Podcast

98: Türkiye'nin seçim gerginliği "Global Riskler" listesinde

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Time dergisi “2022’nin En Büyük Riskleri” başlıklı bir rapor paylaştı. “Türkiye” raporda yer alan risklerden biri. 98. bölümde bu rapora ve Türkiye’yi listeye sokan seçim öncesi siyasi ve ekonomik gerilimin yarattığı tansiyona bakıyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

1.793 kelime · ~9 dk okuma

Time dergisi geçtiğimiz günlerde 2022'nin en büyük riskleri başlıklı bir rapor paylaştı. Rapor 10 maddeden oluşuyor ve dünyadaki çeşitli siyasi ve ekonomik riskler hakkında yatırımcıları yani sermaye sahiplerine bir nevi uyarıyor. Türkiye başlığı da raporda yer verilen 10 riskten biri. Ben Ozan Gündoğdu. Trendtopik'in 98. bölümünde bu raporu ve Türkiye'nin neden global bir risk olarak görüldüğünü konuşacağız. Tabii konu çeşitli yerlere uzanıyor. Hem ekonomik krizden hem de bizi bekleyen seçim sürecinden bahsedeceğiz. Hazırsanız başlayalım.

Türkiye'deki gerilim bir süredir dünyanın da gündeminde. Son olarak Time dergisinde Ein Bremer imzasıyla yayınlanan 2022'nin en büyük riskleri başlıklı rapor durumu daha çarpıcı hale getirmiş durumda. Rapora göre bu yıl kürenin 10 büyük risk olarak saydığı Çin'in sıfır covid stratejisi, teknolojik açıdan çok kutuplu dünya, ABD'deki ara seçimler gibi başlıkların yanı sıra Türkiye başlığı da raporda yer aldı. Türkiye'nin on büyük risk başlığında yer almasının nedeni ise büyük ölçüde ülkede yaklaşan seçimler ve bunun yarattığı gerilim. Şimdi bu gerilim bir geçmişe sahip. 2013'den bu yana iki yerel seçim, iki genel seçim ve bir de referandum atlattık. Şimdi atlattık diyorum çünkü ülkenin sandık başına gittiği her seçimde daha önce deneyimlemediğimiz büyüklükte gerilimlere sürüklendik.

Önümüzde bir seçim daha var ve bu seçimdeki gerilim daha önce hiç olmadığı kadar fazla. Erdoğan'ın kaybetmeye tahammülü yok. Ama yine Erdoğan kaybetmeye ilk kez bu kadar yakın. Ve yine ilk kez Erdoğan'ın yetkileri bu denli fazla.

Transkriptin tamamını oku

Durum böyle olunca Türkiye'de yaklaşan seçimler ülkeyi hiç olmadığı kadar kutuplaştırıyor. Kutuplaştırıyor dedim ama bu ne kadar doğru emin değilim. Çünkü siyaset bilimci Nuray Mert içinden geçtiğimiz sürece kutuplaşma değil silahsız bir iç savaş demenin daha doğru olduğunu düşünüyor. Evet silahsız bir iç savaş. Mevcut tabloda yani yadırganmasın ama ben artık silahsız bir iç savaş yaşandığını düşünüyorum Türkiye'de.

Yani kutuplaşmayı falan aştı. Gerek iktidarın muhalif partilere, muhalif kesimlere, itiraz eden herkese gösterdiği tavır. Gerek de orada oluşan hava açısından yani iktidarın karşısındakiler açısından. Tamamıyla böyle artık bu böyle biraz fazla temenni gibi geliyor. İşte hiç olmazsa bir diyalog yapılabilecek bir ortam olmalı, daha medeni bir iletişim olmalı falan filan. Onlardan geçtik.

Zaman zaman Türkiye'de böyle veya dünyada siyaset sahnesinde gerilimli dönemler oluyor. Bütün dünyada da artık böyle bir kutuplaşmadan bahsedilmeye başlanıyor. Mesela Amerika'da da ilk defa bu derece, ilk defa değil bence de yani son zamanlarda çok insanların çok kutuplaştığını, birbirlerini düşman olarak gördüğünden falan bahsediliyor. Ama bizimki daha veya biz içinde yaşadığımız için daha vahim bir tablo gibi Silahsız iç savaş, oldukça çarpıcı bir tanımlama olduğunu kabul edelim. Bu gerilim, politik analist Ayn Bremer'ın da ilgisini çekmiş olacak ki, 2022'nin en büyük riskleri arasında yaklaşan seçimler bağlamında Türkiye'de el alınmış.

Peki raporun önemi ne? Time gibi önemli bir dergide yayınlanmasının yanı sıra bu rapor aslında Eurasia Group adlı bir düşünce kuruluşu tarafından hazırlandı. Eurasia 2006'dan bu yana her yıl o yıla ilişkin öne çıkan riskleri değerliyor ve bu değerleme dünya çapında ilgi uyandırıyor. Öte yandan kuruluşun analizlerini yaparken temel hedef kitlesi de sermaye ederler. Dolayısıyla 2022'nin en büyük riskleri raporunda Türkiye'ye yer verilmesiyle

Türkiye'nin dışarıdan yabancı yatırımcı çekmesi zor görünüyor. Bu da Türkiye'nin yeni ekonomi politikasını akamete uğratacak gelişmelerden biri olarak değerlendiriliyor. Yabancı yatırımcı için Türkiye artık oldukça riskli sayılan bir ülke. Ama Erdoğan yine de her fırsatta yabancı yatırımcılara seslenmeyi de ihmal etmiyor. Çünkü ülkenin böyle bir serma girişinin de ihtiyaç olduğunu iktidar mensupları düşünüyor.

Her zaman söylediğim gibi Türkiye'ye güvenip Yatırım yapan hiç kimse pişman olmaz Tam tersine Sağladığı büyük kazançta Hep memnuniyet duyar Ülkemizdeki ve dünyadaki tüm yatırımcıları Küresel üretim ve lojistik sisteminin yeni baştan kurulduğu şu dönemde Türkiye'nin kendilerine sunduğu imkanları ve fırsatları değerlendirmeye davet ediyorum. Gelin hep birlikte kazanalım diyerek kapılarımızın yatırımcılara sonuna kadar açık olduğunu bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Yabancı yatırım riskli ülkelere gelmez mi? Aslında bu soru iktisatçılar arasında da uzunca bir süredir tartışılıyor. Şimdi yabancı yatırım elbette geliyor. Geliyor gelmesine ama yüksek risk demek yüksek getiri anlamına da geliyor.

Türkiye'de politik riskler arttıkça yabancı sermayeye daha fazla faiz veya kar payı ödemek durumunda kalıyor ülke. Ülke Risk Birimi yani CDS'de uzun süredir 500'ün üzerinde. Bunun anlamı yabancı sermayeye yüksek oranda faiz ödenmek zorunda kalındığı. Bu seviyeler aslında bir finansal kriz ortamını da işaret ediyor. Raporda da Türkiye ekonomisine ilişkin çarpıcı tespitlere yer veriliyor ve şöyle deniyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 2023 seçimleri öncesinde anketlerdeki düşünüşü tersine çevirmek için 2022'de Türkiye'nin ekonomisini ve uluslararası itibarını daha da düşük seviyelere taşıyacağı ortada. İşsizlik ve enflasyon yüksek, Türk lirası daha zayıf ve oynak fakat Erdoğan alışılagelmiş yani ortodoks ekonomi yönetimini reddetti. Ancak raporda asıl dikkat çeken bölümler bunlar değil bunlar ekonomiye ilişkin değerlendirmeler. Asıl dikkat çeken bölümler 2023 seçimleri bağlamında el alınıyor. Başta da dediğimiz gibi Türkiye'nin seçim girilimi sadece bizi değil dünyayı da germiş görünüyor. Konuya ilişkin raporda şu ifadelere yer veriliyor.

Erdoğan'ın dış politikası da bu sene seçmenin dikkatini ekonomik krizden başka yöne çekmek için daha da savaşkanı hale gelecek. Yüksek ihtimal olmayan bir 2022 erken seçimi senaryosunda bütün riskler katlanacak. Aslında dış politikanın bir seçim aparatına dönüştürülmesi Türkiye'de uzun süredir tartışılan bir konuydu. Ayn Bremer'ın raporundaki ifadeyi tekrar edelim.

seçmenin dikkatini ekonomik krizden başka yöne çekmek için daha savaşkan hale gelen dış politikadan bahsediyor. Anlaşılan o ki Erdoğan'ın seçilmeler öncesinde yapay dış politik gündemler yaratacağını artık yabancı analistler bile kavramış durumda. Durup dururken mi oldu bunlar derseniz elbette durup dururken olmadı. Mesela referandum öncesine bir gidelim.

16 Nisan 2017, referandumdan önceki tarihler. Aynı dönemde Hollanda'da da genel seçimler yaklaşıyor. Bu atmosferde Erdoğan, Hollanda'daki Türkleri toplayarak orada miting yapmak istiyor. Hollanda ise kendi ülkelerindeki seçimlere bir hafta kaldığını, seçimlerin ardından mitinglerinin gerçekleştirilebileceğini söylüyor Erdoğan'a.

İşte gollük pas. Gerilim tırmanıyor. Hollanda, Türkiye'deki iktidar medyasında referandumun hayır çıkmasını istediği şeklinde tanıtılıyor. Miting ertelendi ya. Bu gerilimde AKP'li bakan Fatma Betül sayan Kaya, Hollanda'ya deyim yerindeyse çıkarma yapıyor. Oradaki Türkler örgütleniyor. Hollanda'daki Türkler bakanı karşılamaya gelince polis müdahalesiyle olaylar büyüyor. Söz sırası artık miting meydanlarını dolaşan Erdoğan'a geçiyor.

Bunlar değerli kardeşlerim, vizelerin kaldırılması meselesinde söz verdiler, tutmadılar. Şimdi geri kabul diyorlar. Ne geri kabulü ya? Geç onları geç. Geç onları. Sen benim bakanımı

Hollanda'ya sokmayacaksın, sen benim Dışişleri Bakanı'ma uçuş izni vermeyeceksin, benim topraklarım olan başkonsolosluk binasında görüşme yapmak, oraya girmesine fırsat vermeyeceksin, eee bizden buralara girişi bekleyeceksin he? Yok öyle şey. Eyrut'ta sen seçimi birinci parti olarak almış olabilirsin. Ama bilesin ki Türkiye gibi bir dostluğunu kaybettin. Aynı süreçte bir gollük pasta Almanya'dan geliyor. Yerli ve milli rakibimiz Almanya, Hollanda'ya bu süreçte destek verince bu sefer Erdoğan kendi seçmenini adeta coşturuyor. Ben Nazizm'in Almanya'da bittiğini zannediyordum. Meğerse hala devam ediyormuş. Hala devam ediyormuş. E açık ortada. Açık ortada. Eğer demokrasiye inanıyorsan benim bakanım hem bakanınla görüşecek hem de orada bir salon toplantısı yapacak. Niye rahatsız oluyorsun? Bir başka bakanım aynı şekilde. Şimdi baktık ki Hollanda da aynı şekilde bir açıklama yapmış. Vah zavallı vah. Vah zavallı vah. Bunlar kendi iradeleriyle hareket etmiyorlar.

Kardeşlerim, şimdi zannediyorlar ki Tayyip Erdoğan Almanya'ya gelecekti. Ya ben istersem gelirim. Gelirim. Ve kapıdan da sokmadığınız zaman veya konuş tutmadığınız zaman da ben dünyayı ayağa kaldırdım.

Almanya'ya gelirim, dünyayı ayağa kaldırırım, tekbirler, alkışlar... Ya konuyla hiç ilgisi olmayan başkanlık sistemi kampanyası işte bu dış politik gündemlerle servis ediliyor. Türkiye'de iktidar partisi taraftarları hatırlarsınız, Hollanda'yı atıfla portakal bıçaklamıştı. Gerçekten bu memlekette Hollanda'yla gerilimin ardından portakal bıçaklanmıştı.

Erdoğan'ın seçim öncesi dış politik gündemlerine biz alışkınız. Aslında Erdoğan taraftarları dışında dünyada herkes durumun farkında. Artık bu durum yabancı politik analizlerin konusu olmaya bile başladı. Peki önümüzdeki günlerin dış politik gerilimi ne olacak? Biz zamları, ekonomiyi konuşurken aslında ağır ağır pişen bir gerilimimiz var. Nedir o gerilim derseniz Osman Kavala davası.

Hatırlarsanız 2 ay önce Osman Kavala davasına ilişkin Türkiye'deki 10 büyükelçi bir açıklama yayınlayınca Erdoğan herkesi şaşırtacak sertlikte cevap vermişti. Burası Türkiye. Anlı şanlı Türkiye. Burada kalkıp da Dışişleri Bakanlığına gelip talimat verme gibi bir yola giremezsiniz. Gerekli talimatı ben de Dışişleri Bakanımıza verdim.

Ne yapması gerektiğini söyledim. Bu on tane Dışişleri Bakanı'nın Dışişleri Büyükelçi bunların bir an önce istenmeyen adam ilan edilmelerini hemen halledeceksiniz dedi. İçlerinde ABD, Almanya, Fransa, Kanada gibi G7 ülkelerinin büyükelçilerinin de bulunduğu 10 büyükelçiyi Türkiye'den kovma talimatı verdiğini söylüyordu Erdoğan. Hafta sonu taraflar karşılıklı geri adım atmış ve gerilim bir süreliğine rafa kaldırılmıştı. Ancak bu gerilim önümüzdeki günlerde raftan indirileceğe benziyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye'den 19 Ocağa kadar

Yani 12-13 gün sonraya kadar Osman Kavala davası hakkında görüş istedi. Malum Osman Kavala ayın kararına rağmen 4 yılı aşkın süredir tutuklu. Hükümlü değil. Kendisi hakkında Türk mahkemelerinde henüz bir karar bile verilmedi. Dilek olay 4 yıldır tutuklu yargılanıyor.

Komite geçen ay yaptığı oylamada da Türkiye'ye yönelik ihlal sürecinin başlatılmasını talep etmişti. Türkiye'nin 19 Ocak'ta vereceği cevabın ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tekrar toplanacak, bu kez Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46. maddesi çerçevesinde Türkiye'yi toplu bir şekilde Ayin'e şikayet etmeyi oynayacak. Yani anlayacağınız 19 Ocak kritik bir tarih. Fakat sadece 19 Ocak değil, bu tarihten 2 gün önce yani 17 Ocak'ta Türkiye'de Osman Kavala davası görülecek. Kavala'nın tutukluğu an itibariyle Ayin kararına göre hukuka aykırı. Yani Ayin böyle bir karar verdi çünkü.

17 Ocak'ta kavalanın serbest bırakılmaması halinde nur topu gibi yeni bir dış politik gerginliğimiz olacak. Böylece seçmenin dikkati kötüye giden ekonomiden dış politikaya çevrilecek. Aynı zamanda ekonomideki kötü gidişatın sorumluluğu da dış güçlere tırnak içinde havale edilecek. Zaten Time'da yayınlanan raporun en önemli iddialarından biri de buydu. Ne diyordu? Erdoğan'ın kötüye giden ekonomiyi dış politikadaki gerilimlerden devşirdiği milliyetçi söylemlerle perdeleyeceği. Yani yeni bir gerilime hazırlandığımız siyaset kulislerinde de konuşuluyor. Bu bağlamda 5 Ocak'ta Erdoğan ile Bahçeli bir araya geldi ve

Konuşulan o ki, yeni bir sürece start verildiğine ilişkin bu konuşmada ipucu almaya başladık. Gazeteci Murat Yetkin de kendi YouTube hesabında bu görüşmeyi şöyle değerlendiriyor. Cumhurbaşkanı ve Adalet Kalkınma Partisi lideri Tayyip Erdoğan'la Cumhur İttifakı'ndaki müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli. Ne zaman baş başa görüşseler ülkenin gündemi değişiyor. Bunun neredeyse istisnası yok. Baş başa görüştüklerinde ya ülke gündeminde o güne kadar olmayan yeni bir madde ekleniyor. Ne bileyim mesela af çıkıyor. Böyle şeyler oluyor. Ya da mevcut maddelerde birden bir gelişme sağlanıyor. Bir dönüş sağlanıyor. Bir şey oluyor.

Gerçekten de Erdoğan ve Bahçeli ne zaman görüşse ülkenin gündemi değişiyor. Şimdi Erdoğan yaklaşık 2 aydır sürekli ekonomi konuşuyordu ama artık yeter. Bundan sonra iç ve dış gerilimlere odaklanmanın zamanı. Yani gündemde önemli bir viraj alıyoruz şu anda.

Belli ki önümüzdeki günler Osman Kavala davasının yaratacağı dış politik gerilimlerle gündem belirlenecek. Sadece bu değil, HDP'ye ilişkin kapatma davası da anayasa mahkemesinin önünde duruyor. Karar ha açıklandı ha açıklanacak. O da iç politik gerilimimizin konusu olacak.

Dolayısıyla iktidar, yeni ekonomi modeline ilişkin iletişimine bir süre ara verip, ekonomideki gidişatı politik gerginliklere havale edeceği benziyor. Bizleri gerilim dolu haftalar bekliyor desek bu yüzden yanlış olmaz. Türkiye, cumhuriyet tarihinin en gergin yıllarından birine girdi. Bu gerilimin bir an önce bitmesi bizim en temel dileğimiz. Gazeteci Mustafa Uş'un ifadesiyle bitirelim. Şefkatli sıcak bir el, Türkiye haritasını okşasa,

Bütün ülke hüngür hüngür ağlayacak kadar doluyuz. 98. bölümün sonuna geldik. Tren topuyu Pod B Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)