Podcast

117: Erdoğan'ın "gitsinler" çıkışı ve Türk doktorların göçü

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Doktorlar ile iktidarın arası gergin. Çalışma şartlarından şikayetçi olan sağlık çalışanları, çözümü yurtdışına gitmekte buluyor. Aldıkları cevap ise: "Giderlerse gitsinler". 117. bölümde, Türkiye'den doktor göçünü masaya yatırıyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.020 kelime · ~15 dk okuma

14 Mart gününden merhaba. Bugün tıp bayramı. Doktorlarsa grevde. 2 gün sürecek olan grev tüm sağlık kurumlarına yaygın şekilde gerçekleşecek. 14 ve 15 Mart'ta acil servisler ile yoğun bakımlar dışında sağlık hizmeti verilmeyecek.

Türk Tabipleri Birliği'nin duyurduğu talepler içinde öne çıkan 3 madde var. Sağlıklı Şiddet Yasası acilen meclise gelsin, hekimlerin maaşları yoksulluk sınırının üzerine çıkarılsın, hastalara 5 dakika yerine 20 dakika ayrılabilsin. Doktorların şikayetleri hafife alınacak cinsten değil, meslekten ayrılanların yanında yurt dışına giden hekim sayısında da ciddi artışlar yaşanıyor. Sorun çözülmezse kriz daha da derinleşebilir. Hekimler aylardır seslerini duyurmaya çalışırken Erdoğan'ın 8 Mart'ta doktorlara yönelik söylediği giderlerse gitsinler ifadesi Türkiye'nin tıp dünyasında moralleri altüst etmiş durumda. İktidar Partisi AKP'nin en çok övündüğü konuların başında sağlık gelirken bugün ne oldu da sağlık sistemi bir krizin içine sürüklendi.

Ben Ozan Gündoğdu, Trendtopin 117. bölümünde bu soruları tartışıyoruz. Sağlık çalışanları ile hükümetin arasında uzunca bir süredir giderek artan bir gerilim var. Oysa pandemiye nasıl başlamıştık? Akşam 9'da balkonlardan sağlık çalışanlarını alkışlıyorduk.

Transkriptin tamamını oku

Efendim saatler dokuzu gösterdi. Türkiye bir kez daha balkonlara, pencerelere koştu. Koronavirüse karşı gecesini gündüzüne katıp canla başla çalışan sağlık çalışanlarını dakikalarca alkışladı. Alkışlar, ıslıklar, kornalar. Hatta meşaleler.

Sağlık çalışanlarına minnetimizi gösterdiğimiz alkış eylemlerin ardından hepi topu iki yıl geçti. O gün alkışladığımız sağlık çalışanları bugün son derece makul taleplerle iktidara seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Belli ki duyurdular ama iktidar bu sesi yanlış duymuş durumda. Zira 8 Mart'ta kadın muhtarlarla bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan tıp bayramından 6 gün önce promptere de bakmadan doktorların talebine giderlerse gitsinler diye cevapladı. Efendim işte doktorlar az para aldıkları için ayrılıyorlar.

Değerli kardeşlerim samimi konuşuyorum. Dost acı söyler ama gerçeği söyler. Bu hastaneleri İnşa eden biziz Bu doktorları Okutan Yetiştiren Bu devlet değil mi? Soruyorum Bu devlet değil mi? Bu devlet sizi okuttu Yetiştirdi En çok maliyeti yüksek olan da Hangi birimdir? Sağlıktır Ama şimdi Efendim işte az para veriyormuş Sordum En azından ne alıyordur? 8 bin 9 bin

En yüksek alan ne alıyordur? İşte 25 bin civarında alıyordur. Buna rağmen özel sektör çok daha büyük paralar verdiği için Oralara kaçıp gidiyorlarmış. Açık konuşuyorum. Açık konuşmayı severim. Varsın gidiyorlarsa gitsinler. Bizlerde üniversiteleri yeni bitiren Doktorlarımızı buralarda istihdam ederiz. Bunlarla beraber bu yola devam ederiz.

Tayyip Erdoğan'ın doktorlara yönelik sarf ettiği giderlerse gitsinler sözleri Türkiye'nin tıp dünyasında ciddi kırganlık yarattı. Fakat sadece o da değil. İktidar cephesi de bu sözlerin yarattığı kırgınlığı toparlamaya çalıştı. Mesela Erdoğan'ın gündeme bomba gibi düşen açıklamalarına A Haber, Sabah, Yeni Şafak gibi iktidara yakın medya organlarında lafı bile edilmedi. Yani görmezden geldiler. Erdoğan'ın giderlerse gitsin çıkışını Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı ertesi gün yani 9 Mart'ta Artı TV'de değerlendiriyor. Şebnem Korur'a göre bu sert dil hekime yönelik şiddet vakalarını arttırabilir. Çünkü Türk Tabipleri Birliği Başkanı meselenin sadece ücretler olmadığını, hekimlik mesleğinin değersizleştirildiğini söylüyor. Dinleyelim.

Bir Aralık'ta Sağlık Bakanı çıktı ve dedi ki hekimlerin haklarını vereceğiz. Tabi sadece ücrete dayalı bir iyileştirmeyi tanımlamıştı o zamanda ama onu bile başaramadılar. Oysa hekimler aslında ücretinin değil, daha çok değerlerinin bilinmesinin peşindeler. Biz iki gündür sahadayız, Sonkuldak'ta ve Bartın'da meslektaşlarımızla buluştuk. Ve herkes büyük bir üzüntü içinde. Çünkü bu mesleğin itibarsızlaştırılması, hekimlerin değersizleştirilmesini çok açık ilan etmiş bulunuyor bu ülkenin Cumhurbaşkanı. Ve şiddete çağırıyor aslında toplumu. Diyor ki bakın bunlar değersiz giderse gitsin, kalanları da dövebilirsiniz. Evet bu ülkede ne yazık ki

Hekim dövmeyi bir lüks olarak, kendisine bahşedilmiş bir hak olarak gören insanlar var. Neden var? Tam da Cumhurbaşkanı'nın bu düşmanlaştırıcı dili nedeniyle var. Şebnem Koror'un ''Hekim dövmeyi kendilerine bahşedilmiş bir lüks olarak görenler var'' ifadesini biraz abartılı mı buldunuz? Bence bu ifadeyi hemen kestirip atmayın. Hatırlarsanız çok değil, iki ay önce gerçekleştirilmiş bir sokak röportajı gündem olmuştu.

Yani zaten en büyük bizim zenginliğimiz bizim hastanemiz. Fakir fukaraya yardımımız yani. Zaten neyimiz var zaten? Ben zamanındaki bu dönemden önceki dönemi de biliyorum. Amcam ameliyat oldu hastanede. Yarı parasını ödediğimiz halde babam senet imzayı yaptı. Bizim evimizde ne varsa götürdüler. Televizyon, buzdolabı yani ne varsa götürdüler. Ben bunu yaşadım yani. Şu anda da öyle bir sıkıntımız yok. Hatta gidiyorlar hastanedeki

Görevliyi bile dövüyorlar yani şu anda. Öyle baskı yapıyoruz artık. Benim hastama bakmıyorsunuz. Benim en büyük zenginliğim bu ya zaten. Evet. En büyük zenginliğimiz bu diyor. Doktorun karşısında ona saygı duymak zorunda değil, siz diye hitap etmek zorunda değil, herkesten çok kendi hastasına bakılması için şiddete de başvurabilir, bağıradabilir, silah da çekebilir, hatta saldırabilir. Onun en büyük zenginliği bu çünkü.

Sen benim kim olduğumu biliyor musun naralarıyla kanun kural iki paralık olabilir. Yeni dönemin ruhu bu. Belki bir sokak röportajından yola çıkarak genelleme yapmanın yanlış olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak böyle düşünüyorsanız belli ki televizyonlardaki ana haberleri pek sık takip etmiyorsunuz.

Bir anda fırladı, kendisini tedavi eden doktora saldırdı. Babalarını kaybeden iki kız kardeşi acılarını unuttu, kadın doktora saldırdı. Hastane koridorlarında babalarıyla yeteri kadar ilgilenilmediğini iddia eden ikili doktoru darp etti. Bir aile hekimi maske takmayan hastayı maske takması için uyarınca öfkeden deliye dönen hasta önce hakaretler yağdırdı, sonra doktora saldırdı. İş yerini kandırmak için geçmişe dönük rapor almaya çalışan adam amacını ulaşamayınca aile hekimine saldırdı. Tükürdüğü suyu doktorun yüzüne fırlattı. Aydın'da alkolü otomobil sürücüsü kontrol için götürüldüğü hastanede acil servis doktoruna kafa attı. Saldırıda kaşı açılan doktora beş dikiş atıldı. Polislerin yanında doktora saldıran sürücü çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

Evet tablo bu. Bir de resmi verilere göz atalım isterseniz. Hekime dönük şiddeti beyaz kod verilmesinden takip ediyoruz. Yani saldırıya uğrayan, hakarete maruz kalan veya tehdit edilen hekimler bu kod aracılığıyla şiddeti bildiriyorlar ya da raporluyorlar diyelim. Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre 2019'da 46.276 kez beyaz kod kullanılırken bu sayı 2020'de kaça çıktı dersiniz?

72.158'e çıkıyor. Yani pandeminin başlamasıyla sağlık çalışanlarına dönük şiddet vakası %56 oranında artıyor. Yurt dışına göç eden Türk doktorlarla konuşulduğunda da hekime yönelik şiddetin göç nedenlerinin başında geldiği anlaşılıyor. Yani sorun yalnız yurt dışına göç diye düşünmeyelim.

Hekimler şiddetten kaçınmak için plastik cerrahi veya cildiye gibi hastanın hayati riskinin olmadığı alanları seçiyorlar. Buna karşın mesela genel cerrahi, kardiyoloji, beyin cerrahi gibi geçmişin gözde bölümleri riskli oldukları için artık tercih edilmez hale gelmiş durumda. Yani geçmişten günümüze bu veriyle de bir karşılaştırma yapabiliriz. Ciddi anlamda şiddet meyli artan bir sağlık sistemimiz var.

Prof. Dr. Mustafa Çetiner'in Haber Global ile paylaştığı veriler şöyle. ...branşlara olan ilgi de ciddi anlamda azalıyor. Ben size daha detaylı söyleyeyim. Mesela göz cevrahisi kadrolarının %39'u boş. Acil kadrolarının %53'ü boş. Çocuk cevrahisi kadrolarının %54'ü boş. Beyin cevrahisi kadrolarının %59'u boş. Pediyatrinin %60'ı boş. Kalp damar cevrahisinin %62'si boş.

ve böyle bakıldığı zaman bir de tuzda ilk yüze giren öğrencilere baktığınız zaman bunların %49.6'sının çok önemli bir oranda cildiye istediği görünüyor. Yani sıralamaya baktığınızda birinci sırayı cildiye alıyor, ikinci sırayı plastik cerrahi alıyor, üçüncü sırayı da fizik tedavi ve rehabilitasyon alıyor. Çünkü bu dallar hem çok fazla hani hekime şiddete maruz kalmayacak branşlar hem de daha getirisi iyi branşlar. Türkiye'nin sağlık sistemi en başarılı doktorlarını cil diye plastik cerrahi veya fizik tedaviye gönderiyor. Sebebi hekime dönük şiddet. Bir doktorun yakınını kaybeden bir hastaya üç güvenlik görevlisiyle haber verdiğini biliyor muydunuz? Çünkü yakınını kaybeden hastalar doktorlara saldırıyor. Böyle bir ülkede kardiyolog olmak ister miydiniz? Doktorlar bu cendereden çıkış yolu olarak yurt dışını görüyor.

Erdoğan ise giderlerse gitsinler diyor. Peki sayılar bize ne söylüyor? Özellikle yurt dışına giden doktor sayısında endişe verici bir artış var. Doktorluk mesleği yurt dışına gitmek için son derece uygun. Tahmin edersiniz bir kere dil biliyorlar ve yaptıkları iş son derece evrensel. Bu nedenle yurt dışında çalışmak doktorlar için hem diğer mesleklere göre daha kolay hem de Türkiye'nin durumu düşünüldüğünde son derece cazip yurt dışında çalışmak.

Peki ne kadar doktor yurt dışına gidiyor derseniz, bu sayıyı tahmin edebileceğimiz veriler mevcut ama net bir sayı veremiyoruz. Doktorların yurt dışında çalışabilmeleri için adına good standing denilen yani iyi hal belgesi ya da iyi hal yetkinlik belgesi adı verilen bir belge almaları gerekiyor. Yani bu belgeyi almak için gerçekleştirilen başvuruların sayısı bize yurt dışına giden doktor sayısı hakkında fikir verebilir. Bu belge ise iki kurum sağlıyor, Sağlık Bakanlığı ve Türk Tabipleri Birliği. Sağlık Bakanlığı kaç doktorun bu belgeyi almak için kendilerine başvurduğunu açıklamıyor. Bu yüzden bu veride bir karmaşa var. Ancak TTB verileri elimizde. Buna göre 2012 yılında sadece 55 doktorun başvurduğu bu belgeye

2021 yılında tam 1405 doktor başvurmuş. 2021'de mezun olan 4 doktordan biri ülkeyi terk etmiş veya daha doğru ifadesiyle mezun olan her 4 doktora karşılık 1 doktor ülkeyi terk etmek durumunda kalmış. Üstelik sayı giderek artıyor. 2022'nin Ocak ayında TTB'ye Good Standing belgesi almak için başvuran doktor sayısı 196 ile aylık Vazda rekor kırdı. Yani sadece bir ayda %96 doktor Türk Talepleri Birliği'ne başvurdu. Eğer tüm yıl böyle giderse yurt dışına giden doktor sayısı önceki yılı 2'ye katlamış olacak. Bunu da belirtelim.

Peki giderlerse gitsinler diyebileceğimiz kadar çok sağlık çalışanı var mı bu memleketin? Veriler bu soruya olumlu cevap vermenin önünde engel. Türkiye'de 1000 kişiye düşen doktor sayısı 2. Normali nedir bu işin derseniz. Mesela OECD ortalaması 3.6. 1000 kişiye düşen doktor sayısında Türkiye 38 OECD ülkesi içinde 32. sırada yani sondan 6.

Yardımcı sağlık personelinde ise veriler çok daha kötü. Mesela ne örnek verilebilir? Hemşireler mesela. Türkiye'de 1000 kişiye düşen hemşire sayısı 2.4. Normali nedir derseniz OECD ortalaması bunun 3 katından fazla. 8.4.

Yani doktor az. Hal böyle olunca tedavi adı altında şöyle bir görünüyoruz doktora. Yani gerçekten tedavi olmuyoruz. Doktor bizi sadece bir görüyor. Bakın Almanya'ya göç etmiş bir hekim Ata Üçertaş 4 evvel de Türkçe'ye durumu nasıl anlatıyor? Almanya'ya ilk geldiğim zaman hatta bir meslektaşım

bana sorduğunda kaç hasta bakıyorsunuz diye, bazen acil servislerde bir doktor başına 500 hasta düşebildiğini söyledim ve bana inanmaz gözlerle baktı, 50 ile karıştırıyorum sandı, Almancam da çok iyi olmadığı için ve hesap makinesiyle hesapladı bir hasta başına Bir doktorun 2.8 dakikası vardı ve benim söylediğime inanamadı. İmkansız dedi ve gerçekten imkansız. Bir diğer doktor ise arabanızın muayenesi için yarım saat, kendi muayeneniz için 3 dakika ayırıyorsunuz diye veryansın ediyor. 3 dakikada yapılan muayene de insan canını içe sayan türlü hatalarla sonuçlanabiliyor.

Fakat muayene süresinin bu derece az olmasının tek nedeni doktor sayımızın azlığı değil. Doktorların illallah ettiği bir diğer konu da bu zaten. Bu sistem. Sistemin adına performans sistemi diyorlar.

Bu sistem 2006'dan bu yana uygulanıyor. Buna göre doktorun çalıştığı hastaneye işte kurum kat sayısı, verimlilik kat sayısı, işte hasta yakını, anket memnuniyet kat sayısı gibi bazı puanlar atanıyor. Kurumun puanı ne kadar yüksekse doktora yapılan ek ödeme de artıyor. Öte yandan bir de doktorların kat sayıları var. Sisteme göre ne kadar çok hastaya bakılırsa kat sayılar yükseliyor. Yani sistemin başarı kriteri mümkün olduğunca fazla hastaya bakmakta.

Neyse ki hastaneleri doktorlar yönetiyor da hasta sağlığını içe sayacak uygulamalar yaşanmıyordur. En azından sorumluluk sahibi yöneticiler vardır. Böyle hastaneler diye düşünebilirsiniz. Hayır. Tam olarak öyle değil. Bakın dönemin TTB başkanı Raşit Tükel

sağlıkta performans sistemini ve sağlık alanıyla hiç ilgisi olmayan kişilerin sağlık yönetimine atanmasını 2017'de Medyascope'dan nasıl anlatıyor? Dinleyelim. Şimdi böyle bir yapı içerisinde tabii kamu hastane birliklerinin oluşumuna baktığımızda şöyle bir yapı görüyoruz. En yukarıda Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu. İllerde, büyük illerde birden fazla olacak şekilde kamu hastane birlikleri. Bunun başında bir genel sekreter.

Bunun altında hastane yöneticisi, hastane yöneticisinin altında başhekim ve bütün bu genel sekreter, hastane yöneticisi artı genel sekreterin altında bir takım başkanlıklar. Bunların hepsi sözleşmeli personel oldu. Yani bütün hastane yönetiminden, üst yönetiminden sorumlu olan bütün personel sözleşmeli oldu. Bir anda yine 30 kadro açıldı. Yeni kadrolar açıldı değil mi? Yeni kadrolar açıldı ve hastane yöneticisi olmak için, genel sekreter olmak için hekim olmak gerekmiyordu. 4 yıllık bir yüksekokulu bitirmiş olmak, 8 yıllık da bir serbest meslek de icra etse, kamu görevinde de çalışsa ikisi de olabiliyordu.

8 yıllık bir iş tecrübesinin olması gerekiyordu. Yani buradan baktığım zaman görüntüye, tabloya bir şekilde o performans sistemiyle çok hasta görerek, çok işlem yaparak ayakta kalıp kar etmeyi hedefleyen sağlık işletmeleri kurulmuş oldu. Böyle bir modele geçirmiş oldu. Sistem tümüyle hasta memnuniyeti üzerine kurulu yani. Hasta memnun olmazsa doktoru sabime yani Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi'ne şikayet edebiliyor mesela. Ve her şikayet için doktordan savunma alınıyor. Türkiye'de doktorların ne tip şikayetlere maruz kalabileceğinizi sadece hayal gücünüze bırakıyorum. Öte yandan sistemin memnuniyet kriteri hastanın doktora görünmesinden ibaret yani. Önemli olan bir doktora görünebilmek. Süre önemli değil. 2 dakika olur, 3 dakika olur. 2-3 dakikada görünse hastanın memnun olacağını bilen iktidar, sağlık sisteminde bunu hedefliyor. En azından bir doktor gördü. Doktor tedaviyi belki yanlış yaptı ama bunu hasta bilmiyor.

Hastanelerin başında da tıp alanıyla doğrudan ilgisi olmayan kişilere atıyor. Doktorların bir diğer şikayeti de zaten bu, liyakatsiz yöneticiler. Almanya'ya göç eden Türk doktor Serdar Akansel, Docevelli'ye verdiği röportajda göç etmesinin arkasında yatan temel nedenin liyakatsizlik olduğunu söylüyor. Kendisinden dinleyelim.

Buraya gelen herkesin hikayesi farklı aslında. Benim için buraya gelmekteki esas sebep Türkiye'de liyakat sorununun derinleşmesi ve bunun benim hayatımı direkt, bizzat etkilemiş olması. Uzman olarak mezun oldum hastanede, asistan sınavlarında birinci oldum. Liyakatsizliğin, hekime dönük şiddetin, düşük maaşların yanında bir de özellikle genç hekimlerin onlarca saat süren nöbetleri var tabii.

Ankara Şehir Hastanesi kadın doğum kliniği asistanı Dr. Rümeysa Berinşen nöbetten çıkıp evine dönerken kullandığı otomobille yol kenarında duran kamyona arkadan çarparak yaşamını yitirdi. Dr. Berinşen 36 saatlik nöbetten çıkmıştı ve direksiyon başında uyuyakalmıştı. Doktorlar meslektaşları Berinşen için ölümünün ardından tüm hastanelerde bas aşamaları yaptı. Yorgun doktorlar ölüyor 36 saatlik nöbet olmaz diyerek tepkilerini dile getirdiler.

Türkiye'de sağlık sisteminin geldiği durumdan bunalarak Londra'ya yerleşen Dr. Uğur Gökçerli, meslektaşının ölümüne neden olan nöbet sistemine ilişkin BBC Türkçe'ye şunları söylemiş. 10-11 ortalama nöbetimiz vardı. Yani aralıksız 45-50 saatte hastanede kaldığınız dönem olabilir. Bazen insan dayanamıyordu ve o arkadaşımızı kaybettiğimizde direkt aklıma o geldi. Nöbet çıkışında yani 35-40 saat uyumadan arabaya bindiğimde çok uyuyakaldım oldu. Peki doktorlar göçüyor da Avrupa'da şartlar nasıl? Mesela Londra'da. Londra'ya göç eden bir başka kardiyoloji uzmanı Cemil İzgi oradaki çalışma şartlarını şöyle anlatıyor.

Haftalık çalışma saatlerimiz 40 saat civarında. Bunun yaklaşık 15-20 saati direkt hasta hizmeti ile geçer. Geri kalan belki 4-5 saatini asistan eğitimine ayırırsınız. 4-5 saatini araştırmaya ayırırsınız. Haftada 40 saat çalışıp, bunun 15-20 saatinde hastalara bakıp, 5-10 saatinde asistan eğitimine geri kalan zamanını da araştırmaya ayırmak mümkün. Mutlaka İngiltere'nin, mutlaka Almanya'nın farklı sağlık sisteminde farklı sorunlar vardır bizde olmayan ama çalışma şartları karşılaştırıldığı zaman doktorlar için Avrupa çok cazip.

Zaten bu yüzden tıp fakültesi öğrencileri TUS'a çalışmak yerine Almanca öğreniyor. Avrupa'daki çalışma şartları buyken Türkiye'deki hekimler 40 saat kesintisiz nöbet tutuyor. Böyle bir tempoda da hata yapmamaları bekleniyor. Karar verdikleri alan ise insan sağlığı. Hekimleri buraya hapseden sistem ise performans sistemi.

Gördüğünüz gibi sorunlar bitmiyor ve yine gördüğünüz gibi genel olarak sağlık çalışanlarının sorunu sadece onların değil hepimizin sorunu. Güçlü bir sağlık sisteminin ne derece önemli olduğunu daha iyi anlayabilmek için daha ne gerekiyor? İki yıldır yaşadıklarımız ortada. Buna karşı ülkenin en yetkili kişisinin giderlerse gitsinler tavrı, doktorları derinden yaralamış durumda. Bu kırıcı ifade 8 Mart'ta söylendi. Doktorlar sosyal medyada iktidarı adeta topa tuttu bu konuşmanın ardından, 8 Mart Kadınlar Günü olmasına rağmen doktorların öfkesi sosyal medyada trend topik oldu. Hiçbir yere gitmiyoruz gibi mesajlar paylaştı doktorlar.

Peki iktidar partisine üye ya da onun taraftarı olan doktorlar bu tabloya sizce ne diyor? Sonuçta hakikatin önemini yitirdiği bir siyasi kamplaşma yaşıyoruz. Öte yandan tüm bu anlattıklarımız karşısında doktorların tamamen iktidar karşıta olduğu sonucu da çıkarılmamalı elbette. Çok sayıda iktidara sempati besleyen en azından uygulamanın doğru olduğunu savunan doktorlar da var.

Mesela Tabipsen iktidara yakınlığı bilinen bir doktor sendikası. Bundan yalnızca 3 ay önce kuruldu 31 Aralık 2021'de. Adalet ve Kalkınma Partisi'ne yakın hekimler tarafından kurulduğu söyleniyor. Ancak Erdoğan'ın giderlerse gitsinler çıkışı Tabipsen'i de zora düşürmüş durumda.

Yani savunulacak herhangi bir yeri yok konuşmanın. 8 Mart akşamı Twitter'daki bir sohbet odasında tabibsen üyesi Dr. Osman A. Yıldız, Erdoğan'ın konuşmasını eleştiriyor fakat çevresi tarafından yanlış yönlendirildiğini söylüyor. Ancak Erdoğan'ın 14 Mart'ta yapacağı konuşmayla bu durumu telafi edeceğini iddia ediyor. Dinleyelim.

Şimdi bakın ben öyle ısrarla çok da böyle komplo teorisi kurmak istemiyorum ama daha o zaman açık konuşayım. Ben hekimlerin, doktorların yaptığı işlerin birileri tarafından Sayın Cumhurbaşkanı'na fitlendiğini düşünüyorum. çarpıtılarak fitlendiğini düşünüyorum. Burada maksat doktorlarla iktidarı karşıya karşıya getirmek olabilir. Belki Sayın Sağlık Bakanımızı bu konuda yıpratmak olabilir. Belki bu konuda bizim pazarlık gücümüzü baltalamak olabilir. Bilmiyorum. Kim yaptı? Tahminleri hepimizin vardır ama bunu da bilmiyorum. Ama şu konuda Sayın Cumhurbaşkanımıza bir

ne diyelim ona sabırlı bir şekilde 14 Mart konuşmasını beklememiz gerektiğini düşünüyorum. Ha eğer 14 Mart konuşmasında şimdi şu anda söylediklerini tevil edecek şekilde veya işte yumuşatacak şekilde bir söyleme olursa tabii ki kırgınlığımız olacaktır ama bu problemi çözme sürecine girdiğimizi gösterir. Ay Yıldız'ın bu konuşması aynı sohbet odasındaki Tabipsen üyesi AKP'li hekimlerin genel tavrını temsil eder nitelikte. Yani umut kesmek yok, vazgeçmek yok ama bir hata yaptığında kabul ediyoruz. Evet Erdoğan bir hata yaptı ama hele bir 14 Mart'taki konuşmasında bir dinleyelim diyorlar. Peki 14 Mart'ta yani bugün ne diyecek Erdoğan?

14 Mart tıp bayramı nedeniyle bir konuşma yapacağını biliyoruz ama acaba geri adım atacak mı? Bekleyip göreceğiz şu andan bilemeyiz. Ancak Erdoğan'ın giderlerse gitsinler konuşmasının iktidar cephesinde de hoş karşılanmadığı ortada. Her şeyden önce iktidar medyası Erdoğan'ın bu konuşmasını görmezden geldi. Belli ki bu konuşmanın Erdoğan'a zarar vereceğini düşünüyorlar.

Burada da tuhaf bir durum ortaya çıkıyor. Bakın artık sansür mekanizması o hale geldi ki bizzat Erdoğan bile sansürden kendi düşen payını alıyor. Ne gazeteler ne de TV kanalları bu konuşmayı yayınladı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özasaki ise Erdoğan'ın doktorlara yönelik sözlerine ilişkin, Cumhurbaşkanımızın konuşması ve tavrı kendine hastır, halk diliyle konuşur diyerek konuyu yumuşatmaya çalıştı. 9 Mart'ta bir basın mensubunun Erdoğan'ın açıklamasını Sağlık Bakanı'na sorması üzerine Bakan Fahrettin Koca Erdoğan'ı savundu ve 14 Mart'ı bir bekleyin mesajı verdi. Şöyle diyor, 14 Mart'ı nasıl kutladığını hep birlikte izleyelim. Yani,

Cumhurbaşkanı Erdoğan 14 Mart'ta bir müjde verecekmiş gibi bir beklenti yarattı. Erdoğan'ın tıp bayramından sadece 6 gün önce promptördeki akışın dışına çıkarak yaptığı bu konuşma, iktidar cephesinde rahatsızlık yaratmışa benziyor. Bu rahatsızlık 14 Mart'ta giderilmeye çalışılacak, ancak sağlık sisteminin bu yapısal sorunla ilişkin köklü çözümler yerine, büyük ihtimalle doktorların kırılan gururunu onarmaya çalışan bir konuşma dinleyeceğiz, öyle tahmin ediyoruz. Bekleyip göreceğiz ama.

Trend Topik'in 117. bölümünün bu önce sonuna geldik. Başta doktorlar olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart tıp bayramını kutlarız. Siz bu podcasti dinlerken ülkemizdeki hastanelerin birinde bir doktor tam 7 hastayı muayene etti. Bakın bölüm boyunca sağlık çalışanlarının ücret sorunundan hiç bahsetmedik, oraya sıra gelmedi. Sadece bu bile sistemin nasıl bir açmazda olduğunu bizlere göstermiyor mu?

Bir sonraki bölüme kadar sağlığın ve sağlık sisteminin değerini bildiğimiz günler dilerim. Tren topi podb media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)