Podcast

91: Omicron Varyantı Türkiye'de

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Türkiye'de altı Omicron vakası tespit edildi. Yayılma hızını düşünürsek, muhtemelen çok daha fazlası var. Ama ya Türkiye buna hazır mı? Aşılar bizi koruyacak mı? Endişelenmeli miyiz?



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.208 kelime · ~16 dk okuma

Omikron varyantı var mıydı? Evet bizde var. Merak etmeyin. Şu ana kadar toplam altı vakamız tespit edildi. Biri İstanbul'da beşi İzmir'de olmak üzere.

Beklenen oldu ve koronavirüsün taze varyantı Omikron, Türkiye sınırlarında da görüldü. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 6 vakanın tespit edildiğini söylüyor ama, Omikron'un yayılma hızı, önceki varyantlarla karşılaştırıldığı zaman çok daha farklı. Biz de Trend Topik'in 91. bölümünde omikron varyantını konuşuyoruz. Nedir bu omikron? Nereden çıktı? Endişelenmeliyiz ve en çok merak edilen konu aşılar omikron varyantı için yeterli mi? Ben Ozan Gündoğdu. Bugün bir de konuğum olacak. Hazırsanız başlayalım.

Sağlık Bakanı Koca, Türkiye'de Omikron vakası tespit edildiğini 11 Aralık günü açıkladı. Ama Omikron adı verilen bu koronavirüs varyantı ilk olarak 23 Kasım'da Güney Afrika'da tespit edilmişti. 23 Kasım'dan 11 Aralık'a kadar geçen süre içinde hızlıca dünyaya yayılmaya başladı ve 11 Aralık'ta Türkiye'ye de geldi. o güne dek görülenden çok daha hızlı bir ivmeyle vakalar artıyordu. Zaten bu varyantı özel kılan, tedirgin eden de bu aşırı agresif hali. Vakalar o kadar hızlı artıyordu ki birkaç gün içinde delta varyantının, yani önceki koronavirüs varyantının yayılma hızına yetişiverdi. Yeni varyant bir hafta içinde Güney Afrika'da baskın hale geliverdi. Yani karşımızda şu ana dek en hızlı yayılan varyant var,

Transkriptin tamamını oku

Ve Türkiye'de tespit eden 6 vaka, çok daha fazlasının tespit edilebileceğinin de bir habercisi gibi. O halde varyantı biraz tanıyalım. Adı biraz ilginç. Omikron. Dünya Sağlık Örgütü tespit edilen varyantları isimlendirirken biliyorsunuz Yunan alfabesini takip ediyor. Daha önce de benzer isimlendirilmeler yapılmıştı. Mesela alfa varyantı, beta varyantı, delta varyantı gibi. Omikron da Yunan alfabesindeki harflerden biri. Ancak tek fark diğer varyantlarla arasındaki tek fark

isimlendirilirken kullanılan harfle ilgili değil. Omikron varyantı bugüne kadar gördüğümüz en fazla mutasyona sahip koronavirüs varyantı. Duyduğunuz bu konuşma Pfizer CEO'su Albert Bourla'nın Today kanalına verdiği röportajdan. Kötü haber şu Pfizer açısının etkinliği yeni varyant karşısında %25'e kadar gerilemiş durumda. İyi haber ise 3. doz ile Omicron'a karşı direnç tekrar arttırılabiliyor.

Yayılmaz da çok yüksek olan ve aşıların etkisinin henüz belirgin olmadığı bu varyantın Türkiye'de görülmesi üzerine... ...Gazi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Esin Şenol'la bir söyleşi gerçekleştirdik. Hocam ilk etapta omikron varyantıyla başlayalım. Omikron varyantının ilk vakaları Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın duyurduğu kadarıyla Türkiye'de de görülmeye başladı.

Endişe etmeli miyiz? Nedir omikron? Çünkü bu zamana kadar çeşitli varyantlar duymuştuk ama pek kulak asmamıştık. Oluyordu böyle şeyler. Hatta aşılar koruyucuydu ama omikron da öyle değil anladığımız kadarıyla. Biraz daha tedirgin ediyor bizi. İlk yorumunuz nedir sizin? Bizim tedirginlik seviyemiz ne olmalı? Korkmalı mıyız? Ben Esin Şenol. Öncelikle Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi enfeksiyon hastalıkları uzmanıyım.

Şöyle söyleyeyim, bütün dünya gibi biz de endişelenmeliyiz. Zaten endişe edici varyant adı da bu yüzden konuldu. Endişe edilsin, izlensin. Ve yeni bir dalgaya yol açma potansiyeli çok yüksek diye konuldu. Öyle olduğunu da görüyoruz zaten, izliyoruz. Şeye benziyor bu, hani biz nasıl 2020'nin ilk Ocak ayında Wuhan suçunun karşımıza çıktığını sandık ama sonradan iki ay öncesi var en azından, sessiz faza atlamışız dediysek

Bu kez radarımız var. Radarımıza takılan varyantları incelemeye alıp değişimlerine göre ve halk sağlığı üzerinde yarattıkları etkiye göre yani dalgayı yükseltip yükseltmediklerine bu eğilime göre endişe verici varyant olarak isimlendiriliyor. Bu endişe verici varyant olan beşinci varyantımız. Daha önce alfa, beta, delta ve gamma oldu. Beta Güney Afrika'da.

Gama ise Brezilya'da büyük dalga yaptı, büyük katastrofi yarattı ama dünyaya yayılmadı. Ama bu dünyaya zaten yayılmış. Artık şöyle, bulaşıcılığında artış olduğunu biliyoruz. Aşıdan ve doğal infeksiyondan kaçış olduğunu biliyoruz. Aralık ortası gibi pek çok ülkede büyük bir dalgaya yol açmakta olduğunu iyice belirgin hale getireceğini görüyoruz.

Bunun dışında hastalık şiddetinde artış var mı gibi ya da azalma var mı gibi bir sorumuz var. Bunu söylemek için çok erken ama bir varyant çok bulaşıcı hale gelmişse bir buçuk iki günde deltadan çok daha hızlı ve çok daha fazla bulaşıyorsa ve bugüne kadar orijinal virustan en fazla ayrışmış en fazla değişim gösteren ve kritik bölgelerinde değişim gösteren bir varyantsa Büyük bir nüfusu etkileyeceği için hastalığın buradaki hafifliğinden söz edilemez, duyarlı ve kırılgan nüfusları hem ağır hastalandırır hem de öldürür çünkü. Hocam bu kadar varyant niye yürüyor? Yani insanlarda şöyle bir ümitsizlik var. Sürekli varyant yürüyecekse biz öldük diyor herkes yani.

Bitmeyecek mi bu? Bu sorunuza cevap öldük diye düşünmeye devam etmenin ölümü kolaylaştırmaktan başka bir faydası yok. İnsan türü bugüne kadar başına gelen felaketlere gerçeği kabul edip doğru verileri ortaya koyup o günün koşulları her neyse yüzyıllar boyunca o şekilde baş etmiştir ve pek çok felaketten de çıkmayı başarmıştır. İroni olan şu felaket senaryosuyla mucize arasında gidip geliyoruz. Yani ya felaket var, ya bir gün öyle bir mucize olacak ki bir varyant hayatımıza yumuşacık bir giriş yapacak ve biz bir sabah güzel bir güne uyanacağız. Böyle bir şey mümkün değil. Bunu yanlış algı yönetimine bağlıyorum ben. Çünkü insanları oyalamaya çalışan yönetimler ve yöneticiler var. Niye oyalamaya çalışıyorlar? Katastrofiyle yüzleştirdikleri zaman

var olan yönetimsel süreçlerle ilgili erk ve otoriteyi kaybedeceklerinden korkuyorlar. Onların korkularıyla koordine ettikleri topluluklar da inkar ve hisleri arasında gidip gidip geliyor. Şimdi gerçekçi olan şu, biz Delta'dan itibaren, niye Delta'dan itibaren? Delta'dan önce iki tane varyant olmuştu. Orjinal Wuhan suçu ve Alfa adlı. Delta'dan itibaren, çünkü biz aşılamaya başlamamıza rağmen Delta gelişti,

çevreye uyumu ve hava yolunu kullanması çok ama çok başarılı bir virüstü. Neredeyse şöyle dedik, hava yolunu bugüne kadar kullanan en başarılı solunum yolu virüslerinden biri. Bu ne demek? Ben hangi ortama girdiğimde temiz hava paylaşmıyorsam başım dertte demek. Ve aşılanmış olmama rağmen başım bir miktar dertte ise bu virüsün artık hayatımızda kalıcı olacağını ve jenerasyonlar yani virüsün kendi jenerasyonlarını

seri bir şekilde üreteceğini gösterir. Bilim de bunu söyler. Virüsün çoğalması sırasındaki bulaşma etkisi bunu yaratıyor. Ve bu rastgelelik içindeki ritmi de biz öngörüyoruz. Burada virüsün bir kastı, bir amacı, bir planı falan yok. Sadece rastgele.

Bulaştıkça, bulaştığı insanların bir bölümü de virüsü fazlasıyla yaydıkça, ki bunlar arasında bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler var. Mesela Güney Afrika'da niye varyantlar çok çıkıyor? Üç sebebi var. Birisi aşılanmaları düşük. İkincisi, her koşulda ağır bir şekilde dip dibe, ağız ağıza çalıştırılıyorlar Güney Afrika'da insanlar.

Yani bulaşma zinciri çok yoğun, düşük aşılılar. Üçüncüsü, orada HIV infekte dediğimiz HC popülasyon çok fazla. Bu ne demek? Virüsü haftalar ve aylarca yayıyor demek. Yayıp da Esin'den Ahmet'e, Ahmet'ten Mehmet'e, Mehmet'ten Ali'ye bulaştıkça, O harfler, yani 30 bin harflik bir mektubu var bu virüsün, o harflerin bir bölümü birbirini buluyor. Önce kelimeler, kelimeler birbirini buluyor. Mektubun içindeki cümleler değişiyor. Olup biten bundan ibaret ve bunun olacağını 2020'nin Mart'ından itibaren insanlardaki bu ulaşma zincirini kırma hevesinin olmaması nedeniyle hep söylüyoruz. Çok çok çok fazla

gelişecek moleküler olarak bu virüs diye. Çünkü koronavirüs ailesi bize bunu zaten yüzyıldır da gösteriyor aslında. Anladım. Hocam peki şöyle bir problem var ama aşılamanın yaygınlığı bu anlamda anladığım kadarıyla varyantların oluşmasına yavaşlatıyor veya engel oluyor. Çünkü insanlar birbirlerine bulaştırdıkça bu varyantlar 30 bin harflik mektuptan ürüyor diyorsunuz. Evet. Önümüzde anladığım kadarıyla iki engel var. Birincisi

gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkelere aşı gitmiyor. Yani dünyanın evrensel sistemi bir biçimiyle böyle bir hata yapıyor ve Afrika'da aşı yok zaten. Yani bir şekilde önce kendimizi aşılayıp sonra orayı aşılayıp böyle bir sistem üretiyor. Bir de aşı karşıtları var. Yani bir de üzerine aşı olmayanlar var. Hal böyle olunca sizin söylediklerinize göre sürekli varyantlar ürecek ve eski aşılarda bir işe yaramayan bir sonuç çıkacak o mikronda gördüğümüz üzere.

Evrensel boyutta ilk etapta yapılması gereken nedir sizce? Bir, dünyada aşı paylaşımı ki şimdi Omikron varyantı nedeniyle üçüncü dozların hızlandırıldığı İngiltere neredeyse itfaiyesini, askeri gücünü falan kullanarak hızlı bir aşılamayı yapıyor. Çünkü üç doza ihtiyacımız var kuvvette. Ve aslında korktuğumuz şey bir, Omikron'un dalgası. İki, Omikron'un geçirdiği kritik değişimlere küçük iki değişim daha eklenirse başa dönmek.

bunu söyleyeyim. Bu nedenle bunu yapıyor ama yaparken söylediğiniz gibi koordine ve dağılımın iyi olduğu yani biz şunu söyleyeyim eğer aşıyı bulduktan sonraki altı ay içinde dünya nüfusunun yüzde kırkını aşılayabilseydik bunu koordine bir biçimde yürütüyor olabilseydik karşımıza omikron gelmeyecekti ve delta'yı da kontrol etmiş olacaktık. Yüzde yetmiş hastalığın belli bir kontrol edilebilir seviyeye geldiğinden bahsedebilecektik. Bütün bu aralıkları kaçırma nedenimiz koordinasyonun olmaması ve benim aslında müştereklerin trajedisi olarak bir ekoloğun makalesinden sürekli alıntılayarak kullandığım müşterek bir sorunu bireysel ve toplumsal olarak çözmeye çabaladıkça Herkes birbirinin aynı gibi davrandıkça ortak felaketin büyümesi olarak tanımladığım durum. Dolayısıyla olup biten bu. Toplumlar ve topluluklarda ise bilim karşıtlığı ve aşı karşıtlığı. Bu insanlarda ortak yaşama trajedisi dediğimiz trajediye vurgu yapıyorlar.

Biz nasıl bir müşterek toplumsal anlaşma sürdürdüğümüzü sanırken, topluluklarımızda ya da toplumlarımızda hiç de azımsanamayacak ölçüde hiç umursamayan, başkalarının ölümünü hiç umursamayan insanlar varmış. Mesela şöyle bir senaryo düşünün. Geliyor ve şu talepte bulunuyor. Diyor ki, aşıklanmış gibi göster beni. Benim buna cevabım, eline bir silahı al, vur. Hiç değilse kimi öldürdüğün belli olur.

Çünkü kimi öldürdüğünü bilmeksizin insanların ölümüne yol açıyorsun. Hocam birçok doktor da birçok hekim de kabul ediyor ama bu talebi. Evet, burası işte ortak yaşama trajedisi dediğimiz şey. Şimdi ümitsizlik konusuna gelince, bütün gerçekleri en başından itibaren önümde bir kristal küre olmamasına rağmen, Bütün bu hareketlerin sonu bizi ters köşe yapacak varyantlar diyen bir insan olarak ben ferah ve serinkanlıyım. Şöyle düşünüyorum. Bir, elimizde müthiş bir mucizevi buluş var. 150 yıllık bilimin taçlandırdığı bir buluş var, aşı. Evrim dediğiniz şey tek yönlü hiçbir zaman işlemez. Biz ona evrimsel silahsızlanma deriz aynı zamanda. El ele gidiyoruz biz virüsle. Bu ne demek? Benim bağışıklık sistemim de evriliyor. İki yıl önceki gibi değil. Benim nötralizan antikorlarım kırk katı azalmış olsun. İsterse kırk katı azalmış olsun. Ben bunu üçüncü dozda takviye edebiliyorum. Ve benim hücresel immünite dediğim ikinci basamak ama aslında şiddetli hastalığı engelleyen

ve uzun evrimli hafıza sağlayan, hücresel imünitemdeki, bu omikronun üzerindeki antijenlerin %80'ini tanıdığını biliyorum. Henüz %80'ini tanıyorum ben. Ne demek bu? Birlikte evriliyoruz.

Çin'de, Wuhan'da başladığı noktada değilim bağışıklık olarak. Ne bireysel, ne toplumsal olarak. Dolayısıyla çok zaman kaybettik. Bu bize çok şey kaybettiriyor. Demokrasi adına, ortak yaşamak tadı adına, ortak müştereklerin ortaklaşması adına çok şey kaybettiriyor. Çocuklarımın eğitimini kaybettiriyor vesaire. Bu aralıkları kaçırdık ve çok fazla insan öldü. Türkiye'de 400 bine yakın insan öldü.

Ve hiç ölmemesi gereken insanlar öldü. Yani eşlik eden bir hastalığı yok. Aşılamadaki gecikme, başlangıçtaki aşının yanlış seçilmesi, aşı stratejisi diye bir stratejinin yürütülmemesi, analizlerin yapılmaması ve Türkiye ekonomik ve uluslararası ilişkide tam anlamıyla bir köşeye sıkıştı. Çünkü ucuz işler yaparak bir şeyler kazanmanın peşine düştü. Brezilya'ya, Hindistan'a falan bakın yani pandemi sonrası ayrı bir katastrofiyle baş etmeye çalışacaklar. Ama yıllar ve yıllar içinde virüs ve biz bir yandan aynı anda evrilerek bu hastalığın kontrolü mümkün olacak. Ama virüs zayıflayarak falan olmayacak bu. Biz aşılandıkça, aşılama genişledikçe, biz bağışıklık kazandıkça,

bir bölümümüz ölmeyip atlattıkça, çünkü hangimizin ölüp hangimizin ölmeyeceğini hiçbirimiz bilemiyoruz. Rus ruleti oynamak gibi bir şey. Ve hayatlarımızın bu kesintiye uğramasının aslında mantıklı bir izahı yok. 2020 Kasım'ından beri çok hızlı yol alabilirdik. Elimizdeki yöntemi kullanamamış bir dünya nüfusu olarak tarihin arşivine geçtik. Bunu söyleyip, belki gülerek okuyacaklar 100 yıl sonra bütün bu yaptığımız saçmalıkları.

Ama ümitsizlik için hiçbir yer yok. Sadece alıştığımız şeylerle ilgili zihnimizi esnetmek ve olanı kabul ederek risk yönetimi yapmak zorundayız. Bu açıklıkla konuşulmadığı için savruluyor insanlar. Bu açıklıkla konuşalım. O mikronda hocam kötü ihtimal nedir an itibariyle?

Mesela 2020 Nisan'ına, Mayıs'ına dönmekten korkuyor insanlar. Tekrar kapanmalar vesaire, yoğun bakım üniteleri, keza acillerin dolduğu... Anladığım kadarıyla veriler de kötü gidiyor burada. Yoğun bakım servisleri ve aciller de... Tekrar kapasitenin zorlandığı bir durum söz konusu olacak mı? Bir buçuk sene önceye geri dönme ihtimalimiz var mı bu anlamda?

Bu omikron yüzünden olmayacak. Yanlış yönetmek yüzünden olacak. Yanlış yönetmek yüzünden olacak. Çok hızla üç doz aşıyı tamamlarsak ve iç ortamların güvenliğini sağlayacak olursak insanlarla doğru iletişim kurup bunun ciddiyetini anlatacak olursak kapanmanın cümlesi bile geçmemeli. Kapanmak bu devirde artık ben iki yılın sonunda

bir sürü test yöntemi, bir sürü koordine edebileceğim sistematiğim varken kapanmaya gidiyorsan bu şuna benziyor. Sen o kadar kötü bir cerrahsın ki yanlış ameliyat yaptın ve organı kaybettirdiğine benzer. Bu kabul edilebilir bir şey olmaz. Bu omikronun suçu da olmaz, onu söyleyeyim. Şimdi çok hızla bulaşan, solunum yoluyla bulaşan ve kısa sürede hızla iki katına iki katına çıkan bir varyant bağışık olan insanlara çarpıp

Onları daha hafif hastalandırırken bir yandan da çocuklar ve aşılanmamış gruplarda büyük bir katastrofiye yol açabilir tabii ki. Şöyle söyleyeyim, en hafif varyant olsun. Diyelim ki bu varyant bugüne kadar karşılaştığımız en az hastalandırıcı varyant olsun. Öyle bir şey yok da. Yüz binde bir ölüm olsa bir milyon kişi hastalandığında çıkabilecek rakamı düşünün. Ve bugüne kadar bu turları atlatmış insanlar olacak bunlar.

Tabii ki hastane sistemi tıkanabilir. Bizim virüse karşı el kazanmada iki yöntemimiz var. Şöyle bir denklemimiz var. Karşımıza çıkan tehdit durumunda etkin bulaşma hızı bu katastrofiye yol açmasın diye bir, virüsün bulaşmasını kesebilirsiniz. Kesmenin yolu makul kısıtlamalar ya da testleme ile insanları ayıklayarak insanları bulaştırmasının önüne geçmek. İki, bulaşmayı kesmek

çarpı bağışık insan sayısı eşittir bir altında olacak. Bağışık insan sayısını artırmak. Bunlardan hangisini yaparak birinin altına indirmeye çalışıyoruz? Ve başka ülkelerin yaptıklarına bakınız. Dolayısıyla yanlış gidiyor işler. Başa dönersek eğer bu salgının yönetimsel sorunu olur.

An itibariyle gözleminiz ne hocam? Yoğun bakım ve acillerde... ...an itibariyle bir artış olduğunu söylediniz geçenlerde sosyal medyada. O tedirgin edici boyutta mı sizce? Onun bir devam sorusu var ama tabii. 15 Arlıktıra videoyla. Öncelikle ben şunu söyleyeyim. Delta ile daha baş edemedik biz. Ve dünya nüfusunun delta dalgası içinde olan ve kalan bölümü... ...buna İngiltere vesaire de dahil, İngiltere, Almanya da dahil...

Onlar da ikili dolaşım olacağı öngörüsü var. Yani hem omikron başlayacak bir yandan, bir yandan delta olacak gibi bir öngörü var. Ve İngiltere'nin projeksiyonu aralık ortası gibi 100 bin vaka, yani 100 bin omikron vakasının olacağını bu hızla giderse öngörüyor. Ben bizdeki rakamlardan bir projeksiyon yapamıyorum. Biz de delta ile baş ediyoruz. Ama dün acil serviste oksijen tedavisiyle takip ederek yoğun bakıma aktarmayı başaramadığımız

Genç, erişkin ve aşısız bir nüfus vardı. Bu hafta tırmanan bir vaka trafiği görüyoruz. Delta'nın etkisi ya da Delta artı omikronun etkisi. Evet, işler sıkışma aşamasına bana sorarsanız geliyor. Hocam ben şey olarak, bir gazeteci olarak birçok veriye erişemiyorum. Bu normal mi siz?

Bütün dünyadaki bu verileri inceliyorsunuz. Halihazırda yoğun bakımdaki hastaların ne kadar aşısız veya vefat eden hastaların ne kadar aşısız, hasta olanların ne kadar aşısız, ne kadar aşılı. Bu verileri biz Türkiye'ye hiç ulaşamıyoruz. Dolayısıyla anladığım kadarıyla Türkiye'de artık baya aşı olan oldu, olmayan olmadı. Bu verili durumu kabul ediyoruz anladığım kadarıyla artık. Bundan sonra gelen tırnak içinde Allah'tandır. Yani yapacak bir şey yok bundan sonrasına gibi bir

Psikoloji içinde, toplumda bir buna katılıyor musunuz? Yani bir kampanya ya da aşılama devam ediyor mu? İkincisi, devam etmiyorsa bu neden devam etmiyor? Gözlediğim kadarıyla siyaset kurumu yalnız bıraktı sizleri. Yani özellikle COVID-19'un başından bu yana bir biçimiyle kamuoyunu bilgilendirmeye çalışan akademisyenler, bilim insanları bir anda aşı karşılarıyla baş başa kaldı.

Peki, ben bütün bu tespitlerinize katıldığımı söyleyerek şöyle ilerleyip, Türkiye'de bir aşılama stratejisinin ve kampanyasının olmadığını benim söylememe ya da yeniden teyit etmeme gerek yok. Hep birlikte görüyoruz ve yaşıyoruz zaten. Aşılama çok düştü. Bir doz aşısını almayan ciddi bir nüfus var. İlk yapılmış olan iki dozun Sinovac'ın omikron ve delta varyantlarında çalışmama ihtimalini yüksek olasılıkla çalışmadığını da söylersek,

yüksek bir duyarlı grup var ve o duyarlı grupla baş başa kalan aşılanmamış ve bulaştırma potansiyeli olan kişilerle ilgili de hiçbir regulasyon kapalı mekanların güvenliğine dönük kapalı mekan işletenlere dönük de hiçbir regulasyon olmadığını görürseniz ortalıkta bırakılmış bir salgın var. Ortalıkta bırakılmış Bir salgın izliyorsunuz. Bunu benim bir bilim insanı olarak söylememe gerek yok. Zaten basının ve kamunun tespit ettiği bir şey. Ben söyleyince arşive geçmiyor bu. Hep beraber söylemeliyiz bunu. Ben burada bir bilim insanı olarak sadece nelerin yapılmasının doğru olduğunu arşive geçirmeye çalışıyorum.

Özet olarak şunu söyleyebilirim. Hastanede hasta bakmaya ittiren bizi bir sistem var. Siz işiniz tek işiniz var. Başınızdan hasta yağdıkça hasta alacaksınız diyen bir sistem var. Hem başımıza hasta yağıyor sıklıkla buna maruz kalıyoruz. Hem iş hastalığı olan bir hastalıkla maddi ve manevi güvencesiz olarak baş başa kalıyoruz.

Burada bizim etik ahlaki sorumluluklarımız dışında bizi sistemde tutan hiçbir şey yok. Çünkü çok cüzdi ücretlerle çalıştırıldığımız için sokağa çıkmanın, istifa etmenin bizler için aslında hiçbir riski ve sakıncası yok. Tek mesele burada etik ahlaki hekim olmamızın getirdiği sorumluluktur ve toplumsal sorumluluktur. Bu ülkeye karşı borcumuz ve sorumluluğumuz ve insanlığa karşı borcumuz ve sorumluluğumuz diye düşündüğümüz süreçtir.

Ben bir cümleyle şunu söyleyeyim, bilim ve aşı karşıklığı kazanmıştır bu ülkede. Hekimlerin sadece anladığım kadarıyla şimdi hekim göçleri tartışılıyor, 15 Arlık'ta Türk Tabipleri Birliği'nin bir grevi olacak. Sadece ekonomik talepler yok anladığım kadarıyla. Siz bir yandan da gün içerisinde bilim karşıtları ve aşı karşıtları da artık baş başa kalmış görünüyorsunuz. Bu hekimleri zorluyor mu genel olarak? Tabii yani sadece şey değil, fiziksel tehdit, psikolojik şiddet ve bunlar bir politik gücü olan insanlar ve maaşlı troll ordularıyla sosyal medyayı yöneten insanlar ve sosyal medyayı bir rant alanı olarak kullanan insanlar. Ben ise vizit aralarında koridorlarda bilimsel paylaşım yapabiliyorum sosyal medyadan. Benim gücüm bundan ibaret. Dolayısıyla büyük bir bilgi kirliliğinin olduğu bir okyanusun ortasında

Ben şişenin içine bir mesaj sıkıştırıp sizlerin okumasını istiyorum onun. Dolayısıyla evet yalnız bırakılıyoruz. Evet güçsüz bırakılıyoruz. Evet hatta elimiz kolumuz bağlanıyor. Evet hatta şuna çok büyük ölçüde içerliyoruz. Yapabileceğimiz şeyler çoktu. Söylediğimiz şeyler bu salgının katastrofisini yatıştırabilecek şeylerdi. Keşke bu kadar itmeseydiniz bizi.

Çünkü derdimiz pandemiden hep beraber çıkmaktı. Bütün bunların niye olduğunu anlamakta güçlük çekiyor insan. Elbette bir politik güç kullanma arzusu olduğunu karşı tarafın görüyorsunuz. Ama bizim derdimiz o değil. Bizim derdimiz sağ salim bu fırtınayı atlatmak. Bizim üzerimizde bu sistem bu kadar ağır bir basıç ve şiddet uyguluyorsa tabii ki bir cümleyle

bu sistem de değişsin diyeceğiz ve bu bakımdan da politik bir görüşümüz tabii ki olacak ve dillendireceğiz. Çünkü salgına neden olan şeyleri de salgının iyi yönetilmemesinin gerekçelerini de anlayacak zeka ve analitik yeteneğimiz var. Üstelik üzerimizde tepinen hekimler olarak ağır bir sistem var. Biz çalışırken bizi ayağımızdan bağlayan, elimizi bağlayan bir sistem var. Ama bütün bunlara rağmen şuradaki iyi niyetimiz bilinsin ki

hep beraber bu fırtınayı atlatmaya çalışıyoruz. An itibariyle yeni bir hata, yeni bir dalgayı karşılayacak sağlık çalışanlarına motivasyon kaldı mı hocam? Yani sağlık çalışanları çok mutsuz, benim gözlenmediğim kadarıyla. Bu mutsuzlukla yeni bir dalgaya giriyor Türkiye. O motivasyonsuzluk, o mutsuzluk halini nasıl özetlersiniz? İkincisi, bu mutsuzluk hali nedeni nedir daha doğrusu?

Çok yorgunuz. Fiziksel olarak, maddi olarak, psikolojik olarak çok yorgunuz. Ama sağlık çalışanları, özellikle Türkiye'de hekimlik çok arzu edilerek, çok büyük çabayla girilen ve yol boyu yani yeni açılan ve kötü bir sistemin içine atılan tıp fakültelerinden bahsetmiyorum ama köklü tıp fakülteleri ve bu ülkedeki köklü sağlık geleneği nedeniyle dayanıklı diyelim, rezil diyelim. Yani bir azmi ve bir yılmazlığı var diyelim. Kolay kolay kırılmayacak ama eee yeni jenerasyonu, hekimlik isteyen jenerasyonu, hekimliği Türkiye'de icra etmek isteyen jenerasyonu kaybederek pandeminin

Kollateral hasarı olarak göreceğiz bunu. Ben buna kusursuz fırtına diyorum. Sadece şu anda hasar yaratmıyor. Bundan sonrası için de büyük bir hasar yaratıyor. Teşekkür ederim hocam. Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Sağ olun. Hiçbir şey. Yani hiçbir şey. Ne salgın

ne de sağlıkçıdan ümidinizi kesmeniz için yeterli değil şu anda kesmeyin. Yani sadece burada büyük bir mücadelemiz var ekimler olarak. Bu mücadelede lütfen yanımızda durun. Hep beraber bu fırtınadan çıkmak ve bu ülkedeki bu çok katmanlı ve büyük bir bölümü eşit ve adil sağlık hizmetine erişemeyen Ve olmadık hastalıklardan ölecek ya da sakat kalacak insanlar için çabamız, lütfen yanımızda durunuz. Sağlık herkesin eşit eriştiği bir temel insan hakkıdır ve bizim çabamız da bundan yanadır.

Esin Hoca son sözlerinde çok haklı. Sağlık çalışanları gerçekten de psikolojik bir eşikten geçiyorlar. Biz de Trend Topik ekibi olarak her birine sabır ve kuvvet diliyoruz. Trend Topik'i POBBİ Medya ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)