
2.753 kelime · ~14 dk okuma
Türkiye 1982 anayasası referandumundan beri çok kez anayasada köklü değişiklikler yaptı. Hangi değişiklik ne kadar iyi oldu bu konu hala tartışmalı. Şimdi anayasa değişikliği yine gündemde. Ayrıntıları ve perde arkasını ele alacağız. Tren Topik'in 70. bölümüne hoş geldiniz. Ben Nevşin Mengü.
Bir yandan istiklalimize ve istikbalimize sahip çıkarken, diğer yandan sürekli sorun üreten yönetim sistemimizi de rehabilite etmek için çalıştık, çırpındık. Sonunda 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından Cumhur İttifakı olarak ülkemizi yeni bir yönetim sistemine kavuşturmayı başardık. Sürekli yeni reformlarla sistemi iyileştirme çabasında olmamıza rağmen darbe anayasasının ruhundan kaynaklanan Anaforlar bir türlü bitmek bilmedi. Bilindiği gibi geçmişte aynı tespitler ve ihtiyaçlarla mecliste yeni bir anayasa çalışması başlatmıştık. Meclis çoğunluğu bizim partimizde olmasına rağmen
Tüm partilerden Eşit sayıda üyenin katılımıyla Bir komisyon kurarak Yeni anayasa için İlk adımı Atmıştık Bu samimi adımımız CHP'nin İşi sürekli yokuşa sürmesi Ve nihayet Masayı devirmesiyle Akamete uğramıştı Tercihimiz Tüm siyasi partilerimizin Bu sürecin içinde Yer almasıdır Bunun için sonuna kadar, samimi bir gayret göstereceğiz. Ancak şu veya bu sebeple, kimi siyasi partiler kendini sürecin dışında tutsa bile, biz milletimizin tüm kesimleriyle oturup konuşarak, yeni anayasa çalışmalarının içinde olmalarını mutlaka temin edeceğiz. Bunun için sonuna kadar acele etmeden, Her kesimle gereken istişareleri yaparak Önümüzdeki asrın ihtiyaçlarını karşılayacak Bir anayasa metni Ortaya çıkartmalıyız Hatta Bu öyle bir metin Olsun ki Türkiye Cumhuriyeti'nin 150. 200. yılları kutlanırken Bu anayasa çalışması Tarihi dönüm noktalarından biri olarak Gösterilsin
Bu öyle bir metin olsun ki anayasa hukuku literatüründe tüm dünyada örnek gösterilsin. Diğer toplumlara da ilham versin. Türkiye'ye 18 yılda cumhuriyet tarihinde görülmemiş eserler ve hizmetler kazandırmış bir kadro olarak 2023'e giden yolda milletimize ilk sivil yeni anayasayı kazandırma şerefine de inşallah hep birlikte nail olacağız. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni anayasa konusunda ısrarcı. Dinlediğiniz konuşma Cumhurbaşkanı'nın son meclis grubu konuşmasından. Yeni anayasa fikrini Erdoğan geçtiğimiz hafta bir kabine toplantısı sonrasında dile getirdi. Erdoğan'ın yeni anayasa teklifini iktidar ortağı olan Bahçeli de destek verdi. Ancak Bahçeli'nin bir şartı vardı, ilk dört maddeye dokunulmaması. Anayasanın ilk dört maddesi şöyle. 1. Devletin şekli. Madde 1. Türkiye Devleti bir cumhuriyettir. 2. Cumhuriyetin nitelikleri. Madde 2. Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
3. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti. Madde 3. Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, dili Türkçedir. Bayrağı şekli kanununda belirtilen beyaz, ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı istiklal marşıdır, başkenti Ankara'dır. 4. Değiştirilemeyecek hükümler. Madde 4. Anayasanın birinci maddesindeki devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hükümle ikinci maddesindeki cumhuriyetin nitelikleri ve üçüncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Bahçeli'nin bu açıklaması dikkat çekici çünkü Erdoğan yeni anayasa gündemini ortaya atar atmaz kulisler kaynamaya başladı. Kulislerdeki bilgilere göre yeni anayasa maddeleri yapılırken mevcut anayasadaki bazı maddelerde ifade bozukluğu olduğu bu nedenle eski maddelerin de bu bozuklukları gidererek yeniden yazılabileceği şeklindeydi. Tabi burada akıllara hemen layıklıkla ilgili anayasa maddesi geldi. Yeni anayasayla ilgili bir başka çarpıcı açıklamayı da Adalet Bakanı Abdülhamit Gül yaptı. Gül, mecliste yaptığı konuşmasında yeni anayasa için 1921 anayasası ruhu lazım dedi. Tam da Gaziantep'e gazilik ünvanının verildiği kanunun çıktığı günlerden birkaç gün önce, 10 gün öncesinde bu anayasa bu uluvi çatı altında kabul edilmiştir.
1921 Anayasası'yla Teşkilat Esası'yla özgürlüğüne aşık bir milletin tarih sahnesinden silinemeyeceğini, anayasasıyla, devletiyle, milletiyle birlikte dimdik durduğunu tüm dünyaya bir kez daha ilan etmiştir. Bugün 1921 Anayasası'nın ruhuyla, Yine Cumhuriyetimiz ikinci yüzyıla girerken yeni bir toplumsal sözleşmeyi, yine Gazi Meclisimizin iradesiyle, milletimizin iradesiyle, yeni anayasayla taşlanacağına olan inancımız tamdır. 1921 Anayasası, Türkiye'de yaşayan herkesin, her düşüncenin, her inancın, her anlayışın yansıdığı bir toplumsal sözleşme metnidir. 1921 Anayasası, Kurtuluş Savaşı esnasında yapılmış bir anayasa, kuvvetler ayrılığını değil, kuvvetler birliğini esas alıyor. 1923'te yapılan eklemeyle de devletin dini İslam'dır deniyor. Gül, yeni anayasa için kuvvetler birliğini mi kastetti, bu merak konusu.
Yeni anayasa muhalefetin üzerinde ısrar ettiği genişletilmiş parlamenter sisteme geçiş anayasası mı olacak yoksa tam tersine başkanlık sistemi kalıcılaştırılacak, başkanın yetkileri arttırılacak mı? Cumhurbaşkanı muhalefet partilerine de çağrıda bulunuyor. Herkes gelsin katılsın bu anayasayı beraber yazalım diyor ancak tarafların pek çok hassas konuda ittifak yapması şu aşamada zor görünüyor. İktidardan gelen bu çıkışların ardından gözler muhalefete çevrildi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, gazeteci Murat Yetkin'e röportaj verdi ve şunları söyledi. Bugün Türkiye'de demokrasiden yağına olan herkes, Türkiye'nin demokratik yeni bir anayasaya ihtiyacı var diyor. Tabii mevcut anayasanın ilk dört maddesinin aynı kalması kaydıyla. Yeni bir anayasayla Türkiye demokratik standartlarını daha ileriye taşımalıdır, buna ihtiyacımız var.
Ben dillendirilen anayasa değişikliği taleplerinin demokrasiyi güçlendirmek yerine otoriterliği güçlendirme yönünde olacağından endişe ediyorum. İyi Parti lideri Meral Akşener, Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'la görüşmesi sonrasında yeni anayasa meselesini değerlendirdi. Akşener de yeni anayasa meselesine kuşkuyla bakıyor. Bu yeni tırnak içi yeni anayasayla ilgili Sayın Erdoğan konuştuktan sonra konuşanları takip ettiğimde her biri başka bir şey söyledi. Meclis Başkanı başka bir şey söyledi. Sayın Abdülhamit Gül başka bir şey söyledi. Sayın Bahçenin açıklaması çok başka bir şey. En minik ortak
Yani Vatan Partisi'nin Genel Başkanı'nın söylediği çok başka bir şey. Şimdi kim neyi söylüyor biz bunu bilmiyoruz bir. Fakat burada benim dikkat çekmek istediğim bir yeni anayasa kavramı var. Şimdi partili cumhurbaşkanlığı sistemi 2017'de kabul oldu fakat hukuki zemini hala en son vatandaşın seçtiği cumhurbaşkanının hatta meclisin seçtiği cumhurbaşkanının yetkileri hukuki olarak çerçevesi içinde.
Yemini bile aynı. Dolayısıyla bugün Sayın Cumhurbaşkanı'nın yaptığı işler O günkü kanunlar üzerinden tanımlandığı zaman birçoğu hukuk dışı. Yani onun o anayasa değişikliğinin hukuki çerçevesi midir? Bu söylenen onu biz bilmiyoruz. Ama yeni anayasa dediğiniz zaman sıfırdan bir anayasa yapmak gibi bir iddia ise o zaman
ikinci cumhuriyetin kuruluşu anlamını taşır ki bunun cevabını almamız gerekiyor. Dolayısıyla anayasayla ilgili şu ana kadar gördüğümüz bizim bu neye dair neye tekabül ettiğine dair bir durum yok. Anladığım kadarıyla Sayın Erdoğan bunu söyleyip arkada da herhangi bir hazırlık yok. Bu da benim şahsi fikrim. Gene bir yün yumağı attılar. Insanları bu işe dolaştırıp
Gariban çiftçinin aç kalmış bebeğine mama alamayan kadının siftah yapamayan esnafın üretimden üretim dışı kalmış sanayicinin derdinin konuşulmadığı yeni bir süreç olarak da ben şahsen böyle okuyorum. Muhalefet konuya oldukça endişeli yaklaşıyor. Hükümetin anayasa değişikliği önerisinde samimiyet görmek istiyor. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek isteyen muhalefet partileri sık sık bir araya geliyor. Anayasa değişikliğinin de başkanlık sistemine göre yapılabileceği konuşulan konular arasında. Deutsche Welle için yaptığımız yayında Ali Babacan da buna işaret etti.
Ama şu var ki, problem sadece sistemde değil. Şu anda Türkiye'yi yöneten zihniyet yanlış bir zihniyet. Şu andaki Türkiye'yi yöneten zihniyet, sistem ne olursa olsun bu ülkede güçler ayrımına inanmıyor. Yargının bağımsız olmasına inanmıyor. Şimdi böyle bir zihniyetle başkanlık sistemini konuşsanız ne, parlamenter sistemi konuşsanız ne? Öncelikle
güçler ayrımına, yargının bağımsızlığına inanan, bunu savunan bir zihniyet lazım. Hukukun üstünlüğünü kabul eden bir zihniyet lazım. Hukukun herkes için bağlayıcı olduğunu kabul eden bir zihniyet lazım. Anayasada bir şeyler yazılıysa onun herkes için bağlayıcı olduğunu kabul eden bir zihniyet lazım. Şimdi eğer ülkeyi yöneten zihniyette bu nosyon yoksa neyi konuşacaksınız ki? Anayasaya hislerinizi yazın. Zaten uymuyorlar ki.
Bugünkü yazılı olan anayasaya uymayan bir zihniyetle anayasa değişikliğini istediğiniz kadar konuşun. Ne yazarsanız yazın, zaten günü geldiğinde uymayacak yine. Dolayısıyla biz hep şunu söylüyoruz. Türkiye'de topyekun bir iktidar değişikliği olmadan bu ülkenin sorunlarını çözmek mümkün değil. Çünkü bir gün şöyle bir şey çıkabilir. Bir gün Sayın Erdoğan diyebilir ki aslında biz ülkeyi çok iyi yönetecektik. Fakat hata yaptık. Ara ara diyor biliyorsunuz. Yanıldık, aldatıldık.
Başkanlık sistemi olmadı. Ben her şeyi doğru yaptım ama bu sistem ülkeyi kötüye götürdü. Ama bütün bunlara rağmen baktığımızda her şeye rağmen parlamenter sistemi olan destek gittikçe artıyor. Ve her türlü kamuoyu yoklamasında şu anda yüzde elliden fazla. Dolayısıyla günün birinde çıkıp hükümet yani bu gidişata bakıp ya bu iş kötüye gidiyor. En iyisi biz kazanan tarafa doğru şimdiden evirelim ve bahsettiğiniz gerekçelerle de o tarafa doğru kayalım derler. O zaman bizim tabii şunları sormamız lazım.
Yani güçler ayrımına inanıyor musunuz? Yargının bağımsızlığına inanıyor musunuz? Özgürlüklerden yana mısınız? Yani özgürlüklere var mısınız?
Mesela gideyim o zaman hemen açıklama yapalım. İnanmamız için bir şey gerekir. Biliyorsunuz bir vadeli alışveriş vardır, bir peşin alışveriş. Tarafların karşılık güveni yoksa alışveriş peşin oldu yani. Parayı verirsiniz, bal alırsınız çünkü. Ama karşılık güven varsa hani kredi açarsınız ve krediyle yürür. Şu anda bizim güvenmemiz için açıkçası peşinden bir şeyler yapılması lazım. Mesela hemen bir açıklama lazım. Ben artık yargıya müdahale etmeyeceğim.
Ve bunu gerçekten görmemiz lazım sahada. Mesela demesi lazım ki artık basın özgür. TRT'ye dönüp demesi lazım ki ya TRT, sen 84 milyondan kesilen elektrik paralarıyla finansmanını sağlamıyor musun? Bütün 84 milyondan aldığın parayı nasıl olur da sadece tek bir partinin propagandasını yapmakta kullanırsın? Ben Cumhurbaşkanı olarak artık istemiyorum. TRT bundan sonra tarafsız yayın yapacak, bütün siyasi partilere eşit davranacak. Şart değil ama biraz samimiyet testi diyelim. Yani samimiyeti görmek için
Bazı değişiklikleri görmemiz lazım önce. BBC Türkçe bu süreçte yeni anayasayla ilgili bir başka kulis haberi hazırladı. BBC Türkçe'nin Ayşe Sayın imzalı haberine göre AK Parti yeni anayasa için mecliste komisyon kurdurmayacak. Çalışmalar meclis dışında yapılacak. Uzman akademisyen, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütlerinden görüş alınacak. Habere göre AK Parti bu yeni anayasa çalışmasıyla muhalefeti de bölmeyi amaçlıyor.
Kimi maddelerde muhalefetin daha muhafazakar katmanlarının hoşuna gidecek değişiklikler yaparak muhalefet ittifakı içinde tartışmaları alevlendirmek hedeflerden biri. Bir diğer hedef de bir sonraki seçimde seçmenden yeni anayasayı yapacak meclis çoğunluğu için oy istemek. Şu anda mecliste AK Parti ve MHP'nin yeterli milletvekili yok. İkisi tek başına istedikleri değişiklikleri meclisten geçiremiyor.
Bunun için AK Parti ve MHP'nin meclisteki milletvekillerinin 3'te 2'sine sahip olması gerekiyor. Aslında Türkiye uzak sayılmayacak bir geçmişte 2010 yılında kapsamlı anayasa değişiklikleri yapmıştı. O dönemde halk oyuna sunulan anayasa değişiklikleriyle ilgili tartışmalara yetmez ama evet diyenler damga vurmuştu. O dönem yetmez ama evet diyenler bugün hala eleştiriliyor. Yetmez ama evetçi olarak bilinen isimlerden Oya Baydar, konuyla ilgili T24'te Murat Sabuncu'ya konuştu. Pişman olduğunu söyledi. Bu konuda hani özellikle demişken bir şey daha söylemek istiyorum. Geçen gün T24'teki yazınızda da okudum girişimde iki evvelki yazınız. Şimdi başlığını hatırlayamadım ama diyorsunuz ki
2010 anayasa referandumunda darbe anayasasını toplam değiştirilmese de törpülediğini, sivilleşmeye pencere açabilecek, demokrasiyi genişletecek maddeler getirdiğini sandığım için evet deme sazanlığını yapmıştım da hala bedel ödüyorum. Yazınızın giriş ikinci cümlesi buydu. Yani o meşhur yetmez ama evet tartışmaları. Bunu da bugün çok net bir şekilde hem burada hem kitapta hem yazınızda dile getiriyorsunuz. O günle ilgili de bir özreçtiri yapıyorsunuz. Doğru anlıyorum değil mi Oya?
Bu işin özü nedir, sonu nedir, nereye varır yani bunu çok fazla düşünmeden, kim yapıyoru düşünmeden, kim getiriyoru düşünmeden yani nereden bileceğiz niyet okumayalım mantığına çok bağlı biriyimdir. Şimdi hala bir sürü yerde. Niyet okumayalım bakalım. Anayasada değişikliklerin hepsi ve hepsi 82 darbe yasasının çok ilerisindeydi.
Bir vardı, bir iki madde vardı ki acaba dedirten ama bütünü çok ilerisindeydi bunun. Ve ben özgürlüklere, demokrasiye, eşitliğe yol açabilecek bir anayasa değişikliğinden kesinlikle yanaydım. Evet dedim, birçok arkadaşım da dedi işin garibi bir süre evet demiş olanlar şimdi sus puslar çünkü çok üstlerine gelindi. Ama evet. Fazla demokrat olmak desem kendimi çok mu beğenmiş olurum? Demokrasiye çok inanmak ve biraz koşulsuz inanmak ve biraz da sazanlık vardı işin içinde. Şimdi dersimi aldım aslında ararsanız. Dersimi aldım biraz geç oldu.
2010'da yapılan değişiklikler şunlardı. Anayasa Mahkemesi yeniden yapılandırılacak. 11 asıl 4 yedek üyeli Anayasa Mahkemesi 17 asıl üyeden oluşacak. Anayasa Mahkemesi üyeleri 12 yıl için seçilecek. Anayasa Mahkemesi'nde kişisel başvuru yapılabilecek.
Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliğinin iptali ile siyasi partileri kapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına toplantıya katılan üyelerin 3'te 2'sinin oyuyla karar verebilecek. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yeniden yapılandırılacak. HSYK'nın 7 olan asıl üye sayısı 22'ye, 5 olan yedek üye sayısı 12'ye çıkarılacak. HSYK 3 daire halinde çalışacak, kurulum üye yapısı da değişecek. Yüksek Askeri Şura'daki ihraç kararlarına yargı denetimi getirilecek. Askeri yargının görev alanı yeniden belirlenecek. 12 Eylül darbesinde sorumlularının yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde kaldırılacak. Kamu Denetçiliği Kurumu, ombudsmanlık oluşturulacak. Kurum, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulacak ve idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceleyecek.
2010 anayasa değişiklikleri referandumda geçti. Bu değişiklikten 7 yıl sonra ise Türkiye yine anayasayı değiştirmek için yeniden sandık başına gitti. Bu kez sistem kökten değiştirildi. Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçildi. Meclisteki milletvekili sayısı 550'den 600'e çıkarıldı. HSYK'nın yapısı yine değiştirildi. Oylama günü kaos yaşandı çünkü öğleden sonra oy verme işlemi devam ederken, Yüksek Seçim Kurulu daha önce hiç yapmadığı bir şey yaptı ve mühürsüz oyların geçerli sayıldığını duyurdu. Vatandaşlar, YSK'nın kararlarını protesto ettiler ama bir şey değişmedi, mühürsüz oylar geçerli sayıldı ve değişiklik referandumdan geçti. 2015'likliğiyle ilgili soruyu Deutsche Welle yayınında Ali Babacan'a sordum. Babacan önemli bir detayın altını çizdi.
2010 anayasasıyla da şöyle bir şey oldu. Hani HSYK'nın bütün yapısı değiştirildi. Hani neydi o dönem yapısının değiştirilmesinin nedeni? Sekülerlerin önünü kesmek. Sonra gülene yakınlar, gülenciler. Gülenciler bolduruldu sonuçta. Böyle bir şey oldu. Ama orada çok enteresan bir konu var biliyorsunuz. Meclisten geçen anayasa değişikliği de öyle bir şey yoktu. Meclisten geçen anayasayı, meclisin kabul ettiği anayasayı, anayasa mahkemesi
İptal etti ve kendi istediği şekilde düzenleyip yayınladı. Bu ilk defa oldu böyle bir şey. Normalde anayasa mahkemesi bir itiraz varsa geri gönderir, bozar. Der ki bunu tekrar çalışın. Öyle yapmadı, bozdu ve nasıl olması gerektiğini de kendisi yazdı.
Yani o HSYK ile ilgili düzenlemeleri yapan anayasa mahkemesi kendisi. Meclisten geçen düzenlemenin aleyhine değiştirdi ve yaptı. Biz ağzımız açık baktık. Nasıl yapabilirler böyle bir şeyi? Anayasa mahkemesi böyle bir hakkı yok. Yapamaz yani. Anayasa uygundur değildir der. Uygun değilse gönderir tekrar çalışın der.
Öyle yapmadı, bu uygun değil dedi ve bana göre böyle olması gerekiyor dedi. Kendini meclisin yerine koydu. HSYK konusunda düzenleme yaptı. Ondan sonra yargıdaki bütün sorunlar başladı. O bizim gönderdiğimiz, meclisin gönderdiği bir düzenleme değildi. O zaman mı hükümet yargıyla kavga etmeye başladı? Tabii, bir anayasa mahkemesi nasıl... Hatta önceden vardı bu problem. Yani o 367 kararı, 2007 falan sanırım yani şimdi yanlış hatırlıyor olabilirim. Çok eski, 13 yıl önce sen bahsediyordun. Bir vesayet hani diyorsunuz gitti.
Onun beteri bir vesayeti geldi. Bu sefer işte Gülenistlerin vesayeti geldi değil mi? Bunu hatırlıyorsun Ergenekon, Balyoz vesaire davaları. Beter oldu yani. Ama işte Anayasa Mahkemesi'nin kendisi yaptı. O günkü Anayasa Mahkemesi'nin kendisi yaptı bunu. Muhteremler de bu tür etkiler yani o tür yapıların da etkisiyle yaptı bunu. Bu da doğru değil. Bir ülkenin Anayasa Mahkemesi sadece ve sadece evrensel hukuka bakacak, anayasaya bakacak,
Ve oradaki mahkeme üyeleri kendi hür vicdanlarıyla karar verecek. Böyle farklı yapıların mahkemeye etki etmesi, kendi isteği yönünde anayasayı değiştirmesi bir anayasa mahkemesinin. Böyle bir şey yok. Dünyada böyle bir şey yok yani.
Burada da demek ki hükümetin bir, siz içindeydiniz demiyorum, ama demek ki bir ajandası varmış. Bu yapıyı değiştirmeye yönelik ve başka bir yapıyı buraya yerleştirmeye yönelik. Tarihte bunu yaşadık. Ama hükümet yapmadı zaten. Anarşist Mahkemesi kendisi yaptı, onu demeye çalışıyorum. Bu HSYK ile ilgili düzenlemeden sonra oldu bunlar. HSK ile ilgili düzenlemeyi meclisten geçeni bozup kendi istediği şekilde çevirip resmi gazetede yayınlatan Anayasa Mahkemesi'nin kendisi. Yani çok garip bir durum. Yani bunu biz başka yani iyi hukukçulara dünyadaki iyi hukukçulara anlatmakla o kadar güçlük çekiyoruz. Ya böyle bir şey nasıl olur diyorlar. Oldu ama diyoruz yani. Ordu da daha benzer bir şey oldu. Ondan sonra ne oldu? Yargıda o gün bugündür gerçekten çok büyük sorunlar var. İşte o süreç Türkiye'yi 17-25 Aralık'a taşıdı.
Evet, iktidar yeniden yeni bir anayasa yapma iddiasına soyulmuş durumda. Kapatırken Mehmet Teskan'a kulak verelim. Cumhurbaşkanı anayasayı konuşmanın zamanı geldi diyerek bu anayasadan memnun olmadığını bir anlamda beyan etti. Niye memnun değil anlamadık. Yeni anayasayla ne tür değişiklikler istiyor o da belli değil. Aslında bu anayasa tamamen Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik yapıldı.
Bakın Bahçeli ne demişti? Cumhurbaşkanı anayasa uymuyorsa biz anayasayı cumhurbaşkanına uyduralım dedi. Düğmeye bastı. İşte bu önümüzdeki anayasa, bu yeni rejim, yeni sistem, yeni model. Adına ne dersiniz deyin? Cumhurbaşkanına göre biçimlendirildi. Yani anayasa elbisesi cumhurbaşkanına göre biçildi, dikildi, giydirildi. Şimdi dünyada hiçbir demokratik ülkede bu kadar yetkili bir yönetici yok.
Cumhurbaşkanı, aynı zamanda başbakan yetkilerine sahip icraatın başı ama sorumlu değil. Kimse hesap soramıyor mesela. Meclis dahil. Bu anayasayla Kuvvetler Birliği getirildi. Ha, fiilen Kuvvetler Birliği geldi. Resmen yazılı olarak kuvvetler ayrılığı varmış gibi gözünse bile. Bu anayasayla Cumhurbaşkanı bir tek imzalı istediğini yapabiliyor. Bakın kendini, kendini Varlık Fonu'nun başkanı olarak atadı.
Kamu bankalarını da o yönetiyor. Bataşı da o yönetiyor. Türk Hava Yolları'nı da o yönetiyor. Her şeyi o yönetiyor. Bütün kamunun bütün güçlü kuruluşları, Vakıf Bank'tan tutun, Halk Bankası, Ziraat, hepsinin başında o var. İcraatın içinde. Ama hiçbir sorumluluğu yok. Bakın geçen gün bir imzayla 15 tane yaylayı imara açabildi.
Bir imzala işte köprülere zam yapıyor. İstediği ürüne, istediği devletin çıkardığı ürünlere, vergilere istediği zam yapabiliyor. İstediği fiyat artışını getirebiliyor. Ben cumhurbaşkanı daha ne istiyor anlamadım. Gelişmeleri takip ediyoruz. Evet, 70. bölümü tamamladık. Yorumlarınız, paylaşımlarınız ve ilginiz için çok teşekkür ederim. Trend Topiği'yi PodB Media ile hazırlıyoruz. Başka bir bölümde görüşmek üzere.
Hocam.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.