Podcast

121: Oscarların reyting krizinin ortasına inen yumruk skandalı

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

93. Akademi Ödülleri 28 Mart tarihinde sahiplerini buldu. Ancak Will Smith'in Chris Rock'a attığı yumruk dışında, ödül töreni komuoyunda beklenen etkiyi yaratmadı. 121. bölümde Akademi Ödüllerinine karşı ilginin neden tarihin en düşük seviyelerinde olduğunu konuşuyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.612 kelime · ~13 dk okuma

94. Akademi Ödülleri ya da meşhur adıyla Oscar ödülleri 28 Mart tarihinde sahiplerini buldu. Ancak geceye ödül alan filmlerin, oyuncuların, yönetmenlerin ya da prodüktörlerin isimlerinden çok bir tokat skandalı damga vurdu. Takip etmişsinizdir siz de. Aslına bakarsanız Oscarlar bir süredir reyting krizi yaşıyor ve altın çağını mumla arıyor. Geçen yılın Oscar törenleri tarihin en düşük reytingini aldı. Bu seneki törenler ise en düşük ikinci reytingle kayda geçti.

Bunun birkaç nedeni var. Gişe filmlerinin yerini festival filmleri alıyor. Titaniklerin, Lord of the Rings'lerin dönemi artık geride kaldı. Tren Topik'in 121. bölümünde akademi ödüllerinin içinde bulunduğu reyting krizini ve 94. Oscar törenine damga vuran gelişmeleri konuşacağız. Bir anda tüm dünyanın gündemine oturan tokat hadisesini bu krizle birlikte okuyacağız. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

94. akademi ödüllerine damga vuran Will Smith ile komedyen Chris Rock arasında yaşanan hadise beraberinde pek çok tartışmayı körükledi. Erkeklik ve eril şiddet üzerine veya mizahın sınırları hakkında pek çok tartışma ortaya atıldı. Bunların hepsi de değerli tartışmalar ve biz de bu tartışmalara yeri geldiğinde yer vereceğiz. Ama hadiseyi yorumlamak için farklı bir perspektif daha var. Will Smith'in Chris Rock'a attığı tokat, Oscar ödüllerinin başına son dönemde gelmiş en iyi şey olabilir.

Transkriptin tamamını oku

Bunu anlatabilmek için Oscar ödüllerinin tarih içinde değişen anlamına ve önemine değinmemiz gerekiyor. Bunun için de alışageldiğimiz akışın biraz dışına çıkacağız. Yani biraz geriye gideceğiz. En geriye. 100 yıl kadar öncesine. Hollywood'un doğuşuna.

Sinema teknolojisine dair bildiğimiz tüm buluşların babası, tanıdığınız bir isim, Thomas Edison. Biliyorsunuz, kendisinin en bilenin icadı ampul. Fakat Edison, bildiğimiz bir mucitten fazlası, aynı zamanda zorlu bir iş adamı kendisi. İcatlarının patent haklarını parasını veren herkesle paylaşıyor. Böylece, o yıllar için devasa büyüklükte bir servete ulaşıyor Edison.

Ancak patentinin parasını vermeyenlere de zırnık koklatmıyor. yanında çalıştırdığı avukat ordusu patent davalarından başlarını kaldıramıyor. Yani New York'ta film çekmek istiyorsanız Edison'u göreceksiniz, ona para vereceksiniz. Hatta Steven Buck'ın Final Cut kitabına göre Edison avukatların yanında gangsterlerle de çalışıyor, yani patent geliri için yasadışı yöntemlere de başvuruyor. Bu acımasız girişimciden kurtulmanın yolu ise New York eyaletini terk etmek.

Edison'un zulmünden batıya doğru kaçarak kurtuluyorlar. En batıya. Arazilerin ucuz, havanın güneşli, işçinin bol ve Meksika'nın yakın olduğu bir eyalet. Emlak simsarlarının yeni gözdesi. Kaliforniya.

1923'te Kaliforniya'nın kuş uçmaz kervan geçmez bir kasabasında emlakçılar geçici bir reklam tabelası dikiyorlar. Her mevsim güneş alan, düz ovaları ve ucuz arazileriyle emlakçılar için çok cazip bir kasaba burası. Muhtemelen 100 yıl önce 107 metre uzunluğundaki her harfi yüzlerce ampulle aydınlatılan bu dev tabelayı görenler ikonik bir tabelayla karşılaştıklarının farkında değildi. Koskoca harflerle yazılmış bir Bollywood tabelası. Sinemanın başkenti. O zamanlar değildi.

Bu küçük kasabanın kaderi, tabelanın dikilmesinden bir yıl sonra tümüyle değişti. Kırk yaşındaki prodüktör Louis Barthmayer, Hollywood'un büyük bir film stüdyosu kurmak için oldukça cazip olduğunu fark etti ve 1924'te kurucusu olduğu prodüksiyon şirketi MGM'in stüdyosunu buraya inşa etti. MGM, belki hatırlamayanlar olur, şu meşhur Aslan'dan hatırlayabilirsiniz. MGM'in Hollywood'a taşınmasını birbiri ardına yapımcılar takip etti. Fox, Paramount, Warner Brothers ve diğerleri. MGM stüdyolarının Hollywood'a gelişinin ardından 3 yıl sonra, 11 Ocak 1927'de Mayer, film endüstrisinde yer alan 36 arkadaşını bir akşam yemeğine davet etti. Tamamı beyaz erkeklerden oluşan bu 36 kişi, o gece büyük bir organizasyonun kurcusu oldu. Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi. Kısa adıyla Akademi.

Hollywood stüdyoları öyle hızlı büyüyordu ki akademik kısa süre içinde başarıyı teşvik etmek için ödül dağıtmaya karar verdi. Böylece ilk kez 1929 yılında birinci akademi ödülleri sahiplerine dağıtılmış oldu. Bugüne kadar binlerce ödül dağıtıldı ama ilk ödülün sahibinin adını analım Emil Jennings. En iyi erkek oyuncu ödülüyle ilk akademi ödülünü alan aktör kendisi. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte sinema endüstrisi de hızla büyüdü ve akademi ödülleri de hızla büyüdü. 1930'da ödül töreni radyoda ilk kez yayımlandı. Yani bir sene sonra.

Tabii endüstrinin en büyük yapımcılarının kurduğu akademi ödülleri de giderek ihtişam kazanmaya başladı. MGM, Paramount, Fox Film, Warner Bros. gibi milyon dolarlık yapım şirketlerin içinde olduğu akademi, ödül verince endüstrinin emekçileri olan yönetmenler, oyuncular ve teknisyenler için ödül almak kariyerlerinin zirvesine çıkmak anlamına geliyordu. Akademi ödülleri, ilk ödül töreninden 10 yıl sonra 1939'da başka bir isimle anılmaya başlayacaktı. O meşhur isim, Oscar. Bu

ifade törenlerde 3000'den fazla kez duyuldu. And the Oscar goes to. Ama törenler için dönüm noktası ne zaman yaşandı diye sorarsanız sanırım bu tarih 1953. Çünkü törenler ilk kez o yıl televizyonda yayınlandı. O tarihten bu yana kesintisiz biçimde de yayınlanmaya devam ediyor ve törenler için milyonlarca dolar harcanıyor.

Böylece Oscar'lar Amerikan film endüstrisinin gövde gösterisine dönüşüyor. Tabi herkesin gözünü diktiği bu büyük gece protestolar da sahne oluyor. Her şeyden evvel akademinin 36 beyaz erkek tarafından kurulması bir hadise. Çok uzun yıllar fazlasıyla erkek ve beyaz olan akademi ödülleri bu yüzden eleştirilen hedefi haline geliyor. Akademi üyeliği de genişliyor ve binlerce üyeye ulaşıyor akademi.

Ödülün reddedildiği bile oluyor. Ödülü politik nedenlerle reddedenlerin sayısı az değil ama bunlar için de en popüleri, The Godfather'daki performansıyla en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görülen Marlon Brando. Amerikan sinema tarihinin en büyük oyuncularından biri olarak kabul edilen Brando, ödül törenine gelmiyor, sahneye çağrıldığında ise onun yerine kızılderili kıyafeti giymiş bir başka oyuncu, Sachan Littlefielder çıkıyor. Kendisine uzatılan heykelciyi kendisi eliyle itiyor ve soğukkanlı bir ses tonuyla kısa bir açıklamanın ardından Marlon Brando'ya ait bir konuşma metnini okumaya başlıyor. 26 yaşındaki Little Feather'ın yani Türkçe ifadesiyle Küçük Düğün, hatırlatalım bu bir takma isim, Küçük Düğün ağzından film endüstrisinin Amerikan kızılderilerine yaptığı muamele ifadeleri çıkınca salondan homurtular, hakaretler ve ıslıklar yükseliyor.

Bu sebeple, film indüstri, özür dilerim, Amerikan film endüstrisinin kalbinde onu doğrudan hedef alan en etkili protesto olarak kayıtlara geçiyor Marlon Brando. Sachin Littlefeeder ise Oscar ödül törenini siyasi bir açıklama yapmak için kullanan ilk beyaz olmayan kadın olarak tarihe geçiyor. Canlı yayın teknolojisinin ve uydu kanallarının genişlemesiyle beraber 1980'lerin başında artık küresel bir organizasyon haline geliyor Oscarlar. Yüzlerce milyon insanın aynı anda ekran başında kilitlendiği bir şova dönüşüyor törenler.

Televizyon kanalları ödül törenini yayınlamak için sıraya giriyor, akademiye milyonlarca dolar ödeyerek yayın haklarını satın almak istiyorlar. Törenler yayınlanırken 30 saniyelik bir reklam vermenin bedeli birkaç milyon doları buluyor. 80'ler, 90'lar ve 2000'ler ise Oscar ödüllerinin, reytinglerinin altın çağı. Ve tabi Amerikan gişe filmlerinde.

Bu yıllarda en iyi film oskarını alan filmlerin bazılarının adını analım. Her biri Hollywood sinemasının başyapıtları. Yağmur Adam, Kuzuların Sessizliği, Şintlerin Listesi, Forrest Gump, Cesur Yürek, Titanic, Gladiatör, Akıl Oyunları, Yüzüklerin Efendisi Kralın Dönüşü, Slamduck Milyoner ve daha adını sayamadığımız birçoğu. Oscar ödülleri 1953'ten bu yana televizyonda yayınlanıyor. O günden bugüne dek Oscar ödüllerinin reyting rekoru 1998'de gerçekleşen törene ait. Bu tören ABD'de tam 57 milyon evde canlı izleniyor.

Nedeni açık. 14 dalda ödüle aday gösterilen ve en iyi film dahil tam 11 dalda ödül alan gişe rekortmeni Titanic. Ne filmdi ama. 200 milyon dolara mal olan bu filmin gişe hasılatı 2.2 milyar dolara ulaşmıştı. Gerçekten çok görkemliydi. Sinemanın olduğu her yere girdi Titanic. Haftalarca gösterimde kaldı.

11 Oscar ödülü o yıllar için kırılması imkansız bir rekordu ama rekor 6 yıl sonra egale edildi. The Lord of the Rings Return of the King. 11 dalda aday gösterilmiş ve aday gösterildiği tüm dallarda heykelciye ulaşmıştı. Fantastik. 2004'te gerçekleşen bu ödül törenini 43 milyondan fazla insan canlı izledi. 98'deki töreni 57 milyon, 2004'teki töreni ise 43 milyon insan izledi. Gelelim son yıllara.

Geçen yılki töreni kaç kişi izledi dersiniz? 10 milyon. 2014'ten bu yana Oscar ödüllerinin reytingleri her geçen yıl biraz daha düşüyor. Geçen yılki törenler ilk reyting ölçümünün yapıldığı 1974'ten bu yana en düşük reytingi alan tören oldu. 28 Mart'ta düzenlenen son Oscar ödülleri de 2021'den daha çok izlendi ama buna rağmen tarihin en az izlenen ikinci töreni olarak kayda geçti. İşte Will Smith'in kriz rakı attığı tokat böyle bir reyting krizinin ortasında meydana geldi.

Son dönemlerde giderek de az kişinin takip ettiği akademi ödülleri bir anda tüm dünyanın konuştuğu bir hadise oluverdi. O yüzden başta belirttiğimiz gibi bu tokat hadisesi ödül törenlerinin başına gelmiş iyi bir şey olabilir. Sosyal medyada tartışmaların, argümanların, farklı görüşlerin ardı arkası kesilmedi. Bütün dünyanın fikir belirtmek zorunda hissettiği bu olayı bilmeyenler için kısa bir özet geçelim. Ödüller birbiri ardına veriliyordu ve sıra komedyen Chris Rock'ın en iyi belgesel ödülünü takdim etmesine geldi. Rock sahneye çıktı, törendeki şiflerle ilgili şakalar yapmaya başladı. Bu gece en zor işin kim olduğunu biliyor musun? Javier Baldem ve eşi aynı zamanda temsil edilmiştir. Şimdi eğer o kaybederse, o kazanamaz! Will

Smith'in kazanacağını dua ediyor! Lütfen! Allah'ım! Jada, seni seviyorum. G.I. Jane'i de görmek için sabırsızlanıyorum.

Chris Rock'ın gözleri Will Smith'in eşi ya da Pinkett'in saç kıran hastalığı nedeniyle kazıttığı saçlarına takıldı. Chris Rock başrolü saçlarını kazıtmış Demi Moore'un oynadığı 1997 yapımı GI Jane filmine gönderme yaptı ve ya da seni seviyorum GI Jane 2'yi de sabırsızlıkla bekliyorum demesiyle olanlar oldu. Başta gülündü ama Will Smith sahneye fırladı Chris Rock'a okkalı bir tokat attı. Başta kimse bunun gerçek bir tokat mı yoksa kurgulanmış bir şov mu olduğunu anlayamadı. Hatta tokadı yiyen Chris Rock'ın, Will Smith beni mahvetti sözleri üzerine bütün salondan gülüşmeler duyuldu. Ama Will Smith yerine oturup oturduğu yerden bağırmaya devam etti. Hakaretler yönetti Chris Rock'a.

Tokadın sahibi Will Smith daha sonra King Richard filmindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu ödülünü alıp konuşma yapmak için sahneye çıkınca gece iyice saçma sapan bir hal almaya başladı. Will Smith ağlamaklı bir sesle davranışından ötürü akademiden, zürhden, ekip arkadaşlarından yani Chris Rock hariç neredeyse herkesten özür diledi. Bir yandan da insanın zirveye en yakın olduğu an şeytana da en yakın olduğu andır. Ben aşkın sevginin kölesiyim ve aşk insana çılgınca şeyler yaptırabiliyor türünden garip açıklamalarla dolu bir konuşma yaptı.

Ertesi gün sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Will Smith, Chris Rock'tan da özür diledi ama törenler tarihinde ilk kez Oscar ödülü alan bir oyuncu, ödül takdim eden birine okkalı bir tokat atmış oldu. Şakada değildi üstelik. Olay kamuoyunda pek çok tartışmayı beraberinde getirdi. Demet Akıl'ın da tarafı olduğu, erkek adam sevdiğini korur diyenler, Will Smith'in hareketini toksik maskülanite olarak yorumlayanlar, ama Chris Rock'ın yaptığı da eril bir hareket değil miydi diyerek konuyu daha geriden alanlar, Kimileri olayı mizahın sınırı olmaz, bu atılan tokat mizaha saldırıdır şeklinde yorumlarken, kimileri ise Yada'nın saçlarını kazıtması kendi seçimi değil, bir hastalık sonucu. Bununla ilgili şaka yapmak da yalnızca rencide edicidir diyerek Chris Rock'ı haksız buldu.

Ama tüm bu tartışmaların ötesinde CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın sunduğu tarafsız bölge programında bu hadise üzerine komik anlar da yaşandı. Niye peki bu rol olmayabilir ya? Gerçekte olabilir. Adam bozulmuş olabilir. Tüm bunlara rağmen bu gerçekte olabilir. Ben olası senaryoyu söyledim. Zaman zaman stratejist, kimi zaman kamuoyu araştırma sitriyle televizyon programlarında görünen Hakan Bayrakçı eline bir sunum çubuğu aldı ve bir gazeteci

Bir akademisyen ve bir genelkurma eski istihbarat başkanıyla birlikte tokat anını yavaş çekimde ardı ardına izledi. Cevabı aranan soru ise şuydu. Bu tokat spontane bir olay mı? Yoksa planlanmış bir mizansen ya da daha büyük bir oyunun parçası mıydı? Tarafsız bölgede bu tartışıda dursun, biz sorunun hakkını verelim. Üstelik bu soru sadece tarafsız bölgede sorulmadı, bütün dünya bu soruyu sordu.

Çünkü bu soru, yani olayın bir mizansen olup olmadığı sıkça dile getirilen bir başka meseleydi. Bu, reyting krizinin ortasında böyle bir skandalın grafikleri arttırmak amacıyla kurgulanmış olma ihtimalinin bile akıllardan geçtiğini gösteriyor. Bu hadiseyi akademi ödüllerinin reyting kriziyle birlikte okumak bu yüzden önemli. Sözüne ettiğimiz kriz büyük bir kriz. Öyle ki ABC televizyonu reytingleri arttırmak uğruna bu sene törenin içeriğine bile karıştı.

Rating getirmeyen kurgu, saç ve makyaj, set tasarımı, ses, kısa belgesel, kısa animasyon ve kısa film kategorileri canlı yayından çıkarıldı. Bunların yerine ise daha fazla insanı törene çekeceğine inanılan halk oyuyla belirlenen iki yeni kategori eklendi. Karar hem sinema severleri hem de sinemacıları kızdırdı. Oscar ödüllü ses miksacısı Tom Flischmann bu kararın üzerine akademiden istifa etti.

Grafiklere baktığımızda ise Oscar'ların 2010'lara kadar izlenme oranlarının hiç de fena sayılmadığını görüyoruz. Grafik büyük oranda yatay bir seyir izliyor. Ta ki 2014'e kadar. 2014'teki töreni 43 milyon kişi canlı izlemiş mesela. İyi bir sayı. Ama bu grafik 2015'den sonra 40 milyonun, 2018'den sonra 30 milyonun, 2020'den sonra ise 20 milyonun altına iniyor.

Peki reytingler neden bu kadar sert şekilde düşüyor? Bu soruya ilişkin çeşitli cevaplar vermek mümkün. İlki Amerika'ya ilişkin. Amerika'nın küresel egomonyası sarsıldıkça Amerikan film endüstrisi de eski görkemli eserlerini üretememeye başlıyor. Artık Avrupa ve Asya'da da Hollywood filmlerini aratmayan gişe filmleri çekilmeye başladı. Mesela Oscar törenlerinin 94 yıllık tarihinde Parazit 2020'de bir ilke imza atıyor ve İngilizce olmayan bir film en iyi film Oscar'ını alıyor.

Böyle bir gelişme yani İngilizce olmayan bir filmin en iyi film Oscar'ını kazanması birkaç on yıl önce hayal dahi edilemezdi. İmkansızdı böyle bir gelişme. Oscar törenlerine dönük ilginin azalmasının bir diğer nedeni dijital platformlar. Artık filmleri sinema salonlarında değil evimizin salonunda izliyoruz.

Bu da sinemanın en önemli finansman kaynağı olan gişe gelirlerini azaltıyor. Böylece gişe filmleri Marvel yapımı süper kahraman filmlerine daralırken filmler büyük ölçüde ev sinemasına uygun müşteriler için çekiliyor. Bu yılı Oscar'lara damga bulan filmleri evimizin salonunda Netflix, Apple TV Plus, Amazon Prime'da izleyebiliyoruz. En iyi film adayları Don't Look Up ve The Power of the Dog, Netflix'de yayınlanıyor mesela. En iyi film oskarını alan Koda, Apple TV'de yayınlanıyor. En iyi erkek oyuncu adayı Tick Tick Boom yine Netflix'te. En iyi kadın, en iyi erkek ve yardımcı erkek oyuncu adaylıklarıyla öne çıkan Being the Ricardo, Amazon Prime'de yayınlanıyor. Ratinglerin düşmesinde sosyal medyanın da etkisi var. Çok değil bundan 10 yıl önce, Oscar törenleri dünyanın en önemli selebritelerini aynı anda canlı izleyebildiğimiz tek yayındı. Fakat bugün, selebriteleri Instagram'da her dakika görebiliyor, onların Twitter'da yazdıklarıyle algeçebiliyoruz. Çok daha ulaşılabilirler yani artık.

Videolar yayınlıyorlar. Sürekli görüyoruz onları. Oscar ödül töreni ise ünlü isimlere ulaşmak, onları takip etme konusunda önemini yitirdi dolayısıyla. Sosyal medyanın samimiyeti, Oscar ödüllerinin resmiyetine baskın çıktı. Geçmişin o meşhur Clint Eastwood'ları, Marlon Brando'ları, Al Pacino'ları yok artık.

Neredeyse tüm adayları dijital platformlarda izleyebiliyoruz ve bu beyaz perdeye alışkın olan Hollywood için hiç iyi değil. Beyaz perdeden siyah ekrana taşınan sinema endüstrisi büyük maliyetlere katlanan görsel çölenleri terk ediyor. Böylece daha durağan, festival filmleri olarak adlandırılan filmler öne çıkmaya başlıyor. Büyük maliyetlerle çekilen gişe filmleriyle daha düşük maliyetli filmler arasında gelir cinsinden fark azalıyor. Mesela geçen yılın Oscar'ını alan No Man's Land'in yapımı sadece 5 milyon dolara mal oldu. Gişe hasılatı ise 39 milyon dolar. Titanic'le bir karşılaştırın lütfen. Titanic 200 milyon dolarlık bir maliyetle çekilmişti, milyarlarca dolara hasılat yapmıştı.

İçerikle değişiyor. Mesela Nomadland'in konusu evsizler. Önceki yılın en iyi filmi Parazit ise Koreli yoksul bir aileyi konuya ediniyordu. Her ikisi de Amerikan vari filmler değil. İçeriği politik. Zaten yönetmenleri de Amerikalı değil. Artık Oscar ödüllerine festival filmleri domine ediyor. Nomadland premierini Venedik Film Festivali'nde yapmıştı örneğin. Bu yılkı Oscar'ı evine götüren Koda ise dünya premierini Sundance Film Festivali'nde yaptı.

Hollywood bu anlamıyla büyük krizdi. 1973'te Marlon Brando'nun yerine sahneye çıkan Sachin Liddlefielder'ın ıkçılık karşıtı konuşmasının nasıl ıslıklandığını hatırlıyorsunuz. Amerikan film endüstrisi, emperyalist tavrından hiç ödün vermezdi bu zamana kadar. O ıslıklar, bugünden bakıldığında utanç verici. Fakat bu aralar, Hollywood, politik doğuruculuk akımının etkisi altına girmiş görünüyor. Geçmişin lekelerini silmeye çalışıyor. 2016'da törenler,

Oscar So White yani Oscarlar Çok Beyaz sloganıyla protesto edildi. 94 yıllık tören tarihinde bu yıl ilk kez LGBTI kimliğini saklamayan bir isim Kristen Stewart En İyi Kadın Övüncü ödülüne layık gösterildi. En iyi film oskarının sahibi Kodan'ın kadrosu duyuma engelli aktörlerden oluşan deneysel bir yapım. Ancak entelektüel kaygıların bu şekilde öne çıkmasıyla Hollywood kitlelerden uzaklaşıyor. En büyük gücünü kitlelerden alıyordu. Yani Hollywood festivalleşiyor. Marvel'de olmasa şöyle Hollywood vari bir film izleyemeyeceğiz. Bu haliyle Oscar törenleri altın çağını geride bırakmış gibi görünüyor. Will Smith'in tokadı ise Chris Rock'a atılmış gibi görünse de aslında Oscar'ın heybetli ve itibarlı tarihine atıldı.

Ama bir yandan da giderek kan kaybeden bir hastaya yani akademi ödüllerinin reyting krizine ufak bir kalp masajı etkisi de yaptı sanki ne dersiniz? Bu kadar eleştirdik ama şunu da söyleyelim. Oscar törenleri hala Al Pacino'yu ve Robert De Niro'yu yan yana sahneye çıkartabilen tek ödül töreni. 121. bölümün böyle sonuna geldik. Tren topi podb media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar Oscar ödüllü günleriniz olsun. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)