Podcast

123: Yıllık enflasyon %61, zirve nerede?

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

TÜİK, Mart ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 61,14 oldu. Peki enflasyon siyasilerin dediği gibi geçici mi? Hızla düzelir mi? Yoksa yavaş yavaş Türkiye'nin ekonomisine yapışmaya mı başladı? Detaylar bu bölümde.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.184 kelime · ~11 dk okuma

Türkiye ekonomisi nitelik itibariyle en derin bunalımlarından birini yaşıyor. Yıllardır süren, dibinin neresi olduğunu bilmediğimiz, sürekli yoksullaştığımız ve ne zaman biteceğini de bilmediğimiz bir kriz bu. Alt gelir grupları gıdasının miktarını kısmaya başladı. Orta sınıf olarak ifade edilen kentli, ücretli, meslek sahibi gruplar ise sınıfsal özelliklerini artık koruyamıyorlar.

Orta sınıflar için önce ev araba almak hayal oldu, daha sonra tatil. Ardından sıra mobilya ve benzeşeğe geldi. Cep telefonları, bilgisayarlar da hayal oldu derken bir anda kombiye yaklaşamamaya başladık. Son aylarla birlikte tasarruf sırası artık gıdaya geldi. Orta sınıflar artık gıdasının miktarını değil ama kalitesini düşürmeye başladı.

Türkiye'nin son yıllarda gündemden düşmeyen tren topik konusunu ele alıyoruz bu bölümde. Yani enflasyonu. Geçici mi yoksa kalıcı mı? Bugünkü enflasyonla geçmişteki arasında da fark var mı? Bu sorulara eşliğinde Türkiye'nin ekonomi tarihinde mini bir yolculuğa da çıkacağız. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Transkriptin tamamını oku

Türkiye İstatistik Kurumu, kısa adıyla TÜİK, 4 Nisan'da Mart ayına ilişkin enflasyon verilerini yayınladı. Yıllık tüketici enflasyonu %61.1 ile son 20 yılın rekorunu kırdı. Buna benzer oranları en son 2001 Şubat krizinin ardından yaşamıştık.

Tüketici enflasyonu da tablo bu. Üretici enflasyonu ise daha fena. Mart ayında üfedeki yıllık artış %114.9. Üfede bu oranı da 27 yıldır görmüyorduk. En son 94 krizinin ardından buna benzer oranlar görülmüştü.

Peki soruyu soralım. Zirve neresi? Bunu bilen yok. Bilgi Üniversitesi'nden Prof. Ege Yazgan, Bloomberg HD'de zirveyi öngörmek zor ama yıl sonuna kadar %50'nin altında görmeyiz diyor. Bir süre bu böyle devam edecek. Yani yılın sonuna kadar acaba aralık ayında enflasyon biraz düşer mi sorusu var. Bu da benim tahminim 50'lerin altına pek düşemeyecek gibi bu gidişle. Çünkü bu üretici fiyatları ve bunların yansımaları bu maliyet şoklarıyla birlikte kendini göstermeye devam edecek. Sene içinde oluşabilecek olan bu tepe noktası 70'ler mi olur vesaire hangi ayda olur onu kestirmek çok zor ama gidişat devam edecek. Arada bir iki dalgalanma da olabilir yani ufak bir ay düşüş görebiliriz sonra yükseliş görebiliriz ama

Yani tek bir belirgin düşüşü beklediğimiz yer Aralık ayı. O zamana kadar enflasyonun 70'ler civarında, biraz aşağıya doğru bir ay iyiyse de işte olsa da 65 falan gibi gideceğini... ...senenin sonunda elinin aşağısında kapatmasının çok zor olduğunu görüyoruz. Son 20 yılın en yüksek tüketici enflasyonu, son 27 yılın en yüksek üretici enflasyonunu yaşıyoruz ama... Bu krizin sorumluluğunu alan yok. Peki geçmişte nasıl oluyordu? Hükümetler sorumluluk alıyor muydu? Elbette hayır. 20 yılı aşkın iktidarlar olmadığı için genellikle suçu önceki hükümete atarlardı. Hala size baba diyecek mi? Ne zammı yapmışız ki? Zammın bizimle ne alakası var? 19 günlük hükümet ne zammı yapsın? Zammının hoş bir şey olmadığını, kimseyi sevindirmediğini biz bilmiyor muyuz? Öyleyse

Popülaritemizi kaybetmek için durup durduğumuz yerde zam yapacak kadar bizi akılsız mı sanıyorsunuz? Zam biz yapmadık. Zam iki ay evvel yapılacak şekilde konmuş duruyor. Seçim geçsin yapmayalım demişler. Bizim önümüze geldi. Yapacak başka bir şey yok. Biz bir şey yapmadık. Biz orada bulduk bunları.

Üstünde oturalım mı, oturmayalım mı diye düşündük. Baktık oturmuyor. Oturamaz. Üstüne cici uçacak. 80'li yıllarda ortalama enflasyon %51. Bugün 80'li yıllar ortalamasının üzerine çıkmış durumdayız. 90'lı yıllardakine benzer enflasyon oranlarıyla karşı karşıyayız. Dünya enflasyon liginde 7. sıradayız. Türkiye'den daha fazla enflasyona muhatap olan 6 ülke sırasıyla şu şekilde. Venezuela, Sudan, Lübnan, Suriye, Zimbabwe ve Surinam.

Bu 6 ülke Türkiye'den daha yüksek enflasyona sahip. Bu 6 ülkenin toplam nüfusu 115 milyon. Dünya nüfusunun 7.8 milyar olduğu düşünülürse, yeryüzünde yaşayan her 1000 kişiden 985'inin yaşadığı enflasyon Türkiye'den daha iyi. Yani Erdoğan'ın dediklerinin aksine, dünyada yaşayan her 1000 kişiden sadece 15'i, tekrar ediyorum sadece 15'i Türkiye'den daha kötü bir enflasyona sahip.

Fakat Erdoğan'a göre her yerde enflasyon sorunu var. Hatta Avrupa'nın durumu bizden kötü. Daha altın insan da yaptığı açıklama şu şekilde. Elbette yüksek enflasyon ve fahiş fiyat artışları sadece bizim sorunumuz değildir. Elbette Avrupa ülkelerinin çoğu bizden daha vahim tablolarla karşı karşıyadır.

Elbette en gelişmiş ülkelerin yöneticileri bile vatandaşlarına refah seviyelerinin düşeceğini söylemektedir. Ama tüm bunlar bizim milletimize karşı sorumluluğumuzu ortadan kaldıran bahaneler değildir. Olamaz. Geçmişte bugün arasında önemli bir fark var. Geçmişte hükümetler suçu önceki hükümete atardı. Bu bir avantaj da yaratıyordu dolayısıyla. Zira enflasyonun teşhisi doğru konabiliyordu. Ne demek bu? Nasıl olsa hastalığı önceki hükümet bulaştırmıştı. Dolayısıyla teşhis doğru olunca tedavi de en azından konuşulabiliyordu.

Fakat bugün Erdoğan'ın suçu atabileceği önceki hükümet yok. Çünkü kendisi 20 yıldır iktidarda. Dolayısıyla suçlu ya fırsatçılar oluyor ya da dünya daha fena söylemine sığınılıyor. Hal böyle olunca enflasyon hastalığına teşhis konamıyor. Teşhis konamayınca tedavide konuşulamıyor, uygulanamıyor. Halbuki Erdoğan'ın teşhisi belliydi. Enflasyonun nedeni faizdi. O faizler düşerse enflasyon da düşecekti.

Arkadaşlar, faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bunu farklı yere çevirme gayretine girenlere diyorum ki boşuna uğraşmayın. Biz faiz belasını bu milletin sırtından kaldıracağız. Erdoğan bugünlerde bu sözü tekrarlamıyor. Ancak özeleştiri de vermiyor. Hata ettik de demiyor. Ya ne diyor? Fırsatçılar var diyor. Dünyada da enflasyon var diyor. Bu uğurda 2018'den bu yana Hazine ve Maliye Bakanlığı'nda iki kez. Merkez Bankası'nda ise 3 kez koltuk değişti. Ancak bugüne geldiğimizde görünen o ki, bazı AKP'li yetkililer dahi Erdoğan'ın tezine inanmıyor. Bunu halka anlatmakta zorlanıyor. Nereden biliyorsunuz derseniz, 7 Nisan 2022 tarihli Sabah gazetesinden okan Müderrisoğlu'nun yazısından gözlüyoruz bunu. Şöyle demiş Sabah'ın Ankara temsilcisi Müderrisoğlu.

Esasen milletin derdiyle dertlenenlerin, milletin sorunlarına çözüm araması ve farklı fikirleri AK Parti'nin yetkili organlarına taşıması kadar doğal bir durum olamaz. Özünde hemen hepsi iyi niyetli. Lakin böyle anlarda önemli olan paniğe kapılmamak ve alınan önlemlerin netice vereceğine olan inancı korumaktır. Belli ki AK Parti'de hala Türkiye ekonomi programına ikna edilmesi gerekenler var.

Ve bu isimlerin hatırı sayılır kısmı anlatılması gereken konuları yeterince halka mal edemiyor. Aslında faizle mücadele adı altında faizi düşürerek kısa vadeli büyümeye hedeflemek bizim ekonomi tarihimizde ilk değil. Hükümetler bunu ister zaten. 94 krizi sırasında Türk Ticaret Bankası Genel Müdürü olan Ufuk Söylemez, Oda TV'de yayınlanan Oradaydım belgeselinde 94 krizini anlatıyor.

faizi emir komuta zinciri içinde düşürmeye çalışmanın bedelinden bahsediyor. Emir komuta diye konu düzelmez esasında prensip olarak. Yani borçlanma gereği varken ülkenin, çevirmesi gereken borçlar varken, bütçe açıkları varken, hazine faizlerini emir komutaya düşürmeye kalkarsanız sonuçlarının vahim olacağı esasında bilinen bir gerçekti. Ama o günkü ekonomi yönetimi hangi akla hizmetse veya hangi sahikle, kuşkusuz ki kötü niyetleri yok ama, faizle mücadele etmek esasında o anlamda yerli derinmenlerine karşı Donkört'ün mücadelesine benzer. Gerçeklerden kaçmak ve kestirme yoldan bir sonuç almak arzusunu gösterir siyasal iktidarların.

94 krizine benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Fakat krizi kabullenebilecek bir siyasi irade yok. Sabredin deniyor, inanın deniyor. Fakat sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin herhangi bir program önümüze konmuyor. Bakın Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nevati ne diyor? Hep beraber bu adaleti üzerimizden atacağız ve yatay bir seviyeden sonra yıl sonunda çok makul

Beklentilerimize uygun bir şekilde bir enflasyon düşüşünü hep beraber yaşayacağız. Zor bir süreç. Zorluğun farkındayız. Bizi kastığını gerdiğini biliyoruz. Hep beraber ama bunun üstesine nasıl geleceğimizi çok iyi biliyoruz. İnanç, kararlılık ve güven.

20 Aralık'ta döviz şuraya kadar gidecek diye karalar bağlayanlar vardı. Etkilerini bakın görüyoruz. Faiz arttırılmadan arttırılmadan olmaz diyenler vardı. Elhamdülillah o da tam. Piyasa artık faiz oranlarının nerede olması gerektiğini çok iyi bir şekilde takip ediyor, yönetiliyor ve yönlendiriyor. Enflasyon

Bununla ilgili yapılması gereken şeyleri hep beraber yapacağız. Açıklamayı dinlediniz. Döviz kurunda ve faizde sorun kalmadı diyor Sayın Bakan. Tek sorun kaldı, o da enflasyon. O da halledilir, kolay deniyor. Küçümseniyor. Peki enflasyon küçümsenecek bir şey mi?

sorun çok daha köklü. Liberal iktisat ekolünde hocaların hocası diyebileceğimiz Prof. Asaf Savaş Akat, Fatih Altaylı'nın Teketek programında 30 Mart'ta Türk Lirası hakkında şöyle konuşmuş. Çok güçlü birkaç para var, tarihi nedenlerden çok güçlü. Onlar aslında rezerv paraya benzer bir niteliğse. Bunlardan bir tanesi mesela İsviçre. İsviçre aslında küçücük bir ekonomi. Niye peki İsviçre parasına neden bu kadar güven duyuluyor?

Sorusunu cevapladığımız anda Türkiye'nin neden böyle sorunları olduğunu anlarız. Çünkü İsviçre 400 yıldır hiç enflasyon olmamış. Bir. İki hiç para giriş çıkışına kısıtlama getirilmemiş. Şimdi adam bakıyor bunlar 400 sene enflasyon yapmadıklarına göre diyor. Bundan sonra da yapmazlar diyor. Parayı ben bunları buraya koyarsam 400 senedir buna bir şey getirmediklerine göre bundan sonra da gelir.

E bunlar yani 40 senedir enflasyon yapıyorlar diyor. Bunlar bundan sonra da yaparlar diyor. Yanlışlıkla inanıp artık yapmayacaklar. diye bir hata yapıp inanırsa da hakikaten işte son dönemde olduğu gibi feci halde bir kazık yiyor değil mi? %17 faiz alıyor, enflasyon %50. Şimdi bankada bir şekilde TL tutanlar yani TL'ye para muamelesi yapan TC vatandaşları servetlerini hızla kaybetmekteler. %40 kaybettiler bir senede. Evet aynen. suçları ne bunların? TL'ye güvenmek. Asaf Savaş Akat her zaman karşılaşabildiğiniz iktisatçılardan biri değil. Türkiye'de sol, kamucu paradigma ile ekonomiye yaklaşan iktisatçı denince akla nasıl Korkut Borotav geliyorsa, liberal, piyasacı paradigma deyince de akla gelen en önemli isimlerden biri Asaf Savaş Akat. Kendisi, TL'ye para muamelesi yapmanın yanlış olduğunu,

TL'ye para diyeceksek İsviçre frangına, ABD dolarına başka bir şey demek gerektiğini söylüyor. Neden? Nedeni tarihte, tarihsel süreçte. TL'ye para muamelesi yapıp onu biriktirenler 10 yıllardır kazık yiyor. En son yine kazık yedi. Kısa bir yolculuğa çıkalım isterseniz. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 1930 yılında kuruldu. Bugün 92 yaşında. Lira üzerindeki hakimiyet bu bankada.

Daha önce Osmanlı Bankası, Merkez Bankası görevini üstleniyordu. 19. yüzyıldaki kağıt paramızın adına da Kaime adı veriliyordu ya da Anadolu insanının söyleyişiyle Gayme. 1930'dan bu yana Türk lirası bir türlü yatırımcısına güven vermedi. Enflasyon yine bir sorun değil. 2. Dünya Savaşı yıllarında tüm dünyayla birlikte Türk Lirası da büyük darbe yedi. Tarihimizin ilk devalüasyonu 1946'da savaştan hemen sonra gerçekleşti. Daha sonra 1958 yılında ikinci devalüasyon. O gün 2.8 TL olan dolar, o tarihte bir gecede 9 TL'ye çıkarıldı.

Tabii beraberinde yine enflasyon. 1960'lar TL'nin istikrarlı olduğu yıllar. Fakat 70'lerde gerek petrol şoku, gerek Kıbrıs ambargosu enflasyonu tetikliyor. Gülent Ecevit'in Milliyetçi Cephe Hükümeti'ne dönük eleştirisini dinleyelim.

Kömüre, gaza, mazota, fiuloyla %100 zam. Demir-çelik ürünlerine %100 zam. Çimento'ya bir büyük zam, ardından bir zam daha. Kağıda %400, tuza %550, gübreye %500 ile %750 arası zam. Ekmeğe, süte, ete zam. Sigaraya, beze, şekere zam. PTT'ye, demir yoluna, uçağa, otobüse ve daha nicelerine zam. Birinin acısına alışılmadan yenileri ve daha büyükleri ardı ardına gelen

Zam haberlerini günlerdir her akşam radyoda, televizyonda, her sabah gazetelerde okuyan yurttaşlarımız soruyor olmalılar. Ne zaman arkası kesilecek bu zamların diye. Acı gerçek o ki arkası kesilmeyecek. Bunlar daha başlangıç. 70'leri yüksek enflasyonda geride bırakıyoruz. Sonra 80'ler. 70'lerden daha fena.

Ortalama enflasyon %51. 90'lı yılların ortasına gelirken, Türkiye 20 yıldır kesintisiz enflasyonla yaşayan bir ülkeye dönüşmüş durumda. Derken 94 kriz, yine devalüasyon. 5 Nisan 1994'te 33 bin TL olan dolar, ertesi gün 40 bin TL oluyor. Enflasyon tırmanıyor.

Hazine %450 ile borçlanmış. Ama %49'a düşmüş. Bakın %150'den, %149'dan pardon %65'e düşmüş. Ama %149'a çıkıyor, %65'e düşüyor. Devaliyasyon yapılıyor, ihracat patlıyor. Bu niçin yapılır? İhracat patlaması niçin yapılır? Ama canım şimdi de 500'den 1, 1, 1,5 milyona geliyor. Nerede ihracat patlaması? Hani ihracat patlaması? 94 krizi bitti derken 98 Güneydoğu Asya krizinin etkileri, 99 Rusya krizi derken 17 Ağustos depremi, derken 2000 Kasım bankacılık krizi ve ardından Türkiye ekonomisinin gördüğü en şiddetli finansal kriz 2001 Şubat krizi.

2000'li yıllar, enflasyonun görecek kontrol altına alındığı yıllar oldu. Fakat 2010'lar? Ya 2020'ler? Asaf Savaş Hakat haksız mı? Tarihsel süzgeçten değerlendirdiğimizde bu ülkenin insanı TL yüzünden çok fazla kazık yemedi mi? Artık bu paraya güvenir mi bu insanlar?

Buradan Nurettin Nebati'ye dönelim. Bal deyince ağız tatlanmıyor, güven deyince de öyleyse güvenelim denmiyor. Esaslı bir enflasyon programı olmadan enflasyonun düştüğünü tarihimizde hiç görmedik. 1974'ten itibaren 2004'e dek 30 yıl kesintisiz çift taneli enflasyon yaşamış bir halkız biz.

Merkez Bankası'nın kurulduğu 1930'dan bu yana geçen 92 yılın 60'ından fazlasında enflasyon çift taneliydi. 60 yıl! Buradan bakınca Türkiye'nin enflasyonla evliliği bir Katolik nikahına benziyor. Mutsuz da olsak boşanmak kolay değil. Boşanmanın yolu öncelikle ekonomi yönetiminin öz eleştiri vermesinden geçiyor ama seçimler yaklaşırken bunu yapacaklarını da sanmıyoruz. Durum böyle olunca sabit ücretli kesimler için tablo dramatikleşiyor. Halbuki perşembenin geleceği çarşambadan belliydi.

Tüm bu olan bitenin sessiz aktörü, Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, bundan 6 ay önce, 28 Ekim 2021'de, yılın 3. enflasyon toplantısında gazetecilerin karşısına çıkmış, soruları cevaplandırmıştı. Ortada ne Ukrayna Savaşı vardı, ne de %50'nin üzerine çıkmış enflasyon. Bu toplantıya, Japonya'nın Nikkei Gazetesi adına katılan gazeteci Sinan Tavşan'ın sorusu, aslında bugünleri özetler nitelikteydi. Teşekkürler Sayın Başkan. Sinan Tavşan, Japon Nikkei Gazetesi. Cari Açık'taki dengelenmenin kurda dengelenmeyle geleceğini söylediniz.

Bunun için bir zaman projeksiyonumuz var mı? Zor zamanlardan geçiyoruz. Enerji fiyatları, emtiğe fiyatları, gıda fiyatları, kuru hepsi birden yükseliyor. İnsanların alım gücü etkileniyor, refah seviyesi düşüyor. Bu vatandaştan bir fedakarlık demek. Dolayısıyla ne zaman bir kuda dengelenmeye, caresi dengelenmeye için bir projeksiyonunuz nedir? Ve vatandaşta mesajınız ne olacak bu konuda? Çünkü bir fedakarlık isteniyor onlardan da. Teşekkürler.

Biliyorsunuz halkımız ekonomi okuryazarı değil. Bu model açıklanınca neler olacağını farkına varamadı. Ama Türkiye ekonomi modeli olarak pazarlanan bu politikanın halkın alım gücünü zorlayacağını, vatandaştan ciddi anlamda fedakarlık beklendiğini ekonomik adletecileri farkındaydı. Sinan Tavşan bu soruyu tam 6 ay önce sormuştu. Ne kadar sürecek demişti. Milyonlarca insanın kaderiyle oynuyorsunuz ama ne kadar sürecek? Şahapkavcıoğlu bu soruya net bir cevap vermedi, veremedi. Ne zaman düze çıkacaktık belli değildi. Bölümün sonuna bu belirsizlikle gelelim. Gelecek parlak görünmüyor. Her günün tren topiği enflasyon oldu. Önce ev araba almak hayal oldu, sonra tatile gitmekten vazgeçtik.

Ardından mobilyalarımızı, beyaz eşyamızı yenileyemez olduk. Sonra sıra kombiyi kısmaya geldi. Şimdi ise gıdamızın kalitesini azaltıyoruz. İşin kötüsü, sanki giderek tüm bunlara yavaş yavaş alışıyoruz. Peki dip neresi? Tren topuyu PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar, üçünüzün beş olduğu günler dilerim. Hoşçakalın.

İzlediğiniz için teşekkürler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)