Podcast

124: Cemal Kaşıkçı cinayetini hatırlamak

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın, Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda katledilmesine ilişkin süren dava, Suudi Arabistan'a devredildi. Oysa Kaşıkçı Davası, Türkiye'nin müdahil olduğu en önemli davalardan biriydi. Ne değişti? Cİnayete ve dava sürecine mercek tutuyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.055 kelime · ~10 dk okuma

Tüm zamanların en ilginç cinayetleri listesi yapılsa, sanırım Cemal Kaşıkçı suikasti listenin başını çekerdi. Suudi gazeteci Kaşıkçı'nın Türkiye'de Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda öldürüldüğü 2 Ekim 2018'den bu yana sayısız gelişme yaşandı. Günün sonunda dava bizzat faile, yani Suudi Arabistan'a Türkiye tarafından iade edildi. Gelin bu 3,5 yıllık sürece daha yakından bakalım. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Çeviri Washington Post yazarı gazeteci Cemal Kaşıkçı 2 Ekim 2018'de Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'na girdi ve bir daha oradan çıkamadı. Cinayet bizzat Suudi Arabistan prensi Muhammed bin Salman'ın emriyle işlenmişti. 60'ına basmasına 11 gün kala öldürülen Kaşıkçı'nın cenaze namazı gıyaben kılınabildi çünkü maktulün tabuta konabilecek tek bir parçası kalmamıştı geride. Geride yalnızca evlenme hazırlıkları ve Altyazı M.K.

yaptığı nişanlısı kalmıştı. Zaten o gün baş konsolosluğa girme nedeni de evlilik hazırlıkları için gereken evlakları teslim etmekti. Cemal Kaşıkçı evlenseydi Türk pasaportuna da sahip olacaktı çünkü nişanlısı Hatice Cengiz 1982'de Bursa'nın Yıldırım ilçesi Davut Kadı nüfusuna kayıtlı bir Türkiye vatandaşıydı. Gazeteci Cemal Kaşıkçı ebedi yolculuğundan önceki son dünyevi yolculuğunda Londra'dan İstanbul'a gelmişti.

Transkriptin tamamını oku

Kaşıkçı'nın uçağı sabaha karşı 3.50'de Atatürk Havalimanı'na indiğinde merhumun o gün başına geleceklerden haberi yoktu. Kaşıkçı Londra'dan İstanbul'a gelirken hemen hemen aynı saatlerde bir başka uçakta Suudi Arabistan'ın Riyad kentinden havalanmış ve yine Atatürk Havalimanı'na inmişti. Suudi devletine ait Sky Prime Aviation adlı şirketin HZ-SK-2 huyruk numaralı özel jetinin taşıdığı 9 kişilik bir ölüm timi Atatürk havalimanından içeri girdi. Bir başka uçakta da 6 kişilik bir ekip aynı gün İstanbul'a inecekti.

Türkiye'ye gelen bu 15 kişilik ölüm timinin başında Suudi istihbarat generali Mahir Abdulaziz bulunuyordu. Timin içinde bir de Suudi Arabistan'ın adli tıp kurumu başkanı Salah Muhammed Ettubeyki de vardı. Her şey ince ince, son derece soğukkanlı biçimde planlanmıştı. Örneğin konsolosluğun üst katının zeminine sonradan kolayca toparlanabilecek plastik bir branda serilmişti. Amaç cinayetin ardından cesedini tamamen yok etmek ve gerideki tek bir ipucu dahi bırakmamaktı.

Sudiler, Cemal Kaşıkçı'nın 2 Ekim 2018'de İstanbul Başkonsolosluğu'na geleceğini biliyorlardı, zira merhum 5 gün önce 28 Eylül'de konsolosluktan randevu almıştı. Bu bir devlet suikastiydi. Ve bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da bu durumu 23 Ekim 2018'de gerçekleştirdiği grup toplantısında ifade ediyordu. Cemal Kaşıkçı ilk olarak 28 Eylül Cuma günü Saat 11.50'de evlilik işlemleri için Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu'na gidiyor Kaşıkçı'nın bu ziyaretinin Cinayeti planlayıp icra eden ekibe Haber verildiği Anlaşılıyor Yani bir planlama Bir yol haritası burada Çalışmaya Başlıyor

15 kişilik tim işlerini Londra'da değil İstanbul'da halletmek istemişti. Bu yüzden Kaşıkçı'nın İstanbul'a geldiği 2 Ekim 2018 günü ölüm timi de İstanbul'a girdi. Kamera kayıtlarına göre Cemal Kaşıkçı o gün öğle saatlerinde biri çeyrek geçe bir daha çıkmayacağı konsolosluktan içeri adımını attı. Nişanlı sadece Dengiz ise 3 saat boyunca konsolosluğun önünde çaresizce Kaşıkçı'nın çıkmasını bekledi. Saatlerce kendisine ulaşmaya çalıştı.

Saat 17.50'de de Kaşıkçı'nın konsoloslukta zorla alıkonulduğunu, kendisine ulaşamadığını, hayatından endişe ettiğini Türkiye'deki resmi bakamlara duyurdu. Aradığı kişilerden biri de AKP'li eski milletvekilli Yasin Aktay'dı. Polis ve Türk istihbaratı olayı incelemeye koyulmuş, konsolosluğa giren ve çıkan araçları kamera kayıtları aracılığıyla tespit etmeye başlamıştı. Ancak katiller çoktan yola koyulmuştu. 15 kişilik tim parça parça konsolosluğu terk etmiş, ülkelerine dönen uçağa binmişlerdi. Bavullarında taşıdıkları cinayet aletleri de diplomatik dokunulmazlık zırhıyla Riyad'a götürüldü.

Olayın ardından Suud'ların en büyük kozu Kaşıkçı'nın cenazesine ilişkin tek bir parçanın bulunmamasıydı. Cenaze bulunmazsa Suudiler de suçlanamazdı. Fakat istihbarat birimlerinin Arabistan Başkonsolosluğu'nu dinlediklerini akıl edememişlerdi. Konsolosluğu nasıl ve kim tarafından dinlendiği hala bilinmiyor. Ama cinayetin ardından başlatılan soruşturmada istihbarat birimleri Kaşıkçı'nın öldürüldüğü ana ilişkin 7,5 dakikalık kan donduran bir ses kaydına ulaşmıştı.

Ses kaydı Türkiye'de MİT'in de elinde vardı ve dökümü basına servis edildi. Türkiye'de ses kaydını haberleştiren gazete, iktidara yakın Sabah gazetesiydi. Tapelere göre Kaşıkçı'nın cansız bedenini ufak parçalara ayırmakla görevli olan Adli Tıp Kurumu Başkanı Tübeyki, cinayetten dakikalar önce şöyle konuşuyordu. Cemal'in boyu uzun, yaklaşık 1.80 civarında. Kurbanlığın eklenmeleri kolayca ayrılır ancak parçalamak yine de zaman alacaktır. Normalde kesilen hayvan asılarak parçalanır. Daha önce yerde yapmamıştım. Ben parçaladıktan sonra siz de poşete sarıp bavullara koyar ve çıkarsınız.

Cellat Tübeyki'nin maktülden bahsederken kurbanlık kelimesini kullanması olayın vahşiliğini dramatik biçimde gözler önüne seriyor. 7,5 dakikalık ses kaydına ilişkin inanır mısınız bilmem ama en insani bir ölüm bu. Kaşıkçı'nın son sözleri ise ağzımı kapatmayın oluyor. Kan donduran bir cinayetten bahsediyoruz. Türkiye 9 Ekim'de konsoloslukta arama yapmak için izin istedi.

Suudiler ise bu sırada delilleri temizlemekle meşguldü. Emniyet birimleri konsolosla 15-16 Ekim'de girebildi. 16 Ekim günü de Suudi Arabistan Devleti Başkonsolos Muhammed El Üteybi'yi ülkesine çağırdı. Olayın tüm failleri böylece Suudi Arabistan'a dönmüştü. Ardından cinayeti Suudi Arabistan da kabul etti. Faillerin yargılanacağını söyledi. Ses kayıtlarının orijinalinin Suudilere teslim edilmesi istendi.

Ses kayıtlarına ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan da şu konuşmayı yaptı. Dinletiriz, gösteririz ama vermeyiz. Ha verelim de ondan sonra bir de bunları yok mu edeceksiniz? Kendi istihbarat şefi bile bu bir felaket, bu adam uyuşturulmuş diyor ya böyle bir şey yapılamaz diyor. Niye? Adam açık açık diyor ki ben kesmesini iyi bilirim diyor. Niye?

Çünkü bir morg mensubu ve bu adam bir asker üst düzeyde. Bunlar dünyayı enayi zannediyor. İnsanları enayi zannediyor. Bu millet enayi değil, hesabı sormasını bilir.

Bu millet hesabı sormasını bilirdi. Burası muz cumhuriyeti değildi. Böyle başlamıştı Kaşıkçı davası. Cemal Kaşıkçı Washington Post yazarıydı. Bu nedenle ABD basınında cinayeti en fazla irdeleyen yayında Washington Post oldu. Tayyip Erdoğan da bu gazeteyi 2 Kasım 2018'de Kaşıkçı cinayetine ilişkin bir makale yazdı.

Makalenin sonu şöyle bitiyordu. Riyad'la uzun yıllara dayanan dostluğumuz, gözlerimizin önünde işlenen cinayeti görmezden geleceğimiz anlamına gelmemektedir. Kaşıkçının öldürülmesinin izahı mümkün değildir. Bu suç Amerika Birleşik Devletleri'nde veya başka bir ülkede işlenseydi, o ülkenin makamları yaşanan olayı aydınlatırdı. Bizim farklı bir davranış sergilememiz mümkün değildir. Olayı aydınlatacağız ve sonuna kadar gideceğiz diyordu Erdoğan.

Bu sırada henüz cinayetin emrini veren Arabistan'ın veliaht prensi Muhammed bin Salman'ın adını vermiyordu ama zaman geçtikçe Erdoğan bin Salman'ı işaret etmeye başlayacaktı. 14 Ağlık 2018'de Erdoğan üstü kapalı da olsa ilk kez Suudi yönetimini ve Muhammed bin Salman'ı işaret etti. Tabii biz ses kayıtlarından şunu da öğrenmiş olduk. Gelenlerin içinde şu andaki veliaht prensin en yakınında olanlar bu işin aktif rol üstlenicisi. Aldığı talimatı yerine getirenler orada. İstanbul Başsavcılığı cinayetle ilgili yürütülen soruşturmada 20 Suudi vatandaşı hakkında tasarlayarak, canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme suçunun şüphelisi olarak kırmızı bülten çıkarılmasını talep etti. İnterpol bu talebi kabul etti ve arama kararı çıkarttı.

Riyad ise 11 suçlunun Ocak 2019'da hakim karşısına çıktığını açıkladı ama isimleri kamuoyuyla paylaşmadı. İstanbul Başsavcılığının hazırladığı 20 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis istenen iddianame 11 Nisan 2020'de kabul edildi ve sanıklar firari olduğu için sembolik de olsa Türkiye'de de dava başladı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı altı yeni şüpheli hakkında 28 Eylül 2020'de de ikinci bir iddianame hazırladı. Konsolosluk çalışanı olan sanıklardan ikisinin ağırlaştırılmış müebbet, dördünün ise tuç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan beşer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi. Cinayet gününe ve ardından gelişen dava sürecine hep burada bir mola verelim ve gelin Cemal Kaşıkçı portresine biraz göz atalım. Kimdi bu Cemal Kaşıkçı? Neden katledilmişti?

Kaçıkçı'nın yakın dostu, AKP'li eski milletvekili ve Erdoğan'ın danışmanı Yasin Akday, cinayetin nedenine ilişkin soruya, Cemal Kaçıkçı birilerini sözleriyle kızdırmıştı. Arkaik zihniyetteki insanlar en ufak bir ters sözü kabullenemezler. Kaçıkçı'dan da intikam alma yoluna gittiler dedi. Elbette kaşıkçı cinayetini anlamak için bu açıklama yeterli değil. Kaşıkçı için rejim muhalifi diyemeyiz ama Washington Post'ta Suudi Arabistan Veliyat Prensi Muhammed bin Salman hakkında eleştirel yazılar kaleme aldığını biliyoruz. Cinayetin ardından Muhammed bin Salman'la kaşıkçı arasındaki ilişki gazeteciler tarafından daha fazla irdeleniyor ve istihbarat kaynakları gazetelere çeşitli bilgiler sızdırıyordu.

Cinayetten 9 gün sonra 11 Ekim 2018'de Washington Post'a yayınlanan bir haber cinayete giden yolun nasıl döşendiğini ortaya koyuyor. Habere göre Prens Bin Salman'a yakın yetkililer Cemal Kaşıkçı'yı arıyor, yazıları nedeniyle uyarıyor, Gazeteciliği bırakıp ülkesine dönmesi halindeyse ona hem koruma hem de devlet görev vereceklerini söylüyor. Fakat Kaşıkçı bu teklifi Muhammed bin Salman'a güvenmediği için kabul etmiyor. Tabi bu teklifin reddi bin Salman'ı çok kızdırıyor. Kaşıkçı da durumu bildiği için baş konsolosluğa son derece tedirgin biçimde gidiyor. Hatta 28 Eylül'de randevu almak için gittiği konsoloslukta başına bir şey gelmeyince çok seviniyor ve bu sevincini nişanlısı Hatice Cengiz ile paylaşıyor.

Cinayetin nedenine ilişkin bir diğer ipucu ise Cemal Kaşıkçı'nın Müslüman Kardeşler ya da orijinal adıyla İhvan-ı Müslimin örgütü ile olan ilişkisi. İhvan ile Suudi Arabistan arasında 1960'lardan 2010'lara kadar son derece yakın ilişki vardı ancak İhvan'ın Mısır'da iktidarı ele almasıyla birlikte Suudi Arabistan İhvan'a desteğini çekti. Hatta Arabistan'ın veliaht prensi Muhammed bin Salman, ihvandan yok edilmesi gereken bir terör kuluçkası olarak bahsetmeye başladı. Suudiler daha sonra Mısır'daki Sisi darbesini de destekledi. Zaten bu tarihten itibaren, ihvanı açıktan destekleyen Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler de soğumaya, hatta gerilmeye başlamıştı. Kaşıkçı bu üçgenin ortasında sadece bir gazeteci değildi. İhvana dönük sempatisi biliniyordu ve Arabistan'ın istihbarat örgütü başkanı Türkiye Bin Faysal'ın da danışmanlığını yapmıştı. Yani Suud istihbaratıyla ihvan arasındaki ilişkinin sırlarına da hakimdi Kaşıkçı.

Son yazılarıyla anlaşılan oydu ki Muhammed bin Salman'ı da eleştiriyordu. Salman'ın Yemen'de yürüttüğü vekalet savaşına ilişkin açıktan tavır alıyordu. Bildikleri de düşünülürse Muhammed bin Salman için tehdit olarak algılanıyordu. Davaya ilişkin molanın ardından yargılama sürecine geri dönelim. Son olarak 11 Nisan 2020'de Türkiye'de iddianamenin kabul edilerek davanın başladığını söylemiştik.

Suudi Arabistan kaşıkçı cinayetinden sonra resmen olmasa da Türk ürünlerine boykot uyguladı, vatandaşlarına Türkiye'ye gitmemelerini ve Türkiye'den gayrimenkul almamalarını söyledi. Türk ihracatçılar da Suudi Arabistan gümrüklerinde kendilerine zorluk çıkarıldığını ve gecikmeler yaşandığını söylüyordu. 2020'de başlayan Covid-19 pandemisinde yasaklanan harç ziyaretleri de Türkiye dahil 4 ülke dışında tüm ziyaretçilere açılırken Türk vatandaşlarına yasak olarak kalmaya devam etti. Ama gelin görün ki, Türkiye'nin Eylül 2021'de uygulamaya başladığı hızla faiz indirme politikası, pandeminin de etkisiyle Türkiye ekonomisine ciddi bir kırılmaya yol açtı. Enflasyon hızla yükselirken, Kasım ayında Türk Lirası rekor seviyede değer kaybetti. Aynı sıralarda Suudi Arabistan'ın bölgedeki müttefiklerinden, Birleşik Arap Emirliklerinin veliaf prensi, Şeyh Muhammed Bin Zayed, Ankara'yı ziyaret etti.

Türkiye böylece körfezle barış masasına oturmuştu. Katar'la zaten sıcak ilişkileri vardı. Sıra Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'a gelmişti. Türkiye'de enflasyonun yükseldiği ve TL'deki tarihi değer kaybının devam ettiği bir dönemde, 3 Ocak 2022'de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisi toplantısının çıkışında kendisine, ''Sayın Cumhurbaşkanım, Suudi Arabistan'a ihracat çözümünü de bekliyorum.'' diye seslenen bir iş insanına, isim vermeden, ''Dur bakalım, şu anda, Şubat'ta beni bekliyor, söz verdi. Ben de Şubat'ta Suudi Arabistan'a ziyaretimi yapacağım.'' yanıtını verdi. Sayın Cumhurbaşkanım, bir şey rica ediyorum. Suudi Arabistan'ın ihracat çözümünü de bekliyorum, söz veriyorum. 30 milyon doları, ben de kendi adıma mücadele edeceğim.

Bakalım şu anda Şubat'ta beni bekliyor. Söz verdi. Ben de Şubat'ta Suudi Arabistan'a ziyaretimi yapacağım. Çok teşekkür ediyorum. Erdoğan bu açıklamayı Ocak'ta yaptı, Mart ayında da Kaşıkçı davası kapatıldı. Suudi Arabistan basınına göre Erdoğan, Ramazan bayramında Mekke'ye gidecek ve burada Muhammed bin Salman'la bayram namazı kılacak. 31 Mart'taki duruşmada savcı, yargılamanın durmasını ve dosyanın Suudi Arabistan makamlarına devrini talep etti.

Mahkeme yeti, savcının talebe hakkında Adalet Bakanlığından yazılı olarak görüş istenmesine de karar verdi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın yanılttığı gecikmedi. 2013-2017 arasında da Adalet Bakanlığı yapmış olan, 29 Ocak'ta yeniden bu göreve getirilen Bozdağ, dosyanın Suudi Arabistan'a devri için İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine olumlu görüş bildireceklerini açıkladı.

Ve 7 Nisan'da, sembolik de olsa Kaşıkçı'nın cinayetiyle ilgili yanıtsız soruların yanıtlanması ve adaleti sağlaması beklenen dava, sanıkların yabancı uyruklu olması nedeniyle, yakalama emirlerinin yerine getirilemeyeceği ve ifadelerinin alınamayacağı gerekçesiyle, cinayet için dava sürecinin çoktan sona erdiği Suudi Arabistan'a devredildi. Bölümün sonuna gelirken Cemal Kaçıkçı'nın nişanlısı Hatice Cengiz'in davanın Suudi Arabistan'a devrine dair İstanbul Adalet Sarayı önünde yaptığı açıklamayı da sizlerle paylaşalım. Davayı devrettiğiniz ülke daha yakın bir dönemde hiçbir açıklama yapmadan hiçbir dosya göstermeden 81 kişinin idamına karar verdi ve bunu gerçekleştirdi. Ve hiç kimseden bir açıklama gelmedi. Yani bunları düşünmek lazım. Siz burada bugün bu davayı Suudi Arabistan gibi hiçbir şekilde kanunun uygulanmadığı, hukukun geçerli olmadığı bir ülkeye devrediyorsunuz.

Kaşıkçı davası bizlere iki şeyi çok net gösterdi. İlki, Türkiye yargısının yürütmenin kontrolü altında olduğunu hep beraber gördük. Daha önce Mavi Marmara'da, Deniz Yücel ve Raip Brunson davalarında gördüğümüz tablo bu sefer Cemal Kaşıkçı dosyasında da karşımıza çıktı. Dış politik bir gerilimin ardından mahkemeler iktidarın lehine çelişkilerle dolu bir karara imza attı. Öyleyse bir soruyla devam edelim. Selahattin Demirtaş, Osman Kavala gibi davalarda yargı bağımsız mı karar veriyor? Buna emin olabilir miyiz? İkincisi ise Türkiye'deki iktidar medyasına ilişkin. Cemal Kaçıkçı davasını başından beri en detaylı götüren gazete Sabah gazetesiydi.

Emniyet ve MİT kaynakları Sabah gazetesinden sızdırılıyordu. Fakat davanın Suudi Arabistan'a yani bizzat faile teslim edilmesinin haberi Sabah gazetesinde görülmedi. Onlarca kez manşete taşıdıkları, Türkiye muz cumhuriyeti değildir manşete attıkları dava sümen altı edilmişti ve tek ses çıkaramadılar. Daha fazla uzatmadan burada bitirelim isterseniz. Tren Topi'yi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar adaletin sizin kapınızdan ayrılmadığı günler dilerim. Hoşçakalın.

İzlediğiniz için teşekkürler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)