan krizi hatırlarsınız. Ve 2020'li yıllarda Ukrayna'daki gerilimler Türkiye'yi doğrudan etkiliyordu.
Tayvan gerilimi hiç değilse uzak Asya'da diyebilirsiniz. Fakat ekonomik olarak bu bölgede yaşanan gerilim, bir elektronik ünlün ithalatçısı olan Türkiye için olumlu bir gelişme değil. Diyelim ve finale gelelim. Sadece Türkiye değil, dünya da değişiyor. Türkiye'nin ilk yüzyılı 1. Dünya Savaşı'nın sonrasında oluşan yeni dünyada yaşandı. Şimdi ise dünya yeniden değişiyor.
Türkiye ise bu değişen dünyada yeni kimliğini arıyor. Henüz bulabilmiş değil. Tren Topi pod bir medyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar barışın kıymetini bildiğiniz günler dilerim. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.