Podcast

79: Sadece bir imza ile Türkiye, İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıyor

Trend Topic

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Parlamento kararıyla onaylanmıştı, tek kişinin kararıyla çıkılıyor. İstanbul Sözleşmesi neden önemli? Çıkınca ne olacak? Enine boyuna masaya yatırdık.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.002 kelime · ~25 dk okuma

Merhabalar, ben Nevşim Mengü. Yeni bölümle karşınızdayım. Bu bölümde konumuz İstanbul Sözleşmesi. Neden çıktık, şimdi ne olacak? Hazırsanız başlıyoruz.

Bir gece ansızın Cumhurbaşkanı'nın bir imzasıyla inanılmaz gelişmeler oldu. Meclis daha güçlü ve aktifken hatırlarsanız sabah haberlerinde torba yasalar konuşulurdu. Sabah uyandığınızda torba yasadan geçen hangi maddeyi konuşacağımızı şaşırırdık. Cumhurbaşkanı'nın cuma gecesi imzaladığı kararnameler de benzer bir etkiyi yarattı.

Bu kararnameyle Türkiye'de kadınların kaderi değişti. Resmi gazetede yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla Türkiye'de kadına yönelik her türlü şiddetle mücadeleye ilişkin standartlar getiren ilk belgenin iteriğindeki İstanbul Sözleşmesi'nden ayrılındı. Bu karar bir anda oldu ancak tartışmalar çok öncesine kadar gidiyor. AK Parti bu konuyu en son Temmuz 2020'de gündeme getirmiş ve parti içinden de karşı çıkanlar olmuştu. Sizi Tren Topik'in 29. bölümüne götüreceğim. Bakın neler olmuş. Yeni Aket gazetesi, Erdoğan beklenen müjdeyi verdiği İstanbul Sözleşmesi iptal ediliyor, başlıklı bir haber yaptı. Haberin başlığı bu ama haberin içerisinde bu kadar kesin bir bilgi yok. Yani haberden kesin bir karar alınmadığı anlamı çıkabiliyor.

Transkriptin tamamını oku

Haberden AKP Merkez Karar Kurulu'nda sözleşmeyle ilgili bir toplantı yapıldığını, toplantıda AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş'un İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili ayrıntılı bir sunum yaptığını, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun da uluslararası anlaşmalardan çıkma meselesi üzerine bir briefing verdiğini öğreniyoruz. Habere göre aralarında Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'la AKP Grup Başkan Vekili Mehmet Muş'un da bulunduğu bazı isimler sözleşmeden çıkmanın doğru olmayacağını savundu toplantıda. MHK üyelerinin bazıları da orta yol önerdiler, sözleşmeden çıkmak yerine niyet beyanı ile hangi maddelerin uygulanmayacağının belirlenmesini istediler. Yeni Akit'in haberine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan toplantıda sözleşmeden kimi ülkelerin çekildiğini hatırlattı. Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan örneklerini verdi. Biz de sözleşmeden çekilelim dedi. Ancak AKP'li kadınlardan sözleşmeden çekilme kararına tepki var. Partinin etkili kadınlarından Ayşe Böhürler, konuyla ilgili tweet atan isimlerden. Böhürler, kadınlarla ilgili konularda yapılacak en ufak bir geri adım domino taşı etkisi oluşturur, İstanbul Sözleşmesi ile ilgili acaba kaç kadın üye fikrini bildirdi, gördüğüm kadarıyla en çok konuşan erkekler, diye bir tweet attı.

Tartışmaya tweetleriyle katkıda bulunan bir başka isim. AKP İstanbul Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Canan Kalsın. Kalsın bir dizi tweet atarak şunları söyledi. Bu kadar suç ve suçlunun olduğu bir yerde her şeyin suçlusu bir sözleşmeymiş gibi algılamak ve algılatmak hangi oyunun algının ürünü?

İstanbul'da 50'ye yakın muhafazakar kadın derneği ile toplantı yaptık. Gündeme dair sorulara cevap verdik. Gördük ki meramımız ve çıkış noktamız aynı. Şiddet uygulayana karşı şiddet uygulananı koruma ve kollamayı amaç edinen sözleşme üzerinde konuştuk. İki yıldır kapı kapı gezen, adam adama markaj yapan, gündemde olmayan bir konuyu gündemin asli unsuruymuş gibi gösterenlerin dışında toplumun gündeminde olmadığını da gördük. Bu sözleşme Türkiye'de hazırlandı ve İstanbul Sözleşmesi adını aldı.

ilgili koruma kanunları çıkarıldı. Aile içinde yaşanan eşler arası şiddet, yaşlıya ve çocuğa karşı işlenen şiddeti de kapsayacak şekilde düzenlendi. 81 artı 1 madde olarak düzenlenen bu sözleşme 2009'da kabul edildi ve 2011 yılında yürürlüğe girdi. 2009 kabul, 2011 yürürlüğe giriş ve yıl 2020, 9 yılda ne değişti? 9 yıl sonra niye günah keçisi haline geldi? Cumhurbaşkanımızın ailesine, yakınlarına saldırı kiti haline niye dönüştürüldü? Ayşe Böhürler, Kadın ve Demokrasi Derneği Kadem'in attığı İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddetle mücadele için önemli bir girişimdi. Geldiğimiz noktada zemininden koparılmış ve toplumsal bir gerilim öznesi haline dönüştürülmüş durumda. Verilen fesih kararında bu gerilimin bir neticesi olarak okuyoruz tweetini retweet etmiş. Canan kalsın sağ paylaşım yapmamış.

Sözleşmenin adı İstanbul Sözleşmesi. İlk imzacılarından hatta sözleşmeyi yazanlardan biri Türkiye. Ama artık Türkiye sözleşmenin bir tarafı değil ya da daha doğrusu olmayacak. Nedenine geleceğim ama hukukçular Türkiye'nin cumhurbaşkanı kararıyla sözleşmeden ayrılamayacağını söylüyor. Hukukçu Nesi Bekir'i şu hukuki boyutunu kararın hemen ertesi günü anlattı.

Çok net bir cevabı var. Çıkamıyor yani. Hukuksuz bir karar aslında bu kararname. Bu kararname bir de tabii gerekçe sunulmuş aslında. 9 sayılı eski bir kararnamenin 3. maddesinde şey yazıyor. Cumhurbaşkanı'nın uluslararası sözleşmelerde kararname ile sözleşmenin uygulanmasına yönelik olarak işte iptal demiyor da durdurma.

kararı verebileceğini söylüyor. Ama o tabii bu sözleşmenin uygulanmasına yönelik bir karar değil. Bu direkt sözleşmeden çekilme anlamına gelen bir karar. Bizim anayasamızın dokuz sanıncı maddesinde de açıkça belirtilir ki uluslararası sözleşmeler nasıl yürürlüğe girdiyse aynı şekilde yürürlükten çıkması gerekiyor yani. Aynı şekilde. Ama iki bin on sekizde bir şey çıkartılmış. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmış. Orada da şey verilmiş Cumhurbaşkanı'na. Evet onu söylüyorum.

9 sayılı cumhurbaşkanı kararnamesi o. Ama orada FES'e yönelik bir şey yok. FES'i hakkı yok yine de. Ki zaten şöyle bir durum var. Cumhurbaşkanı kararnamelerinin de biz şeyine bakarsak, anayasa madde 104'teki yanlış hatırlamıyorsam niteliğine bakarsak, herhangi bir kanun cumhurbaşkanı kararnamesiyle yan yana geldiğinde kanun zaten uygulanır. Yani kanun zaten... E tamam, ne olacak o zaman? Biz sözleşmeden miyiz hala şu anda?

Biz şu an aslında hukuken sözleşmedeyiz. Hatta ben bugün kendi Twitter'ımda da yazdım. Yani tamam böyle bir algı var ama biz hukuken sözleşmedeyiz. Hakim arkadaşlar, savcı arkadaşlar, avukat arkadaşlar hala taleplerini, tedbirlerini yerine getirmeye çalışsınlar.

Tabii ki şimdi hukukun üstünlüğünü kim tanıyor, kim tanımıyor. Anayasayı kim tanıyor, kim tanımıyor. Bu konuda zaten şüpheliyiz. Ama biz hala böyle bir talebi yerine dillendirebiliriz. Çünkü İstanbul Sözleşmesi şu an zaten çekilmedik. Sadece aslında uluslararası olarak bize bunun yaptırımı olacak. Çünkü biz şu an kadının insan haklarını, kadına şiddeti ve bunun dışında hane içi şiddeti tanımayan bir devlet haline geldik. Türk hali hepsi şu.

Yaşı büyük erkek, küçük kız çocuğuyla evlenecek çünkü buna da karşılar. Diyorlar ki ya işte insanlar hapis yatıyor, çocuk yaşında evlenmiş diye bunu, bu zulmedur, bu zulümmüş. Küçük yaşta kız çocuğuyla evlenmek istiyorlar. Kadın işte kafasını atarsa dövsün istiyorlar.

Ve sonra da küçük bir para versin, yallah yollasın, boşansın istiyor. Türk aile yapısı bu herhalde. Yine Erdoğan'ın açıklamasını da gördün. Artık hani şey yazmışlar yani kadem, İstanbul Sözleşmesi evet hani çok iyiydi, hoştu falan ama şu an artık eski halini yansıtmıyor. Yani bu ne demek? Şey de yazmış, Cübbeli Ahmet, yani bu şu demek hani.

Zaten İstanbul Sözleşmesi'ni bir LGBTİ tartışması üzerinden tamamen İslamcılara karşı dinimizi koruyalım vs. senin dediğin gibi yani laikliği tamamen ortadan kaldırmak için bir araç olarak gördüler ve onları yanlarına aldılar. Gazete Duvar'dan Nergis Demirkay'a imzalı özel habere göre, AK Parti kaynaklarına göre bu karar sürpriz değildi. Parti yöneticilerinden edilinen bilgiye göre sözleşmenin feshine Ayasofya Camii'nin ibadete açılmasından önce Temmuz 2020'de karar verildi.

Geçen 8 aylık zaman diliminde de Avrupa Konseyi nezdinde bazı süreçler beklendi ve geçen hafta fesih kararı yayımlandı. AK Parti'de bu karar için İstanbul Sözleşmesi'nden zihnen çıkmıştık, şimdi de resmi olarak çıktık yorumu yapıldı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, başlangıçta kadın haklarının güçlendirilmesini teşvik etmeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi, Türkiye'nin toplumsal ve ailevi değerleriyle bağdaşmayan, eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bir kesim tarafından manipüle edildi. Türkiye'nin sözleşmeden çekilme kararı alması da bu nedene dayanmaktadır denildi. AK Partili kaynaklara göre ise konu sadece bir manipülasyon değil. Uluslararası sözleşmeleri işlerhale getirmek için ona uygun yasalar yapılması zorunluluğuna işaret eden bir yönetici, bu konu kapsamında eşcinselliğin eğitim ve toplum hayatında varlığını kabule dair düzenlemeler yapılmasının gerektiğini, toplumun temeli ailedir anlayışıyla hareket eden AK Parti'nin ise bunu kabul edemeyeceğini söyledi.

T24'e yazan Mehmet Yılmaz'ın yorumu şöyle. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkmaya öngören Cumhurbaşkanlığı kararının ciddi sorunları var. Bir yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ait bir yetkiyi gasp ediyor, diğer yandan bir uluslararası sözleşmeyi feshedebileceğini zannediyor. Sınırlı hukuk bilgisine sahip olan bir insanın bile ilk bakışta fark edebileceği bu sakatlıklarla mağlul bir cumhurbaşkanlığı kararı nasıl yayınlanmış olabilir? Bunun ciharetten kaynaklanmadığına eminim. Beğensekte beğenmesekte cumhurbaşkanının danışmanlar ordusu içinde hukukçular da var ve onların bu sakatlığı görmemiş olmalarına ihtimal vermiyorum. Bu bilinçli olarak atılmış bir adımdır. Türkiye Cumhuriyeti Recep Tayyip Erdoğan'ın elinde giderek anayasası olmayan bir kuruma dönüşüyor.

Türkiye'nin sözleşmeden çekilmesine dünyadan da tepki geldi. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden Türkçe bir açıklama yayınladı. Açıklamada derin bir hayal kırıklığı ve cesaret kırıcı bir geri adım denildi. Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekildiği haberiyle uyanmanın dehşete düşürdüğünü yazdı. Amor, bu görevdeki Türk hükümetinin gerçek yüzü, hukukun üstünlüğünü tamamen göz ardı etmek ve insan haklarından geri gidiş yorumunu yaptı.

Türkiye ise ister gireriz ister çıkarız kimse bize karışamaz görüşünde. Nergis Demirkaya'nın haberinde de değinildiği gibi AK Partililer sözleşmede LGBTI bireylere eşit hak verilmesinden rahatsız. Sözleşmenin aslında bir maddesinde cinsel yönelimi nedeniyle bireyler ayrımcılığa uğrayamaz ifadesi geçiyor. AK Parti işte bu maddeden korkuyor, bunun eşcinselliği normalleştirdiği görüşünde. Peki tek mesele bu ifade mi?

Aslında değil. Sözleşmeden çekinilmesi için yıllardır bastıran grupların başka talepleri de var. Mazlum Değer Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla İstanbul Sözleşmesi'nden ayrılmasını olumlu bulduklarını belirttiler. Bu kararın yeterli olmayacağını ileri sürüp, ailenin korunması ve kadına şiddetin önlenmesine dair kanun olan 6.284'ün de gözden geçirilmesini istediler. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması için bastıran gruplar, Aileci şiddet durumlarında kocaya evden uzaklaştırılma kararı verilmesinin kaldırılmasını istiyor. Nafaka konusunda da erkeği koruyucu yeni düzenlemeler için bastırıyorlar. Yeni Şafak yazarı Hüseyin Öztürk köşesinde İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasından sonra acilen zinanın da tekrar suç olarak düzenlenmesi gerektiğini savundu. Sözleşmeden çıkılması gerektiğini yıllardır söyleyen yazarlardan biri Abdurrahman Dilipak.

Dilip Hakk neden sözleşmeden çıkılması gerektiğini Haber Global'de Buket Aydın'a şöyle anlatmış. İstanbul Sözleşmesi diye bir belayı getirip bana Erdem, İnsanlık, Demokrasi diye... Niye sizi bu kadar rahatsız ediyor İstanbul Sözleşmesi? Çünkü bu Allah'a karşı, Resulüne karşı bir komplo. Bu dahası...

Yeni dünya düzenine geçişte şimdi, Great Reset sonrası için ailesiz toplumu öngörüyor. Kadını erkeğe düşman yapan, daha önceki durum daha iyidir anlamında söylemiyorum bunu. Bu sadece İstanbul Sözleşmesi'ne ibaret değil. Bu lanet olası şey Sedav'la başladı. İstanbul Sözleşmesi'yle devam ediyor. Bir sonrasında da Lanzarote var. Lanzarote'yi bu hafta sonu Fransa cinsel deneyim yaşını 13'den 15'e yükseltti.

Cinsel deneyim, tercih ve yönelimi özgürleştirecek. Ama öbür taraftan aile içerisinde cinsiyet değişimi yapıp kadın bu anlamda özgür kalacak, evlilik devam edecek. Din görevlisi cinsiyet, LGBT'ye imamlık verecek. Böyle bir şey yok. Bunların birey dediği şey ne? Birey, inanç.

Ahlak ve gelenekten bağımsız olarak kişinin tanımlanmasıdır. Ve bunun tanımı nedir? Bu insan değil. Transhümanizm'dir. Bu arada ben size bir şey soracağım. O kim? O kim? Gender'dır. Benim lüks cüzdanımda gender yazıyor. Cenab-ı Allah beni bir ayetle, sizi kadın ya da erkek olarak yarattım diyor.

Ama bunlar hayır diyorlar. Böyle bir yaratış yok. Bu toplumsal aidiyetle... İstanbul Sözleşmesi bunu mu diyor sizce? Evet.

Evet, İstanbul Sözleşmesi'nde birey dediğiniz kişinin, bu çoğu sözleşmeleri okumanın tekniği hakkında bilgi sahibi değil. Orada birey hangi anlamda kullanılmış? Cender hangi anlamda? Toplumsal cinsiyet hangi anlamda kullanılmış? Mesela sadece şu toplumsal cinsiyet Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiserliği'ye uluslararası sözleşmelerdeki temel kavramlar sözlüğünde 56 sayfa anlatır.

Peki kadın cinayetleri olmasını istiyoruz? Kadınlar daha refah koşullarda yaşasın, kocaları, abileri, babaları tarafından öldürülmesinler istiyoruz. Hani aslında İstanbul Sözleşmesi... Hakkı cinsiyetle etiketlemeyin. Bir insan hayvanı işkence ederek öldürüyorsa o hayvandan da aşağıdır. Ben insancı da değilim, ben müslümancı da değilim, ben hümanist falan değilim.

Ben hakka taptım. Eğer hayvana haksızlık yapıyorsa ben insancı değilim, o hayvandan yanayım. Hayvan hakları, kadın hakları, erkek hakları, çocuk hakları, kaynana hakları, elta hakları, baldız hakları olmaz. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilinmesine dair kadın örgütleri ve hak savunucuları tepkili. Önce Kadıköy'de daha sonra da Taksim'de eylemler yapıldı.

Bu ne kadar? Burada. AK Partili siyasetçiler sözleşmeden çıkmak bir şeyi değiştirmeyecek. Kadını korumak için gerekli düzenlemeleri yapacağız, diyor. Hatta biz egemen devletiz, istediğimiz sözleşmeden çıkarız, diyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu şöyle de bir iddiada bulundu. Devletten korunma isteyip de korunmamış hiçbir kadın yoktur, dedi.

Ne diyelim? İddialı bir iddia. İstanbul Kartal'da yaşayan iki çocuk annesi Derya Elbasan, 20 yıldır evli olduğu erkek tarafından öldüresiye dövülmüştü. Yol TV Haziran 2020'de Elbasan'la konuşmuştu. Kaç kişi vardır silahın kabzasıyla dayak giyen? Suratına bir insin bakayım. Ben bütün bu Kartal üstüme çöktü sandım. Altında kaldım sandım Kartal'ın. Kafam koptu sandım ya.

Kafamı koptu sandım. Benim beynimi patlatacaktı ya. Benim boğazımı kesecekti ya. Yani ayakkabısının numarası çıkmış üstümde. Vücudumun üstünde ayakkabı numarası çıkmış. Döverek öldürmek nedir ya? Savaşa gider gibi bir kadının üstüne gitmek nedir ya? Bu şimdi adamlık mı, delikanlılık mı bu?

Ben ondan daha delikanlıyım. Daha önce 20 kez şikayete bulmuşsunuz doğru mu? Evet defalarca defalarca nöbetçim savcılığa çıktım. Arife günlerinde şikayetlerde bulundum. Tehdit alıyorum, hakaret alıyorum diye. Ama hep tutuksuz yargılandı. Daha önce 3 yıl önce babama silah sıkmışlığı vardı. Komşularımız şahitlik oldu 7. kata. Bir gece nezarette yatırmadılar.

Ben istiyorum ki bu bir emsal karar olsun, örnek teşkil etsin. Çünkü ben biliyorum ki ben tek değilim, benim gibi bir sürü insan var. Anneler ve kızlar da güçlensin. Sözleşmeden çekilinmesiyle ilgili sağdan itiraz İYİ Parti lideri Meral Akşener'den yükseldi. Aziz milletim, Türkiye Büyük Millet Meclisi İstanbul Sözleşmesi'ni 2011 yılında tüm partilerin onayıyla, milli bir uzlaşıyla kabul etmiştir.

AK Parti iktidarının milletimiz için yaptığı en der iyi işlerden biridir. O zaman gelinen bu noktada sizce de bir gariplik yok mu? Bunca yıldır bu sözleşmeyi iç siyasete malzeme yapıp, kadınlardan, çocuklarımızdan, aile yapımızdan dem vurup, siyasi rant kovalayan Sayın Erdoğan'ın bugün çıkıp aynı sözleşmeyi feshetmeye kalkması sizce de garip değil mi? Elbette garip ama şaşırtıcı değil. Neden mi? Çünkü arkadaşlar zorda. Çünkü oylar eriyor. O nedenle Sayın Erdoğan panik içerisinde kimin gözüne nasıl girerim? Kimden nasıl siyaset devşiririm diye çırpınıyor, çırpınıyor.

Sırf çarpık zihniyetli bir azınlığa şirinlik yapacağım diye Türkiye'de şiddet gören, istismar edilen, tacize, tecavüze uğrayan kadınlarımızın, çocuklarımızın güvenliğini, kutsal aile yapımızı kurban ediyor. İşin özü işte budur. Üzerinde öyle uzun uzun tartışmanın anlamı yok Şu madde şu anlama gelir Bu madde şöyle sakıncalıdır gibi Hamasi ve samimiyetsiz tartışmalara gerek yok İstanbul Sözleşmesi'nin hedefi belli. Kadınları, çocukları ve aileyi koruyup kollamak. Bu kadar net. Ya kadınları korumayı seçeceksiniz ya da kadın katillerine cesaret vereceksiniz. Ya çocuklarınızı kollamayı seçeceksiniz ya da çocuk tacizcilerine yol vereceksiniz. Ya ailelerinize sahip çıkacaksınız ya da yuvaların yıkılmasına göz yumacaksınız.

Kardeşim, madem kafanızı karıştıran maddeler vardı, o zaman sözleşmeyi neden imzaladınız? Madem şüpheleriniz vardı, o zaman bir de adını İstanbul Sözleşmesi niye koydunuz? Madem kadınların, çocuklarımızın iyiliği umurunuzda değildi, o zaman kime şirinlik yapmak peşindeydiniz? Bu işler öyle gece yarısı kararnameleriyle, abuk sabuk konuşan vekillerle, tabela kovalayan trollerle olmaz. Çıkacaksın, devlet yönetmenin ciddiyetiyle bunların cevabını vereceksin. Niye imzaladın? Şimdi niye vazgeçiyorsun? Bu millete, kadınlara tek tek anlatacaksın.

Öyle haksız, hukuksuz oldu bittilerle bu işin içinden sıyrılamazsın Sayın Erdoğan. Devlet kadınları, çocukları, aileyi korumak zorundadır. İstanbul Sözleşmesi işte tam da bunun için vardır. Onlar ise sözleşmenin gerektirdiği yasal düzenlemeleri yapıp uygulanmasını sağlamak yerine birkaç oy uğruna kadınlarımızı, çocuklarımızı ve ailelerimizi feda etmeyi seçtiler. Birkaç oy uğruna çocuklarımızı korumayı değil, 7 yaşındaki kızlarımızı evlendirmeyi seçtiler.

Kadına el kaldıranın karşısına dikilmeyi değil, o saatte ne işi varmış vicdansızlığını seçtiler. Kadının iş hayatında önünü açmayı değil, çalışan kadın fuhuşa hazırlanıyor ahlaksızlığını seçtiler. Çünkü ne kadınları ne çocuklarımızı ne de aile yapımızı korumak gibi bir dertleri yok. Tüm hesapları iktidarlarını sürdürmek.

Tek öncelikleri koltuklarını korumak. Memlekete, millete ne olursa olsun yeter ki koltukları korunsun. Şimdi konuğu bir hukukçu ile konuşacağım. Avukat Tuğçe Duygu Köksal. Duygu Hanım merhabalar. Bugün sizin tweetinizi gördüm. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldı ve Türkiye'de bunu nereye? Avrupa Konseyi'ne mi? Nereye, nasıl işliyor sistem? Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine duyuruyor. Bugün zaten sitesinde de gördük 22 Mart itibariyle Türkiye çekilme beyanının, bu fesih olarak kullanılıyor ama yanlış bir ifade tabii, kararda da yanlış yazıyor Cumhurbaşkanlığı kararında.

çekilme beyanını Avrupa Konseyi'ne resmen bildirmiş durumda. Tabii bu Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi'nin 80. maddesinde yazdığı şekilde işletilen bir prosedür. Bu prosedüre göre önce Türkiye'nin yani çekilme beyanında bulunan devletin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği'ne bu beyanı yazılı olarak bildirmesi gerekiyor. İşte dün yapılan o.

Akabinde de bu beyanı bildirme tarihinden itibaren 3 ay sonra yürürlüğe girecek bu bildirme beyanı. Şu an o süreç başlamış durumda. Yani şimdi beyan etse Türkiye 3 ay sonra çıkmış sayılıyor diyeceğim ama neye göre sayılıyor? Bu sözleşmeye ilişkin yasaları yapıp yapmamak da yine ülkenin kendi iradesinde herhalde değil mi? Yani biraz anlamaya çalışıyorum. Tabii şöyle bir ifade kullanayım isterseniz. Avrupa Konseyi önünde bugüne kadar böyle bir duruma hiç rastlanmadı. Yani bir sözleşmeden bir devletin çıkış beyanı daha doğrusu çekilme beyanını gönderdiğine ilişkin herhalde Avrupa Konseyi önündeki ilk somut durum.

Bu sebeple aslında Avrupa Konseyi de biraz şaşkın diyebiliriz. Zaten iki gündür, sizler de takip ediyorsunuzdur, Avrupa Konseyi'nin tüm liderleri arka arkaya açıklamalar yaptılar. Genel Sekreter, aynı zamanda İnsan Hakları Komiseri, Aynı zamanda Avrupa Konseyi parlamenterler meclisi başkanı, en üst kademede herkes Avrupa Konseyi'nin bu sözleşmesinden, İstanbul Sözleşmesi'nden Türkiye'nin çıkışını aslında bir nevi kınadı. Yani derin üzüntüyle karşıladıklarını ve kaygıyla izlediklerini söylediler.

Tabii bunun yansımaları şöyle olacak. Bu süreç içerisinde, 3 ay içerisinde Avrupa Konseyi'nin nasıl bir yetkisi olduğu Avrupa Konseyi'nin İstanbul Sözleşmesi'nde yazmıyor. Yani buna ilişkin şu an izlenecek periyodu aslında biraz da bizler yönlendirebiliriz. Önemli olan noktalardan bir tanesi de bu. Yaşadığımız bu süreç bana kalırsa ciddi bir aktivizm boyutuyla, stratejik bir aktivizm boyutuyla şekillenecek gibi geliyor. Hukuken atılacak adımlarla.

Neyi kastediyorum? Bu üç aylık sürenin aslında ne anlama geldiği şu anlamda belirsiz. Şöyle bir durum söz konusu değil. İşte devlet bu beyanda bulunduktan sonra üç ay içerisinde Avrupa Konseyi bunu inceler, işte hukuka uygun mudur, değil midir, anayasaya aykırı mıdır, değil midir vs. inceler ve bir karar verir süreci değildir. Bu üç aylık bir aslında geçiş periyodu diyebiliriz.

Yani şu an için Avrupa Konseyi önünde bunun hukuka aykırılığı, uygunluğu ya da anayasaya aykırılığı, uygunluğuyla alakalı bir inceleme orada gerçekleşmeyecek. Bu incelemenin gerçekleşeceği yer tam olarak aslında dün de Kadın Hareketi'nin, baroların ve çeşitli kuruluşlarında aslında başlatmış olduğu dava mekanizmasıyla bir şekilde şekillenecek. Gönül isterdi ki bir yürütmeyi durdurma kararı olsun ve bu çekilme beyanı Avrupa Konseyi'ne hiç gönderilmesin. Ama dün davaların da açıldığı tarihte zaten çoktan gönderilmiş. O yüzden artık bu çerçevede yapabilecek bir şey yok. Bu çerçevede yapabilecek bir şey olmamasına rağmen

Şu an Danıştay önünde belki birazdan onu da konuşuruz, sorularınızı ne şekilde yönlendirecek bilmiyorum ama iç hukukta işleyecek, prosedürde verilecek karar muhakkak ki bu davaları takip edenler tarafından Avrupa Konseyi'ne bildirilmeli. Çünkü Avrupa Konseyi resmen bunu bu şekilde inceleme yetkisine sahip değil şu an. Bu bir otomatik prosedür gibi düşün. Yani şey verildi, çekilme beyanı verildi, çekilme beyanının verilmesinden itibaren kural olarak bir geçiş periyodu.

Halen sözleşme yürürlükte. Bunun altını çizmek isterim. Üç ay boyunca yani bütün yargı organlarını bağlar. İşte anayasamızın 138. maddesi zaten açıktır. Anayasa ve kanunlar. Şu an anayasanın 95 maddesi uyarınca halen İstanbul Sözleşmesi kanunlarla aynı seviyededir. Hatta anayasa 95'i sizler de biliyorsunuz. Bizi dinleyenler de bilecektir ya da hatırlayacaktır. Kanunlarla çatışması halinde bir temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşmenin

Anayasaya aykırılığı dahi ileri sürülemeyecek bir sözleşmeden bahsediyoruz. İstanbul Sözleşmesi. Ve bu sözleşmenin aslında bir yürütme kararıyla, bir idare nitelikteki danıştaya başvurulacak bir kararla çekilme beyanında bulunulduğunu görüyoruz. O sebeple şu an bu çekilme beyanı yürürlüğe girene kadar bu sözleşme yürürlüktedir ve bütün Mahkemeleri bağlamış, buyurun. Şunu soracaktım, şey mesela şimdi bu zamana kadar bir kadını şiddet davasında siz hakime diyelim, bir müvekkiliniz var bir kadının şiddete uğramış, hakime dilekçe yazarken İstanbul Sözleşmesi'ne atıfta bulunuyordunuz değil mi? Yani şu İstanbul Sözleşmesi, şu şu şu maddesine göre şu şu tedbirin alınması vesaire vesaire diye, bu önemli. Şimdi bundan sonra ne olacak iç hukukta? Yani bunun iç hukuktaki yansıması ne olacak acaba duygularınızda?

Şimdi şöyle ben meslektaşlarımıza ve uygulamada bu davalarla karşılaşan herkese zaten başından beri tavsiye ettiğimiz şey bu dediğimiz şey. Yani İstanbul Sözleşmesi bir artık bizim içi kokumuzun bir parçası olduğu için bunun dile getirilmesi ve son dönemde gerçekten bu farkındalık da oluştuğu için Artık genel olarak sözleşmelerde, mahkemeler önünde İstanbul Sözleşmesi kullanılıyordu. Bakın şunun altını çizmek isterim. Özellikle mülteci hukuku, LGBTİ bireylerle alakalı olarak ve dezavantajlı tüm kadınlar ve dezavantajlı durumdaki tüm gruplarla ilgili olarak İstanbul Sözleşmesi'nin kullanılması ve bu çerçevedeki devletin pozitif yükümlülüklerinin mahkemelere hatırlatılması önemliydi.

Ve çoğu mahkemede gerçekten bunu dikkate alıyordu. İstinaf aşamasında alıyordu. Ve kararlara dahi geçtiğini görüyorduk İstanbul Sözleşmesi'nin. Aynen 6.284 sayılı kanun ya da diğer hükümlerimiz gibi hiçbir farkı olmadan. Şimdi ne olacak? Diyelim ki 3 ay sonra hiçbir şey yapılamadı. Bu beyan geri çekilmedi. Çekilme beyanı. Ve Temmuz'dan itibaren diyelim ki İstanbul Sözleşmesi'nden Türkiye çıkmış oldu. Resmi olarak. Sözleşmenin 80. maddesi çerçevesinde.

Bu durumda artık en temel karşılığı bunun. Biliyorsunuz İstanbul Sözleşmesi'nin bir çalışma grubu var. Feride Acar Hoca'nın da daha önce başkanlık etmiş olduğu. Şu anda bir temsilcimiz var Grevio'da. Grevio'nun yani bu uzman grubunun

gözlemciliğinden ve denetiminden çıkmış olacak. Bu neden önemli? Çünkü aslında bu tip vakaların, kadına karşı şiddetle mücadeledeki pozitif yükümlülüklerin iki tane denetleyicisi vardır, uluslararası anlamda. Bir tanesi işte Grevyo, İstanbul Sözleşmesi'ne taraf olduğumuz için ve Grevyo'nun da hatırlarsanız 2018 tarihinde bir değerlendirme raporu oldu Türkiye'yle alakalı.

Ve bu Türkiye ile ilgili değerlendirme raporunda Greo özellikle 6.284 sayılı kanuna rağmen, bakın ona da biraz geliriz isterseniz, çünkü yapılan üst düzey yetkililer tarafından yapılan konuşmalarda şu söyleniyor, zaten bizim de 6.284 sayılı kanunumuz var deniyor. Zaten mevzuatımız var deniyor. Biz zaten başından beri yani İstanbul Sözleşmesi tartışmaları çıktığından beri şunu söylüyorduk, 6284 sayılı bir kanun bir kazanımdır ve direkt olarak baktığınız zaman İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanmasıdır zaten. İstanbul Sözleşmesi'ne atıf vardır 6284 sayılık anında. Onun uygulamaya yansımasıdır. Bu bir kazanımdır ve kural olarak ve genel olarak bazı uygulamalar düzeltilecek pek çok noktası elbette ki vardır. Bunları belirtiyoruz zaten ama genel olarak baktığımızda İstanbul Sözleşmesi'nin bir yansımasıdır. Evet ama bizim sorunumuz zaten uygulama.

Bizim sorunumuz kural olarak kanun değil ki zaten. Yani kanunun tek başına var olması, bizim için bu korumanın sağlanması ve devletin pozitif hükümlülüklerinin sağlanması için ne yazık ki yeterli değil. Bunu da işte az önce söylediğim şey tespit etti. Gravure raporunda 2018 tarihi bu var. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in de bir sözleşmesi var biliyorsunuz, Sidoz sözleşmesi.

O sözleşme kapsamındaki incelemelerde, raporlamalarda, tavsiye kararlarında da zaten Türkiye'deki kadına yönelik şiddetle ilgili pozitif yükümlülükler çerçevesindeki eksiklikleri, kusurları, uygulamadaki hataları ya da uygulamadaki altını çizerek söyleyeceğim bunu izninizle, uygulamadaki pasiflikleri. Bakın bu çok önemli ve bütün kurumlar tarafından altı çizilen noktalardan bir tanesidir. İkincisi de ikincil mağduriyet meselesidir. İkinci mağduriyete gerektiği gibi dikkat edilmemesi, özen gösterilmemesi meselesidir. Bu hem kolluk açısından hem savcı hem yargı makamları açısından geçerlidir. Şimdi grevyo denetiminden çıkıyoruz. Temmuz itibariyle konuştuğum şey bu. Grevyo denetiminden çıkıyoruz.

Ama aynı zamanda ondan çıkmamız yetmiyor ki. Şimdi ben İstanbul Sözleşmesi'nden çıktım demek çok yeterli bir şey değil. Çünkü İstanbul Sözleşmesi aslında bugüne kadar uluslararası insan hakları hukuku hem Birleşmiş Milletler Hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni kastediyorum. Bu çerçevede kazanılmış olan bütün hakların, devletin pozitif hükümlülüklerin, yargısal olarak ortaya konmuş devletin pozitif hükümlülüklerinin yazılı hale getirilmiş bir müktesebatıdır.

Bu çok önemli. Bir hukuki mevzuattır İstanbul Sözleşmesi. Yani siz İstanbul Sözleşmesi'nden çıktığınız zaman aslında şunu da pek tabii söyleyebilirsiniz. Bunun önünde şu an hiçbir engel yok, onu da söyleyeyim. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden çıkmanın önünde hiçbir engel yok. Çünkü İstanbul Sözleşmesi, çok açık söylüyorum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği opus Türkiye kararının sözleşme haline getirilmiş halidir.

O yüzden ben bu Opus Türkiye kararını da tanımıyorum demek aslında baktığınız zaman. Opus Türkiye kararı nedir? Onu da kısaca bir açıklayabilir misiniz? Tabii. Opus Türkiye kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin cinsiyet temelli ayrımcılıkla alakalı ev içi şiddet boyutuyla cinsiyet temelli ayrımcılıkla alakalı vermiş olduğu ilk karardır. 2009 tarihlidir. Ve işte adı üstünde İstanbul Sözleşmesi'de

Opus Türkiye kararındaki bu cinsiyet temelli ayrımcılıkla alakalı devletin pozitif yükümlülüklerini aslında kodifiye etmiş, yani müktesebatın içine dahil etmiş bir yazılı metindir. Şimdi şöyle de bir anekdot anlatılır. Ben de bunu çok kısa bir süre önce aslında duydum. Opus Türkiye karar verildikten sonra biliyorsunuz kararlar verildikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Bakanlar Komitesi önüne gider.

Bakanlar komitesi önüne gittiği zaman da mesela hükümet büyük daire talebinde bulunabilir bakanlar komitesi önüne gitmeden. Büyük daire talebinde bulundu ve reddedildiyse talep ya da hiç bulunulmadıysa bakanlar komitesi önüne inşaya gider. Opus Türkiye kararında Büyük Daire talebinde bile bulunmamıştır hükümet. Bakın bu çok önemli. Yani doğrudan kesinleşip Bakanlar Komitesi önüne gitmiş ve en üst düzeyde Opus Türkiye kararındaki ihlal aslında alkışlanmıştır. Yani iyi ki böyle bir ihlal kararı verildi ve bizim düzenlemelerimiz yapılacak, iyileştirilecek ve bu çerçevede olumlu karşılanmıştır Opus Türkiye kararı.

Ve çerçeve devamında zaten iki yıl sonra İstanbul Sözleşmesi'nin Türkiye'de, İstanbul'da imza edilmiş olmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi aslında bundan duyulan memnuniyet baktığınız zaman. Yani şu an deniyor ya milletin iradesi yerine getirildi sözleşmeden çıkmayla ilgili. Hayır tam olarak milletin iradesi İstanbul Sözleşmesi'ne zaten girmekle, bunu kabul etmekle ve ratifiye etmekle yerine getirilmişti. Milletin iradesinin şu an, yani toplumsal mutabakatın şu an sağlanmamış olduğunu zaten bu beyanın, bu kararın meclis onayından geçmemesinden anlayabiliyoruz. Bu çok basit. Yani anayasamıza baktığımız zaman, elimde anayasa var benim de, hukukçu olmam gerekmiyor bunu öğrenmek için. Şimdi diyor ki iktidar, ne var diyor, biz kendi Ankara Sözleşmemizi hazırlayacağız diyor. Daha iyisini hazırlayacağız, Ankara Sözleşmesi'ni imzalayacağız. Ne diyorsunuz bununla ilgili?

Yani bizim şöyle söyleyeyim, bizim hiçbir şey hazırlamamıza gerek yok zaten. Bu sözleşmeden çıkmış olmak bile buradaki iradenin ne olduğunun tam ortaya konulamaması. Şunu kastediyorum, bu sözleşme hiçbir çekince konulmadan imzalanmış bir sözleşme. Bakın hani diyorlar ya, bazı devletler işte çekince koymuş, bazı devletler hiç rakibi etmemiş. İki tane devlet var, Rusya ve Azerbaycan. Baştan söyleyeyim,

Rusya ve Azerbaycan hiçbir şekilde ne imzalamış ne ratifiye etmiş. Şimdi bizim emsalimiz Rusya ve Azerbaycan mı? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki siciline, karnesine bir bakalım mı Azerbaycan? Polonya örneğini veriyorlar. Polonya diyorlar çekiliyor. Şöyle Polonya çekiliyor deniyor. Polonya meclise gidiyor. Bakın çok önemli. Tam olarak söylediğimiz şey bu. Milletin iradesine gidiyorlar yani. Altını çizeceğimiz yer. Burası.

Meclise gidecek, daha çekilmiş değil. Meclisten geçirecekler. Doğru olan da zaten budur. Başka devletler de var, ratifiye etmemiş. Birkaç tanesini size söyleyeyim. Bir tanesi Polonya, çekilecek denen. Çek ya, ratifiye etmemiş. Macaristan, ratifiye etmemiş. Bulgaristan, ratifiye etmemiş. Litvanya, Latvia ve bir devlet daha söyleyeceğim şimdi. Slovakya, Ukrayna.

Şimdi şöyle söyleyeyim size, bu ülkelerin, emsal olarak gösterilen bu ülkelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki karnesine bir bakalım mı hep birlikte? ya da Polonya'nın, ya da Macaristan'ın, ya da benzer diğer ülkelerin Avrupa Birliği önünde, Polonya ve Macaristan özelinde konuşuyorum, impeachment prosedürünün başlatıldığını biliyoruz, ihlal prosedürünün başlatıldığını biliyoruz, demokrasik düzendeki bir takım sıkıntılar sebebiyle. O yüzden de bizim emsal alacağımız ülkeler bu ülkeler değil. Otoriterliğe kayıyorlar işte. Polonya'da da Duda popülist savcını idare ediyor. Peki bir de İngiltere örneği veriliyor. Evet İngiltere'de var aynı şekilde. Şimdi İngiltere zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde de sıkıntılı bir devlet. Yani İngiltere en son biliyorsunuz işte Brexit dönemi onun öncesinde yine seçimler döneminde seçimler döneminde zaten seçime gidilirken söylenen şeylerden bir tanesi seçim propagandasından bir tanesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sözleşme sisteminden çıkmaktı.

Yani İngiltere zaten en başından beri bir uluslararası nitelikteki bölgesel bir mahkemenin kendi hakimlerine karışamayacağı yönünde zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ve Sözleşme Sistemi'nin Avrupa Konseyi'nin yaramaz çocuğu İngiltere zaten. Bu tip yaramazlıklarla, bu tip hukuka aykırı tutumlarla ve demokrasi çerçevesinde hareket etmeyen adımlarla Türkiye bir tutulmamalı. Bakın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi şu an evet yürürlükte ama bizim elimizdeki 9 numaralı kararnamenin günün birinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden çıkmanın temeli teşkil etmeyeceğinin bir garantisi var mı şu an? Üzgünüm yok. Çünkü İstanbul Sözleşmesi'nden çıkmasının da teminatı değildi bu.

Yani bunun da garantisi değildi. Hatta hiçbirimiz inanmıyorduk buna. Ben şahsen hiçbir şekilde ihtimal vermiyordum açık söyleyeyim. Ama oldu. Şimdi o yüzden yapılması gereken bu kararnameye, anayasaya aykırılık iddiasıyla iptal davası açmaktı zamanında. Ha açılmış da ama en önemli madde unutulmuş. Şimdi unutulmuş ya da es geçilmiş ya da başka bir şey. Bu şu an bizi ilgilendiren bir mevzu değil. Şu an önümüze bakmak mecburiyetindeyiz.

Şu an önümüze baktığımızda da hedef aslında bu kararnamenin anayasaya aykırılığının tespitini sağlamak olmalı. Asıl hedefimiz bu olmalı. İleriyi korumak için. Peki. Çok teşekkür ediyorum Duygu Hanım. Sağ olun. Var mı eklemek istediğiniz başka bir şey? Şunu da muhakkak ekleyeyim dediğiniz.

Yani şöyle söyleyebilirim aslında, bunun bir hukuk müktesebatı olduğunu, bir mevzuat olduğunun bilincinde olmak gerekiyor. Şimdi şunları söylemenin önemli olduğunu düşünüyorum. Hep İstanbul Sözleşmesi'nin maddelerinden bahsediyoruz ama İstanbul Sözleşmesi toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde bir sözleşme. Yani buna ilişkin devletin pozitif hükümlülüklerini öngören bir sözleşme.

İstanbul Sözleşmesi'nin başlangıcının okunması ve özümsenmesi bu çerçevede muhakkak devam edilmesi ve farkındalığın yaratılması önemli. Çünkü İstanbul Sözleşmesi'nin başlangıcı şu şekilde başlıyor, yani bunun altının gerçekten çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kadınlar ve erkekler arasında tarihten gelen eşit olmayan güç ilişkilerinin bir tezahürü olduğunu söyler, kadına karşı şiddetin. Ve şu önemlidir, eşit olmayan güç ilişkilerinin erkeklerin kadınlara üstünlüğüne, kadınlara karşı ayrımcılık yapmalarına ve kadınların tam anlamıyla ilerlemelerin engellenmesine yol açtığını söyler ve çok önemli bir durum da şudur, yapısal özelliğinin, bu şiddetin Cinsiyete, toplumsal cinsiyete dayandığını söylüyor ve kadına karşı şiddetin de kadınların erkeklere nazaran daha üst bir konuma zorlandıkları en önemli sosyal mekanizma olduğunu söylüyor. Bakın, buradan şuna geleceğim. Hani deniyor ya az önce sorduğunuz soru aslında, biz bir Ankara Sözleşmesi yapsak. İstediğiniz ismi verebilirsiniz. Her türlü olumlu adım kabulümüzdür elbette ki. Her türlü işbirliği, her türlü eşitlik temelinde hiçbir ayrımcılık gözetmeksizin. Bakın önemli olan bu. Anayasamızın 10. maddesi çok açık. Anayasamızın kanun önünde eşitliği düzenleyen 10. maddesinde tüm ayrımcılık sebepleri sınırlı sayıda olmadan sayılmıştır.

İşte İstanbul Sözleşmesi'nin en çok tartışılan ve hatta belki de çekilmeye sebebiyet verdiği söylenebilecek 4. maddesi ayrımcılıkla alakalı maddedir. Ve bu 4. maddeyi çıkartalım, tamam. Sözleşmeyi de çıkartalım, bir kenara koyalım. Bakın bizim anayasamızın 10. maddesi var. Bizim anayasa mahkememizin 2014 ve 2015 tarihinde verdiği iki tane kararda hiçbir sınırlama olmaksızın ayrımcılık sebepleri yazılmıştır.

Toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet, cinsiyet kimliği, toplumsal cinsiyet ve cinsiyet aynı zamanda bunların hepsi var. Sınırlı bir sayı değil. Şimdi şuna geleceğim. Herhangi bir mutabakat, herhangi bir sözleşme, sözleşme olmaz zaten, yapılacak herhangi bir metin çıkartılacak.

Bunun içerisinde ayrımcılık yasağı, her türlü sebebe dayanan ayrımcılık yasağı yer alacak mı? Bunun içerisinde şu yer alacak mı mesela? Deniyor ya, az önce okumamın sebebi de buydu. Sosyal mekanizmalardan biri ve eskiden beri süregelen bir güç eşitsizliğinden bahsediyordu İstanbul Sözleşmesi'nin başlangıcı. Bu şuna işaret ediyor. Diyoruz ya, toplumsal bir mesele bu, kültürel bir mesele bu.

Bizim köklerimizden gelen bir mesele bu. Tamamen bakış açısıyla alakalı bir mesele bu diyoruz ya, tam olarak bunu söylüyor zaten İstanbul Sözleşmesi. Senin kültüründe, toplumsal genlerinde, geride bıraktıklarında böyle bir duygu varsa, böyle bir eşitsizlik varsa sen bunları da gidermelisin diyor. Buna ilişkin politikalar geliştirmelisin diyor tam olarak. Bunun içerisinde namus töre sayıki de var.

Bunun içerisinde küçük yaşta evlendirmeler de var. Utançla zikrediyorum. Ama var. Bu bir gerçek. Biliyoruz ki. O yüzden İstanbul Sözleşmesi buna koruma getiren bir sözleşmeydi. Bu çerçevede bakılması ve atılacak her adımında bu şekilde kapsayıcı biçimde yapılması gerekiyor. Tabii benim gönlüm ister ki bir hukukçu olarak bu çekilme beyanı ya geri alınsın Ya da 3 ay içerisinde Danıştay'dan bir yürütmeyi durdurma kararı çıksın. Ya da Anayasa Mahkemesi'ne bu Danıştay yoluyla gitsin. Ve Anayasa Mahkemesi'nden bu 3 ay içerisinde bir karar çıksın. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Yoksa evet, Temmuz ayından itibaren ne yazık ki Türkiye resmen çekilmiş olacak. Çok teşekkür ederim ağzınıza sağlık. Sağ olun. Ben teşekkür ediyorum davet ettiğiniz için. İstanbul Sözleşmesi sadece bir sözleşme değil demek lazım sanırım. Trendtopi pod.me medyayla hazırlıyoruz. Bir başka bölümde görüşmek üzere.

Çeviri ve Altyazı M.K.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)