Podcast

152: Trend Ekonomi: Merkez Bankasının son 1 yılına bir bakış

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu 3. Enflasyon Bilgilendirme Toplantısı için gazeteciler karşısındaydı. Bu bölümde Kavcıoğlu'nun açıklamalarına, Merkez Bankası'nın son bir yılına ve Türkiye'yi bekleyen zorlu kış aylarına ışık tutuyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.795 kelime · ~14 dk okuma

Temmuz ayını geride bırakırken artık yavaş yavaş yazın da sonuna yaklaşıyoruz. Yaklaşan kış piyasaları korkutuyor çünkü hem turizm gelirleri azalacak hem de enerji giderleri artacak. Bu da gözleri Türkiye'deki döviz varlığına ve cari açığa çeviriyor. Tüm bunlar yaşanırken dünyada da resesyon beklentileri her geçen gün artıyor.

Son olarak ABD'den gelen veriler, resesyonun başladığını gösteriyor. ABD ekonomisi ilk çeyrekte %1.6 küçülmüştü. İkinci çeyrek verisi de önceki gün açıklandı. İkinci çeyrekte de %0.9 küçüldü. Böylece iki çeyrek üst üste küçülme ile teknik resesyon tanımı gerçekleşmiş oldu.

Fakat Amerikan Merkez Bankası FED hala enflasyona odaklanmaya devam ediyor. FED, Temmuz ayında politika faizini 75 bas puan daha arttırdı. Böylece son 3 ayda FED, politika faizini 200 bas puan arttırmış oldu. Fed'le aynı gün, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı da bu yılın üçüncü enflasyon bilgilendirme toplantısını düzenlet. Tüm bu yaşananlar ne anlama geliyor? Bu sorunun yanıtı için gelin, Merkez Bankası'nın son enflasyonu bilgilendirme toplantısına gidelim ve son bir yılını da değerlendirelim bankanın. Bir yıl önce ne hedeflendi ve bugün hedeflerde neredeyiz?

Transkriptin tamamını oku

Bu sorunun cevabını bulabilirsek eğer, ekonominin ne kadar kontrol altında olduğunu da kavrayabiliriz diye düşünüyorum. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım. Ekonomi yönetimi yaklaşık 10 ay önce, 2021'in Eylül ayında, ekonomide yeni bir yol haritası hazırladı. Hiç niyet okumadan, sadece bize söylenenler üzerinden ilerlersek, yeni ekonomi modeli iki şey vaat ediyordu. Cari fazla ve büyüme. Yeni ekonomik model, düşük cari açıktan, inşallah bu yıldan itibaren, cari fazlaya

ve büyüme de devam edecek. Carifazla ve büyüme. Hep birlikte bunları yaşayıp, bunu da işsizleştireceğiz. Carifazla ve büyüme hedeflerine uyumlu biçimde para politikasında faizler eylül ayından itibaren düşürülmeye başlandı. Peki ne murad ediliyordu? Hasine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati'nin sunduğu grafik üzerinden adım adım takip edelim. Birinci adım düşük faiz. Böylece iş dünyasının ucuza finansmana erişimi sağlanacaktı.

İkinci adım yüksek üretim. Finansmana erişimi kolaylaşan iş dünyası daha fazla yatırım ve istihdam sağlayacaktı. Üçüncü adım yüksek ihracat. Artan yatırımlar düşen faizin sonucu yükselen döviz kuruyla birlikte ihracatı arttıracaktı.

Dördüncü adım, düşük ithalat. Yurt dışından ithalat daha pahalı hale geleceği için içeride üretmek daha az maliyetli olacak, böylece ithalat düşecekti. Beşinci adım, düşük dış borç. Yüksek ihracat ve düşük ithalatla cari fazla verilecek, dış finansman ihtiyacı kalmayacağı için dış borçlar da azalacak. Peki ya enflasyon?

Zira uygulanan düşük faiz politikası döviz kurlarının yukarı yönünü ittirecek bunu herkes biliyordu. Bu durumda enflasyon da patlayacaktı. Peki bu politikada kurlar ve enflasyona ne olacaktı? Bu sorunun cevabını da Merkez Bankası Başkanı Şahapkavcıoğlu bundan 10 ay önce gerçekleşen enflasyon raporu bilgilendirme toplantısında şöyle açıkladı.

Tabii biz bir kur hedefi ya da kura göre bir şey belirlemiyoruz. Biraz önce ifade ettiğim cari denge sağlandığında kur üzerinde de denge sağlanacaktır. Bir kur hedefi ya da bir kura müdahale şeklinde bir şeyimiz yok. Serbest piyasa koşulları içerisinde kur kendi dengesini bulacaktır. Türkiye'nin temel sorunu cari açıktır. Cari açığı, cari dengeyi sağladığımızda

Kur üzerindeki baskı da azalacaktır ve dengeye gelecektir. Dolayısıyla biz bütün politikalarımızı bu çerçevede oluşturmaya çalışıyoruz. Bu anlamda da yaptığımız, uyguladığımız bu politikayla da kur inşallah dengeye gelecektir. Yani yeni ekonomi modelinin en temel hedefi cari açın kapanmasıydı.

Peki nedir bu cari açık? Marmon Üniversitesi'nden Prof. Erhan Aslanoğlu'na kulak verelim. Cari açık, bir ülkenin dış dünya ile yaptığı her türlü mal, hizmet ve servis alışverişini gösteren bir akım tablosudur. Ödemeler dengesizdir. bir bölümüdür aslında. Burada örneğin mal alışverişi dediğimizde ihracat ya da ithalatı temelde kastediyoruz. Bir ülke birçok ürün ihraç edebilir, ithal edebilir. Türkiye'de olduğu gibi özellikle biz enerjiyi çok fazla ithal eden bir ülkeyiz. Cari açığın en büyük parçası ihracat ve ithalattır. Bunun dışında bir takım hizmet, gelir ve gider kalemleri vardır. Örneğin turizm geliri, gideri olabilir. taşımacılık geliri gideri olabilir. Banka ve sigorta işlem gelirleri giderleri olur. Bir de yurtdışı müteahhitlik hizmet gelir ve giderleridir. Bunlar da cari işlem açığı içinde. Cari dengenin açık vermesi halinde ülkeden dış aleme döviz çıkıyor, fazla vermesi halinde döviz giriyor. Diyelim ki açık verdi. Bu durumda yoktan döviz var edemeyeceğinize göre dış finansman sağlamanız, yani dışarıdan sermaye ithal etmeniz gerekiyor.

Diyelim ki cari açığınız var ama dışarıdan sermaye girişi de olmuyor. Bu durumda Merkez Bankası'nın rezervlerini piyasaya pompalayarak döviz dengesini sağlayabilirsiniz. Ama bunun sürdürülebilir olmadığını söylemeye gerek yok sanırım. Yani sonsuza kadar Merkez Bankası'nın kısıtlı kaynaklarını satamazsınız.

hiçbir şey yapmadınız, rezerve de satmadınız, sermaye de ithal etmediniz, bu durumda döviz kurularının yükselmesini izleyebilirsiniz. Yani cari açık çok kritik ve önemli Türkiye gibi bir ülke için. Yeni ekonomi modelinin bize vadettiğine göre bunların hiçbirine gerek kalmayacak. Çünkü izlenen politika sayesinde cari fazla verilecek. Böylece ülkeye giren döviz artacağı için hem döviz kuru hem de kurla birlikte fiyatlar istikrar kazanacak. Fakat

Bu modelin uygulanmaya başlamasının ardından 10 ayı yerine bıraktık. Care açık bırakın kapanmayı daha da artmış durumda. Eylül 2021'de 12 aylık care açık 18.4 milyar dolardı. Mayıs 2022'de bu tutar yaklaşık %50'lik artışla 29.4 milyar dolara yükseldi. Buna paralel olarak Merkez Bankası'nın döviz rezervleri de bir azalma gözleniyor.

Yeni ekonomi modelinin uygulanmaya konduğu eylül ayında merkezin bürüt döviz rezervleri 81 milyar dolar seviyesindeydi. Temmuz ayında bu tutar 59 milyara kadar geriledi. Bunun yanında yaklaşık 40 milyar dolar değerinde altın rezervi Son 10 ayda kayda değer bir artış ya da azalış kaydetmedi. Yani toplam bürüt rezervlerde 10 ayda yaklaşık 25 milyar dolarlık bir azalma yaşandı. Net rezervler ise yani o zorunlu karşılıklar vesaire çıkarıldığında elimizde kalan para ise 20 yılın en düşük seviyesine indi. Ekonomik gazetecisi Barış Soy'dan 20 Temmuz'daki yayınında kendi YouTube kanalında haberi şöyle duyuruyor. Merkez Bankası'nın net döviz rezervi geçen hafta son 20 yılın en düşük seviyesine girildi. 6.1 milyar dolar. Bu kadar döviz talebine elbette rezerv dayanmıyor. Bir yandan doları tutmak için rezerv satışı, bir yandan şirketlerin ithalat için döviz talebi, bir yandan da bireylerin bu arada ne olur ne olmaz endişesiyle döviz alımı, onun da verisi açıklandı bugün, birazdan geleceğim. Sonuç, işte Merkez Bankası'nın rezervleri son 20 yılın en düşkünü. Bu gerçekten endişe verici bir seviye.

Yani 10 ay önce vadedilen cari fazla ve büyüme hedefinden gerçekleşen kısım sadece büyüme ile ilgili. Cari fazla hedefi gerçekleşmiş değil. Türkiye ekonomisi gerçekten hızla büyüyor. Nasıl büyümesin? %80'e dayanan enflasyon, son derece ucuz kredi, giderek artan ihracat ama giderek artan ithalat. İşte bu koşullar altında Merkez Bankası enflasyon raporu bilgilendirme toplantısı 28 Temmuz'da gerçekleşti. Başkan Şahap Kavcıoğlu hem sunum yaptı hem de 3 ayda bir olduğu gibi ekonomi gazetecilerinin sorularını yanıkladı. Kavcıoğlu, kamu bankalarının kredi faizlerine ilişkinde bilgiler verdi.

Türkiye'deki bankacılık sektörünün kredilerinin %40-45'i kamu bankalar. Yani 6 tane kamu bankası tarafından. Bunlardaki faiz ortalaması 15-16 civarında. Dolayısıyla bir keren ortalama Türkiye'de real sektörün kullandığı kredilerin %50'ye yakını bu civarda politika faizi etrafında. Lütfen bunu görmezlikten gelmemeye çalışın. Yanlış anlaşılmasın. %15-16'lık kredi faizi konut, taşıt, ihtiyaç gibi tüketici kredilerine geçerli değil. Ticari krediler için geçerli. İşte burada ortaya bir sonuç da çıkıyor. Yeni ekonomi politikasında şirketlere neredeyse bedava,

Hatta neredeyse demeye gerek yok. Bedava para veriliyor. Enflasyonun %80'i bulduğu bir ortamda %15-16 ile borç verseler kabul etmez misiniz? Mesela şöyle örneklendirelim. 1 milyon TL kredi çekiyorsunuz ve diyelim ki bu krediyle mal alıyorsunuz. Bu mal bir sene sonra 1 milyon 800 bin TL değerine çıkıyor. Borcunuz ise 1 milyon 150 bin TL'ye yükseliyor. Çok tatlı para değil mi? Borç parayla %60 kazanıyorsunuz.

Elbette iş dünyası böyle bir nimetten faydalanmak istiyor ve kredilere abanıyor. Böylece ekonomi büyüyor. Fakat bu büyümeden ücretli kesimler faydalanmak bir yana zarar görüyor. Çünkü piyasaya pompalanan para enflasyon yaratıyor ve yaratılan enflasyon nedeniyle gelirleri sabit kalan kesimlerin alım gücü giderek eriyor.

Bu esnada artan döviz kuruda tedirginliği arttırıyor. Malum turizm sezonundayız fakat yaz bitecek. Turizm gelirleri de cari dengeye katkı sunamayacak. Bunun yanında doğal gaz fiyatları giderek yükseliyor. Kış aylarında Türkiye'nin doğal gaz tüketimi konutlar nedeniyle %40-50 civarında artıyor. Reuters muhabiri toplantıda Şahap Kavcıoğlu'na tam da bunu soruyor.

Bu yıl başından beri özellikle aldığınız kararlarla rezervlerinizi ciddi şekilde arttırıcı politikalara yöneldiniz fakat verilere baktığımızda rezervlerin aslında artmadığını gerilediğini görüyoruz. Siz tam olarak evet demeseniz de bu farkın piyasaya satış olarak kullanıldığını düşünüyor piyasa, satışa yapıldığını düşünüyor. Burada endişeler oluşmaya başladı. Mesela bu kış Türkiye'nin enerji, doğalgaz maliyetinin neredeyse hepsini Merkez Bankası rezervleri karşıladı. Mesela önümüzdeki yıl aynı şey olduğunda Merkez'in bunu karşılayacak kuvveti var mı endişesi piyasada çok yüksek. Mesela önümüzdeki kış nasıl geçecek, hangi kurla geçecek?

Sizin bu döneme ilişkin yani döviz politikasının sürekliliğine özellikle yarın bir gün için böyle bir beklenti yok da özellikle kış ayları için başarısız olma ihtimaline karşı yani siz ne düşünüyorsunuz? Böyle bir risk görüyor musunuz? Çok teşekkürler. Tam burada bir yorum yapmam gerekebilir. Bizim Merkez Bankası 2006 yılından bu yana açık enflasyon hedeflemesi rejimini takip ediyor. Bu rejimde Merkez Bankası başkanları düzenli aralıklarla piyasayı bilgilendirme toplantılarıyla piyasaya yön vermeye çalışıyorlar. Bu konseptin olmazsa olmazı da basın toplantıları. Bizde de yılda 4 kez yapılıyor bu toplantılar.

Yani Kavcıoğlu bir açıklama yapacağı için kendi iradesiyle basın mensuplarını çağırmış değil, çok önceden açıklanan bir takvimde zaten 28 Temmuz'da bu toplantının yapılacağı belliydi. Fakat Kavcıoğlu'na dönük eleştirilerden biri de bu. Mevzuat öyle gerektirdiği için basın mensuplarının karşısına geçiyor ve sorulara büyük ölçüde geçiştirerek cevap veriyor. Reuters muhabirinin 2023 kışı sorusu son derece önemliydi. Kavcıoğlu'nun cevabı ise şöyle. Rezervlerle ilgili, siz de söylediniz, yani dünyadaki bütün merkez bankalarının bütün enerji anlamında ödemelerde sıkıntı yaşayan ülkelerin olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunları karşılamakta zorluk çektiklerini görüyoruz, duyuyoruz, yaşıyoruz. Ama Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti

Bu konudan hiçbir zorluk çekmemiştir. Rezervlerimiz geçen sene de aynı seviyelerdeydi. Bu yıl da aynı seviyelerde ama bu arada sadece 6 aylık enerji maliyeti geçen sene 17.8 milyar dolarken bu sene 50 milyar dolar. Ve bunu hiç aksatmadan Türkiye Cumhuriyeti ödemeler dengesi içerisinde karşılamıştır. Tüm ödemelerini, tüm borçlarını çok rahatlıkla ödüyor. Ödedi, ödüyor.

ödeyecek. Bunları karşılayacak güçte rezervlerimiz var. Rezervlerimize girişlerimiz çok iyi durumda. Kavcıoğlu'nun sunumuna göre her şey yolunda gidiyor. Fakat ülke risk birimi CDS giderek yükseliyor. Biliyorsunuz, CDS nedeniyle yurt dışından sağlanan finansmanın maliyeti artıyor. ABD, doları %3 ile borçlanırken, 900 puanlık CDS nedeniyle Türkiye aynı doları %12 ile borçlanıyor.

Üstelik ABD gibi dolar da basamıyor. Neden yükseliyor bu CDS? Kavcıoğlu'na göre CDS'in yükselmesinin nedeni ekonomik değil, politik. Beraber dinleyelim. Dünyada birçok ülkenin teknik olarak iflaslarının konuşulduğu,

siz biliyorsunuz ülke ismi vermeme gerek yok. en iyi bölgede, avrupa bölgesinde dahil bu ülkelerden söz konusu. bu ülkelerin cds ile yine güney amerika'da, yine asya tarafında birçok ülkenin yaşadıkları sıkıntılar, ekonomik sıkıntılar, siyasi sıkıntılar, finansal sektördeki sıkıntılar kıyasladığınızda türkiye bugün bunların hiçbiriyle kıyaslanmayacak derecede pozitif olarak ayrıştığı halde hak etmediği bir CDS değerlendirmesiyle karşı karşıya. Bunu kabul etmiyoruz.

Türkiye bu düzeydeki CDS'i hak ediyor mu? Bunun cevapları subjektif olacaktır. Fakat hakikat, Türkiye'nin CDS'inin dünyanın Rusya'dan sonra en yüksek ikinci CDS'i olması. Peki, Merkez Bankası ne yapıyor? Nasıl bir aracı var elinde? Bu noktada, enflasyon hedeflemesi rejiminde merkez bankaların en etkili iki silahı, politika faizi ve sözlü yönlendirme. Şimdi sözlü yönlendirmeye geliriz ama, Önce politika faizine bir bakalım. Merkez Bankası son 7 toplantıda politika faizini sabit bıraktı %14'te. Fakat aynı sürede enflasyon tam 61 puan arttı. %14'lük politika faizine karşılık %78'lik enflasyon artık politika faizinin bir anlamının kalıp kalmadığı sorularını da beraberinde getiriyor.

Politika faizinin enflasyona eşit olması için merkezin tam 6460 bas puan faiz arttırması gerekiyor. Yani son 20 yıldaki en sert faiz artışının 10 katından bile fazla yaptığınız zaman faiz artışını ancak enflasyona eşitliyorsunuz. Bu soru da Kavcıoğlu'na soruluyor. Fed'in bu sene içinde 225 baz puan ardından Avrupa Merkez Bankası'na 50 puan ve dün Fed'in kararından sonraki örfez bankalarının 25 ile 75 baz puan arasında faiz artışları dünyada herkes yanlış yaparken biz mi doğru yapıyoruz diye pek çok kişi tarafından yorumlanıyor, soruluyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası için politika faizinin bir para politikası aracı olmaktan çıkıp çıkmadığını sormak istiyorum. Piyasa katılımcıları anketine yanılmıyorsam cari yıl sonu tahmini yine yüzde 14'tü. Artırmanı da düşürmenin de siyasi ve ekonomik riskleri yine tartışılıyor. Ben para politikası aracı olarak politika faizini nasıl gördüğünüzü sormak istiyorum.

Kavcıoğlu bu soruya da aslında biraz diplomatik bir cevap veriyor. Yani faize hareket ettirmiyoruz diye faizin araç olmaktan çıktığını nereden çıkarıyorsunuz diyor. Merkez Bankası'nın ve para politikası'nın en önemli ağaçlarından bir tanesi, politika faizi. Bunu her seferinde ifade ediyoruz.

Faizi sabit bırakmak ya da düşürmek para politikası aracı olarak politika faizini kullanmamak anlamına geldiğini sadece Türkiye'de ekonomist olan arkadaşlar tarafından ya da analistler tarafından yorumlanıyor. Dünyada böyle bir yaklaşım yok. Şimdi Merkez Bankası Başkanı böyle diyor ama... Merkez Bankası'nın yıllarca raportörlüğünü 2019'a kadar da baş ekonomistliğini yapmış Prof. Akan Kara, politika faizinin artık anlamını yitirmeye başladığını söylüyor. Son döneme geldiği zaman kur kurumalı mevduat ve son dönemde uygulanan politikaya

Bunu üçgenin hiçbir tarafına yerleştiremiyorum. Çünkü bir taraftan serbest sermaye hareketlerini terk ediyoruz yavaş yavaş. Bir taraftan kuru kontrol etmeye çalışıyoruz. Yani Merkez Bankası çok yoğun bir şekilde kamu bankaları aracılığıyla döviz satarak kuru kontrol etmeye çalışıyor.

Diğer taraftan da parasal kontrolü artık kaybediyoruz. Merkez Bankası'nın faiz oranı da nispeten ölümünü kaybediyor. Çünkü artık kamunun kur riskinin tamamen üstlendiği bir durum söz konusu. Merkez Bankası'nın faizi kur korumuna mevduatla etkileşimi sebebiyle bir şekilde hareket alanını kaybediyor.

2022'nin 3. enflasyon raporu bilgilendirme toplantısına öne çıkan gelişmeler bunlardı. Rezerverdeki kayıp sürüyor. Enflasyon tedirgin edici boyutta. Yeni ekonomi modelinin vadettiği cari fazla ise henüz başka bir baharı bekliyor. Gerçi, Başkan Kavcıoğlu enerji ve altın hariç cari fazla verildiğini söylüyor. Yani Kavcıoğlu'na göre kürede her şey normale döndüğünde, Türkiye'nin enerji ve altın ithalatı da dahil edildiğinde cari fazla vermeye başlanacak. Fakat ne zaman?

Ne zaman? Bu soru belirsiz. Kimse orta ve alt gelir grubunun durumunu da bu esnada düşünmüyor. Size ilginç gelebilir ama bu soru, yani orta ve alt gelir grubunun durumunu 10 ay önceki enflasyon raporu bilgilendirme toplantısında Bloomberg News'ten Çağan Koç, Sayın Kavcıoğlu'na sormuştu. Arş çoklarının geçici olduğunu söylediniz. Diğer merkez bankaları gibi biz de bunu düşünüyoruz dediniz. Ancak şu an dünyadaki birçok merkez bankası faiz arttırıyor. Bunun sebebi de küresel enflasyon yükseliyor.

Emtia fiyatları artıyor, bizde kur artıyor, kapasite kullanımımız yüksek, enflasyon beklentileri bozuluyor. Bu ortamda hala faiz indirimi için sınırlı alan olduğunu söylüyorsunuz. Hangi ekonomik temellere dayanarak bunu söylüyorsunuz merak ediyorum. Ekonomide bir daralma tehlikesi mi görüyorsunuz yoksa? Faiz indirelim, kur yükseltsin, rekabetçi kur ile ihracatımız artsın gibi bir politika görüyoruz.

Bunun enflasyon yoluyla gelir eşitsizliğini arttırıp orta ve düşük gelirlilik kesimi her geçen gün daha da fakirleştirdiğini düşünüyor musunuz? Ekonomi nedir? Günün sonunda toplumsal refahı arttırıyorsanız başarılısınızdır. Bir avuç varlıklı insan parasına para katıyor, yoksullar ise yarattığınız enflasyon altında eziliyorsa, uyguladığınız politikaya başarılı demek mümkün müdür? Diyelim ki sabır talep ettiniz, az dayanın dediniz, peki ne zamana kadar? Japonya'nın Nikkei gazetesinden Sinan Tavşan 10 ay önce bu soruyu sormuş. Cariocuk'taki dengelenmenin kurdu dengelenmeyle geleceğini söylediniz.

Bunun için bir zaman projeksiyonumuz var mı? Zor zamanlardan geçiyoruz. Enerji fiyatları, emtiğe fiyatları, gıda fiyatları, kur hepsi birden yükseliyor. İnsanların alım gücü etkileniyor, refah seviyesi düşüyor. Bu vatandaştan bir fedakarlık demek. Dolayısıyla ne zaman bir kurda dengelenme, cariçe dengelenme için bir projeksiyonunuz nedir? Ve vatandaşta mesajınız ne olacak bu konuda? Çünkü bir fedakarlık isteniyor onlardan da. Teşekkürler.

Kavcıoğlu bu soruyu da tacı atıyor. Vatandaşa bir çağrısı olmuyor. Geçecek diyor ama ne zaman geçecek? Türkiye ne zaman cari fazla verecek? Böylece ne zaman kurlar istikrarlı hale gelecek? Ne zaman enflasyon düşecek? Bu sorular cevapsız. Aynı toplantıda... Bloomberg News muhabirinin sorusuna gidelim. Çok temel bir kafa karışıklığı yaşıyorum. Tahmin ediyorum salondaki tek kişi ben değilim. 8 senedir bu salona enflasyon raporları için geliyorum. İlk kez cari açığı kapatıp uzun vadede fiyat istikrarını yakalayabiliriz gibi bir sözlü yönlendirme duyuyoruz. Bunu şu yüzden sormak istiyorum. Artık Türkiye'nin yeni mottosu bu mudur? Eğer buysa, bununla ilgili ne kadar ayrıntılı, ne kadar kesin çalışmalar yapıldı? Türkiye'de cari açığın yapısı olarak kapanması eğer 3 sene, 5 sene daha alacaksa mesela,

bu uzun vadede sürekli ucuz liranın, toplumun önemli bir kesimin alım gücünü düşüreceği, dünyanın geri kalanına göre cebindeki parasının değersiz kalacağı, bir resim, yani aslında son 3 senedir yaşadığımız şeyin belki artan ivmede yıllarca devam edeceği anlamına geliyor. bununla ilgili bir toplumsal diyalog olduğunu da düşünmüyorum, görmedim. merkez bankasının bununla ilgili bir çalışması olduğunu da şu an hiç görmemiştik. bu yüzden şunu merak ediyorum, yeni yönlendirme bu mudur? biz cari açığı, yapısı olarak kapatana kadar gerekeni yapacağız, ondan sonra enflasyon kapanmış olacak.

Kavcıoğlu bu soruların hiçbirine net cevap verebilmiş değil. Biz önümüze bakalım. Önümüzde iki yol var. Birincisi, enerji ve emtia fiyatlarının düşmesini bekleyecek ve bu süre içinde cari açlıkla büyümeye devam edeceğiz. Sonrasında cari fazla vereceğimiz ise şüpheli çünkü dünya resesyona girdiği için ihracatımız yani dış talep azalacak.

İkinci yol ise sert bir ödemeler dengesi krizi gibi görünüyor veya döviz-likide krizi diyelim buna. Bir önceki Trend Ekonomi bölümünde bu krizin olasılıklarından bahsetmiştik. Hepimizi zor günlerin beklediği ortada. Ekonomi yönetimi girdiği yoldan geri dönemiyor. Belki de dönmek istese bile artık çok geç. Araçlarını giderek etkisizleştirdi. Politika faiz zaten etkisizleşmişti. Peki ya sözlü yönlendirme?

Sözlü yönlendirme son 5 yılda 4 kez değişen Merkez Bankası başkanlarıyla anlamını kaybetti. Politika faizi anlattığımız gibi güçsüzleşti. Artık kimse merkezin faiz kararını merak etmez oldu. Fakat yolun sonunda henüz ışığı görebilmiş de değiliz. Kısa vadeli gelecek oldukça karanlık. İçinizi daha fazla sıkmayayım ve artık bitirelim. Trend ekonomiyi POBİ Medya ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar tuttuğunuz altın olsun diyelim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)