
2.925 kelime · ~15 dk okuma
ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitelerinde mezuniyetlerin güvenlik gerekçe gösterilerek iptal edilmesi geçen günlerin önemli başlıklarından oldu. Her iki üniversitenin cumhurbaşkanı tarafından atanmış rektörleri on yıllardır gerçekleşen toplu mezuniyet törenlerini iptal etmiş, her bölümün mezuniyetini ayrı gün ve ayrı saate alarak bir nevi protesto gösterilerinin önüne geçmeye çalışmıştı. Ama Otdü'de de Boğaziçi'nde de üniversite birleşenleri bu kararı tanımadıklarını, alternatif bir mezuniyet organize edeceklerini açıkladı. Boğaziçi'liler 5 Temmuz'da alternatif mezuniyetlerini sloganlar eşliğinde kutladılar. Hala her gün devam eden rektörlük protestolarıyla mezuniyet protestosunu birleştirdiler. Otdülüler ise 6 Ağustos tarihinde Devrim Stadyumu'nda alternatif bir mezuniyet töreni için çağrı yaptı.
Bu bölümde büyük oranda ODTÜ'de iptal edilen mezuniyeti konuşacağız. Sorunun köküne, daha doğrusu verşan köküne ineceğiz. Türkiye'deki entelektüel iklimin son yıllarda aşınmasını, üniversitelerde tırmanan ve tırmandırılan gerilimi, Erdoğan'ın daha önce dile getirdiği fikri iktidar kavramı ışığında değerlendireceğiz. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
Türkiye'nin en köklü üniversitelerinden biri Orta Doğu Teknik Üniversitesi. Cumhuriyet'in 5. üniversitesi. Eğitim sistemimiz içinde geleneği olan önemli bir kurumdan bahsediyoruz. 10 yıllardır mezun ettiği öğrenciler, Türkiye'nin sanayileşme tarihine damga vurmuş durumda. Böyle bir okulda mezuniyet iptal etmek kolay mı? ODTÜ rektörlüğüne göre kolay görünüyor.
Rektörlük bütün öğrencilerin okul e-posta kutusuna temmuz ayında bir mail gönderdi. Sevgili öğrencilerimiz diye başlayan mailden bir bölüm okumama izin verin. Bildiğiniz gibi üniversitemizde son dönemlerde farklı grupların gerçekleştirdikleri izinsiz toplantı ve eylemlerle farklı, yanlı ve yanlış bir gündem oluşturma veya üniversitemizi çeşitli gruplaşmaların merkezi haline getirme çabası belirgin bir şekilde görülmektedir. Diploma törenimizin planlanması sırasında bu kapsamdaki olumsuz çabaların stadyumda düzenlenmesi planlanan bir törende gruplaşmalara neden olabileceği ve farklı grupların tören alanımızı kendi amaçları doğrultusunda bir protesto alanına çevireceği yönünde bilgiler almış bulunuyoruz.
Ve 10 yıllardır o devrim stadyumunda, rektörlük stadyum diyor sadece ama herkes onu devrim stadyumu olarak biliyor, devrim stadyumunda düzenlenen mezuniyet töreni, memlekette herhangi bir toplumsal hareketlilik olmamasına rağmen iptal edilmişti. Rektör ve Erşen Kök, açık açık bazı grupların stadyumu protesto alanına çevireceğini duyduklarını, bu nedenle mezuniyet törenini iptal ettiklerini duyurmuştu. Aslında iptalin gerekçesi Rektör Verşenkök'ün 6 yıllık yöneticilik tarihinde gizli. Hatırlar mısınız bilmiyorum ama eskiden, yani eskiden dediysek 15 Temmuz'dan önce rektörler akademik kadro tarafından seçilir, Cumhurbaşkanı önüne konan 3 aday arasından Cumhurbaşkanı bir rektörü seçer ve atardı. 15 Temmuz'dan sonra ilan edilen olağanüstü hal sürecinde
bu uygulamaya bir KYK ile son verilmişti. Artık seçim yapılmayacak, Cumhurbaşkanı arzu ettiği rektörü kurumun başına atayacaktı. Odtü'nün paynada Ver Şankök düştü. 15 Temmuz darbe girişiminden sadece 13 gün sonra, 28 Temmuz 2016'da Ver Şankök, Odtü'ye rektör olarak atandı. Darbe girişiminin faali Fethullahçılardı. Fakat Odtü, Fethullahçıların yoğun olarak kadrolaştığı bir üniversite olmadı hiçbir zaman.
Okulun kültürel dokusu buna izin vermiyordu. Fakat iktidar için sorun yalnızca Fetullahçılar değildi. Okuldaki muhalif her gruplaşmayı, baskılamayı tercih etti Rektör Verşenkök. Öğrencilerin de bu duruma karşı geliştirdikleri slogan, her toplantıda Verşenkök'ü hatırlatıyordu.
Dediğim gibi, ODTÜ'nün kültürel yapısı dışarıdan atanan, okulun kültürünü sindirememiş yöneticileri hazmedemiyor. Çünkü okulu diğer okullardan ayıran, bu farklı kültürel dokuyu ince ince işleyen bazı özellikleri var. Bir kere, Türkiye'nin ilk kampüs üniversitesidir ODTÜ. Ne alaka diyeceksiniz, okulun kültürüne nasıl bir katkı sunabilir ki bu diyeceksiniz. Devam edeyim, izin verin. ODTÜ'den önceki üniversitelerin hepsi kentle iç içedir.
Mesela Ankara'daki ikinci üniversite o yıllar için, Ankara Üniversitesi birkaç kampüse bölünmüş durumda. Hepsi de kentin içinde. Mesela Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi bir yerde. Mülkiye ve Basın Yayın, yani Cebeci Kampüsü bir yerde. Ziraat Fakültesi dış kapıda, o başka bir yerde. Yani her biri kentin içinde küçük kampüslerde organize edilir.
Fakat Odtü 1961'de Eskişehir yolu üzerinde açılan devasa kampüsüyle aynı zamanda bir gençlik kentidir. Kentten kopuktur, Ankara'dan kopuktur ama bu kendi içinde bir kent olmadığı anlamına gelmez Odtü kampüsünü. Ekseriyetle okumuş etmiş, memleketin en parlak gençlerinin yaşadığı bir kentten bahsediyoruz, Ottü Kampüsü derken. Ottülüler, Ottü'de kalır, orada 24 saatlerini geçirir. Bu durum kampüs deneyiminin okulun köklerine kadar işlemesi neden olur. Fakat, Türkiye muhafazakarlığı da bu kampüs deneyimine hep soğuk yaklaşmıştır.
Muhafazakarlar, bu kadar gencin bir arada bulunması insanı dinden imandan çıkarır, kabilinden yaklaşır Odtü'ye. Odtü'yü diğer okullardan ayıran bu özelliğinin yanı sıra kampüsün kurulduğu tarihte bu köklü kurumun geleneklerini etki eder. 1961 Anayasası tüm hukukçuların kabul ettiği üzere Cumhuriyet tarihinin en özgürlükçü anayasasıdır. Odtü kampüsü de bu tarihte açılır.
Şimdi tabloya bir daha bakalım. Türkiye tarihinin en özgürlükçü anayasasının kabul edildiği yıl, Ankara'da deyim yerinde ise bir gençlik kenti inşa ediyorsunuz. Hele ki dünya birkaç yıl sonra 68 kuşağını konuşacak. O dünün de 68 kuşağının lokomotifi olacağını tahmin etmek zor olmayacaktır.
Dedim ya, okulun kültürünü sindirememiş yöneticileri okul kabullenmez. Fakat bu kültürel dokuyla uyum içinde olan öğrenci dostu rektörler de kurumla bir araya gelir, adları yıllar sonra da hatırlanır. Bugünkü rektör, Erşen Kök. Ot diye rektör olur olmasına ama bu durum onu Kemal Kurdaş gibi bir ot direktörü yapamaz. Okulun kampüsü Kemal Kurdaş zamanında açılır. Bölgede bir de jandarma komutanlığı bulunur. Bir gün rektör Kemal Kurdaş'a jandarmadan şikayet geliyor. Gençler öpüşüyor, jandarma izliyor. Uyarın da hocam öpüşmesinler diye. Gerisini Kemal Kurdaş'tan dinleyelim.
Böyle bir gün geldi odama mülkiye mezunluğu çocuk, muhafazakar. Efendim bir felaketi haber veriyor, çok üzüleceksiniz. Nefes almış. Efendim şimdi üniversitede meclisteki muhafız taburunun kumandanı geldi, beni gördü. Bizim barakalardan orada kaldırılmasını istiyor.
Niye? Efendim, bizim çocuklar ubarakalarda öpüşüyorlarmış. Neferler de oraya bakıyormuş. Rahatsız oluyorlarmış. Ne emredersiniz? Söyle dedim, bir daha böyle bizden böyle talep falan istemesin. Katiyen yapmayız. Bakmasınlar dedim. Efendim dedi, alamıyorlarmış kendilerini. E tabii, o bakmadan alamıyormuş. Çocuk nasıl almasın dedim, o kızı çocuk. Yani çocuklara git söyle, yakında ormanı yapıyoruz. Ormanda yaparlar bu şeylerden.
Çocuklara git söyle yakında ormanı yapıyoruz diyor. Şimdi ot ormanının hikayesi böyle fakat bir fikir veriyor bize ot türlüğe ilişkin. Şimdi sizin mezhebinize uyusun uymasın, severseniz ne ala. Sevmezseniz de zorla sevdirecek değiliz ama kabullenmek ayrı şey. Bir gençlik kentte olan Odtü kampüsünü muhafazakar bir kafayla yönetemezsiniz. Yani yönetmeye kalkırarsanız da ya yönetemezsiniz ya da sevilmezsiniz. Mezuniyet töreninin iptal edilmesinden sonra Odtü deyim yerindeyse ayağa kalktı.
Bu ilk kez yaşanan bir gelişmeydi. Bir rektör, hele ki ODTÜ'de sevilmeyen bir rektör, okulun gelenekselleşmiş mezuniyet törenini iptal edecekti. Bu görülmüş şey değildi. 38 bölümün tamamı birer mezuniyet komitesi kurdu. İmzalar toplandı. Akademisyenlerin neredeyse tamamı komitelerin topladığı imzalara destek verdi. Öğrenciler ayaklandı. ODTÜ Mezunlar Derneği yönetim kurulu üyesi Gülşah Gülen Çiftçi, Mirgün Cabas'ın sunduğu geyin habere bağlanmış ve süreci şöyle anlatmış. Orada açıklamada öğrencilerin istediği taleplerinde, göreceksiniz sizde bir sayfa isim var, bir sayfa grup ismi var. Bunların hepsi gerçek, hepsi gerçek kişiler. Yani öğrencilerin neredeyse tamamı devrimde mezun olmak istiyorlar. Arkadaşlarını devrimde uğurlamak istiyorlar, ailelerini devrimde görmek istiyorlar. 38 tane bölüm var ODTÜ'de. 38 bölümün hepsi devrimde
mezun etmek istediklerini öğrencilere, devrimde uğurlamak istediklerini açıkladılar. Böyle bir görüş beyan ettiler. Hatta bölümüne olmayan, yüksek lisansa ders veren bölümler bile açıklama yaptı. Gülşah Hanım'ın devrim dediğine rektörlük stadyum diyor. Aslında Odtun'un orta yerinde duran stadyumu herkes devrim stadyumu diyebiliyor.
1961 yılında kampüsteki ilk binalar inşa ediliyor bugünkü yerleşkeye. 1962'de de Otdü'ye bir stadyum inşa ediliyor. 1968 yılının Ekim ayının soğuk bir gecesinde bir avuç Otdülü gece yarısı saat 00.00 sularında Otdü Stadyumunda buluşuyorlar. Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alparslan Özdoğan, Mustafa Yalçıner... Mete Ertekin ve bir arkadaşları daha var. Hüseyin İnan yanında 6 teneke boyayla geliyor buluşmaya. Japon malı, trafik boyası diyorlar buna. Ne yazacakları çok belli. Dönemin ruhu devrim. Gece yarısı başlıyorlar boyamaya. Sabaha kadar. Dünün ilk ışıklarıyla işler de bitiyor. Sonra geçiyorlar karşısına, 5 devrimci birer sigara yakıp seyrediyorlar yaptıkları işi. O gün bugündür de stadyumun adı devrim oluyor.
Stadyumdaki devrim yazısı yıllar içinde defalarca kez silinmeye çalışılıyor. Üzeri kireçle boyanıyor. 80 darbesi döneminde çimento bile dökülüyor üzerine silmek için ama işte her ne hikmetse boya bir şekilde tüm bunları kusuyor. Yazıldığı 1968'den beri, dilek olay 54 yıldır, devrim yazısı Odtun'un iliklerine işlemişçesine tribünlerde duruyor.
Mirgün Cabas'a konuşan Gülşah Hanım'ın devrim dediği işte bu stadyum. Buradan hareketle tüm hot türler devrimci ya da sosyalist demek doğru olmaz. Fakat okulun orta yerinde duran bu stadyuma da her otdülü sahip çıkıyor. Kendisi de bir otdü mezunu olan gazeteci Murat Yetkin, kendi YouTube kanalında şöyle anlatmış süreci. Şimdi arkadaşlar yani ben otdülüyüm diye söylemiyorum. Ama Ortadoğu Teknik Üniversitesi birileri bunu hazmedemese bile Türkiye'nin geleneği olan ve belli bir eğitim kalitesindeki az sayıda üniversitesi arasında. Bu geleneğin bir parçası da
bu toplu mezuniyet törenlerinin işte o devrim stadında yapılması. Onu hemen söyleyeyim de meraklıları çok fazla merak etmesin. 1968'de bütün dünyayı öğrenci olayları sarmış vaziyetteyken bir grup OTTE öğrencisi de bir gece çıkıyorlar gece yarısı ellerinde tabi kimya filan da bildikleri için çok zor çıkan bir boya imal ediyorlar kendileri onunla devrim yazıyorlar şeye. Şimdi o devrim sözü Hani Atatürk ilke ve ünkülaplarından, reformlarından işte bir sosyalist düzen arayışına kadar çok geniş bir yelpazeyi kaplayan ama özünde Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin hani genel düşünce yapısı itibariyle hani özgürlüklerden, sosyal adaletten, anti-emperyalist bir duruştan filan kaynaklanan böyle bir geniş bir bulutu kapsayan bir ifade o.
Şimdi OTTÜ bir kampüs üniversitesi olarak mezuniyetini yıllardır bu stadyumda yapıyordu. Yani bu stadyumun da ideolojik geleneği aslında o kadar da keskinleşmemişti, giderek yumuşamıştı yani yıllar içinde. Fakat Verşen Kök, burada hep beraber yapılmasın, her bölüm ayrı ayrı kendi binalarında yapılsın, onu da ayrı ayrı tarihlerde yapsın istiyor. Dolayısıyla odtü için manevi bir anlamı da olan stadyum yerine böyle bir öneri odtünün geleneğine bir saldırı olarak algılanıyor. Devrim yazısı odtü geleneğinin bir parçası olduğu ölçüde anlamlı. O geleneğin içinde her sene bu stadyumda gerçekleşen ve protesto ile mizahı aynı potada eritebilen pankartlarıyla meşhur bir odtü mezuniyet töreninde var. Bu pankartlarla mezun olan öğrenciler siyasi hiciv türünün en yaratıcı örneklerini veriyor.
çoğu zaman gündemde olan olaylarla mizahi yolla dokundurmalar yapıyor. Mesela 2013 yılında Gezi direnişinin hemen ardından gerçekleşen mezuniyette açılan pankartlardan biri bu stadyum çok büyük AVM yapalım oluyor. Mühendislik öğrencilerinin açtığı pankart ise helikopteri biber gaza atın diye mi yapıyoruz la oluyor. Yani böyle bir miktar komik, bir miktar hiciv dolu ama politikte aynı zamanda böyle pankartlar taşıyorlar öğrenciler mezun olurken.
Ama her zaman mizah yok tabi pankartlarında. Mesela 2014'te kimya bölümünün açtığı pankart. Ölüm hiçbir mesleğin kimyasında yok. Somayı unutma oluyor. Yani sosyal ataletçi bir gelenek aynı zamanda otçu geleneği. Hayatını kaybeden 301 madencinin beyaz puntolarla tek tek isimlerinin yazılı olduğu kapkara koskocaman bir pankart da 2014'te stadyumdaki pankartlardan biri oluyor.
Anlayacağınız 68 kuşağının 54 yıl önce tribünlere yazdığı protest yazının ruhu, 54 yıl sonra otdüllerin mezuniyet törenlerinde açtığı pankartlarda yaşıyor. Dolayısıyla devrimde mezuniyetin iptali, 1968'den bu yana süren köklü bir geleneğin iptali. Otdülü olmanın ve otdülden mezun olmanın sembolünün iptali. Halil Erektörlük'ten gelen maildeki sevgili öğrencilerimiz sözü de bir protokol olmanın ötesine geçemiyor. Tören, 2021'de pandemi nedeniyle iptal edildiğinde, ODTÜL öğrencilerin basına verdikleri açıklamalar durumu özetler türden.
Ben bu okula gelirken 2015'te tek hayalim devrimde pankartlarla yürüyebilmekti. Geçen sene pandemimiz dolayısıyla yapmadılar ama bu sene görüyoruz bir sürü okul yaptı. Bilkent'ten, TUT'un pek çok üniversitesine kadar. Ama nedense ODTÜ hiçbir açıklama yapmıyor ve bölümlerin önünü aldı ama doğru düzgün bir tatmin edici açıklama olmadı.
Türkiye'li sol gelenektik yerinin farkındayım ve bunun en büyük unsurlarından biri devrim stadyumu ve devrim stadyumunda her sene gerçekleşen mezuniyet töreninde pankartlarla toplumsal ve sosyal olaylara verdiğimiz tepki aslında. O tüm kayyumu verişen kökün buradaki amacının devrim geleneğini, devrimde mezuniyet geleneğini ve pankart geleneğini yok etmeye çalıştığı aşikar. Biz de bugün burada buna ses çıkarmak için bulunuyoruz aslında. Şimdi meseleyi özetleyelim. ODTÜ'de rektör Verşan Kök mezuniyet törenini iptal etmeye çalışıyor, ODTÜ'l de buna karşı çıkıyor. Ancak meseleye sadece bu pencereden bakarsak, odayı anahtar deliğinden gözlemeye çalışırız. O halde kapıyı açalım, şöyle rahat rahat görüş anımızı biraz daha genişleterek bakalım. Şimdi sizi bir kayda götüreyim, biraz hafıza tazeleyelim. Tarih 19 Ekim 2020. Erdoğan, İbni Haldun Üniversitesi külliyesinde açılış töreninde konuşuyor. Buradaki tüm misafirler, hükümet olmakla muktedir olmak, muktedir olmakla iktidar olmak arasındaki farkı inanıyorum ki gayet iyi biliyor. Aynı şekilde,
Gerçek iktidarın fikri iktidar olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Tek tek bireylerden başlayarak toplumun tamamına ve oradan da insanlığa uzanan fikri iktidar yolu gerçekten zor ve zahmetli bir süreçtir. Şahsen bu konuda kendimi biraz mahzun hissediyorum. Duyan, Gramsci'nin el yazmaları arasından seçilmiş bir konuşma sanabilir. Muhtemelen burada Gramsci'ye de bir atıf var. Erdoğan az önce dinlediğiniz konuşmasının devamında ise şunları söylüyor. Medyamız en modern altyapıya sahip ama bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor.
İlimde, sanatta, kültürde hep benzer sıkıntılarla karşı karşıyayız. En haklı olduğumuz konularda bile dünyaya kendimizi anlatamıyoruz. İşte bunun için de fikri iktidarımızı hala tesis edemediğimiz kanaatindeyiz. Şimdi AKP'nin fikri iktidarı meselesine boylu boyunca dalmak bu bölümün sınırlarını aşar. İşin içinde 20 yıllık bir serüven, bu serüven boyunca kurulan farklı ittifaklar, Fethullahçıların tasfiyesiyle birlikte kültürel alanda doldurulamayan boşluk gibi bir sürü mesele var. Biz okumamıza eğitim ekseninde devam edelim.
Erdoğan eğitim ve öğretimde arzu ettiğimiz yere gelemedik derken konuşmasının bağlamına düşünüldüğünde sanırım üniversitelerin bilimsel niteliğini kastetmiyor. Meseleye ideolojik bakıyor. Bu ideolojik referansını da İslamcı dünya görüşü oluşturuyor. Nitekim fikri iktidar konusu Erdoğan tarafından bir kerecik dile getirilmiş bir konu değil. Erdoğan 2020'den 3 yıl önce, 2017 yılında da benzer bir açıklama yapmış. Açıklamasında da
eğitim konusuna ağırlık vermiş. Bir dinleyelim. Biz 14 yıldır kesintisiz hamdolsun siyasi iktidarız. Ama hala sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var. Elbette çok sevindirici, ümit verici gelişmeler yaşandı. Yaşanıyor. İmam Hatiplere olan ilginin artması tüm
Okullarda Kur'an-ı Kerim, Siyer-i Nebi, Osmanlıca gibi derslerin seçmeli olarak okutulması başlı başına çok güzel şeyler. En son 15 Temmuz darbe girişimini hep birlikte yaşadık. Bugüne kadar milletimize yaptıkları her kötülük yanlarına kar kaldı sananlar 15 Temmuz gecesi tarihi bir ders aldılar. Birilerinin artık yeni nesillerden millete ve ülkeye hayır gelmez dediği gençler o gece böyle söyleyenleri mahcup ettiler. O gece oraya gelenler
Gezi Parkı'nın gençleri değildi. Erdoğan'a göre imam hatipler veya zorunlu din dersleri fikri iktidar kurmanın birer aracı. Zaten istatistiklere baktığımızda hatırladığımlar da bu yönde. 2011-2012 eğitim-öğretim yılında 537 olan imam hatip lisesi sayısı 2021'de 1673'e çıkıyor. Yani 10 yılda 3 katına çıkmış imam hatip okulu sayısı. 3 katlık bir artış. Benzer bir oranda artış imam hatip orta okulu sayısında da var. Sayıca artış var ama fikri iktidar kurmak adına bu araçlar etkili olabildi mi? Olamadı. Bana kalırsa olması da mümkün değil.
Konda'nın 2019'da yaptığı araştırma son 10 yılda kendisini dindar muhafazakarı olarak adlandıran gençlerin oranının %28'den %15'e gerilediğini gösteriyor bizlere. Bu yılın başında yayınladıkları çalışma ise 2011'de dini inancı olmayanların oranı %2'den 2021'e gelindiğinde %6'ya çıktığını gösteriyor. Yani dini temelli eğitim veren okul sayısındaki 3 katlık bir artışa rağmen, dindar nesil, tırnak içinde diyelim bunu, dindar nesil oranında bir azalış var. Muhafazakar ailelerin genç çocukları ailelerinin izinden gitmiyor.
Belki onlar da kendilerini muhafazakalı olarak tanımlıyorlar ama bu ideolojiyi aileleri gibi yorumlamıyorlar. Üniversiteler. 2002'de 73 olan üniversite sayısı 20 yılda 207'ye çıkıyor. Eğitim bir nitelik meselesi olarak değil, bir nicelik meselesi olarak görülüyor.
Erdoğan her fırsatta üniversite öğrencilerinin sayısıyla ilgili bilgiler veriyor ama ilk 500'de üniversite kalmadı demiyor. Memleketin okumuş yazmış, hayal kurabilen, dünyayı gözleyen kesimleri için de Erdoğan'a sempati oldukça düşük. Son yerel seçimlerde AKP'nin kasabadan çıkamayan, Taşra'dan diyelim ya da kentte uyum sağlayamayan bir Taşra Partisi'ne dönüştüğü ortada. Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti'nin geleneksel kurumlarında kabullenmiyor Erdoğan.
Bunca güce, bunca yetkiye rağmen, bunca otoriteye rağmen mesela Oddi'yi değiştiremiyor. Rektörü değiştiriyor da Oddi olduğu yerde duruyor. Rektör belki Erdoğan'ın her dediğini harfiyen yerine getiriyor ama günün sonunda bir mezuniyet töreni bile aynı rektörün kabusuna dönüşebiliyor. Bu fikri iktidar meselesini gazeteci Ruşen Çakır iki yıl önce şöyle yorumlamış. Herkes tek adam üzerinden yapıyor, üretiyor, konuşuyor. Bütün referans orada. Daha önce birkaç kere söylemiştim. Gazeteciler bir okul için, televizyonlar bir izleyici için, radyolar bir dinleyici için esas olarak yapıyor, yayınlanıyorlar. O da Recep Tayyip Erdoğan ve onun çevresindekiler tabii.
Bütün basın yayın faaliyetleri tek bir kişi için yapılınca, Bu faaliyetlerin entelektüel derinliği de azalıyor. Öte yandan sadece bu değil. O bir kişi belki seviliyor, sayılıyor ama arkasında kendi adıyla özdeş bir dünya görüşü, bir ideolojide bırakmış değil. Erdoğanizm diye bir şeyden bahsetmek 20 yıla rağmen hala mümkün değil. Mesela dış politikada ne der Erdoğanizm?
İç politikaya ne der? Bunlar belirsiz. Belli belirsiz, sağ popülizmin ötesine geçemeyen bir İslamcılık. Hepsi o. Niye önemli diyeceksiniz? Erdoğan'dan sonra Erdoğan'ın nasıl hatırlanacağına ilişkin bir veri Erdoğanizm. Erdoğanizm yoksa Erdoğan alelade bir lider olarak anılacak.
Tayyip Erdoğan'ın 40 yıllık siyasi kariyeri kendi gücünü ve yetkisini arttırmanın tarihi oldu. Refah Partisi il başkanlığından ülkenin en geniş yetkili cumhurbaşkanlığına uzanan bu zaman zarfında Erdoğan belki kendi yetkilerini arttırdı ama genç kuşakları ikna edebileceği bir dünya görüşü yaratamadı. Kendi iktidarı için faydalı olan neyse doğrudur mottosuyla hareket etti. faydacı, pragmatik bir anlayış benimsedi. Fakat Erdoğan, kendi yetkisini arttırdıkça, ülkedeki entellüktüel iklim de giderek aşındı. Yani mesele sadece tek adam olmakla ilgili değil. Aynı zamanda o tek adamın ve kurduğu düzenin takipçilerine bir dünya görüşü bırakabilecek derinlikte olmamasıydı. Durum böyle olunca, ot dülü veya bambaşka bir gelenek de olsa boğaz içiyle ikna olmuyor Erdoğan'a.
Verşenkök'e dönük tepki de, sadece bir rektöre dönük tepki olarak okunmamalı. Verşenkök, Odtü'nün değil, Erdoğan'ın rektörü olarak görüldüğü için tepki gösteriliyor. O yüzden öğrenciler zaten, Verşenkök, Odtü'ye rektör olamaz diye bağırıyor. Yoksa rektör oldu işte. Ama Odtü rektör olamadı. Erdoğan'ın rektörü oldu.
Aynı rektör, Odtürk'ün geleneklerine müdahale etmeye kalkınca bir okul bütünüyle Erdoğan'ın karşısında izahlanıyor. Böylece bir basit mezuniyet töreni hızla politikleşiyor. Yani arzu edilenin tam tersi bir sonuç doğuyor böylece. Peki şimdi ne olacak? Meşhur Odtürk kampüsünde öğrenciler bu sıralar hummalı bir çalışma yürütüyor.
6 Ağustos'ta devrimde alternatif bir mezuniyet töreni için hazırlık yapıyor OTTÜ'lüler. Öğrenciler 30 Temmuz'da OTTÜ'de bir basın aşaması yapmışlar. Onlara kulak verelim. Öğrencilerin haklarına karşı yapılan her hamleniz sadece mezuniyet özelinde değil, aynı zamanda okulumuzun bütün bileşenlerine özel ve demokratik yapısına da karşı yapılmış bir hareket olduğunun farkındayız. Bizler ODTÜ öğrencileri olarak başta 2022 mezunları olmak üzere arkadaşlarımızı ve tüm ODTÜ bileşenleri olarak devrimdeki mezuniyetimizi kazanmak için mücadele ediyoruz. Ve sonuna kadar edeceğiz. 6 Ağustos günü vektörlük mezuniyeti yapmayı üstlerse de üstlenmese de devrim stadyumunda düzenleyeceğimiz
6 Ağustos'ta ne olacak? Hep beraber takip edeceğiz. Artık sona gelelim. Trend Topi'yi Poppy Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar üniversitelerin alternatif kimliklerini hazmedebildiğiniz günler dilerim. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.