
2.213 kelime · ~11 dk okuma
Merhaba, Trend Topik'in 87. bölümüne hoş geldiniz. Alışkın olduğunuz sesle karşılaşmadığınızı farkındayım. Ben Ozan Gündoğdu. Bundan sonra Trend Topik'te beraber olacağız. 86 bölüm boyunca Trend Topik'i bu seviyeye getiren başarılı gazeteci Nevşin Mengü, zaman sorunu yaşadığı için programa devam edemiyor.
Kendisine sizlere selam var. Gerçekten bunca zamandır Tren Topik gündemi en iyi analiz eden içeriklerden biri olmayı başarabilmişti. Ben de kendisine bir kez de buradan teşekkür etmek isterim. O zaman çok vakit kaybetmeyelim. Tren Topik'in 87. bölümünde konumuz tahmin edersiniz ki ekonomi.
Ne diyorlar? İnsanı böyle adeta çıldırtacaklar. Enflasyon düşerse faizi düşüreceklermiş. Bu anlayış anlayış değil. Bu yanlış bir mantık. Doğru bir mantık değil. Çünkü enflasyon sebep faiz netice değildir. Faiz sebep enflasyon neticedir. Bunu öğrenmeleri lazım.
2021'in sonlarında olduğumuzu varsayarsak bu konuşma yaklaşık 7 yıl önce yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Ocak 2015'te Girişimci İş Adamları Vakfı'nın ödül töreninde ilk kez faiz sebep enflasyon neticedir dedi. Aksini iddia edenlere de insanı adeta çıldırtacaklar diye yükseldi. Erdoğan bu konuşmayı yaptığında Merkez Bankası'nın politika faizi %7.75, dolar kuru ise 2.42 liraydı. Aslında makul rakamlar. Faiz neden enflasyon neticedir fikrinin mucide de Erdoğan'ın olmadığını düşünüyoruz. Kimdir bunun mucidi? Damadı Berat Albayrak. Nereden biliyoruz?
Çünkü Erdoğan'ın az önce duyduğunuz konuşmayı yapmasından yaklaşık 1 yıl önce Berat Albayrak'ın Sabah gazetesindeki köşesinde tam da bu konu ele alınıyor. Oradan biliyoruz. Yazının yayınlandığı tarih 24 Şubat 2014. Başlık ''Koru başladı'' Berat Albayrak yazısında Merkez Bankası'na ithafen bağımsızlık güzel de yumurta küfesini ne yapacağız peki diye soruyor. Yani Merkez Bankası bağımsızlığını bir miktar eleştiriyor. Yumurta küfesinin iktidarda olduğunu, Merkez Bankası'nın rahat davrandığını söylüyor. Ardından sözlerine şöyle devam ediyor.
Ben fiyat istikrarına bakarım, enflasyona bakarım, gerisi beni ilgilendirmez dersek peki hedefler tutmayınca ne yapacağız? Enflasyon sonuçtur, sebep değil. Buradan söylüyorum, bu gelişmeler ışığında 2014'te de enflasyon hedefi tutmayacak. Ne diyor?
Enflasyon sonuçtur, sebep değil. İşte bu ifade son 7 yıla damgasını vurmuş durumda. İşte böylece nur topu gibi de bir teorimiz oluyor. Dünyada buna benzer bir iktisat makalesi yok ama bu teoriyi bizde tam 4 merkez bankası başkanlığı koltuğundan ediyor.
Sırasıyla o isimleri bir analım. Erdem Başçı, Murat Çetinkaya, Murat Uysal ve son olarak Naci Abal koltuğunu bırakmak zorunda kaldı. Son başkan Şahapkavcıoğlu şimdilik koltuğunu koruyor ama akıbeti belirsiz. 7 yılın sonunda dolar kuru %400 değer kazanmış durumda.
Bu konuşma tabi sadece bir kere yapılmıyor. Erdoğan bu konuşmayı, benzer konuşmaları sayısız kez tekrar etti bu son 7 yıl boyunca. Zaten yine bu kur şokunun ardından yeniden faiz sebep enflasyon neticedir bunu öğreneceksiniz dedi. Ve faizler enflasyon düşmeden aşağı düşürüldükçe enflasyon tırmandı. Enflasyon tırmandıkça TL değer kaybetti, döviz kurları yükseldi.
Ve sadece Merkez Bankası başkanları gitmedi, koltuğunu kaybetmedi bu dönemde. Bu inat, faizin enflasyonun nedeni olduğu tezinde ısrar, iktidar cephesinde neredeyse ekonomist kalmamasına yol açtı. Mehmet Şimşek gitti mesela. Ali Babacan gitti. Naci Abal gitti. Sadece Lütfü Elvan kaldı ama Lütfü Elvan'ın da bu teze katılmadığı biliniyor ve öte yandan Lütfü Elvan'la Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında da
Soğuk rüzgarlar esiyor. Bakan Elvan'ın 16 Kasım'da Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi'nde yaptığı şu konuşma Merkez Bankası bağımsızlığını vurguluyor fakat Erdoğan'ın öfkesini çekiyordu. Her bir kök nedene karşı uygulanacak politika seti de farklılaşmak durumunda. Dolayısıyla her bir kurumun kendi görev alanı kapsamında üzerine düşeni yerine getirmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.
Biz Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak enflasyonla da mücadele kararlılığımızı çok net bir biçimde gösteriyoruz. Lütfü Elvan'ın kamuya açık biçimde yaptığı son konuşma da bu oldu. Bu konuşmanın ardından deyim yerindeyse yer yarıldı, Lütfü Elvan içine girdi. Bu konuşmadan sadece bir gün sonra 17 Kasım 2021'de AKP'nin grup toplantısı var. Gözler Erdoğan'da. Erdoğan'ın hedefinde ise Lütfü Elvan var. Birazdan dinleyeceğiniz konuşmayı salondaki herkes alkışladı. Sadece Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan alkışlamadı. Hala kalkıp da
Bu yolda Bu mücadelede Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan Faizi savunanlar Kusura bakmasınlar Bu yolda ben Faizi savunanla beraber Olamam Olmam Bunu bir defa bileceğiz Evet, bu alkış sesleri için de Lütfü Elvan'ın ellerinden bir ses çıkmıyor. O günden bu yana Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan herhangi bir açıklama yapmış değil. Ama Bakan Elvan'ın akıbeti tartışmaların tam da göbeğinde bulunuyor. İstifa ettiği söyleniyor veya görevden affını istediği söyleniyor. Ama kulislere yansıyan bilgilere göre henüz yerine atanacak bir isim bulunamadığı için istifası Lütfü Elvan'ın affı
kamuoyuna duyurulmuş değil. Gazeteci İsmail Saymaz da Halk TV'de 18 Kasım'da yayınlanan ''Konuşmasak Olmaz'' programında bu bilgiye ulaştığını söylüyor. Lütfü Elvan. İddiaı ki istifayı aklından geçiriyor, teşebbüs aşamasına gelmiş. Bunu söyleyeyim.
Dolayısıyla ortada sadece ekonomik değil, bir de siyasi kriz var. Siyasi kriz, ekonomik krizi derinleştiriyor. Türkiye derin bir ekonomik krizden geçerken, ekonomiden sorumlu bakanla cumhurbaşkanı arasındaki köprüler neredeyse tümüyle kopmuş durumda. Tüm bu çalkantının üzerine Erdoğan bir de 22 Kasım'da kabine toplantısının ardından öyle bir konuşma yaptı ki bu konuşmada piyasaları allak bullak etti, piyasalarda bomba etkisi yarattı. Enflasyon kötüdür ama
diyen Erdoğan, döviz kurlarındaki yükselmenin pek de kötü bir şey olmadığını söyledi. Hatta fiyat artışının enflasyon demek olmadığını ifade etti. Enflasyonun olduğu yerde yatırım olmayacağı, üretim azalacağı, istihdam düşeceği için dengeler bozulur. Buna karşılık sadece kurdaki yükselişe bağlı olarak kimi ürünlerde ortaya çıkan fiyat artışı ise yatırımı, üretimi ve istihdamı doğrudan etkilemez.
Tam tersine kurdaki rekabet gücü yatırımda, üretimde ve istihdamda artışa yol açar. Ülkemizde yaşanan durum tam da budur. Yani fiyat artışıdır. Erdoğan bununla da yetinmeyip konuşmasının devamında nur topu gibi yeni bir iç mihrak.
Kimonlar mandacı ekonomistlere seslendi, ekonomik bir kurtuluş savaşı verildiğini söyledi ve kurdaki yükselişi fiyatlara yansıtan fırsatçıların da tepesine tepesine binileceğini ifade etti. Felaket tellallarının gürültülerini Bunun için dikkate almıyoruz Mandacı iktisatçıların reçetelerine Bunun için itibar etmiyoruz Tüm bunlarla beraber Kurdaki yükselişi bahane ederek Hiçbir mantıklı izahı olmayan Fahiş fiyat artışları yapan fırsatçılara da Göz açtırmayacağız Hepsinin de tepesine tepesine bineceğiz Bu konuşmanın ertesi günü. Tarih 23 Kasım 2021. Şimdiden kara salı olarak anılmaya başladı bile. Dolar kuru gün içerisinde %17'ye varan artışla 13,5 TL seviyesine kadar yükseldi. Günü 12-30 TL seviyesinden kapattı. Bir günde dolar kuru 1 lira arttı.
Tabii böyle bir panik akşamına protestolara neden oldu. 23 Kasım akşamına hükümet istifa sloganları damga vurdu. Hükümet istifa! Hükümet istifa!
Her yer kriz! Her yer yoksulluk! Her yer kriz! Her yer yoksulluk!
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, toplumdaki bu rahatsızlığı ve hareketliliği görmüş olsa gerek, 24 Kasım'da Twitter hesabından şu tweeti paylaştı. Ey şahıs, ey ucube rejim, ey yarı cahil kadrolar, ey bu ucube koalisyonun dilini yutmuş küçük ortağı! Bellidir ki sizde akıl galip gelmeyecek. Anayasamızın bize tanıdığı hakları kullanarak milletimizin sesini dinlemek üzere haydi meydana diyorum. İlk mitingimiz Mersin'de. Kılıçdaroğlu adeta seçim havasına girmiş gibi görünüyor. 4 Aralık'ta Cumhuriyet Halk Partisi Mersin'de büyük bir miting yapmaya hazırlanıyor. Zaten toplumdaki bu fırtına
Bir bakıma muhalefet için de biraz itici bir rüzgar anlamına geliyor. Ama yaşanan bu kur şoku yalnızca toplumu değil, perakende ve toptan satış yapan firmaları da etkilemiş görünüyor. Sözleşmeler askiye alınmış durumda, vadeli işlemler yapılamıyor çünkü fiyatlama davranışı bozulmuş durumda. Örneğin Apple 23 Kasım'da satışları bir süre durduracağını açıkladı. Kurdaki sert dalgalanmalar nedeniyle fiyatlandırma yapamadığı için çevirim içi satışlarını durduran Apple Türkiye'den bir güncelleme geldi ki bu güncelleme elektronik ürünlerin müşterilerini son derece üzdü. Bazı ürünlerin fiyatı 4000 TL birden arttı.
satışların durdurulduğu hafta ortasında 16.000 TL olan iPhone 13 Pro 20.000 liraya çıktı. Birkaç gün önce 8.000 liradan satılan iPhone 11, 11.000 liraya kadar yükseldi. İzlenen politikanın arka planında işçiliği ucuzlaştırarak yabancı sermaye yatırımlarını çekmek yatıyor. Bunun yanı sıra döviz kurularının yükselmesi ihraçatçıya kolaylık sağlıyor. Zaten Erdoğan'ın o
İhracatçıya rekabet gücü dediği şey de kurlardaki yükselme. TGRT Anahaber'de spiker Ekrem Açikel, izleyicilerine Erdoğan'ın takip ettiği politikayı 24 Kasım'da şöyle anlattı. Yani şu son kur hata ile birlikte, kusura bakmasın kimse, bizde işçilik çok ucuzladı, çok. Efendim, tez işçilik ucuzladıkça üretim Türkiye'ye kayacak. Kulağa hoş geliyor, bekliyoruz. H&M kaydırmaya başladı. Zara ciddi anlamda bekliyoruz. Nike özellikle ayakkabı üreticileri Türkiye'ye çağırıyor. Çok kaliteli üreteceğiz diyorlar ki güveniyoruz üretim hatlarımıza. Bekliyoruz. Efendim, 1 Ocak 2021 itibariyle Türkiye'de asgari ücret ne kadardı? Ezbere biliyoruz.
2825 lira. 90 kuruşu da var. Ben iskonto yaptım. Ne kadardı? 1 ocağın dolar kurunda 382 dolardı. Çin'de 360 dolarlardı. Düşünün. Peki, geldik mi 23 Kasım'a? Bugün Salı. Unutulmaz gün öyle ya. Asgari ücret ne kadar? Hala 2825 lira. Bugünkü kurla döndüğünüzde dalgalanma var ama kabaca yuvarlayalım.
Evet, artık Türkiye'de asgari ücret Çin'den ucuz. Hem de %40 daha ucuz. Öyle az da değil. Ancak kurdaki belirsizliğin nereye kadar gideceği bilinmiyor.
Milyonlarca insanın tedirginliği de giderek artıyor. 25 Kasım'da toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun gündemine bile ekonomi giriyor. Toplantının sonuç metninde şunlar kaydedildi. Türkiye'nin inşa ettiği sağlam altyapı üzerinde, hedeflerine uygun şekilde yatırım, üretim, istihdam ve ihracat odaklı ekonomi politikalarını hayata geçirme sürecinde Karşılaştığı ve karşılaşabileceği sinemalar ile tehditler değerlendirilmiş. Cumhuriyetimizin 100. yılına her alanda olduğu gibi iktisadi olarak da güçlü şekilde ulaşma kararlılığı teyit edilmiştir. Şimdi Milli Güvenlik Kurulu sonuç metinleri uzun cümlelerden oluşuyor ama şu kısım tartışmalara yol açtı. Ekonomi politikalarını hayata geçirme sürecinde karşılaştığı ve karşılaşabileceği sınamalar ile tehditler. Bu sınavalar nedir? Tehditler nedir? Bu sorulara bir cevap bulunabilmiş değil. Bu sorular sorulabilmiş de değil daha doğrusu.
İktidar cephesine döndüğümüzde ise henüz ortada bir krizin olduğunu kabullenen kimse yok. TL'nin değer kaybı rekor seviyelere çıkmasından sonra akaryakıt fiyatlarına bir günde 1 TL'ye varan zamlar yapıldı. Bu zamlar tabii yoksullukla bir yandan da mücadele eden halk kesimlerinin benzin istasyonlarında sıraya girmesi neden oldu. İstasyonların önünde yüzlerce metre kuyruklar oluştu. Bu tabii gündem de yarattı.
AKP Elazığ Milletvekili Zülfü Demirağ ise ortaya çıkan bu akaryakıt kuyruklarını şöyle değerlendirdi. Kuyruk nereden kaynaklanıyor biliyor musun? Bunu ben Plan Bütçe Komisyonu'nda bir iki defa daha altın çizerek söyledim. Araç sayısı fazla ondan kaynaklı. Bunu ara ara o resimleri gösterip sanki efendim
Zanlardan kaynaklı kuyruk varmış gibi göstermeye çalışan, özellikle troll medyacılığı yapan bir kesim var. Onların aktarımıdır bu. Dolayısıyla öyle bir şey yoktur diyorum ben. Demir-AK rakıt kuyruklarını tost pembe bir yorumla artan araç sayısıyla açıklasa da iktidar cephesinden kimse henüz halk ekmek kuyruklarına bir açıklama getirmiş değil. Özellikle İstanbul'da yine yüzlerce metrelik ekmek kuyrukları sosyal medyanın gündeminde.
Ama krizi reddetmenin başka yöntemleri de var. Ne gibi? Türkiye'ye değil yurt dışına odaklanalım. Başka ülkelerin özellikle de Almanya'nın daha kötü olduğuna ilişkin iddialar Türkiye'deki krizi unutturabilir mi? Bakın Türkiye Gazetesi yazarı Cem Küçük 28 Kasım'da ne diyor?
Almanya'da, bakın Almanya bizden büyük bir ekonomi. Baktığı filan çok büyük bir ekonomi, kabul. Bizden herhalde. Ama Almanya'da emekli maaşları yetmediği için gazoz kapağı toplayan yoğun binlerce, binlerce insi başka iş yapanlar var. Tek maaşı yetmediği için. Tabii ki bizden büyük orada ama 2500-3000 Euro geliriniz yoksa Avrupa'nın herhangi bir şehrinde yaşama şansınız yok.
Ekonomi halkın ve muhalefetin gündemi olmaya devam ettikçe, ekonomik kriz Erdoğan'ın da temel gündemlerinden biri olmaya devam ediyor. Ekonomik krize ilişkin iletişim stratejisi de bizzat Erdoğan tarafından üstlenilmiş durumda. Çünkü ekonomiden sorumlu bakan Lütfü Elvan'la Erdoğan arası gerilim, Lütfü Elvan'ın iletişimde denklem dışı kalmasına neden oluyor. Erdoğan'ın da üzerinde böyle bir ilave yük oluyor. Bu nedenle sürekli ekranların karşısında, kamuoyunun karşısına çıkarak ekonomik krize ilişkin açıklamalar yapıyor. Mesela hem dün yani 30 Kasım 2021'de TRT'de hem de bugün yani 1 Aralık'ta grup toplantısında yaptığı konuşmada Erdoğan düşük döviz kurundan memnun olmadığını şu şekilde söylüyor.
faizleri artırarak paradan para kazanan tüfeğlileri sevindirmek yerine faizi düşürerek yatırımı ve üretimi kolaylaştırıyoruz. Zira faiz zengini daha zengin fakiri daha fakir yapan bir melanettir. Çıksın birisi siz faizi düşürerek üretimi ve istihdamı artırarak yanlış yapıyorsunuz desin. Yine çıksın birisi yüksek faiz ve düşük kur istihdamı artırır. Siz yanlış yapıyorsunuz desin diyemez. Çünkü doğrusu bizim yaptığımızdır. Eğer biz yanlış yolda ilerliyor olsaydık. Başkaları üretim ve istihdam güçlerini daha fazla artırarak önümüzü keserdi.
Halbuki şu anda tüm sektörlerde yeni yatırımlarla, yeni makinelerle, yeni istihdamlarla kesintisiz bir kapasite büyütme yarışındayız. Biz ülkemizi fırsatını bulduğunda hemen kaçıp gidecek sıcak paranın cenneti haline dönüştürmek yerine kalıcı kazanımlarla sonuçlanacak yatırımlara kavuşturmanın mücadelesini veriyoruz. Cumhurbaşkanı, düşük kurun Türkiye'yi bir ithalat cenneti haline çevirdiğini, bu nedenle yüksek kurun hem ihracatçıya avantaj sağladığını hem de yüksek kur sayesinde cari fazla verileceğini iddia ediyor. Aslına bakarsanız bu konuda hakkı da var. Çünkü
Geçmiş yıllardaki kur şokları, bir ödemeler dengesi krizi 1994 ve 2001'de hatırlarsınız yaşamıştık. O dönemlerde yaşanan kur şoklarından sonra gerçekten cari fazla verilmişti. Ancak bu sürdürülebilir bir durum değildi. Bunun sürdürülebilmesi köklü yapısal dönüşümleri de gerektiriyordu. Öte yandan bu dönemlerde aynı zamanlarda halkın alım gücü de serçeke düşmüş. Tıpkı şimdi yaşadığımız gibi. Fakat Erdoğan
Bu tip bir dönemin çok kısa bir sürede cari fazla verilecek sürece evleneceğini iddia ediyor. Yani çok kısa bir sürede Türkiye hem büyüyecek hem de cari fazla verecek. Fakat ekonomi yönetimindeki çelişkili hamleler de birbiri ardına geliyor. Erdoğan düşük kurun kötü bir şey olduğunu, Türkiye'yi ithalat cennetine çevirdiğini söylüyor söylemesine ama Biralık'taki bu sözlerinden sadece birkaç saat önce Merkez Bankası piyasaya doğrudan müdahale ettiğini yani rezervlerinden döviz satarak döviz kurunu aşağı çekmeye çalıştığını bir basın aşamasıyla duyurmuştu. Yani anlayacağınız aslında ortada koca bir çelişki var. Bir yanda Erdoğan
düşük kurun Türkiye'yi ithalat cennetine çevirdiğini, dolayısıyla kurlardaki yükselmenin ekonomi politikasının bir gereği olduğunu söylüyor. Ancak diğer yanda bunu söylemesinden yaklaşık bir saat önce Merkez Bankası piyasaya rezervlerini satarak doğrudan müdahale ediyor. Bu arada bu rezerv satışıyla beraber dolar kuru 12,5 liraya kadar düşürüldü. Fakat Erdoğan'ın konuşmasından sonra 13.20'ye yeniden çıktı dolar kuru.
Bütün bu çalkantılar olurken ekonomiye yön veren sivil toplum kuruluşlarındaki sessizlik de dikkat çekici konumda. Mesela Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, TÜRKİŞ, TÜSİAD, MÜSİAD gibi kuruluşlar endişeli olduğunu bildiğimiz kuruluşlar ama sessizler. Ekonomi ve kurdaki yükseliş, seçimlere kadar ülkenin en önemli gündemi olmaya devam edecek gibi duruyor. Biz de gelişmeleri yakından takip edip sizlere aktarmaya devam edeceğiz. Trend Topiği, FodB Media ile birlikte hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.