
1.708 kelime · ~9 dk okuma
Dünya soğuk savaşçılığını aratmayan bir gerginlik içinde. Taraflar tıpkı soğuk savaşçılarındaki gibi aynı. Bir yanda Rusya var, diğer yanda ABD. Gerilimin kaynağı ise bu sefer Ukrayna. ABD'ye göre Rusya, Ukrayna'yı işgal etme planları yapıyor. Rusya ise yok öyle bir şey diyor, iddiaları reddediyor.
Türkiye ise bu kutuplaşmada biraz arada kalmış durumda. Bir tarafta NATO üyeliği var Türkiye'nin biliyorsunuz. Öte yanda bölgedeki dinamikler nedeniyle karşısına almasının zor olduğu Rusya bulunuyor. Trend Topik'in 103. bölümünde de Ukrayna-Rusya gerilimine yakından bakıyoruz. Sorumuz oldukça basit.
Bu iki ülke yani Ukrayna ve Rusya nasıl düşman oldu? Gerilim nasıl tırmandı? Bu gerilimden Türkiye'nin payı da ne düşecek? İşte bu sorulara cevap vermeye çalışacağız. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
Önce tarafların temsilcilerini tanıyalım. Rusya köşesinde. Putin ve onu temsil eden Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov var. ABD köşesinde ise Biden ve onu temsil eden Dışişleri Bakanı Antony Blinken bulunuyor. Ringimiz Ukrayna'nın Donbass bölgesi.
Bu bölge her ne kadar Ukrayna sınırları içinde gibi bulunsa da Rusya yalnızı milis güçleri tarafından kontrol ediliyor. Yani kendi içinde özel bir bölge diyebiliriz. Gerilimi tırmandıran gelişme Rusya'nın bu Donbass bölgesine askeri yığınak yapması oldu. 14 Ocak'ta Ukrayna Savunma Bakanlığı, Rusya'nın Donbass'a amonyak yüklü konteynerler taşıdığını iddia etti. Aslında bölgeye yapılan askeri yığınak aylardır sürüyordu da, Ukrayna Savunma Bakanlığı bunu ilk kez sert bir şekilde dile getirmiş oldu. Bundan 4 gün sonra, yani 18 Ocak'ta da Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki bir basın açıklaması yaptı. Bu durum çok tehlikeli.
Psaki'ye göre Rusya her an Ukrayna'ya saldırabilir. Dolayısıyla bu açıklamayla aslında ABD bütün dünyaya bir kırmızı alarm notu göndermiş oluyor. Buna karşılık Rusya tarafı ise askeri yığınağın kış aylarına ilişkin rutin tatbikatlar olduğunu söylüyor. Yani aslında iddiaları reddediyor Rusya. Hiç öyle bir niyetimiz yok diyor. Ruslara göre saldırı iddiaları batı kaynaklı ve dezenformasyondan ibaret. Her halükarda bölgedeki ipler ama fazlasıyla gergin ve gerginlik Amerika'yı da etkisi altına almış durumda. Çünkü 20 Ocak'ta Joe Biden düzenlediği basın toplantısında Rusya'nın Ukrayna'ya gireceğini söyledi.
Bence Rusya'ya saygı duymaya başlayacak. Eğer iletişim alırsa, ve bunun ne yapacağına bağlı, eğer küçük bir iletişim olursa, sonra ne yapmak ve ne yapmamakla ilgili bir savaş olacak, vs. ama eğer aslında onlar ne yapabileceklerini yaparlar, orta kısmında bir güçle, bu, Rusya için bir cehennem olacak. Peki bu Rusya-Ukrayna gerginliğinin nedeni ne? Gelin olayları biraz daha geri plandan alalım, biraz tarihselliğine odaklanalım. Her iki devletin de kökleri 13. yüzyılda yıkılan Kiev Dükalığına dayanıyor.
Kiev biliyorsunuz an itibariyle Ukrayna'nın başkenti. Ancak Slav halkları tarihinde bu kent yani Kiev önemli bir yere sahip. Teşbihte hata olmaz diyelim. Bizdeki Rusya'ya benziyor Kiev. Çünkü Kiev'de tıpkı Bursa gibi Slav imparatorluklarının ilk başkentlerinden biri. Zaten Rusya lideri Putin'de sık sık tek halktan bahsediyor. Biz tek halkız diyor. Tek milletiz diyor.
Ancak her ne kadar birbirine benzeseden yüzyıllar içinde ortaya iki farklı dil ve kültür çıkıyor. Yani Rusya ve Ukrayna halkları aynı halktır demek biraz zor. Rusya siyasi olarak bir imparatorluğa dönüşürken Ukrayna kendi devletini kurmayı başaramıyor. 17. yüzyılda bugünkü Ukrayna topraklarının büyük bölümü Rus imparatorluğunun bir parçası haline geliyor.
Rus İmparatorluğu 1917'deki sosyalist ekim devrimine dağıldıktan sonra da Ukrayna Sovyetler bile dahil oluyor. Yani aslında ortada bir Ukrayna devleti diye bir tarihsel bir devletten bahsetmek pek mümkün değil. Daha çok Rus İmparatorluğu'nun altında yaşamış bir toprak parçası bir ülkeden bahsediyoruz. Ukrayna milliyetçiliğinin en önemli nefret objelerinden biri dolayısıyla Rusya.
Bu milliyetçilik özellikle Rus düşmanlığı üzerinden yükseliyor. Tabi Rus düşmanlığı basit bir düşmanlık değil çünkü bu düşmanlık aynı zamanda bir ideolojik arka plan da sunuyor. Rusya yıllarca biliyorsunuz komünist bloğu yönettiği için Ukrayna milliyetçiliği sıkı bir antikomünist hatta yer yer Nazi sempatizanı olabiliyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası'nın Sovyetlere dönük saldırısında da Ukraynalı milliyetçiler Nazilere verdiği destekle biliniyor. Hala da Kiev'deki bazı Rusya karşıtı gösterilerde Nazi bayrakları sallandırılıyor. Ukraynalı milliyetçiler böyle Nazi sempatisine çoğu zaman saklamıyor bile.
Bu tip bir milliyetçilik de Ukrayna'yı Rusya'dan uzaklaştırıyor ve batıya yaklaştırıyor. 1991'de Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte Ukrayna bağımsızlığını ilan ediyor. 90'lı yıllar Rusya ile böyle irili ufaklı gerilimler ve büyük ekonomik bunalımlarla geçiyor. İşte 91'den 99'a kadar sert bir ekonomik resesyon süreci var Ukrayna'da. Fakat 2000'li yıllarla beraber ekonomik büyüme başlıyor ama aynı zamanda Rusya ile çatışmada derinleşiyor. Çünkü
Ukrayna gibi büyük bir coğrafyada Rusya karşıtı bir iktidar Moskova için hiçbir zaman kabul edilebilir değil. Hele ki 99'da iktidara gelen Vladimir Putin için. Tümüyle Rusya yalnız bir lider de diğer tarafı yani AB-ABD hattını tehdit ediyor. Onlar için tehdit olarak algılanıyor. İşte bu gerilimde önemli dönemeçlerden biri 2004 Ukrayna seçimlerinde dönülüyor.
Ne oldu bu seçimde? Bir tarafta Rusya yanlısı Viktor Yanukovic var. Diğer tarafta milliyetçi ve batı yanlısı Viktor Yushchenko. Seçimler kıyasiye bir rekabetle geçiyor. İlk turda sonuç alınamıyor ama seçimin ikinci turunda Rusya yanlısı Yanukovic az farkla seçilince olanlar oluyor. Uluslararası gözlemciler seçimlerde ihlal ve hileler var diyor. Batı yanlısı aday Yushchenko da taraftarlarına sokağa çıkmalarını ilişkin bir çağrı yapıyor.
Ardından Kiev'deki bağımsızlık meydanı başta olmak üzere ülkede kitlesel gösteriler patlak veriyor. Bunu nasıl hatırlarsanız Turuncu Devrim diye anılmıştı o zamanlar, öyle hatırlayabilirsiniz. Gösterilerin büyümesiyle seçimler tekrar ediliyor. Bu sefer de Yushchenko Rusya yanlısı rakibi karşısında %52'lik oy oranıyla kazanıyor. Böylece Ukrayna'nın başına ilk kez açıktan Rusya karşı da bir isim geçmiş oluyor.
Bu olay Rusya ile Ukrayna arasındaki ilişkileri geri dönülmez biçimde değiştiriyor. Yushchenko'nun görev süresi boyunca Rusya, Ukrayna'nın doğal gaz musluğunu 2006 ve 2009'da olmak üzere iki kez kapatıyor. Şimdi doğalgaz musluğu kapanmış. Bu durumun Ukrayna'da yarattığı mağduriyeti tahmin edebilirsiniz. Dolayısıyla zaman geçtikçe iki ülke arasının gerilim sürekli derinleşiyor. 2004 nasıl bir kırılmaysa, turuncu devrim olmuştu hatırlayın, 2008'de benzer bir kırılma neden oluyor.
ABD Başkanı George Bush, görev süresinin dolmasına ramak kala, yani 2008'de, bir bomba patlatıyor. Diyor ki, Ukrayna ve Gürcistan'ın NATO'ya alınmasını istiyorum. Böyle diyor ama, Fransa ve Almanya'nın engellemeleri, işte Rusya'nın güçlü itirazı nedeniyle bu talep rafa kaldırılıyor. Fakat Rusya için Ukrayna'nın NATO üyeliğine karşı çıkmak bir milli davaya dönüşüyor.
Çünkü Gürcistan ve Ukrayna'nın NATO üye olması demek, Rusya'nın Karadeniz'deki tüm komşularının NATO üyesi olması demek. Dolayısıyla Karadeniz'in bir NATO içgölü haline gelmesi demek. Böylece Rusya bu gerginlik karşısında hem Gürcistan sınırına hem de Ukrayna sınırına Askeri yığınaklar yaparak bu iki ülkeyi askeri anlamda domine etmeye çalışıyor. Hatırlayın daha önce de zaten Gürcistan'a asker sokmuştu. Rusya aynı zamanda aynı süreçte Ukrayna sınırına da askeri yığınak yapmaya başlıyor. Yushchenko dönemi 2010 yılında yapılan seçimlerle sona eriyor. Yerine 2004'te Yushchenko'nun rakibi olan ve Rusya yanlısı olduğu iddia edilen Yanukovic seçiliyor.
ülkedeki iç gerilimi bir düşünün. Yani 2004'te meydanlara inme çağrısı yaparak Yanukovic'i deviren Yushchenko, 2010'da bu sefer koltuğunu aynı isme yani Yanukovic'e bırakmak zorunda kalıyor. Yushchenko döneminde Batı'yla kurulan Avrupa Birliği Ortaklık Antlaşması süreci Yanukovic döneminde de devam ettiriliyor ama. Putin bu sürecin sonunda Ukrayna'nın batıya entegre olacağından tedirgin tabi. Bu yakınlaşmayı şiddetle reddediyor, bu yakınlaşmayı bozmaya çalışıyor. Anlaşmanın imzalanmasına sadece birkaç ay varken Moskova yönetimi yani Putin 2013 yazında Kiev'e büyük bir ekonomik baskı uyguluyor.
ve Ukrayna'nın Rusya'dan ithalat yapmasını engelliyor. Şunun altını çizelim. Ukrayna ekonomisi önemli ölçüde Rusya'ya bağımlı. Yani Putin'in ekonomik ambargosu, Ukrayna'da çok ciddi bir ekonomik krizi tetikleyebilecek güçte.
2010 seçimlerini kazanarak iktidarı elinde bulunduran o dönemin Ukrayna devlet başkanı Yanukovic de AB ortaklık anlaşması henüz imza aşamasındayken ortaklık anlaşmasını şaşırtıcı bir şekilde askıya alıyor. Sona gelmiş anlaşmadan Yanukovic cayınca bu sefer çoğunluğu radikal milliyetçilerden oluşan kalabalıklar ikinci kez ayaklanıyor ve bu ayaklanmanın sonunda tuhaf bir şey oluyor. Ukrayna devlet lideri Yanukovic, Şubat 2014'te Rusya'ya kaçıyor. İşte bu iki ülke arasında geri dönülmez bir yola da 2014'te giriliyor. Moskova, Ukrayna'daki siyasi otorite boşluğundan faydalanarak iki ay sonra, yani Nisan 2014'te Kırım'ı ilhak ediyor.
Bununla da kalmıyor, Ukrayna'nın zengin maden yataklarının bulunduğu Donbass bölgesinde Rusya yanlısı milislerin örgütlenmesine destek veriyor. İşte bu bölümün başında belirttiğimiz Donbass'ın ring haline gelmesi ise bundan sonra başlıyor. 2014'ten bu yana Donbass'ta bir mevzi savaşı devam ediyor. Bir yanda Rusya'nın desteklediği silahlı milisler, diğer yanda Kiev güçleri irili ufaklı çatışmalara giriyor.
Bugüne kadar bu çatışmalarda çok ciddi kayıplar var. 15 bine yakın insan hayatını kaybetmiş durumda bu çatışmalarda. 2021 yılı ise gerilimi yeniden tırmandıran bir gelişmeye sahne olmuş durumda. Çünkü Nisan ayında Ukrayna lideri Zelenski NATO Genel Sekreteri Stoltenberg'i arıyor ve ülkesinin NATO'ya üye olmak istediğini bildiriyor. Yetmiyor.
NATO'dan bir de üyelik planı hazırlanmasını talep ediyor. O da yetmiyor. Bunu kamuoyuna açıklıyor. Kamuoyuna açıklarken de Ukrayna'nın NATO üyeliğinin Rusya'ya verilecek gerçek bir cevap olacağını dile getiriyor. Yani Zelenski resmen Putin'in sinirleriyle oynuyor. Durum böyle olunca Rusya bölgeye yeniden yığınak yapmaya başlıyor.
Ancak NATO ülkeleri, özellikle Almanya, Ukrayna'nın NATO üyeliğine kuşkuyla yaklaşıyor. Sonuçta Ukrayna'nın NATO'ya üye olması halinde NATO'nun bütün gündeminin Rusya-Ukrayna krizi olacağı ortada böyle bir maliyeti kaldırmayı da birçok NATO ülkesi istemiyor. O yüzden Ukrayna'nın NATO'ya girişi büyük ölçüde bu ülkeler tarafından askıya alınıyor. Şimdi bir de Türkiye'ye bakalım bu gerilimde. Türkiye'nin payına ne düşülüyor? Türkiye biraz arada kalmış durumda.
Çünkü bir yandan Ukrayna'ya SİHA yani ne o silahlı insansız havari satıyor. Bir yandan da NATO üyesi olduğu için ABD tezlerini savunuyor. Ama diğer yandan da bölgede etkin bir güç olan Rusya ile gerilmek de istemiyor. Türkiye'nin elini zorlayan bir diğer konu ise Rusya ile 2011'de imzaladığı 10 yıllık doğal gaz kontratlarının Geçen ay süresinin dolmuş olması. Henüz yeni bir kontratla imzalanabilmiş değil. Yani aslında Rusya ve Türkiye şu anda doğalgaz pazarlığı yapıyor. Doğalgaz elindire bulunduran güç Rusya olduğu için Rusya'nın eli Türkiye karşısında bu anlamda güçlü. Bir de üzerine Suriye krizi var biliyorsunuz. Suriye gündemi nedeniyle Rusya ve Türkiye sürekli bir temas halinde.
Bu yüzden Türkiye'nin şimdilik ara buluculuk görevi üstlenmek gibi bir niyeti var. Yani doğrudan tavır sahibi olmakta zorlanabiliyor Türkiye. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Şubat başında Kiev'i ziyaret edecek ve Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ile görüşecek. Erdoğan'ın 21 Ocak'ta yaptığı açıklama şu şekilde. Rusya ile Ukrayna arasındaki bu gelişmeleri doğru bulmuyoruz. Zira bölgede bir savaş atmosferinin olması
böyle bir psikolojinin doğması, bunlar bizi de her iki tarafla münasebetleri olan bir ülke olarak üzmektedir. Önümüzdeki ayın başlarında malum Ukrayna ziyaretim var. Bu arada Sayın Putin'le olan görüşmeleri aynen devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz. Temennimiz o ki bir an önce Sayın Putin'le Zelenski'yi bir araya getirebilmek ve yüz yüze bir görüşme yapmalarını temin etmek. Bunun için gerek Sayın Putin'in Türkiye ziyareti
Gerekse benim Ukrayna ziyaretim bunları çok önemsiyoruz. Bölgede istiyoruz ki barış egemen olsun, hakim olsun. Bölgede bunun dışında farklı olumsuz gelişmeler gerçekleşmesin. Bölgede çatışmanın şiddetlenmesi halinde Türkiye'nin ince bir ip üzerinde yürüdüğü diplomasi süreci zora düşecek. Gelişmeleri hep birlikte takip edeceğiz. 103. bölümünde böylece sonuna geldik. Trend topi'yi FodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.