Podcast

69: Boğaziçi'nde Son Durum

Trend Topic

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Boğaziçi Türkiye’nin de dünyanın da gündemine oturdu. Son yaşanları derledik. Üniversite içindeki protestoları, polisin müdahalesini, tutuklamaları, kısacası olan biteni öğrenci Rümeysa Özüyağlı ile konuştuk.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.000 kelime · ~15 dk okuma

Boğaziçi Akademisyenlerinden Avukat Feyzi Erçin 3 Şubat gecesi Çağlayan adliyesinde nöbetçi hakim karşısına çıkan öğrencilere işte böyle seslendi. 3 Şubat'ı anlamak için 1 Şubat'a gidelim. 1 Şubat günü rektörlüğe Melih Bulu'nun atanmasını protesto etmek için öğrenciler rektörlük binasının önünde toplandı. Öğrencilerin talepleri aynıydı. Rektörlüğe konuşmak, rektörlüğünü kabul etmediklerini bir kere daha yüzüne söylemek. Ne var ki rektör Melih Bulu aşağı inmedi, Boğaziçi Mezunlar Derneği Başkanı'na kendisinin aşağı inmek istediğini ancak güvenlik gerekçesiyle yetkililerin izin vermediğini söyledi.

Öğrenciler eylemlere devam ederken saat 21'e doğru olanlar oldu. Polis rektörlük binası önündeki öğrencilere müdahale etti. Şimdi polis size dağılmanızı söylüyor, pandemi teşkilatı yönetimiyle saatlifizi geçti diyor ve dağılıyor. Siz dağılmayacağınızı söylüyorsunuz. Siz diyorsunuz ki rektör bizimle burada gelmeden, konuşmadan, istikbal edmeden dağılmayacağız diyorsunuz. Kaç kişisiniz? Şuan biz burada yaklaşık 300 kişiyiz sanırım, tam emin değilim. Şuan polis müdahale ediyor, anlık olarak gösteriyorum.

Az önceki tüm yalan ithamlarıyla yaptıklarımı daireyi meşrulaştırarak bizi şahı saldırmakla şahı polis saldırısına dolayacağız. Şahı polis saldırısına uğrayacağız. Hepsi görüntü altında. Gel, gel, gel, gel. Görüyor musunuz? Şahı devletin polisi bize saldırıyor. Sakin olun.

Transkriptin tamamını oku

Polisin öğrencilere müdahalesi büyük ses getirdi. Sosyal medyada 1908 devriminin sloganı kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet trendlere yerleşti. Olayın ardından boğaz çeylemleri konusunda mesafeli açıklamalar yapan muhalefet tavır değiştirmek zorunda kaldı. Kamuoyu baskısı, muhalefeti de öğrencilerin yanında olmaya itti. Deva Partisi Genel Başkanı Babacan, ''Yeter artık, inadınızdan vazgeçin. Gözaltına alınan Boğaziçili öğrencileri derhal salın. Üniversitelerde de seçime esas alın. Gençleri rahat bırakın. Duruşumuz budur.'' diye tweet attı. 2 Şubat günü, gözaltına alınan arkadaşları için Boğaziçililer Kadıköy'de İskele Meydanı'nda toplandı. Polis öğrencilere çok sert müdahale etti. O akşam, polis Kadıköy'de yüzlerce genci gözaltına aldı.

Ama Kadıköy'de kamuoyu öğrencilerden yanaydı. Kadıköy halkı, öğrencileri minibüslere dolduran polise tepki gösterdi. Kim ki bu çocuklar bu ülkeden gittiler? Buradan da gidecek bunlar. 300'e, 400'e giren çocuklar bu ülkenin olmazsa olmazları. Gitmemişler, onlar dünyanın her yerinden borç verildi. Gitmedi o çocuklar. Şimdi o çocukları hapsediyorsunuz, tutukluyorsunuz. Tutanmıyorsunuz ya.

Eğitmen ne kadar zor bir şey. Öğretmen ne kadar zor bir şey. Hilmi Hilmi Koçalıklar ailesi tarafında Hilmi Hulusi gibi oyandı. Bu kadar basit mi ya? Yuva doğru diyor bu çocuklara. Kendinin bağı değil. Çevreye saygılı ol. Doğayı korunuyoruz ya. Geliyor, bilinçli oluyor. Ondan sonra da en kötü, en sakınılacak insanlara dönüşüyorlar. Sizin gözünüzle. Anlatamıyoruz.

Müdahaleler kamuoyundaki hassasiyeti daha da körükledi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'da bir video mesaj yayınladı fakat nedense öğrencilere değil de öğrencilerin ailelerine seslendi. İktidarın değirmenine su taşımayın dedi. Hepinize iyi akşamlar. Boğaziçi Üniversitesi'ne bir kayyum rektörü atandı. Hiç kimse istemiyor. Öğrenciler istemiyor. Öğretim üyeleri istemiyor. Eski mezunları istemiyor. Zaten çalışacak kişi de bulamadı.

Ama gerginlik artıyor. Çocuklarımıza şiddet uygulanıyor. Ben bu akşam sevgili öğrencilerimize değil, onların anne ve babalarına seslenmek istiyorum. Karşımızda kontrolünü kaybetmiş bir siyasi iktidar var. Gerginlikten besleniyor. Ve bizler aklı selim sahibi olmak zorundayız. Sağduyuyla hareket etmek zorundayız. İktidarın değirmenine su taşımamak zorundayız.

Buradan siyasi iktidara açık bir çağrıda bulunuyorum. Türkiye'nin evlatlarını serbest bırakın ve yarattığınız gerginliğe son verin. Tepkiler yükselirken rektör Melih Buluğ istifa etmemek konusunda kararlı. Basına konuşan Buluğ, çocukluk hayalinin Boğaziçi rektörü olmak istediğini söyledi, bazı grupların başkalarının özgürlüğünü engellediğini ileri sürdü. Boğaziçi Üniversitesi'nde rektör olmak benim

Çok uzun süreden beri düşündüğüm bir hayalimdi. Belki görmüşsünüzdür, yıllar önce galiba 22 sene önce siyaset meydanında Mehmet Ali Kırcı'ya ben zaten bunu ifade etmişim. Bu dünyada şimdiye kadar birçok noktada birçok tecrübe kazandım. Ve ben bu tecrübelerimi Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör olarak aktarma hayaliyle yaşadım çok uzun süredir. Ve şu anda bu noktaya geldiğim için, bu hayalim gerçekleştiği için çok memnunum.

Boğaziçi'nin paydaşlarıyla birlikte mezunlarıyla, öğrencileriyle, hocalarıyla hatta etraftaki esnaflarıyla birlikte biz Boğaziçi Üniversitesi'ni çok daha iyi noktalara taşıyacağız. Boğaziçi evet bugün de çok iyi bir yerdedir ama gerçekten dünyanın ilk 100 üniversitesi arasına sokma hedefim var. Ve ben bunu yapabileceğime inanıyorum 4 sene içerisinde. O yüzden de asla istifa düşünmüyorum.

ve Boğaziçi'ni de ilk yüze sokmak için elimden geleni yapacağım. Yangına körükle giden diğer açıklamaları İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan geldi. İçişleri Bakanı öğrencileri terörist diye nitelendirirken Erdoğan da aynı kelimeleri kullandı. Siz öğrenci misiniz? Siz talebe misiniz? Yoksa siz

Rektörün odasını basmaya kalkışan Orayı işgale kalkışan Terörist misiniz? Bu ülke Teröristlerin hakim olduğu bir ülke Olmayacak Onun için de gereği neyse Bunu yapıyoruz Yapmaya devam edeceğiz Bunların öncüsü Ve sözcüsü de CHP'dir Bu ülke Taksim'deki bir gece olayını Yaşamayacak Ve yaşatmayacaktır Bakaman, sen terörist arkadaşlarınla yola devam edeceksen, buyur o yola devam et. Cüdi'de, Gabar'da, Tendürek'te, nasıl illerine girdiysek, bundan sonra da her yerde aynı şekilde buna devam edeceğiz. LGBT Yok böyle bir şey. Bu ülke millidir, manevidir ve bu değerlerle geleceğe yürümektedir.

Sosyal medyada aktif olan yeni aplikasyon Clubhouse'da Boğaziçi üzerine konuşan pek çok kişi siber suçlar tarafından ifadeye çağrıldı. Pek çoğu ifadesinin ardından serbest bırakıldı. 1 Şubat günü Boğaziçi kampüsünde gözaltına alınan öğrenciler 3 Şubat'ta savcıya ifade vermek üzere Charlian adliyesine götürüldü. 39 öğrenci için savcı tutuklama istedi, mahkemeye sevk etti. Mahkeme 39 öğrenciyi de serbest bıraktı.

1 Şubat gecesi gözaltından 51 arkadaşımızla beraber hepimiz serbest bırakıldık. Çok mutluyuz, umutluyuz. Doğru olduğunu bildiğimiz şeyleri yapmaya, söylemeye devam edeceğiz. Nezarethaneye girdiğimizde Vatan Emniyeti'nde bir tabela vardı. Haklarınızı biliyor musunuz diye. O an şey düşündüm. Haklarımızı biliyoruz ve bunları bilip söylemekten çekinmediğimiz, dile getirmekten çekinmediğimiz için buradayız. Bir de tabii devlete değil, yalnızca Allah'a kul olduğumuz ve tek oturtuğunu bildiğimiz için buradayız. Bu sebeple biz

Bravo! 4 Şubat itibariyle İçişleri Bakanlığı Bilençoy'u şöyle açıkladı. 4.01.2021'den bu yana 38 ilimizde toplam 528 kişi yakalanmış, gözaltına alınmıştır. Bunlardan ikisi tutuklanmış, 108'i adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış, 390'ı ise serbest bırakılmıştır. İstanbul'da 28 kişinin işlemleri devam etmektedir. Olayları Boğaziçi'yle öğrenci Rümeysa Özüyağlı ile konuştum.

Rumeysa merhabalar, nasılsın? Merhaba, iyiyim. Biraz uykusuzum. Siz nasılsınız? Adliyede miydin? Yok, adliyede değildim. Arkadaşlarımızı bekledik de sabaha kadar. Anladım, haklısınız tabii. Şimdi bana ne oldu? En baştan bir anlat. Vallahi ne oldu? Dürüst olmak gerekirse ben kendi çapımda felsefe falan okuyordum.

Karantina depresyonundaydım evde. Sanatçı petişleriyle ilgileniyordum. Sonra bir anda bizim okula bir rektöre tanıdığı haberi düştü WhatsApp gruplarına. Böyle işte politika 2019 girişler vesaire gibi WhatsApp grupları var. Şu anda okulda eylem var bu arada. Arkadaşlarımız serbest bırakıldığı için onlarla buluşma etkinliği gibi bir şey vardı. Hocalar da yeni basın açıklaması yaptı. Onun sesini duyuyor olabilirsiniz.

Sonra bir anda okuldan neredeyse bin kişi falan, Kuzey Kampüs'te yani sütunak içinde çirkin olanla buluştular ve hani büyük bir forum yaptılar. Teknik olarak o günden beri direniyoruz aslında. Ve rektörün değişmesini mi istiyorsunuz? Peki Melih Bulu gitse başkası atansa ne fark edecek ki? Biz atanmasını istemiyoruz rektörün.

Yani herhangi bir yere, herhangi bir kayyumla tanınmasını istemiyoruz. Şimdi Boğaziçi öğrencileri barışçıl bir şekilde eylemlerine başladılar. Fakat öncelikle bu eylemlerdeki LGBTI bayrakları çok dikkat çekti. Anlaşılan bu bayraklar biraz iktidarı da rahatsız etti. Neden LGBTİ bayrakları bu kadar dikkat çekti? Valla neden LGBTİ bayrakları bu kadar dikkat çekti güzel soru. Çünkü ben de aynı soruyu neden başörtülü kadınlar alanında bu kadar dikkat çekmiyor diye soruyorum. Bence bu biraz kimlik siyasetinin iktidara kendi çıkarına alet olmasıyla alakalı bir şey. Yani hangisi işlerine yarayacaksa onu kullanıyorlar aslında. Herkese şeyma gözaltına alındığında da arkadaşım şeyma altında işte duymuşsunuzdur muhakkak. Şeyma gözaltına alındığında da onun gözaltına alınmış olmasının duyurulması iktidarın işle gelmeyeceği için. İnanılmaz bilinç kampanyası yaptılar dün gece Twitter üzerinden. Yalancı Şeyma hashtagiyle. Biz de Şeyma'ya şahidiz diye videolar çektik, biz de hashtag kampanyası yaptık.

Ama bence insan hakkı talebinde bulunan, temel hak iddiasında bulunan, temel hak taleplerinde bulunan herhangi bir grubun, herhangi bir iktidar tarafından hedef alınmasının o grubun kendisiyle bir alakası olacağını zannetmiyorum. Bu iktidarın sorunu yani. Peki sen başörtülü bir genç kadınsın. Başörtülü bir genç kadın olarak LGBTI'lerle bir arada durmaktan rahatsız mısın? Hayır değilim. Hatta aslına bakarsanız birçok açıdan farklı ayrımcılıklara maruz kalıp çok kesiştiğimiz bir yerde durduğumuz için.

Ben alanda kendime en çok LGBTYT arkadaşlarımı etkiledim. Bir de bütün bu eylemler sırasında Kabe ilüstrasyonunun üzerine şahmaran iliştirilmiş ve kenarına da LGBTYT bayrakları iliştirilmiş olması, ilüstrasyonun sergilenmiş olması çok dikkat çekti ve üzerine çok konuşuldu. Müslüman biri olarak seni incitti mi bu ilüstrasyon? Yani Müslüman biri olarak beni incitti mi? Aslında ben iki açıdan bakıyorum bu olaya. Bir tanesi bizim okulda bu bir sorun. Herhangi bir insanın uğraşacağı bir sorun değil. Bu Boğaziçi'ne has bir sorun. Ama İslamofobi var. Bu bir gerçek.

Ve ben bu resmin bu İslamofobi'yi besleyebileceğini tabii ki düşünüyorum. Ama resmin kendisinden rahatsız olup olmadığını sorarsanız, yani siyasi bir anlamda nefret söylemi değil. Allah'a küfretmek de bir nevi ifade özgürlüğü aslında. Yani beni incitmişse tabii ki üzülürüm birisi Allah'a küfrettiğinde. Sonuçta bu benim inancım. Ama yani benim üzülüyor olmamın ona gibi bir sorumluluk getirdiğini bilemiyorum. Bence bir sorumluluk getirmez bir insanın.

Söylediği şeyin bir başkasının üzülmesi. Çünkü bence her gün televizyonda bizi üzülen insanları dinliyoruz zaten. Peki bu ilüstrasyon sence bir tür İslam'a hakaret gibi mi algıladın sen? Yok, ben İslam'ı hakaret gibi algılamadım. Bence iyi bir sanatistir değildi. İslam'ın fabrik olup olmadığından önce bunu tartışmak isterim. Çünkü iddia ettiği, savunduğu şeyi biliyorum. Açıklamada yazıyor, siz de görmüşsünüzdür. İkili cinsiyet sisteminin Anadolu'daki ata erkeği pusu üzerinden eleştirilmesi, Şahmeran'ın evlerde

Her yerde bulunan bir kadın figürü olması, dünyaya cennet getirilmesi vs. Yani dünyaya cennet getirmek direkt olarak İslam'ın karşısında duran bir söylem değil zaten. Herhangi bir kitap, bir dinin karşısında duran bir söylem, dünyaya cennet getirme söylemi. Ve hani bunu söyleyebilmek için Kabe kullanılması gerek var mıydı? Yoktu. Sanatçıyı da tanımıyorum. Ama artmili olduğunu düşünsem bile zaten eşerim.

Niyetin bir suç unsuru teşkil edebileceğini asla düşünmüyordum. Müslümanları sevmiyormuşum. Ne diyebilirim ki? So what? Sevmiyorsa sevmiyordur. Peki, şimdi burada sizlerin taleplerinize hep sıralıyorsunuz. Bir, gözaltındaki arkadaşlarımız serbest bırakılsın. İki, muhtar istifa etsin, kayyum atanmasın. Bunu söylüyorsunuz. Sıdhar, devlet mi diyeyim, hükümet mi diyeyim, çok sert hüküm verdi sizin taleplerinize. Bu sana ne düşündürdü?

Vallahi bana ne düşündürüyor? Şöyle düşündü, şunu düşündürüyor bana yani bu gözaltı süreçlerinde şu an artık benim okulda tanıdığım arkadaşlarımın, burada Güney Meydan'da her gün bulunan arkadaşlarımın neredeyse hepsi bir kere gözaltına alındı. Ve en son bu vektörlerin kayyumunun önündeki eylemi gerçekleştiren arkadaşlarımızın gözaltı sürecinde içeride tutabilmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Ve tutamadılar yani çünkü çok normal, çok sıradan, çok basit bir talebimiz var ve meşru ve haklı.

İster istemez evet, tehdit ediliyoruz. Bu bir gerçek. Daha az önce okudum. İçişleri Bakan Yardımcısı devletimizin gücünü kimse test etmeye kalkmasın vs. gibi bir şey söylemiş bizim için. Ben de come on dedim. Ne diyebilirim ki? Çünkü bizim yapabileceğimiz iş yok. Yaşam alanımız saldırı altında. Kendi rektörümüz... Siz devletin gücünü test mi etmek istediniz?

Bence biz devletin gücünü test etmek istemiyoruz. Biz kayyum rektörünün istifa etmesini istiyoruz ve bütün kayyumların da istifa etmesini istiyoruz. Bu çok basit bir talep. Ama nedense devletlilerimiz bu talebi tehlikeli görüyorlar. Ve bu talepi serdar durdu uyguladıkları bütün kutuplaştırma siyasetini tekrar uygulamaya sokmaya çalışmaya devam ediyorlar. Bence LGBTY arkadaşlarımızın hedef alınmasına bunun da çok alakası var.

Devlet neden böyle bir verdi sence? Vallahi bilmiyorum ama benim bir fikrim var ama ben bu arkadaşlarımı temsil ettiğimi söyleyemem bu fikrimle. Kendi bakış açıma göre şöyle aslında yani biz çözüm süreci gibi bir süreçten geçtik ve hani belki hiçbir şey gerçek siyaset gizlemine inmedi, gerçeklik gizlemine inmedi. Ama bir şekilde o dönemi yaşayan herkes bir demokrasi tahayyül edebildi yani. Böyle şeyler de oluyormuş diyebildik.

Ya ben açıkçası şöyle düşünüyorum, yani Kürt meselesiyle alakalı bir şeyler söyledik, söyleyebiliyorduk. Ama şu anda devletin bekası ve yerli milliliği en önemli şey olduğu için söylenmesi de mümkün değil. Kayyum vektörüne karşı çıkmanın, kayyumlara karşı çıkmanın böyle bir tarafı var. Ve yani bu çok da zor bir bağlantı değil. İnsanlar özellikle üniversite istedikleri zaman, ya belediyeleri niye kayyum atanıyor, ya sivil toplum kuruluşlarına niye kayyum atanıyor diye çok düşünmüyorlar bu soruyu sormak için. Yani uzak bir bağlantı değil bu üç arasındaki.

Bence taleplerimizin hükümeti bu kadar rahatsız etmesinin sebeplerinden biri bu. Ama ben bu rahatsızlığı da anlamıyorum açıkçası. Çünkü ben biraz daha ilçesel bir tarafına duruyorum siyasetin. Ve yani hani ne gerek var insanların bu kadar canını yalnız, bu kadar ecele edilmesine, bu kadar saldırıya maruz kalmasına hiçbir fikrim yok.

Bir de şu çok söylendi, bu çocuklar bu ülkeyi terk edecek sizin yüzünüzden diye. Polisi haykıran, değil mi, ortaya şişsin insanlar çok oldu tabii. Gidip söylüyor musun sen arkadaşların, bu okulu bitirelim de hakikaten burada yaşanmazlık fiyatı oluşturmasın diye? Arkadaşlarım ne der bilmiyorum. Ben burada yaşanmış hissiyatını anlıyorum ve burada yaşanmaz deyip giden kimseyi suçlamıyorum ama kendi adıma ben gitsem bunu sürgün olarak nitelendiririm. Ben hiçbir yere gitmek istemiyorum. Neden gitmek istedim ki? Ben ülkemi seviyorum. Ve bunun bu şekilde söylenmesi bile benim için onu kırıcı.

Boğaziçi Üniversitesi Amerika Birleşik Devletleri'nin etkisi altındaydı, Amerikancıydı. Şimdi halk çocukları bu üniversiteyi geri alıyor ve bundan rahatsız oluyor bu öğrenciler, alet oluyorlar. Nasıl değil? Hilal Kaptan'ın özellikle yürüttüğü bir siyasetten bahsediyorsunuz şu an direkt olarak.

Ya bu elitizm muhabbeti biraz komik çünkü elitizm bir şeyin yüzümreye ait olması anlamına gelir ve eğer mevzu bahis olan nelerin hangi yüzümrelere ait olduysa Boğaziçi'nde Amerikan kültürüne ait bir şey olmayın tartışmadan önce Türkiye'de AKP'nin yarattığı kültürün nelere sahip olduğunu tartışmak gerekir. Hani elitizm deyince insanlar böyle eski siyasi bagajı yüzünden daha çok beyaz Türkler vs. anlıyorlar ve ben de beyaz Türk müessesi olduğunu düşünüyorum. Ama şu anda ben elit deyip birisini elitlikle suçlayıp bunun bir problem olarak addedeceksem bu kesinlikle Boğaziçi Üniversitesi değildir yani. Kaldı ki öyle olsa bile zaten ben kendim elit değilim ve ben okulumu savunuyorum. Kayyumların gitmesini istiyorum. Boğaziçi kültürü de umurumda değil açıkçası yani. Ben inanılmaz mutlu değilim bu kültürün içerisinde bu başörtülü kadın olarak. Ama hak talebi bu, demokrasi talebi bu. Benim için böyle olması gerekir yani. Sence elitler kimler şu anda?

Bence elitle Hilal Kaplan işte. Elit Hilal Kaplan. Peki sence toplumun bir kısmı sende başörtülü olduğu için, Hilal Kaplan'la başörtülü olduğu için sizlere mesela aynı tefek koyuyor mu? Tabii ki koyuyor. Yani ben direkt olarak sizde sanat var mı sorulara muhatap oluyorum. Nasıl anlayamadım? Sizde sanat var mı? Evet şey diyor, sizde sanat var mı? Kimlerin bu sorunun kapsamında olduğunu çok düşündüm. En sonunda şöyle bir kanaat getirdim. İşte Hilal Kaplan, Abdurrahman Dilip Ak.

Ondan sonra işte Cumhurbaşkanımız ve ben, bizim dördümüzün sana tanıp olmadığımız için diye başladık. Ve bu çok komik de geliyor bir yandan açıkçası. Yani çünkü bir grup insan tahayyül ediyorsunuz ve bu grup insanı bir çerçeve içerisine koyuyorsunuz. Sonra karşınızda oturan, özne olarak karşınızda bulunan insanın o gruba ait, o gruba sokmaya çalışıyorsunuz. Bu bana çok şey geliyor, oksimoron geliyor açıkçası.

Şeyma bu senin arkadaşın, yakın arkadaşın değil mi? Evet. Bira simbol oldu. Aslında tabii muhtemelen e-mail oldu, kütüphane oldu. Ayrıca çok incitici şeyler de yazılmıştı Şeyma için. Evet. Bir tweet atarak Şeyma'yı etkilenmiştir. Şeyma'yı hedef olarak bir tweet attı. Falan hani bunlar genç insan için ağır şeyler. Peki Boğaziçi'deki öğrencilerinizin itirazı.

Şeymayan toplum olunca bu kadar bilinir hale gelmesi. Acaba sence toplumun bir kesiminde başörtülerle ilgili olan ön yargıyı yıkıyor mu? Yani şöyle söyleyeyim, bence toplumun bir kesimi, yani bence şu anda aslında kendini muhalefete hisseden Müslüman ya da değil, başörtülü ya da değil herkes kendini bir baskı altında hissediyor. Ve ben bunu asla inkar edemem. Sizin bahsettiğiniz grubun hiçbir şekilde İslamofobiden geri adım atacağını düşünmüyorum şu noktada. Çünkü bence zaten AKP'nin icraatlarının kendisi İslamofobiyi besleyen bir şey. O yüzden benim şu anda birinci önceliğim AKP'nin icraatlarının yarattığı problemi çözmek. İkinci önceliğim ancak dönüp o zaman diyebilirim ki ya bakın siz bunu böyle yapıyorsunuz ama yani ben İslamofobik buluyorum diyebilirim. Ve hani Şeyman'ın evet çok incit şeyler yazıldı.

korkunç şeyler yazıldı ve dürüst olmak gerekirse ben Şeyma'nın yaptığı şeyi yapmaya cesaret edemezdim. Yani Şeyma bir açıdan benim kahramanım sayılır. Evet pek çok kişinin de öyle aslında sadece üniversite öğrencileri değil herkesi Şeyma'ya çok cesur buldu ama tabii ki sadece Şeyma değil anlaşılan yani bu talebi dile getirmek ve bunun sonuçlarına katlanmak bir cesaret işi oldu şu anda. Peki sen korkuyor musun? Ben ilk başta evet korkuyordum yani hatta şeye çok şaşırmıştım. İlk günün eylemliliklerinde böyle inanılmaz net tweetler falan atılmıştı. Bir de bu sosyal medya üzerinden yapılan gözaltı tutuklamalar vesaire çok yoğun bir süreç geçirmiştik birkaç sene önce.

Ve ister istemez ya dedim, insanlar bunu nasıl yazıyor? Hani ben yazamam. Ama yavaş yavaş o korku da geçti. İlk başta korkuya rağmen hareket etmenin bir cesaret olduğunu düşünmeye başladım. Sonradan... Ya aslında hiç de bir şey yapamıyorlar. Hani gözaltına alındık. Ondan sonra hani şiddete maruz kaldık. Teneffüs ölümüne maruz kaldık. Bölmeye çalıştılar. Başka da çok bir şey kalmadı aslında yapılabilecek. Yani hani ne yapabilirler ki artık?

O yüzden şu anda cesur olduğunu söyleyemem. Ama şu anda korkacak da bir şeyim de kalmadığını, korkacak bir şeyim kalmadığını söyleyebilirim sanırım. Burada herhalde bir birlik ve dayanışma havası da oluştu aranızda benim gördüğüm kadarıyla. Evet, oluştu gerçekten. Rümeysa, şimdi adını soyadını bir de okuduğun bölümü bize bir hatırlatır mısın? Benim ismim Rümeysa Züyalı. Boğaziçi Üniversitesi'nde Siyaset, Bilim ve Uluslararası İlişkiler okuyorum. Süpersin.

Bitecek mi bu sene seneye? Yani iki senem var diyebiliriz şu an. Ama bu dönemi saymıyorum tabii. Yani bir dahaki Eylül'den itibariyle iki sene sonra bitecek.

Ya bir de tabii şu da oldu, sizin final zamanınız geldi bu eylemler, finallerde de kaydedildi. Evet, baya hani çok inanılmaz yoğun çalışıyor. Ben çok şaşırıyorum çünkü normalde bizim okulun finalleri de inanılmaz zordur. Ve final dönemlerinde mesela okulda kitap okuma atölyesi vesaire yaptığımızda final döneminde ara veririz. Ama şu anda hani direnişe ara vermeden, direnişe ara verip finallere çalışıyoruz gibi bir durum söz konusu oldu.

Biraz bana şeyi çok gösterdi. Arkadaşlarımın, okuldaki insanların aslında Türkiye'de yıllardır esintirilmeye çalışılan o havadan ne kadar rahatsız olduklarını. Çünkü bizim okulda gerçekten inek diyebileceğimiz, inanılmaz çalışkan tipler var. Ve bu insanların okulu, üniversiteyi, kariyerlerini bir tek şey olarak görmekten vazgeçip direnişe geliyor olmaları bana çok şey anlatıyor bu konuda. Ümeyye sen çok teşekkür ediyorum. Var mı eklemek istediğin bir şey?

Ya bizim bir takvimimiz yok. Ne zaman biter? Zaten böyle bir takvim vermemiz de çok zor. Çünkü biz bir şey istiyoruz, almaya çalışıyoruz. Hani o istediğimiz şeyleri ne kadar sürdürebildiğimiz kadar sürdüreceğiz. Teşekkürler. Ben teşekkür ederim. Boğaziçi'lilere uluslararası destek de var. Birleşmiş Milletler ve Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı öğrencilerin barışçıl protesto hakkına dikkat çeken açıklamalar yaptı.

Boğaziçi hem Türkiye hem de dünya gündemine damga vurmuş. Öyle görünüyor. Gelişmeleri takip ediyoruz. Başka bir bölümde görüşmek üzere. Unutmayın Trend Topu'yu Kod1 Media ile beraber hazırlıyoruz. Görüşürüz.

Altyazı M.K.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)