Podcast

95: İçişleri'nden İBB'ye "Terör" Teftişi

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İçişleri Bakanlığı, Twitter'dan yaptığı paylaşımla, İBB'ye soruşturma açtığını duyurdu; Süleyman Soylu ile ise Ekrem İmamoğlu da bir kavgaya tutuştu. Bu kavgayı, arkaplanını ve olası sonuçlarını konuşuyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.790 kelime · ~14 dk okuma

İçişleri Bakanlığı'nın resmi Twitter hesabından 26 Aralık akşamı yaptığı paylaşım siyasetin gündemine bomba gibi düştü. Bakanlık paylaştığı görselde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 455 PKK-KCK 80 DHKPC, 20 MLKP ve 2 MKP iltisaklı personeli olduğunu iddia etti. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu buna öyle sert cevap verdi ki deyim yerindeyse yer yerinden oynadı. 95. bölümde konumuz bu gerilim. Gerilimi masaya yatırıp bu kavganın olası sonuçlarını ve arka planında yatan dinamikleri konuşuyoruz. Hazırsanız başlayalım.

İBB'nin terör örgütleriyle iltisaklı personeli olduğuna ilişkin iddia, ilk olarak mecliste İçişleri Bakanlığı'nın bütçesinin görüşüldüğü sırada 9 Aralık'ta Süleyman Soylu tarafından atıldı. İstanbul'a yaklaşık 33 bin kişi alındı ve Yani bu 33.000 kişide 12.000 kişiye ancak bakıldı. 455 tanesinin PKK ve KCK kaydı var. 80'inin DHKPC kaydı var. 20'sinin MLKP kaydı var. 2'sinin MKP kaydı var. Ve diğerlerinin de kayıtlarını her birinize gönderebilirim. Teşekkür ediyorum. Soylu'nun iddiaları fazlasıyla sert.

Yani İçişleri Bakanı İBB'ye saldırınca aşağıda da sular fokurdamaya başlıyor tabii. İBB meclisinde AKP Grup Başkanı olan Tevfik Göksu, Soylu'nun iddiasını 10 Aralık'ta şöyle gündemde tutuyor. Şimdi vahim bir tablo var. Buradan yaklaşık 45 bin kişiyi islam etmişler ve bunun şu anda ilk tespitlere göre İçişleri Bakanımızın açıklaması çerçevesinde söylüyorum. 570 tanesi direkt terörle iltisaklı ve bağlantılı. Siz İstanbul halkının tertemiz oyuyla gelen birisi olarak, İstanbul halkının oyunun verdiği güçle teröristleri orada istihdam edeceksiniz. Bunu hangi izanla, hangi insafla anlatabilirsiniz?

Transkriptin tamamını oku

Son saldırı, muhalefetin Gözde Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na dönük olunca işler biraz değişiyor ama. İmamoğlu, Soylu'nun 9 Aralık'ta mecliste dile getirdiği iddialardan 2 gün sonra, yani 11 Aralık'ta, basının karşısına çıktı ve açtı ağzını, yumdu gözünü. Ne demiş? İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde, Sayın Bakan, Çeşitli terör örgütlerine mensup 557 kişi çalışıyor Bak bak bak 557 terör örgütü Yani 86 bin İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanını zan altında bırakıyor Bakın bu ilk değil yani bu sayın bakanın yaptığı ilk değil onlarcasını yaptı. Bu bakan dün itibariyle ben aslında cevap verecektim. Hatta ilk gün bile cevap vermeyi düşündüm. Yok dedim bekleyeyim. Dünü de bekledim. Niye? Yani şimdi ülkede sokakta gezen ya da bir kurumda çalıştığınızı bildiğiniz 557 tane terör örgütü üyesi var diyeceksiniz. Bekledim ki herhalde gelip onları alacaklar İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden. Öyle ya terör örgütü üyesi ise gelip tutuklayacaktır bunu. Yalana konuş, iftirayı at, köşene çekil.

Yani hem meclisteki tutumu tavrı, bu arada kimse gelmedi yani siz de duymadınız herhalde. Meclisteki tutumu tavrı, davranışları, kavga etme biçimi, psikolojik ruh hali, yüz ifadeleri açısından ben buradan çağrı yapıyorum, gerçekten çağrı yapıyorum. ciddi bir öneride bulunuyorum. Ve bu önerim ciddiye alınsın istiyorum. Bağımsız sağlık kuruluşları gelsinler ve bu psikolojisi ciddi şekilde bozulmuş ııı sayın bakanla ilgili bir analiz yapsınlar. Çünkü Türkiye'nin bu kadar önemli bir kurumunun başındaki insanın psikolojisi bu haldeyse bizim ııı kadim kurumumuz İçişleri Bakanlığımız tehlike altında demek

Bu açıklamadan sonra Türkiye'nin gündemine dolar balyoz gibi indi. Yanlış anlaşılmasın, İmamoğlu konuştu ve dolar yükseldi demiyorum elbette. Dolar o kadar sert yükseldi ki Soylu ile İmamoğlu arasındaki polemik ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi hakkında öne sivilen iddialar bir süreliğine rafa kalktı. Dolar, 20 Aralık'taki operasyonla düşürülünce İmamoğlu ve Soylu arasındaki gerilim raftan yeniden indirildi.

Gördüğünüz üzere aslında Türkiye gerilimsiz geçirilmemek isteniyor bir biçimiyle. Bu sefer indiren Cumhurbaşkanı Erdoğan'dı. Erdoğan 24 Aralık'ta Kızılca Hamam'da düzenlenen belediye başkanları istişare ve değerlendirme toplantısında konuştu. Toplantının konusu belediye başkanları olunca elbette Erdoğan'ın da gündeminde en popüler belediye başkanı Ekrem İmamoğlu vardı ve Erdoğan her zamanki gibi çok sertti.

Seçimden sonra ise Sadece İstanbul'da 15 bin kişiyi Ekmeğinden ettiler Hadi nerede namus Namuslusun ya Hadi önce sen şu namuslu isen Bunun bir gereğini yap bakalım Ne oldu? Bunun yerine de çoğu kim olduğu Ne olduğu belli olmayan Bir kısmı terör örgütleri ile iltisaklı çıkan 45 bin kişiyi Belediyeye doldurdular Doların ateşinin düşürülmesiyle belli ki iktidarın özgüveni yerine gelmişti ve bunu bir fırsat olarak değerlendirerek buradan aldığı havayla İmamoğlu'nun itibarına bir hamle yapılmaya başlanmıştı. İmamoğlu aynı gün İyi Parti'nin düzenlediği İyi Kalkınma Kongresi'ne davetliydi ve orada kendisine Erdoğan'ın sözleri de soruldu. İmamoğlu'nun argümanları açıkçası oldukça kuvvetliydi. Sayın Cumhurbaşkanı'nın bilgi kaynağını ben hep sorguluyorum en başından beri. Çünkü verdiği bütün bilgiler, aktardığı bütün bilgiler ne yazık ki yanlış. Hiçbiri doğru değil. Bilgi kaynağını düzeltmeye ve hatta doğru adresin kaynağın kendisi olduğu için bizimle irtibat kurmayı öneriyorum. Bir sorusu varsa Sayın Cumhurbaşkanı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'na bunu bizzat sorabilir. Sormama tercihini kullanıp

davet etmeme tercihini kullanıp bunları bu şekilde ekranda söylemesinin Türkiye'm adına talihsizlik olduğunu düşünüyorum. Tabii bu dikkati başka yerlere çekme çabası biz işimize bakıyoruz her gün iş üretiyoruz Allah'a şükür. Bu 45 bin insan işte işe alındı vesaire cümleleri için de yani şunu ifade edeyim AK Parti'nin grup başkan vekili İstanbul'da 45 bin dedi. Aradan iki hafta geçti, İçişleri Bakanı 33 bin dedi mecliste. Şimdi yine kendisi 45 bin diyor. Ben de az önce gerçek sayıyı açıkladım, yine açıklıyorum. 21 binin biraz üzeri, 21 bin 192 falan. Böyle bir sayıda insan alındı ve bu insanların

Nasıl işe alındığı da tek tek, kalem kalem belli. Ne kadarı sınavla alındı, ne kadarı kanun gereği alınmak zorundaydı, alındı. Çünkü taşeron kadrosundan, kurum kadrosuna geçti vesaire. Gelelim terörist meselesine. Ben 10 gün önce Sayın İçişleri Bakanı'na yazı yazdım. Bizzat kendim, bizzat şahsına. Bu 500 küsur terörist dediği sayıyı kimdir? Kimlerdir? Bize yaz, gönder. Biz de bilelim.

Bir, iki devletin kurumlarından bu insanlar temiz kağıdı alıp bizde işe başlıyor. Bunun terörist olduğunu ifade edip ve bunu afişe edip de birilerine terörist damgası vuran bir kısım medyayı da kınıyorum. Yani o insanları terörist diye fotoğraflarını yayınlıyorlar. Devletin bakanı çıkıp beş yüz küsür kişi isim listesi var elimizde diyor. Ben yazı yazdım kendisine yazıyı da ekine koydum.

Bütün bu bilgileri de yazdım Sayın Cumhurbaşkanı Kendisine yalan yanlış ifadelere Göz yummasın diye Bizimle irtibat kursun diye Sayın Cumhurbaşkanı'na da bugün Sabah saatlerinde bu mektubumu yolladım oradan net Gerçek bilgileri görebilir Bilgi kaynağını düzeltsin Sayın Cumhurbaşkanı Bir de bizim Yapmak isteyip de Yapamadığımız kendi imzasına ait Bir kısım işlere de onay versin de işimize engel olmasın İmamoğlu bunları dese de, Erdoğan kendi seçmenine hitap etmeye devam etti. İmamoğlu'nun bu açıklamasından iki gün sonra, yani 26 Ağlık'ta, söz sırası bu kez Erdoğan'daydı. İmamoğlu döneminde işe alınan personelin terörle iltisaklı olduğunu vurgulamayı ihmal etmedi Erdoğan, bir de İmamoğlu'nun yazdığı mektuba değindi. CHP Genel Başkanı'nın mahalli seçimler öncesi İstanbul'da kazandıkları belediyelerden tek bir kişinin işten çıkartılmayacağı konusunda hatırlayın namus sözünü verdiğini biliyorsunuz. Dikkat edin namus sözü. Seçim meydanlarında verdiği bu sözlere daha sonra ne oldu? Tabii ki diğer tüm vaatleri gibi bu namus sözü de yalan oldu.

Bir hesaba göre 13.500, bir hesaba göre 15.000 kişiyi işten çıkartıp yerine aralarında terör örgütüyle iltisaklı kişilerin de bulunduğu 45.000 kişiyi işe aldı. Şimdi utanmadan, sıkılmadan bana mektup gönderiyor. Böyle bir şey yok diye.

Bu mektup konusu açılmışken aslında son derece kibar bir üslupla yazılmış bir mektup ama mektubun artık konuşulduğu meydan siyaset meydanı olunca tonda giderek sertleşiyor. Erdoğan'ın bu konuşmasının üstüne İçişleri Bakanlığı hemen harekete geçti ve resmi Twitter hesabından bir paylaşım yaptı. Bu paylaşım çok tartışıldı çünkü bakanlık paylaştığı tweette İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne 455 PKK-KCK, 80 DHKPC, 20 MLKP ve 2 MKP bağlantılı personel alındığını iddia ediyordu. Üstelik İBB yönelik bir de özel teftiş başlatılmıştı.

Aynı akşam İmamoğlu Twitter'dan çok sert bir paylaşım yaparak yeter artık dedi. Paylaşımı şöyle. Hak yemem, hakkımı da yedirmem dedim. Bugün de diyorum ki İstanbul'a hizmet eden 86 bin yol arkadaşımın yanındayım ezdirmem. Suçu olanla sonuna kadar birlikte mücadele ederim. Ama şu bilinsin ki, İBB ailesine saldıranlar karşısında beklenmedik bir birliktelik ve güç görecek. İmamoğlu'nun bu tweeti 28 binden fazla kez retweetlendi. 200 binden fazla kez beğenildi. İnanılmaz bir halk desteği İmamoğlu'nun arkasında birikmeye başladı. Şimdi bir durup düşünelim ama.

Türkiye Cumhuriyeti'nin İçişleri Bakanı, bir başka devlet kurumu olan İBB'de yüzlerce terörle iltisaklı personelin çalıştığını iddia ediyor. Bu çok büyük bir iddia. Ama toplumun büyük çoğunluğu bu açıklamaya itibar etmiyor. Bunun iki nedeni var. Açıklamayı yapan kurumun başında, yani İçişleri Bakanlığı'nın başında,

Adı son derece yıpranmış bir isim olan Süleyman Soylu bulunuyor. Hatırlayalım, Sedat Peker'in ifşaatlarından bu yana Süleyman Soylu'nun adı 4.9 ton kokainle Sezgin Baran Korkmaz'da 10 bin dolar alan siyasetçiyle Todex dolandırıcısıyla beraber anılıyor. Bu kadar yıplanmış bir ismin böyle bir operasyona girişmesi dolayısıyla çok itibar edilmiyor. İkincisi, soylu meşru muhalefet güçlerini gayrimeşru göstermek adına terör örgütlerinin adını ilk kez ağzına almıyor. Bu yöntemi daha önce birkaç kez daha tekrar etmişti. Yani artık bir kabak tadı vermeye başladı.

Bir iki hafta bu demeçler gündemde kalıyor, muhalefetin itibarına saldırılıyor ancak Soylu'nun iddialarının arkası gelmiyordu. En bilinenlerinden biri, 31 Mart 2019'daki yerel seçimlerden sonra İstanbul'daki sandık görevlerinin FETÖ'cü olduğunu söylemesiydi. Bu sandık başkanları, bahse konu olan, işlem yapıldı mı, kaç FETÖ'yle bağlantılı, iltisaklı, bu konuda somut veriler var mı? Var. Net bir şekilde bu veriler var ama

Yani ortalama 700 civarında, 1.DR'den yakın, 2.DR'den yakını, hapishanede olanlar var, FETÖ'yle iltisaklı olanlar var, bailoklu olanlar var. Bütün bunların tamamı var. Tam da bu kadar ciddi bir iştir yani. Sadece bu değil. Hatırlayacağınız üzere, Boğaziçi direnişinde de üniversite öğrencilerinin bir kısmını terörist ilan etmişti. Eylemlerde öne çıkan gençlerin evleri basılmıştı ve gözaltına alınmışlardı. Şunu söylemesek doğru olur mu? Boğaziçi Üniversitesi'ndeki öğrencilerden, Güney Kampüsü'nde alınanlardan 108 tanesinden 101 tanesi Boğaziçi'yle alakalı değil, 79 tanesi DHKPJTKPML'e dahil olmak üzere terör örgütü üyesi.

Peki sonra ne oldu? Soylunun tek tek sayı verdiği ve terörle bağlantılı bunlar dediği gençler mahkemeye çıktılar ve bir bir berat ettiler. Yani toplumsal muhalefet her öne çıktığında Süleyman Soylu'nun benzer açıklamalarına şahit olduk. Henüz birkaç ay önce üniversitelerin açılmasının ardından barınamıyoruz diyerek parklarda seslerini duyurmaya çalışan öğrenciler de soylunun terör listesine alındı. Yani soylu bir takım kişileri terörle iltisaklı olduğunu iddia ederken zerre kadar çekinmiyor. İnandırıcı olması için tek tek örgüt ismi hatta sayı da veriyor ama iktidarın yarattığı hakikatin dışında kalan toplumun büyük çoğunluğu soylunun iddialarına itibar etmiyor.

Dolayısıyla soylu için İBB'de yüzlerce personelin terörle itisaklı olduğunu söylemek gündelik bir rutin gibi. Onun için gündelik bir rutin olduğu için toplum da bu açıklamalara itibar etmiyor. Ancak bu kez hedefteki kurum, muhalefetin göz bebeği İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Niye bu önemli?

Çünkü daha önce Soylu'nun hedefinde olan kişiler veya gruplar cevap veremeyecek durumdaydı. Hedefteki isim bu sefer İmamoğlu olunca iddiaların tonu biraz daha koyulaşıyor. Soylu o kadar ileri gidiyor ki 26 Aralık'ta İBB'de polis öldürme eylemine katılan, hatta geçmişte dağda silahlı örgüt militanı olan isimlerin bile işe alındığını söylüyor. Diyader diye bir dernek var İstanbul'da ve bu Diyader denilen dernek tamamen örgüt elebaşı APO tarafından talimatla kurdurulmuş, bizatihi kendi talimatıyla beraber kurdurulmuş. Dini istismar etmek üzere niteliklendirilmiş bir dernek ve biz bununla ilgili çalışma yaparken bir şeye daha ulaştık. Buradan referansla

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne insanların girdiğini ve burada da çalıştıklarını tespit ettik ve gördük ve bunun üzerine bunu biraz daha geliştirdik. Bu arada ihbarlar gelmeye başladı. Yani daha önce PKK ve KCK ile iltisaklı hapse girmiş özellikle dağda bulunmuş. Yine bunun yanı sıra yine başka terör örgütlerinden polisimizin öldürülmesi eylemlerine katılmış katkı vermiş.

ve yargı tarafından da bu tescil edilmiş. Ve yine bütün bunların yanı sıra FETÖ'den ihraç ettiğimiz, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden de ihraç edilen Bylock kullanıcısı, birçok kişinin yoğunlaştırılmış olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne işe alındığı. Şimdi biz bunları izlemeyelim, takip etmeyelim mi? Biz bunlardan gelebilecek herhangi bir tehdidi öngörerek tedbir almayalım mı? Elbette ki tedbir almalıyız. Bizim kimsenin belediyesiyle işimiz yok.

Bizim terörle mücadeleyle işimiz var ve biz bunu yapmak zorundayız. Ve bunun için de Türkiye'yi alarmda tutmak zorundayız. Asıl hedefin başkanlık yarışında adı en çok geçen isim olan Ekrem İmamoğlu olduğu ortada. Dolayısıyla bu sefer Soylu'nun karşısında sandık görevleri ya da üniversite öğrencileri gibi muhatabın kim olduğu belli olmayan bir kitle yok. Yani cevap verebilecek durumda olan ve üstelik güçlü bir figür var. Bir yandan sakinliğini korurken, bir yandan da lafını esirgemeyen İBB başkanı var. Yani İçişleri Bakanı ne demiş bir daha ifade eder misiniz özür dilerim?

polis katili olduğu bayloka olan kişiler tespit edildi. Bak edildi diyor. Ya ben istihbarat teşkilatı mı Allah aşkına? Yani ben yargı kurumu muyum? Yani bunları tespit etmiş bakan yerinde oturuyor, gevrek gevrek de bunları basın önünde söylüyor, o kişiler de İstanbul Belediyesi'nde görev mi yapıyor şu anda? Vallahi hemen İçişleri Bakanı görevinden istifa etsin. Hemen, derhal istifa etsin.

görevini yapmayan biçilir bakalım o zaman. Ya görevini yapsın, onları tutuklasın ya da benim on beş gün önce yazdığım mektuba cevap versin. Bunları niye basın önünde söylüyorum? Benim on beş gün önce kendisine yazdığım mektup var, yazı var. O da utanılacak bir mektup değil yani. Kendisine soruyorum, diyorum ki varsa tespit ettiğiniz kişiler bize bildirin. Biz de gereğini yapalım diyoruz. On beş gündür bunu bize açıklamayan bugün bunu basın üzerinde açıklayan akıl ne biliyor musunuz?

Aynen şunu. Biz onu hukuken söylemedik, siyaseten söyledik diyecekler yarın öbür gün. Ama bu millet bunu affetmeyecek. Ayıptır. Derhal tutuklasınlar. Bugün gitsin tutuklasınlar. Bize yazı yazsınlar, biz gereğini yapalım. Tutuklamak benim görevim değil. İstihbarat teşkilatı değilim. Bu konuda yargıda bulunacak Adalet Bakanı ben değilim. Otursunlar İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı gitsinler. Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda hesap versinler. Hesap verecek kişi ben değilim.

Bu arada İmamoğlu tek başına değil, bu basın aşaması sırasında, arkasında CHP'nin 11 büyükşehir belediye başkanı da dizilmiş durumda. Aynı gün Cumhurbaşkanlığı adaylığında adı geçen bir diğer isim olan Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş da yaptığı konuşmada İmamoğlu'na destek çıkıyor. Şimdi, bu çatışmanın gürültüsünden biraz uzaklaşalım ve sorularla kendimize yön arayalım. Soru 1. İmamoğlu'na dönük son saldırı iktidarın topyekûn giriştiği planlı bir organizasyon muydu? Yoksa, daha çok Süleyman Soylu'nun inisiyatifiyle girişilen kişisel bir gösterinin bugüne uzanan sonuçları mı?

Daha kısa ifadeyle, organize ve planlı bir saldırı mı var yoksa Süleyman Soylu'nun komuta merkezinde olduğu daha çok gösteriyi andıran biraz amatör bir gösteri mi var, amatör bir operasyon mu var? Elbette ikisi de olabilir ancak planlı ve organize bir saldırıysa iktidar bu süreci son derece amatör yürüttü. Saldırının komuta merkezinde adı şaibelerle anılan Süleyman Soylu gibi bir ismin olması organize saldırı olasılığını düşürüyor. Çünkü organize saldırılar daha çok şöyle yapılıyor. İlk etapta iktidar basınında saldırının zeminini hazırlayan iddia niteliğinde haberler servis edilir. Bu haberlerde bazı banditli bulgular yerleştirilir.

Bunun üzerine köşe yazarları konuyu gündemine taşır. Siyasetçiler bu aşamada geri plandadır. Kamuoyu yaratılır. Ardından yargı organı harekete geçer. Mahkemelerin itibarını arkasına alan yetkili bir bakan açıklama yapar. Konu artık yargıdadır ve soruşturma yargı eliyle yürütülür. Ardından parti sözcüleri, siyasetçiler konunun üzerinde tepinmeye başlar.

iktidar basını tüm gücüyle sürecin gündemde tutulmasını sağlar ve kamuoyu oluşturur. Şimdi bu sefer öyle değil. Bu haliyle ortada bir yargı süreci yok. Terörle iltisaklı olduğu söylenen isimlere ilişkin maddi bir bulgu medyaya servis edilmiş de değil. Üstelik Adalet Bakanı gibi ismi pek de yıpranmış olmayan bir isim yerine İçişleri Bakanı gibi adı şaibelerle anılan bir isimle bu operasyonu yürütüyorsunuz.

Dolayısıyla tartışmanın önü ve arkası analiz edildiğinde, İBB'ye dönük organize ve planlı bir iktidar saldırısından çok, Süleyman Soylu'nun inisiyatifiyle başlamış ve onun kontrolünde devam eden bir operasyon görüntüsü var. Bu operasyonun yumuşak karnı da Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül arasındaki gerilim, yani yekpare bir görüntü vermiyor iktidar. Soylu, İBB yönelik iddialarını dile getirirken, lafını gergin olduğu Adalet Bakanı'na dokundurmayı da ihmal etmedi. Yani hani diyorlar ya, hiç tutuklu var mı, niye tutuklamıyorsunuz? Evet, tutuklamak mercisi ben değilim.

Ne var bunda diyebilirsiniz. Ancak Abdülhamid Gül ile Süleyman Soylu ikilisinin geçmişi buna benzer sataşmalarla dolu. Soylu bu tip operasyonlarda sorumluluğu sıklıkla Abdülhamit Gül'ün üzerine atıyor. Daha önce Boğaziçi direnişinde de Soylu'nun Abdülhamit Gül'e karşı benzer sataşmaları olmuştu. Biz yakalıyoruz da mahkemeler salıveriyor deyivermişti. Hatta hatırlanacak olursa Süleyman Soylu bundan bir ay kadar önce metruk binalarda uyuşturucu kullanıldığını, mahkeme kararları nedeniyle binaların yıkılamadığını söylemiş ve siyaset tarihimize geçecek şekilde şöyle devam etmişti.

Geçen gün vilayetlere gidiyorum, Diyarbakır'da dahil olmak üzere, Adana'da dahil olmak üzere, İstanbul'da dahil olmak üzere. Mutallarımız diyor ki şurada var, burada var. Efendim mahkeme kararı var, yıkamıyoruz. Ya arkadaş sen gece yık, mahkeme kararı bizim arkamızdan gelsin ya. Allah'ınızı severseniz yapmayın diyorum. Yani siz yıkın, mahkemeler arkasından gelir. Bu açıklamanın hemen ardından Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, gerilimi su yüzüne taşıyan şu açıklamayı yapmıştı.

Değerli arkadaşlar, bizim rehberimiz hukuktur, bizim rotamız hukuktur, bizim kılavuzumuz hukuktur. Biz yapalım, hukuk arkadan gelsin değil, hukuk önden yürüsün, biz ona göre kendimizi ayarlayalım anlayışıdır hukuk devleti. Tüm bunların yanı sıra Erdoğan'ın aylardır Süleyman Soylu ile aynı kareye girmediğini de aklımızda tutalım. Yani parti içindeki gözdelik durumundan uzun süredir eser yok. Popüleritesini kaybetmiş bir isim. 52 yaşında ama 18 yaşından bu yana siyasetin içinde. En iyi bildiği şey siyaseten hayatta kalabilmek. Yani bu haliyle düşündüğümüz zaman Süleyman Soylu karakterini

iktidarın topyekûn herhangi bir operasyonunun başını çekebilecek durumda değil Süleyman Soylu. Erdoğan'la gerilimli bir ilişkisi var ama arkasında MHP'nin olduğunu da biliyor. İmamoğlu'nu hedef aldığında hem partisi arkasında durmak zorunda kalıyor hem de popülaritesi artıyor Süleyman Soylu'nun. Bu yüzden İmamoğlu'na saldırmak Soylu için oldukça rasyonel hale geliyor. Geliyor da Soylu için iyi olan iktidar için iyi oluyor mu acaba? Toplumun büyük kesimine göre İmamoğlu bu saldırıyı püskürterek Cumhurbaşkanlığı kampanyasını başlatmış görünüyor.

Önümüzdeki günlerde İmamoğlu politik olarak daha görünür olacağı benziyor. Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte muhalefetin en popüler adaylarından biri son düzlüğe bakalım nasıl girecek beraber izleyeceğiz. 95. bölümünde böylece sonuna geldik. Trend Topiği Pod B Medya ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)