Podcast

97: Oy kaybetme pahasına elektriğe %127 zam

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yeni yıl astronomik zamlarla birlikte geldi. Elektrik %127 zamlandı. Peki ama iktidar oy kaybedeceğini bile bile, nasıl oldu da böyle bir zamma kalkıştı?
ENAG'ın veri derleme çalışmalarıyla ilgili yayımladığı makaleye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.494 kelime · ~12 dk okuma

Türkiye yeni yıla yeni zam haberleriyle girdi. Elektrik mühendisleri odası yeni elektrik tarifesiyle 4 kişilik bir ailenin 230 kW'lık faturasının %73 artışla 364 TL'ye yükseleceğini hesapladı. TÜİK enflasyon oranını açıkladı. Aylık enflasyon son 20 yılın rekorunu kırmış durumda. Son elektrik zamlarıyla enflasyonun daha da artacağı ortada.

Trendtopik'in 97. bölümünde konumuz zamlar. Bu bölümde elektrikte bizzat iktidar eliyle yaratılan krizin arka planını işleyeceğiz. Unuttuğumuz bazı olayları sizlere hatırlatacağız. Halk kesimleri faturaları ödemek için boğazından kısarken elektrikte kurulan tezgah nasıl bir krize dönüştü? Bu kriz gelecek günleri nasıl etkileyecek? Bu soruların analizini yapacağız.

Bu bölümün sonunda bize Enagın yani enflasyon araştırma grubunun kurucusu Prof. Veysel Ulusoy da eşlik edecek. Hazırsanız başlayalım. Türkiye yeni yıla girerken yılbaşı temennilerimize dinamit koyan zamlar hepimizin tadını kaçırdı. Tüm dünya yılbaşını kutluyordu ancak Türkiye'nin tren topiği elektrik ve doğalgaz zamlarıydı. Doğalgaza zam oranı %25. Buna benzer oranlara maalesef alıştık. Gündelik rutinimizin parçası haline geldi %20'ler %30'lar. Ama elektrikte 150 kW altı kullanıma %52.

Transkriptin tamamını oku

150 kW üzerine %127 zam yapıldı. Buna göre 4 kişilik bir ailenin 230 kW'lık elektrik faturası %73 artışla 211 TL'den 364 TL'ye yükseliyor. 300 kW kullanan hanelerde ise fatura tutarı 2'ye katlanıyor. Peki 150 kW altında bir kullanım mümkün mü? Yani ne kadar ediyor 150 kW?

Konuyu teknolojik ürünler ve tüketici hakları üzerine YouTube yayınları yapan Adem Elvacı şöyle özetliyor. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, buzdolabı, televizyon, çay makinesi. Bunların toplamı günde bir kere bulaşık makinesi çalışacak, günde bir kere çay demleyeceksiniz, günde bir kere çamaşır makinesi çalışacak şekilde ve günde 12 saatten fazla da televizyon izlemeyeceksiniz şekliyle dahi 147 watt sonucuna ulaşıyorsunuz. Zaten sınır 150 watt, bilginiz olsun. Ve bu sınırdan sonraki bütün değer %125'li fiyat tarifesine giriyor. Şimdi 4 kişilik bir aile için değerlendirme yapacak olursak eğer aslında herkes biliyor ki herkesin insan onuruna yakışır bir şekilde evinde hayatını geçirdiğinde ortaya çıkan en alt limitlerdeki sonuç takriben 200-230 kilowatt arasında neredeyse her bir aile için.

Bu konuya kafayı takan, yani yapılan işi, yapılan zammı haklı çıkarmak için kendi matematiğini ortaya koyanlar elbette olacaktır. Tekrar ediyorum, bu tip insanlarla bizim bir işimiz yok zaten. Biz insan onuruna yakışır şekilde insan gibi gelip evinde otursun, yemeğini yersin, işte buzdolabını kullanırsın, çamaşırını yıkarsın, işte bir duş alırsın, bir saçını kurutursun, bir şey yaparsın falan filan. Yani bütün bunlara girdiğinizde zaten takriben 250 vatın altında buradan çıkabilmenizin imkanı yok. Üstelik Adem Elbacı'nın bu hesaplamasında ne elektrikli süpürge, ne fırın, ne saç kurutma makinesi, ne de klima dahil. Hesapta bu araçlar yok. Yani kısacası elektriğe %100'den fazla zam yapıldı da diyebiliriz. Bu zamlara yönelik halk bir açıklama beklerken, iktidar kanadında derin bir sessizlik hakim. İktidarın konuya ilişkin bir açıklamasını sizlerle paylaşmak isterdik ama ne Hazine ve Maliye Bakanı ne de Cumhurbaşkanı konuya ilişkin tek bir açıklama yapmış değil. İktidar medyası zaten zam haberini duyurmadı bile. Sanki zam yokmuş gibi davranıyorlar.

Peki zamların gerekçesi neydi? Özellikle elektrikteki zam sadece artan maliyetlerle açıklanabilir miydi? Bu cevaba şaşırabilirsiniz ama elektrikte yapılan %100'ün üzerindeki zamlar maliyet artışıyla açıklanamıyor. İyi de iktidarın da işine gelmiyor bu durum. Ne diye bu kadar zam yaptılar? İktidar neden böyle bir zam yapıyor? İktidar yandaşları da bu soruyu soruyor. Hatta zamların arkasında Kemal Kılıçdaroğlu'nun olduğunu söyleyen bile var.

İktidar seçmenine göre zamlardan Erdoğan'ın haberi bile yok. Yani reisinin açıklamalarının ardına yarım saat sonra bu zamların duyurulması neden önce söylenmedi de, reis açıklama yaptıktan yarım saat sonra duyuruldu bu zamlar. Orası ayrı bir tartışma konusu tabi. Ama ben 3-4 gün öncesine götürmek istiyorum. Yılbaşından 3-4 gün önce CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu dedi ki, Asgari ücrete yapılan zamma bakmayın siz, bunlar bahar ayı. Asıl zamlar yılbaşından sonra gelecek, göreceksiniz gibi bir açıklaması vardı. İnterneti yakın takip eden, sosyal medyayı yakın takip eden bütün vatandaşlarımız bu haberi mutlaka okumuştur. Çünkü birkaç yerel medyada bile bayağı gündem oldu bu söyledikleri.

Ve keza 3-4 gün sonra yılbaşı gecesi de böylesine ambiyane, uç fiyatlardan bir zam haberi de gerçekten nasıl bir tesadüf diye düşünüyor insan. Yani 3-4 gün önce Kılıçdaroğlu zamlardan tüyosunu vermişti. 3-4 gün sonra beklenmedik bir şekilde büyük bir zam yapılıyor. 31 Ağlık gecesi resmi gazetenin tam 7 defa mükerrer sayısı yayınlanacak. Her sayıda zam üstüne zam kararı alınacak. Ama bundan Erdoğan'ın haberi olmayacak.

İktidarın yarattığı alternatif hakikat evrenine hapsolanlar, bu zamlardan Erdoğan'ın haberinin olmadığını söyleyebilir. Ancak tam tersi. Zamları bizzat Erdoğan onayladı. Ama neden onayladı? Açıklayalım. Hiçbir iktidar zamdan hoşlanmaz, bunu biliyoruz. Zamlar zorunda kalındığında yapılır. Çünkü bilinir ki, zam demek oy kaybı demektir. Süleyman Demirel'e bir kulak verelim. Sonra halk hala size baba diyecek mi? Ne zam mı yapmışız ki?

Zammın bizimle ne alakası var? 19.200 kilometre. Ne zammı yapsın? Yani eğer zammın hoş bir şey olmadığını, kimseyi sevindirmediğini biz bilmiyor muyuz? Öyleyse popüleritemizi kaybetmek için durup durduğumuz yerde zamm yapacak kadar bizi akılsız mı sanıyorsunuz? Zammı biz yapmadık. Zamm iki ay evvel yapılacak şekilde konmuş, duruyor. Seçim geçsin, yapmayalım demişler. Ve bizim önümüze geldi. Biz de düşündük, taşındık, baktık, çektik.

Yapacak başka bir şey yok. Biz bir şey yapmadık. Biz orada bulduk bunları. Üstünde oturalım mı oturmayalım mı diye düşündük. Baktık oturmuyor. Oturamadık. Üstüne ciciği çıkacak şimdi. Zamdan sonra iktidarlar bin dereden su getirir. Türlü açıklamalarla sorumluluğu üzerlerinden atarlar. Ancak bugün biz diyoruz ki elektrikte yapılan %127'lik zam zorunda olunan bir zam değildi. Keyfi olarak yapıldı. Verilere bakalım mı?

1 Ocak itibariyle kamuya ait elektrik üretim anonim şirketi, kısa adıyla EÜAŞ, görevli tedarik şirketlerine 100 kW elektriği 31 lira 86 kuruştan satıyor. Yine 1 Ocak itibariyle konutlarda 100 kW elektriği 137 lira 33 kuruşa tüketiyoruz. Yani bizlerin satın aldığı elektrik, devletin tedarik şirketlerine sattığı elektrikten tam %330 daha pahalı. O halde kim bu görevli tedarik şirketleri? 2008'den önce elektrik dağıtımı kamu şirketi olan TEDAŞ tarafından yapılıyordu biliyorsunuz. Ancak 2008'den 2012'ye dek o 4 yıllık süreçte TEDAŞ'ın elektrik tedarik ve dağıtım hizmeti tümüyle özelleştirildi.

Tüm Türkiye'nin elektrik tedarik ve dağıtımı 21 bölgeye ayrılmış ve her bölge bir elektrik şirketine tahsis edilmiş durumda. Örneğin en büyük bölge İstanbul Avrupa Yakası'nın elektrik dağıtımı CLK şirketi eliyle yürütülüyor. CLK bir kısaltma. Açılımını aslında gayet iyi biliyorsunuz.

Evet, duydunuz. Cengiz, Limak ve Colin. Anadolu yakasının elektriğini de Sabancıların enerji sahası dağıtıyor. Söz konusu bu elektrik şirketleri ile iktidar arasında iza muhtaç bir ilişki var. İddialara göre sürekli yaz saati uygulamasının arkasında da yine bu elektrik şirketlerinin talepleri var. Elektrik inşaatla birlikte belki de Türkiye'nin en büyük rant alanlarından bir tanesi. Onlarca milyar dolarlık pasta bir avuç şirket tarafından bölüşülüyor. Bu hikayeyi anlamak için de biraz geriye gitmek gerekiyor.

Özelleştirme süreci 2008 krizi ile beraber başladı elektrikte. Büyük ölçüde inşaatçı olan şirketler, kamu ihaleleri eliyle enerji sektörüne davet edildi. Ancak kriz yolu olan 2008'de kamuya ait elektrik sektörü özelleştirilmeye başlanınca görüldü ki, özelleştirme ihalelerine giren şirketler finansman zorluğu yaşıyor. Çünkü kriz var. Yani kısacası bedeli karşılayacak paraları yok. Birçok ihale bu yüzden iptal edildi ve özelleştirme bedelleri düşürüldü. Yani TEDAŞ'ın bölgeleri ucuza satılmaya başlandı. Mesela İstanbul Avrupa Yakası'nın elektriğini dağıtan BEDAŞ'ın özelleştirilmesinde ilk ihale 2.9 milyar dolarla sonuçlanmıştı ancak bu tutar ihaleyi alan firma tarafından bulunamayınca ihale iptal edildi. Daha sonra 2012'de

İkinci bir ihale yapıldı, bu sefer tutar 1 milyar dolar indirildi ve ihaleyi Cengiz Limak ve Colin Konsorsiyumundan oluşan CLK Elektrik 1.9 milyar dolara kazandı. Finansman sorununu 2012'de dönemin Maliye Bakanı Memme Şimşek de Bloomberg HD'de şöyle itiraf etti. Bu son iki yıldaki özelleştirmelerde özelleştirme yerleri yapıldı ama devirle sonuçlanmadı çünkü finansman sorunları çıktı. Şimdi son büyük rakamlı şeylere bakınca önümüzde de yine büyük rakamlı özelleştirme uygulamaları var. Bu finansman sorunu yine yaşar mısınız? Yani aynı durumla karşılaşmamak için ne öngörüyorsunuz, ne yapmanız lazım? Çünkü yine dışarıda o fonlama krizi devam edebilir. Aynı küresel kriz koşulları önümüzdeki dönemde de devam edecek gibi görülüyor.

finansman kaynaklı sorun görüyor musunuz? Şöyle söyleyeyim, bana kalırsa 2010 yılında elektrik dağıtım şebekelerinin özelleştirme sürecinde ve sonrasında yaşanan sıkıntılar kısmen finansmanla ilgiliydi, kısmen rasyonel olmayan bir fiyatlamayla ilişkiliydi. Yani biz bu sürecin başında, mesela 2010'dan önce yapılan elektrik dağıtım şebekelerine bakarsanız, özelleştirmesine, mesela megawatt saat başına verilen ücret yaklaşık 100 dolar, 103 dolar, 105 dolar, hadi 120 dolar olsun. Fakat 2010'da rasyonel olmayan bir yarış yaşandı. Tabii biz taraf değildik buna. 150'ye, 150'nin üstüne çıkıldı.

Şimdi tek ve bence bazı gruplar sonradan bunu anladılar. Şimdi yeni süreçte yani daha rasyonel bir yaklaşım söz konusu, daha rantable bir yaklaşım söz konusu. Bence o anlamda muhtemelen daha az sıkıntı yaşanır. Finansman güçlüğünün aşılması için sadece ihale bedelleri düşürülmedi. Aynı zamanda bankacılık sektörü de devreye sokuldu. İhalelerde girilen bedellerin finansmanı çoğu kamu bankalarından, bakın altını çiziyorum, döviz cinsinden kredilerle sağlandı.

O yıllarda dolar kuru istikrarlıydı çünkü ve kurların sabit kalacağı düşünülüyordu. Dolayısıyla döviz cinsinden borçlanmada herhangi bir risk görmedi bu elektrik şirketleri. 2014'e kadar da büyük oranda sorun yok gibi görünüyordu. Ancak dolar kurunun yükselmeye başlamasıyla bu şirketler de zora düşmeye başladı.

Kur arttıkça sadece elektrik üretim maliyeti artmıyor, aynı zamanda bu şirketlerin borçları da katlanıyordu. BDDK verilerine göre 2020'nin Kasım ayında sektörün kredi borcu 267.7 milyar TL iken, Bir yıl sonra sadece bir yıl sonra 2021'in Kasım ayında bu tutar 392.8 milyar TL'ye çıktı. Yani bir yılda TL cinsinden borç artışı %47. Yanlış anlamayın yeni borç almadılar.

Hali hazırdaki döviz cinsinden borcun TL değeri arttı çünkü 30 milyar dolardan fazla kredi borçları bulunuyor sektörün. Böylece kurlar yükseldikçe elektrik şirketleri iktidarın kapısını aşındırmaya başladı. Aldığım bilgilere göre bu şirketler 1 Ocak'ta elektriğe en az %50 zam talep ettiler. Aksi takdirde çok zor duruma düşeceklerini söylüyorlardı. Ancak yapılan zam %50'nin çok çok üzerinde. Konutlarda 150 kW üstüne %127. Sanayi ve ticaret hallerinde de yine %126'lık astronomik zamlar yapıldı. Yani zamlar elektrik şirketlerinin talebinin bile üzerinde gerçekleşti.

Ankara kulislerine hakim kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre bu tuhaflığın nedeni şu. İktidarın önünde iki yol vardı. Bunlardan ilki, elektriğe 3 ayda 1, yani her dönem, yüzde 25-30'luk, yani alışageldiğimiz şekilde zamlar yapmak. İkincisi ise bu zammı tek seferde yapıp yılı zamsız atlatmak. İktidar ikincisini tercih etti. Çünkü Erdoğan seçimlere giderken sürekli zam yapan bir iktidar olarak anılmak istemedi.

%127'lik zammın da ilerleyen dönemde unutulacağını düşündü. Ancak bu stratejinin tutması için döviz kurlarının kontrol altına alınması şart. Kurlar yeniden yükselmeye başlarsa iktidar %127'lik zammı yapmakla kalmayacak. 1 Nisan, 1 Temmuz, 1 Ekim'de yani elektrik zam tarifelerinin 3 ayda bir güncellendiği tarihlerde yeni elektrik zamlarını gündemine alacak.

Peki %25'lik doğalgaz zammı bu kadarla mı sınırlı kalacak? Doğalgazda zammın nedeni büyük ölçüde artan maliyetler. Ama dahası var. Türkiye'nin Rusya'yla 2011'de yaptığı 10 yıllık doğalgaz kontratları 10 Aralık 2021'de sona erdi. Henüz yeni sözleşme imzalanabilmiş değil. Covid sonrası doğalgaz fiyatları da adeta uçmuş durumda. Yani doğalgazda henüz sözleşme olmadığı için önümüzü göremiyoruz.

Fakat %25'lik zam bir başlangıç gibi görünüyor. Uzmanlar gelecek aylarda doğalgazda yeni zamlar bekliyorlar. İyi de enerjide böyle bir fiyat artışı enflasyonu ne hale getirecek? Çünkü enerji fiyatlarının artması demek bir zincirleme reaksiyonuna bütün fiyatların artması anlamına geliyor. Şimdiden ocak ayı enflasyonun çift taneli olacağı, dolayısıyla yıllık enflasyonun %45'e dayanacağı ortaya çıkmış durumda.

Üstelik bu veri TÜİK'e ait yani resmi veri. Ancak takip edenler biliyordur belki bir süredir enflasyon araştırma grubu yani kısa adıyla ENAG'da ülkenin enflasyonunu hesaplama gayretinde. TÜİK'in aralık enflasyonu %36.1 iken ENAG'ın aynı döneme ölçtüğü enflasyon %82.8. Arada ciddi bir uçurum var.

Biz de ENAG'ın kurucusu Prof. Veysel Ulusoy'a enflasyonu nasıl ölçtüklerini sorduk. Yani TÜİK'ten farklı ne yapıyorlardı? Veysel Hoca ile sohbetimizde ENAG'ın veri değerleme yöntemine ilişkin anlattıkları şöyle.

415 ürünün %80'ini biz ağırlık olarak enak olarak topluyoruz günlük. Günlük veri sayımız bu %80'lik kısma tekabül eden günlük veri sayımız 255 bin, 260 bin fiyat datası. Buna kiralar, temizlik, patlıcan, domates bütün her şey dahil. Yani biz 415 maddenin ağırlığıyla, ismiyle %80'ini topluyoruz.

Kalın %20. Nasıl ağırlıklandırıyorsunuz? Aynısı TÜİK'in. TÜİK'le aynı şekilde. Olduğu gibi kopyalıyoruz, yapıştırıyoruz. Yapmak zorundayız. Çünkü yani ortada bir resmi veri var. O resmi veriyle hem karşılaştırma hem veriler birbirine uydurma hem de işte halka aynı yapıda bir fotoğraf sunma amacıyla. Diğer %20'si klasik olarak

Enflasyonu etkilemeyen, enflasyonla etkilenen kalemler ve aynı zamanda devletin kontrol ettiği, yönettiği. Ceza, köprü, otoyol gibi mi? Hem onlar hem de eğitim, sağlık ve alkolü içecekler dikkat edin. Alkolü içecekler çünkü zam gelmediği sürece alkolü içecekler de ne bileyim işte hani ismini kullanmak gerekirse şarap, bira hariç diğer temel alkol ürünlerde devlet yönetiminde bir fiyatlandırma var. Böyle olsa bile enflasyon oranında artırılıyor. İşte bildiğimiz hani Türk içkisi hariç. Dolayısıyla enflasyonu takip eden bir mekanizma oradan almamızda bir sakınca yok. Aslında buna da seviniyoruz. Çünkü oradaki fiyatlar oldukça düşük. Yani örneğin

Bizim aylık enflasyon %9.91 ise o grubun enflasyonu %2'ye aşmıyor. Çoğu zaman da %1'nin altında. Yani ENAK'ın enflasyonu da kres eder nitelikte. ENAK bir süredir metodolojisini paylaşmadığı için eleştiriliyordu. Ancak 2 Ocak'ta önemli bir gelişme yaşandı ENAK cephesinde. Enflasyon hesabına ilişkin Veysel Ulusoy ve Serkan Gencer imzalı

dinamik ve yüksek frekanslı fiyat endeksi, Türkiye'nin günlük ve saatlik bazda enflasyon hesaplaması başlıklı bilimsel makalesi yayımlandı. Artık karşımızda Türkiye'nin gerçek enflasyonla ilişkin çok iddialı bir çalışma duruyor. İlgililer makaleyi bu bölümün açıklamalar kısmında da bulabilirler. Peki önümüzdeki günlerde ne olacak? Resmi enflasyon %50'lere giderken, Merkez Bankası'nın politika faizi %14'te kaldı. Gerçi artık politika faizini takan yok ama bu şartlar altında döviz kurunu kontrol etmek giderek zorlaşıyor. Bankalarda artık Merkez Bankası faizini takmıyor. Kredi faizleri çünkü sürekli yükseliyor. Faizler düşürüldüğü hikayesi anlatılıyor bu halka ama kredi faizleri son 3 ayda en az 5 puan atmış durumda. Bunlar finansal göstergeler.

Ancak vatandaş haklı olarak önce cebine bakıyor. Her gün yeni bir zamla uyanan ülkede ağır bir bunalım hakim. Market emekçileri her gün etiket değiştirmekten muzdarip. Üstelik tüm bu olan biten muhalefetin elini daha da güçlendiriyor gibi görünüyor.

Muhalefet sadece zamları teşhir ederek bir şekilde oylarını arttırabiliyor. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da zamların ardından partinin genel merkezinde ev kadınlarıyla bir araya geldi. Onlara bir kulak verelim. Erdoğan Türkiye'sinde özellikle tek çalışanlı ev hanımlı haneler yıkımın eşiğindedir. Bu hanelerimizin insanları artık güvende değildir.

Buradan ilan ediyorum Birincil önceliğim Hane ekonomisini Yani iç ekonomiyi Korumak olacaktır Kadınların ekonomik sorunlarını Politika çabalarımızın En önünde tutacağım Ama önce burada Hanenin yükünü taşıyan Ev içi emek veren kadınlar Yani kısaca Ev hanımları var Önce onları dinleyelim ne yaşadıklarını Türkiye kendilerinden dinlesin. Buyurun efendim. Ben Türk Hanım olarak seslenmek istiyorum. Ben evimde tenceremi kaynatamıyorum. Geçinemiyoruz. Aldığımız bir maaşla ocağımızı yakamıyoruz, doğalgazımı yakamıyoruz. Doğalgazımızı kullanamıyoruz, ocağımızı yakamıyoruz, ısınamıyoruz, yiyemiyoruz, market önünden geçemiyoruz ki canımızı bir şeye çekecek alamayacağız diye. Pazara uğrayamıyoruz, geçinemiyoruz. Inanın geçinemiyoruz. Ne yapacağımızı şaşırdık. Genelde hepimizin evleri kira, kira ödüyoruz. Masraflarımız çok, çocuklarımız okuyor, ihtiyaçları oluyor. Evimizi döndüremiyoruz.

Ne yapacağımızı şaşırdık. Bir karanlıktayız biz. Bize yardım edilecek bir el bulamıyoruz. Çok zor durumdayız. Gerçekten çok zor durumdayız. Ben bütün arkadaşlarım adına konuşmak istiyorum. Yani biz çocuklarımıza mahcup oluyoruz. Çocuklarımız bize mahcup oluyor. Evimizi döndüremiyoruz. İş yok. Çocuklarımız işsiz. Bir maaşla evi döndüremiyoruz. Tencerelerimiz boş.

Benim diyeceklerim bu kadar. Evimizi döndürmemize yardımcı olun, bize destek olun. Bize iş verin, güç verin, çocuklarımız boşta kalmasın. Tenceremizi kaynatalım, konuya komşuya boynumuzu bükmeyelim. Teşekkür ederim. 2022 yılında erken seçim bekleyenler muhtemelen yanılıyorlar. İktidar 2022'yi bütün finansman sorunlarını halkın sırtına yakıp seçime temiz bir sayfa açmayı umduğu 2023'te gitmeye hazırlanıyor.

97. bölümün böylece sonuna geldik. Bu arada bölümü hazırlarken sigara ve içkiden alınan ÖTV'ye de %47 zam geldiğini öğrendik. Zambara yetişmek haberciler için artık giderek zorlaşıyor. Umarız canınızı çok sıkmamışızdır. Tren topi'yi Pod B Media ile beraber hazırlıyoruz. Bizi takip etmeye devam edin. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)