Podcast

93: Erdoğan Konuştu, Dolar Düştü, Ekonomi Tıkırında (mı?)

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

20 Aralık gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu, dolar kuru 18'den 12'ye geriledi. Trend Topic'in 93. bölümünde bu gerilemenin nedenine bakıyoruz. "Dövize endeksli mevduat" nedir? İşe yarayacak mı? Bir de konuğumuz var: Kerim Rota.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.439 kelime · ~17 dk okuma

20 Aralık'ta Türkiye tarihi bir gece yaşadı. Dün sosyal medyada görmüşsünüzdür yabancı finansçılar bile, uzmanlar bile ben böyle bir düşüş görmedim diye işte 30 yıldan fazla finansçıyım böyle bir düşüş görmedim diye ya gerçekten tarihi bir gece yaşandığını bu minvalde herkes kabul ediyor. Hilal Kaplan haklı. Konuştukça Türk lirasına değer kaybettiren Erdoğan bu kez öyle bir konuştu ki tam tersi oldu.

Türk lirası, kripto paraları kıskandıracak hızla yükselişe geçti. Dolar, 18 liradan 12 liraya kadar geriledi. Trendtopin 93. bölümünde doların düşmesine neden olan kur garantili mevduat hesabını konuşuyoruz. Bunun yanında bir konu daha var. Yeniden başlayan arka kapıdan döviz satışı. Bu son konu hakkında ekonomist Kerim Rota ile konuştuk. Hazırsanız başlayalım.

Tarih 20 Aralık. Akşam saatleri. Piyasalar kapanmış. Kabine toplantısı bitmiş. Gözler son zamanlarda sıkça ekonomiyi ele alan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a kilitlenmiş. Televizyon kanalları dakikalardır Erdoğan'ın boş kürsüsünü ve mikrofonları gösteriyor. Beklenti Erdoğan'ın konuşmasıyla birlikte

Transkriptin tamamını oku

18 liraya kadar çıkmış doların yeniden yükseleşmeye yönünde insanlar kilitlenmişler televizyonların karşısında konuşmayı bekliyorlar. İşte bu atmosferde Erdoğan kürsünün arkasına geçiyor ve sıkıcı bir girizgahın ardından piyasaların nabzını hızlandıran şu açıklamayı yapıyor. kurdaki yükselişten kaynaklanan kaygılarını gidermek isteyen vatandaşlarımıza yeni bir finansal alternatif sunuyoruz. Dövizin muhtemel getirisine Türk lirası varlıklarda kalarak ulaşılabilmesini sağlayacak bu yeni araç şöyle işleyecektir. İnsanlarımızın bankadaki Türk lirası varlığının mevduat kazancı kur artışından yüksekse bu getiriyi elde edecek. Ama kur getirisi mevduat kazancının üstünde kalırsa aradaki fark doğrudan vatandaşımıza ödenecek. Üstelik bu kazanç stopaj vergisinden de muaf tutulacak. Ayrıca Türk lirası varlıklarının yeni bir döviz talebi oluşturmayacak şekilde değerlendirilmesini temin edecek araçları devreye alacağız. Dolayısıyla bundan sonra hiçbir vatandaşımızın

Kur daha yüksek olacak diye mevduatını Türk lirasından dövize geçirmesine ihtiyaç kalmayacak. Kur getirisi mevduat kazancının üzerinde kalırsa, aradaki fark doğrudan vatandaşımıza dönecek. İnsanlar birbirlerine bu soruyu sorup durdular. Ne demek bu? Henüz daha bunu anlamaya fırsatımız olmamıştı ki dolar kuru sert çekildi. Hem de baya sert şekilde düşmeye başladı. Erdoğan konuşmaya başladığında 18 TL civarında olan dolar kuru, konuşmanın ardından 1 saat içinde 13 TL civarına kadar düştü. Belli ki çok önemli bir açıklama yapılmıştı, anlamayanların kendi kabahatiydi.

Yani demek ki herkes anlamıştı da bir bu konuşmayı dinleyenler anlamamıştı. Bir şeyler açıklanmıştı yani. Bir şeyler açıklanmıştı ama anlaşılan o ki açıklanan şey dolar düştüğüne göre kötü bir şey olmasa gerekti. Çünkü iyi bir şey açıklanmıştı ki belli ki 18 liradan 13 liraya düştü.

Ertesi gün Malatya Şile pazarında bir grup esnafın halay çektiği anlar sosyal medyada viral oldu. Erdoğan deyim yerinde ise onu takip edenlere bir peygamber mucizesi göstermiş oldu. Tek bir konuşmayla sosyal medya yıkıldı, eş zamanlı hashtag çalışmaları başladı, reis haklı çıktılar, yanındayız reisler, tek bir getirenler, yaradana şükredenler vs. vs. Aslında mesele ekonomik olmaktan ziyade uzun zamandır morallerin bozuk olduğu iktidar cephesinin moralinin düzelmesiydi.

TV'lerde boy gösteren iktidara yakın yorumcuların neşesi adeta görülmeye değerdi. TV programlarındaki tırnak içinde seviye de gerçekten arşa değiyordu. Kimse olan bitenden haberdar değildi ama işte dedim ya dolar düşmüştü ya bütün oyunlar bozulmuştu. Habertürk'te Kübra Parın sunduğu açık ve net programında iktidara yakın Türkiye gazetesinin yazarı Cem Küçük Bir de sürekli Cem Küçük ile programa çıkan Ersan Şen'in tartışmasına Cem Küçük'ün oh çekmeleri damga vurdu.

Önemli olan bunun kalıcı olması. Önemli olan ülkenin vatandaşın üstüne yük gelmemesi. Faiz mobileri üzülüyor. Gönül sahipliği. Kardeşim bugün bankaların uyguladığı ticari faiz kredisi yüzde 29-30 olmuş. Sen ne konuşuyorsun? Ocakta bekle öyle bir şey yok. O da uydurma. O da uydurma. Ne demek uydurma ya? Konya'dan gönderen yanlış bilgi gibi yani.

Ülke tam bir sirk gösterisinin içinde gibiydi. Biz tren topikte tam da bu gibi durumlarda gösterinin dışında kalmaya, salim kafayla ne olup bittiğini anlamaya çalışıyoruz. Sahi ne oldu? Olan şu, yeni bir finansal enstrüman üretildi. Bu zamana kadar paranızı ya TL ya da yabancı para cinsinden mevduatlarda tutabiliyordunuz. Artık yeni bir mevduat seçeneğiniz var. Kur garantili mevduat hesabı. Buna göre paranızı dövizde tutuyorsanız, dövizinizi satıp kur garantili TL cinsinden mevduat hesabına geçebilirsiniz. Böyle bir durumda devlet size bir garanti veriyor. Diyor ki,

Eğer kurdaki artış senin faiz gelirinden yüksek olursa aradaki farkı ben sana ödeyeceğim. Garanti veriyorum. Mesela basitleştirelim. 100 liralık vadeli mevduat hesabınızın %15'lik faiz geliri var. 100 liraya %15'lik faiz geliriniz var. Vade sonunda yani 115 liranız olacak. Fakat bu vade boyunca dolar kuru %40 değer kazandı varsayalım ki. Dolarda dursaydınız 115 lira değil 140 liranız olacaktı yani.

Devlet böyle bir durumda size diyor ki 115 lira yerine 140 liranız olacaktı o zaman 25 liralık farkı ben sana ödüyorum sen yeter ki TL'de dur. Yani diyor ki satın dolarınızı kaybetseniz bile ben sizin kaybınızı telafi edeceğim. Nereden telafi edecek? Merkez Bankası kaynaklarından telafi edeceğini daha sonra öğrendik. Bilkent Üniversitesi İktisat Anabilim Dalı Başkanı Prof. Refet Gür Kaynak olan biteni kendi YouTube hesabında şöyle anlatıyor.

Dolar düşerse lira faizini elde ediyorum. Dolar çıkarsa çıktığı kadar getiri elde ediyorum. Bu fena bir şeye benzemiyor. Daha önemlisi başka insanların da bu aklına yatabilir. Onlar da dolarlarını satarlar ve liraya dönerlerse eğer o zaman dolar düşecek. Onun için de hani bu çok beklemeden dolar düşmene bu işi yapmak benim için daha iyi bir an önce yapayım. Herkes böyle düşünüyorsa dolar gür gür düşmeye başlıyor. Hani ne bileyim işte gece vakti kamu bankalar falan da böyle Türkiye piyasaları kapalı iken dolar satıp bunu aşağı doğru itiyorlarsa

O hissi kuvvetlenenleri biliyorlar. Yapıyorlar mıdır bilmiyoruz. Ama nihayetinde biz eğer bu politikanın bir işe yarayabileceğini, dolayısıyla döviz kurunun artışını durduracağını, hatta azaltacağını düşünürsek, o zaman bir an önce dövizi satıp liraya dönmek makul bir şey haline geliyor. Bunu yaptığınız zaman da kuru zaten düşürmüş, lirayı kuvvetlendirmiş oluyorsunuz. Politika kendi kendini gerçekleştirmiş. İyi bir denge ortaya çıkmış oluyor. Bu haliyle

Döviz kurunun neden aşağı yönüne hareket ettiğini anlamış olduk. Bir anons etkisi olduğu söyleniyor. Aslında devlet beklentileri yönetmiş oldu. Baktı ki dövizinizi satın, döviz düşecek deyince kimse inanmıyor. Çünkü iktidarı olan güven neredeyse sıfırlanmış durumda.

İktidar sözlü yönlendirme aracını kaybetmiş durumda. O halde büyük bir risk alarak satın dövizinizi, zararınızı ben karşılayacağım diyor. Evet güven bunalımı devleti büyük bir yükümlülüğün altına sokmuş durumda. Şimdi herkesin aklına gelen soru şu. Oldu ya döviz kuru yükselmeye devam etti. Ne olacak? Refet Hoca alınan riski şöyle anlatıyor.

Şunu anlıyoruz, şöyle bir endişe, makul bir endişe. Ya bir dakika, biz eğer bu iş patlar abi deyip dövize hücum edersek eğer ve döviz yukarı doğru uçar giderse, daha yeni oldu, gördük böyle olduğunu. O zaman bu hazineye inanılmaz bir yük bindirecek. Çünkü farz etkiye demi ikiye katlandı, daha yeni oldu bu, ve mevduat faizindeki yüzde yirmi kur ikiye katlandı, yüzde yüz. Aradaki yüzde sekseni, mevduatın yüzde sekseni kadar bir kaynağı hazine o mevduatı oraya koyan insanlara aktarmak zorunda. Hazine bunu nereden çıkartacak? Bu hazineyi batırır.

Dolayısıyla her hazine batmadan önce Merkez Bankası'na yaslanır, Merkez Bankası'ndan o kaynağı çıkartmaya çalışır. Merkez Bankası'na böyle bir lira çıktığı zaman o kuru uçurur. Demek ki ben eğer kurun uçmasını bekleyip buraya doğru gidersem, hazinenin davranışının kendisi kuru uçuracak ve dolayısıyla benim beklentim gerçekleşmiş olacak. Tabi Refet Hoca bunları 21 Aralık gününün ilk saatlerinde YouTube kanalında söyledi. Yani bu yeni enstrümana ilişkin elinde çok az bilgi vardı. 21 Aralık günün 2. yarısında detaylar netleşmeye başladı. Dövizden kur garantili TL'ye geçenlerin fark ödemelerini Merkez Bankası'nın yapmasına karar verildi.

Merkez Bankası piyasaya zaten para pompalaması enflasyon yaratıcı döviz kuru üzerinde risk yaratıcı bir faktör. Tam da bu konuyu Merkez Bankası eski baş ekonomisti Hakan Kara Twitter hesabından şöyle yorumladı. Dövizden döviz korumalı mevduata geçen hesaplarda kur farkının Merkez Bankası'ndan karşılanması kur arttıkça doğrudan para basmak anlamına geliyor. Yangın çıktığında otomatik benzin döken sistem kurmak gibi bir şey demiş Hakan Kara. Yangın çıktığında otomatik benzin döken sistem kurmak gibi bir şey. Gerçekten de kur arttıkça Merkez Bankası piyasaya daha fazla para pompalamış olacak ve yangına benzin dökecek. Dolayısıyla sistemin güvendiği yegane dayanak dolar kurunun artmaması. Artarsa kelemenin tam anlamıyla yandık. Şimdilik dolar kuru 12,5 lira bandına oturmuş duruyor. Söylenen o ki dolarda Erdoğan'a duyulan güvenden kaynaklı düşmüş. En azından kampanya bu şekilde. Sabah gazetesi yazarı Hilal Kaplan dolar kurundaki düşüşü A Haber'de katıldığı programda bakın nasıl anlatıyor.

Cumhurbaşkanımızın konuşması sonrası dün 1 milyar dolar bozduruldu. Açıklanmıştı. Bugün de İş Bankası Genel Müdürü 1.75 milyar dolar bozdurulduğunu söyledi. Ve burada tabii ki hesaba katılmayan şeylerden birisi. İktisat tabii işte matematik formülleri üzerinden çok somut ilerleyen bir bilim ama güven faktörü. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a halkın duyduğu güven faktörünü bu denkleme koyunca o denklem baştan yazılmış oldu.

Hilal Kaplan iddialı. Peki kurdaki bu düşüşün tek sebebi gerçekten Erdoğan'ın sözüne güven miydi acaba? Yani tek bir açıklamayla piyasalar kapalıyken 18 liradan 12 liraya kadar düşmesinin altında acaba başka bir sebep yok muydu? 22 Aralık çarşamba günü ekonomist Uğur Gürses T24'te öyle bir habere imza attı ki 20 ve 21 Aralık'ta doların sert düşüşü netlik kazandı.

Tanıdık bir yöntem devreye girmişti. Şöyle diyor Gürses. Anons etkisiyle kurların düştüğünü düşünen bazı döviz yatırımcılarının ellerindeki dövizi satmaya çalışmaları gayet normal. Ancak kuru gerileten bu anons etkisi miydi? Yoksa buna eşlik eden gaz verici, kamusal, organize satışlar mıydı?

Bunların nihai izlerini verilerde aramak gerekiyordu. Nitekim ilk akan verilerden biri olan Merkez Bankası'nın analitik bilançosu bize bu verileri ve ipuçlarını sunuyor. Bankanın verileri Merkez Bankası'nın pazartesi günü 3.5 milyar dolar, salı günü de 3.4 milyar dolar sattığını gösteriyor. Özeti şu.

18 TL'den 12-13 TL'ye düşürmek için 7 milyar dolar satılırken, propaganda kanallarında da kamusal döviz satışları hiç söylenmeden tek başına vatandaşın sattığı anlatılmış oldu. Yanlış duymadınız. Çarşamba akşamı Uğur Gürses'ten öğrendiğimize göre pazartesi ve salı günü piyasaya toplamda 7 milyar dolar. Bir diğer finans uzmanı Harun Bürümçekçi'nin hesabına göre ise 5.5 milyar dolar satılmıştı. Bu Erdoğan'ın açıklamasından sonra Erdoğan'ın açıklamasının gücünü arttırmak için, siyasi gücünü arttırmak için yapılmıştı. Kamu kaynakları bu yüzden devreye sokuldu.

Satışlar tıpkı 128 milyar doları eritme yöntemine benziyordu. Merkez Bankası ile kamu bankaları arasında bir düzenek ile piyasa üstü kapalı biçimde fonlanıyor. Böylece piyasa manipüle ediliyordu. Yani manipüle diyoruz buna, manipülasyon diyoruz. Çünkü bu üstü kapalı işlem hel legal değildi. Yani Merkez Bankası'nın böyle bir aracı yoktu.

Hem de bu işlemle herkesin dolar sattığına ilişkin bir algı oluşturuluyordu. Ardından da siyasi manipülatörler. Siyasi manipülatörler deyince daha çok aslında yorumcular veya siyasi isimler. Sadece Erdoğan'ın açıklamalarıyla doların düştüğü izlenimini veriyorlar. Böylece kamu kaynaklarıyla siyasi propaganda yapılmış oluyordu. Milyarlarca dolarlık kamu kaynağı bir siyasi partinin propagandası için kullanılıyordu. Dolayısıyla Uğur Gürses'in T24'teki yazısının önemli bir haber değeri var.

Konuyu eski bir hazineci ve şimdilerde Gelecek Partisi'nin ekonomi işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı olan Kerim Rota'yla konuştuk. Rota konunun uzmanı bir isim. Bir diğer özelliği ise 128 milyar dolarlık rezervin erimesiyle sonuçlanan süreci ilk fark eden isimlerden biri olması. Kendisi rezerv tartışması dahi hiç gündeme değilken henüz 2 Kasım 2019'da paraanaliz.com sitesinde

John Ahmet'in devre daim makinası döviz piyasasında başlıklı bir yazı kalemi almış ve düzeneyi teşhir etmişti. Biz oradan öğrenmiştik. Siyaset kurumu bu konuyu ta 2020'nin sonuna doğru keşfetmişti. 128 milyar dolar nerede sloganıyla. Ama bu konuyu Kerim Hoca 2 Kasım 2019'da zaten bir kesim insana ilgilesine duyurmuştu. Lafı çok uzatmadan sizleri Kerim Notoyla bu konu hakkında yaptığımız söyleşiye bırakalım.

Şimdi hocam, Uğur Gürses'in yazısından öğrendik, 20 ve 21 Aralık tarihlerinde 7 milyar dolar satıldığını. Bu 7 milyar dolarlık satışın önceki doğrudan müdahalelerden ne farkı var? Çünkü 128 milyar dolarlık bir geçmişimiz de var, böyle bir gündem de var, o yüzden soruyorum. O zaman çok teşekkürler. Öncelikle bu son iki günlük satışın benim için de bir sürpriz olduğunu ben en baştan söyleyeyim.

Çünkü bu 128 milyar meselesine çok kafa yormuş biriyim. Ta 2019'un Mart ayından bu yana. Doğal olarak da o zaman bu veriler aylık açıklanırdı. Naci Abay dönümde haftalığa döndü. Özellikle Merkez Bankası'nın enerjik plançosundan bunları çıkartmaya çalışırdık. Ne kadarlık döviz satıldığını. Ama ben böyle 3-4 aydır takip etmeyi bile bırakmıştım. Çünkü böyle bir kapı arkası yönteme dönülmeyeceğini tahmin ediyordum. Ve bu konuda bir ders alındığını düşünüyordum.

Nitekim de yapılan müdahalelerde resmi müdahale dediğimiz, yani kapı arkası olmayan, Merkez Bankası'nın normal kanallarından da beş tane müdahale yapılmıştı geçtiğimiz haftalarda. Onları da ertesi gün öğrenmek çok zor olmuyordu miktarlarını. Benim için çok büyük sürpriz oldu. Yani böyle bir kapı arkası yönteme dönmek, Merkez Bankası'nın veya ekonomi yönetiminin bu işi bir psikolojik savaş olarak artık algıladığını, gördüğünü bana hissettiriyor.

Pazartesi akşamki açıklamadan sonra neredeyse 18'lerden 11'lere kadar bir düşüş oldu biliyorsunuz. Sonra 12,5 gibi bir yerde dengelendi. Ben bu düşüşü üç nedene bağlıyorum. Bir tanesi ortaya konan bu mevduat ürününün çok doğal olarak bireylerin döviz riskini veya dövizden kaybetme endişesini, Türk lirasından kaybetme endişesini kamunun üstüne yıkması. Yani bunu şöyle anlayabiliriz. Aslında AK Parti'ye, ekonomi yönetimine güven yok.

bunu da anlayıp ya biz aradan çekiliyoruz. Size devletten bir çek yazalım. Bize güvenmiyorsanız böyle devlete güvenirsiniz herhalde şeklinde okudum ben bunu. Eee bunun etkili olması kaçınılmaz. Yani karşınızda Türkiye Cumhuriyeti var ve zararlarınızı tazmin edeceğini söylüyor. Geç alırsınız falan ama bankacık sisteminin içinde olduğu için geç de almazsınız. Bu etki yaratır. Bu ilk yani düşüşün buradan kaynaklandığını, ilk etkisinin bu olduğunu düşünüyorum. Yani aslında söz konusu finansal esturman döviz

mevduatlarını gevşetecek bir enstrüman aslında. Bunu kabul etmek lazım. Tabii. Yani özellikle döviz mevduatlarından daha çok Türk lirasında kaldım, aman param pul oluyor diyenlerin endişesini giderecek bir ürün. Ama henüz öyle bir ürün yok şu anda yani an itibariyle. Yok hesaplar açılmaya başlandı. Yeni başlandı ama yani. Başlanmadan önce zaten 6 lira düşmüştü ya o yüzden diyorum yani. Gece mi? İşin psikolojik boyutu derken bunu söylüyorum zaten yani.

Realize olmadan o psikolojiyle zaten bir anons etkisiyle zaten bu gerçekleşti. Ve ciddi anlamda bu ürün aslında Eyvah Türk Lirası'nda kaldığım param pul oldu endişesini ortadan kaldırıyor. Döviz bozup bu ürüne girer misiniz? O ayrı konu. Onun içinde başka sürtünmeler var. Ama bu da belli bir koruma sağlıyor. Onu aklımızda olsa tartışırız.

Bu düşüşün ikinci nedeni tabi ki bu kapı arkası müdahale. Yani bunu yeni algıladık ama ben o gün o kadar büyük bir satış olduğuna inanın farkında değilim pazartesi akşamı. Dün bunu duymuştuk ama salı çarşamba hızlanmış belli ki. Bugün de bir satış olma ihtimali yüksek. Sevgili Uğur'un rakamları tahmin ediyorum pazartesi ve salı içeriyor. Evet 20-21 Ağustos.

Evet ve dolayısıyla bu da ikinci büdü. Ama bence yine bunun kadar önemli bir etki. Biliyorsunuz cumartesi hafta sonu Nurettin Nevati'nin banka genel müdürleriyle bir toplantısı oldu. Oradaki anekdotlardan bir tanesi kredi faizlerinin 30'a çıkacağı ve kredi faizlerinde çok ciddi bir artırım yapılacağı orada kendisine ifade ediliyor. Ve hiçbir tepki verilmiyor buna.

Ve pazartesi günü kredi faizleri birçok bankada %28-30 bandına yükseltildi. Mevduat faizleri de 19-20 bandına yükseltildi. Bugün elinde biraz anlamlı bir parası olan müşteriler Türk lirası mevduatlarına %20 alabiliyorlar. Yani özellikle son 3-4 haftada bu faizle mücadele eden ekonomi yönetiminde yorulup Merkez Bankası dışındaki faizlerin yükseltilmesine yol verdiği gibi de okunabilir. Pazartesi ben bunu duydum da acaba dövizdeki düşüş niye henüz gerçekleşmedi? Ama demek ki böyle bir psikolojik etkide bekleniyormuş arkasından. O yüzden hem faizlerin yükselmesi hem döviz satışının olması hem de böyle bir ürünün ilk ağızdan Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılıp arkasına bir devlet garantisi konması

Bence bütün bu hikayeyi biraz tamamlıyor. Ben bu devlet garantisini biraz 2000 yılında Gülen Tecevit'in finansal piyasada bir çalkantı olduğunda çıkıp bütün mevduatlara devlet garantisi vardır demesine biraz benzetiyorum. Aslında yasal olarak o garanti hiçbir zaman verilmedi. Kağıda dökülmedi ama o anki sorunu çözdü. Hocam şeyden sonra, Uğur Gürses'in yazısından sonra bir üst düzey yetkili, adını vermek istemeyen bir üst düzey yetkili Reuters'a konuyu yalanlıyor. Fakat Uğur Gürses de anladığım kadarıyla iddialı rakamlarında. Sizin bilginiz nedir konuya ilişkin? İnceleme fırsatı buldunuz mu? Ben de evet evet baktım. Sevgili Fuat, rakamları koymuş zaten Twitter'da atk1881 diye dinleyicilerimiz takip edebilir. Çok yararlı bir hesap. Merkez Bankası'nın dış varlıkları 119 milyar dolardan 115 milyar dolara düşüyor. 4 milyar raporda bir düşüş var. Toplam yükümlülükleri de 118'den 120'ye çıkıyor. Nette döviz pozisyonu.

58'den 65'e çıkıyor, 7 milyar dolarlık. Ben Uğur Gürses'e de kısıtlı kalmadım, onunla da konuştum. Sonra Sevgi Haluk Gülümcekçi'yle de konuştum. O da 5,5 milyar dolar teyit ediyor. Haluk Gülümcekçi'nin rakamları biraz daha doğru olabilir. O çünkü depoya kayan kısımlar falan bunları da annelizinde yapıyor. O da 5,5 milyar dolarlık bir fark görüyor. Royce'sa bunu yalanlayan yetkili keşke kendi ismiyle bir çıksa da bu uzmanlarla bir tartışabilse.

Evet, Türkiye çok daha büyük bir krizden şimdilik kurtuldu. Ama görünen o ki şimdilik kurtuldu. 19 Aralık ile 21 Aralık tarihleri arasında Türkiye ekonomisinin yapısında herhangi bir değişiklik olmadı. Ülke risk birimi 22 Aralık itibariyle hala bakın 600'ün üzerinde seyrediyor. 600. Yani uluslararası piyasalar Türkiye'de hala bir finansal krizi fiyatlıyor.

Bundan sonra dolar kurundaki yukarı yönlü hareketler de çok daha yıkıcı olacak. Daha önce söylediğim sebeplerden kaynaklı. Üstelik anlaşıldığı üzere piyasanın doğal seyrinde bir döviz satışı gerçekleşmiyor. Tartışmaların bir boyutu bu. Yani ortada aslında ciddi bir kamusal operasyon var. Tartışmaların bir başka boyutu ise bu uygulamayla gelir dağılımının sert şekilde bozulduğu yönünde.

Neden? İki şekilde. İlki, bu uygulama birilerine önceden haber verildi mi? Herkesin aklında bu soru var. Haber verildiğine ilişkin bazı ipuçlarımız var elimizde. Mesela henüz 15 Aralık'ta yani operasyondan 5 gün önce Deva Partisi Başkanı Ali Babacan adeta 5 gün sonra açıklanacak paketi biliyor gibi konuşuyor. Bakın 15 Aralık'ta Ali Babacan ne diyor? Değerli arkadaşlar bakın dün bir de haberlere yansıdı. Ne yapacaklarmış? Dövize endeksli iç piyasa için tahvil çıkaracaklarmış. Biliyorsunuz bakın zaten vatandaşlarımız bazen ellerindeki üç kuruşluk para erimesin diye döviz alabiliyor. Çünkü Türk lirasına güvenin yerlerde süründüğü bir dönemdeyiz. Dolayısıyla banka hesaplarında döviz cinsinden birikim yani mevduat şu anda tarihi yüksek bir seviyede.

2001-2002 krizinde bile bankalardaki döviz mevduatı bu kadar yüksek olmamıştı. Oran olarak. Yani Türk lirası ve döviz mevduatının oranına bakıyoruz. 2001-2002 krizinde bile bu rakamları görmemişti. Şu anda yaklaşık yüzde 65. Yani bankalarda vatandaşımızın yüz lirası varsa bunun tam 65 lirası döviz cinsinden tutulan mevduat.

Bu, paramıza güvenin ne kadar azaldığının herhalde en önemli göstergelerinden birisi. Kendi vatandaşımız, kendi paramıza artık güvenmiyor. Haklı olarak. Hükümette çözüm bulmuş, dövize endeksi tahvil. Yani diyecek ki, sen döviz alma, bu tahvili al, tahvili dövize göre değerlendireceğiz, sonra sana ödeyeceğiz.

Yani Merkez Bankası'nı döviz borcuna batırdıkları yetmiyormuş gibi bir de bu ülkenin hazinesini kendi vatandaşına dövize endeksli bir şekilde borçlandırmaya başlıyorlar. Biz bunu sıfırlamıştık. Bakın bizden önceki dönemde o 90'larda bunu yapıyorlardı. Yani hazine iç piyasa için dövize endeksli veya döviz cinsinden borçlanma yapıyordu. Biz bunu kaldırdık, eski borçları ödedik, sıfırladık.

Sıfırlıktan sonra bir daha asla böyle bir şey yapmadık. Şimdi o eski döneme yeniden sürüklüyorlar ülkeyi. Ya bir ülkenin hazinesi, milli hazinesi, kendi vatandaşına borçlanırken başka bir ülkenin para birimiyle borçlanır mı? Hani millilik, hani yerlik? Belli ki Baba Can paketin istihbaratını almıştı. Belki bütün detaylara hakim değildi ama biliyordu.

Peki başka kimler biliyordu? Kimler 20 Aralık'ta Erdoğan konuşmaya başlayınca dolarlarını 18 TL'den sattılar ve servetlerine servet kattılar? Ya da bu kişiler Merkez Bankası'nın rezervlerinin eritebileceğini biliyorlar mıydı? Yani Merkez Bankası'nın arka kapıdan dolar satacağını biliyorlar mıydı?

Bu sorular belirsizliğini koruyor. Aslında hükümetin alacağı kararların önceden bir takım kişilere haber verildiği sır değil. Mesela gazeteci Deniz Zeyrek 18 Aralık'ta Fox TV'de yayınlanan orta sayfa programında ben faiz kararlarını biliyordum dedi. Ben çok açık söyleyeceğim bunu sonuçta beyefendi gibi davranıp şey yapmadım ama Ankara'da Nurettin Nebati göreve geldiğinde hatta Kavcaoğlu göreve geldiğinde temel hedefin faizi %19'dan %14'e düşürmek olduğunu duydum. Kulaklarımla duydum. Yani Kavcaoğlu göreve geldi, belli bir takvim içinde o faizi %14'e indirecekti. Bu biliniyordu. Kendisi mi hedefliyor bunu? Hayır, hayır. Cumhurbaşkanı göreve getirirken hedef buydu yani. %14'e çekilecekti. Hatta Kasım ayında, hatırlarsanız Ekim'de galiba 200 bas puan. orjinalinde 1-2-2 diye formül ediliyormuş. formülasyon 1-2-2 idi ama bu kasım ayındaki toplantı öncesinde döviz kuruları aşırı reaksiyon gösterince 1-1 böldüler. inanabiliyor musunuz? yani faiz kararı para politikası kurulu toplantılarında alınmıyor.

Deniz Zeyre'nin söyledikleri doğruysa para politikası kurul toplantısı büyük bir gösteriden ibaret. Aslında zaten kararlar alınmış. Peki siz bunu önceden bilseniz dolar almaz mısınız? Politika faizinin 19'dan 14'e çekileceğini önceden bilseniz buna göre yatırım yapmaz mısınız? Yani şaibeli biçimde bir kısım milyarder servetine servet katmış olabilir. İkinci olarak uygulamanın gelir dağılımını bozan bir diğer etkisi ise sistemik.

Demin saydığım gelir dağını bozan etki şaibeliydi. Gayrimeşru, gayri hukuki, kanunsuz bir etkiydi. Bu ise kanuni. Hiçbir kanunsuz durum yok. Sistem arızalı. Yani hiçbir şaibi olmasa dahi sistem çok küçük bir azınlığı zengin ediyor. BDDK verilerine göre bankalardaki mevduatların %72'si sadece 367 bin kişinin elinde.

Bu kişiler toplam hesap sayısının sadece binde ikisini oluşturuyor. Yani binde ikilik bir azınlık hesapların, hesapların içindeki paranın %72'sini elinde tutuyor. Milyarlarca lirayı bulma ihtimali olan bir kamu garantisi de söz konusu bu binde ikilik azınlığa veriliyor aslında. Bu ise adalet duygumuzu zedeleyen bir diğer önemli sorun. Zaten tartışmaların göbeğinde olan sorunlardan bir tanesi de bu çok zengin dostlu bir uygulama söz konusu kur garantili TL mevduatı uygulaması.

Neyse ki dolar kuru yükselmiyor. Şimdilik. Ancak ekonomi denince bizim vatandaşın aklına dolar geliyor. Dolar düşüyorsa ekonomi tıkırında diyor bizim vatandaş. Biz de öyle bitirelim. Ekonomi tıkırında. Trend Topiği Pod B medyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle.

ekonomi tıkırında kriz var kriz var bunalım var ekonomi tıkırında ekonomi tıkırında işverenim zor durumda işçi barına basar revan mı bu efendim bunalım bundan dolar ekonomi tıkırında ekonomi tıkırında kriz var kriz var bunalım var

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)