
2.832 kelime · ~14 dk okuma
Önce KRT'de programcı Afşin Hatipoğlu, bir gün sonra da Yeni Çağ Gazetesi Ankara temsilcisi Orhan Uğuroğlu ve Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ saldırıya uğradı. Yaşanan bu olayların arka planını, gelişmeleri ve siyasilere yapılan diğer saldırılardan nasıl ayrıldığını ele alacağız. Trend Topik'in 66. bölümüne hoş geldiniz. Ben Nevşim Mengen.
Yeni Çağ gazetesini bilmeyenleriniz olabilir. İyi Parti MHP tabanına seslenen ve hükümete eleştirer yaklaşan bir gazete. Olayları tetikleyen ise Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ'ın gazeteyi ziyaretinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye yaptığı eleştiriler oldu. Bu eleştiriler 13 Ocak 2021 tarihinde saldırıya uğrayan Orhan Uğuroğlu tarafından köşesinden aktarıldı. Kısaca Özdağ'ın sorularına ve eleştirilene bakalım.
Özdağ Bahçeli'yi kastederek, Zaat-ı Alîleri, 2013 yılı Haziran ayında tırmanan Gezi Parkı şiddeti, 2014 yılında gerçekleşen 6-8 Ekim olayları, 2015 yılının ikinci yarısından itibaren yeşeren Hendek terörü, 15 Temmuz 2016'da vuku bulan FETÖ işgal denemesi, ülkemizin mahvu için kurgulanan iç ve dış düşman saldırılarıdır diyerek tarihi gerçeklere bir atıf yapmış. Merakımızı mucip kılansa mesela 17-25 Aralık olayları hakkında niçin tek söz dahi sarf etmediğidir. Zira o günlerde çalışma odasındaki saati 17-25'e sabitleyip, o haftayı yolsuzluk haftası bile ilan etmişti. Hatta hesap sormaya yeminler etmiş, bugün hain ilan ettiği Can Dündar'la aynı saatin önünde röportaj bile yapmıştı. HDP'nin kapatılmasına ilişkin eleştirileri sonrasında özdağa devam ediyor. Memleket meselesi olduğunda mangalda kül bırakmayan Sayın Bahçeli, esasen taşın altına elini koymaktan ziyade taşın altına elini koyan insanların gölgesinde sorumluluk almadan yetkili olmaya çalışan, güç devişiren bir siyasetçidir. Tıpkı Başbakan yardımcısı olduğu dönemde Öcalan'ı kurtarmak için idam cezasını kaldıran yasal düzenlemeye sessiz kalarak zınni destek verdiği gibi.
Akabinde 57. Hükümet ortaklığında Öcalan'la İmralı'da devam eden müzakerelerde sessiz kaldığı gibi. Evet, bu yazıyı köşesinde taşıyan gazeteci ve eleştirileri yapan siyasetçi saldırıya uğradı. Uğuroğlu saldırıyı görece hafif atlattı. Selçuk Özdağ'a saldıranlar beş kişiydi. Ellerinde sopalar ve silahlar vardı. Özdağ'ın saldırı sonrası vücudunda kırıklar oluştu.
Aslında Özdağ'ın bu eleştirilerine ilk tepki MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın'dan gelmişti. Yalçın, Özdağ'ın Fethullah Gülen'i öven bir videosunu yayınladı. Saldırının bu atışmanın ardından gelmesi dikkat çekti. Zira saldıranlar Özdağ'a Fethullah Gülen'le ilgili sözleri sebebiyle saldırdıklarını söylediler. Saldırının ardından Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Özdağ'ı hastanede ziyaret etti ve Cumhurbaşkanı ile Devlet Bahçeli'nin saldırıyı kınamalarını istedi.
Bu herhangi bir saldırı değildir. Bir adi suç değildir. Kişisel husumetten kaynaklanan bir saldırı değildir. Dün Afşin Hatipoğlu'na, bugün Selçuk Özdağ desteci Afşin Hatipoğlu'na ve ondan sonra da hemen sonrasında da Orhan Uğuroğlu'na yapılan saldırılar millet düşmanı, demokrasi düşmanı, insan düşmanı bir mahfilin Türkiye'yi herkesin korku bariyerlerine çarptığı, insanların huzur içinde sokağa çıkamadığı, cuma namazına giderken bile saldırıya uğrayabileceği, güvensiz, istikrarsız bir dikta, bir otoriter rejim ülkesi olduğu intibanı yaratmak isteyen ve insanların yüreklerine korku sağlamak isteyen bir çete tarafından gerçekleştirdiği daha şikayetlidir. Ancak piyonlara bakarak yanılmamak lazım.
Bu senaryonun gerçekleşmesine izin vermeyeceğiz. Bütün siyasi partiler aradılar, açıklamalar yaptılar. Hepsine teşekkür ediyorum. Şu ana kadar resmen liderleri bazında açıklama yapmayan iki parti var. Türkiye'yi yönetmekte olan iki parti. Ne Sayın Cumhurbaşkanı ne de Sayın Bahçeli şu ana kadar bu alçakça saldırıyı kınayan bir açıklama yapmadılar. Saldırıyı duyar duymaz yaptığım açıklamada Sayın Cumhurbaşkanı'na çağrıda bulunmuştum. Ve buradan da söylüyorum. Bizim birinci derecede muhatabımız Sayın Cumhurbaşkanı'dır.
şu ana kadar on saat geçti. Sayın Cumhurbaşkanı çok sıradan bir olay için hemen açıklama yapıp kendisi gibi düşünmeyenleri teröristlikle itham ederken bugün Ankara'nın ortasında bir siyasi terör yaşandı. Bu bir terör faaliyetidir. Savcılıklar bu soruşturma yaparken bir terör faaliyeti ve Türkiye'de demokratik düzeni yıkmaya dönük bir faaliyet olarak araştırmalı ve soruşturmalıdırlar. Çünkü bu herhangi bir sağları değil bu Türkiye'de rejimi değiştirmeye ve bir diktat rejimi kurmaya
İsteyenlerin hedeflerine dönük bir saldırı ve açık bir şekilde Türkiye'deki demokratik düzeni yıkma parantezi içinde ele alınmalıdır. Çünkü saldırıya uğrayan kişi bir partinin, yükselen bir partinin, kararlı ve ciddi bir muhalefeti sergileyen bir partinin genel başkan yardımcısıdır. Sayın Cumhurbaşkanı'na açıklama bekliyoruz. Başka hiçbir AK Parti yetkilisinin kınama bile yapmadıkları, üstü örtülü, imalı sözlerle yapacakları açıklamalar bizi bağlamaz, bizi tatmin etmez.
hiçbir bakanın açıklaması da bizi tatmin etmez. Sayın Cumhurbaşkanı çıkmalı ve bu bir siyasi terör faaliyetidir. Bu terör faaliyeti karşısız kalmayacaktır demelidir. Dememesi halinde ve susması halinde açık söyleyeyim bu tür saldırıları yapanları teşvik etmiş olur. Sessiz kalmak teşvik etmektir. Sayın Bahçeli'ye de genel başkan yardımcısının son günlerde Sayın Selçuk Özdağ hedef alan açık tehditleri hakaretlerinden sonra
çıkıp açık bir şekilde bu terör faaliyetini, kınadını ifade etmelidir. Türkiye'nin milli birliğini, beraberliğini korumak sadece dağdaki teröristlerle mücadele etmekle olmaz. Ankara'nın ortasına terör inmişse, Ankara'nın ortasında siyasileri, gazetecileri tehdit ediyorsa, saldırıyorsa, öldürmeye teşebbüs ediyorsa terör Ankara'ya inmiş demektir. Biz buna izin vermeyeceğiz.
Gözler bir taraftan tabii Semih Yalçın'a çevrildi. Semih Yalçın, Nagihan Alçı'ya röportaj verdi. Bizim hareketin delisi çoktur, talimat falan dinlemezler dedi ve şunları söyledi. Nagihan Hanım, Selçuk Özdağ, ben keçi öğrenden tanırım. Cemaziye evvelini bilirim. Kendisini hiç sevmem, bunu da gizlemem. Açık açık söylerim. Sosyal medyada da ifade ettiğim gibi hayatı boyunca çıkarları için, yan yana yürüdüğü herkesi satmış, Talleyrand isimli Fransız politikacıya benzetiyorum kendisini.
Son olarak gereksiz yere Sayın Bahçeli'ye saldırdı. Bu saldırısı çok ağrıma gitti Nagihan Hanım. Ben de o nedenle kendisine cevap verdim. Benim üslubum çok ağırdır, doğru ama durduk yerde kimseye sataşmam. Üstelik sözlü polemikle bu saldırının ne ilgisi var? Saldırı yapacak insan önceden böyle önden sözlerle yüklenir mi? Saldırı yaptıracak insan bilakis sinsi davranır, ses etmez. Ben mertçe tavrımı ortaya koydum. Bu saldırılarla benim hiçbir ilgim ve bilgim yok. Olması mümkün değil.
Özdağ saldırıyı T24 sitesinden Murat Sabuncu'ya anlattı. Sabuncu ayrıca Özdağ'a Semih Yalçın'ın açıklamalarını da sordu. Eğer silahım olsaydı üzerimde, silahımı çekseydim çünkü bir adam sürekli bana silah doğrultuyordu biz kavga ederken. Göz ucuyla ona bakıyordum. Şunu yapacaktı, ben eğer silahlı olsaydım, birincisi bir kere düşmemi beklediler. Düşecektim, hiç silah falan çekemeyecektim. Beni orada darp edeceklerdi sopalarla, ellerindeki sopalar büyük sopalar ve kolum kırılacak, ayağım kırılacak, başım kırılacak ve öleceğim orada.
Kan kaybından öleceğim. Veyahut da kalkamayacağım, kaçacaklar bunlar. Veyahut da silah çekersem, ayakta kalırsam, o çocuk da bana silah sıkacak. Ben arkadaşlara silah sıkarsam. Bu çok bilinçli, çok ciddi bir operasyon yapılmış. Yani özel çalışılmış birileri. Sadece bunların yakalanması önemli değil. Sayın Cumhurbaşkanı beni aradı. Sayın Soylu beni aradı. Ve Soylu'ya da söyledim bunu. Bunların yakalanması önemli değil. Evet önemlidir. Arka planda bunların tüm HTS kayıtlarının, tüm mesajlarının, tüm cep telefonlarının incelenmesi lazım. Bu silahların incelenmesi gerekiyor. Yani Türkiye'de söz konuşacak 21. yüzyıldayız. Allah aşkına Milliyetçi Hareket Partisi 12 Eylül öncesini yaşamış olan bir parti. Liderleri tutuklanmış, biz de tutuklanmışız, idamla yargılanmışız. Bu olaylardan ders almamız lazım. Daha sonra Türkiye'de birileri ürkücü mafya diye çıkmış, bu hareketi lekelemek istemiş ve bundan da muzdarip olmuşuz. Bundan da ders almak lazım. Sayın Bahçeli, eğer bu olayı niye kınamadığını anlayabilmiş değilim. Bunu başkaları da yapsa kınayacak. Veya kendi hareketinden birileri de yapsa, hatta kendi kulağından tutup bunları emniyete teslim edecek, savcıya teslim edecek ve dönecek diyecek ki geçmişte olduğu gibi, geçmişte şunu söylüyordu, ben sokaklardan ürkücüleri çekiyorum ifadesini kullanıyordu. Bunu yapması gerekirdi. En azından beni araması gerekiyordu. Çünkü bu hareketin bence bir ismiyim. Belki önemli bir ismi değilim ama bir ismiyim ben.
Selçuk Bey, şimdi MHP'ye tabii geleceğim. MHP Genel Başkan Emrisi Semih Yalçın ki polemikleri özellikle Twitter üzerinden kendisiyle yaptınız. Nagen Alçıyağ Bertürk'te konuştu ve iki tane cümlesi var. Bir tanesi bu acılar çektik.
çiddete karşıyız diyor ama bir taraftan da bu hareketin delisi çoktur diye bir cümle kullanıyor. Şimdi siz de Ülkücü Töken'den gelmiş bir insansınız. Yani mesela bu hareketin delisi çoktur ne demek Selçuk? Şimdi bu zımnen, mefhumu muhaletinden bizim herhangi bir talimat almadan arkadaşlarımız her şeyi yapabilirler.
Yani herhangi birini gidip dövebilirler, silah sıkabilirler, öldürebilirler, tehdit edebilirler. Yani bu o manaya gelir. Bir de çile çekmişiz, acıları ben çektim. Semih Yalçın ne acı çekmiş Allah aşkına. Ben 12 ay öncesi gençlik deneyim.
Ve orada ailem hariç, 12 evde idamla yargılanan bir arkadaşıyım. 28 Şubat'ta 3 defa atılmış birisiyim. Ben Türkeş'e de kafa tuttuğumda, o zaman Muhsin Bey'le siyaset kurduğumuzda, o zaman da saldırdılar bize. Hain dediler. Zaten genelleme yapmayacağım ama bir tırnak içinde söyleyeceğim, bu sahanın haini bitmiyor. Tırnak içinde söyleyeceğim, solcu arkadaşlar da darılmasınlar, bu solun döneğe bitmiyor. Bu siyasal İslamcılar da kafirleri bitmiyor bir türlü.
Nedense ideolojiler idraklerimize giydirilen deli gömlekleri. Türkiye'de ideolojiler tek başına iktidar olmamalı efendim. Türkiye'de herkesin olduğu merkez partiler Türkiye'de siyaset yapabilmeli. Bu delilerimiz vardır demesi çok ayıplı bir iş. Hatta bir noktada bu saldırıya sahiplenmek demektir. Benim alakam yoktur diyor. Alakam vardır mı diyecektir. Sonra ben Bahçeli'ye ne söyledim? Bir şeyler söyledim değil mi? Soru sordum.
O tweette hakaretler var, niye benim sorduklarıma cevap yok? Orhan Uğuroğlu saldırının ardından verdiği röportajda ben korkmam, onlar bizden korkuyor dedi. Korkak, her gün korkarak yaşarlar onlar. Onlara hakkımı helal etmiyorum. Ve onların arkasında olan, özellikle siyaseten bu saldırılara göz yuman, özellikle siyaseten bu saldırıları tezgahlayan, özellikle siyaseten özgür basını susturmaya kalkan, Haddini bilmezler, devam edecekler bunlara. Biz korkmadığımız için onlar bizden korkmaya devam edecek. Onların bizden korkusu var. Çünkü neyimiz var bizim? Bizim kalemimiz var, silahımız var, kameramız var, mikrofonumuz var. Bizim en büyük silahımız.
Basın mesleğimiz, özgür gazeteciliğimiz ve özgür yeni çağ gazetesi. Saldırıları AK Parti'den kanıyan isimler oldu. Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay ve İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve Naci Bostancı bunlardan bazılarıydı. Çok garip olansa belli başlı TV kanallarının bu saldırılara yayın akışlarında hiç ama hiç yer vermemesiydi. Saldırılarla Türkiye sarsılırken Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu karar gazetesine röportaj verdi. YouTube'da canlı yayınlanan programda konuşan Davutoğlu, Cumhurbaşkanı'nın Selçuk Özdağ'ı aramasını değerlendirdi ve Cumhur İttifakı'nı kastederek Erdoğan şu anda vesayet altında dedi, 15 Temmuz benzeri girişimler olabilir imasında bulundu.
Bu telefon görüşmesini dinledim ve kendisinden izin istedim. Bu soru gelirse telefon görüşmesinin mahiyetiyle ilgili ne söylememi, neler geçti diye sorduğumda bir kere Sayın Erdoğan bu telefon görüşümde geçmiş olsun demiyor. Dememiş mi? Hayır. Bu telefon görüşmesinde failleri bulacağız, cezalandıracağız da demiyor. Söyledi Selçuk Bey, ne oldu, hayrola? Ve telefon görüşmesi olaydan 10 saat sonra falan yapılan bir telefon görüşmesi.
Cumhurbaşkanlığı makamında olan birisi mutlaka o bilgileri alır, ondan sonra telefon açar. Değil mi? Yani normalde telefon açacaksanız. Ve arkasından Ankara'da mı oldu olay, Ankara'da mısınız diye soruyor. Şimdi bu olayı ciddiye almamaktır, olayı önemsizleştirme çabasıdır. Muhatabınız 17 dikişle hastanede yatıyor, siz onu arıyorsunuz ve bir devlet insanı… En büyük siyasi hasma olsa ki öyle değil, Selçuklu'ya AK Parti siyaset yapmış bile, Ak Parti'de Genel Başkan Yardımcısıydı değil mi? Tabii benim dönemde Genel Başkan Yardımcısı. Daha sonra devam etmedi. Ama şimdi böyle önemli görevlere gelmiş. Sonra da 15 Temmuz Araştırma Komisyonu Başkan Yardımcısı. Yani Sayın Erdoğan güvenerek kendisine bunu görev veren Sayın Erdoğan. Ve o dönemde FETÖ'den ne tür tehditler aldığı ben biliyorum. O görevi yaptığı esnada sorduğu sorular sebebiyle. Şimdi böyle bir insanı arıyorsunuz, acıyı paylaşıyorsunuz. Dedim ya sureta. Ama muhtemeldir ki Sayın Erdoğan, Sayın Bahçe'den gelecek tepkiden çekiniyor.
Eğer Sayın Özdağ AK Parti olduğu sırada ya da bugünkü AK Parti milletvekillerinden biri, Allah muhafaza edesin, Cuma namazına giderken böyle bir saldırıya muhatap olsaydı, Sayın Erdoğan acaba hangi dili kullanırdı? Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi geldiğinde sen Cumhurbaşkanı söyledin. Bu Erdoğan'ı koruyan bir söylenme sizinkisi. Hayır, hayır. Erdoğan'ı değiştiriyor muyum? Kastettiğim şey şu, adım adım Türkiye Erdoğan'ın liderliğinde değil ama Erdoğan vesayet altında şu anda. Erdoğan şu anda vesayet altında. Kimin vesayet altında? 28 Şubatçıların vesayeti altında. Açık ve net altını çizerek söylüyorum. 28 Şubat'ta Türkiye'de otoriter bir
Deli gömleği Türkiye'ye gidilmek isteyenler sayesinde Erdoğan'ı kuşatmış durumda. Geniş kitleler, kazandığımız başörtü özgürlüğü gibi özgürlükler gitmesin diye verdikleri desteği Erdoğan maalesef 28 Şubat artıklarına havale ediyor. Ne olacak biliyor musunuz? Bunu kendisinde de ifade etmiştim AK Parti içindeyken. Şimdi açık söylüyorum. Bu FETÖ taktiğidir. FETÖ şunu diyordu temelde.
Erdoğan gitsin ya da Davutoğlu gitsin, Abdullah Gül gitsin. Halktan destek alsınlar, kitleleri mobilize etsinler ama Ankara'da devleti ben yöneteyim. Ve Erdoğan'ın omuzları üzerinden bir yerlere ateş ediyorlardı. Ve hedefleri vuruyorlardı. Bir korku dönemi. Yani 2011'de hukukta sıkıntısı olanların bir şekilde Peninsülvania'ya uğrama şeyi oradan geliyordu. Ama görünüşte ülkeyi Erdoğan yönetiyordu. Şimdi de bu kez 28 Şubatçılar.
Türkiye'de otoriter bir yönetim kurma heveslileri, Avrasya modeli falan diyerek Türkiye'yi demokratik değerlerden uzaklaştırma heveslileri ki ben dış politikada Avrasya ekonomi en öncelik olarak Avrupa Birliği ile dengeli yürümeni diyenlerden biri olarak söylüyorum. Bu kez onlar kendileri gidip Konyalı muhafazakar bir seçmenden, Diyarbakırlı muhafazakar bir Kürt'ten veya Karadenizli milliyetçi birinden veya bunlardan oyalamayacakları için bırakalım oyu Erdoğan alsın ama ülkeyi biz yönetelim diyorlar. Aynen FETÖ gibi. Sonraki aşamada ne yapacaklar biliyorsun? Aynen FETÖ gibi 15 Temmuz'da FETÖ'nün yaptığı gibi Erdoğan'ı da tasfiye ederek olaya bütünüyle el koymaya çalışacaklar. Ben bunu Sayın Erdoğan'a Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi'nin başladığı gün söyledim. O gün kimse beni televizyonlara çıkarmaya cesaret edemedi ama bir gazete, şu anda adımı anmayıp da onlar da çekiniyor ama
Bir röportaj verdim, detaylı şekilde burada bir tuzak var. Bu tasarı kabul edilirse bir adım sonrasında kimsenin kontrol edemeyeceği bir otoriter rejim kuracaklar Türkiye'de dedim. Görüyordum olanları. Sadece kaygılım ifadesini verdiler. Şimdi de Sayın Erdoğan'ı buradan uyarıyorum ve AK Parti kitlelerini AK Parti'de hala kaldığına inandığım aklı başında herkesi uyarıyorum. Bundan sonraki ilk aşamada Sayın Erdoğan da tasfiye edilecek ve Türkiye'de muhafazakarların o geniş kitleler böyle aldatıldığı için söylüyorum.
Bir daha başı dik bir şekilde dolaşamayacakları tarzda bir otoriter rejim kurulacak. Davutoğlu'nun bu çıkışına MHP lideri Devlet Bahçeli yazılı bir açıklamayla yanıt verdi. Bahçeli, Davutoğlu'yla röportaj yapan 3 gazeteciyi hedef aldı ve şunları yazdı. Bir yanda 20 Ocak 2021'de Amerikan Başkan değişimi. Diğer yanda Serok Ahmet'i sivritme çabaları. Karar gazetesinde köşe tutmuş sahte gazetecilerin kışkırtmaları.
Bunlara ek olarak malum siyasetçi ve gazetecilere saldırılar, birbirine eklemlenmiş kuşkulu gündem konularıdır. Karar gazetesinin kiralık köşe yazarları mesela Elif Çakır, mesela Yıldıray Uğur, mesela Taha Akyoğlu ve diğer köşesiz sözde yazarlar MHP'yi hafife almasınlar, MHP'ye kara çalmasınlar. Çünkü kazdıkları kuyuya çoktan düşmüşler, kızarmayan yüzleriyle yakayı ele vermişlerdir. Bilhassa Taha Akyol MHP'yi bilir. Tavsiyem Meskur Sipariş üzerine yasan isimlerle birlikte Serok Ahmet'e bizi acilen anlatmasıdır. Taha Akyol Bahçeli'ye Karar Gazetesi'ndeki köşesinden cevap verdiği Akyol'un yazısı sosyal medyada sıkça paylaşıldı. Bir düşünce mirası olarak milliyetçiliği haddeden geçmemiş şiddet içgüdülerinin seviyesinde düşünmekten herkes sakınmalıdır.
Düşünceye de, ülkeye de zarardır. Bana ve yazar arkadaşlarıma hakaret edenlere, hedef gösterenlere benim söyleyeceğim budur. Allah'ıma hamdolsun, eli sopalı adamlarım yok, hiç de özenmedim. Elimde kalemim var, sadece kitaplarımı, belgesellerimi, yazılarımı yazdığım kalem.
Orhan Uğuroğlu'na saldırıyla suçlanan iki kişi ifadeleri alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Selçuk Özdağ saldıran iki kişi tutuklanırken, üç kişiyle ilgili de arama kararı çıkartıldı. Bu kararın ardından Twitter'da MHP il ve ilçe yöneticilerinin davanın savcısını sert bir dille eleştiren tweetleri dikkat çekti. Tweetlerde, ''Savcı Alparslan Tufan Cumhuriyeti Savcısı mısın? Serok Ahmet'in mi?'' yazıları ön plandaydı.
Garip gelişmeler birbirini takip ederken, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığını ziyaret etti. Ama asıl tuhaf gelişme, savcıyı hedef alan bu tweetleri atanlarla ilgili bir türlü soruşturma başlatılmaması oldu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Türkiye Gazetesi yazarı Fuat Uğur'a röportaj verdi, saldırıları tepkisel olarak değerlendirdi. Bize güvensinler, en ufak bir hareketlilik bizim gözümüzden kaçmaz. Mesela Boğaziçi'ndeki olay üzerine de pek çok kişi aynı şüpheleri dile getirdi. Biz zaten bu tarz bir hareketlilik olsa hemen fark ederiz ve gereken tedbirleri alırız demiyorum bakın. Tedbirlerimiz ve planlarımız zaten hep hazır ifadesini kullandı. Olayların daha tabiri caizse dumanı üstünde. Gazeteci Fehmi Koru, Karar Gazetesi'ne verdiği röportajda AKP'nin sessizliğini eleştiriyor.
Eski Türkiye'de tamam yani sansür vardı, baskı vardı. Abdülhamit döneminden bu yana hani bu istibdat dönemleri hep oldu. Siz hiç şey düşünür müydünüz? AK Parti iktidarı geldiğinde bu dönemde kaleminizin kırılacağını, bu hikayenin buralara evrileceğini hiç düşünür müydünüz? Nasıl derdendiriyorsunuz? Yani benim şahsımla ilgili olarak hep şunu görmüşümdür ben. Yazdığım gazetelere de fazla güvenmediğim için.
Bir gün gelip bir şekilde yollarımızın ayrılabileceğini hep düşünmüşümdür. Hiç ölüm kesilmeyecekmiş gibi davranıp, sanki yarın yazmam engellenecekmiş gibi de endişe taşıdığım dönemler çok oldu. Sizin sorunuzdaki başlangıcından öncesinden başlayarak bir şekilde oluşmasına da hatta katkıda fikri olarak bulunduğumuz bir siyasi hareketin sonunda bu noktaya kadar işi vardırabileceğini doğrusu öngörmek mümkün değildi. Onu ben bu kararları kimler alıyorsa onların bile öngördüğünü zannetmiyorum ben. Çünkü eğer böyle bir işe o zamandan kafalarına koyarak başlamış olsalardı bize o dönemlerde gösterdikleri saygıyı herhalde o dereceye kadar çıkartmazlardı. Dolayısıyla bunlar gelinen noktanın zorladığı şeyler olarak görüyorum. Medyaskopa konuşan Ali Bayramoğlu ise yeni bir döneme girildiğini işaret ediyor.
daha önceki gelişmelerle birlikte ele alınırsa, yani Selçuk Özdağ'ın MHP'ye götürdüğü, Bahçeli'ye götürdüğü eleştiriler, bunları yeni çağ üzerinden bir ara dile getirmesi, hem Özdağ'ın hem dile getiren Uğuroğlu'nun da köken olarak ilginçlikten geliyor olmaları, bütün bunlar faşizan bir tartışmanın ya da faşizan usullü bir siyasi hesaplaşmanın önce ipuçlarını veriyorlar. Diğer taraftan baktığımız zaman tabii siyasi alana, özgürlük alanına, ifade alanına yönelik şiddetin ortaya çıkması, şiddet endişesinin daha doğrusu kuvvetli belirmesini ifade ediyorlar. Çünkü bir eleştiri karşısında genel bu şiddet tepkisi, bu şiddet tepkisine gelen yorumlar ya da gelmeyen yorumlar, iktidar tarafının mutlak suskunluğu, MHP Genel Başkan Yardımcısının bu hareketin delisi çoktur gibi adeta itiraf edici bir tavır alışı. Tüm bunlar tabii bir riski, uzun süredir aklımızda olan, kıyımızdan geçen bir riski. Siyasi alana sadece devlet şiddetinin değil, bu kez sokak şiddetinin yeniden karışması riskini aklımıza getiriyor. Bunun örneklerinden biri ya da bir başlangıcı, bir ilk adımı, bir denemesi gibi karşımıza çıkıyor ve çok endişelenici tabii.
Evet, olay sizin de anladığınız gibi basit bir saldırıdan ibaret değil. Şimdi bu aşamadan sonra, bu saldırılarla ilgili adli gelişmeler ne olacak merak konusu. Sen Topik, Hodri Medya ile birlikte hazırlıyoruz. Yeni bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.