Podcast

133: Güldür Güldür, Erşan Kuneri ve İnek Bayramı

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Haftayı politik mizah konusunda hareketli geçirdik. Bir yanda Güldür Güldür'ün Nurettin Nebati skeci ve Cem Yılmaz'ın Ersan Kuneri dizisi; öte yanda Mulkiye'nin lince uğrayan geleneksel İnek Bayramı. 133. bölümde Türkiye'de politik mizahın durumuna eğiliyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.527 kelime · ~13 dk okuma

Show TV'de yayınlanan Güldür Güldür'ün bir skecinde, Nurettin Nebati'nin bir başka skecinde ise iktidar basınının hali tiyi alınınca Güldür Güldür Show'u haftanın en çok konuşulanları arasına girdi. İktidar cephesi bakın ne de güzel mizah yapılıyor havası estiriyor. Peki iktidar neden böyle diyor? Gerçekten de bizim memlekette rahat rahat politik mizah yapılabiliyor mu?

Bu soruları cevaplayacağız. Fakat sadece bu değil. Bu hafta gündemde olan bir diğer konu da Cem Yılmaz'ın Netflix'te yayınlanan Erşen Kuneri dizisi oldu. Cem Yılmaz biliyorsunuz politik mizahı mesafeli ama onun mizahını apolitik demek mümkün mü? Bu soruya da yanıt arayacağız. Derken bir üniversiteye gideceğiz beraber. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine. Politik mizahın kadim bir geleneği haline gelen inek doğasının başına gelenleri anlatacağız. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Show TV'de yayınlanan Güldür Güldür'ü duymayanınız, görmeyeniniz kalmamıştır diye düşünüyorum. Kaberet adındaki skeçleriyle önemli bir izleyici kitlesine ulaşan bu gösteri 9 yılı geride bıraktı. Bu haliyle bir döneme damgasını vurdu denebilir. Fakat Güldür Güldür'ü genellikle, genellikle dediğimin altını çiziyorum, genellikle apolitik gibi görünen skeçlerle bilirdik.

Transkriptin tamamını oku

Daha ziyade gündelik hayata ilişkin komedi eserleri üretirlerdi. Fakat siyaset, ekonomideki yönetim kriziyle birlikte gündelik hayatın orta yerine oturunca Güldür Güldür'ün radarına da siyaset girmeye başladı. Yıllardır olacak o kadar örneği anlatılır durur. 2010'lu-2020'li yılların baskıcı iklimini anlatmak için iktidarın mizaha tahammülü olmadığından bahsetilir. Gerçekten de çok uzun zamandır politikanın konu edindiği komedi eserleri ana akım mecalarda görmezdik.

Fakat Güldür Güldür bu ezberimize önemli bir gedik açtı dersek yanlış yapmayız sanırım. Fakat peşinden artık politik mizah özgürce yapılabiliyor derken de dikkatli olmak lazım. Neden mi? Nedeni Güldür Güldür'ün neden gündem olduğunda. Gerçekten neden gündem oldu Güldür Güldür? Çok komik bir skeç yaptığı için mi?

çok sert ve cesur eleştirileri olduğu için mi? Bunların hiçbiri ana nedeni değil. Bundan iki hafta önce Güldür Güldür'ün reklamlarında Bakan Nurettin Nebati'ye ilişkin bir skecin tanıtımı döndürülmeye başladı ve olanlar da ondan sonra oldu. Ekonomi sevgidir. Ekonomi saflıktır. Ekonomi bir çocuğun gülümsemesidir. Ekonomi bir genç kızın çeyizidir. Açız efendim, biz ayrıca bayağı kursağımızdan hiç geçemiyor, açlık çekiyoruz.

Bu işsizliği konusunda bir çözüm fikriniz var mı? Var. Nedir? İş bu.

Bu ve benzeri şakaların ön plana çıkarıldığı tanıtım ekranda döndürülmeye başlayınca seyirciler de beklentiye kapıldı. Aha dediler, Nurettin Nebati Tİ'ye mi alınacak? Önceki hafta cumartesi günü ekran başına oturan seyirciler, Nebati'nin skecini göremeyince olanlar oldu. Tanıtımın yapılan skeç neden yayınlanmamıştı? Sansür mü uygulanmıştı? Çeşitli yorumcular konuyu gündemlerine aldılar. Mesela gazeteci Murat Yetkin, konuya ilişkin kendi YouTube kanalında yaptığı değerlendirmede şunları söyledi. Burettin Nebati anlaşılan istemiyor. Böylelikle gururunu kurtardığını düşünüyor. Ama biraz da gururunu düşündüğü kadar yani bunu gurur sayıyorsa eğer, gururunu düşündüğü kadar ekonomiyi düşünse…

Nebati, değil mi? İşte Bakanlar Kurulu'ndan bakalım yine neler çıkacak. Nebati eğer bu kadar gururunu düşünüyorsa, daha önce söylediği sözlerin ne kadar doğru çıktı buna baksın. Örnek vereyim size. Halk TV, KRT, Tele 1, Fox grubunda da sansür konusu ele alındı. Nurettin Nebati'nin skeci böylece gündemdeki ağırlığını daha da arttırdı. Derken Show TV'den açıklama geldi. Daha doğrusu Haber Türk'ten Fatih Altaylı, Show TV'deki yetkililerle konuşmasını köşesine taşıdı.

Alt Aylı'ya konuşan ShowTV yetkilisi şöyle demiş. Yani diyorlar ki, bayram haftasına denk geldi, tanıtıma da kaldı, sonraki haftaya aldık. Bu açıklama doğruyu yansıtıyor mu? Acaba gelen tepkilerin ardından kanal böyle bir bahane mi uydurdu? Bunları bilemiyoruz. Tabii böyle spekülasyonlar yapılıyor. Ama bir biçiminde skeç ilgi odağılıverdi. Geride bıraktığımız cumartesi günü güldür güldür açanlar sadece bakan mebatinin skecini izlemedi. Aynı zamanda iktidar basınını Tİ'ye alan bir skeçle de karşılaştılar.

Bu skeçte markete tuvalet kağıdı almaya giden bir çift, fiyatlar karşısında şaşkınlık yaşıyor, daha sonra gözleri marketteki gazetelere takılıyor, şöyle devam ediyor. Ya şimdi bilelim bakıyorum da, biz bunları yaşarken, tamam mı? Gazetelerin başlıklarına bak. Panda seni yavruladı. Ekonomide altın çağı. Almanya bize kıskanıyor.

Bilelim bence tuvalet kağıdına gerek kalmadı. Bunları kullanabiliriz. Tabii bu bölüm de sosyal medyada, Twitter'a falan düşünce binlerce kez paylaşıldı. Derinlikli bir şaka mıydı bu? Çok mu komikti? Açık konuşmak gerekirse iktidar basınına ya da iktidar basını gazetelerine, tuvalet kağıdına benzetme şakası yapmak zaten gündelik hayatta sıkça karşılaştığımız bir durumdu. Yani bir yaratıcı zekaya rastlamadık. Buna rağmen dinlediniz. Salondan alkış tufanı koptu.

Yetmedi, pazartesi günü Sözcü gazetesinin eline alanlar Güldür Güldür'ün manşete taşındığını gördü. Yani Güldür Güldür bir gazetenin manşetinde yer aldı. Gündelik hayatta sıkça karşılaştığımız bir şakaydı tuvalet kağıdı şakası. İncelikli düşünülmüş bir şakayla karşılaşmadık. Peki fark neydi? Bunca gürültü neden kokmuştu? Fark, yıllardan sonra ilk kez konvansiyonel medyada politik bir şakayla karşılaşmış olmamızdı. Ne zamandır böyle bir şakayla karşılaşmıyorduk.

Bu zamana kadar politik şakalar yapmaya ya iktidar müsaade etmiyordu ya da mizahçılar bu alana girmeyi tercih etmiyorlardı, belki de çekiniyorlardı. Fakat güldür güldür de bir politik şakayla karşılaştık diye demokrasi rüzgarları estirebiliyor muyuz? Hayır. Sadece böyle bir rüzgar esiyormuş gibi yapılıyor. Ama durumu sanırım herkes farkında.

Neden böyle dediğimi açıklayayım. Skecin yayınlanmasından sonra Nurettin Nebati Twitter hesabından Güldür Güldür'ün skecini paylaştı ve ''keyifle izledim, güldüm ve eğlendim ama gözlerimdeki ışıltıyı göremedim'' diyerek sansürcü olmadığını kanıtlamaya çalıştı. ''Yani ben de beğendim, işte izleniyor.'' dedi. Çünkü bu yönüyle eleştiriliyordu. Güldür Güldür'ün Twitter hesabı da Nurettin Nebati'nin tweetini alıntılayarak

mizaha yaklaşımınız ve paylaşımınız için teşekkür ederiz, bir sonraki skece bekleriz." denildi. Yani Türkiye'de normal olan şey, anormal derecede övülmeye başlandı. Halbuki sadece basit bir skeçti. Tüm bunlar size de biraz apolitik gelmiyor mu?

Nurettin Nebati skecinde ekonominin geldiği durum özetleniyor ve Nurettin Bey'in elinde ekonomiyi düze çıkaracak hiçbir program olmadığı vurgulanıyor. Enflasyon %70'e dayanmış. Peki düşürmek için ne yapılacak belirsiz. Skeçte bu eleştiri öğretiliyor Nebati'ye. Ancak skecin yayınlanması bile iktidar cephesi için bir başarı konusu yapılıyor. Ya o ekonomi program nerede?

Ne yapacağız bu yoksullaşma dalgası karşısında diye soran yok. Varsa yoksa skeç yayınlanabilecek mi, yayınlanmayacak mı? Tartıştığımız konu bu kadar geride. Meşru olana, özgürlüğe bu derni uzağız. Neden mi böyle dedim? Şimdi sizlerle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine gidelim. Namı diğer mektebi mülkiye. Biz de bundan sonra izin verirseniz mülkiye diyelim.

Mülkiye, İstanbul'da dönemin batılı tarzda reforma uğrayan bürokrasisine kadro yetiştirmek üzere ta 1859 yılında kurulmuş. Bugün 163 yaşında. Cumhuriyetin ardından da okulun adı Siyasal Bilgiler Okulu olarak değiştirilmiş ve 1936'da başkent Ankara'ya taşınmış. Uzun yıllar kamu yöneticisi alanında ihtisas sahibi olan tek okul Mülkiye olduğu için valilerin, kaymakamların, diplomatların, hesap uzmanlarının hepsi Mülkiye mezunları arasından çıkmış.

Yani 20. yüzyılın Türkiye bürokrasisinin sevabını da günahını da omzunda taşıyor mülkü. Okul 1936 yılında Ankara'ya taşınınca tabii öğrencileri de afakanlar basmaya başlamış. Neden diyeceksiniz? İstanbul'dan sonra Ankara köy yeri gibi gelmiş öğrencilere. Onlar da bu tablodan mizaha sarılarak kurtulmak istemişler.

Ne yapmışlar? İnek demişler kendilerine. Evet, inek. Devletin etlerinden, sütlerinden faydalandığını karşılığında onları besleklerini vurgulamak için ineği yakıştırmışlar maskot olarak kendilerine. Gerçekten de okulun girişinde dikkat inek çıkabilir tabelasıyla karşılaşırsınız. Hemen kapısının önünde de kitap okuyan bir inek heykeliyle karşılaşırsınız. Buraları geçelim. Her yılın bahar aylarında finaller yaklaşmadan bir ay önce

Gırgırın bol olduğu şamatalı günler organize etmeye başlamışlar mülkeliler. Adına da inek bayramı demeye başlamışlar. E bayramlar dualarla açılır da inek bayramının duası olmaz mı? Olur elbette. Bayram etkinlikleri de bir dua ile açılmaya başlamış. Ama tabi bildiğiniz bir dua değil. Zaten bildiğiniz bir dua olsa bu hiç komik olmazdı. Oldukça tiyatral bu dua sadece mülkelilerin anladığı bir jargonla okunmaya başlanmış.

okulun tiyatroya meraklı bir öğrencisi sarık takıp cübbe giyip İnek Duası'nı ya da diğer adıyla Dua-ül Muazzama'yı okumak üzere kürsüye çıkar ve bu esnada dinleyiciler arasından tezahüratlar yükselir. Neden dini duymayanlar için özetleyelim. El salla, el salla, zübbe imam el salla. Bu tezahüratları dışarıdan duyan birisi ilkilebilir. Sarıklı cübbeli bir öğrenci imam kılığında kürsüye geliyor ve dinleyiciler ona zübbe imam diye tezahürat yapıyor. Halbuki bu sadece mülkelilerin bildiği son derece yerel ölçekli bir şaka. Zübbe, mülkelilerin literatüründe Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencilerini temsil ediyor.

Zübbe İmam ifadesi de o yılın duasını okuyan öğrencinin Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisi olduğunu bizlere gösteriyor. Benim kulaklarım Abaza İmam diye bağrıldığını da duydu. O da kamu yönetimi öğrencilerini temsil ediyor. Yani eskiden kadınlar kamu yönetimine girmezmiş, yıllarca bu bölümün hiç kadın öğrencisi olmamış.

Ne yapsınlar, kamu yönetimi bölümüne abaza diye takılmışlar, böyle yerleşmiş. Meraklılar için özetleyeyim, maliye bölümüne tahsildar, işletme bölümüne bakkal, çalışma ekonomisi bölümüne amele, iktisat bölümüne geyikhan lakapları takılır. Bu 80 yılı aşkın bir bayram geleneğidir. Peki ya DUA? Okul Osmanlı'ya uzanan köklü bir kurum.

Elbette Osmanlıcı ifadelere fazlaca yer verilir duada. Zaten duanın orijinal adı da Dua-ül-Muazzama'dır. Okulun bayramdaki adı da Mekteb-i Mülkiye-i Şahane-i Ali Osmani'dir. Yani böyle tumturaklı bir dil kullanılır. İnek duası politik bir eleştiri metnidir. Hatta daha da ileri giderek bir protestodur inek duası.

Mesela 2013 yılı Yenek Doğası Fazıl Say'ın o yıllarda Ömer Hayyam'ın bir dörtlüğünü Twitter'da paylaşması sonucu yargılanmasını eleştirerek başlar. Dinleyelim. ŞARAPTAN IRMAKLAR AKACAK DİYORSUN CENNETİ HÂLÂ MEYHANEMİDİR HER MÜMİNE DÖRT HURİ DİYORSUN CENNETİ Ana kerhane mi bu ya? Deyyuslar, sözün sen gibi benim de başımı belaya sokacaksınız. Hadi dünya mahkemesi.

Anlayacağınız son derece politik bir eserdir inek doğası. Sadece mülkeylilerin anlayacağı lokal bir protestodur. Hocalarla dalga geçilir, dekana yüklenilir, hükümet eleştirilir. Zaten senede bir gün olduğu için hoş görülmesi arzu edilir. Bu da doğada şöyle vurgulanıyor.

Teşbir ile yola çıkıp, tekbir ile yola gelmemeyin. Velhasılı kelam, senede bir günde olsa dilimize geleni söylemeye bize nasip ettin. Sonunda pişman etme yarabbim. Senede bir günde olsa dilimize geleni söylemeyi bize nasip ettin, sonunda pişman etme yarabbi diye başlayan duada peşrevin ardından politik nüktelerle dolu bir metin seslendirilir. Bu esnada salondan yükselen amin sesleri duadaki eleştiriye salonun ne kadar katıldığını gösterir.

Tayyip Kul'un yüzünden iki yatımız bir araya gelmedi. Bütçe açığını alkol ve sigara zammıyla kapatmaya çalıştırdım. Hepimiz rakıyı bırakıp ayrana, sigarayı bırakıp sarmaya başladık. Hadi bunlar yasak günah. Öylese Yemen'in yaptığı sınav zamanlarına ne denir?

Kurslara yüzde altı, kalan her şey yüzde altmış altı! Bu insansız, mizansız ve vicdansızlardan... ...ahiret sınavında harç salep et yarabbim! Amin! İşi sevinçle yapılamayıp, tım tımsak kalsınlar öyle!

Gördüğünüz gibi dönemin politik gündemini takip eden bir duadan bahsediyoruz. ÖSYM'nin sınav paralarına yaptığı zammı gündem ederken, sınav sorularının Fethullahçılar tarafından çalındığı da teşhir ediliyor. Güldür Güldür'ün iktidar basınını tuvalet kağıdına benzeten skecini aktarmıştık. Açıkçası derinlikli bulmadığımı da söylemeliyim. Ulusal ölçekte yapılan yayınların vasatın biraz üstüne çıkması gerektiğini düşünenlerdenim. Ama yine de emek veren Güldür Güldür ekibinin emeklerine sağlık. Bu ortamda bizlere nefes oldular.

Mülkiye'ye geri dönelim. Mülkiye'de 2010'lu yıllardan itibaren iktidar basın tarafından sıkça hedef gösterilir. Özellikle inek doğası rahatsızlık konusudur. Bir imamla dalga geçildiği zannedilir. Halbuki durum tam tersidir. Mülkiyeler imamları da çok severler, dalga geçmek ne kelime. Onun ''Yarabbi'' diye biten cümlelerine ''Amin'' diye eşlik ederken kahkaha atmaları imamla dalga geçtiklerinden değil, iktidarlarla dalga geçtiklerindendir. Güldür Güldür'ün iktidar basınına ilişkin skecine göz attık. Bir de Mülkiye İmam'ına kulak verelim. Mülkiyelilerin sürekli hedef gösterildikleri iktidar basınına da bir mesajları vardır elbette.

Memlekete kuşatan baskı ikliminin ağırlığını giderek arttırdığı 2010'lu yıllarda mülkeliler onlarca yıllık geleneklerine sahip çıkmaya devam ettiler. Bu oldukça yerel olan mizahi sunum, dışarıdan dinlendiğinde anlaşılması zor bir protestoydu. Mülkelilerin duygu durumunu gösteren bir arşiv çalışması gibiydi. Ama 2010'lu yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle daha fazla hedef gösterilmeye başlandı.

İnek Duası'ndaki 6-7 saniyelik bölümler, bütünlüğünden koparılmış biçimde geniş halk kesimlerine linç ettirildi. Her İnek Bayramı'ndan sonra manşet ola ola, hedef gösterile gösterile o kürsüye çıkan bir mülkiyeli, İnek Duası'nı sertliğinden hiç taviz vermeden okumaya devam etti. Tam 80 yıl okundu bu dua, ta ki 2016'ya dek. O yıl, Dua-ül Muazzamayı ya da İnek Duası'nı okuyan, Okulun tiyatro topluluğundan Mehmet Can Tan'a halkın dini değerlerini alenen aşağılamak suçundan dava açıldı. Zaten doğadan birkaç ay sonra 15 Temmuz darbe girişimi yaşanmış, ülke olağanüstü hal sürecine girmişti. Sonraki yıllarda okul inek bayramını yasakladı. Öğrenciler de geleneği yaşatabilmek için çareyi inek bayramının içeriğini değiştirmekte buldular.

İnek duasının adı ve içeriği değiştirildi. İnek duası inekname oldu. İmam ise artık yoktu. İmam yerine filozof kılığına giren bir mülkiyeli okumaya başladı ineknameyi. Ama tabii tadı tuzu kalmamıştı Mettin. Bir burukluk hakim oluyordu.

Derken Mehmet Can Tan'a açılan dava bu yılın Ocak ayında sonuçlandı. Mülkiyeli tiyatrocu Tan berat etmişti. Bu yıl bu berat kararından aldıkları cesaretle İnek Bayramı'nı organize eden birkaç öğrenci bir plan yaptı. Muzır bir plandı.

İneknameyi okumak üzere seçilen öğrenci filozof olarak sahneye çıkacak fakat kürsüye çıktıktan sonra kılık değiştirecek, bir ışınla cübbesini sarığını takacak ve asıl metni yani Dua-ül-Muazzama'yı okumaya başlayacaktı. Öyle de oldu. İmam kostümünü bir ışımla giyiveren öğrenciyi gören mülkeliler coşkuyla karşıladı durumu. Alkışlar, tezahüratlar, ıslıklar derken ona yakın İslamcı öğrenci kürseye yürümeye kalkışsa da yuhalamalar eşliğinden salondan çıktılar. Salonu terk edenlerden bir diğeri de, yökün atadığı dekan Orhan Çelik'ti.

Bu haliyle Orhan Çelik, mülkiye tarihinde unutulmaz bir yere sahip olacak. Çünkü, duayı terk eden ilk dekan olarak kayıtlara geçti. O dua ki 12 Eylül'den sonra da okunduğu 90'lı yıllarda da, dekanlar duayı dinlememe terbiyesizliğini göstermek bir yana, duadan önce bir konuşmayla salonu hazırlar, esprileriyle atmosferi yumuşatırlardı. Buradan not düşelim, Sayın Orhan Çelik. 163 yıllık okulun tarihinde unutulmayacak bir yere sahipsiniz.

Bu unutulmazlık unvanını size gurur verir mi bilmeyiz ama mülkiyelilerin yüzünü yere eğdiren bir dekanlık kariyeriniz oldu. Tez zamanda o koltuktan inesiniz inşallah. Mesela 1983 İnek Duası'nda Yök Başkanı İhsan Doğramacı için ''Aya Gönder Yarabbi'' diye bağıran imama bütün mülkeliler ''Amin'' diye eşlik ettiler. Dikkat edin, yıl 1983 Devlet Başkanı Kenan Evren İnek Bayramı bu atmosfere rağmen devam etti. Peki bu hafta ne oldu? İnek Duası okundu ve ertesi gün ne oldu biliyor musunuz?

İnek Duası'nı okuyan Mülkiye İmamı'na okul idari soruşturma açtı. Yetmedi şikayetçi oldu. Mülkiye İmamı yine yargılanacak. İktidar basını olayı Mülkiye'de kutsal inek duası skandalı olarak verdi. Kimse kutsal inek gibi bir ifade kullanmamasına rağmen bilinçli ve sinsi biçimde kelimelerle oynadılar. Akıllarınca inek bayramını İslam'a hakaret etmek üzere toplanan bir grubun şeytani bir motivasyonu varmış gibi resmetmeye çalıştılar.

Maalesef buna inanan kesimler de oldu. Dindar kesimler yine kışkırtılmıştı. Sosyal medyaya düşen 6-7 saniyelik görüntü küfürler, hakaretlerle elden ele dolaştırıldı. Güldür Güldür'den Mülkiye'ye gittik. Hadi oradan da Cem Yılmaz'dan bahsetmeden geçmeyelim. Takip etmişsinizdir, Cem Yılmaz'ın Netflix için hazırladığı Erşen Kuner dizisi de bu haftanın gündem maddelerinden biriydi. Diziyi sevenler oldu, sevmeyenler oldu. Ancak Cem Yılmaz, kim ne derse desin, memleketin çeyrek yüzyılına damga vurmuş, herkes tarafından tanınan önemli bir sinemacı, komedyen, yönetmen ve daha fazlası.

Erşen Kuneri'yi bu bölümde anmadan geçmek istemedim. Çünkü bana kalırsa gündelik hayatı konu edinen mizahi eserlere apolitik demek gibi bir haksızlık yapıyoruz. Cem Yılmaz da Erşen Kuneri'de bir döneme parmak basıyor. Bu dönemin ruhunu bugünden gözlüyor. Kendi yorumunu katıyor. Eğrisiyle doğrusuyla 80'li yıllar Türk sinemasını ele alıyor. Cem Yılmaz bir marka. Onun eserlerini takip etmeme gibi bir lüksümüz yok. Bu bölümde

İktidarın mizaha dönük tavrını ele aldık, üzerinde yaşadığımız topraklar Nasrettin Hoca gibi bir kahramanı bağrına bastı. Divan Edebiyatı'na Bağdatlı Ruhi Nefi gibi hiciv üstadları damga vurdu. Tanzimat döneminde ''Aynesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbeyi aklı eserinde'' sözlerini Ziya Paşa'dan okuduk. Böyle de bitirelim.

İktidar temsilcileri sözüm ona özgürlükçü nutuklar atıyor. Ama Ziya Paşa'nın da dediği gibi, ailesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Sadece bu hafta Eskişehir'de Anadolu Fest, Kocaeli Derince'de Aynur Doğan konseri, Muş'ta Metin Kemal Kahraman konseri çeşitli bahanelerle yasaklandı. İstanbul'da karikatürist Ersin Karabulut'un çizdiği duvar resmi tepkiler üzerine kaldırıldı. Trabzonspor'un şampiyonluk kutlamalarına davetli Matheus Sauridis'in daveti iptal edildi. Bunların hepsi son 5-10 gün içinde yaşandı. Memleketin kültür-sanat iklimi muhafazakar, milliyetçi bir tahküm altına sokuldu. 21. yüzyılın önemli felsefecilerinden Andrea Comte Sponville'den bir alıntıyla final yapalım.

Kendini ciddiye almak gülüş bir şeydir, diyor Sponville. Mizah yoksunluğu, alçak gönüllülük yoksunluğudur. Bilinç aydınlığından yoksunluktur. Hafiflikten yoksun olmaktır. Kısaca Sponville'in dediği gibi, mizah yoksunluğu, merhametten yoksun olmaktır. Pod B Media ile beraber hazırladığımız Trend Topik'i dinlediniz. Bir sonraki bölüme kadar yüreğinizden merhametiniz, yüzünüzden gülümsemeniz eksik olmasın. Enseyi karartmayın, hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)