Podcast

92: Dış Politikada Yol Arayışı: Katar-BAE-Türkiye Üçgeni

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Katar’dan sonra Birleşik Arap Emirlikleri de Türkiye’yle gerçekleştirdiği anlaşmalarla gündemde. Yıllardır azılı düşman ilan edilen Emirlik, birkaç hafta içinde müttefik haline geliverdi. Ozan Gündoğdu, gelişmelerin arkaplanına eğiliyor.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.740 kelime · ~14 dk okuma

Türkiye derin bir ekonomik darboğazdan geçerken bir yandan da dış politikada keskin virajlara giriyor. Ancak keskin virajlara yüksek hızla girildiğinde ne oluyorsa Türkiye'de de o oluyor. Bugün, Cumhuriyet tarihinin dış politikadaki en hızlı U dönüşünü, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye ilişkilerini inceleyeceğiz. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Birleşik Arap Emirlikleri son dönemde Türkiye ile imzaladığı 10 anlaşma ile gündemde. Görüşmeler sonunda Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye'de yatırım için bu 10 anlaşma karşılığında 10 milyar dolarlık bir fon ayırdığını açıkladı. Ancak henüz para gelmiş değil. Görüşmeler ve AKP'nin dış politikadaki 180 derecelik bu hamlesi muhalefet tarafından da eleştiriye tutuldu. Birleşik Arap Emirliklerinin veliahtı mı? Veliahtı resmi. Neyse işte geldi. Havalağında karşılandı. Kırmızı halılar, turkuaz halılar sergilendi. İstiklal marşlar okundu. Ya düne kadar bu adamlara şerefsiz diyordunuz. Ne oldu birden bire? Ne oldu ya?

Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti 15 Temmuz darbe gelişimini finanse edenler, parayı verenler, imkanı sağlayanlar, onları koruyanları Erdoğan'ın ise katıldığı Cumhurbaşkanı Özel Programı'nda BAE ile, yani Birleşik Arap Emirlikleri ile yakınlaşma sorusuna ve Kılıçdavul'un eleştirisine şöyle cevap veriyor Erdoğan. Tarihi bir adım. 11 milyar dolarlık bir ön anlaşma yapıldı. Ve bu arada tabii atılmış yine adımlar var. Ve yaptığımız ikili görüşmede de inşallah yani Şubat ayı gibi nasip olursa benim bir iade-i ziyaretim olacak. Ama bu arada da gerek Dışişleri Bakanı'm, gerekse İstihbarat Başkanı'm, onların bir ziyaretleri olacak.

Transkriptin tamamını oku

Tabi bu ziyaretlerle birlikte de bizim Birleşik Arap Emirlikleri ile olan süreç inşâAllah çok daha farklı bir konuma erişmiş olacak. Yani biz dargın küskün olduğumuz zaman ondan kendilerine sermaye çıkarmaya çalışıyor bu CHP. Dargın küskün değil de Birleşik adımları beraber attığımız zamanda da bakıyorsun Niye bunlar barıştılar ya deyip, oradan kendilerine sermaye çıkarmaya çalışıyor. Çatlasanız da, patlasanız da. Biz hepsiyle de münasebetlerimizi çok daha iyi bir konuma inşâAllah getireceğiz. Aslında Kılıçdaroğlu haksız sayılmaz. Gerçekten çok değil. Birkaç ay öncesine kadar Birleşik Arap Emirlikleri iktidar kanadında çok sert iddialarla birlikte anılıyordu. Yani bu bölgede kim kaos yaratıyor deseniz hiç tereddütsüz Abu Dhabi'yi söyleriz. Evet. Yani bize ara ara böyle açık açık saldırmaya kalkıyorlar. En son uyardık hadlerini aşmamaları konusunda.

Ama bu bir gerçek ki, Libya'yı da karıştıran bunlar, Yemen'i de mahveden bunlar, insanlar açlıktan ölüyor Yemen'den. Kadınlar, çocuklar, başka ülkelerin ve bizim gönderdiğimiz yardımları da engelliyorlar. Birleşik Arap Emirlikleri'nin bizim için önemi şudur. Birleşik Arap Emirlikleri 15 Temmuz'u Amerika ile beraber fail ediyor. Net. Biz bunu nasıl değerlendiriyoruz? İçişleri Bakanlığı olarak biz oradaki 15 Temmuz'un faillerinden bir tanesi olan Dahlan hakkında kırmızı kate göründük.

15 Temmuz'un failini kendi ülkelerinde tutuyorlar. Ortakları da Birleşik Arap Emirlikleri. 15 Temmuz'u biz yapmadık, onların talimatıyla oldu. Amerikan Büyükelçileri'yle görüşmen meselesi. Çok yakın zamanda Türkiye'nin İçişleri ve Dışişleri Bakanları Birleşik Arap Emirlikleri hakkında bunları söylüyor. Birleşik Arap Emirlikleri 15 Temmuz'un fali oluyor, hainlerin sığındığı liman oluyor, Fethullahçıların en büyük destekçisi oluyor, zalimin yanında, mağdurun tepesinde oluyor. Böyle bir ülke Türkiye için Birleşik Arap Emirlikleri.

Üstelik gerilim tek taraflı da değil. Yani sadece Türkiye'den Birleşik Arap Emirliklerine dönük bir politik saldırganlık da yok. Karşılığında Birleşik Arap Emirliklerinden de Türkiye'ye dönük bir politik saldırganlık var. 16 Aralık 2017'de Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah Bin Zayed öyle bir tweeti retweetledi ki Türkiye'nin en hassas damarına bastı. Bin Zayed'in paylaştığı tweette şunlar yazıyordu.

1916 yılında Türk Fahri Paşa'nın Medine Tülmünevvere halkının hakkına girdiğini ve onların mallarını çaldığını, onları kaçırdığını Şam'dan İstanbul'a seferberlik ilan ederek Medine'deki el yazması eserleri çaldığını biliyor muydunuz? İşte Erdoğan'ın ecdadının Müslüman Araplarla ilişkisi buydu. Baya sert bir tweet atmış. Birleşik Arap Emirlikle Dışişleri Bakanı'nın bu yersiz tweetine de Erdoğan şöyle cevap vermişti. Medine korumasını yaparken, Fahrettin Paşa, ey bize bühtanda bulunan zavallı,

Senin ceddin neredeydi? Ta İstanbul'dan kalkıp Medine müdafası için oraya gelen Fahrettin Paşa niçin geldi? O mukaddes toprakları orayı işgal etmek için gelenlere karşı korumak üzere geldi. Peki senin ecdadın neredeydi? Kardeşlerim, Fahrettin Paşa'nın 2 yıl 7 ay süreyle müdafaa ettiği Medine'de yaptığı işler, gösterdiği kararlı duruş ve son ana kadar sergilediği direniş gerçekten takdire şayandır. Utanmadan, sıkılmadan, Erdoğan'ın ecdadının Mukaddes emanetleri Oradan çalarak İstanbul'a getirdiğini Söyleyecek kadar hezeyan içerisinde olan bu zavallılar Bunun adı bir çalmak değil Tam aksine Oraları istilaya gelen İşgale gelenlerden Onları korumaktır Ne adına? Şehit olmak adına

Aradan pek zaman geçmedi, bir anda iki ülke arasında yeniden barış rüzgarları esiverdi. Aslında Körfez coğrafyası ya da geniş anlamda Orta Doğu bu tip bir dalgın bir barışık dış politikaya alışkın. Arap coğrafyasında ülkeler bir savaşır bir barışırlar. Onlar alışkın böyle bir duruma. Onlar alışkın olmasına alışkın da bu gelgitli durum bizim dünyaya ağır geliyor.

Her ülkenin bir dış politika kültürü bulunuyor. İran'ından, Rusya'sına, İngiltere'sinden, ABD'sine kadar her kadim devlet dış politik manevralarını bu kültüre dayandırıyor. Türkiye'nin de cumhuriyetten bu yana yüzünü batıya dönmüş, yurtta sulh, cihanda suhh ifadesini ilke edinen bir dış politik kültürü bulunuyor. Bu ilke sayesinde Türkiye dış politikada her zaman sertleşmez ancak sertleştiği zaman da ciddiye alınan bir ülke idi. Bu bağlamda tarihsel örneklerde mevcut çok sayıda örnek vermek mümkün ancak en çarpıcı olanını şöyle düşündüm. Mesela dönemin kara kuvvetleri komutanı Atilla Ateş'in Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde yani Suriye sınırında 1997'de de yaptığı şu açıklama PKK lideri Öcalan'ın

Suriye'den sınır dışı edilmesine neden olmuştu. Artık bu konuda iyi ilişkiler konusunda göstereceği gayretin sonuna gelmiştir. Çünkü sabrımız tükenmek üzeredir. Bunu komşularımızın çok iyi anlaması lazım.

Özellikle Suriye'nin çok iyi anlaması lazım. Evet, Türkiye nadiren sabrımız taşmıştır ifadesini kullanır ancak kullandığında da etkili olurdu. Fakat 2010'lu yıllarla beraber Türkiye'nin takip ettiği bu diplomatik hat çözüldü. Özellikle de 2011 yılında Arap dünyasını kasıp kaburan demokrasi talebiyle işler baya değişti. Taak yoldan dinleyelim.

2011 yılındaki Arap baharı, bizi demokrasiye, insan haklarına zorlayan eleştirilere tahammül etmemizi isteyen geniş bir eleştiri özgürlüğü isteyen Avrupa Birliği'ne katlanmak zorunda mıyız? Biz Orta Doğu'ya, İslam dünyasına oynayabiliriz, düşüncesi doğdu. Bunun da kanıtını söyleyeceğim. Peki nasıl oldu, nasıl aldı o mesajı ki? Bunun da kanıtını söyleyeceğim. Sayın Erdoğan'ın 2012 Eylül veya İkim ayında

Kahir Üniversitesi'nde yaptığı konuşma. Ne dedi? 100 yıllık mahkumiyet sona eriyor. Sınırlar kalkıyor.

Bizim başkalarından öğreneceğimiz hiçbir şey yoktur. Hepsi bizim medeniyetimizde vardır. Arap Bağrı ile beraber Türkiye ve Erdoğan için alternatif bir dış politika olasılığı doğmuştu. Türkiye bu dönemde Arap Bağrı sürecindeki en organize örgüt olan Müslüman kardeşleri veya bir başka adıyla İhvan-ı Müslimin veya kısaca İhvan'ı açıkça destekledi.

Gelişmelerden en önemlisi Mısır'da Hüsnü Mübarek'in devrilmesi ve yerine İhvan'ın önde gelen isimlerinden Muhammed Mursi'nin geçmesi oldu. Artık Mısır'ı İhvan yönetiyordu. Mursi döneminde Türkiye ile Mısır arasında oldukça sıcak ilişkiler testedildi. Erdoğan bu dönemde Mısır'a gidiyor ve havalimanında İhvan tarafından coşkuyla karşılanıyordu. Ama durumu herkes tarafından coşkuyla karşılanmadı.

Hem Mısır'daki Müslüman kardeşler yani ihvan yönetimi hem de Arap Baharı, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tehdit olarak algılandı. Çünkü bu iki körfez ülkesi, Arap coğrafyasının Müslüman kimliğini tahkim etme iddiasında olan iki ülke. Arap coğrafyasında devasa finansman gücüyle Vehhabi İslamcılığı temsil eden Suudlar ve emirlik, Müslüman kardeşlerin bu yükselişine razı olmadı. Her ne kadar yıllar yıllı Müslüman kardeşleri koruyup kollamış olsalar da iktidarda olan kardeşler yani ihvan Suudlar ve emirliğin işine gelmiyordu. İktidarda istemediler yani.

Müslüman Kardeşler yönetimi de Tahrir Meydanı'ndaki gösterilere dayanamadı ve 3 Temmuz 2013'te Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el-Sisi liderliğindeki bir darbeyle devrildi. Mısır'ın yeni lideri artık Sisi'ydi. Sisi'nin en önemli destekçileri ise Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri oldu. Ve tabii ki Amerika Birleşik Devletleri. Fakat AKP bu konuda manevra yapmakta zorlandı.

Arap coğrafyasında Müslüman kardeşlerin gücünü fazlasıyla büyüttü. Direndi. Müslüman kardeşlere kucak açtı. Onların Rabia işaretini benimsedi hatırlarsınız. Örgüt üyeleri Türkiye'ye çağrıldı. Mısır'ın Türkiye'deki büyükelçisi Abdurrahman Selahattin ülkesine geri gönderildi. Tüm diplomatik ilişkiler askıya alındı. Yine Müslüman kardeşler tarafından yönetilen Somali ile ilişkiler sıkılaştırıldı.

Suudlar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile gerilim, Müslüman Kardeşler Örgütü için arttırıldı, Somaliya Asgari üst kuruldu ve bunların hepsi ihvan için yapıldı. Bakın, bu haliyle Mısır'ın Türkiye'deki son büyük elçisi Abdurrahman Selahattin, 31 Ağustos 2020'de KRT TV'de Tülin Daloğlu'nun sunduğu gündeme özel programına şu çarpıcı açıklamayı yaptı. Koskoca Türkiye, Artık sadece bir grup gangster olan Müslüman kardeşlerle özdeş görülüyor. Türkiye, bölgedeki diğer Arap ülkelerle olan ilişkilerini nasıl oldu da sadece Müslüman kardeşler seviyesine indirgedi. Oysa ki Türkiye, bölgedeki önemli müttefikleriyle olan iş birliğini, örneğin Mısır,

Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Müslüman kardeşlere olan desteği için kaybetmeyi göze alıyor. Türkiye nasıl oldu da Arap coğrafyası ile olan ilişkisine Müslüman kardeşlere indirgedi? İşte güzel soru bu. Mısır'ın son büyükelçisi de bunu soruyor. Türkiye nasıl oldu da Arap coğrafyası ile olan ilişkisine Müslüman kardeşlere indirgedi? AKP bu örgütle kurduğu ilişkiyi bir fırsat olarak gördü. Az değil, birçok ülkede etkin bir örgütten bahsediyoruz. Filistin'de Hamas mesela.

Tunus'ta Ganuşi liderliğindeki elnahta hareketi, keza Somali hükümeti bu Müslüman Kardeşler Hareketi tarafından yönlendiriliyor. AKP örgütün yenileceğini düşünmedi bile. Halbuki bu örgüt, 1920'li yıllarda Hasan el-Benna tarafından kurulmuş, yıllarca iktidar yüzü görmemiş, modern siyasal İslam'ı benimseyen yaygın bir örgütten başka bir şey değildi. Finansman kaynağı da körfez coğrafyasıydı, yani Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar.

İşte Müslüman kardeşlerin merkezinde olduğu bu gerilim Türkiye'yle Katar'ı bir tarafa, Suudi Arabistan'la Birleşik Arap Emirlikleri'ni diğer tarafa itti. Suudlar ve emirlik Katar'a yönelik bir ablukaya girişti. Yani Katar aslında küçük bir coğrafya, Suudlar ve emirlikle karşılaştırıldığı zaman Ve bu iki ülke Katar'a büyük bir ambargoya girişti. Bu abluka aynı zamanda Katar'ı askeri olarak da tehdit etti. Türkiye ise Katar'a askeri yardımda bulundu. Askeri yardımı hatta biraz daha büyüttü. Türkiye'nin an itibariyle ülke dışındaki en büyük askeri üssü, Katar'ın başkenti Doha'da bulunuyor. Bu gerilimde Birleşik Arap Emirlikleri Türkiye karşısındaki konumunda ısrarcı oldu. Yani Birleşik Arap Emirlikleri de Türkiye ile gerilmek için ısrarcı pozisyondaydı. Türkiye'nin iddiasına göre 15 Temmuz darbe girişimini Birleşik Arap Emirlikleri destekledi, Sedat Peker'i misafir etti, korudu kolladı ve Peker neden Birleşik Arap Emirlikleri'nde olduğunu şöyle açıkladı. Lan böyle saçma şey olur mu?

Rusya'ya gidemem, Çeçenistan'a geçmişte yaptığım yardımlardan dolayı. Adamlar kimden? Rusya'nın etkisi alanındaki devletlere gidemiyor. Amerika olmaz, İsrail olmaz, Yunanistan olmaz, Kıbrıs'ın teslimi, Ermenistan. Ya da bana bir liste verin, biz şunlarla şu zaman düşman olacağız, şu zaman şunlarla barışacağız, ben yolculuk programlarım, buna göre ayarlayayım.

Şeref namus sözü. Bileğimi cihet koyuyorum. Sözüme sahip bir adamım. Biliyorsunuz. Düşmanlarım da bunu söyler. Bana resmi olarak bir yazı versinler. Yarın sabah buradan ayrılacağım. Sedat Peker videoları yapana kadar onunla ilgili hiçbir tahkikat yapmayacağız. Istediği ülkeye gidebilir oradan çıksın diye.

Özellikle Körfez veya Arap coğrafyasında kavgalı olmanın bedelleri geçmişte çokça yaşandı. Peker ne diyor? Ama uyandırdınız. Peker böylece Dubai'ye taşındı, yani Birleşik Arap Emirlikleri'ne. 2021'in Mayıs ayından itibaren yayınladığı videolar Türkiye'de on milyonlarca kişi tarafından izlendi. Türkiye'nin gündemine bu videolar bomba gibi düştü. İşte bu koşullar altında 2021'in sonuna geldik. bu yılın ikinci yarısı yıllardır süren husumetin yerini bahar havasına bırakmasına şahit oldu. İlk olarak Birleşik Arap Emirlikleri'nin derin adamı ve ulusal güvenlik danışmanı Şeyh Tahnun Bin Zayed 18 Ağustos 2021'de Türkiye'ye geldi ve bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'la görüştü. Bu Tahnun Bin Zayed önemli bir figür çünkü bayanın ulusal güvenlik danışmanı olmakla birlikte Royal Group adlı holdinginde sahibi. Bu Royal Group basit bir holding değil, milyarlarca dolarlık bir büyüklük ve altını çizelim, Birleşik Arap Emirlikleri'nin en büyük savunma sanayi şirketini de içinde barındırıyor.

Yani aslında bir yandan Türkiye, bir yandan da Birleşik Arap Emirlikleri savunma sanayi alanında bir iş birliği yapılabilir mi acaba diye bir görüşme içerisinde. Bu nedenle Tahnun'un Türkiye'de Katar'ın ortağı olduğu Tank Palet Fabrikası'na benzer yatırımları kovaladığı da spekülasyonlar arasında. Kulislerde de sıkça konuşuluyor bu konu. Aslında Körfez coğrafyasında Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki rekabet sır değil. Brookings enstitüsünden analist Ömer Taşpınar bu rekabeti medyaskopun transatlantik programında şöyle anlattı.

Konjonktür nasıl değişti? Temelde belki de Orta Doğu konusunda çok gözükmeyen fakat alttan ve derinden giden bir mesele var. O da Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki sorunlar. Suudi Arabistan normalde Birleşik Arap Emirlikleri ile beraber hareket eden bir ülke. Özellikle Veliat Prens Muhammed Bin Salman uzun zaman, ya bu da bir Veliat

Prensi Muhammed bin Zeyd'in etkisi altında gözüktü. Bu iki ülke Yemen'de beraber hareket ettiler. Katar konusunda beraber hareket ettiler. Müslüman kardeşler konusunda aynı endişelere sahiplerdi. Fakat son iki yılda Covid sonrası diyelim önce petrol fiyatları konusunda bir anlaşmazlık çıktı. Suudi Arabistan petrol fiyatlarının biraz daha düşük tutulmasını istiyor.

Fakat daha önemli mesele, Suudi Arabistan artık petrole bağımlı olmaktan çıkıp, birazcık Birleşik Arap Emirlikleri'nin kalkınma modeli olan hizmet sektörü, bankacılık, turizm alanlarına geçmek istiyor. Yani bu petrole bağımlılık, Suudi Arabistan ekonomisinin en ciddi yumuşak karnı, en ciddi zafiyet yeri. Dolayısıyla dış yatırım çekmek istiyor Suudi Arabistan. Özellikle bankacılık sektörüne ve Suudi Arabistan'a yatırım yapacak farklı sektörlere. Fakat bölgenin en büyük yatırımını çeken ülkesi şu ana kadar Dubai nedeniyle ve Abu Dhabi nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri oldu. Bu nedenle yatırımlar konusunda iki ülke arasında bir rekabet başladı. Sonra gümrük duvarları konusunda bir sorun yaşadı. Birleşik Arap Emirlikleri yavaş yavaş Abu Dabi'ye ve Dubai'ye şu mesajı verdi. Sizin oradaki şirketler Suudi Arabistan'la iş yapacaklarsa merkezlerini Dubai'den Suudi Arabistan'a çekmeleri gerekiyor.

serbest ticaret alanı oluşturacağımız yeni bir şehir kuruyoruz Dubai model olan. Suudi Arabistan'a gelmeleri gerekiyor bu büyük şirketlerin mesajını verdi. Dubai birden afalladı yani çünkü bütün dış yatırımlar Dubai'ye geliyor büyük şirketler Dubai'deydi. Bu yatırımlar üzerinden de bir kavga başladı. Sonra Katar meselesinde Suudi Arabistan

Yavaş yavaş Katar'la normalleşmeye karar verdi, düzeltmek istedi arayı. Buna Birleşik Arap Emirlikleri pek yanaşmadı. Yani bir sürü alanda, neden bunları anlatıyorum? Suudi Arabistan'da sorun yaşamaya başladı. Bunun üzerine Birleşik Arap Emirlikleri son bir yıldır

Bölgede ve uluslararası platformda daha geniş adımlar atmaya, daha önemli radikal adımlar atmaya başladı. Mesela İngiltere ile, Japonya ile, Endonezya ile serbest ticaret anlaşmaları, yeni yatırımlar yapmaya başladı. Yani Suudi Arabistan'a bağımlılıktan kurtulmak istiyor. Suudi Arabistan'la bir rekabet içinde ve Suudi Arabistan'a bağımlılıktan kurtulmak istiyor. Türkiye konusunda da

Türkiye'nin bir şekilde bölgedeki rolünü kabullenip, birazcık da geri adım atarak Türkiye'yle barışma konusunda sinyaller vermeye başladı. Ve Türkiye'ye de yatırım yapmak istiyor. Türkiye'nin Katar politikası üzerinde etkili olabilecek bazı adımlar atmak istiyor. Bunun bir de Katar boyutu var. Şöyle bir duyum aldım ben Abu Dhabi'deyken, Suudi Arabistan, Türkiye'yle masaya oturup Katar'la ilişkili

ve ara buluculuk yapmak istiyor. Ve burada Birleşik Arap Emirlikleri devreye girerek aslında Katar'la daha fazla normalleşme yaşamak istemediği için Suudi Arabistan'ın da önünü almak istiyor. Ve Türkiye'ye yatırım konusunda çok istekli gözüküyorlar. Türkiye'nin Suriye politikası, Türkiye'nin İsrail politikası üzerinde bazı değişiklikler yapmak istiyor Birleşik Arap Emirlikleri. Bütün bunlar bu ziyareti açıklıyor. Görüldüğü üzere Körfes son derece zor bir coğrafya.

Orada kurumlar, diplomatik gelenekler yok. Emirler, sultanlar ve arka kapı diplomasisi var. Ve AKP Türkiye'si bu tip bir diplomatik ilişkiyi çok seviyor. Hatırlarsınız geçmişte Trump'la da böyle bir arka kapı diplomasisi yürütmüştü AKP.

ABD ve Suudlarla gerilimi daha fazla taşıyamayan Birleşik Arap Emirlikleri artık normalleşmek istiyor. Bu nedenle Katarlı ve Suudi Arabistan'la görüşüyor. Bu kapsamda Türkiye ile de yakınlaşmak istiyor. Üstelik Birleşik Arap Emirlikleri'nde Türkiye'de olmayan önemli bir iki şey var. Yani masaya iki şeyi koyuyor. Sedat Peker ve para.

Tüm bunlar düşünüldüğünde Türkiye'nin de Birleşik Arap Emirlikleri ile yakınlaşması şaşılacak şey değil bu anlamda. Hatırlayalım. Mevlüt Çavuşoğlu'nun son Katar ziyaretinde Reuters muhabirinin sorusu salonda gerileme neden olmuştu. Hatta TRT canlı yayını terk etmişti o soru üzerine. Neydi o soru? Bu ziyaretlerin sebebi para diye sorulmuştu Çavuşoğlu'na ve Çavuşoğlu'ndan şöyle bir cevap gelmişti. Tamamen katılmadığımı da söylemek isterim. Çünkü çok karamsar bir tablo ııı çizdiniz. Öyle bir tablo çizdiniz ki Türkiye ekonomisi tamamen bitmiş, tükenmiş gibi. Bu doğru değil. Iıı göstergelere baktığınız zaman ekonomik göstergelere Türkiye ekonomisinin büyümesi dünyada ııı ilk sıralarda. O sadece OECD'de değil, dünyada ilk sıralarda ve uluslararası kuruluşlar da bu büyüme oranlarını güncellediler.

Diğer taraftan ihracata baktığımız zaman keza öyle. Üretim kapasitesine baktığımız zaman Türkiye'de bunun arttığını görüyoruz. Sizler de mutlaka görüyorsunuzdur. Burada sıkıntı ne? Kurdaki dalgalanma.

Türkiye'nin ekonomik krizi dünyanın gündeminde. Sıkıntı kurdaki dalgalanma diyor Çavuşoğlu. Gerçekten 17 Aralık itibariyle dolar kuru 17 liranın bile üzerine çıktı. Daha sonra merkezin müdahalesiyle 16,5 liraya kadar düşürüldü. Para büyük bir sorun oldukça AKP dış politikası Katar'a, Bae'ye ve Suudi Arabistan'a gidecek gibi duruyor.

Yani sürekli oralarla temas kuruyor. Ancak ortada zannedildiği gibi bir para girişi de yok. Yani böyle körfezden Türkiye'ye milyarlarca dolar akmıyor. Son olarak Katar'da yapılacak Dünya Kupası finallerinin güvenliğini de Türkiye 3250 Türk polisiyle üstlenmiş olacak. Onların? kolluk kuvvetleri hem bizim kolluk kuvvetleri ile ilgili eğitimlerimizi burada da orada da gerçekleştirdik. Gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Alnımızın akıyla hakikaten buradan çıkacağımız düşüncesindeyim. Şöyle bir tabir kullandım. Burada da söylemek isterim. Hani bir akrabanızın düğünü olur da gece yatmaz heyecanlanırsınız ya. Biz de Dünya Kupası'ndaki bu sorumlulukta Katar'ın bize emanet ettiği güvenlik konusunda sanki bizim bir düğünümüz var ve biz heyecanlıyız. Bunu başarıyla bitirme arzusu içerisindeyiz. Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri. Batı'yla köprüler neredeyse atıldıktan sonra Türkiye'nin en önemli müttefikleri Körfez ülkeleri olmuş gibi görünüyor.

Ancak bu coğrafya, bu bölümde de dinlediğiniz üzere işlerin 5 dakikada değişebildiği bir coğrafya. Bu bölümün de böylece sonuna geldik. Trendtopiyi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)