Podcast

81: 104 Amiralin Mektubu

Trend Topic

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Türkiye siyasetini bu kez bir mektup karıştırdı. Türkiye bu mektuba kilitlendi. Mektubu özel yapan emekli amiraller tarafından yazılmış olmasıydı. İşte detaylar...



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.853 kelime · ~19 dk okuma

Nisan ayına hareketli başladık. 4 Nisan sabahı Türkiye güne bir mektupla uyandı. Mektup kıyametleri kopardı. 104 emekli Amiral, Montre sözleşmesi ve layıklığın önemini vurgulayan bir mektup yayınlamışlardı. Mektuba verilen tepkilere ve sonuçlarına bakacağız.

Her şey 24 Mart tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop'un bir televizyon programında Montre Sözleşmesi ile ilgili bir soruya verdiği yanıtla başladı. Şentop kendisine yöneltilen İstanbul Sözleşmesi'nden Cumhurbaşkanlığı kararıyla çekilmenin mümkün olup olmadığıyla ilgili soruya şu yanıtı verdi. Teknik bir ifadeyle meclis onaylama izni veriyor ama Cumhurbaşkanı onaylamayabilir veya onaylayabilir sonra geri çekebilir. Parlamento aşaması bir izin aşamasıdır sadece. Bu yeni değil. 1963'ten bu yana böyle oluyor. Bunun örnekleri var. Ardından Habertürk Ankara temsilcisi Muharrem Sarıkaya gündemi yaratan soruyu sordu.

Peki bu durumda mesela sayın cumhurbaşkanı kastetmiyorum da bir gün bir cumhurbaşkanı gelip ben Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden çekildim derse veya Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi'ni feshettim derse, ben ondan çekiliyorum, katılmıyorum derse… Teknik olarak yapabilir. Yapabilir mi? Tabii ki. Başka uluslararası anlaşmalardan da böyle bir karar… Veya Montreux'u tanımıyorum, feshettim derse… Bunu sadece bizim Cumhurbaşkanımız veya eski sistemde bakanlar kurulumuz değil, Almanya da bunu yapabilir, Amerika da yapabilir, Fransa da bunu yapabilir. Ama bu şeydir, mantıkta mümkün, muhtemel arasında bir fark vardır. Buna da bir örnek verirler Osmanlı mantıkçıları, son zamanların, 19. yüzyılın özellikle. Mümkün, muhtemel.

Transkriptin tamamını oku

Marmara Denizi'nden ayran yapabilmek mümkün müdür? Mümkündür. Yeterli miktar yoğurt bulursanız, Marmara Denizi'nde karıştırırsanız bu aklen mümkün olabilir. Akli imkandır bu. İhtimal ise gerçeklerden hareketle bir işin olabilirliği üzerinedir. Şentop'un verdiği bu yanı tartışmayı başlattı. Mesele bir yandan da Kanal İstanbul'un yapılacak olması. Türkiye, Montrö görevi boğazdan geçiş yapan gemilerden para almıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan Kanal İstanbul yapılınca Türkiye'nin bu konuda avantaj elde edeceğini, buradan geçen gemilerden para alabileceğini öne sürüyor. CNN Türk'te Akıl Çemberi programında diplomat, emekli büyükelçi Uluç Özülker, Montrö'nün kapsamının sadece boğazlar olmadığını, Marmara Denizi'nin de sözleşme kapsamında olduğunu vurguluyor.

Hani biz Kanal İstanbul diyoruz falan filan ama bir takım şeyleri ciddi şekilde değerlendirmeden konuşuyoruz. Birinci maddesi bu sözleşmenin Çok net bir biçimde diyor ki ticaret gemileri buradan serbestçe geçerler. Bunu da kimse engelleyemez. İkinci madde. Fesih de edilse, savaş vs. şu bu filan ne olursa olsun, ticari seyrü seferin birinci maddede söylendiği şekliyle engellenemez olduğu kaidesi her halvekarda devam edecektir diyor.

Yani geçenden 5 kuruş alamazsın. Türkçesi bu. Alamazsın. Daha da önemlisi ticari terörist sefer Türkiye'nin kontrolü altında olabilmek için ancak ya bir silah ya kaçakçılık ya bir şey bir şüphe üzerine arayıp da bir şeyler yapılabilmenin ötesinde kesinlikle serbest ve tek taraflı olarak geçme hakkına sahip olarak kalacaktır. Şimdi boğazlar rejimi dediğimiz şey Çanakkale, İstanbul ve bu arada bir geçiş yolu olarak

İç deniz statüsünde olan Marmara'yı da kapsar. O bütün içinde düşünülür. Nitekim biz mesela İstanbul kararlılığıyla ilgili projelendireceğiz dediğimiz zaman unutmayalım ki aynı zamanda Çanakkale Boğazı'nda da bir geçiş yapmak için bir projemiz daha var bizim. Yani orada Yelibolu Yarımadası'nı aynı zamanda onu da kullanarak bir kanal sistemiyle geçireceğiz. Bunu bu bütün için de müteala ettiğiniz zaman yapamazsınız.

Montreux, Lozan gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu anlaşmalarından biri sayılıyor ve boğaz geçişlerinde gemilerin full denetim ve kontrol hakkını Türkiye'ye veriyor. Emekli amirallerin mektubu çok tartışıldı ama askerlerden bir süre önce emekli büyükelçiler Türkiye'nin neden Montreux'ü tartışma konusu yapmaması gerektiğine dair bir bildiri yayınlamıştı. O bildiri bu bildiri kadar tartışma konusu olmadı. Büyükelçilerin bildirisinden bir kısım aktarayım. Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesi'ni tartışmaya açacaktır. Atatürk Türkiye'sinin Lozan Anlaşması'ndan sonra en büyük diplomasi başarısı olan Montrö Sözleşmesi'nin tartışmaya açılması, Türkiye'nin İstanbul-Çanakkale boğazlarıyla Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin kaybedilmesine yol açar. Montrö, Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkenin askerden arındırılmış, uluslararası yönetime ve denetime bırakılmış son parçası üzerinde mutlak egemenliğini tescil eden belgedir.

Montreux, boğazlar üzerinde yüzyıllardır süren ve Osmanlı Devleti'nin ortadan kalkmasına varan tarihi sürecin tekrarlanmasını önleyecek dayanağımızdır, kozumuzdur. Montreux, Türkiye'nin herhangi bir savaşta savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montreux, Rusya'nın güvenliğinin temel bir belgesidir. Büyükelçilerin bildirisi hükümete yakın basında 28 Şubat kafası diye yorumlandı fakat emekli askerlerin mektubu kıyametleri kopardı. Askerlerin mektubunda iki unsur daha vardı. Subay ve assubay yetiştiren harp okulları ile assubay yüksekokullarına giriş şartlarında yer alan irticai faaliyetlere karışmamış olma şartı kaldırıldı. Bu şartın kaldırılmasından bir gün sonra da Deniz İkmal Komutanı Tuğ Amiral Mehmet Sarı'nın gittiği bir tarikat evinde Sarık ve Cübbey'le fotoğrafları ortaya çıkmıştı.

Milli Savunma Bakanlığı olayla ilgili bir soruşturma başlattı ama tarikat evinde subayın görüntüsü tepkilere neden oldu. İşi daha da garip kılan Sarı'nın bu tarikat evine devletin kendisine tahsis ettiği resmi araba ve üniformayla gitmiş olmasıydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, amirallerin açıklaması sonrasında bu konuyla ilgili bir açıklama yaptı. Geçmişte cübbeleriyle seçilmiş hükümete karşı düzenlenen mitinglere katılan rektörlere demokrasi ve hukuk adına karşı çıkmıştık.

Geçmişte cübbeleri ile siyasi iktidarı hedef alan, brifinglere iştirak eden yargı mensuplarını da demokrasi ve hukuk adına eleştirmiştik. Yine biz geçmişte üniformalarıyla milli iradeyi çiğneyen askerlerin yaptıklarını demokrasi ve hukuk adına doğru bulmadığımızı açıkça söylemiştik. Bugün de aynı yerdeyiz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Disiplin anlayışıyla bağdaşmayacak fotoğraf veren askere de olumlu bakmadık Bakmayız Bunun müferrit bir hadise olduğu açıkça bellidir Söz konusu görüntünün yayınlandığı gün Türk Silahlı Kuvvetlerimiz Zaten kendi içinde çok yönlü bir idari soruşturmayı hemen başlatmış Ve sonuçlandırmıştır Halen konu üzerinde çalışan Milli Savunma Bakanlığımız da kendi üzerine düşeni mutlaka yapacaktır. Şimdi gelelim kıyametleri kopartan emekli askerlerin mektubuna. Mektup şöyle. Yüce Türk milletini son zamanlarda gerek Kanal İstanbul gerekse uluslararası anlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montre sözleşmesinin tartışmaya açılması endişeyle karşılanmaktadır. Türk Boğazları dünyanın en önemli su yollarından biri olup tarih boyunca çok uluslu anlaşmalara göre yönetilmiştir.

Bu anlaşmaların sonuncusu ve Türkiye'nin haklarını en iyi şekilde koruyan Montre sadece Türk boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye'ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Anlaşması'nı tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montreux, Karadeniz'de kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz'i barış denizi yapan sözleşmedir. Montreux, Türkiye'nin herhangi bir savaşta savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montreux, Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı'nda tarafsızlığını korumasına imkan yaratmıştır.

Bu ve benzeri nedenlerle Türkiye'nin bekasında önemli bir yer tutan Montre sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına, masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz. Diğer taraftan son günlerde basında ve sosyal medyada yer alan kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur. TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerimiz son yıllarda çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir. Bu kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders, TSK'nın anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir.

Bu gerekçelerle TSK ve Deniz Kuvvetlerimizi bu değerlerin dışına çıkmış, Atatürk'ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyor ve tüm varlığımızla karşı çıkıyoruz. Aksi halde Türkiye Cumhuriyeti tarihte örnekleri olan bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidiyle karşılaşabilecektir. Türk milletinin bağrından çıkan şanlı bir geçmişe sahip Ana ve Mavi Vatan'ın koruyucusu, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda yetiştirilmesi elzemdir. Ülkemizin her köşesinde denizde, karada, havada, iç güvenlik bölgesinde ve sınır ötesinde fedakarca görev yapan, mavi vatandaki hak ve menfaatlerimizin korunması için Atatürk'ün gösterdiği yolda canla başla çalışan cefakar Türk denizcilerimizin yanındayız. Deniz şehitlerimizi anarak saygıyla duyururuz. Bu mektup çıktı, ortalık karıştı. İktidar bu mektubu kendine karşı bir tür darbe girişimi gibi yorumladı. AK Parti ve MHP'lilerden ard arda sert tepkiler gelmeye başladı. MHP lideri Devlet Bahçeli bir dizi tweet atarak, bu askerlerin rütbelerinin hemen çıkarılması, emekli maaşlarının kesilmesi gerektiğini söyledi. Emniyet Genel Müdürlüklerinden, Tapu Kadastro ofislerine hatta Göç İdaresi'ne kadar pek çok kurum darbe karşıtı açıklamalar yayınladı. Bekir Bozdağ işi bir adım ileriye götürdü. Sadece imzacılar değil bu mektubun arkasında başka kim varsa sorgulanacak dedi. Asıl bir başka çarpıcı açıklama Süleyman Soylu'dan geldi. Süleyman Soylu A Haber'de katıldığı programda bütün bir gece çalıştık ve bu bildirdiği imzası olanların hangi siyasi partilerle bağlantıları var bunu bulduk dedi.

Süleyman Soylu, CHP'yi ve İyi Parti'yi işaret ediyordu. CHP, mektubu ve mektuba verilen tepkileri bir gündem değiştirme çabası diye uyurumladı. CHP sözcüsü Faik Öztürak, millet iradesi asker postalıyla değil, Makosen'le de alınır dedi. Bu çağda demokrasiyle yönetilmek bir ülkenin en büyük onurudur. Ancak tek adam vesayet rejiminin düğmesine basıldıktan sonra gördük ki Millet iradesine darbe Sadece asker postalıyla yapılmaz Millet iradesi MOKOSEN'le de ayaklar altına alınır Millet iradesine darbe 2015 Haziran seçim sonuçlarını tanımayarak Ardından milletin güvenlik endişelerini kaşıyıp

Seçimleri tekrarlatıp tekrarlatarak da olur Millet iradesine darbe bir önceki seçimde halkın yüzde 49 buçuğunun oyunu almış bir Başbakanı İnce Bir saray darbesiyle İstifaya zorlayarak da olur Millet iradesine darbe tek adam vesayet rejimini geçebilmek için Sarıklı darbecilerin bombaladığı gazi meclisi 20 Temmuz'da o hal ilan edip Devre dışı bırakarak da olur Millet iradesine darbe o hal koşullarında referandum yapıp bir de üstüne mühürsüz oyları seçim devam ederken geçerli sayarak da olur Millet iradesine darbe 2019'da İstanbul Büyükşehir belediye seçimlerinde kaybettiği seçimi Mızıkçılık yaparak Yandaşı hakimler eliyle tekrarlatmakla da olur. Millet iradesine darbe meclisten oy birliğiyle geçen bir uluslararası sözleşmeden ülkeyi tek bir imza ile çıkararak da olur. Millet iradesine darbe Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde reddedilen bir yasa teklifini meclisin kayyum başkanına iç tüzüğü çiğneterek yeniden genel kurula getirterek de olur. Millet iradesiyle yapılan millet iradesine yapılan bu darbelerin hiçbiri asker postalıyla yapılmamıştır.

Bu darbelerin hepsi Erdoğan'ın ayağındaki mokasenle yapılmıştır İYİ Parti lideri Meral Akşener kameraların karşısına geçti Bildiğim bir şey var Bu tür gece yarısı Emekli de olsa gece yarısı yapılan Silahlı bürokrasi mensubu Kişilerin yaptığı Açıklamalar genellikle Bu kesintiye Türkiye'deki demokrasinin kesintisine sebep olan muhtıraları darbeleri hatırlatır şuuraltı devreye girer O nedenle Elbette iktidar partisini bu konuda Çok önemli bir Üzerinde tepinme fırsatı tanınmıştır Ama bildiğim bir şey var Bugüne kadar Genellikle darbe ve muhtıralar İktidar partisi karşısında muhalefetin tutumunu beğenmeyen silahlı bürokratlar tarafından yapılmıştır Muhalefet bu işi yapamıyor, biz daha iyi yapıyoruz diyerek yapılmıştır. Ve sonuçta gerek muhtıra, gerek darbelerin sonucunda Türkiye'de sadece iktidar değil, muhalefetin de tümü değişmiş ve paketlenip gönderilmiştir. Muhalefetin gayet iyi gittiğini, Büyükşehir Belediyelerinin AK Parti'den alındığını belirterek bu mektup için zevzeklik dedi. İyi Parti'nin önderliğinde Alınamaz diyen denilen Mümkün değil olamaz denilen

Pek çok şehir İstanbul ve Ankara başta olmak üzere iktidar partisinin elinden Demokrasiyle sandık yoluyla alınmıştır Bugün bütün anketler iktidar partilerinin toplamının 2023'te veya daha önce olacak bir seçimde Gerekli başarıyı 19 yıldır gösterdikleri başarıyı gösteremeyeceklerini Ortaya koymaktadır Şimdi sabah bir uyandık Amiraller Emekli amirallerin canı sıkılmış Ve gece bir bildiri yayınlamışlar Kişisel fikrimi söylüyorum bu bir zevzekliktir. Meral Akşener böyle dedi demesine ama ortada başka bir detay vardı mektubun imzacılarından Emekli Amiral Ergun Mengi İyi Partiliydi. Bunu belgesiyle gazeteci Barış Pehlivan Halk TV'de açıkladı. Pehlivan Ergün Mengi'ye programa katılan İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem'e sordu.

Ergun Mengi'yi tanır mısınız? Ergun Mengi? Evet. Şu anda çıkaramadım, kusura bakmayın. İyi Parti, Uluslararası Siyasi Kuruluşlar ve Jeostratejik Analizlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı kendisi. Evet, tamam. Ve bugün tartıştığımız bildiğinin bir numaralı ismidir.

Birinci sırada olan kişi Ergun Mengi, yani emekli amiral Ergun Mengi, İYİ Parti'nin yöneticilerinden birisidir. Bunu da ilk kez Halk TV izleyicileri öğreniyor. Yani sizin parti olarak, kurumsal olarak karşınıza aldığınız bildirinin bir numaralı ismi partinizin yöneticidir. Ergun Meng'i Ege meselesini anlatmak için kurulda yer aldım. İyi partili değilim diye sonrasında bir açıklama yaptım. İmzacılardan bir diğeri kamuoyunun da Mavi Vatan teorisiyle yakından tanıdığı bir isim Cem Gürdeniz. Cem Gürdeniz yakın zamana kadar hükümete yakın kanalların bir numaralı konuklarından bir tanesiydi. Hatta Türkiye'nin dış politikası ve başkanlık sistemini övdüğü videolar henüz sosyal medyada taze. Türkiye esasında 15 Temmuz'dan sonra doğru bir dış politika tercihi yaptı.

Asya yüzyılı başladı, Türkiye Atlantik'in bu hücumlarını. Ya sana ateş açtı adam ya. Düşüne bir gün S-400'ü millet eleştiriyor ve zil takıp oynuyorlar. Bizdeki mandacılar, Atlantikçiler. Aman nasıl mutlular. Efendim depoya kaldıracağız. Onlara ben soruyorum. Yarın öbür gün bir savaş çıktığında senin yarım adanın damı yok, damı kardeşim. Yukarıdan böyle baktığın zaman gelen füzeyi, gelen uçağı düşürecek sistemin yok. Ne yapacaksın? NATO mu gelip koruyacak seni? Neymiş efendim? S-400'ler NATO ile entegre değilmiş. 15 Temmuz'da NATO mu korudu o uçakların hücumlarını?

Yani bunlara birazcık insaf lazım. Şöyle söyleyeyim, 2001 yılına seni geri götüreyim. O zaman DYP-DSP koalisyonu vardı. Ben o zaman Kuvvet Komutanı Özel Kalem Müdürüydüm. Bir gün geldiler bana, Amiralim siz çok meraklısınız bu konulara. Bir kanun tasarısı var, görüşlerinizi alabilir miyiz? Buyurun dedim. Denizcilik Bakanlığı. Herkes imzayı atmış. Son aşamaya gelmişler. Benden fikrimi almak için baktım gayet güzel bir kuruluş şeyi. Tamamdır bu harika bir şey dedi. Gitti geldi. Kuvvet komutanına da bilgi verdik o zaman. Bir imza eksik kaldı. Bütün bakanlar attı biliyor musun? Kimdir o imza? Sıkı durun. Kemal Derviş. Şimdi bak bu ülkenin Atlantik Sistemi iki şeyini istemez. Bir, Mustafa Kemal Atatürk'e yakınlaşmasını istemez. Bugün görüyoruz. Bugün Mustafa Kemal Atatürk'ün programını uygulayan kaç tane siyasi parti var? Tam bağımsız, devrimci. Yok. Ya aksine kaçıyorlar. Şimdi bu kimin başarısı biliyor musun? Avrupa Atlantik Sistemi. Bunu başardılar. Bir. İki, o sistem Türkiye'nin asla denizcileşmesin. Ya bana söyler misin? Bir gecede bir ülkenin 53 amirenin 15'i tutuklanır mı ya? Bu Fransız devriminde bile yok ya. Stalin'in 1937 tasfiyesinde yok. Bunu kim yapıyor? Bunu yapan belli. İşte Gülenistler. Gülenistler şu an nerede kendilerine en emniyetli, en güvenli yeri buluyor? Ben sayayım sana. ABD, Almanya, Fransa, İngiltere. Londra'da. Yani o nedenle Türkiye'nin geleceğinde şu an 21. yüzyıl geleceğinde iki tane anahtar kelime var. Atatürk'e yaklaşmak, denizci olmak. O yüzden şu anki mevcut iktidarla zaten ben görevimi fikirlerimle yapıyorum. Şu an bu bakanlığı kurarlarsa tarihe geçerler. Çünkü şu anki rejim itibariyle çok güçlü bir rejim.

Yaşananlar televizyon ekranlarına da gerdi. Soner Araştırma Başkanı Hakan Bayrakçı ve AK Partili Mücahit Birinci arasında sert tartışma yaşandı. Masaya yumruklar vuruldu. Bu imam beyefendinin layıklık kaldırılsın sözüne cılız bir tepki verilirken 104 tane amiralin ölçülü ve saygılı ve ben satır satır okudum katiyen ve asla darbe çağrışımı da yapmayan ifadelerine Bu şekilde sabahtan beri kıyamet koparılması benim vicdanımı Türk milleti adına zelenemiştir arkadaşlar. Peki. Ama son olarak şunu söyleyeyim. O imam var ya Ayasofya caminin imamı. O imam diye şimdi 104 tanesi şerefli amiral, o imam diye böyle saygısızca şey yapmayalım. Bir dakika, bir dakika. Mehmet Hoca'nın yaptıklarını

eleştirebilirsiniz. Tepkinizi koyabilirsiniz. O imam, bu imam diye yapmayın. Ben de laf ebeliğinden başa çıkamazsın. Hakan Bey, ben laf ebeliği falan yapmıyorum. Siz istediğinizi istediğiniz konuma koyacaksınız. Ben ona o imam dedim. Ama siz o 104 generale şerefsiz, ahlaksız dediniz.

Ahlaksız şerefsiz dedim. Ne alakası var ya? Ne alakası var ya? Ahlaksız şerefsizin ne alakası var? Kepaze Metin dedim. Ya ne alakası var? Bir dakika bir dakika. Öyle öyle beni kriminalize etme. Bak bu kullandıkları yemem ben. Ben hakaret etmem. Ben bir hukukçuyum. Kepaze Metin dedim. Sergilenmesi lazım dedim. Sorguya çağırdıklarında sergilenmesi lazım dedim. Hala aynı fikirdeyim. Ya bandı geri alsınlar. Beni kriminalize etme. Kurnazlık yapıyorsun. Niye kriminalize edeyim ya? Benim öyle bir şey yapar mıyım? Hakan Bey tamamlayın. Kime yaparım? Hakan Bey tamamlayın. Alsınlar bantı geri o zaman ya. Böyle bir şey mi söyledim? Ben ayrıca... Öyle bir şey mi söyledim? Söz hakkı vermem lazım. Siz kendi beyanlarınızla ilgilenin. Etrafı kriminalize etme çabasını... Bakın etrafı kriminalize etmeyin. Siz bir kere beni konuşturmuyorsunuz. Konuşturmuyorsun değil. Fark etmez. Sen kriminalize etme beni. Sen beni kriminalize edemezsin. Hayır. Kriminalize etme.

Kıbrıla izle demezsin. Benim söylemediğim şeyi... Benim söylemediğim şeyi buraya yapamazsın. Benim söylemediğim şeyi buraya yapamazsın. Sen bana masaya vuruyorsun be. Buraya yapamazsın. Masaya ne vuruyorsun? Kıbrıla izle etmeyeceksin. Etmeyeceksin. Seni mi zahmet ettim? Evet. Ettin. Demedim öyle bir şey. Demedim öyle bir şey. Cahit Bey masaya vurmuyoruz. Suları döküyorsunuz. Lütfen rica ediyorum. Burada o şeyi yaptırmam ben. Birbirinize karşı bir şey yapamazlar.

Siz o amirallere hakaret ediyorsunuz, bir de bana diyorsunuz ki o imam diyorsunuz. Hakan Bey lütfen. Ben imama hakaret ettim mi? Hakan Bey lütfen. Lütfen. Lütfen. Yalandan şerefsiz, şu bu falan deyip durmayın. Yalandan şerefsiz, şu bu falan deyip durmayın. Yalandan şerefsiz, şu bu falan deyip durmayın. Yalandan şerefsiz, şu bu falan deyip durmayın. Yalandan şu bu falan deyip durmayın. şerefsiz, durmayın. Yalandan şerefsiz, şu bu falan deyip durmayın. Yalandan şerefsiz, şu bu falan deyip durmayın. Yalandan şerefsiz, şu bu falan deyip durmayın. Mektuba karşı sert Yalandan şerefsiz, tepki verenler bir tarafa şu bu kimileri de Ayasofya İmamoğlu'nun her konuda konuştuğu Türkiye'de falan deyip durmayın. emekli amirallerinde söz Yaland söyleme hakkı vardır diyor. Emekli askerler özellikle sadece iktidar çevrelerinde eleştirilmekle kalmadığı haklarında soruşturma açıldı. 5 Nisan sabaha karşı emekli amiraller evlerinden gözaltına alındılar. Amirallerden onu için gözaltı kararı verilirken 4 isim yaşları nedeniyle gözaltı yapılmaksızın ifadeye çağrıldı.

Amiraller hakkında soruşturma Türk Ceza Kanunu'nun 316. maddesi uyarınca açılmış. 316. madde şöyle diyor. Bu kısmın 4. veya 5. bölümlerinde yer alan suçlardan herhangi birini elverişli vasıtalarla işlemek üzere iki veya daha fazla kişi maddi olgularla belirlenen bir biçimde anlaşırsa suçların ağırlık derecesine göre 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası verilir.

2021'de sabaha karşı evlerinden alınan paşalar daha önce de Ergenekon balyoz operasyonlarında alınmıştı. Cem Gürdeniz tam 10 yıl önce Ergenekon kapsamında alınmış, 18 yıl hapis cezasına çarptırılmış, daha sonra hatırlayacaksınız dava düşmüştü. Türkiye'de devren hep dönüyor ama nereye döneceği de belli olmuyor. Ergenekon balyoz operasyonlarını demokrasi için ateşli biçimde savunan bir kalem Hasan Cemal, şimdi emekli askerler için bu satırları kaleme aldı. Saraya! Kimsenin itiraz hakkını elinden alamazsınız. Emekli amiralleri susturmaya kalkışmak, haklarında soruşturma açmak ifade özgürlüğüne darbedir. Sivil vesayet düzeninin açık bir göstergesidir. Kimsenin itiraz hakkını elinden alamazsınız. Özgürlüğe böyle darbeler sadece askeri ve sivil darbe yönetimlerinde, askeri ve sivil vesayet düzenlerinde olur. Darbe ve vesayet rejimlerinin askerisine de, siviline de karşıyım. İnanıyorum sivil vesayetinde tarihin çöp tenekesine atılacağı günler gelecek. Ne var ki iktidar tam saha preste, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül vesayet vurgusu yaparken Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, mektup, düşmanı sevindirmekten başka bir işe yaramaz dedi. Genelde arkadaşlar, Türk Sağlık Kuvvetleri bildiğinizden, Çok ama çok yoğun bir şekilde çalışıyor. Gece gündür yurtdışında, sınır ötesinde terörle mücadele operasyonları devam ediyor. Ve tabii bu olaylar olurken de böyle bir bildiri, plan gibi ortaya bir şey çıkması, insanların dikkatini dağıtması, insanların burada hakikaten moralini, motivasyonunu çok olumsuz etkileyen bir olgu oldu bu. Bundan dolayı bütün arkadaşlarımız rahatsız oldular.

Davut Bey orada da dünkü sıhhatta da söylediğimiz gibi sadece ve sadece düşmanlarımızı sevindirir. Sadece ve sadece silahlı kuvvetlerin başarılı olması istemeyenler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin başarılı olması istemeyenleri sevindirir. Söyleyeyim, başka ne olabilir? En vurucu açıklama akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan geldi. Hiçbir isme medyadaki ve siyasi alandaki açıklamaları sebebiyle herhangi bir soruşturma açılmış veya benzeri işlem yapılmış değildir.

Ancak Geçmişi darbeler ve bildirilerle dolu bir ülkede Bir gece yarısı 104 emekli amiralin Böyle bir girişimde bulunması Asla kabul edilemez Bunun adına ifade özgürlüğü diyemeyiz İfade özgürlüğü Aksi halde Diyerek başlayan Ve ülkenin seçilmiş yönetimini darbe ile tehdit eden cümleleri de Kesinlikle Kapsamaz Emekli Amiral sıfatıyla da olsa Böyle bir girişim Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik Bir büftandır Bu yöntem ve bu tarz ifadeler Dünyanın her yerinde Demokrasiye Hukuk devletine Milli iradenin üstünlüğüne saldırı olarak kabul edilir Ve aynı şekilde muameleye maruz kalır Gözaltına alınan amirallerin daha önce avukatlığını yapmış olan balyoz davalarından da talınan Celal Ülgen, Halk TV'de Sözüm Var programında bir iddia ortaya attı. Ülgen dedi ki, aslında bu bildiriyi sadece bir kişi yazmış, o da Ergün Mengi. Mengi yazmış, diğer paşalar sadece imzalamışlar, metnin yazımına dahil olmamışlar dedi. Ne var ki? Ülgen'in bu iddialarını amirallerin avukatı yalanladı. Paşalar henüz ifade vermediler, böyle bir şey de söylemediler dedi.

Celal Bey, bu metindeki asıl eleştirilerin ve suçlamaların konusu olan cümle şöyle, ''TSK'nın, Deniz Kuvvetleri'nin çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyor ve tüm varlığımıza karşı çıkıyoruz.'' denildikten sonra, ''Aksi halde Türkiye Cumhuriyeti tarihte örnekleri olan bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir.'' Bu cümle üzerinden bir darbe tehdidi. Evet hayır tam tersi darbe tehdidi değil darbe ya da olağanüstü dönemlerin riskini söylüyorlar, tehdit etmiyorlar. Tamam, ben de sizden savunmanızı rica edecektim zaten. Yani bana göre de burada bir darbe tehdidi, darbe iması falan yok, böyle bir şey yok. Ama siz bir hukukçu olarak nasıl açıklıyorsunuz bunu? FETÖ'ye teslim ettiniz, FETÖ darbe yaptı. Siz bunu yaparsanız yarın öbür günde darbe olur diye bir risk görüyorlar. Bunu yaparsanızdan kasıt?

Yani Türk Silahlı Kuvvetleri'ni tarikatlara açarsanız, böyle Tuğgeneraller, Tuğamiraller tarikatlara gider, onlarla ritüel şeyler yapar, ibadetler yaparsa, günün birinde de örgütlenerek FETÖ gibi, aksi takdirde böyle şeylerle karşılaşırız diye riske işaret ediyorlar. Yoksa herhangi bir şey yok ortada. Bir darbe çağrısı yok. Darbe tehdide yok. Aksi takdirde darbe yaparım nasıl diyecek? Beylik tabancasını çıkararak mı gidecek darbe yapacak? Bakın o şeyin, yasanın 316. maddenin çok önemli bir kısmı var. Diyor ki elverişli araçlarla yapması lazım. Hangisi elverişli araç? Yani sizin tankınız var, topunuz var, polisiniz var, koruma ordunuz var.

Onlara bir beylik tabancayla mı darbe yapacaklar? Yani bu iş böyle olmaz yani. Son olarak Ali Babacan'a kulak verelim. Babacan, bürokratların seslerini ve objektif yorumlarını hükümetle paylaşamadıkları için bu tip açıklamaların yapıldığı görüşünde.

Şimdi tabi bu son olay bambaşka bir olay. Buradaki konu ne aslında? Biraz şöyle bantı geri sararsak, Kanal İstanbul. Kanal İstanbul'la ilgili... Endişeler var. Kanal İstanbul'la ilgili nasıl endişeler var? Öncelikle... Çevre etki değerlendirmesinin tam yapılmadığı ile ilgili endişeler var. Yine... Güvenlik perspektifine bakıldığında... İstanbul'un... Kanal İstanbul'dan sonra bir ada haline geleceği... Özellikle İstanbul'un en kıymetli ve nüfusun en çok olduğu... Yerde...

baktığımızda haritaya bir ada oluşuyor. Bu adanın dış güvenlik ve deprem yönetimi açısından bakıldığında... pek çok riski barındırdığını uzmanlar söylüyor. Sizin de kaygılarınız var mı Kanal İstanbul'a? Tabii ki var. Şimdi uzmanların... Şöyle ben uzmanlardan hep dinliyorum. İşi bilenlerin raporlarına bakıyorum. Çünkü bir kişi her şeyi bilemez. Şu anda zaten Türkiye'nin yaşadığı en önemli sorun... bir kişinin her şeyi bildiğini iddia etmesinden kaynaklanıyor. Üçüncü konu...

İşin... uluslararası anlaşmalar boyutu, diplomasi boyutu, uluslararası hukuk boyutu, tabii Montro boyutu. Şimdi bununla ilgili... şu son bir yıl içerisinde bize sayısız raporlar geldi, sayısız endişeli... ifadeler içeren... değerlendirmeler geldi. Fakat hükümetin iş tutma tarzı şu anda nasıl? Kanal İstanbul'a ilgili, ben bunu istiyorum diyor, inadına yapacağım diyor. Ve teknik değerlendirmeler, hukuki değerlendirmeler, çevre etki değerlendirmeler, şunlar bunlar hepsi bir kenara... itiliyor. Biz diyoruz ki...

Eskiden olduğu gibi, ki eskiden böyle yürüdü bu işler. Her bir kurum, her bir bakanlık böyle parafsız hissesinden geçmiş teknik görüşü oluştururdu. Yani böylesi önemli bir projeydi. DPT'nin bile görüşü vardı, çok önemliydi. Tabii ki, yani DPT görüşü oluştururdu, işte Genelkurmay oluştururdu, Dışişleri Bakanlığı oluştururdu ama bu görüşler öncelikle şöyle denirdi. Arkadaşlar bir çalışın denirdi. Arkadaşlar benim istediğim gibi görüş hazırlayın denmezdi.

Şu andaki sistem ne oluyor? Siyasi irade oluşmuş. Kardeşim bu proje olacak. İlla ki olacak. İnadına olacak. Siz bu inadına yapılacak projeyle ilgili raporları yazın getirin. Dolayısıyla birimlerin elleri ayaklarına dolaşıyor. Geçenlerde biliyorsunuz 126 tane emekli büyük elçi... Bir ortak açıklama yaptı değil mi? Koskoca Dışişleri Bakanlığı dururken... Memleketin dışında orada muazzaf...

Büyükelçiler dururken... Orada ciddi bir teknik birikim dururken, bir diplomasi kapasitesi dururken niye... 126 tane emekli büyükelçi böyle bir açıklama yapmak zorunda kalıyor? Çünkü Dışişleri Bakanlığı'nın el ayağı bağlanmış durumda. Konuşamıyorlar, çalışamıyorlar. Ben biliyorsunuz 3 yıl Avrupa Birliği Bakanlığı yaptım, 2 yıl Dışişleri Bakanlığı yaptım. Normalde böyle bir durumda denilen şudur arkadaşlar, objektif... Sağlam bir analiz yapın, Kanal İstanbul'a ilgili değerlendirmeleri bize getirin demesi lazım hükümetin.

Hükümet öyle yapmıyor. Ben bunu istiyorum ya kardeşim. Ya zaten yapacağım, kafama koydum, inadına da yapacağım. Siz ona göre bunu nasıl yaparım, onu hazırlayın bana." diyor. Böyle olunca da tabii... Bir yandan bürokrasi kendi içinde kıvranıyor adeta. Ya bir yandan doğrular var, endişeler var ama bunu hükümete, Cumhurbaşkanı'na söyleyecek cesaret yok hiç kimsede. Bu sefer lüzumsuz açıklamalar gelmeye başlıyor şuradan buradan. Şimdi mektupçu amirallerle ilgili yargı süreci başladı. Bakalım bu süreç dallanıp budaklanacak mı? Tren topu ipod bir medyayla hazırlıyoruz.

Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)