
2.145 kelime · ~11 dk okuma
Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati'nin kırdığı potu konuşuyor. Şimdi pot mu demek lazım emin değilim. Ben anlatayım siz karar verin. Abdülkadir Selvi'ye konuşan Nurettin Nebati, içinden geçtiğimiz krizden ihracatçıların ve üreticilerin kazançlı çıktığını, dar gelirlilerin zarar gördüğünü itiraf etti. İyi de bunda uygulanan ekonomi politikasının hiç mi günahı yok? Her şey kendiliğinden mi oluyor? Tabii Nurettin Nebati'ye bu soruları yönetmek lazım. Bu bölümde ekonomik alım gücünün %99'un cebinden alınıp %1'in cebine nasıl konulduğunu konuşacağız. Bu tezgah nasıl işliyor? Biz yoksullaşırken küçük bir azınlık nasıl zenginleşiyor? Ve bunda ekonomi yönetiminin, yani Nurettin Nebati'nin nasıl bir sorumluluğu var? Ben Ozan Gündoğdu, asabınızı diri tutun, başlıyoruz.
Türkiye sistemik bir felaketin içinden geçiyor, kabul edersiniz. Sosyal ve siyasi kamplaşma derinleşiyor. Sağlık hizmetlerinde mesela derin krizler yaşanıyor. Kamu hastanelerinde tetkikler için randevu alınamıyor. Eğitim deseniz sistemimiz okuduğunu anlama becerisi bile kazandıramıyor.
Dünyada ilk 500'e girebilen üniversitemiz kalmadı. Yolsuzluk verileri de son derece karamsar. Uluslararası Şeffaflık Derneği'nin hazırladığı yolsuzluk algı endeksine göre 180 ülke içinde 96. sıradayız. Son 8 yıldır sıralamamız düzenli olarak geriliyor. 2016'dan bu yana sürekli yenilenen varlık barışları nedeniyle Türkiye kara para cenneti haline geldi.
2021'in sonunda Ürdün ve Mali ile birlikte kara para aklama ve terörizmin finansmanının engellenmesinde yetersiz kaldığı gerekçesiyle 1989 yılında G7 Paris zirvesi sonrası kurulan Mali Eylem Görev Gücü tarafından gri listeye alındık. Sığınmacı sorun deseniz Hakeza, Türkiye'nin gerçek nüfusunu bile bilemiyoruz. Liste uzatılabilir ama Türkiye sistemik bir felaketin içinden geçiyor derken ne dediğimi anlatabildim sanırım. Her alanda kriz var. Ama kriz deyince hayatımızın orta yerine yansıyanı ekonomik. Ekonomik anlamda derin bir fırtınanın içinden geçiyoruz.
Kriz denince aklımıza elbette ekonomi geliyor. Tüm krizlerin babası, halkın en önemli gündemi. Diğer krizleri küçümsediğimiz düşünülmesin ama bugün çarşıda, pazarda, dost muhabbetlerinin hemen hepsinde en önemli gündem hayat pahalılığı. Bugün ele alacağımız konu ise Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebat olacak. Göreve geldiğinde ne diyordu şimdi ne oldu? Türk tipi ekonomi modeli denen proje tuttu mu yoksa çöktü mü? Sahi ne iş yapıyor bu Hazine ve Maliye Bakanı diye de soracağız.
Ekonomi rakam işi, ekonomi temelli işi, ekonomi güven işi, ekonomi istikrar işi, ekonomi beklenti işi. 2 Arlık 2021'de Hazine ve Maliye Bakanı oldu Nurettin Nebati. Bu hafta itibariyle bu koltuktaki 6 ayını doldurmuş durumda. Yani artık bir karne vermeye hazırız diyebiliriz. Bir hafıza tazeleyelim isterseniz. Berat Albayran bakanlığı döneminde bakan yardımcısıydı Nurettin Nebati. Bu görevine Lütfe Elvan döneminde de devam etmişti. Lütfe Elvan görevden affını isteyip af talebi de kabul edilince bakanlık koltuğuna Nurettin Nebati oturmuştu.
Kamuoyunda hemen hemen kimse tanımıyordu onu. Berat Albayrak'ın adamı olarak bilindi. Maliye Bakanı yardımcısı olduğu için bürokrat olarak algılandı. Zannettik ki Nurettin Bey eskinin müsteşarları gibi maaşlı bir bürokrat. Ancak hakikat bu değildi. Önemli bir iş adamıydı Nurettin Debati.
Lüks çocuk giyim sektöründe faaliyet yürüten BNG Store mağazaları Nebatilerin aile şirketleriydi. 2000 yılında kurulan BNG mağazalarının 2021 yılı itibariyle Türkiye çapında tam 102 şubesi var. Yurt dışındaki şube sayısı ise 12. Bu mağazalarda yine bebek ve çocuk giyim üzerine olan kendi markalarını satıyor Nebatiler.
Aynı zamanda ihracatçılar. Tek stil alanında çalışıyorlar. Zenginlik, atadan dededen kalma toprak mülkiyeti üzerine kurulu. Toprak ağası babası. 2006'da Seyit ve Nurettin Nebati kardeşler yeni şafağa röportaj vermişler. Gazete, Urfalı ağanın çocukları mağazacılıkta büyüyor başlığı atmış bu röportaja. Yani yoksulluk görmüş bir kişi değil Nurettin Nebati.
Aynı nebati 2 Aralık 2021'de Türkiye ekonomisinin başına oturdu. Koltuğa oturduktan bir gün sonra Kasım ayı enflasyona açıklandı. Enflasyon Kasım'da %3,51 artarken yıllık bazda %21,31 oldu. TÜİK'ten yapılan açıklamada Kasım ayında enflasyonun aylık bazda %3,51 artış kaydettiği duyuruldu. Böylece yıllık enflasyon 21,31 seviyesine ulaştı.
Göreve geldiğinde %21.3'lük enflasyon oranı devralan Nurettin Nebati ile geçirdiğimiz 6 ayın sonunda bugün enflasyon %73.5. Bunlar resmi veriler ve pek çok iktisatçı verilere güvenmiyor. Gerçek enflasyonun daha fazla olduğunu düşünüyor. Bunu da ekleyelim.
Fakat AKP'nin Kızılcamam'daki toplantılarını takip eden gazeteci Abdülkadir Selvi, burada Nurettin Nebati ile bir araya gelip sohbet etmiş. Ardından bu sohbeti hürriyetteki köşesine taşımış. Bugünkü konumuzda bu köşe yazısı olacak zaten. Nurettin Bey, Abdülkadir Selvi'ye şunları söylemiş.
Dövizi düşürmek için yüksek faiz artışı yapabilirdik. Ama o zaman üretim bundan olumsuz etkilenirdi. Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettik. Yoksa enflasyonu düşürmek için çok sert tedbirler alabilirdik. Yüksek faiz artışı yapardık. O zaman üretim dururdu. Kur korumalı TL'ye geçerek bir yandan doları frenledik, diğer yandan üretimi ve büyümeyi tercih ettik.
Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kar ediyorlar. Çarklar dönüyor." Şimdi bu cümleler gündeme bomba gibi düştü. Ekonominin başındaki isim, bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kar ediyorlar, çarklar dönüyor diyordu.
Sözü Türkiye'nin yaşayan en önemli iktisatçılarından Korkut Boratav'a bırakalım. Korkut Hoca, Nurettin Nebati'nin bu sözlerine ilişkin medyaskopa konuşmuş. Ne diyor? Üretici şirketler ve ihracatçılar faydalanıyor diyor.
biraz daha genişleşsin. Sadece üreticiler değil, faydalananlar şunlardır efendim. Şirketler, bankalar, şirketler derken bu büyük şirketler ihracat odaklı olabilir, inşaat odaklı olabilir. Veyahut dev şirketlerin üretken ve üretken olmayan kolları olabilir. Mühim değil. Dar gelirliler dediğim aslında Türkiye'nin emekçi sınıflarıdır ve son milli gelir istatistiklerini iki bin on altıdan bugüne kadar bu politikaların yarattığı bölüşüm şokunu bize ortaya koydu. Dikkatli her izleyici, iktisatla ilgisi olanlar öncelikle ama sağduyulu herkes biraz uğraşarak bunu tespit eder.
Dikkatli her izleyici, emekçi sınıfların bölüşümdeki payının nasıl azaldığını tespit eder, diyor Korkut Hoca. Biz de TÜİK'in gayri saf YouTube çağrısılığa verilerine göz attık. Dikkatlice takip edin lütfen. 2020 yılının ilk çeyreğinde Türkiye'nin milli gelirinde emekçi kesimlerin aldığı pay %39.1 olarak açıklanmış. %39.1. Pastanın %40'u onlara ait yani. 2020'de ekonomi %1.3 büyümüş ama pandemi belli ki ücretli çalışanların üzerinden geçmiş. Çünkü 2021 yılının ilk çeyreğinde emekçi kesimlerin payı %39.1'den %35.5'a girilemiş.
Peki 2021'de bu durum düzelmiş mi? Düzelmek bir ana daha da bozulmuş. 2021'in ilk çeyreğinde her 100 liralık gelirden emekçilerin aldığı pay 35,5 lirayken 2022'nin ilk çeyreğinde bu tutar 31,5'a düşmüş. Sadece 2 yıl içinde Türkiye ekonomisi %9,5 büyürken emekçilerin gelirden aldığı pay 8,1'den azalmış.
Kabaca %40'dan %30'a gerilemişler neredeyse. Peki bu nasıl oluyor? Nasıl bir mekanizmayla Türkiye halkının %99'unun cebindeki para %1'e transfer edilebiliyor? Şaşırabilirsiniz ama sermaye kesiminde en ciddi payı bankacılık kesimi alıyor. Bu yılın ilk 4 ayı içinde karlar geçen yılın 7 katına çıkmış bankalarda. Bankacılık kesimi resmen ihya edilmiş.
Dolar cinsinden 6,5 milyar dolar kar açıklıyorlar ki bu karlılık Cumhuriyet tarihinin rekorudur. Korkut Hoca'ya kulak verelim. Bankalar Nisan'da 34,9 milyar net karla tarihin en yüksek karını elde ettiler. Bu kar, geçen yılın Nisan ayı net karının 7 kat üzerindedir. Ve dikkat edin, bankanın personeli ücret ve emek geliriyle hayatlarını sürdüren insanlar, emekçiler almıyor. O işte milli gelirin o 8 puan artan kategorisini gösteriyor.
Nasıl oluyor peki bu faiz lobisiyle mücadele adı altında girilen yolun sonunda nasıl oluyor da bankacılık kesimi cumhuriyet tarihinin rekor kar oranlarını açıklayabiliyor? Cevabı düşük faiz ve hazine desteklerinde. Bildiğiniz gibi Merkez Bankası'nın bankaları fonladığı politika faizi sadece %14. Bankalar bu orandan merkez bankasından borçlanabiliyor. Kur korumalı mevduat adı altında 20 Aralık'ta geliştirilen araçla piyasadan %17 faiz oranıyla mevduat toplayabiliyorlar. Dolar kurundaki artışla %17'nin üzerine çıkan getiri hazine tarafından bankaya ödeniyor. Böylece bankalar hem çok ucuza para toplayabiliyor, hem de hazine bizzat bir para politikası aparatı olarak sermaye sahibine para transfer ediyor. Bu ne demek? Milli gelir %7-10'da 3 büyüdü. Bankaların sektörel artışı ise, büyüme hızı ise %24. Banka çalışanları mı aldı bu %24'ü? Hayır.
Karlara yığıldı. Nasıl yığıldı? Düşük faiz politikasının nemalanması sayesinde bankaların. Düşük faizlerle %14 faizle merkez bankasından kredi alan bankalar %24 faizle ve hazineye borç veriyorlar. Basit
bir ifadeyle Merkez Bankası'ndan %14 faizle para bulabilen bankalar bu parayı hazineye %24 faizle satabiliyor. Fakat Tayyip Erdoğan bu ham gerçek karşısında bambaşka konuşuyor. Birazdan dinleyeceğiniz konuşma 17 Kasım 2017 tarihinde Tayyip Erdoğan'ın AKP genişletilmiş il başkanları toplantısındaki konuşmasından alındı. Buyurun dinleyelim. Ya faiz lobisine çalışıyorsunuz ya başka bir şey yok. Faiz lobisi bunu düşürür mü? Tabii ki faiz lobisi bunu düşürmeyecek. Şu anda bu ülkede en çok kazanan
Hangi kurumlar? Kimler? Ya banka sahipleri, finans sektörü. Onlar götürüyor parayı. Düşük faiz ortamında karlarına kar katan, milyonlarına milyon katan bankacılık sistemine bir de hazine para enjekte ediyor. Nurettin Nebati'nin açıklamalarına göre, Mart, Nisan ve Mayıs aylarında kur korumalı mevduatın hazineye maliyeti 21.1 milyar TL. 21 milyar TL ne büyüklükte bir paradır diye merak edenler için bu para 84 milyona eşit pay edilse,
Çoluk çocuk, genç yaşlı herkese 250 lira düşüyor. Yani her 4 kişilik aileye 1000 TL. Başka bir ifadeyle her 4 kişilik aileden 1000 TL toplayıp parasını Kur Korumalı Mevduat'ta tutan tasarruf sahiplerine vermekten farksız değil bu yapılım. Halbuki 20 Aralık günü Kur Korumalı Mevduat ve Merkez Bankası'nın rezerv satışlarıyla dolar kuru düşünce sabah gazetesinden Hilal Kaplan şöyle konuşmuştu.
Dünyada örneği olmayan bir gece yaşadık yani biz dün. 18'lere dayanmış olan döviz kuru bugün 12'lerde, 13'ün altına inmiş ve yarım saatlik bir konuşmayla başladı. Yani birazdan konuşacağız füsyadı. Hani bildirilerinde diyorlardı genel kabul görmüş iktisat bilim kuralları. Genel kabul görmüş iktisat bilim kuralları yarım saatte çöpe atıldı dün. Ne güzel değil mi? İktisat biliminin kurallarını ders kitaplarıyla birlikte çöpe atıyorsunuz, sonuçlarına ise katlanmıyorsunuz, suçu da başkasına atıyorsunuz. Tabii ki gelir dağılımı sadece bu nedenle bozulmuyor. Yani sadece kur korumalı mevduattır gelir dağılımı bozan dersek yanlış olur. Üç haneye doğru koşturan enflasyon karşısında ücretlik çalışanların geliri sabit kalıyor. Fakat yüksek tasarruf sahipleri bir biçimde enflasyona karşı gelirini koruyabiliyor, alım güçlerini koruyabiliyorlar.
Böylece ücretli kesimlerin alım gücü günbegün erirken, alım gücü varlıklı sınıflara transfer ediliyor. Tasarruf sahipleri yüksek enflasyona karşı tasarruflarını korumak için vadeli mevduattan faydalanamıyor mesela. Çünkü faizler düşük. Dolar kurundan da faydalanamıyorlar. Zira dolar baskı altında. Gerçi tutabilmek artık zorlaşıyor ama son 6 aylık hareketlere baktığımızda enflasyon karşısında koruyucu bir araç değil dolar. Borsaya gitseniz benzer bir durum orada da var. E ne yapıyorsunuz? Gayrimenkul alıyorsunuz. Konut fiyatları şiştikçe şişiyor. Konut fiyatları şiştikçe kiralar da artıyor. Kiracılar milyarlarca lira parayı her ay ev sahiplerine ödüyor. İnsanlar artık paylaşımlı evlerde 5'er 10'ar kişi kalıyor.
Sizin mesela kiranız arttı mı? Ne kadar arttı? Şimdi ben paylaşımda evde kaldığım anda zorluk çekiyorum ve 10 kişi kalıyoruz bir evde. 600 TL her şey ve daha da yükseltmeyi düşünüyor.
Türkiye ekonomisi genel itibariyle krizde ifadesi bu nedenle tam gerçeği yansıtmıyor. Krizde olan %99'luk bir kesim olduğu doğru. Bunların %70'ini ücretli kesimler, geri kalanını küçük çiftçi ve küçük esnaf veya küçük ticaret erbapları oluşturuyor. %1'lik azınlık ise sert şekilde zenginleşiyor. %99 ise değişen oranlarda yoksullaşıyor.
Üstelik bu noktada bütçe de delik deşik hale geliyor. Yani halkın vergileriyle beslenen bütçe bir kısım insana peşkeş çekiliyor. Gerek kur korumalı mevduat, gerek vergi teşvikleri, gerek artan faiz harcamaları hazineyi sert şekilde dibe çekiyor. Geçen yılın ilk 4 ayında bütçe 5.9 milyar TL fazla vermiş. Bu yılın ilk 4 ayında ise 19.4 milyar TL açık verilmiş.
Açığın en önemli nedeni kamunun artan faiz harcamaları. Bu yılın ilk 4 ayındaki faiz gideri 103 milyar TL'ye çıkarak ilk kez 12 haneli tutarlara yükselmiş. Faiz oranları düşmekle birlikte kamunun borç yükü olağan dışı miktarda artmış. Geçen yılın Nisan ayında merkezi yönetimin toplam borcu 1.95 trilyon lirayken bu yılın aynı ayında bu tutar 3.12 trilyon liraya yükselmiş.
Bir yılda bir trilyon liradan fazla akmış kamunun borcu. Buna karşın Tayyip Erdoğan'ın gündeminde bütçedeki hasar yok. Hatta Erdoğan'a göre yaşananlara enflasyon da diyemeyiz. Ona göre enflasyon diyebilmemiz için bütçe disiplininin tümüyle bozulması gerekiyor.
Önce 6 Haziran akşamı kabine toplantısı sonrası Erdoğan'ın konuşmasını dinleyelim, sonra bir de bütçe disiplininden bahsedelim. Enflasyon diyebilmemiz için Kamunun harcama disiplininin kaybolması Bütçenin çok yüksek açıklarla Yönetilebilir olmaktan çıkması gerekir Bizim 19 yıldır Üzerinde en çok hassasiyet gösterdiğimiz Konu Bütçe disiplinidir Vatandaşlarımız da kendi bütçelerini Çok iyi yönettiler Bireysel emeklilik sistemimizde 300 milyar liralık birikim oluştu. Bireysel döviz hesaplarının tutarı 110 milyar dolara çıktı. Şimdi bu konuşmayı dinleyen ekonomistler bütçe disiplinin daha nasıl bozulacağını birbirlerine sordular. 3 trilyon lirayı aşan borç yükü demek, her yıl 200 milyar liradan daha fazla faiz harcaması yapmak demek. Zaten toplam veri gelirlerinin dörtte birine denk bir faiz harcaması yapıyorsunuz.
Benim de içinde bulunduğum WhatsApp gruplarında kelli felli profesörler Cumhurbaşkanı'nın açıklaması karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler. İşte bu bölümde özetlediğimiz şekilde bir servet transferi yaşanıyor Türkiye'de. Milyonların alım gücü milyonerlerin cebine bu şekilde konuyor. Peki ya Nurettin Nebati ne iş yapıyor? Tamam hazine ve maliye bakanı da gerçekte ne iş yapıyor? Tüm bu politikalardan Nebatilerin şirketleri nasıl istifade ediyor?
Zenginleşmiyorlar mı? Mesela kur korumalı mevduattan faydalanıyor mu Nebatiler? Ama bana ilginç gelen bir gelişmeyle bitirelim bölümü. Nebati ailesine ait BNG Store, başta belirtmiştik, lüks çocuk iyim üzerine çalışıyor. Ticaret Sicil Gazetesi'nde bu şirketin duyularına göz attım. BNG Store görece yoksul, emekçilerin yoğun yaşadığı Bayrampaşa'daki şubesini 18 Mayıs'ta kapamış. Buna karşı Nisan ayında daha varlıklı kesimlerin yaşadığı Kozyatağ'ına şube açmış.
Yani Nebatiler de yaşanan servet transferine uyumlu olarak dükkanlarını yoksulların yaşadığı bir ilçeden, daha ziyade zenginlerin yaşadığı bir ilçeye transfer etmiş. 2021 yılında 102 şubesi olan BNG Store sadece bu yıl 6 şube daha eklemiş mağazalarına. İhracat gelirleri ise cabası. Sizce böyle bir krizin altında ücretliler ezilirken, ekonomiden sorumlu bakanın zenginleşmesi şaibeli bir durum değil midir?
Düşüncelerinizi ozanetpodbimedia.com adresine ya da twitter hesabıma dm yoluyla gönderebilirsiniz çok sevinirim. Çok zor günlerden geçtiğimiz ortada görüyorsunuz. Podbimedia ile beraber hazırladığımız trend topiğinin sonuna böylece geldik. Bir sonraki bölüme kadar alım gücünüzü koruyabilmenizi dilerim mümkünse eğer. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.