
3.692 kelime · ~18 dk okuma
81 ilimiz vardır ama bazılarını yüklediğimiz duygular biraz farklıdır. Antep deyince bilincimizde canlanan duygular İzmir deyince farklılaşır. Kimi kentler ise kimliksizdir. Öylece vardırlar ama bir duygu yükleyemeyiz onlara. Fakat başkent Ankara o kentlerden biri değil. Politik bir kimliği vardır Ankara'nın.
Konya gibi İzmir gibi politik kimlik değil bu. Osmanlı'nın yüzyıllarca başkentliğini yapan İstanbul'dan sonra Ankara, milli mücadeleyi hatırlatır bizlere. Bozkır'ın orta yerinde, Kurtuluş Savaşı'nın karargahı olmuş bu küçük Anadolu kenti, kurtuluşun da kuruluşun da başkentliğini yapmıştır. Bu nedenle Ankara demek, sadece Kurtuluş Savaşı değil, aynı zamanda Cumhuriyet demektir.
Fakat Ankara son dönemlerde bu kimliğiyle hiç ilgisi olmayan bir gündemin başrolünde. Kentin kimliğine ilişkin en sembolik arazilerden olan Atatürk Orman Çiftliği üzerine yapılan dev bir tema park, bugün büyük bir hurda mezarlığına dönmüş durumda. Tartışmanın bağlamı Ankara'nın kimliği değil, bu tema parkı harcanan ve israf edilen para. Bu bölümde gelin Ankara'yı, Anka Parkı ve Melih Gökçe'yi konuşalım. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
Ankara'yı sevmek zordur, soğuk bulunur, gri renk yakıştırılır başkente. Orada yaşayanlar kenti hep savunmaya çalışır ama derdini de anlatmakta zorlanır, çaresiz kalırlar. Hele ki İstanbul'la karşılaştırılıp zor bir rekabete sokunca iyice eziveririz başkenti. Mesela meşhur hikaye değil mi? Yahya Kemal'e sormuşlar, Ankara'nın en çok neyini seversiniz diye, o da demiş ki İstanbul'a dönüş yolunu.
Ne herkesin dilindedir bu saçma karşılaştırma, ne kadim bir tarihi vardır bu kentin gerçekten de, ne de bir doğal güzelliği. Bozkır'ın orta yerinde bir gariban Anadolu kenti. Nesini seviyorsunuz Ankara'nı derler. Halbuki meşhur Ankara şairi Ahmet Arif'in dediği gibi, hasreti nazlıdır Ankara'nın. Öyle bir iki gün gezmekle anlaşılmaz, bir iki gün gezince de sevemezsiniz. Yaşamanız gerekir. İki Ankara bulunur zihinlerimizde. Biri devlet olan Ankara, bir de 6 milyon insanın evi olan Ankara.
Nasıl anlatsam diye düşünürken yine sözüstü adını Ahmet Arif'e bırakalım. Şöyle diyor Ankara için. Bakmayın saksıda büyüdüğüne, kökü altın dağda, ince sudadır. Hatıp çayın öte yüzü ılıman. Bulvarlar çakır keyf yeni şehirde. Karanfil sokağında gün açmış. Hikmetinden sual olunmaz değil.
Mucib sebebin bilirim ve kâfi delil ortada Karanfil sokağında bir camlı bahçe Camlı bahçe içre bir çini saksı Bir dal süzülür mavide Al al bir yangın şarkısı Bakmayın saksıda boy verdiğine Kökü altın dağda ince sudadır Kentin cumhuriyete özdeş bir tarih olduğu ortada. Öte yandan cumhuriyetin göz bebeği olduğu da. O kadar ki bizzat cumhuriyet tarafından planlanan bir kenttir Ankara. Başkentin planı 1928'de Alman planlamacı Hermann Janssen tarafından hazırlanır. Planda 1977 yılında kentin nüfusunun 300 bin olacağı öngörülmüş. Fakat 1950'den sonra başlayan plansızlık nedeniyle kentin 70'li yıllardaki nüfusu 1 milyona dayanmış.
İç Anadolu'dan Ankara'ya yoğun göç yaşanıyor 1950'lerden itibaren, kentte dolayısıyla Ankaralı yok gibi. Ama şimdi böyle deyince İstanbul gibi de düşünmemelisiniz. İstanbul'da 81 ilden 72 milletten insan bulabilirsiniz. Fakat bugün Ankara'da yaşayanların ekseriyeti Çankırı, Çorum, Yozgat veya Kırşehir'lidir.
Yani kompakt bir İç Anadolu kentidir Ankara. Karadenizlisine, Egelisine, Akdenizlisine nadiren rastlanır. Bu nedenle yıllar içinde İç Anadolu'nun taş ve kültürü başkente hakim hale gelir. Sadece cumhuriyetin başkenti değil, cumhuriyet de yıllar içinde değişir. Çok partili hayat, dışı açılan ekonomi, giderek muhafazakarlaşan toplumsal yapı… Tüm bunlar, Ankara'nın da bir kimlik krizine girmesine neden olacaktır. İşte bu kimlik krizi, Türk siyasal hayatına son derece orijinal bir kişilik de kazandırır. Kim o? Melih Gökçek.
Adana'da yeni bir şey daha bulmuşlar. Bugün gazetede okudum. Hani çocuklar yer ya. Jelibon. Jelibon. Jelibon bulunmuş. Ne demek jelibon bilmiyorum. Yani yer altında 6 milyar dolarlık jelibon bulunmuş. Arka arkaya bulunuyor.
Ankara'nın kimlik krizinin dışa vurumudur Gökçek. Şöyle ifade edelim, bundan 100 yıl önce, Cumhuriyet'in ilk kurulduğu yıllarda Ankara demek Çankaya, Çankaya demekse CHP demekti. Bugün ama, bugün öyle değil. Bugün Beypazarı'ndan Polatlı'ya, Keçiören'den Mama'a, Çankaya'nın etrafında konumlanan pek çok ilçe var.
Gökçek, Ankara'da deyim yerindeyse bir kimlik siyaseti güderek Çankaya'yı tümüyle gözden çıkardı ve çevre ilçelerin mağdurluğuna vurgu yaparak siyaset yaptı. Çankaya'ya hiç hizmet götürmedi demiyorum ama Çankaya'ya götürdüğü hizmette de sık sık CHP'li belediyelerle takıştı. Gökçek, Çankaya'da kazanmayı hiç istemedi. Ona çevre ilçeler yetiyordu. 2014 seçim gecesinde de buna vurgu yapıyordu. Mamak'ta AK Parti kazanmış. Sincan'da AK Parti kazanmış. Altındağ'da AK Parti kazanmış. Yenim Mahalleli ortada gidiyor. Etimesut da ortada gidiyor. Pursaklar zaten o 17'nin içerisinde. Dolayısıyla her tarafı biz kazanırken, hikmet-i ilahi bir de bakıyorsunuz CHP Ankara'da kazanmış.
2014 seçimi unutulmaz bir seçim. Halbuki Gökçe'nin iddia ettiği gibi değil, Çankaya'nın nüfusu saydığı tüm ilçelerin toplamı kadardı. 2019 seçimlerinde de görüldüğü gibi Çankaya'nın sayımı en son biter, kesin sonuçlar ondan sonra ortaya çıkardı. 2014'te Ankara'da Melik Gökçek yüzde 44.8 oy alırken rakibi Mansur Yavaş yüzde 43.8 oy aldı. Arada sadece 30 bin oy fark vardı. Oran olarak ifade etsek sadece 1 puan. Seçim gecesi Ankara'nın elektrikleri de kesilince tartışmalar büyüdü. Türk siyaseti Trafo'ya kedi girdi deyimini de kazanmış oldu. Çünkü şahibeler üzerine Enerji Bakanı Taner Yıldız seçimden hemen sonra bu açıklamayı yapmıştı. Bir travma merkezine bir kedi girdi ve kısa devre yaptı. Yani bu yaklaşık 3,5 metreden, 4 metreden atlayan bir kedi bunu yapabiliyor.
Gökçek, Ankara'nın koltuğuna oturmuştu oturmasına ama o koltuk bu sefer o kadar rahat değildi. Kendisine muhalif diğer iddialı adayı sadece bir puan farkla geçmişsiniz. Üstelik seçimlere ilişkin de muhalefeş şaibe iddialarını yükseltiyor. Şimdi iddiaların doğruluğunun yanlışlığını geçiyorum. Ama Melih Gökçek gibi bir siyasetçiyseniz Ankara'nın %43.8'inin oyunu almış Mansur Yavaş gerçeği ortada dururken
%44.8 oy oranıyla yani 1 puan farkla güçlü bir belediye başkanı olamazsınız. Üstelik durumun 3 aşağı 5 yukarı böyle olacağı da belliydi yani bir sürpriz yok 2014 seçimlerinde. Bir önceki seçimde yani 2009'da MHP'den aday olan Mansur Yavaş buna rağmen %27.3 oy alabilmişti.
MHP'nin Ankara'daki oyu %10-15 civarında yani %27.10 ile MHP'nin potansiyelinin çok üzerine çıkmıştı Mansur Yavaş. 2014'te ise Mansur Yavaş bu sefer CHP'den aday oluyordu. Yani %40'ı aşacağı neredeyse kesin gibiydi. İlk açıklanan anketlerde %50'yi de aşıyordu. Nitekim aldığı oy da %43.8 oldu. Melih Gökçek bu yükseliş karşısında 2014 seçimlerini eser siyasetinde aramaya başladı. 2010'lar mega projeler dönemiydi.
Üçüncü köprüler, devasa şehir hastaneleri, İstanbul'a dünyanın en büyük havalimanı, Çamlıca 100 bin kişilik cami, hatta Kanal İstanbul. İktidar'ın dilinde mega projeler vardı Gökçek'te, bu trendten rüzgar bulmaya çalıştı. Gökçek'in 2014 seçimlerindeki 5 büyük projesi içinde Ankara'ya boğaz getirmek, Avrupa'nın en büyük camisini yapmak ve yine Avrupa'nın en büyük tema parkının inşası vardı. Nam-ı diğer Anka Park. Sevgili Ankara'mlar, bugüne kadar Ankara'ya sayısız eser kazandırdık. Şimdi önümüzde 5 yıl var.
Başbakanımızın, AK Partimizin ve sizlerin desteğiyle 5 yıl daha Ankara ilçeli eserler üretmeye devam edeceğiz. Hedefimiz 5 yılda 5 yıldız 5 büyük eser. Bir, Avrupa'nın en büyük tema parkı Ankara. Melih Gökçek, Ankara'nın merkezine Disneyland benzeri bir tema park yapma fikrini 2009 yerel seçimlerinden bu yana dillendiriyordu. 2009-2014 arasındaki başkanlık sürecinde projeyi ete kemiğe kavuşturan Gökçek, Anka Park projesiyle ilk kez 2014 seçimlerinden önce çıkıyor seçmenin karşısına.
Başkanlığı kazandıktan sonra da kolları sıvıyor ve çalışmalara başlıyor. 2015 yılına gelindiğinde kimsenin gözü Ankara'daki dev Magapark inşaatını görecek durumda değil. Malum 7 Haziran seçimi var, ardından kanlı biçimde biten çözüm süreci, 2015 yazında patlayan bombalar derken 1 Kasım seçimi yani kimsenin Ankapark'ı gündem edecek durumu yok. Tüm bunlar olurken Ankapark'a ama ilk dev oyuncaklar da getirilmeye başlanıyor.
Fakat kamuoyunun gözü kulağı bu parktadır dersek doğru olmaz. Ertesi yılda keza aynı durumda. 15 Temmuz 2016'da yaşanan darbe girişimi memleketi kasıp kavurmuş, olağanüstü hal ilan edilmiş. İktidar, o halin yalnızca FETÖ ve PKK ile mücadele için kullanacağını söylemesine rağmen, ülke KHK'larla yönetilmeye başlamış.
Arabalara siyah cam filmi takılmasının yasaklanmasından tutun da evlilik programlarına ilişkin düzenlemeye, kış lastiği düzenlemesine, rektörlük seçimlerinin kaldırılmasına kadar pek çok şey KYK'larla, yani meclis bypass edilerek organize edilmeye başlanmış. Erdoğan, mevcut sistemde Cumhurbaşkanlığı yetkilerini oldukça radikal biçimde kullanmaya başlamış. Olağanüstü halin terörle mücadele dışında kullanılması bugüne kadar kesinlikle olmuş mu? Araçlarda cam filmi ve renkli cama hesap getirilmiş. Elektörlük seçimleri kalktı. Kış hastayı zorunluluğu uygulamasına da değişikliğe gidilmiş. KHK evlilik programlarının kaldırılmasını da tavsiye ediyor. Bu ülkemizin huzuru için, eğitim kurumlarımızın huzuru için, iş dünyamızın huzuru için bunları yapmak zorundayız.
Erdoğan'ın anayasal sınırlarının dışına çıkması ilginç bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Kanunsuz olabilir ama fiilen yetkilerini aşıyordu Erdoğan. O halde bu fiili durumu hukuki bir forma kavuşturmak gerekirdi. En azından MHP lideri Devlet Bahçeli böyle diyordu. Erdoğan'ın kanunsuz biçimde görevini sürdürdüğünü de söyleyerek. Dedim ki Türkiye'de fiili bir durum vardır ve bu çözülmelidir.
Ülke yönetimi yasa ve anayasaya uygun değildir ve de suç işlenmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı fiili başkanlık yapmaktadır. Bu durum anayasaya aykırıdır. Ya dedim Sayın Cumhurbaşkanı fiili başkanlık zorlamasından vazgeçsin ki bizim açımızdan en doğru olanı budur.
Ya da dedim, fiili durumun hukuki boyut kazanabilmesinin süratle yol ve yöntemleri aransın. Bunları anlamayan varsa sözüm olsun, hecelleye hecelleye yeni baştan alfabeyi öğretir gibi anlatmaya varım ve hazırım. 2016'dan itibaren devletin tüm kademelerinde Erdoğan'ın tek adam haline geldiği böyle bir geçiş dönemi yaşandı. Bu süreçte AKP için de kendi çapında ağırlığı olan isimlerin yıldızı sönmeye başlamıştı. Çünkü inisiyatif, giderek Erdoğan'la toplanıyor, her şey onun iki dudağından çıkacak karara bakıyordu. Bu durum, 25 yıl boyunca Ankara'yı yönetirken kendi yetki sahasını oluşturmuş Melih Gökçek için iyi haber değildi. 2014 seçimlerine sadece bir puan farkla kazanabilmişti, 2019'da bir daha aday gösterilir miydi? Buna Erdoğan karar verecekti.
Üstelik vitrin projelerinden birinin Anka Park da Ankaralıların alay konusu olmaya başlamıştı. Gökçek, Anka Park'ın reklamı için şehrin dört bir yanına dinozor heykelleri yerleştiriyor, kent kimliksizleştiriliyordu. Cumhuriyetçiler dinozor heykellerini eleştirirken İslami kesimde de rahatsızlık artıyordu. Yani Melik Gökçek'i bu projesini destekleyen var mıydı dersek Gökçek'ten başkası yoktu. Mesela Cübbeli Ahmet.
Cübbeli Ahmet de 2017'de Ankara'nın dinozorlarının diline dolamıştır. Bak Melih Gökçek'in dinozorları kalktı görüyorsunuz. Ankara'ya heykel doldurmuş ya. İşi gücü heykelcilik. Dinozorlar gidiyor yavaş yavaş dinozorlar. Yaa. Dozunda bırakıyorum bak. Eskisi gibi freni patlamış araba gibi gitmiyorum farkında mısınız? Bugün dinozorlar kaldırılıyorsa bir rahmet gelecek ya. Ankara'ya bereket gelecek inşallah ya. Ankara'nın gündemi, kentin meydanlarına kondurulan dinozorlardı. Kimse de görüntü kirliliğinden memnun değildi. Fakat o yıllarda Türkiye'nin durup, Ankara'daki dinozorları konuşacak durumu da yoktu. Devlet Bahçeli, ülkenin hukuksuzca yönetildiğini söylüyordu. Bahçeli'nin fiili durum bedeli hukuksuzluk, 16 Nisan 2017 referandumunda resmiyet kazandı.
Artık Türkiye'nin idare biçimi Türk tipi de olsa başkanlık sistemiydi. Fakat referandum kıl payıyla kazanılmış, referanduma mühürsüz oylar damga vurmuştu. Üstelik daha da önemli olan İstanbul ve Ankara'da da hayır çıkmıştı. Fatura hayır çıkan illerdeki belediye başkanlarına kesildi. Erdoğan'a göre bir metal yorgunluğu vardı.
Ortada bir metal yorgunluğu var. Bunu aşmamız lazım. Onun için de çok daha dinamik ve çok daha gayretkeş ekiplerle inşallah 2019'a hazırlanmamız gerekiyor. Belediyelerimizde nerelerde ne gibi eksiklikler var? Şikayetler nedir? Bunların üzerine gitmemiz gerekiyor.
Bu konuşmanın hemen ardından sırasıyla İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Niğde Belediye Başkanı Faruk Akdoğan ve Düzya Belediye Başkanı Mehmet Keleş istifa ettiklerini duyurdular. Belli ki istifalar bizzat Erdoğan tarafından isteniyordu. Fakat kulislere daha çok istifa olacağı bazı belediye başkanlarının istifa etmekte direndikleri yansıyordu. Erdoğan kaç belediye başkanının direndiğini 25 Ekim 2017'de telaffuz etti. 3 belediye başkanı istifa etti, 3 belediye başkanı daha istifa edecek dedi.
istifalarını verdiler. Şimdi üç belediye başkanımız daha var. İstifası istenen belediye başkanları Ankara, Bursa ve Balıkesir'in belediye başkanlarıydı. Üçünün de istifa etmek istemediği biliniyordu. Erdoğan'ın üç başkan daha kaldı demesinin ardından 28 Ekim 2017'te, yani üç gün sonra, Ankara Belediye Başkanı Melik Gökçek, Erdoğan istedi diye istifa ediyorum. Emir demiri keser diye devam etti. Tekrar ediyorum, ben bir dava ahlakından geliyorum.
Benim davamda nefse uymak yoktur. Benim davamda şahsi çıkarlar için davaya zarar vermek yoktur. Benim davamda emir demiri keser. Benim davamda liderin talimatına uymak gerektir. Melik Gökçek hiç direnmediğini, emirin demiri kestiğini, Erdoğan'dan gelen talimatın başının üzerinde yeri olduğunu söyledi ama... İki gün sonra 30 Ekim 2017'de istifa eden Balıkesir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur'un istifası gündeme bomba gibi düştü. Çünkü Edip Uğur, ailemle tehdit ediliyorum, partimden ve belediye başkanlığından istifa ediyorum dedi ve konuşmasını gözyaşları içinde bitirdi.
Kendi adıma şunu söylemeliyim, yolsuzluğunuz yok! Usulsüzlüğünüz yok, başarısızlığınız yok, FETÖ bağlantınız yok ve fakat ailenize, evinize kadar ulaşan baskılar, tehdide varan müdahaleler var. Bu katlanılacak bir durum olmanın ötesine geçmiştir. Dolayısıyla AK Parti'de siyaset yapma imkanımız maalesef ortadan kaldırılmıştır.
Bugüne kadar aldığım bütün görevlerde balı kesir sevdalısı olarak şehrime hemşehrilerime hizmet etme gayreti içerisinde oldum. Hepinize bütün hemşehrilerime siyaset yaptığım yol arkadaşlarıma, çalışma arkadaşlarıma ve bu uzun mesai yıllarında bana destek olan aileme teşekkür Yani Edipur'un konuşmasından edindiğimiz izlenime göre işler hiç öyle güllük gülistanlık değildi. İstifa etmekte direnen belediye başkanları ailelerine varıncaya kadar tehdit edilebiliyordu. Direnenlerden biri de Melik Gökçek'ti. O da günün sonunda istifa etmişti ama direnmişti. Melik Gökçek'in başkanlık koltuğundan kalkmasıyla birlikte Belediye Meclisi Ankara Belediye Başkanı olarak Mustafa Tuna'yı atadı.
Ankapart meselesi de böylece yavaş yavaş gündemimize gelmeye başladı. Çünkü Mustafa Tuna, 25 yıllık Gökçek iktidarının ardından belediyede mali olarak büyük bir yolsuzluk ve israf düzeninin hüküm sürdüğünü ima etmeye başlamıştı. Tuna'nın hedefinde belediyenin hafriyat gelirleri vardı. Gökçek döneminde aylık 30 bin TL hafriyat geliri olan belediyenin Gökçek'ten sonra, Tuna'dan itibaren yani, hafriyat geliri 15 milyon liraya çıkmıştı. Yani tam 200 kat artmıştı. Hafriyat gelirleri birileri tarafından iç ediliyordu.
Bizim daha önce belediyeye bu hafriyattan gelirlerimiz aylık 30 bin TL'ydi. Şu anda bize devroldurduktan sonra hafriyat gelirlerimiz aylık ortalama 15 milyon TL oldu. Gökçek hakkında CHP muhalefeti hep yolsuzluk suçlaması yapardı. Biraz önce değindik. Gökçek için CHP eleştirileri hiç önemli değildi.
o tabanda bir itibar sahibi olmayı hiç önemsemedi Gökçek. Zaten CHP tabanı da gerçekten Gökçek'ten hiç az etmedi. Zaten CHP karşıtlığı üzerinden siyaset yapıyordu Gökçek. Ama bizzat Erdoğan'ın atadığı yeni başkan Mustafa Tuna'nın Gökçek hakkında yolsuzluk iması Gökçek için yeni bir gelişme sayılırdı. Zaten 2015'te yani Gökçek'in kıl payı seçilmesinin ardından bir sene sonra Bülent Arınç'tan da o meşhur parsel parsel açıklaması gelmişti.
Mustafa Tuna'nın açıklamasının ardından artık çanlar Gökçek için çalmaya başladı. İşte bu koşullar altında 31 Mart 2019 seçimlerine gidiliyordu. CHP'nin adayı beklendiği üzere Mansur Yavaş olmuştu. Üstelik bu sefer favori olarak gösterilen de Mansur Yavaş'ın kendisiydi.
AKP ise seçimden önce Ankaralılara bir eser gösterme telaşındaydı. Böylece Ankapark seçimden sadece 11 gün önce, 20 Mart 2019'da açıldı. Açılışa Melik Gökçek de davet edildi, o da konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da açılıştaydı. Wonderland Eurasia, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle açılıyor. Çocuklar,
ve yetişkinler için her biri ayrı ayrı tasarlanmış 1217 oyuncağın bulunduğu Anka Park ayrıca 120 metre yüksekliğe ulaşabilen dünyanın en büyük ikinci fiskiyesine ev sahipliği yapıyor. Yani 2019 seçimlerine giderken iktidarın en çok önem verdiği eserlerden biriydi Anka Park. Fakat mimarı siyaseten oldukça yıplanmış bir figür olarak Melih Gökçek'ti. 31 Mart 2019 Ankara seçimi bu haliyle sürpriz sonuçlanmadı. Zaten 2014'te başkan olması gerektiği, yani seçime aslında kazandığı düşünülen Mansur Yavaş, Ankara'da rahat bir galibiyet aldı. Gözler bu sefer Gökçek dönemi yolsuzluklarının ifşasına kilitlenmişti. Öyle ya, Bülent Arınç'ın Ankara'yı parsel parsel sattı dediği, Mustafa Tuna'nın kentin hafriyat gelirlerini iç ettiğini ima ettiği Gökçek,
Bu sefer bizzat muhalefetin denetiminden geçecekti. Mansur Yavaş'ın ilgi odağında ise Anka Park vardı. Yavaş'ın Anka Park'ı eleştirirken kurduğu bağlam ise parkın dev bütçesiydi. Belediye başkanı olduktan sonra sık sık Anka Park'ı gündeme taşıdı Mansur Yavaş. Ben ilk defa sizin programınızda söylemiştim. Anka Park'ın maalesef 750 milyon dolar demiştim. Çok gürültü kopmuştu. Çok hata yapmışım. 801 milyon dolar.
801 milyon dolar oraya gömülmüş. Şimdi ne bilir ki bu kadar büyük bir harcama kalemi dururken daha nasıl eleştirilebilir ki Anka Park? Şimdi birincisi Anka Park'ın yapıldığı arazinin Atatürk Orman Çiftliği olması. Atatürk bu çiftliği hazineye bağışlarken zirai faaliyetlerin devam etmesini şart koşuyor. Dolayısıyla AOK'a dev bir lunapark yapılması miras hukukuna aykırı.
Aynı zamanda Atatürk'ün manevi hatırasına da saygısızlık. Fakat hatırlarsanız zaten bu yolu Cumhurbaşkanı Erdoğan döşemiş, aynı araziye büyük bir başkanlık sarayı yaptırmış, Danıştay sarayın yapılmasını kanuna aykırı bulunca da Erdoğan saray kadar başınıza taş düşsün demişti. Yatıyorlar kalkıyorlar. Bakıyorsun ana muhalefeti kaçak saray. Yavrum muhalefeti kaçak saray.
Kaç ay saray kadar başınıza taş düşsün. Yani aslında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne ilişkin ilk danıştay kararı Erdoğan'ın zorlamasıyla kaduk hale getirilmeseydi, Anka Park diye bir şey de olmazdı. Bunun dışında başkentten bahsediyoruz. Bir kimliği olan bir kent bu.
son 20 yılda AVM'lerle dolmuşken bir de devasa bir tema park, kentin kimliğinin tümüyle değişmesi anlamına geliyordu. Fakat bunların yanında öne çıkan eleştiri Megapark'ın bütçesi oldu. Bunda sanırım ekonomik krizinde etkisi var. Yani bunca yoksullaşma karşısında ister Gökçe'nin iddia ettiği gibi 400 milyon dolar olsun, ister Mansur Yavaş'ın iddia ettiği gibi 800 milyon dolar olsun, böyle bir paranın Lunapark'a harcanması tepki çekiyor.
Anka Park, Mart 2019'da açılıyor, işletmeci firma tarafından da işletilmeye başlanıyor. Fakat, Ankaralı bu mega parka beklendiği gibi rağbet falan göstermiyor. Kimse uğramıyor Anka Park'a. Bilet fiyatlarında indirim de yapılıyor ama nafile. Zaten ekonomik bunalım giderek derinleşirken, kimsenin yüzü Luna Park görecek halde değil. Bir süre sonra, işletmeci firmanın personel ödemelerini gerçekleştiremediğine ilişkin haberler görmeye başlıyoruz.
Bu arada belirtelim, şirket 29 yıllık işletme hakkını devralıyor. Yani işletme hakkı Ankara Belediyesi'nde değil, 2019'un sonunda yani açılışından 9 ay sonra işletme elektrik faturalarını bile ödeyememeye başlıyor. Bu arada Ankapark'ın, Ankara'daki Ankapark'ın elektrikleri kesilmişti biliyorsunuz. İki buçuk milyonluk bir elektrik borcu vardı. Çalışanlar izne gönderilmişti. Hala çalışanlar ya izinli ya tam randevanda çalışmıyor. Bir yandan da elektrik mesaisi devam ediyor. Bu borçlar ne olacak? İki buçuk milyonluk borcun ödenmesi için Ankapark'ın işletmecisi şirketle başkent elektrik arasında görüşmelerin devam ettiğini görüyoruz. Yani dev bir proje ama tutmuyor. Ankaralı ilgi göstermiyor. Dolayısıyla şirkette yavaş yavaş batmaya başlıyor. Şirket Ocak ayında 2,5 milyon liralık elektrik faturası borcunu ödüyor ama sonra yine zora düşüyor. Bu sefer de pandemi vuruyor Ankapark'ı. Haziranda elektrik faturalarını yine ödeyemiyorlar. Kuş uçmaz kervan geçmez bir parka dönüşüyor Ankapark. Bu esnada Ankara Belediyesi, parkın işletme hakkının belediyeye devredilmesi için davacı oluyor.
İşte bugün Anka Park'ı konuşmamızın nedeni de o dava. Temmuz ayının başında davadan karar çıktı ve Anka Park belediyeye devredildi. Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in çılgın projesi Anka Park'la ilgili tartışmalar yıllardır devam ediyor. Milyon dolarların harcandığı ancak Atatürk orman çiftliği arazisi içindeki Anka Park davasında karar verildi. Ankara 6. Sur hukuk mahkemesinde görülen karar duruşmasında taraf avukatları hazır bulundu.
Mahkeme, Anka Park'ın tahliyesine ve işletmenin Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne devredilmesine hükmetti. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, mahkemenin kararını sosyal medya hesabından duyurdu. Yavaş, Kurban Bayramı'nın hemen ardından gerekli tespitleri yaparak parkın geleceğini Ankaralılarla birlikte karar vereceğiz ifadelerini kullandı. Ankapark Belediye'ye geçtikten sonra Mansur Yavaş basın mensuplarını da alarak gazetecilere Ankapark'ı gezdirdi. Görüntüler gerçekten işler acısıydı. Belki izlemişsinizdir. Yani 800 milyon dolarlık proje resmen hurda yığınına dönmüştü.
Muhalefetin bunca taarruzuna karşı iktidardan günlerce Anka Park'a sahip çıkan tek bir açıklama gelmedi. Gökçek yalnız bırakılmış, kimsede Anka Park'ı savunacak yüz kalmamıştı. Melik Gökçek cevap veriyordu Mansur Yavaş'ın eleştirilerine ama zaten görevden alınan Gökçek'in itibarı güçlü değildi. Yani savunması kimsede güven duygusu yaratmıyordu. Şaibeli bir isimdi artık Melik Gökçek. Mansur Yavaş da devrik başkan Melik Gökçek'le dilediği gibi top oynuyordu.
İktidardaki sessizliği Çevre ve Çeviricilik Bakanı Murat Kurum 23 Temmuz'da Bitlis'teki bir açılışta yaptığı konuşmada bozdu. Şöyle diyor bakan kurum. Kaderine terk edilen Anka Park'ın bu görüntülerini verirken hiç mi içiniz sızlamadı? Bu görüntülerde sizin hiç mi sorumluluğunuz yok? Beğersin ya da beğenmezsin. Ama belediye başkanı olarak senin görevin
O hizmeti kamunun yararına, milletin faydasına sunmaktır. Murat Kurum'un Mansur Yavaş'a dönük eleştirisi dayanaksız değil. Sonuç olarak Mart 2019'da açılmış bir parktan bahsediyoruz. Yani Yavaş döneminde işler hale geliyor ve yine Yavaş döneminde batıyor. O zaman Yavaş'ın sorumluluğu vardır. Fakat Bakan Kurum'un bu açıklamasına Mansur Yavaş Twitter'dan aynı gün şu cevap veriyor. Sayın Bakan,
Ankapark'ın belediyemize devri, sizin de bildiğinizi düşünüyorum ki, 3 yıl önce değil, mahkeme kararıyla 5 gün önce gerçekleşmiştir. Yani Mansur Yavaş diyor ki, siz bir ihale açmışsınız, o ihalede bir işletmeci firma var, dolayısıyla Ankapark üzerindeki yetki bu işletmeci firmada, belediyede değil. Anka Park'ın başından beri belediyeye ait olduğuna ilişkin bir algı var. Halbuki belediye sadece 5 gün önce Anka Park'ı devraldı. Dolayısıyla bizim bir sorumluluğumuz yok. Peki bundan sonra ne olacak? Ankara Belediyesi zaten 2 yıl önce kapanan, iflas eden parkı bir daha açmayı düşünmüyor. Zaten açılsa bile Ankaralıların yoğun ilgi göstermediği daha önce de tecrübe edilmişti. Şirket esasen kimse parka gitmediği için batmıştı. Daha sonra da pandemi yaşanmıştı. Peki ne yapılacak şimdi?
Belediye forms.ankara.bel.tr adresinden bir proje üretiyor. Dileyen Ankaralılar bu linkten parkın ne olması gerektiğine ilişkin fikirlerini paylaşabilirler. Ama tüm bu yaşananlar bize bir başka resmi de gösteriyor. 2010'lu yılların eser siyaseti rüzgarıyla geçtiğini söylemiştik.
2019 seçimlerinde iktidarın göz bebeğiydi Anka Park. Bu yüzden parkı seçim yatırımı gibi tasarlamışlardı. Fakat sadece 3 yıl sonra Anka Park öyle büyük bir başarısızlık timsali oldu ki, iktidarın projesini bu sefer muhalefet tanıtmaya başladı. Eser siyaseti böylece derin bir yere almış oluyor. Gazeteci Kemal Can, eser siyasetini bir yıl önce Medyascope'da şöyle yorumlamış. Ama Erdoğan'ın bu tür inat projeleri, işte Taksim Topçu Kışlası, bu Kanal İstanbul filan, işte daha önce bu Üçüncü Köprü, bu otoyollar filan hikayelerinde de hep gördük. Bunu hep eski Türkiye'yi bir tür tasfiyenin siyasi sembolleri olarak görüyoruz. Taksim'de cami, Çamlıca'ya cami filan meselelerinde de hep görüyoruz. Bu tür meseleleri yani kendi iktidarının anıtlarını dikmek olarak kodluyor ve inat siyasesini buradan yani birilerine rağmen hani geçti artık o eski Türkiye şeyini, ruh halini devam ettirebilecek şeyler olarak
Erdoğan'ın ya da AKP'nin anıt eserlerinden biriydi Ankapark. Evet, Taksim Camii gibi, Gezi'ye Topçu Kışlası gibi ideolojik yoğunluğu yoktu ama Ankara'yı kimliksizleştiren, bunu yaparken de Kemalcan'ın belirttiği gibi Atatürk Orman Çiftliği ve eski Ankara'yı unutturmaya çalışan bir iması vardı Ankapark. Neye niyet, neye kısmet derler ya, işte o hesap. Eski Ankara'yı unutturan bu anıt eser, bugün eski Ankara'ya duyulan özlemi hatırlatıyor. Bu duygunun üzerine muhalefet, kendi önceliklerini, siyaset yapma biçimini de ortaya koyuyor. Meral Akşener'den dinleyelim. Konuşma henüz 3 gün önce Ankapak'ta yapıldı.
Ankapark Türkiye'nin geleceği açısından Türkiye'de bugüne kadar yapılış pek çok yolsuzluğun, israfın eee somut hepinizin gördüğü hali bu. Yani Türkiye'deki herkesin kendi şehrinde yaşadıklarının bir büyük ölçüsü bu. Sayın Başkanım söyledi. 14 milyar liraya 801 milyon dolara neler yapılır? Ama ben bir de şunu söyleyeyim size 14 milyar liraya KYK yani o gençlerin bütün borçları silinebilirdi. Sadece faizi değil tüm borçları silinebilirdi. EYT'lilerin birçok problemi çözülebilirdi. Bu kadar büyümezdi. Tren Topik'te hızlı akan gündemi yavaşlatmaya çalışıyoruz. Haber takibini sosyal medyadan hızına adapte etmiyor, salim kafayla yapmaya çalışıyoruz. Dünyada da büyüyen slow journalism akınımının bir podcast örneğini oluşturmaya çalışıyoruz. Bu nedenle Anka Park meselesini sadece kaç paraya mal olduğu gibi basit bir tartışmayı derinleştirerek ele almadık.
Zaten Melih Gökçek de daha ucuza mal olduğu iddiasını sürdürürken aslında bana kalırsa havanda su dövüyor. Kaç paraysa kaç para, ha 400 ha 800 milyon dolar. Fakat günün sonunda tablo belli. Bunca yoksulluk karşısında, eser siyasetiyle seçmenin zihnini manipüle etmeye çalışan anlayış, an kapak çöplüğüne atılmış durumda. AKP belediyeciliğiyle övünen, yereli ve merkezi tutmaya çalışan bir iktidardı. Şimdi büyükşehirleri kaybetmiş durumda.
AKP belediyeciliği deneninde de akla gelen bir hezimet olarak Anka Park'a anlatmış olduk. Tren Topiği podbe medyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar koltuk düşkünü idarecilerin zihninizi manipüle etmediği günleriniz olsun. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.