
2.022 kelime · ~10 dk okuma
Türkiye'nin dış politikadaki değişim, dönüşüm hızına yetişmekle vallahi zorlandık. Amerikan başkanlığına Joe Biden'ın seçilmesinin ardından bir değişim bekleniyordu ancak bu dernesi şaşırttı. Yakından bakıyoruz. 1 yaşına basan trend topuya hoş geldiniz. Ben Nevşin Mengü.
Önce Türk basınında Mısır'ın Akdeniz'de sondaj yaparken Türkiye'nin kendi belirlediği münhasır ekonomik bölge sınırlarına saygılı olduğu haberleri çıktı. Bunun üzerine... O Akdeniz'de en uzun karası ve sınırları olan iki ülke olarak ilişkilerimizin seyrine göre biz de yarın deniziyet kalanları konusunu Mısır'la müzakere edebiliriz. Kendi aramızda da ileride bir anlaşma imzalayabiliriz.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dinlediğiniz gibi Mısır'la yeni bir deniz yetki alanları anlaşması imzalayabiliriz açıklaması yaptı. Açıklama şaşırttı. Zira Arap Baharı'nın ardından iktidara gelen Mursi yönetiminin darbeyle devrilmesinde Türkiye çok bozulmuş. Darbeyle devlet başkanlığı koltuğuna oturan Sisi'yi reddetmiş, Mısır'la bütün ilişkilerini koparmıştı. Mısır açılımı Mevlüt Çavuşoğlu'yla sınırlı kalmadı. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın Bloomberg'e, Mısır'la ikili ilişkilerimizi görüşmek istiyoruz. Mısır ve diğer körfez ülkeleriyle bölgesel barış ve istikrar için yeni bir sayfa açılabilir, dedi. Kalın'ın bu açıklamasından birkaç gün sonra Mevlüt Çavuşoğlu, Mısır'la diplomatik görüşmelerin başladığını söyledi.
180 derece dönüş Mısır'la sınırlı değil. Uzun süredir Türkiye'nin neredeyse kanlı bıçaklı olduğu bir ülke Suudi Arabistan. Birleşik Arap Emirlikleri Katar ve Suudi Arabistan çekişmesinde Türkiye Katar'ın yanında saf tuttu. Suudi Arabistan bölgede Müslüman kardeşlerin elini güçlendirmesine karşı çıkarken örgütün yılmaz savunucusu Türkiye oldu.
En son Türkiye'de Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi olayının üzerine Türkiye gitti ve dünyada Suudi veliahtı Bin Selman karşıtı bir de kampanya başlattı. Suudi Arabistan'la ilişkiler böyleyken Dışişleri Bakanlığı'nın yaptığı son bir açıklama şaşırttı. Yemen'de sürmekte olan savaşa atfen yapılan açıklamada son dönemde Suudi Arabistan topraklarını hedef alan saldırıları endişeyle karşılıyoruz. Kardeş Suudi Arabistan halkına geçmiş olsun diyoruz ifadeleri yer aldı.
Yani hiçbir şey olmasa bile bir şeyler oluyor. Aslı Aydın Taşbaş, Karar TV'de Yıldıray Uğur ve Elif Çakır'ın konuğu olduğu programda Türk dış politikasında son dönemi dizilerden gaza gelme etkisine bağladı. Aydın Taşbaş, dış politikaya yön veren maceracı bir ekibin yanında devlette daha gerçekçi kadroların da olduğu kanısında. Yani bir noktada kazandığınızı bilmeniz gerekiyor. Doğu Akdeniz'de bence Türkiye yaptığı hamlelerle
Türkiye karşıtı bir bloğun bölgedeki bütün hidrokarbon yataklarına hakim olmasını engelledi. Ama kazandığını bilmen gerekiyor. Artık sürekli el yükseltip sert gitmenin, gemiler göndermenin anlamı yok. Sert gitmeye karar verdi Türkiye her bütün bu coğrafyada ve kendini şöyle bir şeye şöyle bir psikolojiye girdi 2018-2019 yılında. ...dünyada büyük bir güç mücadelesi başladı. Ben de büyük bir dünya devresiyim. Bu güç, Osmanlı bekasıyım. Bu güç mücadelesinde, sınırlarımın ötesinde askeri varlık göstererek... ...ve herkese gücümü göstererek bu mücadele içinde yer alacağım. Tabii biraz fazla dizi seyretmek sendromu olarak görüyorum. Çünkü böyle düşünürse... Gerçekten fazla dizi seyredip böyle kendi yazdığın... naratifin, kendi yazdığın söylemin kurbanı olma, kendi propagandanın esiri olmak durumu olarak görüyorum. Bütün bu konularda bambaşka hareket edip, hem ekonomik anlamda hem siyasi anlamda daha az bedel ödeyip, buna S-400'ü de koyuyorum, Rusya ile ilişkileri de koyuyorum. daha az bedel ödeyip aynı noktada veya daha iyi bir noktada olabilirdik. Eski diplomat Aydın Selcan'da Türk dış politikasındaki değişimi futbola referanslarla yorumluyor ve diğer birçok konuda olduğu gibi dış politikada meclise, halka hesap verilmemesinin Türkiye'nin dış politikasında sıkıntılara yol açtığını belirtiyor. Proaktif reaktif meselesi yani tepki veren değil, Oyun kıran, oyunu kendi sahasında kabul eden, savunmada kabul eden, kontrata çıkan bir takım değil.
topu oyunun ilk dakikasından itibaren ayağında tutan oyunun temposunu istediği gibi ayarlayan ve soyunma odasındaki çizilen o tabelaya taktiği sahaya tam anlamıyla gücüyle uygulayabilen, yansıtabilen bir takım hüviyetindeki diyelim bir Türkiye buydu fikir. Buna aynı şekilde söylem, eylem denilebilir. Yani iddialı bir söylem ve sahaya yansıyan eylem. O hesap verme süreci işlemediği için de zaten hata yapma payı çok yükseliyor. Hele hele işte Arap baharından bu yana giderek gerçeklerden kopulduğu için ve giderek Kürt meselesi gibi terörle mücadele gibi saplantılar ön plana çıktığı için giderek yine ortaya koyulan askeri hedefler yapılabilir erişilebilir askeri hedeflerin ötesine yanı başına
Siyasi olarak nihai durum nedir? Ne olduğunda askeri faaliyet sona erecek? Bu da konulamadığı için bir sorunlar yumağıyla baş başayız. Ama şu son dönemdeki gelişmelere bakıldığında bu daha ayan beyan ortaya çıkıyor.
Avrupa Demokrasi Vakfı'ndan Murat Seyrek'le Türk Dış Politikası'ndaki değişimi konuştum ve bu değişim Avrupa'yı Amerika Birleşik Devletleri'ni ikna eder mi diye sordum. Şimdi bu bölümde Türk Dış Politikası'nda son dönemde yaşanan 180 derecelik dönme çabasını işliyoruz. Senin oradan, Brüksel'den bu nasıl görünüyor? bir şeyleri değiştirme çabası olarak görünüyor. Aslında Ocak ayından beri bu böyle. Ama tabii bunu anlamak için aslında hani ne tür dinamikler değişti de... Türkiye'de böyle bir değişim var ve batıdan da bu nasıl görünüyor onu anlamak lazım. Çünkü son yıllarda aslına baktığımız zaman Türkiye'de hükümet çokta böyle başarılı değildi bölgesel, küresel rüzgarları anlamakta ve buna göre politikaları şekillendirmekte. Ama sanırım Biden sonrası rüzgarlar o kadar sert etmeye başladı ki bunu Ankara bile hissetmeye başladı ve buna göre bir şeyler yapmak istiyor.
Brüksel'den bakınca tabii ki bildiğin gibi 25-26 Mart zirvesi var, Avrupa Birliği'nin. Bu yaklaşıyor, az zaman kaldı. Türkiye'ye olası yaptırımlar ve yine olası yeni bir dönem bu zirvede konuşulacak. Ama bu zirve öncesinde tabii ki sadece Türkiye odaklı olmamakla birlikte, AB-AVD arasında çok büyük bir koordinasyon ve işbirliğin arttığını görüyoruz.
Ve geçtiğimiz zirvede de aralıkta da mesela satır aralarına baktığımız zaman aslında ABD ile koordinasyona vurgu yapılıyordu. Yani çok kısa 3 örnek vereceğim. AB-ABD arası koordinasyonu nasıl artıyor? Sadece geçtiğimiz bir hafta içerisinde işte Biden'la von der Leyen telefonda görüştüler. Ki konulardan bir tanesi de demokratik ortakların desteklenmesi.
8 Mart'ta Kamala Harris Avrupa Parlamentosu'nun özel konuğu oldu. 9 Mart'ta ABD'nin iklim özel temsilcisi Kerry Brüksel'e geldi. Böyle bir durum var. Bunun tabii ki Türkiye'ye de yansımaları olacak ve Brüksel'den de bakıldığı zaman Türkiye'nin bu yeni dış politika oluşturma çabaları, bölgesel olarak bazı değişim çabaları da biraz bunun bir parçası ve bunun bir yansıması olarak gözüküyor. Çünkü yeni bir
Sistem doğuyor, işte transatlantik ortaklığın yeniden şekillendiğini görüyoruz. İşte bir yanda AB, ABD, Kanada, Japonya, Avustralya gibi ülkeler. Diğer bir yanda da işte Rusya, Çin, İran, Kuzey Kore gibi ülkeler. Burada şöyle bir soru çıkıyor, Türkiye nerede olduğuna çok net karar vermek zorunda. Yani en azından diskür bazında belki hani dünyanın, batı dünyasının parçası izleniyor ama sadece bu yeterli olmayacak. Sanırım bütün bu hani çabalar, bölgesel çabalar da bunun bir parçası. Ama hani çok kolay bir şekilde bu işler değişebilir mi? O biraz sorun yani çünkü bakıyoruz bir yandan işte
Suudi Arabistan'a, Mısır'a, İsrail gibi ülkelere karşı yeni bir dil kullanılıyor. İşte bir yandan Türkiye-Yunanistan arası 62. tur istikrarlı görüşmeler olacak 16-17 Mart'ta. Bir yandan birkaç ay öncesine kadar en büyük düşmanlarımızdan biri haline gelen Macron'la bir diyalog geliştirmeye çalışılıyor.
Ama böyle bu kadar kolay mı bu iş? Yani bir günde 180 derecede dönüp bütün bu ülkeleri ve batı dünyasını ikna etmek kolay mı? Bu dengeleri bir şekilde değiştirmek kolay mı? Onları konuşmamız lazım. Kolay mı? Kolay olmadığını şuradan görüyoruz. Mesela bir yandan diyoruz ki işte Orta Doğu'da yeni açılımlarımız var. İşte bir yandan bugün Rusya, Katar, Türkiye zirvesi oldu. Bir yandan işte Mısır'la uzlaşma çabamız var. Ama bir yandan Müslüman kardeşlere de destek vererek aynı zamanda Mısır'la nasıl uzlaşacağız? İşte Suudi Arabistan'a zeytin dalı uzatıyoruz. Ama bir yandan Suudiler işte öğreniyoruz ki bugün Türkiye'den gelen konteynerleri 3 ay bekletip Türkiye'ye geri gönderiyorlarmış.
Bu kadar dengesiz bir şekilde ve sonuçları düşünülmeden bazı şeyler yapılmış, bunu bir şekilde değiştirmek çok kolay değil. Doğu Akdeniz'de mesela kim tehdit ve nasıl buna karşı gelinebilir Türkiye çok bunu değerlendirmemiş. Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar mıdır? Yoksa Mısır ve İsrail midir? Ve bunların hepsini karşımıza alırsak nasıl bir Doğu Akdeniz karşımıza gelir? Biraz bunları tabi ki değerlendirmekte Türkiye çok geç kaldı. Bunun sancılarını yaşıyor şu anda. Bir de tabi bölgesel ilişkilerde belki diplomasiyle bazı şeyleri çözmek mümkün ama batıyla ilişkilerde diplomasinin de ötesine geçmek gerekiyor. Çünkü tamam hani belki askeri ve siyasi bir seçim bir yandan bakınca batıyla ilişkiler ama bir de değerler anlamında da bir seçim gerektiriyor. Özellikle işte Biden bu demokratik ülkeler kavramını çok kullanıyor ve demokratik ülkelerin bir araya geldiği bir yapıdan bahsediyor.
Ama buna baktığımız zaman Türkiye'de MİŞ gibi yapmaya devam edemez. Bu MİŞ gibi yapma devri kapanıyor. Yani eğer Batı'nın bir parçası olacağım diyorsa Türkiye, tamam diplomatik açılımlar iyi güzel ama bir de bunun ötesinde değerler anlamında işte bir demokratikleşme hamlesi gerekiyor. Hani şu anda böyle bir söylem var, işte insan haklarıydı, yok temel hak özgürlüklerle hukuk sistemiyle ilgili reformlardı vs. Ama şu anda en azından Brüksel'den bakınca bunların hiçbir inanılırlığı yok. Çünkü sadece olumlu değil, somut bir adım bekliyor Batı dünyası. Bu somut adımı hükümet gösterecek mi, gösterebilir mi? Bundan çok emin değilim tabii. Somut mesela ne olur? Hani Osman Kavala'nın Selahattin Demirtaş'ın serbest bırakılması mı? Hep de böyle algılanıyor. Bunda mı sınırlı bu Batı'nın Türkiye algısı? Yani bence sadece onlarla sınırlı değil ama şöyle de bir gerçek var ki bazı davalar bir şekilde evet sembol davalar haline geldi. Bir de tabii ki bu davalarla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de kararları olduğu için böyle bir sembolik yanı var.
Bence kısa vadede evet böyle şeyler olursa etkili olabilir ama AB'nin beklediği veya Batı dünyasının genel olarak beklediği tam sadece bir iki sembolik adım değil ama gerçekten olumlu yöne doğru bir değişim. Yani özellikle işte ifade özgürlüğü yolunda, temel hak ve özgürlükler yolunda iki kişiyi diyelim serbest bıraktın ama hiçbir şey değişmedi. İnsanlar tekrar tutuklanır hale geldiler. Ne bileyim işte kimse istediği şekilde söyleyemez halde vesaire.
Bunu da çok fazla bence orta vadede batının dikkate alacağını zannetmiyorum. Sembolik adımlar olursa evet kısa vadede denir ki tamam aa Türkiye'de bir şeyler değişiyor ama bunun arkası gelmediği sürece onu da çok bir anlamı yok bence. Peki Türkiye sence başarıyla bu dönüşü yapabilecek mi? Ne dersin?
İşte yani bir kısmını zorunluluktan en azından yapıyor veya yapmaya çalışıyor, bir kısmını da yapıyormuş gibi davranıyor. Ama çok kapsamlı bir tabii ki değişim gerekiyor. Yani diplomatik değişim için belki çok farklı bir düzene geçmek yepyeni, bir hükümet yepyeni, bir Türkiye gerekmeyebilir ama Özellikle bu işin içinde reform kısmı da olduğu için, demokratikleşme kısmı da olduğu için öyle bir sıkıntı var. Yani bunları gerçekten yapabilir mi? Bir de yapmak istese bile yapabilir mi? Çünkü hani hükümet dediğimiz de artık sadece AKP veya sadece Erdoğan'la kısıtlı değil. MHP bunların ne kadarına gerçekten sıcak bakar, ne kadarına engeller. Çünkü öyle de bir farklılık gözüküyor. Mesela, Brüksel'e ve pek çok AB ülkesine ziyaretleri oldu. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun. Orada verilen mesajlara bakıyoruz. İşte reform anlamında
Batı ile ilişkileri anlamında, geleceğin Avrupa Birliği ile olması anlamında. Ama sonra Ankara'daki tartışmalara baktığımız zaman bir paralellik görmüyoruz bunun içerisinde. Yani görünen o ki, evet gerçekten bu işi artık tekrar demokratikleşmeye döndürerek bazı reformlar yaparak, yani bunlar vitrin reformlar bile olsa çözülebileceğini düşünen bir kısım var. Önemli bir kısımda hükümet resmi olarak içinde veya içinde olmasın ama parçası olan önemli bir kısımda buna karşı gibi gözüküyor. Hani buradan kimin çıkacağına da bağlı ama çok kolay da olmayacak tabi bunu gerçekleştirmek ve özellikle batıyı ikna edecek reform gerçekleştirmek.
Burada herhalde en somut şey şu anda gördüğümüz, bu Yunanistan'la istikşafi görüşmeler değil mi? Yani bu Doğu Akdeniz anlamında. Yani şu engellenebilir, evet yani Mart Sirvesi'nde 25-26 Mart'ta konuşulacak olan bu yaptırımlar konusu. Çünkü Türkiye'deki demokrasiyle, insan haklarıyla, temel hak ve özgürlüklerle filan ilgili değil. Bunun ilgili olduğu nokta Doğu Akdeniz.
Hani bu da çok sağlıklı değil evet, özellikle eğer AB ve Batı bir demokratikleşme projesiyiz aynı zamanda. Ama bunlarla hiçbir ilgisi yok. O yüzden evet, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'e attığı adımlar, bence şu anda bu 25-26 Mart Sirvesi'ne yönelik. Yani hem Yunanistan'la biraz daha böyle en azından kağıt üzerinde de olsa bir diplomatik ilişkilerin gelişiyor olması, bir yandan Doğu Akdeniz'deki diğer ülkelerle en azından bir diyalog çabası. Bunu engeller, yani hani 25-26 Mart sırbesinde büyük ihtimalle böyle bir kapsamlı yaptırım, Çok da olası gözükmüyor. Ama bu işin tamamen bir boyutu. Yani 25-26 Mart Sirvesi geçecek ama ondan sonra bu sefer belki işte daha çok bu demokratikleşme, temel haklar vs. konulara konuşulmaya başlayacak. O boyutta Türkiye ne kadar bir şeyler yapabilir Batı'yı ikna edecek? O sorun olacak. Yani Doğu Akdeniz'i bence bir şekilde Türkiye atlatacak gibi en azından şimdilik bu Mart Sirvesi'nde. Demir Murat Seyrek çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim.
Evet, 75. bölümü dinlediniz. Geçtiğimiz bir senede dinlediğiniz, paylaştığınız, yorum yaptığınız için hepinize teşekkür ederim. Nice bölümlere, nice senelere diyelim. Tren Topi'yi PodB Medya ile birlikte hazırlıyoruz. Yeni bölümde görüşmek üzere.
İzlediğiniz için teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.