Podcast

102: Sezen Aksu'ya linç ve AKP'nin kültürel hegemonyası

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Birkaç gündür siyaseti bir magazin gündemi gibi takip eder olduk. Sezen Aksu, Tarkan, Devlet Bahçeli, Milli Beka Hareketi... Sezen Aksu olayına, biraz da geçmişten bakalım.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

1.939 kelime · ~10 dk okuma

17 Ocak akşamı İstanbul'un Kanlıca semtindeki sakinliği polis araçlarının siren sesleri ve sloganlar dağıttı. Alışılmamış bir hareketlilik vardı Kanlıca'da. Hareketliliğin nedeni kısa sürede anlaşıldı. Kendilerine Milli Beka Hareketi adı veren bir grup kalabalık Sezen Aksu'nun Kanlıca'daki yalısının önünde protesto gösterisi düzenliyordu.

Bugün burada toplanmamızın sebebi Sezen Aksu'nun yazmış olduğu bir şarkının içinde geçen selam söyleyin o cahil Adem ile Havva'ya sözlerini tepki vermek, insanlığın atası olan ilk peygamber Hazreti Adem aleyhisselam'e ve Hazreti Havva annemiz aleyhisselam'e alenen aşarlanmasına karşılık bu minik cahile haddini bildirmek için burada toplamış mubaktayız. Şimdi de Yüce Allah'ın yarattığı ilk insan olan Hazreti Adem Aleyhisselam'a ve Hazreti Ava Aleyhisselam'a kabul etmemizin mümkün olmayan sözlerle aşağılamaya çalışmıştır. Maalesef görüyoruz ki bu ülkenin bazı sözde sanatçıları bu ülkede sanat yaptığını zannederek milli ve manevi damarlarımızı tıkamak, dini değerlerimize de hakaret etmek için birbirleriyle yarış içine girmişlerdir. Tren topiğin 102. bölümünde konumuz Sezen Aksu'ya dönük saldırılar olacak. Bu tartışma basit bir gündem değiştirme çabası olarak mı görülmeli? Yoksa daha derinde bir başka önemli sorunun ipuçlarını mı gözlüyoruz? Bu sorulara daha yakından bakacak ve yanıt arayacağız. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Aslında olaylar Sezen Aksu ile başlamadı. Hedefe ilk oturtulan kişi Sezen Aksu değil, Megastar Tarkan'dı. Enes Kara'nın Elazığ'da Nur cemaatine ait bir yurtta intihara sürüklenmesi tüm ülkede tepkiyle karşılanmıştı. Tarkan'da tarikat yurtlarını eleştiren bir tweet atarak tartışmaya müdahil olmuştu.

Transkriptin tamamını oku

Tarkan'ın açıklamasını paylaştığı tweet'i 48 bin kez retweet edildi, 271 bin kez beğeni aldı. Ne olduysa da zaten bu tweetten sonra oldu. Milli Beka Hareketi adında radikal sağ görüşlü bir platformun başkanı Murat Şahin, Tarkan'ın taa 2016'da çıkardığı Cuppa Cuppa şarkısında subliminal mesajlar bulunduğunu iddia etti. Nasıl yani? Şahin'in tweetine göre Cuppa kelimesi, Cunta kelimesine ses olarak çok yakındı ve Tarkan

Bu şarkısıyla 15 Temmuz çığırtkanlığı yapıyordu. Milli Bekâr Hareketi Başkanı şöyle soruyordu Tarkan'a. Hey tayfa kalk kalk derken FETÖ'cülere kalkışmayı başlatın mı demek istedi acaba? Bu akla mantığa sığmayan bir iddia tabii ama olay sosyal medyada ve geleneksel medyada komik bir gündem maddesi haline geliverdi. Murat Şahin de Tİ'ye alındı.

Buraya kadar her şey normal ancak Muraş Şahin arzu ettiği olmuş yeteri kadar popüler hale gelmişti böylece. İşin zaten bundan sonrası daha absürt bir boyut kazanmış durumda. Milli Beka Hareketi Başkanı Muraş Şahin bu kez de Sezen Aksu'nun 2017 yılında çıkardığı Şahane Bir Şey Yaşamak şarkısına kafayı takmıştı. Özellikle de şarkı içinde geçen bir dizeye.

Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete. Selam söyleyin o cahil, Havva ile Adem'e. Şarkı sözleri bu. Murat Şahin'e göre Sezen Aksu, Adem ile Havva'ya cahil diyordu. Halkın dini değerleriyle alay ediyordu, bu değerlere saygısızlık yapıyordu. Sezen Aksu haddini bil. Hashtag'i Twitter'da tren topik haline geldi ve saatlerce öyle kaldı.

Şimdi olay buraya kadar bile fazlasıyla absürt. İlk başta biz de pek ciddiye almadık, kerameti kendinden menkul bir grup insan Sezen Aksu'yu hedef alıyordu, böyle düşündük. Bu Türkiye'de artık görmeye alışkın olduğumuz hadsizliklerden biriydi gibi değerlendirdik. Ancak başta bizim de ciddiye almadığımız bu olay giderek boyut değiştirdi.

Mesela Diyanet İşleri Başkanlığı 17 Ocak'ta sosyal medya hesaplarından konuya ilişkin bir basın açıklaması yapma gereği duydu. Diyanetin açıklaması oldukça uzun ama özet olarak dini şahsiyetlerle ilgili özensiz tutum saygısızlıktır deniyordu. Bu yapılabilir ama bu açıklama başkaca saldırılara kapı araladı. Diyanetin açtığı kapıdan din adamları yürüdü. Ankara Melike Hatun Camii İmama Halil Konakçı, camide verdiği vaazda Sezen Aksu'ya şarkıcı parçası dedi ve hilafet çağrısı yaptı. Söyleyin bana İslam'ın merkezi neresi? İslam'ın sos sahibi makamı kim?

Anladınız mı şimdi niye kaldırdılar o makamı? Anladınız mı? Niye layıttılar o makamı 100 yıl önce? Çıksın biri desin ki Muhammed de bir adamdı, salavat yalakalıktı, şefaat yoktu, kabir ezabı yoktu, Kur'an vahiy değildi. Çıksın Hz. Meryem iffetsizdi, istedikleri gibi konuşsun. Çıksın bir şarkıcı parçası, Adem Aleyhisselam'a cahil diye bilsin diye bu makamı kaldırdılar. Tarikat ve cemaat liderleri de bu kervana katıldı. Din adamı İhsan Şenocak, Twitter'da paylaşımıyla Sezen Aksu'yu hedef aldı. Ardından Cübbeli Ahmet de Şenocak'a katıldı. Hedefte yine Minik Serçe vardı. Olaylar giderek daha vahim bir hal almaya başlamıştı. Ankara'da bir grup avukat Sezen Aksu'ya yenilik suç duyurusunda bile bulundu. Bu avukatlardan Bilal Yavuz, İhlas Haber Ajansı'na şu açıklamayı yaptı.

Sezen Aksu isimli şüpheli şahıs, halkımızın dini ve manevi değerlerine saldırı gerçekleştiren, şarkı olarak nitelendirilmeyecek bir rezilliği piyasaya sürmüştür. TCK'nın 216. maddesinin 3. fıkrasına göre halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Biz bu olayın kamuoyu tarafından duyulmasını, bu saldırının duyulmasını takiben

Görüldüğü gibi artık ipin ucu kaçmıştı. 18 Aralık'ta MHP lideri Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında lince dahil oldu. Serçeysen serçeliğini bil, kuzgunluğa heves etme diye yükseldi minik serçeye. Bildiğiniz üzere temiz bir imanın, parlak parlak bir düşüncenin önündeki en büyük engel cehaletin güçlü ve aktif olmasıdır. Mesela yazdığı ucube bir şarkının sözleri arasında

Hazreti Adem ile Hazreti Ava'ya cahil diyen, sorumsuz ve şuursuz bir sanatçının alamet olarak bindiği sefalet ve rezalet hali, dünyevi kıyameti olan cehalet çukurunun açık seçik bir numarasıdır. Bu sanatçıya diyorum ki, serçeysen serçeliğini bil. Sakın kuzgunluğa heves etme. Haberciliğin sosyal medyaya kaymasıyla haberin hızına yetişemez olduk. Her şey olanca hızıyla ilerlerken bir durup düşünmek hepimiz için lüks oldu. Sezen Aksu gündemi bu şekilde ceryan etti ve yeni gündemleri erken açıyoruz. Ancak bu podcast serisinde sizleri yapamadığımızı yapmaya, yani bir durup düşünmeye, unuttuklarımızı hatırlatmaya çağırıyoruz.

O halde bu tartışmanın köklerine inelim. Bu basit bir gündem değiştirme operasyonu mu yoksa Türkiye'nin içine düştüğü çukuru teşhir eden bir ipucu mu? Böylece yaşadığımız gerçekliğin boyutunu daha iyi kavramış olacağız diye düşünüyoruz. Bundan 10 yıl önce, 2011 yılında sandığa giden her iki kişiden biri Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy vermişti ve üstelik 2011 seçimleri AKP'nin 3. genel seçimiydi. Bu, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir başarı bu anlamıyla. 3. genel seçimde de oyları arttırmak. Bu seçimde önceki iki seçimden daha fazla oy almayı başaran parti de özgüven artışı son derece sert gerçekleşti.

İşte bu atmosferde özgüven artışının da etkisiyle parti, ideolojik referanslara daha fazla önem vermeye başladı. Bu sürecin startını da 2 Şubat 2012'de o dönem başbakan olan Tayyip Erdoğan'ın şu meşhur kindar nesil çıkışı verdi. Bir gençlik tasavvur ediyoruz. Altını çiziyorum. Modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum.

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum! Erdoğan'ın bu konuşmasından sadece bir ay sonra, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Mustafa İsen'den muhafazakar sanat çıkışı geldi. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri İsen, muhafazakar kesimin nasıl bir demokrasi anlayışı varsa, muhafazakar estetik ve muhafazakar sanatın normlarını ve yapısını oluşturmak gibi bir yükümlülük içindeyiz, diyerek tartışmaya boyut kazandırdı. Böylece muhafazakar sanat kavramı hayatımıza geri verdi.

Mustafa İsen'in bu çıkışını bir ay sonra edebiyatçı yazar İskender Pala takip etti. Pala, Muhafazakar Sanat Manifestosu başlıklı bir bildiri kaleme aldı ve yeni bir tartışmayı alevlendirdi. Aslında bir anda olan biten bu işler, kontrollü yürüyen bir politikanın ürünüydü. Çünkü bu kapsamda bir takım idari düzenlemeler de yapıldı. Mesela devlet tiyatrolarına dönük baskı ve sansür arttırıldı.

Özel tiyatrolara verilen devlet desteği büyük oranda kaldırıldı. Tiyatrolar böylece emekçi kesimlerin gidemediği yerlere dönüştü. Destekten mahrum kalan tiyatrolar bilet fiyatlarını arttırmak zorunda bırakıldı. Bakın Ferhan Şensoy 2018'de bir söyleşide politik bir baskıyla karşılaşıyor musunuz sorusuna nasıl cevap veriyor? 10 yıldır devlet yardımı almıyoruz. Sebep belli değil. Biz niye size vermiyoruzun cevabı yok.

Biz 10 yıl başvurmayı falan bıraktık zaten. 6-7 yıldır devlet yardımına başvurmuyoruz. Vermiyor çünkü bize. Aa sen muhalifsin. İşte dediğim gibi Türkiye çok kötü bir dönemden geçiyor. Bütün bunlar değişirse belki ortaunicilere de bir devlet yardımı olur. Ama buna ihtiyacı yok ortaunicilerin. Uzun bir ferenk şeyler turnesi devletimize verdiği yardımdan çok fazla.

Karanşal Soy Türk Tiyatrosu'nun yaşayan en önemli ismiydi. O ve orta oyuncular bu ablukaya dayanabilirdi ama ya diğerleri? 2012'de başlayan baskı şehir tiyatrolarının kapatılma girişimiyle devam etti. Devlet, kendisini yöneten hükümetin ideolojisine aykırı olan tüm girişimlerden desteğini çekti, muhalif görünene ise baskıyı arttırdı. Şehir tiyatrolarının kapatılmaya çalışılması ise sanat camiasından büyük tepki gördü. Oyuncu Fırat Tanış, yine 2012'de meşhur,

Olmuyor şarkısını bir ödül töreninde protestoya dönüştürdü. Hamlet tespih çekiyor, şükür o da geliyor. Jüliet için Romeo dağları deliyor. Muhafazakâr sanat böyle laflar ediyor.

Artık oyunları bile fen işleri yazıyor E yuh yani! Bu şarkı törene katılan sanat camiasının önemli isimleri tarafından coşkuyla alkışlandı. İktidar muhafazakar olmayan sanatı yıkıyordu ama muhafazakar sanat adına herhangi bir şey de yaşarmıyordu. Fırat Tanış'ın şarkısındaki gibi yani. Olmuyordu istesende. Hangi ülkenin sanat camiası muhafazakardı ki zaten? Yani sanatın ruhuna aykırıydı bu.

Ortada bugün itibariyle muhafazakar sanat diye bahsedebileceğimiz bir iki tane hamasi tarihi diziden başkası da yok. Ama iktidar bu hevesinden hiç vazgeçmedi. Sanatçı muhafazakar olur mu? Muhafazakar olsa sanatçı olur mu? Ya da hiç muhafazakar sanat diye bir şey olur mu?

Bu sorulara verilecek hakiki cevaplar değildi mesele. Ya neydi? Mesele kültürel alanda da iktidar olabilmekti. 2018'deki cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından şu tweet'i atmıştı ilaçın başkanı Fahrettin Altun. Siyasi egomonyanız bitti, kültürel egomonyanız da bitecek.

İşte Fahrettin Altun'un Gremşi'den alıntılayarak, biraz da parmak sallayarak kültürel hegemonya dediği şeye Tayyip Erdoğan fikri iktidar diyor. Ve bakın yıllar sonra bu alandaki başarısızlığı 2020'de bir açılış töreninde nasıl ifade ediyor Erdoğan? Buradaki tüm misafirler hükümet olmakla muktedir olmak, Muktedir olmakla iktidar olmak arasındaki farkı inanıyorum ki gayet iyi biliyor. Aynı şekilde gerçek iktidarın fikri iktidar olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Tek tek bireylerden başlayarak. toplumun tamamına ve oradan da insanlığa uzanan fikri iktidar yolu gerçekten zor ve zahmetli bir süreçtir. Şahsen bu konuda kendimi biraz mahzun hissediyorum. Samimi bir muhasebeyle geçtiğimiz 18 yılda

Her alanda tarihi eserlere ve hizmetlere imza attığımızı ama eğitim ve öğretimde kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum. Ancak kültürel hegemonya ya da Erdoğan'ın ifadesiyle fikri iktidar. Seçilme ya da zorla kazanılmıyor. Peki nasıl kazanılıyor? Evrensel ölçülerde estetik bir üretim de gerekiyor. Buna karşın ortada muhafazakar sanat adına bunca devlet desteğine rağmen gelişkin bir estetik anlayış yıllar geçmesine rağmen oluşabilmiş değil.

Fakat sanatçılara dönük saldırılar birbirini sürekli tekrarlıyor. Hatırlayalım. Ferhan Şensoy'un cenaze töreninde yakın dostu tiyatrocu Cihat Tamer gözleri dolu dolu şu konuşmayı yapmıştı. 70 senedir bu ülkeyi din bağımlısı hükümetler yönetiyor. Ama ona rağmen 70 senedir inadına tiyatro yapıyoruz biz. Serhan da inadına tiyatro yaptı hep. Henüz 4 ay önce ülkenin en büyük tiyatrocusunun cenaze töreninde onun en yakın dostlarından biri gözleri dolu dolu, boğazı düğüm düğüm böyle içten bir konuşma yapmış ve yine iktidar sahiplerinin hışmına uğramıştı. Burada mesele Cihat Tamer'in konuşmasının içeriği değil.

Cihat Tamer bambaşka bir fikirden beslenerek de bambaşka bir konuşma da yapabilirdi. Burada önemli olan bir sanatçının cenaze töreninde. Sanatçının en yakınlarından birinin istediği konuşmayı yapması hakkıdır. Bu çok özel bir konuşmadır diyebilmekte ama denilemedi. Cihat Tamer de bu özel konuşma nedeniyle hedefe oturtuldu.

Yeni akit yazarı Ali Karahasanoğlu, Cihat Tamer'i bizi sahaya indirme diye tehdit etti. Soralım, böyle bir atmosferde sanat adına ot biter mi memlekette? Türkiye'nin bugün dönüştüğü yerde, toplumun geniş iş kesimlerinden daha ayrı bir hayatı olan sanatçıları hedef tahtasına oturtabilmek giderek kolaylaşıyor. Kendisine Milli Beka Hareketi adı veren bir kalabalıkta, Sezen Aksu'nun evinin önünde toplanabiliyor. Bu toplantı devlet kurumlarından tutun da iktidardaki partilere kadar destek görebiliyor. Her bir hamle planlanarak yapılmıyor belki ama sanatçılar içlerinden geldiği gibi konuştukları anda bir el onları susturuyor, linç ediyor. Hele ki politik mizah ustaları, Metin Akpınar, Müjdat Gezen ardından gelen yeni bir politik mizah kuşağı yetişmiyor maalesef.

İşte bu atmosferin son kurbanları Tarkan ve Sezen Aksu oldu. Ama işte ne derseniz deyin, Türkiye'nin buluşma noktasıdır Sezen Aksu. Türk pop müziğine ilişkin başlayan her sohbetin varacağı duraklardan biri, beğenin veya beğenmeyin Sezen Aksu'dur. Ve eğer onu küstürdüysek, kaybeden Sezen Aksu olmaz, kaybeden biz oluruz. Değişen de zaten Sezen Aksu değil. Sezen Aksu hep böyle şarkılara imza atıyordu.

Değişen ne? Değişen Türkiye. Sanatla kavga ederseniz ve bu kavgayı da kazanırsanız biten şey sanat olmaz. O elitlerin zevki estetik dünyası haline gelir. Sanata halktan kopartırsınız. İnsanlık namına güzel olan her şeyin sonuna gelirsiniz böylece. Çünkü eşitlik ve özgürlüğün kardeşidir estetik.

102. bölümün böylece sonuna geldik. Trend Topiği Code B Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar umudunuzu kaybetmeyin lütfen. Sağlıkla kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)