
2.934 kelime · ~15 dk okuma
Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısının 17. günündeyiz. Trend Topik'te konuyu pek çok kez farklı açılardan ele aldık. Ancak şimdiye de kimsenin üzerinde konuşmadığı bir mesele var. Ukrayna Savaşı ve Rusya'ya karşı uygulanan ekonomik yaptırımlar Rusya'dan nasıl görünüyor? Savaşın başından bu yana Putin'in açıklamalarını dinliyor ve bazılarının yeri geldiğinde sizlerle paylaşıyoruz. Ama...
Savaş Rusya'dan nasıl görünüyor?" sorusuyla, bu kez kastettiğimiz Putin ve çevresinin açıklamaları veya onların dünya görüşü değil. Bu kez Rusya halkının ne düşündüğünü soracağız. Trend Topik 116. bölümünde birbirinden farklı dünya görüşlerine sahip iki Rus gazeteciye ulaştık. Vladimir Jarov ve Valery Ratnikov'a. Rus halkının savaş hakkında ne düşündüğünü, Rus medyasında nelerin gösterilip nelerin gösterilmediğini, ekonomik yaptırımların günlük hayata etkisini ve Putin'e verilen desteğin azalıp azalmadığını onlardan dinleyeceğiz. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
10 Mart günü Antalya'da Rusya ve Ukrayna'nın dışişleri bakanları buluştu. Ancak görüşmeden olumlu bir sonuç çıkmadı. Bu haliyle Rusya'nın işgal girişimi de Rusya'ya dönük uygulanan yaptırımlar da devam edecek. Buna karşın Türkiye medyasına bakalım. Savaş büyük ölçüde ve haklı olarak Ukrayna halkının perspektifiyle takip edildi. Henüz Rusya halkının ne düşündüğünü incelemeye fırsat bulamadık.
Savaşın ağır koşullarını çünkü Ukrayna halkı yaşıyordu. Peki ya Rusya halkı? Acaba Rusya halkı tüm bu olan biten karşısında neler düşünüyor? Neler hissediyor? Savaş ve ekonomik yaptırımlar Rusya halkına nasıl yansıyor? Bu soruların cevabını kimden bulabiliriz diye düşündük ve alelade Rusya vatandaşlarından alacağımız cevapların bizleri genele, hakikate ulaştırmayacağına ilişkin kanaate vardık ve böylece
Halkları takip eden, halkları gözleyen bir meslek olarak gazetecilere ulaşmaya karar verdik. İki Rus gazeteciyle iletişime geçtik. Röportajları ayarlarken bu gazetecilerin farklı toplumsal arka plandan gelmelerine, farklı dünya görüşlerine sahip olmalarına öncelik verdik. Çünkü Rusya içinde olan biteni bütünlükle anlayabilmek için bu şart. İlk konuştuğumuz isim Valery Ratnikova. Muhalif bir TV kanalı olan Doşt'ta muhabirlik ve spikerlik yapmış bir isim. 20'li yaşlarında genç bir gazeteci kendisi. Valeria bugün Rusya'da değil. Çalıştığı kanal olan Doşt, 1 Mart'ta kapatıldığı için ve Valeria'da tutuklanmaktan korktuğu için Rusya'dan ayrılmış. Kendisi güvenlik nedeniyle nerede olduğunu söylememizi istemedi. Hikayesini kendisinden dinleyelim. Bu arada röportajı İngilizce yaptığımız için Valeria'nın anlattıklarını bölüm boyunca eşim Zeynep'in sesinden duyacaksınız. Bunu da ekleyelim.
Rusya'daki tek bağımsız TV kanalında çalışıyordum. Kanalın adı Doşt. 2,5 yıldır bu kanalda çalışıyorum. Önce muhabirdim, daha sonra ise spikerliğe geçtim. Aynı zamanda video hikayeler yapıyordum. Çalıştığım bu kanal, Rusya merkezli olan kanallar arasında devletin resmi ideolojisinin dışında yayın yapan tek televizyon kanalıydı. Rusya'daki kanalların çoğu finansal olarak devlete bağlı veya doğrudan devlet kanalı.
Biz ise finansal olarak devletten bağımsız olan tek kanaldık. Daha sonra Ukrayna savaşı başladı. Ukrayna'da olan biteni objektif bir şekilde haberleştiren tek kanal bizdik. Yayınlarımızı bir sürü insan izledi. Ama savaşın başlamasından 5 gün sonra, yani 1 Mart'ta, çalıştığım kanal kapatıldı.
Yalnızca kanalda değil, web sitemize erişimde de engel koyuldu. Bize gelen resmi açıklamaya göre, dezenformasyon ve yalan haber yaydığımız nedeniyle yayın hakkımızın elimizden alındığı yazıyordu. Ardından güvenliğinden endişe eden, tutuklanacağını düşünen, benim de aralarında olduğum gazetecilerin bazıları Rusya'dan ayrılmaya karar verdi. Valeria'ya kanalının nasıl kapatıldığını sorduk. Yani bir mahkeme kararı vs. var mıydı? Aldığımız cevap, bizdeki Rütü'ye benzer bir kurum aracılığıyla kapatıldığı oldu. Rusya'da radyo ve televizyonları denetleyen bir kurum aracılığıyla Dost Televizyonu kapatılmış. Gazeteciler de böylece işsiz kalmış. Ardından, tutuklanma korkusu nedeniyle Valeria da Rusya'dan ayrılmak zorunda hissetmiş kendisini. Valeria'ya Rusya'daki medyayı soruyoruz.
Rusya halkı Ukrayna'daki savaşa dair televizyonlarda ne izliyor? Cevabını kendisinden dinleyelim. Savaş başladığında Rusya'daki Radyo ve Televizyonları Denetleme Kurumu tüm kanallara bir yazı gönderdi. Eğer Ukrayna'da gerçekleşen askeri operasyonu savaş veya işgal kelimeleriyle haberleştirirseniz veya eğer Rusya Salınma Bakanlığı'nın paylaştığı resmi informasyon dışında başka bir informasyon paylaşırsanız 5 milyon ruble ceza kesilecek ya da hapse gireceksiniz.
Aslında Ukrayna konulu haberlerde Rus medyası üzerindeki baskı uzun süredir bu şekilde. Son 8 yıldır Kırım'ın işgaliyle başlayıp Donbass'taki savaşın başlamasına ve Rusya'nın Donbass'taki ayrılıkçıları desteklemesine kadar olan süreçte Rus medyası hep büyük bir devlet propagandasının parçası oldu. Bu yüzden de televizyon kanalları Ukrayna'da olup biteni aktarırken yalnızca Donetsk Ve Lugansk'tan görüntüler paylaşıyorlar. Çünkü Putin'in Rusya'nın müdahalesini meşrulaştırmak için kullandığı argümanlar bu bölgelerle ilgili. Ama Kiev'den veya bombalanan Harkov'dan hiçbir görüntü paylaşılmıyor. Bu kanallara göre sanki savaş yalnızca Donbass'ta oluyor gibi.
Ukrayna üzerine yürütülen bu propaganda'nın ana anlatısı Valeria'ya göre şöyle. Ukrayna'yı Neonazi destekçileri yönetiyor. Ukrayna hükümeti Donbass'taki Ruslara yönelik katliamlar yürütüyor. Bu anlatıya göre Donbass'taki insanlar yalnızca özgürlük istiyorlar ve Ukrayna hükümetinin desteklediği Neonaziler bu insanların üzerine bomba yağdırıyor.
Zaten Putin'in de şu anda gerçekleşen işgali meşrulaştırdığı argümanlardan biri bu. Ukrayna'da Ruslara karşı bir soykırım yapılıyor. Bu soykırımı durdurmak için de Rusya'nın müdahale hakkı vardır diyor Putin. Rus televizyonlarına dönen anlatı da genel olarak bu. Trentopi'nin önceki bölümlerinde Ukrayna'daki neonazi gerçeğini de ele almıştık. Bunu reddetmemek gerekiyor. Odesa'da neonazilerin gerçekleştirdiği katliamlar da hafızamızda.
Hatta Neonazilerin Poroshenko döneminde kabineye girdiğini bile gördük. Ancak Ukrayna'yı Neonaziler yönetiyor demek biraz propagandif. Bu tez üzerine ülkeyi tümüyle işgale kalkışmak ölçülü bir tepki de değil. Öte yandan Rusya'nın Avrupa'daki aşırı sağcı iktidarlarla iyi ilişki kurduğunu da biliyoruz. Valeria'ya Rusya halkının medyaya güvenip güvenmediğini de sorduk. Yani medya tek taraflı ama ne kadar etkili. Burada gençleri ayrı yaşlıları ayrı değerlendirmek gerektiğini söylüyor Valeria. Birlikte dinleyelim.
Rusya hakkında şöyle bir genelleme yapabilirim. Gençler televizyonda gösterilen şeylere inanmıyorlar. Bunların yalan olduğunu düşünüyorlar. Bu yüzden de televizyon izlemiyorlar. Ama bu söylediğimden gençlerin Ukrayna'da olup bittiğini bildiği anlamı çıkmamalı. Çünkü televizyon izlemiyorlar ama alternatif medya kaynaklarına da erişimleri çok güçlü değil. Genel olarak Ukrayna'da olan biten hakkında bilgisizler diyebilirim.
Ama daha yaşlılar hakkında yani ailelerimiz, dedelerimiz ve ninelerimiz hakkında konuşacak olursam onlar bu devlet kanallarını izliyorlar. Ama onlar için de bu kanalların gerçek bir haber kaynağının olduğunu düşünmüyorum. Bu kanallardan Ukrayna'da gerçekten ne olup bittiğini öğrendiklerini düşünmüyorum. Elbette bir şeyler öğreniyorlar. Ama bu bilgiler bölük pörçük, seçilmiş ve Ukrayna'da olan biteni stereotipleştiren bilgiler. Ukrayna'da bir soykırım olduğunu öğreniyorlar bu kanallardan mesela. Ukrayna'daki yönetimin kötü bir yönetimi olduğunu öğreniyorlar. Yani bu kanalları izleyen insanların zihninde de savaşın neden olup bittiğine dair bütünlüklü bir resim yok aslında.
Bazı basma kalıp düşüncelere ve bölük pörçük bilgilere sahipler o kadar. Böyle olunca da kafalarındaki resim parçaları eksik bir yapboza dönüyor ve herhalde çok karmaşık bir olay benim kafam basmıyor diyerek apolitik bir tavır takınıyorlar diyebilirim. Gerilimin başından bu yana Putin, Ukraynalılarla Rusyalıların aynı ulusun parçası olduğunu söylüyor. Ancak Ukraynalıların büyük kısmı kendilerinin ayrı bir ulus olduğu görüşünde. Peki Valerya ne düşünüyor? Onun gözlemleri nedir? Yani Ukraynalılar Rusya halkının gözünde ayrı bir millet mi?
Bence milliyetçi olan Putin, Rusya'daki pek çok kişinin Ukraynalı tanıdıkları, akrabaları, arkadaşları var. Sonuçta zamanında aynı ülkede yaşadılar. Sovyetler Birliği'nde yani. Doğruyu söylemek gerekirse özellikle yaşlılar arasında yani Sovyetler döneminde yaşamış olan Ruslar arasında Ukraynalıları farklı bir millet olarak görmek istememe gibi bir tutum var.
Ama açıkçası Putin 2014 yılından bu yana Ukrayna ve Rusya arasındaki gerilimi tırmandırmamış olsaydı, Ukraynalılar ayrı bir millet mi türünden sorular bugün kimsenin aklında bile olmazdı. Milliyetçi argümanları güncele taşıyan şey büyük ölçüde Putin'in Ukrayna'ya karşı yürüttüğü siyaset. Gördüğünüz üzere Rusya deyince jenerasyon farkı son derece belirleyici. Valeri'ye sorduğumuz hemen her soru gençler için farklı, yaşlılar için farklı bir cevap buluyor. Bu da Putin rejiminin geleceğine ilişkin fikir veriyor.
Gelecek kuşaklar yani bugünün genç kuşakları Putin rejimine ikna olmadan bu rejimin geleceği çok parlak sayılmaz. Diğer yandan Rusya'daki kuşak çatışması Türkiye'ye de benzer özellikler gösteriyor. Bizde de gençler iktidara, yaşlılara göre daha tepkili değil mi? Bunu gözleyebiliyoruz. Uluslararası medyada bir köşede Putin var diğer köşede ise Zelenski.
Gerilimin başlarında Zelenski direkt olarak Rus halkına seslendi ve hala buna devam ediyor. Ve şu da söylenebilir. Zelenski başarılı bir süreç yönetti. Ukrayna'da kaldı, Kiev sokaklarından videolar paylaştı, duygu yüklü konuşmalar yaptı. Bu tabloyu bir Rus gazeteci olan Valera'ya da sorduk. Rus halkı arasında Zelenski'nin imajı ne durumda? Bir nefret objesi mi kendisi? Sonuçta doğrudan kendi devletlerinin savaştığı bir ülkenin liderinden bahsediyoruz.
Bugün savaşı desteklemeyen Rus liberaller arasında bile savaştan önceki gerilimde şöyle bir düşünce vardı. Tamam Zelenski belki iyi biri olabilir ama sonuçta bir komedyen yani. Belki de çok ciddi değildir. Ne yapabileceğini devlet yönetmeyi bilmiyor olabilir.
Ama savaş başladıktan sonra Twitter'da veya Facebook'ta paylaşılanları okuduğumda Ukrayna'daki savaşa karşı olan herkes Zelenski hakkında olumlu görüşlere sahip. Onu kahraman gibi görüyorlar. Aslına bakarsanız hiç kimse Ukrayna'nın bu kadar uzun süre direneceğini de düşünmemişti. Rusya yönetimi dahil kimsenin beklentisi bu yönde değildi. Savaş başladığında Rusya devleti ile bağlantılı anket şirketleri bu askeri operasyonu destekliyor musunuz şeklinde bir anket düzenledi.
Bu ankete göre insanların %58'i Rusya'nın müdahalesini destekliyordu. Ama ben bu sonuca da inanmıyorum. Çünkü bu anket bir devlet şirketi tarafından yapılıyor ve insanlar korktukları için özgür veya dürüst cevaplar veremiyorlar. Bu arada ilginç bir gelişme daha var. Ukrayna'dan Avrupa'ya iltica edenleri görüyoruz. Ancak Valerian'ın anlattıklarından Rusya'dan da iltica edenlerin hiç azımsanmayacak büyüklükte olduğunu anlıyoruz. Rusya'da Putin muhalifi olan çevreler Gürcistan'a
Ya da Türkiye'ye doğru yola koyulmuş durumda. Yalnız Putin muhalifleri de değil, uygulanan ekonomik yaptırımlar sonrası Rusya'nın dünyadan daha izole, dışarıya hepten kapalı bir otokrasiye dönüşeceğinden çekinen veya basitçe fakirleşeceğini düşünen Ruslar da bu göçmenlerin içerisinde. Valerya net sayı veremiyor ama aldığı duyumlara göre Gürcistan sınırında 20 binden fazla Rus'un sınırı geçmek istediğini aktarıyor. Bu konuda tek kaynağımızın Valeria olduğunu ekleyelim, yani iddiamızın dayanağı Valeria'nın kendisi. Peki savaş karşıtları ne durumda? İlk günlerde küçük ölçekli de olsa savaşa hayır eylemleri yapıldı ama devamı gelmedi. Valeria'ya göre bu eylemleri küçümsememek lazım çünkü insanlar dayak yemekten, tutuklanmaktan veya ceza almaktan korkuyorlar. Rusya'daki hava son derece gergin görünüyor bu haliyle.
Türkiye'ye nasıl baktıkları da merak ettiğimiz sorulardan bir diğeri oldu. Türkiye bir NATO ülkesi ama yaptırımlara da Avrupa ve ABD kadar sert ölçekte katılmadı. Valeria ne düşünüyor acaba? Türkiye'yi nasıl görüyor? Kendisinden dinleyelim.
Türkiye NATO'da. Bu yüzden batıya aksi yönde hareket edeceğini düşünmüyorum. Ama Türk siyaseti hakkında çok da fazla şey bilmiyorum. Bazı insanlar Türkiye'nin özgür bir toplum olmadığını, Erdoğan'ın da demokrat olmadığını söylüyorlar. Bu yüzden de Türkiye halkının hepsinin savaşa karşı olup olmadığından emin değilim. Benim şimdiye dek konuştuklarım savaş karşıtıydılar. Ama bunların hepsi liberal gazetecilerdi.
Ama halkın geri kalanı ne düşünüyor gerçekten bilmiyorum. Ama şu an dünyada Rusya'ya karşı bir tepki var. Bu yüzden Ruslara karşı da bir genelleme var. Ama ben insanlara hepimizin bu savaşı desteklemediğini söylemek istiyorum.
Şimdi bir de Valeria'yı bırakıp Vladimir Jarov'a odaklanalım. Önce kendisini bir tanıtayım. Vladimir Jarov, Moskova ve Türkiye arasında mekik dokuyan 60'lı yaşlarda emekli bir gazeteci. İki isim arasındaki yaş farkı, Rusya'daki jenerasyon çatışmasını da vurgulaması açısından önemli. Hatırlarsınız Valeria 20'li yaşlarındaydı.
Vladimir Valeryan'ın aksine iyi derece Türkçe biliyor. Bu nedenle onun anlattıklarını kendi sesiyle dinleme fırsatımız olacak. Vladimir daha önce Rusya'da Mehmet Ali Birant'la 32. gün içinde beraber çalışmış bir isim. Uzun yıllar TASS ajansında gazetecilik yapmış. TASS, Sovyetler Birliği'nin resmi haber ajansıydı. Bugün ise Rusya Devleti'ne ait haber ajanslarından biri.
Ajans bir kamu iktisadi teşebbüsü. Yani ajansın sahibi an itibariyle Rusya devleti. Benzer soruları Vladimir'e de sorduk. Mesela ekonomik yaptırımlar Rusya halkının savaşa olan tepkisini değiştiriyor muydu? Savaşın gerekçesi haklı mıydı? Vladimir'i dinleyelim. Kendi üzerimize biz fazla etkini görmedik henüz. Ama günden güne daha önceki direler yabancı yani ithal mallar tabii ki raflardan kayboluyor. Yalnız Rusya kendini besleyebilir. Hem de Hamade olarak yani biz de zenginiz bu konuda.
fazla tereddüdümüz yok. Bu bir nevi ekonomik ablukayı biz rahatlıkla geçiririz. Ama yani şu an panik bir şey yok. Mağazalarda raflar dolu. Ama ııı halk bu savaştan acıyor. Acıyor gerçekten. Neden? Çünkü neredeyse bütün bizim ailelerimizde Ukraynalı var. Biliyor musunuz? Benim amcam da Ukraynalı. Çok da dostlarımız var oradan. Yazışıyoruz, görüşüyoruz. Tabi acıyoruz, acıyoruz onların yerine fakat bu tedbir alınmasaydı zaten faşistler darbe vuracaktı. Yani Ukraynalı faşistler, Ukraynalı naziler grupları. Yani bunun için zamanında ve önleyici bir tedbir olarak destekliyoruz ama acıyarak destekliyoruz.
Ukraynalılarla Rusyalıların aynı ulus oldukları konusunda hem Vladimir hem de Valerya benzer görüşte. Türkiye'den bu iki ülkeye bakıldığında birbirinden apayrı iki ulus görünebilir. Ama dilleri birbirinin neredeyse aynı olan iki Slav halkından bahsediyoruz. Şöyle diyor Vladimir. Şimdi şöyle, tarihte onu gösteriyor ki çok eski zamanlarından beri yani Slav milleti bir bütündü.
Ondan sonra İslam Meleği yani hem Ruslar hem Ukraynalılar, Beloruslar hatta Moldovlular bile bir topluluk şeklinde büyük bir grup yani halk olarak ta o güney bölgelerinde kendi tarihini başladı. Ve ilk başta başkenti Kıyıf idi. Rusya, Kıyıf Rusyası olarak biliniyor. Zaten haritalara bakarsınız Rusya gibi bir şeyler Kıyıf merkezli olacak. Ondan sonra Kuzey'den tabii ki etki altında kaldık. İslam milleti hafifte Kuzey'e çıkmaya başladı. Hatta Kıyıf'te
Küçük Rusya olarak Belarus'la beraber küçük Rusya olarak kalıyordu. Fakat yine de bir bütün ülke içerisinde kontluklar şey olarak da Rusya'da da böyle de parçalanmış uzun süredir bulunuyordu. Zaten de Kıyif'in de aynı şekilde bir blok olarak kalıyordu. Yani ama bir tek millet olarak zaten tarih boyu hep bir tek millet olarak geçtik.
Birbirimizi rahat anlıyoruz. Hatta Ukraynalıların öz Ukraynca olarak konuşan nüfusun yüzde 10'u var mı? O da sorun. Çünkü normalde onların dili Surjik adı altında biliniyordu. Yarı Rusça, yarı Ukraynca. Ve çok da rahat anlaşılıyordu. Siz Azerbaycanlılarla nasıl anlaşıyorsunuz da aynı şekilde de biz anlaşıyoruz. Vladimir'e Rusya halkının Putin'e dönük sempatisinde azalma olup olmadığını da sorduk. O da tıpkı Valeria gibi kuşak farklılığından bahsetti. Yaşlıların bakış açısıyla gençlerin bakış açısı arasında fark olduğunu vurguladı. Putin'e dönük sempati nereden kaynaklanıyor? Son zamanlarda bu sempatide bir azalma oldu mu? Vladimir'in cevabı şöyle.
Şimdi o biraz karmaşık ve çok uzun sohbete ihtiyaç duyan bir soru tamam mı? Çünkü seven var, eleştiren var. Mesela ben bazı konularda Putin'i eleştiriyorum. Hatta açık yani onu da gizlemiyorum. Ama bazı konularda yüzde yüz destekliyorum. Halk da çok farklı bakıyor ona. Mesela ihtiyarların bizim işte Sovyet döneminden yani benim yaşımda olanlar genellikle destekliyor. Bu hareketi bile parlamentoda temsil eden partilerin hepsi destekledi. Komünist Partisi dahil olmak üzere. Bu bir ifadedir, biliyor musunuz? Tam rejim alehtarılığını veya en azından muhalefeti oluşturan partiler bile destekliyor. Tabii ki bütün nüfus partili değil. Bağımsız düşünen de çok, açık rejim alehtarları da var. Onlar da eleştiriyorlar.
Fakat her türlü kritiğin veya işte yani eleştirinin de somut ve bitemele dayalı olmalıdır. Delil göster yani niçin onu sevmiyorsun veya da seviyorsun. Bu her toplumda aynı problemi. Fakat gördüğüm kadarıyla yani bu savaşı kimse fazla desteklemiyor. Çünkü savaştır. Çünkü ölümdür. Biliyor musunuz? Fakat bununla beraber Putin'i eleştiren olmuyor. Vladimir, Valerya ülkeinde muhalif biri değil. Ama azılı bir Putin savuncusu da değil. Putin'in savaşırken haklı gerekçeleri olduğunu savunuyor. Temel endişesi ise Ukrayna'daki Neonazilerin oradaki Rus halkına dönük gerçekleştirdiği katliamlar.
Bu haliyle aslında biraz Türkiye'nin 1974'te Kıbrıs'a girerken o EOK acıların adadaki Türk halkına dönük katliamları gerekçe göstermesi belki hatırlatılabilir. Ukrayna'daki Neonazilerin katliamları Rus halkı için benzer bir meşruiyet kaynağı oluşturmuş gibi görünüyor. Ukrayna'daki Rusların kendilerini tehlike altında hissetmesi, Rusya'daki Ruslar için son derece önemli bir sorun. Buna karşı Vladimir'in Ukrayna'da akrabaları da var. Savaşa ilişkin düşünceleri de şöyle.
Savaş bir an önce bitsin istiyorum. Oradaki faşistler yok olsun. Yok olsun derken kesinlikle mahkemeye çıksınlar. Ben bir tek onu istiyorum. Çünkü artık son sınırına geldi. Bütün röportajlarda 8 yıldır bombalanan Donetsk ve Lugansk'ın köyleri kimse göstermedi. Orada bir cadde var, cadde boyunda çocukların mezarları ve onların anıtları duruyor. Kimse göstermedi. Şimdiye kadar bile Avrupa topluluğunun izlemciler...
karavanı gider gitmez Donetsk'ten hemen Donetsk'i bombalamaya başladılar. Haber veriş tamam biz çıktık diye bombalamaya başlayın demek bu. Çünkü hemen arkasından neredeyse son konvoyun son arabası Donetsk'i terk ederek hemen bombalar akmaya başladı. Ama yine de Doğru ve gerçek er geç ortaya çıkar ve suçlu olan cezalandırılır kesinlikle. Kan istemiyoruz. Yani gerçekten ben çok acıyorum. Orada akrabalarım var, dostlarım var. Ancak Vladimir Batı dünyasına da kızgın. Batının Ukrayna'yı kullandığını söylüyor. Savaşın ve ekonomik yaptırımların uzun süreceğinden endişe ediyor. Batının sorumluluğunu da vurguluyor. Vallahi uzun sürer.
Bilmiyorum. Tabii ki yani biz de iyisini düşünmek istiyoruz. Zaten de düşünüyoruz. Yalnız hem Avrupa hem Amerika, başta Amerika olmak üzere, Avrupa da Amerika'nın kuyruğu. Savaş istiyorlar, resmen savaş. Niçin şimdi ara buluculuk kimse teklif etmiyor? Sadece Rusya'yı suçlayıp da alsana silah Ukrayna'ya diyorlar. Alsana silah! Demek ki yani onların
Amacı savaşın sürdürülmesi. Hiçbir taraftan ara bulucu olayım yani sizi barıştırayım demedi. Kimse demedi. Al sana silah hemen silah. Amerika'dan da Avrupa'dan silah.
Bütün hava sahası Rus hava kuvvetleri altındadır. Nasıl getirecekler bu silahları? Şimdi o da iki yüzlülük var. Ha öyle mi? Nasıl vereceğiz? Veremedik mi? Ama biz size bakınız yani biz bütçeden para ayırttık bile zavallı Ukrayna. Tamam biz yani gereğini yaptık. Değil mi? Yaptık da. Ama tamam getiremedim. Neyse. Tamam. Onu diyecekler. Onu diyecekler. Resmen öyle. Yani bu oyundur. Baştan sona kadar oyundur. Rusya halkı çok ağır ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalmış durumda. Bu durum Rusya halkını endişelendiriyor elbette. Ancak dayanırız diyor Vladimir. Burada Türkiye ile Rusya'yı da karşılaştırıyor. Biz alışkınız diyor. İkinci Dünya Savaşı'nı gördük biz diyor. Siz görmediniz. Vladimir'i dinleyelim.
birçok savaş oldu. Ama o kadar ciddi zarar 2. Dünya Savaşı'nda gören yani bir tek Rusya olmuş. Yani Rusya, Sovyetler Birliği. Çünkü Ukrayna da aynı şekilde, Belarus yani bütün cumhuriyetlerde çok büyük yara almışız. Ve zor şartlara biz alışmışız. Yani siz Atatürk'ün milli kurtuluş yani savaşından sonra artık savaşınız yoktu. Yani ekonomiye veya
Şehirlerin ortadan kaldırılması, işte bombalaması da değil. Yani biliyorsunuz yani. Ama bizim geçirdiğimiz yani bu tür zorluklara alışık bir halkız. Bunun için sabırımız var, evet. Tüketinceye kadar. İkinci dünya savaşına girmemek ne büyük talihmiş değil mi? Bizi bu kanlı paylaşım savaşına bir biçim ile sokmayanlara minnet borçluyuz sanırım.
Henüz ilk bölümde bu savaşın halkların savaşı olmadığını söylemiştik. Bu nedenle trend topikte tarafgir değil objektif bir bakış açısı takip etmeye çalıştık. Kamplaşmanın savaşa dönüştüğü böyle bir ortamda en çok hakikatin zarar gördüğünü biliyoruz. Bu yüzden objektiflik hakikat için son derece elzem. Bu bölümde iki ayrı hakikat evrenini sunduk size.
Bir tarafta Vladimir vardı diğer tarafta Valeria. Vladimir azılı bir Putin sempatisanı değil kesinlikle. Bu açıdan büyük ölçüde Rus halkının durumunu temsil ediyor. Valeria ise Putin muhalifi ve görüşleri nedeniyle Rusya'dan ayrılmak zorunda kalmış genç bir gazeteci. Kendisine sorduğumuzda hala gazetecilik yapmaya devam etmek istediğini söylüyor ama bunu nerede nasıl yapabileceğinden emin değil. Geleceği hakkında endişeli.
Rusya'dan iki gazetecinin gözüyle manzara böyleydi. Böylece 116. bölümün sonuna geldik. Tren topi Pod B Media ile beraber hazırlıyoruz. Barışın değerini bildiğiniz günler dilerim. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.