
3.539 kelime · ~18 dk okuma
Merhabalar, ben Nevşim Rengü. Tren Topik'in yeni bölümüne hoş geldiniz. Konumuz yine aşı. 11 Aralık'tan itibaren Türkiye'de sağlık çalışanları başta olmak üzere aşılama başlıyor. Tabii beraberinde olmazsa olmazımız komplo teorileri de aldı başımı gitti. Teori üretenler aşı üzerinden çip takmaya kadar gitmiş durumda. Ha bu arada neden aşı içinden alıyoruz?
Hazırsanız başlayalım. Bir de aşı yüzünden bu devletler birbirini yiyecek. Rekabet yüzünden. Çünkü inanılmaz bir para söz konusu. Bütün herkes aşı olmak durumunda kalacak. Korunmak amacıyla. Başka bir versiyon gelecek. Belane gelecek. Bambaşka bir virüs göreceğiz. Ama önce NASA'nın bize belirttiği meteor tehlikelerini... ...hatta bazı yerlere düşüp patladığını falan göreceğiz. Önce bir korku alevlendirilecek. Ondan sonra tekrar... ...belki bu meteordan, belki de kutuplardan çıkan bir virüsü...
Bakteriyi bize servis edecekler. Yeni bir hastalıkla tanışacağız. Olay ne biliyor musunuz? Olay zihinlerde yaratılan korkunun asla bitmemesi. Şimdi çok acı günler geçiriyoruz. Gerçekten insanların zihinleri ile oynadılar. Ne yazık ki bunu da ne zaman oynadılar biliyor musunuz? Yeni değil. Wuhan'da bize ne servis ettiler?
Yerde çırpınan, can çekişen insanlar gördük. Ağızlarından, burundan köpükler çıktı ve öldüler. Ne oldu o görüntüler hocam? O görüntüler yüzlerce görüntü servis edildi. Bir araştırdım ne çıktı biliyor musunuz? Evet, o görüntüler Wuhan'da çekilmiş. Servis eden yer Kanada üzerinden diplektör.
Yani çok korkunç bir planın, dünya devleti planı... Sahte görüntüler miydi yani? Tabii ki sahte görüntüler. Tabii ki. Niye bizim ülkemizde çırpınarak kimse ölmedi? Çok can kaybımız var. Niye İngiltere'de görmedik? Niye Amerika'da görmedik? Sadece Çinliler mi çırpındı? Onlar da bir ay çırpındı. Bir daha çırpınan görmedik. Bunların hepsi kurguydu. Bunların hepsi kurguydu. Çok büyük bir plan işliyor.
Beyaz TV'de ne var ne yok programı bilim kurgu filmlerini yorumlayan programcılar gelecekle ilgili endişelerini de dile getiriyor. Burada dile getirilene benzer komplo teorileri sosyal medyada Covid-19 aşısıyla ilgili çokça paylaşılmakta. Kimileri Bill Gates'in bu aşılar yoluyla insanlara çip yerleştirmeye çalıştığını iddia ediyor. Kimileri aşıların Türkleri kısırlaştırmak yoluyla güçsüzleştirmeye çalıştığını düşünüyor.
Bir de Ömer Turan'a kulak verelim. Tanımayanlar için Turan Twitter hesabında kendini şu şekilde tanıtmış. Müslüman, Türk, yörük, Türkçü, Atatürk, tarih, doktor, siyaset bilimci, uluslararası ilişkiler uzmanı, ekonomist, yazar. Benim şahsi görüşüm Covid doğal bir salgın değil salgın. etkileri çok büyük bir olan salgın zaten inkar etmiyoruz yok böyle bir şey demiyoruz ama bu doğal salgın değil laboratuvarda geliştirilmiş bir biyolojik silah han bilges işi gücü yokmuş da çip yerleştirecekmiş de kardeşim bir bilgesi sorabilir misiniz microsoft'a hepiniz onun avukatlığına soyundunuz da microsoft nano bomb denilen ak yuvarlağı büyüklüğünde bir çip oluşturdu mu yani bu çip
Oluşturmaya yönelik bir proje geliştirdi mi? Milyarlarca dolar buna para harcadı mı? Soruyorum, hadi gidin sorun. Hadi hayır deyin. Yok böyle bir şey deyin. Ak yuvar büyüklüğünde nanovantlar geliştirdi mi? Bir nevi çip. Ve onlar zihin kontrolüne yönelik mi? Efendim kişide davranışları kontrole yönelik mi? Hayır desinler hadi. Yok efendim Microsoft'un böyle bir çalışması yok desinler. Bekliyorum. Biz deyince niye dalga geçiyorsun? İşte bildiğin çip. Bunlar çip deyince bilgisayardaki o büyük çipler var ya onu sanki matrizdeki gibi arkaya yerleştirecekler falan. Yani böyle zannediyorlar. Saldı ki benim çip derken ben bunu da kastetmiyorum. Ben çip derken ağız ya da damar yoluyla alınabilecek kimyasalları kastediyorum. DNA'ya bir nevi kodlama.
Evet, bu kimyasal çip olayına geleceğiz. Ceren Sözeri Evrensel Gazetesi'ndeki köşesine şöyle yazmış. Bir zamanlar karikatürize edilen, eğitim şart diye bağıran CHP'li teyze ne ara bize WhatsApp'ten aşı yaptırmayın diyen İtalyan şarlatanın videosunu paylaşır hale geldi. Göbeğini kaşıyanlarla Bill Gates bize aşı yoluyla çip takacak diyenler nasıl olduğu da eşitlendi.
Kültürel iktidar mevzunu tartışacaksak en azından bir bölümü hak ediyor. Kendisine gazeteci diyen bir medya patronunun bilim karşıtı bir kitap yazması ve o kitabın aylarca çok satanlar listesinde kalması. Fake news bize hiç ulaşmıyordu. Cahiller saçma sapan propagandalara kanıyordu, güldük, eğlendik, cık cık ettik, küçümsedik. Lakin döndü şimdi ayağımıza dolandı. WhatsApp gruplarında Çin aşısı mı, Alman aşısı mı daha iyi bunu tartışıyoruz. Kimse ne haddime ben ne anlarım demiyor. Çünkü önünde doçent yazan, profesör yazanların dahi sonsuz saçmalama özgürlüğü var.
Hürriyet Gazetesi'nden Fulya Soybaş, komplo teorileriyle ilgili derlediği haberinde konuyu uzmanlara sormuş, haber şöyle. Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Etizacılık Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, komplo teorilerini hayretler içerisinde dinlediğini söylüyor. Zira önce ortaya atılan iddianın bilimsel dayanağı var mı buna bakıyor. Ancak ortada ucu bilimsel bir veriye dayanan iddia henüz yok. Prof. Dr. Aydın, virüs milyonlarca kişinin vücuduna izlenebilir mikroçip yerleştirmenin kılıfı olarak ortaya atılmış. Arkasında da Bill Gates varmış. 33 yıldır bu işin içindeyim. Bugüne dek aşı mikroçipi diye bir şey duymadım. Kim neden böylesi büyük bir masrafa girsin? Zaten izleniyoruz.
Elinizdeki son model akıllı telefonlardan tutun, evinizdeki bilgisayarlardan, televizyona kadar her şeyde çip var. Attığınız her adım zaten takip ediliyor. Açın Google örtü, neredeyse evinizin içi görünüyor. Asıl olan bilime, bu işe yaşamlarını adayanlara ve otoriteye güvenmemek diyor.
Tartışmanın bir tarafı sosyal medyada çokça alıcı bulan komplo teorileri, tartışmanın öbür tarafı da hangi aşının yapılacağı. Türkiye mRNA teknolojisiyle batıda üretilen aşıları değil Çin'in geliştirdiği aşıyı alabilecek. Bu konuyu Olay TV Anahaber Bülteni'nde Hacettepe Üniversitesi'nden Mehmet Ceyhan'a sordum. Ceyhan özetle Türkiye'nin başka şansı olmadığını anlattı.
Bugün sosyal medyaya bu aşıyla ilgili bir şey yazdım. İnanılmaz cevaplar geldi. Şuna inanıyor insanlar yoğun olarak, onu söyleyeyim. Bill Gates'in bu aşı yoluyla bize çip takacağına inanıyorlar. Aşıyla çip takma söz konusu olabilir mi? Bill Gates bize çip mi takacak? Evet. Şimdi bir, anlamsız. İki, şu andaki teknolojiyle mümkün değil. Bir defa çipler en küçük.
İşte bu şeker hastalığı olan çocuklarda cilt altına yerleştirilen kalem ucu büyüklüğünde mikroçipler, bundan daha küçük böyle bir enjeksiyonluk solüsyonun içine koyup onu insanlara vermek şu andaki teknolojiyle mümkün değil. İkincisi yani bütün dünyada herkese çip takmak zaten son derece anlamsız bir şey. Biraz işte yakın tarihimizde herkesin telefonunun dinlendiği paranoyasına benzer bir durum. Yani Türkiye'de bir bilgisayar yöntemi ya da programı keşfetmemişse bir insan ve politik olarak önemli biri değilse bilgisayarın böyle bir çip takmasının bir anlamı yok. Üçüncüsü de zaten bunu yazan insanlar bilgisayarın genellikle yazılımlarını kullanarak
yazıyorlar. Hepsi Microsoft'un. Dolayısıyla insanların telefonunda İşte bilgisayarlarında bilgi esintonla programı yüktü. Bunlarla insanı takip etmek çok daha kolay. İnsanlara yoksa aşıyla milyarlarca çip takmak son derece anlamsız bir şey zaten. Yani mümkün değil şu andaki durumuyla. Bunların içerisinde çok değişik komplo teorileri var. Genetimizle oynayacaklar, genetimizi değiştirecekler diye.
Açıkçası eğer böyle bir önlem geliştirebilirse birisi, hiç böyle pis işlerle uğraşmasına gerek yok. Kanserin, bütün genetik hastalıkların, şeker hastalığından tutun da kalp hastalıkları, hepsinin tedavisini ve önleme yolunu bulmuş demektir. Çok kısa sürede dünyanın en büyük zengini olur. Şimdi Çin aşısı propagandası var. En süperi Çin aşısı. Bildiğimiz teknoloji. Bir şey olmaz deniyor. Çok güzel Çin aşısı deniyor. Çok güzel de o zaman neden gelişmiş ülkeler almıyor Çin aşısını? Ben onu anlamadım. Amerika, Kanada, İngiltere, Almanya, Fransa almıyor. Bunlar Pfizer'in Moderna'nın aşısını alıyorlar. Bir tek Oxford'un aşısını alıyorlar. Öbür teknoloji. Yani Çin aşısını biz alıyoruz. İşte Endonezya alıyor. Brezilya alıyor. Neden böyle?
Brezilya'da sadece Çin aşısı almıyor. Sadece Çin aşısı alan Endonezya ve Türkiye var. Şimdi açıkçası şöyle yani çok farklı yöntemlerle aşı geliştirme çalışmaları başladı. Bunların içinde en etkin olan pandemi sırasında bazı beklentilerimiz var aşıdan. Birincisi kişileri koruyacak, ikincisi aşılı kişi. Aynı zamanda virüs sağlık başkasına ulaştırmayacak.
Üçüncüsü ucuz olacak, dördüncüsü işte kolay dağıtılabilecek. Dolayısıyla bunlara baktığımız zaman bunların içinde en avantajlısı aslında canlı aşılar. Canlı, zararı azaltılmış aşılar. Fakat bunlar bu kadar kısa sürede üretilemiyor. O yüzden henüz değişti. Yani şunu mu anlıyorum ben? Dediniz yani fiyatı da ucuz diye mi alıyoruz biz Çin aşısı? Hayır, değil aslında. Çin aşısı ucuz değil.
Şimdi bunların içinde en kolay üretilen inanç aşılar dediğimiz, şimdi bizim işte Çin'den aldığımız öyle aşılar yani. Çok basit üretmesi, virüsü çoğaltıp ısıtarak ya da bir kimyasal maddeyle öldürüyorsunuz. Ya hocam bu grip aşısıyla aynı teknoloji değil mi? Anlamak için soruyorum yani araya giriyorum. Grip hastasıyla farkı şu, grip hastasında virüsün tamamı yok. Özel içinden seçilerek, zararsız işte çok fazla gereksiz antijenleri falan olmuyor ama bu virüsün tamamı var bunun içinde. Bütün yapıları var yani sadece öbürünü koruyor virüs. Dolayısıyla bunun bağışıklık üretme kapasitesi canlı aşılar kadar değil. Ama diğer işte bu mRNA aşıları falan da canlı aşılar değil. Tabi buradaki part şurada, bu iki mRNA aşısı, Amerika'nın iki aşısı, bunlar ara sonuç açıkladılar. Yani çalışmalar henüz bitmeden, çalışmanın ortasında bu işte kod diyoruz biz, kim aşağı aldı, kim boş aşağı aldı. Onun şifresini kırarak ne kadar bunların içinde hastalandı, hastalananlar ne kadar aşağı almıştı, ne kadar borç almıştı bakıp sonuç veriyorlar. Yani onun etkinliği daha kesin gibi mi bu ara sonuçlardan gördüğümüz kadarıyla? Nreni ara sonuçları var. Çin'in ara sonuçları henüz yok maalesef. Yani bunu.
Geçen hafta Perşembe günü Sinovac'ın yani bu bizi aşığı gönderen çift firmasının en başındaki insana SOS'una sordular, niye sonuçlar açıklanmıyor diye. O da 11 Aralık'ta bu kodun kırılacağını ve ara sonuçların açıklanacağını söyledi. Şimdi bekliyoruz. Yani bakanlığı erkenden aşıları alması, 11'inde getirmesi çok anormal bir durum değil. Bu pandemilerde olur. Çünkü gecikirseniz aşı bulamayabilirsiniz. Ama tabii bu aşıları sonuçlar açıklanmadan insanlara uygulanmaması lazım. Bu ara sonuçlar açıklandı ve bu aşı zannedildiği kadar etkin çıkmadı. Ne olacak? Çöpe mi gidecek bu aşılar? Ya da olduğu kadar mı denecek? Yani yüzde altmış etki ise olsun. Olduğu kadar yüzde altmış etkisi denecek. Buradaki sınır yani pandemide kullanılacak bir aşının alt sınırı, etkinliğinin alt sınırı yüzde elli. Yüzde ellinin üzerindeki bir aşı kullanılabilir. Ama geri kalan seçim tamamen ülkeye bağlı. Yani siz bir yerde yüzde doksan beş etkili aşı varken yüzde altmış bir aşıyı kullanmak istemeyebilirsiniz. Anlaşmada mutlaka bunun belirtilmiş olması lazım. Böyle bir durum olursa geri iade koşulları falan belirtilmiştir. Ama ben detayını bilmiyorum.
Peki bunun fiyatını bilebilme ihtimalimiz var mı? Aslında İngiltere açıkladı mesela hangi aşıyı kaça aldığını. İngiltere açıkladı. Galiba 20-30 dolar civarında. Hemen onu söyleyeyim. Moderna'nın aşısı 33 dolar piyasada. Pfizer'in aşısı mesela 20 dolar. İngiltere bu fiyatları almış. Acaba Çin aşısını bilmiyorum ama mesela hani Rus aşısı 10 dolar Sputnik 5. O da Çin aşısında benzer bir teknoloji galiba.
Hayır, farklı. Şöyle farklı. Bu tabii, bunun birim satış fiyatı. Ama devletler bunu genellikle daha ucuza alır. Çünkü siz milyonlarca doz ısmarlıyorsunuz. O fiyat iner aşağıya. Yani benim bildiğim böyle bir durumda. Çin aşısı yaklaşık 11-12 dolar civarında. BioNTech Pfizer aşısı da o civarda. Yani siz toplantı aldığınız zaman Pfizer'in aşısıyla Çin aşısı hemen hemen aynı fiyat.
Moderna'nın aşısında dediğiniz gibi biraz daha pahalı. Oxford'un aşısında maalesef ciddi bir problem çıktı. Onların açıklamalarında tuhaf bazı konuşlar açıkladılar. Yarım doz, tam dozdan etkili gibi. Bunun üzerine AstraZeneca ve Oxford
İşte biz bu verileri yeni baştan tekrar inceleyeceğiz dedi. Bu biraz vakit alacak. Anladım. Rusların aşısına açıkçası çok güvenli bakamıyorum. Çünkü örneğin işte Pfizer yüzde doksanlık bir orta aşağı etkinliği açıkladığının ertesi günü Ruslar bizimki de yüzde doksan iki etkili dedi. Hiçbir ortada yayın yok. Bir şey yok. O yüzden açıklamalar da insanlar çok güvenle karşılamıyor maalesef.
Dolayısıyla bilimsel verilerin kayınlanması esas. Bir de şu var, maalesef Türkiye'de altı boş bir tartışma yürüdü. Yani düşünün, alma şansımız yok. Alma durumumuz yok. Biontech Pfizer'in aşısını, işte üreten, daha doğrusu geliştiren firmanın başında iki Türk bilim insanı olduğu için böyle o kadar benimsedik, o kadar tartıştık ki biz şimdi birdenbire onun gelmeyeceğini anladık. Dolayısıyla insanlar... Ama bu aşıyı zaten getirip burada devlet düzeyinde bütün ülkeye ulaştırma ve aşılama şansımız yok zaten. Neden yok? Eğer alacaksak, eksi 70 derece büyük depolama alanları inşa etmemiz lazım. Böyle bir depomuz yok. Sonra bunlara eksi 70 derecede bir nakit sistemi geliştireceğiz. Bizim bütün nakit sistemleri 0.4 dereceye göre.
Ve aşılanacak uç noktalara da eksi 70 derece dolaplar almamız lazım. Bir dolap 10 bin dolar civarında. Bu hem pahalı hem de bir zaman alacak tabi bunların yapılması. Yani yarın bize BioNTech Pfizer diyelim ki 25 milyon doz aşı gönderdi. Onu saklayacak yerimiz yok. Biz devlet olarak çinaş sağlayacağız. Diğer firmalarda ruhsat alıp eczaneler üzerinden parayla satılacak.
Fakat tabi bir eczanenin yerine koyuyorum kendimi. Yani birkaç yüz kutu aşı satacağım diye daha sonra kullanamayacağım. On bin dolarlık bir eksi yetmiş dolar alacağım. Bu da zaten şey aşının fiyatına yansıtılmadıkça mümkün değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a aşı konusu Cuma namazı çıkışı soruldu. Erdoğan, aşı olmam konusunda bir sıkıntı yok dedi. Çeşitlilik kesinlikle var. Yani bizim Uğur Bey'le ben de bizzat görüştüm. Bakanımız Hakezay görüştü. Olay sadece Çin değil, Çin'in dışında Rusya'yla da görüşmeler var. Ve bu konuyla ilgili olarak da şahsen benim de aşı olma konusunda herhangi bir sıkıntım söz konusu değil. Çünkü burada sağlık söz konusudur. Sağlığın söz konusu olduğu yerde tabii ki bizler de sağlığımızı korumak için ne gerekiyorsa bunu yapmak durumundayız. Hele hele COVID noktasında ülkede tüm vatandaşlarımıza örnek olma noktasından bir defa
Böyle bir adımı atmamız gerekiyor. Temennimiz bir an önce bu tedavi yollarıyla vatandaşlarımızı bu beladan kurtarmaktır. Benim burada merak ettiğim cumhurbaşkanına acaba Çin aşısı mı yapılacak yoksa az sayıda getirilecek olan Pfizer'in aşısı mı? Aşı tartışmasına İYİ Parti lideri Meral Akşener de dahil oldu. YouTube üzerinden yayın yapan Karar TV'de gündem özel programına konuk olan Akşener, hükümet Çin'le nasıl bir ilişki kurmuş bilmiyoruz dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan dün dedi ki benim aşıyla ilgili bir sıkıntım yok. Ben yaptıracağım dedi. Ben de size sormak istiyorum. Hem bu Çin'le aşı anlaşması yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz Çin aşısı yaptıracak mısınız? Önce Sayın Erdoğan yaptırsın aşıyı. Herkesin gözü önünde. O zaman bakarız duruma.
Şimdi aşı yaptırılması lazım. Yani insanların konulma için aşı yaptırılması gerekiyor. Bu başka bir şey. Aşıyla ilgili dünyanın pek çok ülkesinde çalışma var. Hindistan dahil. Bizim ülkemizde de vardı. Son durumu nedir hiçbir bilgimiz, fikrimiz yok. Şimdi Çin aşısının güvenilir olup olmadığından ziyade henüz üçüncü aşamayı geçmediklerini okuyoruz biz. Basından, yayından, sizin gazetenizden. Rusya'nın aşısı var, Almanya'nın aşısı var ve Amerika Birleşik Devletleri'nin aşısı var. Yani bulunmuş aşıları var. Bunlar üçüncü fazlarının geçtiğine dair bilgilerimiz var.
Aşı insanın sağlığıyla alakalı bir durum. Yani bir dönem Sayın Putin sevdası sürüyor da Rusya'yla iletişim yoktu. Sayın Putin, dostum Putin. Şimdi Çin'in yöneticileri dostum olmuş durumda ve tek bir aşı. O aşının olumsuz sonuçlarıyla karşılaştığımız takdirde bıraktık diyelim. Vazgeçtik ondan. Türkiye'ye aşı nereden gelecek? Halbuki tedarik noktasında diğer bitmiş aşılardan da, mesela Almanya'nınkinden.
Amerika Birleşik Devletleri'nden, hatta Rusya'dan bağlantılarının kurulmasında İngiltere'nin, Oxford'un yaptığı şeyi var. 70 ile 92 arasında giden bir koruma ama 90'ı buldurdu hemen hemen bütün aşılar. Yani böyle bir çalışmanın yapılması lazımdı vatandaşın sağlığı açısından. Bir de insanlar çok korkuyor. Yani bilinmez bir durum olduğu için Covid-19'la ilgili olarak psikolojik olarak o kadar büyük bir travmatik durum var ki Türkiye'de. Dolayısıyla bir de burada şüphe yaratacak bir tavrı doğru bulmuyorum ben.
Aşıyla ilgili soru çok. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Sabah gazetesinden Okan Müderrisoğlu'na konuyla ilgili röportaj verdi. Koca diyor ki, aşıların menşeinden ziyade üretim yöntemi, güvenlik ve etkinliğine bakılmalı, en güvenilir olan geleneksel yöntemle geliştirilen inaktif aşı türü. Bu üretimi kolay olmayan, maliyeti yüksek bir aşıdır. İnaktif aşılar farklı hastalıklar için uzun yıllardır ülkemizde uygulanmakta olan ve uzun dönem güvenlilikleri bilinen aşılardır. Diğer aşı, yani mRNA aşısı, genetik yoldan etki eden ve daha kısa sürede üretilebilen bir aşıdır. İnsanlarda yeni uygulanan bir teknolojiyle hazırlanmaktadır. Çalışmalarda kısa dönem sonuçları başarılı olmuştur, orta ve uzun vadede sonuçları bilinmemektedir. Yurt dışından inaktif aşıyı özellikle tercih ettik. Bizim Nisan'dan sonra kendi aşımız çıkacak, yani ithal aşıya ihtiyacımız da kalmayacak, dedi.
Koca daha önce de Hürriyet Gazetesi'nden Ahmet Hakan'la röportaj yapmıştı. Kocanın sözleri Ahmet Hakan'ı ikna etmiş olacak ki, Hakan köşesinde, ''Gönlüm Alman aşısından yanaydı, bakan koca ile konuştuktan sonra kolumu sıyırmış, Çin aşısı için sıranın bana gelmesini beklemekteyim'' diye yazdı. Çin aşısını Türkiye, Endonezya, Brezilya alan ülkeler, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya ise Çin aşısını değil, Moderna, Pfizer, BioNTech ve Oxford aşılarını tercih ediyor. Kısa bir ara ardından devam ediyoruz.
Tekrar hoş geldiniz. Aşı konusunda kapsamlı yazılardan birini doçent doktor Çağhan Kızıl bir gün gazetesine yazmış. Yazıyı aynen aktarıyorum. 1. mRNA aşısı neden? Daha önce yoktu da şimdi ortaya çıktı. mRNA teknolojisi yeni bir teknoloji değil. 1990 yılında Science dergisinde canlı hücrelerde DNA veya RNA kullanarak bazı proteinlerin etkin hale getirilmesi fikri paylaşılmış ve bunun örnekleri gösterilmişti.
Hatta bu teknolojinin devrimsel yetenekte olduğu ve canlılarda çeşitli patojenlere karşı özgür bağışıklık geliştirilmesi için kullanılabileceği bildiriliyordu. Ancak mRNA hücrede çabuk olarak yok edilen bir molekül olduğu için bu teknolojinin kullanımı yavaş yavaş gerçekleşti ve birçok çalışma daha stabil olan DNA üzerinden yürütüldü. Hatta 2003 yılındaki SARS salgınında başlanan aşı çalışmalarında DNA ile üretilmesi planlanan aşılar da mevcuttu. 33 aşı denemesinden 7'si DNA aşılarıyla 6 tanesi zayıflatılmış virüslerleydi. Yani genetik materyali kullanılarak aşı üretme fikri yeni değil. Ancak mRNA ile aşılamanın büyük sıkıntısı mRNA'nın hücrede etkin kalma süresinin çok düşük olmasıydı.
mRNA moleküllerini daha stabil hale getirilmesi için yapı taşlarında kimyasal değişiklikler yapılması yoluna gidildi. Bu çalışmaları gerçekleştiren araştırmacılardan biri Katalin Kariko'ydu. Çalışmasında RNA moleküllerinin yapı taşlarını değiştirerek daha stabil hale getirilmesinin bağışıklık tepkisini arttırdığını gösteren Kariko'nun makalesi onlarca başka çalışmayla beraber mRNA teknolojisinin hız kazanmasına da beraberinde getirdi. Kariko şu an Biontech şirketinin başkan yardımcısı. İlerleyen zamanlarda mRNA stabilitesinin arttırılmasının yanında mRNA'nın yağsı maddeler olan lipozomlar içine konmasının metotlarını geliştiren araştırmacılar bu şekilde mRNA'ların daha uzun süre işlev görebildiklerini keşfettiler. Böylece bugün yaşadığımız pandemi için çare olabilecek teknolojilerden biri haline gelen mRNA aşı teknolojisi de kendisine yaşam bulmuş oldu. mRNA aşıları kanser içinde kullanım alanı bulmayı hedefliyor.
Yani bilimsel süreçler çok uzun yıllar yapılan çalışmaların sonucu ortaya çıkarlar. Toplumlar o çalışmalara yeni aşina oldular diye işin altında bir bit yeni aramanın gereği bulunmuyor. 2. Çin aşısı güvenli mi? Aşılar birçok farklı metodun uygulanmasıyla üretilebilen maddeler. Klasik aşı üretimi zayıflatılmış patojenlerle yapılırken bir başka metotsa üretilmesi istenen antikoru yaratacak proteinin belli başka virüsler içine konarak vücuda verilmesi olarak okuyabileceğimiz vektör aşı metodudur.
Son birkaç on yılda DNA ve RNA aşılarının da sahneye çıktığını biliyoruz. Çin'in Sinovac şirketinin ürettiği aşı zayıflatılmış SARS-CoV-2 aşısı. Virüsün laboratuvar ortamında büyütülmesi ve çoğaltılmasından sonra belli kimyasal metotlarla virüsün etkisinin azaltılıp insanlara verildiğinde hastalık yapmayacak seviyeye getirildiği bir aşı metodu. Tüm virüs insana verildiği için oluşan antikorler virüsün farklı kısımlarına hedeflenmiş olabiliyor.
mRNA ya da vektör aşılarında virüsün sadece spesifik bir bölgesine antikor hedeflemesi yapılabiliyor. Klasik metotla aşılanan her insanın bağışıklık tepkisi de bu anlamda değişiyor. Zayıflatılmış aşıların, nötralizasyon denen virüsle karşılaşıldığında onu durdurabilme kapasitesi bu nedenle insandan insana farklılık göstermekte. Sinovac aşısı için henüz sadece faz 1 ve faz 2 çalışmalarının sonuçları bilimsel makale olarak 17 Kasım tarihinde yayımlandı.
Ancak geniş çaplı faz 3 çalışmalarının henüz bir bulgusu paylaşılmış değil. Şirketin yaptığı açıklamaya göre Çin'de bu aşıyla 1 milyondan fazla kişi aşılanmış durumda. Faz 3 çalışmaları da Brezilya ve Türkiye'de devam ediyor. Bu noktada asıl konuşulması gereken konu Sinovac aşısının etkinliğinden çok, bilimsel güvenlik verilerinin paylaşılmasından önce bu aşının yaygın kitlesel şekilde uygulanmasının etik olup olmadığı.
Çin aşı üretim teknolojisine sahip ve imkanları olan bir ülke henüz veriyi yayımlamasalar bile eğer bahsedilen koruma oranı doğruysa %75'e varan bir korumadan bahsedilebilir. Yani aşılanan her 4 kişiden 3'üne bağışıklık sağlayacak. Bağışıklığın ne kadar süreceğini bilmiyoruz, tıpkı diğer aşılarda bilmediğimiz gibi. Ancak etik olarak fazüç verilerine dayanmayan bir onay, genel geçer sağlık kriterlerinde belirtilen etik ilkelerin ihlali anlamına gelir. Klinik çalışma amaçlı kişilerin aşılanması başka bir şey iken, onay almamış bir aşının toplumda dağıtmanın ve aşılamanın başlaması ise başka bir şeydir. İlki bilimsel bir çalışmanın parçası iken ikincisi etik bir ihlaldir. Bu nedenle Çin aşısının etkisi var mı, yok mu diye tartışmadan önce bu aşının onay almasını beklemek ve ondan sonra dağıtımına geçmek gerekmektedir. Elbette modern yöntemle üretilmiş her aşı belli bir etki seviyesine sahip olacaktır. Yan etki profilleri de faz 3 çalışmalarının verdiği bilgiler ışığında belirlenebilir. Daha uzun vadeli etkileri için ise bir süre daha beklemek ve aşılamanın sonuçlarını görmek gerekmekte.
Bu da zaten her ilaç geliştirme sürecinin parçası olan faz 4 denen aşamaya tekabül ediyor. Yani bir tıbbi gelişme her zaman bu sürece ihtiyaç duymaktadır. Sonuç olarak tartışılması gereken aşının etkisinin ne olduğu değildir. Bunu tartışarak bir yere varamayacağımız kesin çünkü klinik çalışma sonuçları yayınlanmadan kimse net bir şey söyleyemez. Zayıflatılmış virüs aşısını, mRNA aşısını ve diğer teknolojileri eleştirmeden önce bilimsel verileri sağlamalarını,
ve bağımsız kişilerce bu bilgilerin değerlendirilmesini istemek anlam ifade eder. Örneğin faz 3 çalışmalarının sonuçlarını bilimsel makalede yayımlanan AstraZeneca-Oxford aşısının faz 3 çalışmasındaki bulguları rahatlıkla görebiliyoruz ve bu şekilde aşı hakkında bilimsel yorumlar yapmak mümkün oluyor. Zamanla tüm aşıların sonuçları yayınlandığında dünya SARS-CoV-2 virüsüne karşı çeşitli derecelerde etkili birçok aşıya sahip olmuş olacak. Bu aşılar insanların yaşamlarını kaybetmesinin önüne geçecek ve pandemiyi sonlandırmada en etkili araçlarımızdan biri olacak. Ancak aşılar pandemi yöntemlerinin başarısızlığını örtmeyecek. Verilerin saklandığı, gereken tedbirlerin alınmadığı ve aksine yayılımı arttıracak uygulamaların yaşama geçirildiği, kişilere ekonomik yardım yapılmadığı,
Hamaset'in ve ulusal çıkarların insan yaşamının önüne konduğu yönetimlerin yanlışları unutulmayacak. Yazı böyle. Bir de Sağlık Bakanı'nın belirttiği yerli aşı var, onun da detayını verelim. Kayseri'de RGS Üniversitesi'nde koronavirüse karşı geliştirilen yerli aşıda birinci fas çalışmaları 14 Aralık itibariyle tamamlanacak. 15 Aralık'tan sonra ikinci fas çalışmalarına geçilecek. Çalışmalardan sorumlu yetkili Ahmet İnsan, yıllık aşı ihtiyacının 328 milyon doz olduğunu söyledi.
Üniversite bünyesinde çalışmaların yürütüldüğü İYİ Klinik Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin müdür yardımcısı Ahmet İnsal, birinci fazda 44 gönüllünün yer aldığını, ikinci fazda ise 200 civarında gönüllünün aşılanacağını söyledi. Şu anda yüzden fazla başvuru var, zaman içinde bunun tamamlanacağını düşünüyoruz dedi. Önemli bir yan etkiye rastlanmadığı belirtilen ilk doz uygulamadan sonra ikinci doz uygulamada 26 Kasım'dan bu yana gönüllülere uygulanıyor. İkinci fazda 200 gönüllünün aşılanması planlanıyor. Bu kapsamda gönüllü başvuruları alınmaya devam ediliyor. Rusya aşılamaya başladı, İngiltere başlıyor, Amerika Birleşik Devletleri hazırlanıyor. Türkiye'de Çin aşısının faz 3 çalışması tamamlanınca aşılamaya başlayacak. Süreci takip edeceğiz.
Tüm bu çip, takip ve benzeri komplo teorilerinin arasında konuyla ilgili bir podcast dizisini önermek isterim dinlemeniz için. Seren Yüce'nin yazıp yönettiği Dengem'in linkini de bölüm açıklamalarında ve tüm podcast platformlarında bulabilirsiniz. Tren Topayı pod bir medyayla hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.