Podcast

56: Bülent Arınç’ı İstifaya Götüren Süreç

Trend Topic

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Cumhurbaşkanından gelen hedefimiz AB ve hukukta reform açıklamalarında vites arttırmak isteyen isim Bülent Arınç oldu. Ne var ki Arınç’ın çıkışı geri tepti. Bu durum Türk siyaseti açısından çok şey ifade ediyor. İşte detaylar...



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.334 kelime · ~22 dk okuma

Bir haftada o kadar çok şey oldu ki bu hız karşısında başımız döndü. Siz de muhtemelen olanın bitenin ucunu kaçırdınız. Ne oldu? Kim ne dedi? Acaba yeni bir sürece mi girdik? Sizin için derledik. Tren Topiği'nin 56. bölümüne hoş geldiniz. Ben Nevçin Mengü.

Evet, Berat Albayrak'ın istifası sonrasında birçok şeyin değişebileceğini konuşmuştuk. Cumhurbaşkanı arada kalmış gibi görünüyordu. Eski AK Partililer, bir de bir yandan iktidarın mevcut ortağı MHP. Bir süre görüntü Cumhurbaşkanı'nın arada kalmış olacağı şeklindeydi. Ancak Bülent Arınç'ın istifası Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tarafını seçtiğini ortaya koydu.

Her şey suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı'nın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na mektup yazmasıyla başladı. Mektubun nedeni Kılıçdaroğlu'nun grup konuşmasında AKP'nin hukukta reform sözlerinde samimi ise sıraladığı maddelerde harekete geçilmesini istemesiydi. 3. Binlerce kanun hükmünde kararname mağduru var. Binlerce. Ceza mahkemesinde yargılanmış ve beraat etmiş. Görevime iade edin, görevine iade etmeyiz diyorlar. Hemen yarın sabah

Transkriptin tamamını oku

Samimiysen, hukukta gerçekten reform yapacaksan, bu insanları derhal kamudaki görevlerine iade edeceksin. O zaman biz anlarız ki, ya bunlar gerçekten samimi, hukukta bir reform yapacaklar. 4. Mafya liderlerini, uyuşturucu kaçakçılarını serbest bırakıp, düşünce suçlularını hapsetmekten vazgeçecek misiniz? Bu da önemli. Mafya liderlerini bırakıyorsun.

Uyuşturucu kaçakçılarını bırakıyorsun. Üstelik talimatla bırakıyorsun. Üstelik hakim diyor, saraydan aradılar, bıraktım diyor. O da hakim değil zaten. Ama düşünce özgürlüğü, birisi düşüncesini ifade etmiş, yakalayıp hapse atıyorsun.

Ben bu ülkede hukukun üstünlüğüne inanıyorum. Düşünce özgürlüğünü savunacağım. Asla ve asla düşünce özgürlüğü, düşüncesini ifade ettiği diye hiç kimseyi hapse atmayacağım diyorsan ben inanırım ki evet bunlar hukukta bir reform yapacaklar. Ha bir şey daha söyleyeyim buradan. Hakkında hüküm olmadığı halde yani bir mahkeme kararı olmadığı halde üç buçuk yıl

Bir insanı hapiste tutacaksın Mahkeme kararı yok Kanun diyor ki Tutukluk esas değildir Kanun böyle söylüyor Ama talimatta bu kişi 3,5 yıldır hapiste Mahkeme kararı yok Sen bunu yarın sabah talih ettirecek misin? O zaman ben anlarım ki Evet bunlar samimiler Bunun üzerine Alaattin Çakıcı, Kılıçdaroğlu'na el yazısıyla bir mektup yazdı. Yazdığı mektubu da Twitter'da yayınladı. Mektupta yer alan ifadeler şöyle. Gafil muhbir, onur yoksunu, dürzü, vatan hainlerine köpeklik yapıyorsun. Ulan dürzü, karımı sattım, devletin hazinesini mi parselledim, eroin kaçakçılığı mı yaptım? Saydığım kriterlerden bir tane kamuoyuna deşifre et, özür dilerim. Koyamazsan seni fasulye çubuğuyla tanıştırırım.

CHP'liler bu mektuba sert tepki gösterdiler, kimilerine göre ise mektup Kılıçdaroğlu'na yönelik gibi görünse de asıl mesaj AKP'ye idi. Kılıçdaroğlu mektupla ilgili suç duyurusunda bulundu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli MHP grup toplantısında Çakıcı'ya desteğine yineledi. Tekraren ifade ediyorum, Alaaddin Çakıcı benim dava arkadaşımdır. Bu bir, Alaaddin Çakıcı şehidimizin oğludur.

Bu iki Alaaddin Çakıcı vatan ve millet sevdalısıdır. Bu üç Alaaddin Çakıcı üzerine atılı suçların bedelini yaklaşık 20 yıl cezaevinde kalarak ödenmiş bir ülküdaşımızdır. Bu da 4 Kılıçdaroğlu anlar mı bilemem. Yine de söylemek durumundayım. Ülkücüden mafya mafyadan da ülkücü olmaz olamaz.

Alaaddin Çakıcı'nın bu devlete, bu millete nasıl hizmet ettiğini bilenler bilir, bilmeyenler de kendileri bilir. AK Parti Başkan Vekili Bülent Turan suç duyurusu yapıldıktan bir gün sonra mektupla ilgili Alaattin Çakıcı hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu. Çakıcı ise bu esnada başka bir mektupla sosyal medyada Kılıçdaroğlu'na yanıt vermekle meşguldü. İkinci mektubunda Çakıcı, ''Sende ve avanende yürek varsa ben her gün sokaktayım, çakal gibi uluyup, hatun gibi konuşacağına Beni öldürtsene diyordu. Çakıcı'nın mektupları yayınladığı tweetler bir süre sonra Twitter tarafından topluluk kurallarını hiçe saydığı gerekçesiyle kaldırıldı. Bu arada Alaaddin Çakıcı'nın geçmişiyle ilgili Faruk bildirici Deutsche Welle Türkçe internet sitesinde bir yazı kaleme aldı. Yazıdan bir iki paragraf aktarıyorum. 12 Eylül'ün sisleri dağılmaya başlayınca eski babalar yerlerine dönmeye başlamıştı. Çakıcı'nın Dündar Kılıç'la yıldızı hiç barışmadı. 12 Eylül'ün Babalar Operasyonu'ndan nasibini alan Kılıç cezaevinden çıktıktan sonra Çakıcı ile karşı karşıya geldi. 1987 yılında Ankara'da Kılıç'ın iki adamını vurduran Çakıcı yakalanamadı. Garip biçimde olay sırasında Mehmet Eybür ve Korkut Eken

otelin karşısındaki işkembeci de oturuyordu. Zira Çakıcı bu olaydan birkaç ay önce MIT'le ilişki kurmuş Mehmet Eymür ve Yavuz Ataç'la dost olmuştu. MIT elemanı Süleyman Seba'nın Beşiktaş'a başkan seçildiği kongrenin güvenliğinin Çakıcı'ya emanet edilmesi iş birliğinin somut bir örneğiydi. 1988'de ortaya çıkan ünlü MIT raporunu hazırlarken Eymür'e bilgi verenlerden biri Çakıcı'ydı. O da Çakıcı'nın Ankara kapalı cezaevinde rahat ettirilmesi için Yusuf Koç ve Ahmet Turgut'a haber göndererek karşılık verdi onun yardımına.

Çakıcı, 8 Haziran 1989'da cezaevinden çıkarken Koç ve Turgut'a teşekkür etti, kurbanlar kestirdi. Çakıcı'nın adı artık etrafta ürküntü veriyordu. Tahsilat işine bir kamu görevlisinin katkıda bulunduğunu söylemekten çekinmiyordu. Selçuk Urla, Kadir İnanır gibi sanatçılarla, hatta iş insanları ve politikacılarla da arası iyiydi. Şimdi gelelim baş döndürücü gelişmelerin fişeğini ateşleyen bir başka olaya.

AK Parti'nin aksaçlılarından, kurucu isimlerinden Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Bülent Arınç, Haber Türk Televizyonu'nda katıldığı yayında beklenmedik açıklamalar yaptı. Kavala hakkındaki iddialar yeni iddianame haline geldi. Ama adam 2017'den beri, 3,5 yıldan beri tutuklu. Ve inanın beni bir şey zannettikleri için belki bazı iddianameleri getiriyorlar, ifadeleri getiriyorlar. Hemen hemen her olayla ilgili.

Ben okudum. Yani onun halen tutuklu kalmasına hayret ediyorum. Tahliye edilmesi lazım. Okuduklarından yola çıkarak bunu söylüyorum. Ben hakim savcı değilim. Ama ey hakim ve savcılar, ceza hukukunda kimsenin kalbini yarıp bakamazsınız. Zanla, şüpheyle, kıyas yoluyla delil uyduramazsınız. Bugün şu arada telefon etmiş, orada da şunun telefonları var. Demek ki bunlar şunu konuşmuşlardır diyerek. Veya bir başka şekilde, ben 23 yıl fiilen 7 yılda hukuk yani 30 yıllık ceza avukatıyım.

Bu iddianameleri okuduğum zaman bir ara isyan etmiştim. Çocuk bile yazmaz bu iddianameleri diye. Hatta cübbemi giyesim geliyor dediğimde bizim camiadan bir trol cübbeli Bilo diye beni teşhir etmişti. Arınç Osman Kavala'nın 3,5 senedir tutuklu kalmasıyla ilgili çok net konuştu. Selahattin Demirtaş'ın tutukluluğuna da değindi.

Bugün ifade özgürlüğü anayasada da, diğer kanunlarda da vesaire de var. Hatta bizim zamanımızda eklediğimiz maddelerden bir tanesi budur. Bugün Sayın Abdülhamid Gül ile de bunu konuştuk. Eleştiri sayılan şeyler suç teşkil etmez dedik. Büyük harflerle yazdık. Ben o zaman başbakan yardımcısıydım.

Ama bu bugün uygulanıyor mu derseniz, hayır. Bugün ifade özgürlüğü sakattır, hastalıklıdır, sorunludur. Bu yüzden diğer isimlerle ilgili olarak şunu söyleyeyim, ben ifade özgürlüğünün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iştahatları ve standartlarında tamamen özgür olmasını düşünüyorum. En azından gazeteciler için. Çünkü gazeteciler yazarsa, gazeteciler çizerse, gazeteciler televizyon programlarında bildiklerini amasız fakatsız anlatmak durumunda kalırlarsa bundan bütün ülke istifade eder. Ülkeyi yönetenler de hükümetin muhalifleri de. Şimdi burada aslında yargı içinde söylemeyi düşünüyorum.

Bir takım sıkıntılardan yola çıkarak bu arkadaşlarımızla veyahut da ismi geçen insanlarla söyleyeyim. Bir defa ben siyasetçinin her halükarda korunmasından yanayım. Bu Kılıçdaroğlu için de böyle, bir başkası için de böyle. Şimdi siyasetçiye o kadar yoğun hücumlar yapılır ki eleştirilir şu olur, bu olur. Şimdi tabii Selahattin'le ilgili, Demirtaş'la ilgili bütün iddia, onun 2014'te bu hendek olaylarını takiben işte bir takım, ben o zaman başbakan yardımcısıydım, şu Diyarbakır merkezi olarak yaptılar. Diş ile benzettik diyerek çok insanların öldürülmesine yol açtılar. O zaman genel başkandı. Kobani olayları vesilesiyle. Yani o sebeple işte Diyarbakır'da ve bazı illerde katliama benzer büyük olaylar yaşandı. O zaman Sayın Başbakan Davutoğlu muydu acaba?

Yani 2014 Ağustos'ta Cumhurbaşkanımız seçilmişti. Herhalde o gelmişti. Ben de hükümet sözcüsüyüm o zaman. Tabi çok acı olaylar. Yasin Börü'den tutun bir başkasına kadar ve bunların genelde Hüdafar yanlısı olduğu bilindiği için onlarla görüşmeleri de ben yaptım. Ne olur? Bu sokak olaylarından dolayı çok mağdursunuz biliyorum. Ama olayların yatışması için sizin sükûnet içinde olmanız lazım dedim. Onlar da çok anlayış gösterdiler. Ve bu olaylarla ilgili olarak da yargı görevini yaptı. Yargılamalar oldu. O yargılamalardan çok mahkumiyet kararı alanlar da oldu. Ama Demirtaş'ın o olaylardan dolayı yargılanmadığını ve hakkında dava açılmadığını zannediyorum. Bütün bunları bir kenara bırakalım. 3-4 seneden beri tutuklu olan bir insan hakkında

İddianamenin yazılması, iddianame ile birlikte tahliyenin yapılması da mümkün. Yani bunu tutukluluk istisnai'dir. Tutukluluk cezaya dönüşmemelidir, ilkesi uyarınca söylüyor. Ve buradan şuna gitmek istiyorum. Demirtaş'la bizim, ben başbakan yardımcısıyken bir iki defa görüşmemiz oldu.

Bir defasında Ahmet Türk ile gelmişlerdi. Zannediyorum cezaevlerinde bazı isyanlar olmuştu veya açlık grevleri olmuştu. Efendim ne olur bunun yatıştırılması için siz de inisiyatif kullanın dedi. Çünkü ben meclis başkanıyken buna benzer bazı açlık grevlerini önlemiştim. Bir avukatla ilgili olarak, bir başkası ile ilgili olarak. Onun dışında da geldi, bizi beğendiklerini, bizim hattan yana olduğumuzu söylemişlerdi. Şimdi Selahattin Demirtaş konusu konuşulunca ben aslında bizi dinleyenlere bir şey söylemek istiyorum. Demirtaş'ı tanımak veya Demirtaş'ı yargılamak için onun yazdığı çok güzel bir hikaye kitabı var. Devran isminde. Ne olur onu alın bir okuyun. Ben bu korona süreci için de bunu okudum. Bu kitabı okuduktan sonra siz Selahattin Demirtaş hakkındaki kanaatınızı belki değiştirmeyeceksiniz. Ama Kürtler ve Kürtlerin yaşadığı travma üzerinde kafanızda çok şeyler değişecek. Bu ülkenin mazlumlarından birileri de

Kürtlerdir, Kürt kardeşlerimizdir, vatandaşlarımızdır. Elbette onun yanında başka etnik kökeni olanlar da ızdıraplar yaşadı. Ama 1980'de yani Diyarbakır cezaevinin bir laboratuvar gibi yaşandığını bildikten sonra hepimizin bu devran hikayelerinden de okumamız lazım. Tek yolu, çünkü ben başbakan yardımcısıyken de çözüm süreci içerisinde bazılarının tahliyesi sağlanmıştı. Yani bunun da tahliyesi olabilir. Yargıçlar, mahkemeler, savcılar özgürlükçü düşünsünler. Bugün adalette yapılacak reformun temelinde yazmasa bile bu vardır, özgürlükçü düşünmek.

Arınç programı sonunda izleyicilerden gelen eleştirilere şöyle cevap verdi. Bu üniversitede de böyleydi, siyasetimizin ilk yıllarında. Ondan sonra fırsat bulamadık. Ama şu korona sürecinde ben üç ay dışarıya çıkmadım. Ve meclis kütüphanesinden bütün kitapları istedim ve çoğunu da okudum. Bana gönderilen kitaplar da var. Şimdi biraz daha kısınlar diye söylüyorum. Mesela Ayhan Bilge'nin kitaplarını da okudum.

Ayhan Bilgen'i de o kitabından dolayı kutluyorum. Siyasetin temel ögelerini anlatan bir kitaptır. Ayhan Bilgen dediğiniz adam da Mazlumder'in genel başkanlığını yapmış, bizim çizgimizden siyasete atılmış bir insandır. Arınç'ın söylediklerinden herkes Selahattin Demirtaş'a serbest bırakılması istendiğinin not düştü. Dikkatinizi çekmek istediğim bir yer daha var. Dikkat ederseniz Arınç 6-7 Ekim olayları sırasında HDP heyetiyle kendisinin konuştuğunu ve olayların sakinleştirilmesi için ortak hareket ettiklerini belirtti.

Trend Topek'in 45. bölümünde HDP'ye yapılan gözaltıları ele almış ve arkasında ne var diye sormuştuk. O bölümü dinleyenler hatırlarlar. Selahattin Demirtaş'ın 6-7 Ekim olaylarında hükümetin HDP'den destek istediğini, olayların yatışmasıyla birlikte bir anda tüm okların HDP'ye yöneldiğinin altını çizmişti. HDP'ye yapılan son tutuklamalar da hatırlayın 6-7 Ekim olaylarıyla ilgiliydi.

Birazdan Arınç'a MHP tarafından yapılan sert eleştirileri dinleyeceksiniz. Bu hatırlatmayı sizinle bir paylaşmak istedim. Kısa bir ara verelim, ardından Arınç'ın açıklamalarının etkisiyle devam edeceğiz. Tekrar hoşgeldiniz devam ediyoruz. Arınç bunları söylerken ilk tepki veren isim MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin basın danışmanı Yıldıray Çiçek oldu. Yayın devam ederken Çiçek ard arda tweetler attı. Yıldıray tweetlerinde ''Tüm mevzu Alaaddin Çakıcı cezaevinden çıktı. PKK'lı Selahattin Demirtaş niye çıkarılmadı?'' cümlesinden başladı.

Zaten 846 kişinin azmettirici katili. Hendek artı Çukur artı Kobani olayları. Terörist Demirtaş'la çakıcıyı bir tutmak zaten CHP'nin ahmaklığı ve alçaklığı olmuştur. Demirtaş PKK'lı mı? PKK'lı. Demirtaş azmettirici katil mi? Katil. Hendek, Çukur ve Kobani olaylarında PKK'lı teröristleri eylem için sokağa döken terörist mi? Terörist. Toplam kaç kişi onun azmettiriciliğinde öldürüldü? 846 şerefsiz, haysiyetsiz nerede burada düşünce adamı?

Hendek Çukur olaylarında 793 şehidin, Kobani olaylarında 53 kişinin azmettirici katili olan terörist Demirtaş'ın tahliyesini istemek şerefsizlik ve haysiyetsizliktir. Fethullah Gülen'in dizinin dibinde büyüyenler ve CHP'nin PKK kanadı son günlerde bu propagandaya başladı. Hendek çukur olaylarında hendek kazanların alnından öpüyorum, şanlı direniş gösteriyorlar diyerek teröristlere şehit ettirdiği 793 şehidin anasının, babasının, eşinin, geride kalan yetimlerinin hayat hikayesini okudun mu hiç? Etkilendiğin teröristliğine Allah belasını versin." Tweetler böyle.

Hemen tepki gösteren bir başka isimde eski AK Parti milletvekili Mehmet Metiner oldu. Metiner'in yorumu şöyle oldu. Cumhurbaşkanımızın yeni dönem vurgusu yaptığı bu günlerde Arıncın çıkıp bugüne kadar reisin ve AK Parti'nin dediklerinin tam tersini söyleyebiliyor olması yeni döneme rota çizme cüretinin ötesinde bir anlama sahiptir. Bu açıklamalarla çizilen rotanın asıl sahibi bellidir. Arınç'ın dediklerinin tıpkısının aynısını kimin ve hangi odakların dillendirdiğine bakınız. Çizilmek istenen rotanın asıl sahibini görürsünüz. Sahi Kemal Kılıçdaroğlu'na niye kızıyorsunuz ki bu durumda? Veya Gül Babacan Davutoğlu'na Biden iyi demir taş cici herkes kitabını okumalı güzellemesi. Kavala haksız yere içerdi. Demir taş da kavala da bırakılmalı acilen. KHK facia. KHK'dan ihraç edilenler göreve. Bütün bunları kim söylüyor? Devlet katından birisi. Cumhur İttifakı'na sabotaj yazık.

Ve topa giren bir diğer isim eski Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'ti. Gökçek Twitter hesabına şunları yazdı. Bülent Arınç'ın bugüne kadar bana sataşmalarına partime zarar vermemek için sustum. Ama bugün Arınç teröristlere kol kanat geren hatta çağrılarıyla isyana teşvik eden Demirtaş'a özgürlük istedi. Cumhurbaşkanımın ve AK Partimizin fikri bu değil. Sen ne biçim AK Partilisin?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Arınç'ın açıklamalarının ardından 3-4 gün kadar sessiz kaldı. Bu süreçte AK Partili diğer isimlerden de pek ses çıkmadı. Hatta Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan köşesinde şöyle yazdı. Ne var ki kısa bir süre sonra Erdoğan Arınç'a cevap verdi. Hem de ne cevap.

AK Parti ilk kongrelerine online olarak canlı bağlanan Erdoğan isim vermeden arınça verdi veriştirdi. Yüz ifadesi kızgın vücutleri gergindi. Ülkenin ve milletin menfaatleri söz konusu olduğunda tüm bireysel ve siyasi farklılıkların üzerine çıkılabileceğinin en güzel örneği olan Cumhur İttifakı'nın gidişinden de gayet memnunuz. Sayın Bahçeli'ye ve tüm MAP camiasına 15 Temmuz darbe girişimi ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi başta olmak üzere ülkenin ve milletin menfaatine olan her hususta yanımızda bulundukları için bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. İnşallah hep birlikte daha yapacak çok işimiz hayata geçirecek çok politikamız var. Son günlerde

bizimle asla ilgisi olmayan kimi bireysel açıklamalar ile reform gündemimize yaptığımız vurgular bahane edilerek yeni bir fitne ateşi yakılmaya çalışıldığını görüyoruz. Velev ki geçmişte birlikte çalışmak olsak bile hiç kimsenin. şahsi ifadeleri cumhurbaşkanıyla, hükümetimizle, partimizle ilişkili hale getirilemez. Bizim ne dediğimiz, nerede durduğumuz, nereye gittiğimiz bellidir ve istikametimizde en küçük bir değişiklik yoktur. Teröre bulaşmış, terörle el ele, kol kola yürüyenler hiçbir zaman bizim ne yanımızda ne de dirsek teması halinde olduğumuz kişiler olamaz.

şu anda yargının tasarrufu altında olanlar bizim yüzlerce binlerce insanımızın Yasin börülerimizin ölümüne neden olanlar Kobani katliamının failleri hiçbir zaman Tayyip Erdoğan tarafından dava arkadaşları tarafından asla ve asla savunulamaz. CHP'nin Ve arkasındaki mahfillerin dümen suyuna girenlere Siz gidin Heykellerinizle İç kavgalarınızla Karanlık pazarlıklarınızla uğraşın Düşün bu ülkenin Ve milletin yakasından diyoruz Türkiye'yi Dışarıya şikayet ederek Başka ülkelerin yönetimlerine Bize nasıl ve nerelerden Saldıracaklarının akıllarını vererek Dün söylediğini Bugün yalayarak siyaset yaptığını sananların sonu hüsran olacaktır. Gezi eylemlerini organize edenlerin biz savunucusu olamaz ve olamayacağız. Biz on sekiz yıldır olduğu gibi bugün de yarın da milletimizin hizmetkarlığını yapmayı en büyük şeref kabul ederek yolumuza devam edeceğiz. Biz özellikle Gezi olaylarının finansörlüğünü yapan ve bunlarla ilgili olarak da şu anda içeride olan özellikle bugün yarın hiçbir zaman bunların savunucusu olmadık. Bundan sonra da olmayız. Hemen bir not, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Osman Kavala için Gezi'nin finansörü suçlamasında bulundu ancak Gezi davasıyla ilgili Kavala ve diğer sanıklar tüm suçlardan beraat ettiler. Kavala yıllarca Gezi davasından boş yere cezaevinde yattı, şimdi 15 Temmuz davasından tutuklu.

Arınç neden bu açıklamaları yapmış, Erdoğan neden bunları söylemişti, kafalar karıştı. Oysa Arınç, Habertürk'teki programda dinlediğiniz Demirtaş-Kavala açıklamalarından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da kendisiyle benzer düşüncelerde olduğunu belirtmişti. Şunu söylemek istiyorum. Ben Tayyip Bey'i seviyorum. Şunun için seviyorum. Bir defa inançlı bir insan. Ahlaklı bir insan. Aile hayatı çok düzgün bir insan. Vatansever bir insan. Müşterek sevdiklerimiz var. Yani bizi biz yapan değerlerimiz var. Mehmet Akif Ersoy bunlardan birisi, Necip Fazıl bunlardan birisi, Eşref Edip bunlardan birisi vs. Biz aynı pınardan su içtik. Buradan hareketle şunu söyleyeceğim, evet zaman zaman ayrı düştüğümüz, birbirimizi eleştirdiğimiz zamanlar da oldu. Özellikle 2014'ten sonra. Fakat şundan çok eminim, her inançlı insan gibi Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanımız, adalete

Çok düşkün. Yani biz adaleti konuştuğumuz zaman sadece elimizdeki yazılı hukuktan bahsetmeyiz. Anayasadan, kanunlardan, uygulamalardan bahsetmeyiz. Dindar insanların öncelikle ait kerimelerden yola çıkarak adaletin ne kadar önemli olduğunu bildiğini söylemek istiyorum. Allah adaleti emreder diyor. Adaletin karşılığı zulümdür. Hakkın karşılığı haksızlıktır. Biz hiçbir zaman zalim olmayı tercih etmedik ve düşünmedik. Mazlum olmayı tercih ettik zalim olmaya karşı. Mazlumların yanında olduk. Kendimizi de bir mazlum olarak gördük. Mağdur olarak gördük. Dolayısıyla hangi ülkede olursa olsun biz hep mazlumların yanında olduk. Sadece Türkiye'nin de değil.

Allah adaleti emrederdiği her cuma namazına giden mü'min hutbede bunu dinler. Kur'an bize hitap ediyor. Adaletten şaşmayın diyor. Bu Hz. Ömer'e atfedilen sözler falan bunlardan çok sonra gelir. Ve yine Allah diyor ki, birisine olan düşmanlığınız ve nefretiniz sizi adaletten ayırmasın diyor.

Diyelim ki bu kavala, şöyle bir adam, adalet ne diyorsa ona bakacağız. Adalet nasıl tecelli edecek? Yargılamayla. Yargılamada hakim neye bakacak? Eldeki delillere. Bu deliller ne kadar yeterli? Bu deliller ne kadar suç unsurları taşıyor? Ona göre karar verecek. Bu beşeri adalet, ilahi adalette de kendi sistemimizde şüphesiz karar veren noktalarda şüpheyi taşımayacaksınız ceza hukukunda. Şüphe ile cezai hafifletin ilahi bir emirdir. Ben şüphe ediyorum bundan. Şüphe yeterli değil. Şüphe sanık değinedir üstelik evrensel hukukta da. Şüphe değil, adamın namuslu olmadığı değil. Kavala'yı kastederek söylemiyorum. X şahsının. Aslında çok kötü bir adam. Ama sana göre, bana göre, yargılama sırasında sadece delile bakacaksınız. Ne söylemiş? Ne yapmış? Kiminle yapmış? Neyi planlamış? Silahli terör örgütü üyesi olmak çok ağır bir suçlama.

Bunun unsurları ne kadar var? Şimdi sağolsun Yargıtay bu konularda çok güzel kararlar vermeye başladı. Biz şunu söylemek istiyoruz. Tayyip Bey de biz de adalet tarafındayız. Hak tarafındayız. Peki bunlar nasıl oluyor? Bunlar bizim işimiz değil. Yargıdaki insanların boşuna mı hakim oldun sen? Boşuna mı savcı oldun? Kararı sen vereceksin. Hani delil? Hani vicdan? Hani uygulama? Bütün bunları onlardan bekleyeceğiz.

Siyaset bilimci Emrah Gülsünar, Erdoğan'ın çıkışını tweetinde şöyle yorumlamış. Erdoğan'ın Bülent Arınç'e tepkisi batıya dönük ekonomi ve hukuk reformu açılımı yaparken, Cumhur İttifakı'nı ve MHP'yi gözden çıkaramayacağını, arada kendince bir denge tutturmaya çalışacağını gösteriyor. Genel yorumlara baktığımızda Arınç'ın Erdoğan'ın bilgisi dahilinde olmadan bu konuşmaları yapamayacağı, Erdoğan'ın bu hamleyle aslında bir nabız yokladığı, ancak MHP'nin sert tepkisiyle Arınç'ın ortada kaldığı ve sonradan da istifa etmek durumunda kaldığı yönünde. Gülsünar, Erdoğan'ın bir denge arayışı içerisinde olduğunu söylüyor. Çünkü Arınç'ın bu çıkışından bir gün önce Erdoğan yine herkesi şaşırtmış ve Türkiye'nin yerinin Avrupa olduğunu söylemişti. Yine ilk kongrelerine yaptığı bağlantıda Cumhurbaşkanı şunları söyledi.

Daha öncesini bir kenara bıraksak bile Sadece Osmanlı'nın Avrupa'da 600 yıllık geçmişi vardır Bugün de kendimizi Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz Daima NATO başta olmak üzere Batı ittifaklarının En güçlü üyesi olduk Bizi başka arayışlara Mecbur bırakmadıkları sürece Savunmadan ticarete kadar Tercihimizi batıdan yana kullandık. Ama bu ülkemize ve milletimize yönelik açık saldırılara farklı kılıflar altında dayatılan haksızlıklara çifte standartlara boyun eğeceğimiz anlamına da gelmiyor. Her şeye rağmen hiçbir ülkeyle hiçbir kurumla siyaset yoluyla, diyalog yoluyla, müzakere yoluyla çözülemeyecek sorunumuzun olmadığına inanıyoruz. Bunun için Avrupa Birliği'ne tam üyelikten mülteciler meselesine kadar ülkemize verdiğimiz sözleri tutun, birlikte daha yakın, daha verimli bir işbirliği tesis edelim çağrısında bulunuyoruz. Aynı temenniyi müttefikimiz Amerika ile olan ilişkilerimiz için de ifade ediyoruz. Türkiye'nin sınırlarının güvenliği ve savunma ihtiyaçları konusundaki hassasiyetine saygı gösteren bir Amerika ile bölgesel ve küresel düzeyde yapabilecek çok işimiz olduğunu düşünüyoruz.

Bir yanda kendisine stratejik hedef olarak Avrupa Birliği'ni koyan ve ısrarla sık sık hukuk reformlarının altını çizen Erdoğan, bir yandan da hukuk çağrısı yapan, Bülent Arınç'a sert çıkışan Erdoğan. Belki de ne olduğunu anlamaya çalışmak için başka konuşanlara da bakmak lazım. Bu süreçte konuşan bir diğer isim yine AK Parti'nin aksatçılarından Cemil Çiçek. Çiçek önce Karar Gazetesi yazarı Ahmet Taş getirene röportaj verdi. Sadece hukukta değil baştan aşağı ahlakta da reform lazım dedi. Sonra da Hürriyet Gazetesi yazarı Sedat Ergin'e konuştu.

Ergin Çiçek'le gerçekleştirdiği sohbeti köşesine şöyle taşıdı. Cemil Çiçek, siyaset nezaket içerisinde yapılan bir iştir. Bir siyasi genel başkanını kendisine tasvip edin etmeyin. Bu üstüplü hakaret edilmesi kime yapılırsa yapılsın, asla tasvip edilecek bir husus değildir diye söze girdikten sonra ekliyor. Bunun aması, fakatı, özel gerekçesi olamaz. Doğru bulmuyorum.

Çiçek'le dün yargı reformu konusundaki tartışmalar ve kendisinin bu konudaki son beyanlarıyla ilgili sohbet ettik. Bir sorum üzerine konu Alaattin Çakıcı'nın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na hedef alan açıklamalarına geldi. Eski meclis başkanı böyle bir hakaret varsa savcılığın zaten kendiliğinden soruşturma açması gerekiyor. Kaldı ki Kemal Bey'in avukatının da bir müracaatı var diye konuştu.

Yapılacak iyi işler varsa atılacak, olumlu adımlar varsa bunlara karşı çıkmam, bunları küçümsemem. Ama ben demek istiyorum ki doğru adımlar atabilmek için yeteri kadar kanun çıktı zaten. Ama biz hala çözümü yeni kanunlar çıkarmakta arıyoruz. 9 binden fazla kanun var, mesele kanun çıkarmak değil. Nedir peki mesele? Çiçek kanunların uygulanması diye yanıtlıyor ve ekliyor. Her gün bin tane reform lafı geçiyor, biz 50 senedir reform reform diye söylüyoruz. Sonuçta bu iş aşınıyor, heyecan uyandırmıyor.

Yargı reformu tartışmaları bağlamında Çiçek'in şu sözlerinin de altını çizmek gerekiyor. Türkiye'de hukuki konularla ilgili bir kısım değerlendirmeleri yaparken işin ahlaki boyutunu da dikkate alırsak daha isabetli hareket etmiş oluruz. Yargının kararlarına uyacaksınız. Anayasaya göre yargı kararlarının uygulanması gerekir. Kararlara uyulmaması aynı zamanda bir ahlaki sorundur. Örneğin Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır.

Verdiği kararları fikren tasvip etmemek ayrı bir konudur ama herkesi bağlar. Bunu hala tartışıyorsak ortada ahlaki bir sorun var demektir. Bir başka dikkat çeken açıklamada AK Parti Grup Başkan Vekili Özlem Zengin'e ait, Zengin, Jülide Ateş'in Kırk isimli programına katıldı. Jülide Ateş programda Soma ve Ermenekli maden işçilerine polisin müdahalesine sordu. Zengin'in açıklaması beklenmedikti.

Buna çok üzüldüğümü söylemem lazım. Şimdi valimiz arıyor, Marisa valimiz. Ben bu hafta nöbetçiyim ama ona rağmen yani onları ötelemek istemiyorum. Nöbetçi olduğum halde genel kurulda ben bir randevu organize ediyorum. Bunu söylemek hoş değil belki ama onları ben davet ediyorum. Onlara güzel yemek ikram ediyoruz. Oturuyoruz, sohbetimizi yapıyoruz. Nasıl yardımcı olabileceğimi anlatıyorum.

Sonra bu arkadaşlarımız çıkıyorlar işte Kızılay'da bir basın açıklaması yapacaklar. Bir bakıyorum yani tartaklanıyorlar. Ben şimdi açık söyleyeyim ya ben bunu anlamakta zorlanıyorum. Yani ben hiç eğer en ufak bir ihtimal görseydim bu arkadaşlarımız çıktıktan sonra böyle bir şeyle karşılaşacaklar. Onunla ilgili de elimden ne geliyorsa yapardım. Yani söyleyecekleri tek şey de bence şuydu, biz gittik Özlem Hanım'la konuştuk, Özlem Hanım işte yardımcı olacağını, elinden geleni yapacağını söylediği ifadesini belirtecektir. Ben şimdi toplumsal olaylarla ilgili olarak elbette ki yani orası muhtemelen polisin görev alanının dışında olduğu için jandarma orada, jandarma polis de elbette görevini yapacak. Çünkü olayların içinde olmadan biz ekrandan görürken çok tabi olarak oradaki resme bakarak insanlar karar veriyorlar. O yüzden görevlerini yaparken her an insanların onu gördüğünü, bütün toplumun nazarının orada olduğunu görerek yapmaları gerekiyor. Mesela ben madencilerle alakalı bu görüşmeden sonra işte İngiltere'den efendim benim genç üniversite yakınlarımdan o kadar çok telefon aldım ki çünkü insanlar merhametle yaklaşıyorlar ama vicdanların da bir sızı var. Bizim meseleyi doğru anlatmamız çok önemli.

AK Parti içerisinde belli ki bir şeyler oluyor. Partinin eskiden beri içinde olan unsurları hukuk vurgusu yapıyorlar, yumuşama istediklerinin sinyalini veriyorlar. T24 yazarı Mehmet Yılmaz yaşananları şöyle özetlemiş yazısından aktarıyorum. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaktı kalktı yüzünü tekrar Avrupa Birliği'ne dönmeye karar verdi. Geleceğimizi Avrupa ile kurmayı tasavvur ediyoruz dedi. Erdoğan'ın daha önce de benzer sözler söylediğini hatta AB'ye giriyoruz heyecanıyla. Gündüz vakti havai fişekler bile attırdığını biliyoruz. 15 gün sonra bunun tam tersini de söylerse yadırgamayız çünkü daha önce de yaptı. İşim siyasi fal açmak değil ama bu geleceği Avrupa'yla tasavvur etme çıkışı samimi ise yakın gelecekte Cumhur İttifakı'nın dağılacağını da söyleyebilirim. Bu durumda bir soru. Erdoğan MHP'yi kızdırıp koalisyonu dağıtacak herhangi bir konuda serbestçe hareket edebilir mi?

Erdoğan'ı durduk yerde Avrupa Birliği'ni hatırlatmasının kuşkusuz ki duygusal nedenleri var. Bu ilişki konusunda bazı adımlar atılmazsa Almanya'nın son kez başkanlığını yapacağı AB zirvesinde bir takım yaptırımlarla karşılaşmamız olası. Ve bu yaptırımlar zaten son hıza duvara doğru yaklaşırken fren yapmaya çalışan ekonomimizin frenlerini patlatabilir. Ve Türkiye-Avrupa Birliği ile ilişkilerinin iyileştirilebilmesi için yapılması gereken çok şey var.

Bunlar da bugünden başlayarak Sirven'in yapılacağı 10-11 Aralık gününe kadar da çözülebilecek şeyler değil. O tarihe kadar göstermelik bir demokratik açılım havası yaratarak bu sorunların çözümü için zaman kazanabileceğini düşünüyor olmalı. Hukuk ve demokrasi reformlarından söz etmeye başlamasının başka bir nedeni yok. Daha önce kısmen işe yarayan bu politika değişikliğinin bu kez sonuç verebilmesinin önünde artık iki engel var. Bir, Türkiye ile ilişkiler Yunanistan, Fransa ve Avrupa Birliği üyeleri için de bir iç politika meselesi. Ve karşılıklı bağrışmak o ülkelerde de sağ popülist politikacılar için artık siyaset yapma yöntemi.

İki koalisyonun küçük ortağı bırakın, demokratik ve hukuki reformlardan hazzetmeyi, yeniden güç toplama çabasındaki suç örgüt yöneticisinin ana muhalefet liderini kazığa oturtmakla tehdit etmesinden bile mutlu. Bülent Arınç'ın geçtiğimiz hafta Habertürk'te yaptığı demokratikleşme çıkışına ilk yanıtın Devlet Bahçeli'nin basın danışmanından geldiğini hatırlatayım. Nitekim Erdoğan, dün Cumhur İttifakı'nın gidişinden memnunuz diye özel olarak bu konuya vurgu yapma ihtiyacını da hissetti. Son günlerde bizimle asla ilgisi olmayan kimi bireysel açıklamalarla, reform gündemimize yaptığımız vurgular bahane edilerek yeni fitne ateşi yakılmaya çalışıldığını görüyoruz dedi. Bülent Arınç'ı fitne ateşi yakmaya çalışmakla suçlayarak devlet Bahçeli'ye bir mesaj vermeye çalışıyor, Bahçeli'nin sinirlenip masayı devirmesinden ölesiye korkuyor olmalı. Çünkü biliyor ki tek adam olma hevesiyle balıklama atladığı bu sistemde yeniden seçilebilmek için MHP ile kurduğu koalisyonu bozmaması gerekiyor. Bülent Arınç'a fitne çıkarma demesi kolay çünkü onun siyasi gücü yok ama Bahçeli'yi pamuklara sarıp kollaması gerekiyor.

Aslında bakacak olursanız Mehmet Yılmaz Bey anlamda haklı çıktı. Bir başka gazeteci Murat Yetkin'e kulak verelim. Yetkin, YouTube kanalında olan bitenle ilgili şunları söyledi. Berat Albayrak'ın yani Cumhurbaşkanı'nın damadının Hazine ve Maliye Bakanı'ndan ayrılmasından sonra malum Erdoğan hem ekonomik hem de siyasi reformlar, hukuk reformları sözüverdi. Ama söz verince ortalık karıştı. Tabii birileri bunu destekledi. Örneğin Bülent Arınç, Adalet Kalkınma Partisi'nin kuruluşundan beri yani kuruluşunda üç temel direği vardı. Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç onlardan biri dedi ki zaten bu hukuk sistemi çok iyi gitmiyor. Ben anlamıyorum neden Osman Kavala, neden Selahattin Demirtaş hala böyle çocukların yazmayacağı iddianamelerle içeride. Tabii bunları biz söylesek muhtemelen hakkımızda dava açılır ama Bülent Arınç söyleyince ne oldu biliyor musunuz? En fazla kim rahatladı bundan biliyor musunuz? Adalet Kalkınma Partisi içindeki vicdan akıl sahibi insanlar yönetimindeki ama ne oldu?

Erdoğan çok sert bir şeyle ismini vermedi ama Bülent Arınç'in kastedildiği açıklandı. Bir zamanlar birlikte yürüdüğümüz, yürümüş bile olsak falan diye bayağı da dışlayıcı bir ton kullanarak bu kadar yıllık dava arkadaşına eleştirilere hak verilmesine karşı çıktı öyle diyelim. Aman toz kondurulmuyor. Neden? Çünkü Erdoğan'ın ortağı Adalet Kalkınma Partisi'nin ortağı Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli son derece rahatsız oldu bu reform söyleminden. Yani Alaaddin Çakıcı'nın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na

Baya hakaretlerle tehditlerle saldırmasını sahiplenmesi Bahçeli'nin zaten kendi başına bir büyük olaydır. Yani ne Meclis Başkanı ne Cumhurbaşkanı ağzını açıp bir kelime etmediler. Halbuki sivil siyasetin şampiyonu Cumhurbaşkanı kendini o mertebeye koyuyor. Şimdi yargı reformu sözü var. Bu hafta geleceği söyleniyordu. Artık bu gelişmelerden sonra gelir mi bilmiyoruz. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi hiçbir şey değişmesin istiyor.

Ve gelinen son kertede Bülent Arınç kamuoyuna bir duyuru yaparak YİK üyeliğinden, Yüksek İstişare Kurulu üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı. Yani Mehmet Yılmaz'ın söylediği gibi Erdoğan bu çekişmede devlet bahçeliği tercih etmek zorunda kaldı. İşte böyle baş döndürücü gelişmeler arda arda yaşandı. Bu yaşananları geride bıraktık diyebileceğim. Çünkü belli ki bir şeyler bitmedi tam aksine yeni başlıyor. Bakalım neler olacak takip edeceğiz ve size aktaracağız diyelim. Bu bölümü kapatalım. Trendtopik pod bir medyayla birlikte hazırlıyoruz. Yeni bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)