Podcast

112: Putin: Kahraman mı, yoksa bir faşist mi?

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Rusya ordusu Ukrayna'ya girdi. NATO üyesi G7 ülkeleri ekonomik yaptırım kararları aldı. Kamuoyu ise gelişmeler karşısında ikiye bölündü: Putin ülkesini mi savunuyor, yoksa Avrupa'yı mı tehdit ediyor?



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.108 kelime · ~16 dk okuma

Rusya ile Ukrayna arasında haftalardır süren gerginlik maalesef bir savaşa dönüştü. Hatırlarsınız daha önce Trend Toping 103. bölümünde Rusya ve Ukrayna arasındaki düşmanlığın tarihsel köklerine odaklanmıştık. 13. yüzyıldan bugüne doğru gelmiştik. Ancak görünen o ki Rusya'nın Ukrayna'ya dönük askeri operasyonun ardından süreci yeni sorularla derinleştirmek gerekiyor.

Bu bölümde bir yandan Putin'in Ukrayna'ya girmesinin temel motivasyonu üzerine tartışacağız. Diğer yandan da savaşla birlikte NATO ile Rusya arasında gidip gelen tartışmalara odaklanacağız. Temel sorumuz ise şu olacak. Rusya lideri Putin, ülkesini NATO'ya karşı korumaya çalışan yurtsever bir lider mi? Yoksa Putin, 21. yüzyılın Hitler'i mi? Ben Ozan Gündoğdu, hadi başlayalım.

Haftalardır süren gerginlik savaşa dönüşmüş durumda. Kiyev kuşatma altında bomba sesleri başkentten yükseliyor. Savaşın başlangıç süreci ise şöyle özetlenebilir. Rusya önce Ukrayna'nın ayrılıkçı güçler tarafından kontrol edilen iki bölgesini yani Donetsk ve Luhansk bölgelerinin bağımsızlığını tanıdı. Bölgeler hala hazırda Rus yanlısı milis güçler tarafından kontrol ediliyordu. Yani bir fiili durum vardı. Resmi bir durum yoktu. Rusya işte bu fiili durumu

Transkriptin tamamını oku

resmiyete kavuşturdu. Putin bu iki bölgeye ilişkin şu açıklamayı yaparak gerilimi tırmandırdı. Dedi ki, Donetsk halk cumhuriyeti ve Luhansk halk cumhuriyetini derhal tanımak için çok geciken bir kararı almayı gerekli görüyorum. Putin'in bu iki bölgeyi tanımasıyla beraber gerilim tırmandı ancak Rus ordusu bu iki bölgeyi tanımakla kalmadı. Bu bölgelerin ardından üç koldan Ukrayna'ya operasyon başlatan Rusya'da hedefim başkent Kiev olduğu anlaşılıyor.

Bu hızla giderse saatler içindeki ev düşebilir. Ukrayna'ya göre yaşananlar tam teşekküllü bir işgal. Bir yandan kara ordusu diğer yandan uçak filolarıyla gerçekten 45 milyonluk bir ülke tam teşekküllü bir işgal tehdidi altında. Görüntü bu. Geliyorum diyen savaş dünyanın gözü önünde adım adım geldi. Liderlerin açıklamalarına şöyle bir bakalım.

Rusya lideri Putin, askeri harekatın başladığını açıklayan konuşmasını 24 Şubat'ta yaptı. Putin'in açıklamalarından satır başları şöyle. Rusya, Ukrayna'yı silahsızlandırmaya çalışacak. Ukrayna'nın işgali, Rusya'nın planları dahilinde değil ve bu savaş değil, askeri bir operasyon. Yaşananlar, alınması gereken tedbirlerdi, bize başka şans bırakmadılar,

Güvenlik riskleri başka yollarla baş edilmesi imkansız hale gelmişti. Ne kadar denesek de boşa çıkmıştı. Dış güçlere seslenmek istiyorum. Kim Rusya'ya tehdit oluşturmaya çalışırsa derhal karşılık verilecek. ABD ve müttefikleri Rusya'yı çevreleme önünde bir politikaya sahip ancak bizim için bu Rusya'nın varlığına yönelik ciddi bir tehdit.

Putin bunları söylüyor. Buna karşılık Rusya'nın Ukrayna topraklarına girme kararı sonrası Ukrayna devlet başkanı Zelenski ise önce Rus halkına ve dünyaya seslendiği duygusal bir konuşma yaptı. Zelenski konuşmasında önce Ukrayna halkının duygularını dile getirdi, ardından halkının vatanını savunacağını, Rusya ordusuyla sonuna kadar savaşmaya hazır olduklarını dile getirdi. Zelenski ayrıca vatandaşlara sakinlik çağrısı yaparak evlerden çıkmamalarını söyledi ve güçlüyüz, her şeye hazırız, kazanacağız dedi ve ekledi. Eli silah tutan her vatandaşa silah verilecek.

ABD Başkanı Biden, cesur Ukrayna halkının yanındayız mesajını verdi ve G7 ülkelerinin yıkıcı bir yaptırım paketini hayata geçireceklerini duyurdu. G7 ülkelerinin liderleri de Biden'ın sözünü ittiği yaptırım paketlerini açıkladılar. Yaptırımların neredeyse tamamı ekonomik ve bir kısmı diplomatik. NATO ise herhangi bir karşı askeri operasyon başlatmayacağını duyurdu ancak Ukrayna'nın batısına bir askeri yınak yaptığında altını çizdi. Kanlı bir savaşın soğuk haber akışı bu şekildeydi. Son derece ciddi, önümüzdeki günler, haftalar değil yıllar boyunca konuşacağımız bir krizle karşı karşıyayız. Siyaset bilimci Özgür Özdamar, Nevşin Mengü'ye şu yorumda bulunmuş.

Yani böyle gerilla savaşına uygun, çok ciddi, Ukrayna'nın doğusunda araziler var, coğrafi olarak uygun. Yani Putin böyle çok ciddi, böyle Suriye gibi bir batağın içine soktu kendini. Önümüzdeki 15-20 yıl Ukrayna'dan hayır gelmez. Çünkü orada bir gerilla savaşı olacak, bir direniş olacak, hatta belki...

Yani Batı'nın destekledikleriyle Rusya'nın destekledikleri bir iç savaşa tutuşacaklar. Ve yani Suriye kadar kanlı kötü günler bekliyor Ukrayna'yı, korkuyorum. Bir mucize olmazsa. Evet, belki Kiev birkaç gün içinde düşebilir.

Ancak bu durum, yıllarca sürecek kanlı çatışmaların yaşanmasına engel değil. Putin bu haliyle Avrupa'ya yeniden savaşı getirdi. Savaşın başlamasıyla beraber, Dünya da iki kampa bölündü. Haber akışları ve tartışmalar birbirine zıt iki kutup arasında şekilleniyor. Bir kutuba göre Putin, emperyalist emelleri olan bir diktatör, 21. yüzyılın Hitler'i. Diğer kutupta ise, Putin'i ülkesini NATO'ya karşı korumaya çalışan yurtsever bir lider olarak görenler var.

Bu kampa göre Putin'in Ukrayna'ya girişinin gayet haklı nedenleri var. Kutupların giderek daha da belirgenleştiği dünyada tartışmaları biraz olsun bu dikotomiden çıkarmak için gelin perspektifi biraz daha genişten alalım. Bu sayede olan biteni daha iyi anlarız diye umuyorum. Önce biraz Putin'e odaklanalım. Neden Putin'e odaklanmak önemli? Çünkü artık Putin demek neredeyse Rusya demek. Kendisi 1952 doğumlu yani 70 yaşında. 23 yıl gibi uzun bir süredir Rusya Federasyonunun bir numaralı ismi ama ömrünün tamamı devlet için çalışmakla geçmiş.

Ve çalıştığı alan öyle basit bir alan değil, çalıştığı alan güvenlik bürokrasisi. Bunun altını çizmek gerekir. Devleti belki de bu yüzden son derece güvenlikçi bir bakış açısıyla yönetiyor Putin. Ve bunu 23 yıl gibi eşine az rastlanacak kadar uzun bir süredir yapıyor.

Düşünün Putin Rusya'nın başına geçtiğinde 47 yaşında genç bir bürokrattı. Aynı zamanda eski de bir Sovyet ajanı kendisi. 1975'te Sovyet İstihbarat Örgütü KGB'ye giren Vladimir Putin'in Sovyetler Birliği dönemi oldukça flu. Putin'in hikayesinde 60'lı 70'li yıllar karanlık bir sayfa gibi sanki hiç yaşanmamış. Rusya'da Putin'in geçmişini araştırmaya koyulmak da bir gazeteci için baya cesaret işi. Konuyu araştıran gazetecilerin akıbeti ya hapis ya sürgün oluyor. Güvenlik bürokrasi içinde yetişmenin bir sonucu olarak şeffaflık denen şey Putin için saçma sapan bir teferruat. Yönetim anlayışında şeffaflık

Bir ayak bağı onun için. Dolayısıyla doğası gereği Putin bir demokrat değil. KGB'deki kod adının Platov olduğunu kendi ifadesinden biliyoruz. KGB'de büyük ölçüde yurt dışı görevlerde bulunmuş bir isim. Hatta Berlin duvarının yıkıldığı 1989'da kendisi de Doğu Berlin'de görev yapan bir ajan.

Yani Sovyetler Birliği'nin nasıl dağıldığına an ve an tanık olmuş bir isim. Berlin duvarının yıkılması sırasında KGB binasını işgale yeltenen göstericileri tek bir uyarısıyla uzaklaştırdığı söyleniyor. Binlerce insana dağılın yoksa ateş açarız diyor. Fakat binada bunu yapabilecek herhangi bir askeri usulü yok. Yani blöf yapıyor aslında. Fakat buna rağmen

kitleyi o an binada hiçbir silahlı gücü olmayan kendisine inandırabiliyor. Bu hikaye Putin'in liderlik hikayesini güçlendiren bir anafor olarak anlatılıyor. İşte Putin'in sırrı bu deniyor. Nedir o sır? Yapabileceğine inandırmak.

Peki komünist mi? Sovyet ajanı da kendisi komünist mi? Kesinlikle değil. O bir Rus milliyetçisi. Sovyetler Birliği ise Rusya tarihinin bir parçası olduğu için Putin için değerli. Yani Sovyetler Birliği Rus tarihi içerisinde değerli. Komünizme ilişkin bir atıf yok burada. Komünist rejime ilişkin bir röportajında şöyle diyor.

Sovyetler Birliği'nin yıkılmasına üzülmeyenler kalpsizdir. Onu yeniden kurmaya çalışanlar ise beyinsiz. Dolayısıyla yeniden Sovyetler Birliği'ni kurmak gibi bir hedef söz konusu değil. Sovyetler Birliği'ni yeniden canlandırmak istemiyor ama Sovyet coğrafyasını da Rusya hakimiyetinde görüyor.

Mesela Ukrayna diye bir devletin varlığına saygı duymuyor. Böyle bir devletin ortaya çıkmasında sosyalist rejimin suçu olduğunu söylüyor. Zaten Ukraynalıların da aslında Rus olduğunu ifade ediyor. Tek milletiz diyor. Ukrayna coğrafyasında Rusya'dan ayrı bir millet ve devlet de yok Putin'e göre.

Daha sonra yakın arkadaşlarıyla yapılan röportajlardan Putin'in karakterine ilişkin ipuçları eliniyoruz. Az konuşan, neredeyse hiç gülmeyen, sıradan bir görüntüsü olan tam bir Sovyet ajanı. O kadar ki yürürken sağ kolu sol kolu kadar hareketli değil. Bu alışkanlığının her an silahına sarılması gereken KGB günlerinden kalma olduğu düşünülüyor. Bu haliyle bir politikacıdan çok bir asker Putin. Sorunların çözümüne ilişkin bakış açısı da oldukça savaşçı. Savaşmadığı bir dönem yok. 2000'li yıllarda Çeçenistan, 2008'de Gürcistan, 2014'te Kırım ve uzun süredir devam eden Ukrayna krizi ve final, Kiev'in işgali. Güvenlik bürokrasinin erkek egemen bakış açısını

Putin de benimsiyor. Cinsiyetçi biri. Oliver Stone Putin'le yaptığı uzun röportajında ona neden neredeyse hiç gülmediğini soruyor. Putin Oliver Stone'a gülmüyorum çünkü kadın değilim yanıtını veriyor. Rusya'nın LGBTI politikası da son derece sert. Cinsiyetçiliğin bir sonucu olarak muhafazakar bir siyasetçi Putin. Oldukça dindar bir görüntü veriyor. Rus gelenekçiliği içinde Ortodoks Hristiyanlığa ayrı bir önem veriyor. Kilisede görüntü vermekten çekinmiyor, bilakis bunu sık sık yapıyor, kilise hainlerine katılıyor.

Sık sık diğer otokrat liderlerle kıyaslanıyor ama Putin ayrı bir fenomen. Evet demokrat değil. Rusya rejimini de Rus tipi kontrollü demokrasi olarak tarif ediyor. Yani demokrat olmadığını üstü kapalı da olsa kabul ediyor. Kendi sistemi de kontrollü demokrasi demeyi tercih ediyor.

Ancak o diğerleri gibi popülist değil. Değil çünkü Rusya'nın başına geçmesi için bir halk tarafından seçilmeye ihtiyaç duymadı. Rusya'nın önceki lideri Boris Yeltsin tarafından önce başbakan olarak atandı. Daha sonra ise Yeltsin koltuğunu 2000'de Putin'e devretti. Rusya Federasyonu'nun anayasası buna müsaade ettiği için Rusya'da uygulanan bu sisteme Süper Başkanlık Sistemi adı veriliyor. Yani koltuğu devredebiliyorsunuz.

Yani Putin'i en başta seçen halk değil, Rusya'daki bir seçkinler kliğiydi. Neden Putin'i seçtikleri ise hala yanıt bekleyen sorulardan biri. Putin de bu konuya ilişkin bir açıklama yapmıyor. Neden Yeltsin beni seçti bilmiyorum diyor. Ancak bu güç kliklerinin 80'ler ve 90'larda Moskova'nın koridorlarında oluştuğu rivayet ediliyor.

Putin'in bugün dahi yanında olan Medvedev ya da Yumaşev gibi isimler 90'lı yıllardan bu yana Putin'le beraber olan isimler. 90'lı yıllarda Rusya'nın içinden geçtiği ekonomik kriz ise oldukça dramatik. Tüm üretim araçlarının devlete ait olduğu bir merkezi ekonomi hızla özelleşiyor bunu bir düşünmek gerekir. Fakat bunca ağır sanayi tesisini satan alacak sermaye birikimi de kimsede yok. İşte meşhur Rus oligarklar bu ortamda. Biraz önce bahsettiğim Moskova'nın koridorlarında peyda olan bu güç klikleri tarafından oluşturuluyor. Her klik bir endüstride söz sahibi oluyor. Petrol, enerji, metal, tekstil gibi. Devletin elinden alınıp bir avuç insanın eline veriliyor. Bu kadar sektör.

Bir günde 10 milyarlarca dolar servete sahip olan bir avuç azınlık. Muazzam bir güç birikmesi. Buna karşı merkezi planlı bir ekonomiden kapitalizme geçişte eşsiz bir ekonomi kriz altında inim inim inleyen milyonlarca Rusyalı var. İşte Putin bu devasa krizin ardından bir kurtarıcı olarak geliyor Rusya'nın başına. İlk işi Çeçenistan krizini çözmek. İkinci işi ise 90'lı yıllarda oluşan oligarkları tasfiye etmek oluyor. Bu oligarklardan Hodorkovski gibi pek çokları hala Sibirya hapishanelerinde tutuluyor. Ancak oligarkların tasfiye edilmesi oligarşik düzenin de tasfiye edildiği anlamına gelmemeli. Bu büyük bir yanılgı olur.

Pek çok yorumcuya göre Rusya'nın yeni oligarkları Putin'e son derece sadık isimlerden oluşuyor. Putin başlarda tümüyle ekonomiye odaklanıyor. 2000 yılında sadece 260 milyar dolar olan Rusya'nın milli geliri 20 yıl sonra 2020'de 1,5 trilyon dolara kadar çıkmış durumda. Bu ekonominin saç ayakları içinde Putin'e sadık oligarkların olduğu söylenebilir. Batının yaptırım paketi ise tam da buraya darbe vurmaya çalışıyor. Savaşta Batının hedefi Rus ekonomisini çökertmek. Askeri bir cevap vermiyor Batı.

Şimdi Putin'in hikayesini tamamlayan NATO'ya bir bakalım. Çünkü Putin'i anlamak biraz da NATO'yu anlamaktan geçiyor. Bildiğiniz gibi Soğuk Savaş'ın ardından Sovyetler Birliği parçalanıyor. Daha önce Sovyetler Birliği'ne bağlı olan Doğu Avrupa ülkelerinin hemen hepsi Rusya'dakine benzer oligarşik rejimlere dönüşüyor. İki süper güç. Bir yanda ABD, diğer yanda Sovyetler Birliği. Yarım yüzyıl boyunca birbirlerine karşı silahlanıyorlar.

ve bu güçlerden biri barışçıl biçimde silahlanma yarışını kaybettiğini, rejimi tasfiye edeceğini duyuruyor. Mutlak galip ABD. Ya bu işte bir tuhaflık yok mu? Nasıl bu kadar kolay oldu? İçeride kıyamet kopyu, tümüyle yozlaşmış mevcut Sovyet bürokrasinin kontrolünde bir özelleştirme programı hayal edin. Güç klikleri ve bir yandan da bu güç kliklerin dağıtacağı Sovyet ekonomisi. Ortaya çıkacak yağmayı hayal edebilirsiniz. Soğuk savaşı bitirmenin karşılığında Batı dünyasıyla da bir sözleşmesi var tabii Sovyetlerin. Doğu Avrupa'dan barışçıl biçimde çekilmesinin karşılığında

Sovyetlere karşı kurulmuş olan NATO'nun Doğu Avrupa'ya girmemesini talep ediyorlar. Yani biz bayrağımızı indirdik, kabul. Kabul siz kazandınız ama siz de buna karşılık çekildiğim topraklara askerlerinizi yerleştirmeyin. Peki öyle mi oluyor?

1999 yılında Çek Cumhuriyeti Macaristan ve Polonya. 5 yıl sonra 2004'te Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya. Yine 5 yıl sonra 2009'da Arnavutluk ve Hırvatistan NATO'ya üye oluyor. Böylece NATO'nun sınırları Rusya Federasyonuna kadar dayanıyor son adım Ukrayna. 22 Şubat'ta bu konuya ilişkin açıklama yapan Putin'in söyledikleri çarpıcı.

Ukrayna'ya saldırı silahları konuşlandırılırsa, Tomahawk Kruz füzelerinin Moskova'ya uçuş süresi 35 dakikadan az. Karkov bölgesinden balistik füzelerinki 7-8 dakika, hipersonik saldırı silahlarınınki 4-5 dakika olacak. Buna, boğazına bıçak dayamak denir. Evet, böyle diyor, boğazına bıçak dayamak. NATO, Rusya'yı soğuk savaşın bitmesinden bu yana kuşatıyor. Putin'in deyimiyle NATO, Rusya'nın boğazına bıçağı dayıyor.

Ya da Putin bunu bu şekilde anlıyor. Ama gelin bir objektif olalım. Putin geçmişi karanlık, agresif bir Rus milliyetçisi. Eski bir ajan, bir otokrat. Ama ülkesinin NATO tarafından kuşatıldığı da ortada değil mi? NATO bir soğuk savaş kurumu olarak kendi misyonunu Sovyetler Birliği'ne karşı bir güvenlik paktı olarak tanımlamıştı. Ama Sovyetler daldıktan sonra tek kutuplu ABD hegemonyasının bir aparatına dönüştü.

Bu hegemonyayı tehdit etme olasılığına karşı Rusya'yı kuşattı. Ukrayna ise bardağı taşıran son damla oldu. Bu haliyle NATO, kurulduğu yıl olan 1949 misyonundan hala çok uzakta değil ve Putin'in saldırganlığına da meşru bir zemin yaratıyor. Putin'in yerine kendimizi koyalım mı? 1.1 trilyon dolarlık askeri harcaması olan dev gibi bir güvenlik örgütü yani NATO tarafından tehdit altında hissediliyorsunuz. Buna karşılık siz bunu sadece %5'i kadar askeri harcama yapabiliyorsunuz. Ekonominiz çünkü bu kadarına izin veriyor. Ne yaparsınız? Bu cendereden çıkmak için fırsatları kollarsınız.

Putin de bunu yapıyor. ABD'de Biden gibi arkasına yeterli senato desteği alamamış, nispeten güçsüz ve tartışılan bir lider var. Almanya'da Merkel gibi tüm Avrupa'da ağırlığı olan bir isim görevi bırakmış, iktidarda ise Yeşiller ve Sosyal Demokratlar var. Arkanızda sürekli olarak sizi destekleyen Çin bulunuyor. Düşmanınız pozisyonundaki Ukrayna'nın ise ekonomisi darmadağın halde ve ülkenin başında 2009'da göreve başlamış, tecrübesiz bir lider var.

Putin'in güvenlik bürokrasi geçmişi bir yana Ukrayna lideriyle Zelenski bir komedyen. Yani nesnel koşullar Ukrayna krizinin nihai çözümü için son derece uygun. Demiştik ya Putin fırsat kolluyor diye. İşte bu nesnel koşulların uygunluğunu anlamış durumda. Putin literatüründe ise nihai çözüm deyince akla gelen şey savaş.

Kendi açısından haksız da sayılmaz. 70 yıllık hayatının tümünü güvenlik bürokrasi içinde geçirmiş bir liderden nasıl bir çözüm beklersiniz ki? Peki başta sorduğumuz soruya şimdi bir daha bakalım. Putin 21. yüzyılın Hitler'i mi yoksa ülkesini NATO'ya karşı koruyan bir lider mi?

Şuk açık Putin'den Hitler çıkmaz. Hitler gibi irrasyonel bir narsisist değil Putin. Bir ajitatör değil. Tamam demokrat değil ama demokrasi saçma bir şeydir diyecek kadar da ileri gitmiyor. Tamam Rus milliyetçisi ama ıkçılığı da ücretmiyor. Her şeyden önemlisi kendini kaybedip Fransa'ya, sonra Kuzey Afrika'ya, sonra da Sovyetler Birliği'ne saldıracak kadar akılsız değil. Yani bir faşistten daha rasyonel. Düşünün, Ukrayna Putin için 2004'teki turuncu devrimden bu yana bir krizin adı. 18 yıllık bir krizin nihai çözümünü Putin savaşta gördü. Bu yüzden Ukrayna krizi bitecek ve hızla Avrupa'ya saldıracak demenin maddi dayanakları sınırlı. Sözün kısası Putin'den Hitler çıkmaz. Ne demek bu? Ukrayna bitecek sıra hızla diğer Sovyet coğrafyasına gelecek demek bu nedenle biraz iddialı. Evet.

Putin Sovyet coğrafyasını Rus toprağı olarak görüyor. Ama adımlarını atarken rasyonellikten de uzak değil. Fakat şunu da altına çizmek lazım. Kendisine dönük tehdidin devam etmesi halinde risk algısının kapalı olduğunu da unutmamak gerekir. Bu haliyle Berlin'de duvar yıkılırken KGB binasında kitleyi tek bir uyarısıyla dağıtan Putin hala yaşıyor. Yani insanları yapabileceğine inandırıyor. Putin'in sırrı bu zaten. Evet.

Putin'in tüm Avrupa'yı işgale girişeceğine bizleri inandırabiliyorlar. Bunda Putin'in imajı da çok etkili. Yapar mı yapar dedirtiyor. Peki yapabilecek gücü var mı? Olmadığını kendisi de biliyor. Mevrut durumu bile yönetebilmek Putin için çok zor. Avrupa Birliği, Rusya'ya karşı finans enerji ulaşım ve ihracat kontrolü ve finansmanı, işte vize politikasıyla kişilere yönelik olmak üzere ek yaptırımları kabul etti. Avrupa Birliği ve NATO'dan yapılan ortak açıklamada, Putin, Avrupa'ya savaşa geri getirdi, bedeli ağır olacak denildi. Rusya'dan, ABD ve Avrupa'ya verilen yanıtta, yaptırımlara kısasa kısas usulüyle yanıt verilecek denildi. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, kaybedilen hayatlardan Rusya sorumlu olacak derken, en sert açıklama Boris Johnson'dan, İngiltere Başbakanından geldi. Johnson diyor ki, önümüzde karanlık günler görünüyor.

G7 liderleri Rusya'yı en güçlü şekilde kınıyoruz, işgale karşı Ukrayna'nın toprak bütününü destekliyoruz açıklamasında bulundu. Ukrayna savaşının gürültüsü hayli fazla. 2008'deki Güney Osetya müdahalesine ya da 2014'deki Kırım'ın ilhakına benzemiyor. Bu sefer Batı bloğu oldukça sert bir tepki koymaya hazırlanıyor. Fakat bu tepki askeri değil. Şimdilik batının silahı ekonomi. O yüzden tepkinin çok sert olmadığına ilişkin eleştiriler de var. Hatta bu ekonomik silahların da en güçlüsü olan SWIFT sisteminden Rusya'yı çıkarmak henüz gündemde değil. Yani ekonomik yaptırımların da en sert uygulanmıyor henüz. Ama çok ciddi bir gürültü koptuğu ortada. Tepkinin sözcülüğünü ise İngiltere Başbakanı Boris Johnson üstlenmiş gibi. En sert tepki bu yüzden İngiltere'den geliyor.

24 Şubat'ta yaptığı açıklamada Boris Johnson şöyle diyor. Bu ahlaksız ve pervasız saldırganlık sadece Ukrayna'ya yönelik değil, Doğu Avrupa'da ve tüm dünyada demokrasi ve özgürlüğe yönelik bir saldırıdır. Bu kriz, özgür, egemen, bağımsız bir Avrupa halkının kendi geleceğini seçme hakkıyla ilgilidir ve bu İngiltere'nin her zaman savunacağı bir haktır. Aslında tam da soğuk savaş dili yeniden yaygınlık kazanmış durumda. Ukrayna tam teşekküllü bir işgalle karşı karşıya. Savaşın önemi de biraz burada. Zira şu anda yaşadığımız şey tam da 20. yüzyılda gördüğümüze benzer. Yani geride kaldığını düşündüğümüz türden bir savaş.

Uzun süredir devletin devlete savaş açtığına şahit olmuyorduk. Son savaşlar Afganistan ve Irak'ta ABD tarafından çıkarılmıştı. Ama onlar da bir işgal girişimi olmakla beraber ilhak değildi. Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. İlhan Uzgeld'e Telebir'de tam da bu konuyu vurguluyor. Putin'in sözünü ettiği türden özel bir küçük askeri operasyon düzenliyoruz falan değil. Bu devletten devlete topyekun bir saldırı bu.

Yani bizim 19. yüzyıldan 20. yüzyıldan bildiğimiz, tanıdık olduğumuz artık geçiyor dediğimiz yani böyle hani komşu ülkenin topraklarına falan topyekun bir askeri saldırı. Çünkü günümüzde şu söyleniyordu hani bu tür devletten devlete savaşların maliyeti çok büyük. Hem ekonomik maliyeti, askeri stratejik maliyeti, insan kaybı, psikolojik etkileri, imaj sorunu yaratıyor falan o yüzden devletler

Vekalet savaşı yani kendi adamlarını savaştırıyorsun, kendini savaşmıyorsun, maliyeti yükseliyor. Çünkü savaş, uçak kaybedersin vesaire vesaire gemi kaybeder. Şimdi tekrar oraya döndük bir defa. Ve böylesine yani neredeyse yüzde ölçümü Türkiye'ye yakın bir ülkede düşünsenize bütün askeri altyapısını yok ediyor Rusya.

21. yüzyıldan itibaren daha ziyade vekalet savaşları yaşanıyordu. Ancak bu sefer farklı. Bizzat Rus ordusu Ukrayna'yı işgale kalkışmış durumda. Afganistan ve Irak'tan farklı bir tarafı da var. Ukrayna işgal edilmekle kalmayacak. Putin Ukrayna'yı belli ki ilhak edecek, yani kendi ili haline getirecek. Oraya da bir kukla lider koymayı hedefliyor. Yani Rusya'nın hakimiyetini tanıyan bir kukla liderle yönetilmesini istiyor Ukrayna'nın.

Bu nedenle hedeflerden birisi Ukrayna'nın şu anki başkanı Zelenski. İşte bunu en son 20. yüzyılın ilk yarısında görmüştük. Yani bayağıdır görmediğimiz bir fenomenle karşı karşıyayız. Üstelik bu dünyanın gözü önünde oluyor. Batı dünyası sert tepki vermiş gibi görünse de Ukrayna'ya askeri destek sunmadı. Zaten işgalden önce ABD Rusya'ya yaptırımlarla karşılık vereceğini söylemişti.

Bu cümle askeri olarak karşılık vermeyeceğini söylemişti olarak da çevrilebilir. Yani Ukrayna için Rusya ile savaşmayı kimse göze almadı. Sert ekonomik yaptırımlar söz konusu olabilir. Ancak belli ki Rusya buna hazırlıklı. Rusya, 2017'den bu yana Merkez Bankası rezervlerini 250 milyar dolar, varlık fonunu da 100 milyar dolar arttırdı.

Şunu da eklemek gerekir. Rusya bu savaşa belli ki uzun süredir hazırlanıyordu. Ekonomik yaptırımları da göze aldığı için rezervlerini bugünler için hazırladı. 22 Şubattan itibaren tümüyle yeni bir dünyaya uyanmış sayılabiliriz. Krizin Türkiye'ye etkilerini şimdilik konuşamadık ancak önemli bir konu başlığı da bu olacak.

Türkiye'nin Rusya'dan böyle bir adım beklemediği anlaşılıyor. Çünkü tüm batı ülkeleri Ukrayna'daki vatandaşlarına ülkeyi terk etmeleri çağrısı yaparken Türkiye'nin böyle bir önlemi, böyle bir çağrısı olmadı. Bu haliyle bir istihbarat zafiyeti yaşanmış olabilir. Bölgedeki Türk vatandaşları büyük tehlike altında. Türkiye ekonomisi ise uçurumun eşiğinde. Trendtopik'in 112. bölümünün sonuna böylece geldik. Gelişmeleri takip etmeye devam edeceğiz. Son olarak bu savaşın halkların savaşı olmadığını, barışın yanında saf tutmanın insanlık görevi olduğunu vurgulayarak bitirelim. Bir sonraki bölüme kadar barışın kıymetini bildiğimiz günler dilerim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)